Ustadnecipfazil.com ve nfkisakurek.com Domainlerimiz de Hizmete Girdi

Site adresimizi daha kolay anlaşılır bir hale getirmek amacıyla, ustadnecipfazil.com ve nfkisakurek.com domainleri de n-f-k.com altyapısı üzerine park edildi. Site temeli n-f-k.com adresinde çalışmaya devam edecek olmakla beraber, artık site adreslerimizden biri, içeriğimiz hakkında potansiyel kullanıcılarımıza daha anlaşılır bir bilgi sunacak.

Sitemizin temel altyapısı n-f-k.com sitesi üzerinde kalacak olmakla beraber, artık sitemize erişmek için web tarayıcınızın adres çubuğuna ustadnecipfazil.com veya nfkisakurek.com adresini de yazabileceksiniz. Arkadaşlarınıza sitemizden bahsederken, akılda daha kolay kalacağını düşündüğümüz bu domainleri de verebileceksiniz. Zamanla altyapımız, bu domainlerimiz ile daha verimli çalışabilecek şekilde güncellenecektir. Yeni adreslerimizin, sunacağı erişim alternatifi ile Üstadseverlere kolaylık sağlamasını diliyoruz.




Dunyabizim.com’da Röportajımız Yayınlandı

Kültür-sanat haberleri dalında yayın yapan ve alanının önde gelen web sitelerinden olan dunyabizim.com sitesinde, düzenlediğimiz şiir/nesir yarışması münasebetiyle sitemiz hakkında oldukça geniş kapsamlı bir röportaj yayınlandı. Sitemizin kuruluş hikayesinden yönetim ekibine, varlık sebebinden düzenlediği veya düzenlemeyi planladığı faaliyetlere, hedef kitlesinden yönetim tarzına kadar pek çok bilgi içeren bu röportaj ile bizleri daha yakından tanıyacağınızı sanıyoruz. Başta Cesur Küçük olmak üzere, ekibimize kendimizi anlatma imkanı tanıyan tüm dunyabizim.com yöneticilerine bu vesileyle teşekkür ederken, sizleri röportajımızla başbaşa bırakıyoruz:

(Not: Röportajı bu linkten de okuyabilirsiniz.)

KALEMİNE GÜVEN! ÜSTAD’I ANLAT

www.n-f-k.com 3. nesir/şiir yarışmasını başlattı. Yarışma Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili nitelikli yazılar elde etmeyi hedefliyor.

07 Temmuz 2009 Salı 18:12

Bundan bir hafta önce Mp3 İndirmek Caizdir diye bir dosya yapmıştık. Dosyamızda Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in eserlerinin yer aldığı bir siteden bahsetmiştik.

www.n-f-k.com sitesini ziyaret ettiğimizde bir yarışma düzenlediklerini gördük. Yarışmanın amacını şöyle açıklıyorlardı.

“Son iki sene, özellikle de geçen sene yapmış olduğumuz yarışmanın tatmin edici bir keyfiyete vesile olduğunu görmenin de verdiği teşvikle, 3. nesir/şiir yarışmamızı başlatmış bulunuyoruz. Bu yarışmamız da, tıpkı 1. ve 2. yarışmalar için de geçerli olduğu üzere, Üstad Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili nitelikli yazılar elde etme amacını taşıyor. Umarız bu yarışmamızda katılan yazı sayısı ve yazıların kalitesi yönlerinden çitayı daha da yukarıya taşımak nasip olur. Yarışmanın süresi 26 Temmuz 2009 günü dolacaktır.”

Biz de bu çok önemli çabaya duyarsız kalmak istemedik ve sitenin kurucusu Ahmet Yıldırım’a bir kaç soru yönelttik. Yıldırım sorularımızı içtenlikle cevapladı.

Sitenizin kuruluş amacı nedir? Kimler tarafından kuruldu bu site?

n-f-k.com sitesini, 2005 yılında internet üzerinden Üstad vesilesiyle tanıştığımız ve uzun süre boyunca mail yolu ile fikir alışverişlerinde bulunduğumuz bir arkadaşla beraber kendi imkanlarımızla kurduk. O sıralarda ben lise öğrencisiydim, arkadaşım ise üniversitede okuyordu.

Sitenin kuruluş amacı, Üstad Necip Fazıl hakkındaki en doğru bilgileri ve mevcut materyalleri tek çatı altında derlemek; kendi düşünce yapımızı borçlu olduğumuz bu büyük fikir, sanat ve aksiyon adamını olması gerektiği gibi, kendi özellikleriyle bir bütün olarak anlatabilmek; bu alanda ortaya dikkate değer çalışmalar koyabilmek ve ileride bu doğrultuda yürüteceğimiz çalışmalar için bir hareket noktası oluşturmaktı. Üstadı anlatmak iddiasında olanların, onu kendilerinin sahip olduğu görüşlere göndermeler yaparak ele aldığını müşahede etmemiz bizi bu hususta hareket geçiren saiklerden biriydi. Zira Üstad ya tek bir özelliğiyle ele alınarak işleniyor, yahut da olduğundan farklı bir biçimde resmediliyordu. Ayrıca insanları, Üstad’la gerektiği gibi tanıştıracak ve onu şairliğinden ötedeki özellikleriyle yakından tanıma konusunda teşvik edecek miktar ve sayıda materyale derli toplu bir biçimde internet üzerinden ulaşmak mümkün görünmüyor, Üstad yeterince anlatılmıyordu.

Kendi zihin yapısını, hayat görüşünü ve yaklaşım tarzını Üstad’a borçlu olan kimseler olarak, biz Necip Fazıl’ın neden Üstad olduğunu hissetmiş, hatta bire bir yaşamıştık diyebilirim. O; kendine ithaf edilenlerle değil, kendi sahip olduğu özelliklerle “Üstad” sıfatıyla anılan bir şahıs olmuş, bizim şahsiyetlerimizi bizzat kendi eserleriyle yoğurmuş bir insandı. Biz kendi entelektüel varlığımızı Necip Fazıl’a borçlu idiysek, o kelimenin tam manasıyla bir Üstad’dı ve tek bir yönüyle yalan-yanlış anlatılan şahıs bizim zihnimizi yoğuran üstadımız olamaz, Üstad yeni insanlarla bu şekilde tanıştırılamazdı. İdeali olan bir insanın aksiyon ruhu da olur ve her insanın, inancına hizmet etmek noktasında yapabileceği bir iş mutlaka vardır. Biz de sitemizi bu istinat noktasından hareketle kurduk. Onu rehber almaya devam etmeye, onu anlatmaya ve onun için çaba sarf etmeye hayatlarımızı adadık. O hiç durmamayı öğreten ve mütakiplerine seviye kazandıran bir insandı, hakkıyla bilinmeyen bu dehaya tüm toplumumuzun ihtiyacı vardı. Sitenin kurucusu olan diğer arkadaşımız şahsi işlerinden dolayı bir süre sonra ayrılmak durumunda kalsa da, sitedeki paylaşımlarıyla tanıyarak yönetimimize dahil ettiğimiz arkadaşlarla beraber amacımız için çalışmaya devam ettik ve muhteşem bir sinerji oluşturduk. Her biri, aynı duygularla, aynı amaç için siteye dahil olan yöneticilerimizle mutabakat içerisinde ve geniş bir vizyon ile kararlar alarak uyguladık.

Tamamen gönüllüler!

Tamamıyla gönüllülük esasına dayanan bu çalışmalar esnasında yöneticiler birbirinin eksiğini doldurdu, forum kalitesini korumak ve teknik işleri yürütmek için çaba sarf etti. Örnek vermek gerekirse teknik ve stratejik altyapı ile ben ilgilenirken görme engelli olduğumdan dolayı logo benzeri görsel materyallerin hazırlanmasıyla, yüz yüze tanışıklığımız dahi olmayan başka bir arkadaşımız ilgilenmek durumunda kaldı; forumu hep beraber uygun olduğumuz vakitlerde idare ettik. Neticede de, ortaya uyum içerisinde yürüyen bir site çıktı diyebilirim. Şu anki yönetimimiz, çoğunluğu Boğaziçi, Yıldız Teknik, Gazi gibi üniversitelerde okuyan gönüllülerden oluşuyor ve sitenin masrafları bu ekibin burslarıyla karşılanıyor.

Bu amaç doğrultusunda bugüne kadar neler yaptınız?

Bugüne kadar düzenlediğimiz faaliyetler, henüz gerçekleştiremediğimiz bazı hazır projelerimizi saymazsak, genellikle sitemizi geliştirmek ve internet kullanıcılarını Üstadla ilgilenmeye davet eden çalışmalar yürütmek biçiminde gerçekleşti. Forumumuzun seviyesini yükseltmek ve sitemizi bu yolla bir akademiye çevirmeye çalışmak gibi rutin çabaların dışında, 4 yıl içerisinde oldukça geniş bir arşiv derledik. Bu download arşivimizde Üstad’ın senaryolarına çekilen filmler, eserlerine yapılan besteler, şiirleri için yapılan seslendirmeler, Üstad hakkındaki program ve konferanslar ile Üstad’ın kendi sesinden konferans ve hitabeleri yer alıyor. Bu arşiv çalışmamızı daha da genişleterek, elimizdeki Büyük Doğu ve Ağaç dergilerinden bir kısmını tarayıp fikir vermesi için kullanıcılarımızın istifadesine sunduk ki, bu gibi numuneler, davasını bu yayınlar etrafında savunan Üstad’ımızın anlaşılabilmesi için hayli büyük bir önem ifade ediyordu. Arşivimizi zamanla daha da genişletmeyi düşünüyoruz. Gerek Üstad’ın kaleminden çıkan, gerekse onu anlatmak için başka şahsiyetler tarafından hazırlanan dikkate değer yazıları döküman kategorilerimizde derleyerek Necip Fazıl hakkında araştırma yapmak isteyen yahut onu daha yakından tanımak arzusundaki herkesin, Üstadla ilgisi bulunan her konuda döküman bulabilmesine imkan tanıdık. Sitemiz, Üstad’ı tanımayan bir insanın onu en doğru biçimde, en derin özelliklerine kadar tanıyabilmesine imkan sağlayan bir çehre kazandı. Amacımız yalnızca arşivcilik yapmak değil, ortaya yeni materyaller de koyabilmekti. Bu doğrultuda, forumdaki yazılarından konu ile ilgili bilgili ve yetenekli olduğunu tespit ettiğimiz kullanıcılarımızı, Üstad’la ilgili çeşitli çalışmalar hazırlamaya yönlendirdik ve bu görevlendirmelerin neticesinde, kullanıcılarımızla el ele birtakım tahlil metinleri oluşturduk. Yakın bir zamanda kitaplaştırılacak noktaya gelmesini ümit ettiğimiz bu çalışmalar; öyle sanıyorum ki, Üstad’ın ve belirli eserlerinin, zihinsel varlıklarını Üstad’a borçlu olan şahısların kalemi aracılığıyla anlaşılmasına büyük bir katkı sağlayacaktır. Ürettiklerimizin arasında, bu çalışmalara ek olarak, çeşitli multimedya öğelerinden de söz etmek gerekir. Pek iyi tanınmayan Üstad’ın, en çok atıfta bulunulan özelliği şairliğidir ve onu yakından tanımayanlar, onu yalnızca iyi bir şair olarak görür. Biz bu gerçeği de gözönünde bulundurarak, şiirlerini çeşitli görsel kompozisyonlarla birleştirerek estetik açıdan dikkate değer resimli şiirler oluşturduk ve Üstad’la ilgili slayt ve videolar hazırlayarak farklı platformlarda bunları paylaştık. Üstad’ı tanıtmak amacıyla program düzenlemeye niyetlenen ve bizden bu hususta destek talep eden öğrenci, öğretmen ve kurumlara her türlü materyal ve fikir desteğini sunduk. Bir süre önce de, dünyadaki her insana söyleyecek sözü olduğuna inandığımız Üstad’ın yabancılarca da anlaşılmasını sağlamak adına, onun hakkında yabancı dillerde hazırlanan materyalleri derledik ve site bünyemizde, mesleği çevirmenlik olan veya kullandığı yabancı dile hakim arkadaşlarla bir tercüme ekibi oluşturduk; Üstad’ın bazı eserlerini büyük bir titizlik ve daima dikkatli bir gözden geçirme ile çevirmeye ve international.n-f-k.com adresinde yayınlamaya başladık. Yine Üstad’ı kendi eserleriyle anlatmak ve onun hakkındaki yetkin yazıların ortaya çıkışına imkan tanımak adına, sonuçlarında Üstad’ın kitaplarını dereceye giren kullanıcılarımıza hediye ettiğimiz nesir/şiir yarışmaları düzenledik. N-f-k.com ekibi olarak, yine Üstadımız gibi hakkıyla tanınmayan II. Abdülhamid Han için ikinciabdulhamid.com sitesini yayınladık. Bilgisayarlarımızın ardından sürdürdüğümüz birlikteliği, çeşitli buluşmalar tertipleyerek gerçek hayata da aktardık ve Üstad etrafında sohbet buluşmaları düzenledik. Zamanla inşallah çalışmalarımızın sayı ve niteliği daha da artacaktır.

Gösterdiğiniz çabanın karşılıksız kalmadığını düşünüyor musunuz? Ne gibi geri dönüşler aldınız?

Bu çalışmayı büyük bir arzu ile devam ettirmemizi sağlayan en büyük etken, belki de aldığımız geri dönüşler ve kullanıcılarımız üzerindeki müspet tesirimizi müşahede etmemizdir. Sitemizdeki paylaşım ortamının bazı kullanıcılarımızın zihni açıdan büyük bir gelişim kaydetmesine ve Üstad’ı daha yakından tanımasına vesile olduğunu mutlulukla gözlemliyor, yola çıkış amacımıza hizmet etmekte olduğumuzu böylelikle daha iyi anlıyoruz. Bu başarımızın da, daha ziyade, Üstad gibi bir dehayı olduğu gibi, kendi eserleriyle anlatma gayretimizden kaynaklandığı fikrindeyim. Gözlemlerimizin dışında, Üstad’ı gerçekten seven herkesin, çalışmamızın taşıdığı ehemmiyeti ve yerindeliği vurgulayarak takdirlerini esirgemediğini ve bizim bu yaklaşımlarla motive olduğumuzu belirtmem gerekir. Elbette ki, herhangi bir takdir görmesek de biz bu çalışmamızı devam ettirecek ve amacımız doğrultusunda yürüyecektik; fakat pekçok üstadseverin takdirine mazhar olmak bizleri daha büyük bir şevkle çalışmaya yöneltiyor. Üstadla ilgili çalışmalarını
bizim vasıtamızla duyurmak isteyen, düzenledikleri konferansları veya radyo/televizyon programlarını henüz biz talepte dahi bulunamadan sitemize ulaştıran, yaptıkları akademik incelemeleri bize göndererek yayınlamamıza imkan tanıyan üstadseverlerin varlığı, bizlere en büyük teşvik oluyor. Öte yandan, Üstad’la ilgili birşeyler yapmak isteyenlerin de sitemizden destek istemesi, gerçekten büyük ve önemli bir ihtiyaca cevap verdiğimizi bize hissettiriyor. Bu vesileyle manevi desteklerini esirgemeyen herkese teşekkür
etmek istiyorum.

Sitenizi takip eden kişilerin profili nedir? Mesela hangi yaş aralığındaki kişilere hitap ediyorsunuz?

Sitemizin hedef kitlesi aslında her yaşı ve meslek grubunu kapsıyor. Yalnız, internetten daha geniş bir dairede faydalanan bilgisayar kullanıcıları 17-30 yaş arasında yoğunlaşıyor ve bu kimseler genelde ya öğrenciliğe devam ediyor, yahut okulunu yakın zamanda bitirmiş oluyor. Bu genel eğilim sitemize de yansımış durumda. Eski yöneticilerimizden Üstad ile görüşme fırsatı bulan ve okul müdürlüğü yapan bir ağabeyimiz 50 yaşındaydı, fakat şu anki yönetim kadromuz 20-25 yaş arasındaki gençlerden oluşuyor. Kullanıcı profilimiz için de aynı durumdan söz edebiliriz. Üstad’la haşır neşir olmaya ihtiyaç duyan ve birikimimize birşeyler katabilecek olan herkese kapımız sonuna dek açık. Yöneticiden işçiye, öğretmenden öğrenciye kadar geniş bir kullanıcı profiline sahip olduğumuzu söyleyebilirim. Yalnız asıl hedefimiz, Üstad’ı anlayabilecek ve ondan öğrendikleri doğrultusunda, tıpkı bizler gibi, zihinlerini pişirebilecek gençlerle büyük bir rehberi buluşturmak olduğundan; genç arkadaşlarımızın katılımını sağlamak için özellikle çaba harcıyoruz.

Düzenlediğiniz yarışmalara gösterilen ilgi hangi boyuttaydı? Dereceye giren eserler sizi tatmin etti mi?

İlk yarışmamız için bu soruya evet diyemeyeceğim, fakat siftah mahiyeti taşıyan bu yarışmamızın ardından kullanıcı sayımızın artmasına bağlı olarak gösterilen ilginin ve yarışma kalitesinin de arttığını söylemek gerekir. İkinci yarışmamıza gösterilen ilgi ve yazı kalitesi beklentilerimizin üzerindeydi, üçüncü yarışmamızın henüz bitiş tarihine uzun bir zaman bulunmasına rağmen beklentilerimizin üzerinde bir katılım oranına ulaştığımızı söyleyebilirim. Beklentilerimizin altında olmayan yazı kalitesinin zamanla daha da yükselmesini ümit ediyorum.

Geleceğe dair planlarınız, faaliyetleriniz var mı?

Elbette. Sitemizin kuruluşu, düzenlemeyi planladığımız bir dizi faaliyetin başlangıç noktasıydı. Bu ana kadar yaptıklarımızı elbette yeterli görmüyor, bunların birer başlangıç olduğunun bilincini daima muhafaza ediyoruz. Sitemizin sahip olması gereken temel alt yapıyı bu sene tamamladığımızı düşünüyor ve Internet sınırlarını aşarak sosyal hayatı doğrudan hedefleyen çalışmaların altına imza atmak vaktinin geldiği fikrini taşıyoruz. Katılımcı teveccühünü çekecek ve Üstad’ı hakkıyla en yetkin şahsiyetler tarafından, yeterince vurgulanmayan önemli yönleriyle anlatmayı hedefleyen anma programları düzenlemek, sitemizdeki telif çalışmaların sayısını arttırdıktan sonra matbu eserler vermek, Üstad’ın eserleriyle geniş halk kitlelerini tanıştırmak için bir dizi faaliyet düzenlemek, onu tanıtmak amacıyla bir STK kurmak, dizi halinde programlar düzenleyerek Üstad’ın eserlerini belli bir akış dahilinde ele alıp yorumlamak, kaliteli ve tanınan ekiplerle koordine bir biçimde çalışarak görsel ve işitsel ürünler ortaya çıkarmak benzeri bir çok plan ve projeye sahibiz. Bunlardan bazıları için halihazırda çalışmaya başladık. Örneğin anma toplantısı girişimimizin, bazı belediyelerin kültür müdürleri
tarafından sergilenen hayal kırıcı, lakayıt ve hatta üzülerek söylüyorum ki cahilce
yaklaşımlara takılmasına rağmen, en azından gelecek sene için ortak projelere başlayacağımızın sözünü almak da bizim açımızdan mutlu edici bir gelişmeydi. Üstad’ın eserlerini dağıtmak amacıyla yürüteceğimiz çalışmalar için sponsor arayışlarına ve çeşitli kurum ve kişilere dağıtılmak üzere interaktif arşiv DVD’leri hazırlamaya başladık. Elbette ki kendi maddi imkanlarımızı da tüm darlığına rağmen bu işler için organize etmeye gayret ediyoruz.

Dünyabizim.com´u takip ediyor musunuz? Eğer ediyorsanız fikriniz ne hakımızda?

Dunyabizim.com u şahsen takip ediyor ve bu sitenin de büyük bir boşluğu doldurduğu fikrini taşıyorum. Bizim fikir dünyamız’ı kucaklayan, ufku geniş bir kültür-sanat sitesine ihtiyaç duyuluyordu ve dunyabizim.com, kısa zamanda topladığı ilgiyle bu ihtiyaca cevap verebilmek için sahip olduğu liyakati ispatladı. Şahsen kültür-sanat haberleri için dunyabizim.com’u sıklıkla ziyaret ediyorum. Normal haber ve gazete takiplerimde rastlayamadığım kültür-sanat haberlerini okuyabilme imkanı benim için önem ifade ediyor.

Cesur Küçük görüştü, konuştu




Muhasebe

MUHASEBE

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!!
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle…
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen…
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tespih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş…
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kâğıdından, bütün iş kopya almak;
Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;
Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!
Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
Lâfını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni;
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?

(1947)




Aynalar Yolumu Kesti

AYNALAR YOLUMU KESTİ

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvî mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsî emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vâde;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh Tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

(1958)




1000 Yıl Sonra Tarih

1000 YIL SONRA TARİH

Bin sene evvel, iğne uciyle delindi zar;
Resûlden haber geldi, mezarsız öldü Sezar!..

(1947)




Şekspir’den Örnek

ŞEKSPİR’DEN ÖRNEK

Sabataist Ahmet Emin Yalman Malatya’da vuruldu ellili yılların başlarında. Bu işi yapanların Büyük Doğu’cu olduğu savıyla, üstadımız ve Osman Yüksek Serdengeçti, Cevat Rıfat Atilhan ve Samsun’dan Mustafa Bağışlayıcı azmettirici sayılarak tutuklanmışlar ve mevcutlu olarak Malatya’ya götürülmüşler ve mahkemeye çıkarılmışlardı. Savcının iddiasına göre, tetikçi (Hüseyin Üzmez) Büyük Doğu dergisinde okuduğu antisemitik yazıların öfkesine kapılarak Sabataist Ahmet Yemin Yalman’a ateş etmişti. Savcının bu içerikteki iddiasını okumasından sonra, ağır ceza reisi, üstadımıza ne diyeceğini sorunca.
Üstadımız gayet ciddi bir şekilde; ‘Efendim, hepiniz Şekspir’in Othello’sunu okumuşsunuzdur. Orada Othello, yani piyesin erkek kahramanı, kadın kahramanı olan Dezdomona’yı boğarak öldürdü. Bu durum kanuni cezayı müstelzim bir fiildir şüphesiz. Ama yeryüzünde hiçbir nadan kalkıp, Othello Dezdomona’yı boğdu diye Şekspir’i itham etmemiştir.’ karşılığını vermiş hakim heyetine.

(İsmail Kazdal’ın ‘Serencâm-Anılar’ adlı eserinden iktibas edilmiştir.)




İşçi

İŞÇİ

Bir milyon Türk’ün Avrupa’da çalışması ayıptır, yüzkarasıdır!..
Avrupalı bunu size söylemez, çünkü menfaati vardır.
Bir gün Münih’te, havaalanında yürüyen merdivenden indim. Baktım; bir adam hela temizliyor.
“Sen Türk’sün, değil mi?” dedim.
“Evet!” dedi.
Avrupalı’nın bunları yaptıracak adamı yoktur. Çünkü kendi insanı bir nevî ibda safhasının başlangıcındadır.

(Konuşmalar isimli kitabından iktibas edilmiştir)




Zafer Hanım

ZAFER HANIM

Torunlarının “Cici anne!” diye hitap ettiği büyük annem, büyük babamın zevcesi Zafer Hanım, şanlı bir İstanbul hanımefendisi… Eski Halep valisi, Hariciye Müsteşarı, Zaptiye Nâzırı Salim Paşa’nın kızı…

Salim Paşa Halep valisi iken, kendisine bağlı bir mütesarrıflık olan Maraş’a gelmiş, Kısakürek oğullarının konağına inmiş; o zaman toy bir delikanlı olan büyük babamı görmüş, zekâsına hayran olmuş, yanına almış, İstanbul’a gitmiş, tahsil ve terbiyesiyle uğraşmış, sonunda da kendisine damat etmiş…

Eğer bu satırların çerçevelediği şeyler, Efendime açılan yolumun ve bu yol başındaki ruhî anlarımın kalın hatlarla karalanmış, sadece malzemelik, basit dekorlarından ibaret olmasaydı; eğer bu dekorların bahane tiplerine ayrıca değer vermem icap etseydi, Zafer Hanımefendiye; uzun, çok uzun bahisler ayırmam onu tek başına bir mevzu diye ele almam gerekirdi.

Kadın saçlarının topuklara kadar indiği o devirde bile, bugünün kesik saçlarına eş; kırpık saçlı başı ve daima sultanî edâsiyle cici annem, bütün İstanbul’da dillere destan elmasları, ziyafetleri, armonik piyanosu ve çoğu Batı dillerinden tercüme sepet sepet romanları ve karmakarışık bir dekor içinde, Abdülhamid devrinden Meşrutiyet sonrasına aktarılan, Doğu ve Batı bulamacı, Tanzimat artığı, mihrakından oynatılmış ve yeni mihraka oturtulamamış hafakanlı İstanbul hanımefendisinin en tipik bir örneğidir. Cemiyetin ruhî dayanağındaki, o zamanlar alıp yürüyen şaşkınlık ve muvazenesizlik, onun mizaç aynasından ne canlı akisler püskürtüyordu…

Her şeyden önce, müthiş bir sinir, vehim kumkuması…

Denizden korkar, vapura binemez; Sarıyer’deki köşküne, karadan, Şahin ve Mazlum’un çektiği kupa arabasiyle gider.

Ölümden öyle ürker ki, geceleri yatağına dümdüz uzanmayı bile yarı ölüm sayar ve başının altına dört beş yastık koyar. Sanki oturduğu yerde ölüm onu bastıramaz ve omuzlarını yere getiremez.

Vehme bakın ki siz, konağın üçüncü katındaki yatak odasında, yangına karşı başka çare kalmazsa pencereden inmek üzere bir ip merdiven bulundurur. Halbuki o da yaşça altmışı geçkindir, hayli şişmandır, sargılar altında boru gibi duran bacaklariyle, ip merdivenden değil, konağın şahane merdivenlerinden bile rahat rahat inip çıkmak iktidarında değildir.

Çocuk sevmez, şefkatten pek anlamaz, evin mânevî havasını mayalandırıcı derinliğine bir iç hüviyet belirtmez; ya ilaç şişeleriyle dolu maun dolabına abanık, yahut görülmemiş israfların ve günübirlik meselelerin siniri içinde, çırpınır, durur. Ve hep, dışına biraz fazla sızan nefsaniyet haliyle göze çarpar.

Çocuklar yemesin diye arka salonun püsküllü kanepeleri altına sakladığı tatlıları bir hücumda yok etmek ve ip merdivenini pencerelerden sarkıtmak en büyük zevkimizdi.

Fakat o daima asil ve zarif…
Evet, büyük babam ve cici annem…

Konakta büyük babam, bütün özeniş ve değişmelere rağmen, saffetli ve Anadolu’lu kalma seciyesinden; cici annem de, kâbus çatılarının ördüğü büyük şehir kadınında, kararmış bir iç hayatın dışına fışkırttığı bunalma halinden birer mostra…

————————————
NFK/ O ve Ben, Kafa Kâğıdı,




Zula Ve Bıçak

ZULA VE BIÇAK

Zula ve bıçak.. Zula, mahkûmların yasak eşyayı gizledikleri yerdir. Bu tabir o zamanlar o kadar hoşuma gitmişti ki, vak’ası hapishanede geçen,”Zula” isimli bir piyes yazmayı bile düşünmüştüm. Zulada eroin, esrar, bıçak, şiş, tabanca, her türlü gizli eşya bulunur. Zulalar hapishanelerin nereleridir? Hiçbir deha bunu keşfedemez. Helalarda kuburlar, oyulmuş pencere tahtaları, duvarlarda gömme ve üstü badanalı hücrecikler, ayakkabı köselelerinin araları; bunlar hep çocukça şeyler.. öyle zulalar gördüm ve duydum ki, inanamazsınız.. Mesela bir yatak üstünde kahverengi bir battaniye.. Alın ve isterseniz silkeleyin! Üzerinde ve altında hiçbir şey yok.. Fakat bu battaniyenin lifleri arasında, ince toz haline getirilmiş ve uğuşturula uğuşturula battaniyeye sindirilmiş, yedirilmiş belki yarım kilo esrar vardır. Bunun erbabı, hususi bir tel fırça ile oradan süzmesini ve ancak küçük bir fire bırakarak malı oradan çekmesini bilir. Söylendiğine göre, dışarıda bu muamele yapıldıktan sonra içeride tel fırça ile istihsal edilen mal –esrarın ismi maldır- hapishaneye getirilmeden evvel battaniyenin birkaç kere silkelenmiş olmasına rağmen pek büyük bir fire vermiyormuş.. Hem verse bile ne çıkar; girebiliyor ya!.. İşte bu zula, bir Avrupalının beynini dondurabilir. Şu bizim, menfi sahada malik olduğumuz dehalar, müsbete çevrilebilse, acaba ne olurdu bu vatan?

İkinci müthiş zula, hepsinden üstün.. Bütün gizli eşya ortada.. Yani açıkta değil de yatakların altında falan.. Tam arama başladığı zaman; bunların hepsini birden, sanatkarlıkta korkunç bir yankesicinin cebine dolduruyorlar. O da, arama yapılırken, bir istida vermek veya ”maruzatta bulunmak” bahanesiyle hapishane müdürünün, savcının, jandarma komutanının, kimi kestirirse onun yanına sokuluyor ve eşyayı olduğu gibi bunların cebine yerleştiriyor. Derken, arama bittikten sonra, ya aynı yankesici, yahut bir başkası, yanlarına sokulup ceplerinden malları tekrar teslim alıyor. Daha ne zulalar, ne zulalar! “ Zula” kelimesini, manevi makamda da kullanıyorlar. Kalbinde bir şey saklayan adam “ Ulan, ne var zulanda, söyle!” diyorlar.

Bıçak, aynı zamanda, ucuna biraz eroin koyup henüz alışmamış mahkuma takdim etmenin de aletidir. Haddinizse almayın! Bu hareket “ Ya eroini alırsın, a bıçağı yersin!” demektir. İlk takdimler parasızdır. Fakat bir kere alışıp eroin delisi oldunuz mu, siz, artık ölünceye kadar emniyet altına alınmış bir gelir kaynağısınız!

(Cinnet Mustatili’nden)




Zurnalı Vapurlar

ZURNALI VAPURLAR

Korkuyorum. Çünkü kış bitmek üzere… Zurnalı vapurlar neredeyse ortaya çıkacak…

Ben Boğaziçinde otururum ve o kıyıları çok severim. Zavallı Boğaziçi, kömür yığınlarının, tütün depolarının, fabrika ve gazhane müsveddelerinin, birer maskara horoz edasiyle üstünde eşindiği canım toprak, bütün sırrını bir türbe kadar dilsiz ifadesinde taşıyordu. Bir kurtarıcı bekleyen Boğazın karşısına, nihayet (Şirketi Hayriye) öyle icat kahramanlığiyle çıktı ki, Boğazın elde kalan son manasını da öldürdü. Boğazı, laternalı panayır meydanlarına çevirdi:

(Şirketi Hayriye)nin, vapurlardaki kaptan kulelerine, birer kübik zurna şeklinde oturttuğu hoparlörlü gramofonlar!…

Hiç unutmuyorum. Bir gece yorgun başımı, evimin biricik zenginliği, sessizlik kızağında kalafata çekmek için, geç vakit yatağa girmiştim. Daha uykumu avlayamadan bir cehennem gümbürtüsiyle yerimden fırladım. Sesler gitgide yükseliyordu. Zira vapur, Çengelköyünden Beylerbeyine doğru gittikçe yaklaşıyordu. Aman ne havalar! Güya Türkçe bir tango, peşinden (ben esmeri fındık ile beslerim), (Ave Maria) ve saire…

Sabahın bu ismetli saatinde ve pekmezle rakıyı birbirine katarcasına, bu iğrenç terkip karşısında az kalsın kusacaktım. Böylece mahallebici dükkanından belediye reisliğine ve (Şirketi Hayriye) müdürlüğünden en yüksek idare makamına kadar, selim zevk denilen şeyin ne lazım bir sermaye olduğunu bir kere daha anladım.

14 Şubat 1939