Üstad’a 28 Harf De Yeter

Bir gazetede tefrikası çıkıyor. Bugün yazıyı verir, yarınki gazetede çıkar. Bir defasında yazıyı hazırlamaya vakit bulamamış. Matbaanın önünden geçerken mürettibi gördü ve “Üstad yazı gelmedi” deyince, “yetiştiremedim, gel ben sana söyleyeyim sen harflerini diz” teklifinde bulundu. Mürettib “peki” dedi “harf kutularını kontrol edeyim”
Ama baktı ki bir harf kutusu boş, “Üstad’ım maalesef olmayacak, harflerden birisi hiç kalmamış!” diye usulünce “ziyanı yok, o harfi kullanmadan yazıyı tamamlarız'” diyor ve gerçekten tamamlıyor.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.345)




Üstad’ın Elini Öpmek

1975’te İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İzmir’e yerleşmem icap etti. Üstad bir kaç kez İzmir’e geldi ve orada elini öpmek tekrar nasip oldu. Herkes bilir, Üstad kimseye elini öptürmezdi. Kendisini çok seven bir arkadaşım zorla elini öpmek isteyince “güreşe mi geldin” diyerek söylenmişti.

1983 yılının Mayıs ayında Eskişehir’de askerlik yapıyordum. Bir cuma günü Adapazarı’na geçtim. Trende giderken hıdrellezi kutlayan kalabalık bu günlerin Üstad’ın vefatından onbeş gün kadar önceye tesadüf ettiğini gösteriyordu. Telefon ettim. Pazar günü beklediğini söyledi. Abdullah Gül, Mete Doğruer ve ben birlikte gittik. Bizi üst kattaki kendi odasına aldı. Yorgun bir hâli vardı. Gözleri galiba artık çok iyi göremiyordu. Sakalı ne kadar da çok yakışmıştı. Günlük hadiselerden bahsetti. Muhakemesinde en ufak bir zaaf eseri yoktu. Biraz endişeyle bir fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim. Lütfen kabul etti. Sakallı haliyle yanında çekilmiş bir fotoğrafım yoktu. Galiba ikişerli durarak bir kaç fotoğraf çektirdik.

Sonra Eskişehir’de radyodan vefat haberini aldım. Cenazesine katılamadım. Ancak bu üzüntüyü hâlâ hissederim. Allah rahmet eylesin.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.350)




Üstad’ın M. T. T. B. Ankara Şubesindeki Konferansı

Yıl 1974, MTTB Ankara Şubesi Başkanıyım. Üstad’a Ankara’da konferans verdireceğiz. Yer Maltepe’de Gölbaşı Sineması (şimdi yerinde Telekominikasyon kurumu var).
Sinema salonu tıklım tıklım. Sinema sahibiyle beraberiz. Adam bu binada böyle bir kalabalık görmedim diyor. Üst balkonlardan insanlar salkım saçak aşağıya sarkıyorlar. İzdihamdan sanki bina patlayacak.
Fuayeye ses düzeni kurduk. Üstad’ı daha çok insan dinlesin diye. Konferans anı geldi. Üstad oturarak konuşacak, ben sahnede perde arkasındayım. Yanımda arkadaşlar ve sinema sahibi var, bina yıkılmasın diye dua ediyoruz. Hiç unutamadığım iki detay;

Birincisi; konuşma masasına iki mikrofon koydurdum Zenger’e, hava olsun diye, ancak birisi canlı, Üstad konuşmaya başlamadan önce mikrofonların kafasına tık tık diye rastgele vurdu. Ses gelmeyeni ağzının önünden uzaklaştırdı. Konferans boyunca canlı mikrofona konuştu.

ikincisi; biz kürsüye Bafra sigarasını daha önceden koyduk. Ancak tam konuşmaya başlayacağı zaman kültablası olmadığını farkettik. O anda müdürün odasından getirip koyduğumuz kültablası meğer bir bira firmasının eşantiyonu değil miymiş. Üzerinde ismi ve logosu var. Üstad konferans boyunca sigara içti, ancak külünü hep kürsünün yanından işaret parmağıyla yere silkeledi.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.353)




Üstad’ın Serbest Vezinde Yazdığı Tek Şiir

Aşağıdaki yazı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan Necip Fazıl Kısakürek kitabında Orhan Okay tarafından kaleme alınan Necip Fazıl Şiiri ve Poetikası isimli incelemeden iktibas edilmiştir. Üstad’ın şairlik cephesi, hece ölçüsü çerçevesinde hayat bulmuştur. Şiire adım attığı ilk dönemlerinde aruz ölçüsüyle yazdığı bazı şiirler dışında, Üstad’ın o dönemde serbest vezini de yokladığı, bu vezinde bir şiir yazdığını aşağıdaki iktibastan öğreniyoruz. (Üstad’ın şiir tarzına dair bir açıklama için tıklayınız)

Burada bir parantez açarak serbest vezine ilgi göstermeyen Necip Fazıl’ın yine bu ilk yıllardaki farklı bir denemesine de işaret etmek gerekir. Millî Mecmua’da 1924 yılında yayımlanan “Rüzgârda Sesler” başlıklı şiiri, Necip Fazıl’ın o güne kadar yazdıkları ve daha sonra yazacakları bütün şiirleri arasında gerek şekil/yapı ve ses gerekse muhteva bakımından şaşırtıcı bir değişiklik göstermektedir. Şiirin bıraktığı izlenim, o yıllarda serbest veznin dikkatleri üzerine çeken örneklerini vermiş olan Nazım Hikmet’in denemelerini hatırlatmaktadır. Aynı nesilden, hatta Bahriye Mektebi’nden arkadaş olmakla beraber, birbirine zıt dünya görüşlerine sahip olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın zaman zaman aynı dergilerde ve aynı yazar meclislerinde bir araya gelmiş olduğu, kendilerine has nükte ve hicivlerle birbirlerine takıldıkları bilinmektedir. Nazım Hikmet’in şahsiyeti hakkında “sanatta üstün politikacıya misal”, “fikir namusu adına inandığı bâtıl’ın sonuna kadar fedaisi kalmış” diyen Necip Fazıl, şiiri için de “bir beyanname çığlığı”, “şiir nefesi olarak gür bir bünye”, “bir tebliğci fakat usta” gibi değer yargılarında bulunur. Bu açıdan bakıldığında, yazılış hikâyesini bilmediğimiz “Rüzgârda Sesler” şiiri, tek örnek olarak kalmış olduğuna göre, Nazım tarzı bir şiir yazabilme şeklinde, muhtemelen bir meydan okumanın ürünü olarak düşünülebilir (1). Necip Fazıl’ın hiçbir şiir kitabına almadığı 81 mısralık bu uzunca şiirin ilk iki kıtası şöyledir:

Rüzgârda Sesler
Hancı, hancı!
Bekliyor
Kapıda bir yabancı,
Yüzü bakır rengi, dudakları mor,
Bekliyor.
Kapıda bir yabancı,
Yüreğinde sancı,
Hancı, hancı!
Hancı bak!
Birden salınarak
O yolcu,
İşte vurdu dizini,
Yoldaki son izini
Örttü avucu.
Dudaklarının ucu
Güldü.
Hancı bak!
Birden salınarak
Bir ip gibi döküldü
O yolcu.

Aruzdan heceye geçişin bu bocalama döneminde, Necip Fazıl’ın şiirinin önemli bir yeri vardır. Onun daha ilk şiirlerinde hece veznine tasarrufu, o yılların tenkitçilerinin gözünden kaçmamıştır. Adetâ kurallaşmış, bir alışkanlık ve çağrışım mekanizması hâline gelmiş kafiyelerin yerine, beklenmeyen ve şaşırtıcı cinsten bir kafiye, yine alışılmış aliterasyonların dışındaki ses ustalığı, imaj ve temalarda bir ruh dünyası zenginliği tenkit yazarlarını olduğu kadar dönemin şöhret yapmış şairlerinin de dikkatlerini çekmiştir (2).

(1)Gençlik yıllarında Necip Fazıl’ın bu tarz davranışları olduğu kanaatindeyim. Nitekim Meş’um Yakut(1928) adlı ilk romanını yazmasında da aynı yıllarda polisiye polisiye romanlar yazan Server Bedi’ye (Peyami Safa) bir meydan okuma tavrı düşünülebilir. “Rüzgarda Sesler” şirii gibi Meş’um Yakut da yakın yıllara kadar Necip Fazıl hakkındaki hemen hiçbir yayında yer almadığı gibi, genel ve özel kitaplıkların da pek azında bulunmaktadır, kendisi de bundan hiç bahstmediğine göre muhtemelen unutulmasını istemiş olmalıdır. (Meş’um Yakut’un son bölümünü okumak için tıklayınız)

(2) Necip Fazıl’ın ilk üç şiir kitabı özellikle de Örümcek Ağı ve Kaldırımlar’ın yayımlanması münasebetiyle Salih Zeki Aktay, Abdullah Cevdet, Peyami Safa, Nahit Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Mustafa Şekip Tunç, Ziya Osman Saba, Nurullah Ataç, Hüseyin Cahit Yalçın, Vasfi Mahir Kocatürk’ün makalelerinin ve Necip Fazıl hakkında yazılmış diğer pek çok yazının derlendiği iki antoloji için bkz. Osman Selim Kocahanoğlu, Türk edebiyatında Necip Fazıl Kısakürek (İst, 1983); Bekir Oğuzbaşaran, Necip Fazıl’ın Şiiri (İst, 1983)

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.58-59)




Üstad’ın Şiirlerini Değiştirme-düzenleme Sebepleri

Necip Fazıl’la yapılmış bir mülakattan (Çebi, 1987: 93) anlıyoruz ki, kısa hecelerle yazılmış şiirlerindeki ses düzensizliklerini gidermek, şiire estetik bir değer kazandırmak daima gayesi olmuş ve bunu hayatının sonuna kadar devam ettirmiştir.
Şiirinde fikrî bir bütünlük sağlamak için değişiklik yapan şâir, onda estetik yapıyı oluşturacak özelliklere önem vermiş; ses ve şekil bakımından kusursuzluğun gerekli olduğunu, şiirlerinin her baskısında yaptığı değişmelerle göstermiştir.
Sonuç olarak, bütün bu değişikliklerin fikrî ve estetik sebeplerini, kısaca şu şekilde maddeleştirebiliriz:

1. Necip Fazıl, fikir yönünden zayıf bulduğu şiirlerini büyük ölçüde değiştirmiş veya atmıştır.
2. İlk şiirleriyle son şiirleri arasında fikrî bir bütünlük ve uyum sağlamıştır.
3. Şiirde bulunan insan, eşya ve mekân tasvirlerini, değişikliklerle daha canlı ve çarpıcı hâle getirmiştir.
4. Az sözle çok şey anlatmak isteyen şâir, mânâsı daha kapsamlı olan kelimeleri seçmiştir.
5. Konu bütünlüğünü sağlamak için, bazı mısraları atmış, yeni mısralar ilâve etmiştir.
6. Bir şiirde bulunan ve aynı fikrî ihtiva eden mısra, beyit, kıta ve bölümleri atarak şiiri gereksiz tekrarlardan kurtarmıştır.
7. Şiirde ses ve âhenge önem veren Necip Fazıl, kelimelerin sesiyle metnin mânâsı arasında ilgi kurmak istemiştir.
8. Kapalı hecelerdeki ses zenginliğinden istifade etmiştir.
9. Bazı mısralardaki hece eksikliğinden dolayı meydana gelen bozukluğu gidermek için, mısra değişiklikleri yapmıştır.
10. Şiir dilinin en uygun ifâdesine ulaşmıştır.
11. En iyi ve en mükemmele ulaşmak istemiştir.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.91)

(Üstad’ın bu husustaki bir nüktesi için tıklayınız. )




Ağaç Dergisi’ndeki Yazarlar, Dergide Yayımlanan Yazılar Ve Üstad’ın Kaleme Aldığı Yazılar Listesi

Ağaç Dergisinde Kimler Vardı

17 sayılık küçük bir koleksiyon olmasına rağmen Ağaç dergisinde çok zengin bir sanatçı kadrosu vardır. İlk sayıdan başlayarak son sayıya kadar dergide yer alan isimleri sıralamak bu konuda kafi derecede fikir verebilir.

Birinci Sayı (14 Mart 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç, Abdülhak Şinasi Hisar, Burhan Toprak, François Mauriac, Fikret Adil Kamertan, Sabahattin Ali.

İkinci Sayı (21 Mart 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Burhan Toprak, Suut Kemal Yetkin, François Mauriac, Sabahattin Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik Adalı (Abasıyanık), Ahmet Muhip Dranas.

Üçüncü Sayı (28 Mart 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, Sabahattin Rahmi Eyüboğlu. Abdülhak Şinasi Hisar, İ. Galip Arcan, François Mauriac, Nurullah Cemal Berk, Nurettin Artam, Sait Faik Adalı (Abasıyanık), Feridun Fazıl Tülbentçi.

Dördüncü Sayı (4 Nisan 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, Suut Kemal Yetkin, Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Kutsi Tecer, François Mauriac, Nurullah Cemal Berk, Cahit Sıtkı Tarancı, Sait Faik Adalı (Abasıyanık), Hıfzı Şevket Rado.

Beşinci Sayı (11 Nisan 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Falih Rıfkı Atay, Suut Kemal Yetkin, Abdülhak Şinasi Hisar, Cevat Memduh Altar, François Mauriac, Nurullah Cemal Berk, Ziya Osman Saba, Samet Ağaoğlu, Fuat Ömer Keskinoğlu, Fikret Adil.

Altıncı Sayı (18 Nisan 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhak Şinasi Hisar, İ. Galip Arcan, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cevat Memduh Altar, François Mauriac, Nurullah Cemal Berk, Ömer Bedrettin Gökbelen, Fikret Adil.

Yedinci Sayı (16 Mayıs 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, İ. Galip Arcan, Ahmet Muhip Dranas, Abdülhak Şinasi Hisar, Burhan Toprak, Andre Suares, Cevdet Kudret Solok, Sait Faik Abasıyanık.

Sekizinci Sayı (23 Mayıs 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, İ. Galip Arcan, Abdülhak Şinasi Hisar, Nurettin Şazi Kösemihal, Cahit Sıtkı Tarancı, Georges Cattani, Andree Babellon, Miraç Katırcıoğlu, Cevdet Kudret Solok, Sait Faik Abasıyanık, Fuat Ömer Keskinoğlu.

Dokuzuncu Sayı (30 Mayıs 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, Ahmet Muhip Dranas, İ. Galip Arcan, Georges Cattani, Andre Babellon, Miraç Katırcıoğlu, Cevdet Kudret Solok, Fikret Adil.

Onuncu Sayı (6 Haziran 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Suut Kemal Yetkin, Asaf Halet Çelebi, Salih Zeki Aktay, Zühtü Müridoğlu, Georges Cattaui, Andre Babellon, Miraç Katırcıoğlu, Cevdet Kudret Solok. Fikret Adil.

On Birinci Sayı (13 Haziran 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İ. Galip Arcan, Salih Zeki Aktay, Asaf Halet Çelebi, Georges Cattaui, Andre Babellon, Miraç Katırcıoğlu, Cevdet Kudret Solok, Fikret Adil, Ahmet Muhip Dranas.

On îkinci Sayı (20 Haziran 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhak Şinasi Hisar, Feridun Fazıl Tülbentçi, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Asaf Halet Çelebi, Georges Cattaui, Andre Babellon, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok, Ayetullah Sümer, Miraç Katırcıoğlu, Şerif Hulusi Sayman.

On Üçüncü Sayı (27 Haziran 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhak Şinasi Hisar, Suut Kemal Yetkin. Ahmet Muhip Dranas, Asaf Halet Çelebi, Georges Cattaui, Andre Babellon, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok, Zühtü Müridoğlu, Samih Nafiz Tansu, Şerif Hulusi Sayman.

On Dördüncü Sayı (4 temmuz 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhak Şinasi Hisar, Ziya Osman Saba, İ. Galip Arcan, Miraç Katırcıoğlu, Asaf Halet Çelebi, Georges Cattaui, Andre Babellon, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok, Fikret Adil, Cahit Sıtkı Tarancı.

On Beşinci Sayı (18 Temmuz 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, Suut Kemal Yetkin, Cahit Sıtkı Tarancı, Mahmut Ragıp Kösemihal, Asaf Halet Çelebi, Georges Cattaui, Grilparzer, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok, Ahmet Hamdi Tanpmar, İsmail Safa Esgin.

On Altıncı Sayı (25 Temmuz 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Suut Kemal Yetkin, Ahmet Hamdi Tanpmar, Asaf Halet Çelebi, Grilparzer, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok, Miraç Katırcıoğlu, Zahir Sıtkı Güvemli.

On Yedinci Sayı (29 Ağustos 1936): Necip Fazıl Kısakürek, Mustafa Şekip Tunç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Grilparzer, Asaf Halet Çelebi, Salih Zeki Aktay, Cevdet Kudret Solok.

Bu belirgin isimlerden başka dergide yer alan bazı isimler kısaltma şeklinde verilmiş. Kısaltmalardan bazılarının hangi şahsa ait olduğu ilk harflerden anlaşılmaktadır. Mesela, “N.F.K.” kısaltmasının Necip Fazıl’ı gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu manada dergi boyunca geçen kısaltmalar şunlardır: “N.F.K.”, “B.T.”, “S.A.”, “N.C.B.”, “A.H.İ.”, “S.”, “FA.”, “C.S.T.”, “Ş.H.S.”, “Z.F.F.”, “C.T.” Bu kısaltmalardan “S.A.”nın Samet Ağaoğlu, “FA.”nm Fikret Adil, “C.S.T.”nin Cahit Sıtkı Tarancı,”Ş.H.S”nin Şerif Hulusi Sayman, “Z.F.F”nin ise Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu oldukları anlaşılmaktadır. Diğer kısaltmaların kime ait oldukları konusunda dergide açık bir bilgi yer almamaktadır.

Ağaç dergisinin dış kapağında, “Alfabe Sırasıyla Yazıcılar” şeklinde bir liste yer almaktadır. Adı bu listede yer aldığı hâlde dergide hiç yazmayan şu isimlere de değinmek gerekir: Peyami Safa, Ertuğrul Muhsin, Hilmi Ziya Ülken, Nasuhi Baydar, Hasan Ali Yücel, Nahit Sırrı Örik, Kenan Hulusi Koray, Mehmet Karasan, Sabri Esat Siyavuş-gil, Mazhar Şevket İpşiroğlu, Zeki Faik İzer, Mustafa Nihat Özön.

Ağaç Dergisinde Neler Yayımlanmıştır?

Ağaç dergisinin kapağında, büyük puntolarla yazılmış “Ağaç” adının altında “Sanat – Fikir – Aksiyon” kelimeleri yer almaktadır. Bu kelimeler derginin yayın çizgisi hakkında ilk ip uçlarını vermektedir. Her hâlinden sanat ağırlıklı bir dergi olduğu anlaşılan Ağaç’ta başta edebiyat olmak üzere hemen her sanata yer verilmiştir. Bunlar arasında “resim”, “tiyatro”, “sinema”, “heykel”, “musiki” gibi sanatlarla ilgili olarak dergide önemli yazılar yayımlanmıştır. Hatta devrin ünlü ressamları olan Abidin Dino, Arif Dino, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi sanatçılar Ağaç’ın muhtelif sayılarına çizdikleri resimlerle katkıda bulunmuşlardır. Dergide bu sanatlarla ilgili olarak yayımlanan yazılardan bazıları şöyledir: “Nurullah Cemal Berk: “Resim Nedir I, II” (Sayı: 4, 5)”, “İ. Galip Arcan: “Tiyatro ve Aktör Nasıl Doğdu?”, (Sayı: 14)”, “Fikret Adil Kamertan: “Şar-lo ve Son Filmi” (Sayı: 1)”, “Zühtü Müridoğlu: “Hadi ve Adana Abidesi (Heykelle ilgili yazı)”, (Sayı: 10)”, “Ce-vat Memduh Altar: “Müzikte Madde ve Problemi I, II”, (Sayı: 5, 6)”.

Daha önce de değindiğimiz gibi, dergi edebiyat ağırlıklıdır. Ağaç, özellikle şiir bakımından oldukça zengin bir muhtevaya sahiptir. Pek çoğu Cumhuriyet döneminin önemli şairi olacak olan şu isimler derginin şair kadrosunu oluşturmuşlardır: Başta Necip Fazıl’ın kendisi olmak üzere, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Ahmet Hamdi Tanpmar derginin şairleridirler. Ahmet Hamdi Tanpınar ayrıca dergide hikâye de yayımlamıştır. Tanpınar dışında dergide hikâyesi yayımlanan isimler arasında Sabahattin Ali, Samet Ağaoğlu ve Sait Faik de yer alır. Necip Fazıl, dergide yayımlanan bazı yazı ve şiirlere takriz yazmıştır. Meselâ, Sabahattin Ali’nin “Kafa Kâğıdı” adlı hikâyesi için şairin yazdığı takriz şöyledir:
“Bugün, Türk hikâyesi diye bir şey var mıdır? Bu sorgu edebe aykırı görünmesin, var mıdır? Her gün Sirkeci garına giren trenlerin getirdikleri en pespaye Fransız gazetelerinden en pespaye şartlar altında hırsızlanan ve altına iki isim, bir de soyadı hâlinde üç Türk ismi atılan bir gündelik gazete hikâyesi ve hikâyeciliği vardır. Bundan başka yerli ve bir yazıcının yazdığı, yerli bir sanat kıymetini, yerli bir realite görüşünü, yerli bir ruh haletini arz eden bir hikâye var mıdır? İlk gençliklerinde hikaye yazmış ve artık yazmaz olmuş bir iki kişi bir tarafa, bugün bu vasıfları taşıyan tek bir hikayeci faaliyette değildir. Bu hikâyeyi okuyunuz. Bakalım onda Anadoluya ait nasıl bir ruh haleti ve nasıl bir perspektif görceksiniz.”

Asaf Halet Çelebi, Ağaç’ta Mevlânâ’dan tercüme ettiği rubaileri yayımlamıştır. Bunun dışında, uzun bir süre tefrika edilen François Mauriac’in yazdığı ve Burhan Toprak’ın tercüme ettiği altı sayı boyunca devam eden “Roman” başlıklı yazı Ağaç’ın en önemli yazılarından biridir. Yine Salih Zeki Aktay’ın yazdığı ve sekiz sayı devam eden “Klasizma ve Klasikler” başlıklı yazı da son derece önemli bir incelemedir.

Mustafa Şekip Tunç ve Suut Kemal Yetkin gibi hem felsefeci hem de sanat tarihçisi olan isimler de dergiye sanat-edebiyat teorisi ağırlıklı önemli yazılar yazmışlardır. Bu yazılardan bazıları şunlardır: Mustafa Şekip Tunç: “Sanat Dünyası” (Sayı: 1)”, “Şiir ve Fikir” (Sayı: 4), “Şiirin Macerası” (Sayı: 7). Suut Kemal Yetkin: “Kendine Yeten Sanat” (Sayı: 4), “Mev’ut Edebiyat” (Sayı: 5), ” Pascal ve Yaratıcı Endişe” (Sayı: 10).

Dergide edebiyat dışında fikir yazıları da geniş yer tutar. Bu yazılarda genellikle devrin Türk kültür hayatındaki buhranlar ve problemler konusunda yazılmış eleştiri ağırlıklı düşünceler dile getirilmiştir. Sadece Türk kültür hayatındaki aksaklılar değil, yer yer o dönemin insanlığı tehdit eden bütün buhranları konusunda eleştirici ve tahlil edici yazılar derginin hemen her sayısında yerini almıştır.

Ağaç dergisinin her sayısının son sayfası “Aktüalite” başlığını taşır ve bu başlık altında Türkiye’deki ve dünyadaki dikkate değer güncel olaylar değerlendirilir. Sadece güncel olaylar değil, o sıralarda yeni yayımlanan bir kitap, açılan bir sanatsal sergi, gösterimde olan bir sinema filmi, yeni yayımlanan bir mecmua, gündem oluşturan tartışmalar gibi hemen her türlü güncel fenomen kısa kısa yorumlarla değerlendirilir. Bazen de “Aktüalite” sayfasında mizaha yer verilir. Haftanın dedikodusu veya tartışması mizahî bir dille ele alınır. Haftalık dergilerden seçilen bazı karikatürler de bu sayfada zaman zaman yerini alır.

Derginin son sayısında devamının gelecek sayıda yayımlanacağı duyurulan fakat dergi artık kapandığı için yarım kalan yazılar vardır. Bunlardan biri Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Geçmiş Zaman Elbiseleri” adlı hikâyesi, diğeri de Cevdet Kudret Solok’un dergide tefrika edilen “Yaşayan Ölüler” adlı tiyatro eseridir. Ayrıca derginin sekizinci sayısında başlayan Georges Cattaui’nun yazdığı ve Selmin Tevfik Siber’in tercüme ettiği “Proust Dostluğu” adlı yazı, sekiz sayı devam ediyor. Derginin on beşinci sayısında bu yazı bitirilmiş. Oysa yazının sonunda yer alan “Yürüyor” şeklindeki ifadeden söz konusu yazının devam edeceği anlamı çıkıyor. Fakat yazı derginin son iki sayısı olan on altıncı ve on yedinci sayılarda yer almıyor. Dolayısıyla “Proust Dostluğu” adlı yazı da dergide yarım kalan yazılardandır.

Necip Fazıl Ağaç Dergisinde Neler Yayımlamıştır?

Necip Fazıl, derginin her sayısında birden fazla çalışma ile okuyucu karşısına çıkmaktadır. Şiirlerinde, makale ve denemelerinde “Necip Fazıl Kısakürek” adını kullanan şair, bazı yazılarında ise “N.F.K.” kısaltmasını tercih etmektedir. Dergide (*) işaretiyle yayımlanan yazıların da Necip Fazıl’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca dergide yayımlanan imzasız yazıların da Necip Fazıl tarafından yazıldığını söyleyebiliriz.

Şairin “Necip Fazıl Kısakürek” adını kullanarak Ağaç’ta yayımladığı şiirler şunlardır:
“Yolculuk” (Sayı: 1), “Zaman” (Sayı: 2), “Ölüler” (Sayı: 3), “Gökler ve Yollar” (Sayı: 5), “Bendedir” (Sayı: 7), “Bu Yağmur” (Sayı: 9), “Ne İleri Ne Geri” (Sayı: 10), “Ben” (Sayı: 12).

Şairin “Necip Fazıl Kısakürek” adını kullanarak Ağaç’ta yayımladığı makale ve denemeler ise şunlardır:
“Adımız”, “Hırsız, Polis ve Komünist” (Sayı: 1), “Allahsız Dünya” (Sayı: 2), “Fildişi Kule” (Sayı: 3), “Manzara I” (Sayı: 4), “Manzara II: Türk Orta Çağ Sanatkâr ve Entellektüeline Kısa Bir Bakış” (Sayı: 5), “Manzara III: Tanzimat Sanatkâr ve Entellektüeline Kısa Bir Bakış” (Sayı: 6), “Manzara IV: Dünya Harbine Gelinceye Kadar Tanzimat Sonrası Türk Sanatkâr ve Entellektüeline Kısa Bir Bakış” (Sayı: 7), “Manzara V: Büyük Harp Sonrası Türk Sanatkâr ve Entellektüeline Kısa Bir Bakış” (Sayı: 8), “Manzara VI: Bugün ve Netice”, “Beklenen Sanatkâr” (Sayı: 9), “Manzarayı Kapatırken” (Sayı: 10), “Döğüş Horozu ve Babıâli Tipi” (Sayı: 11), “Ahlâkımız” (Sayı: 12), “Ahlâkımıza Ait Birkaç Söz” (Sayı: 13), “Ahlâkımıza Ait Son Birkaç Çizgi” (Sayı: 14), “Sağ, Sol” (Sayı: ), “İleri Geri” (Sayı: 16), “Kendimize Dair” (Sayı: 17).

Necip Fazıl, “N.F.K.” kısaltma adını, derginin “Aktüalite” ve “Kitap-Mecmua-Gazete” sayfasında kullanmıştır. Şairin bu kısaltmayı kullanarak Ağaç’ta yayımladığı yazılar:
“Antoloji ve Doğurduğu Mesele”, “Mecmua Yağmuru” (Sayı: 1), “Fotoğraf Sergisi” (Sayı: 2), “Aksiyon ve Entellektüel” (Sayı: 3), “Gençlere Anket”, “Aktüalitelerin Aktüalitesi: Nurullah Ataç” (Sayı: 4), “İlk ve Son Kitap” (Sayı: 5), “Curcuna Hakkında Bütün Fikrimiz” (Sayı: 6), “Memleket Mecmualarının Geçit Resmi” (Sayı: 8), “Memleket Mecmualarının Geçit Resmi”, “Vicdan Azabı” (Sayı: 9), “Memleket Mecmualarının Geçit Resmi” (Sayı: 10), “işte Tenkit” (Sayı: 11).

Necip Fazıl Ağaç’ta yayımlanan bazı yazılarında ise isim kullanmamıştır, yani imzasız yazılar yazmıştır. Yazılardan bazılarının altında (*) işareti vardır. Bu yazılar da derginin “Aktüalite” ve “Kitap-Mecmua-Gazete” sayfasında yayımlanmıştır. Yazıların pek çoğu haber niteliğinde olup, bir çoğu da kısa notlardan oluşmaktadır. Şairin (*) işaretiyle yayımladığı imzasız yazılar şunlardır:
“Okuyucuya Mahrem Birkaç Söz”, “Bizde ve Dışarıda Rusya” (Sayı: 1), “Bernard Shaw Sanatkâra Çatıyor” (Sayı: 2), “Siyah Melekler” (Sayı: 3).

Şairin, altına hiçbir imza-isim koymadan yazdığı yazılar ise şunlardır:
“Sinemanın Istırapları”, “Burhan Toprak”, “Hazırlanan Romanlar”, “Çıplaklar”, “Esprit” (Sayı: 5), “Mistik”, “Freud”, “Bir İzah” (Sayı: 6), “İki Dünya Arasında”, “Dickens’e Ait Hatıralar”, “Delilere Dair”, “Ellinci Sene”, “Montparnasse Kahvelerinde”, “Oidipe”, “Radi”, “Akademi Koltukları”, “Edebiyata Ait Tarihler” (Sayı: 7), “Colette”, “Mevlevi Besteleri”, “Tenkit Mükafatı”, “Edebiyat Tarihleri” (Sayı: 8), “Proust ve İngiltere”, “Altıncı Enternasyonal Felsefecileri”, “Edebiyat Tarihleri” (Sayı: 9), “Hokkabaz”, “2139 Senesinde Bütün İnsanlık Deli”, “Edebiyat Tarihleri”, “Gaip Aranıyor” (Sayı: 10), “Bergson Katolik mi?”, “Aynen Olmuş Bir Vaka” (Sayı: 11), “Edebiyat Tarihleri” (Sayı: 13), “Edebiyat Tarihleri” (Sayı: 14), “Yahya Kemal’in Üç Esprisi” (Sayı: 16), “Bayan Vahdet Nuri”, “Edebiyat Tarihleri” (Sayı: 17).

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 212-217)

//Ağaç Dergilerinin tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:

http://www.n-f-k.com/index.php?ind=downloa…der=0&st=20




Tashih Hatası

Necip Fazıl’ı her cephesiyle anlatmak imkansızdır. Belki bazı hatıraları zikretmek O’nun değişik cephelerini yansıtmakta faydalı olabilir. Galiba 1965 yılıydı. Kayseri’de bir yakınım bir gün bana Necip Fazıl’ın bir konferans vereceğinden bahsetti. Bu ismi o gün ilk defa yakından duydum. Konferansa, bugün sebebini hatırlamıyorum, ama gitmedim. O gün duymadığım üzüntüyü sonraları çok hissettim. Bu konferansın üstünden çok geçmemişti ki bir arkadaşım beni Kayseri’de Büyük Doğu Fikir Kulübü’ne götürdü. Orada çay içtik, sohbet ettik, büyükler bize dostça davrandılar. Oradan koltuğumun altında galiba “Büyük Kapı” ile ayrıldım. Artık dedektif romanlarını bırakmış Üstad’a sarılmıştım. Lisede bir Büyük Doğucular grubu bile oluşturmuştuk. Yine bir konferans vesilesiyle Kayseri’ye gelen Üstadı evimizde ağırlamak gibi bir ayrıcalığın da sahibiydim. Sonra üniversite yıllarım geliyor. Ben siyasal bilgilerde okumak istiyordum. Ama istanbul’da siyasal bilgiler yoktu ve Üstad İstanbul’da yaşıyordu. Galiba biraz bu hislerle tahsilime İstanbul’da devam ettim.
Sık sık ziyaretine gittiğimiz Üstad’la yakın çalışma günlerim şöyle başladı: 1973 yılında, Üstad, Esselam’ı matbaaya vermiş dizgi işlerini takip ediyordu. Bir gün Milli Türk Talebe Birliği’ne geldi. Hemen etrafını çevirdik. Esselam’dan bahsetti ve “bd yayınları” için bir idarehaneye ihtiyaç olduğunu söyleyip küçük ilanlara bakmak için bir gazete aldırdı. Sultanahmet’in arkasındaki idarehaneye o gün birlikte gittik ve Üstad müstakil bir idarehaneye sahip oldu. Üstad’a Esselamın tashihlerinde yardımcı olabileceğimi söyledim. Benden matbaayı takip etmemi istedi. Çok iyi bir kağıda basılan Esselam’da hiç baskı hatası yoktu. Yayıncılarla yıllarca süren çekişme bitmiş Üstad kendi yayınevini galiba kurmuştu. Çevresindeki herkes bunu büyük bir memnuniyetle karşılıyor ve kitapların “bdyayınlan” adıyla çıkmasını arzu ediyordu. Bir grup arkadaşla idarehaneyi süpürüp temizliyor, Üstad’a kahve yapmak için yanşıyorduk. Hazırlanan kitaplarda herhangi bir hata olmaması için var gücümüzle çalışıyorduk.
İşleri zaman zaman evden takip ediyordu. Bunun için benim sık sık eve de gitmem gerekiyordu. Cağaloğlu’ndan Erenköyü’ne gitmek vakit alıcı ama heyecanlıydı -yeri gelmişken söylemeliyim, Üstad Erenköy değil Erenköyü derdi. Bu arada benim yüzümden korkunç bir tashih hatası ortaya çıktı. “Türkiye’nin Manzarası” basılmış ve içindekiler kısmında “Seks Cinneti”, “Seks Cenneti” olarak çıkmıştı. Metin içerisinde olmasa da böyle bir hata beni o kadar üzdü ki, Üstad sürekli olarak beni teselli etmek zorunda kaldı. Oysa böyle şeylere katiyen dayanamazdı.
Bu sıralar dağıtımcılar Üstad’a musallat oldular. Bunlar “bd yayınlan’ndan çıkan kitapları bedava denecek fiyatlarla fakat toptan peşin ödemelerle kapatmak istiyorlar ve bizim tüm muhalefetimize rağmen başarılı da oluyorlardı. Bir ara bunları uzaklaştırmayı çok düşündük ama Üstad’a rağmen bir şey yapmakta zorlandık. Bu arada çok garip bir vaziyet ortaya çıktı. O güne kadar neredeyse beş kitap çıkmıştı. Bunların herbirinin kime hangi tenzilatla ve ne miktarda verileceğinden haberim olurdu. Son durumdan hoşnut olmadığımızı Üstad biliyor, fakat saygımızdan biz bir şey diyemiyorduk. Sonunda ben dayanamadım ve bu dağıtımcılara veryansın ettim. Kitapların yok pahasına gittiğinden bahisle “bunlar sizi istismar ediyor, lütfen bu işi başka türlü çözelim, Anadolu’ya dağıtımı kendimiz yapalım, kadroyu biraz daha genişletelim” dedim. Ancak Üstad beni haklı bulmakla beraber yakasını bu adamlardan kurtaramadı ve bir daha tenzilat pazarlıklarında benim bulunmamam için özel bir gayret sarfetti.
Kitapların özellikle kapakları zaman zaman tenkit konusu oluyor fakat kimse bunu Üstad’a söyleyemiyordu. Kayseri’den bir dost Esselam’ın ne kadar güzel kağıt ve kapağı olduğundan söz ederek diğer kitapların da aynı kalitede olmasını beklediğini ifade eden bir mektup yazmıştı. Tuhaftır, Üstad bu mektuba “bu adamların dünyadan haberleri yok” diyerek çok kızmıştı. “Çile”nin baskısı benim için çok önemliydi. İddialıydım ve hiç bir baskı hatası olmadan bu kitabı çıkarmam gerekiyordu. Matbaalarda o kadar çok dizgi hatası oluyordu ki en az üç kere prova almak gerekiyordu. Matbaacılar benden bıkmışlardı. Çile’nin bu baskısında harf düşmesi şeklindeki iki hataya hala yanarım. Bir de çok sonralan tesbit ettiğim bir hata var. Kafiyeler” başlıklı şiirde “Sanatsız / Papağan, / Neden çok; / Ve atsız / Kahraman, / Niçin yok?” Ses itibariyle önemli olmasa da “adsız”, “atsız” olmuştu. Sonraki baskılara baktım, bu hata maalesef devam ediyor.
Sonunda dizgicilere kızıp dizgici, mürettiplere kızıp mürettip oldum. Fatih Gençlik Matbaası’na Sami Güçlü müdür olmuştu. Bana dizgi makinasının sandalyesini gösterdi bir gün ve ‘tek çare bu dedi. Babıali’yi ve Hitabeyi bu şekilde matbaada kendim dizdim. MTTB Gençlik Bülteni’ni çıkardığım yıllarda mürettibin başında durur hangi yazıyı nereye ve ne şekilde yerleştireceğini söyler, fakat derdimi bir türlü anlatamazdım. Mürettipler kendi anlayışlarına uymayan bir şeyi anlamamakta çok mahirdiler. Yeni Sanat dergisini çıkarırken bu tertip işlerini bizzat yapmıştım. Babıali ve Hitabenin dizgisinden sonra tertibini de kendim yaptım. Baskıyı öğrenemedim çünkü kağıt çok kıymetliydi ve kağıt zayiatı kurşun zayiatına benzemiyordu.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s.346)




4. Nesir Yarışması

Güçlü kaleminin tesiriyle pek çok zihne yol gösteren ve ortaya koyduklarıyla Üstad’ımız olan Necip Fazıl Kısakürek’e ithafen hazırladığımız web sitemizde, bundan önce 3 defa gerçekleştirdiğimiz şiir/makale yarışmasını bu sene de, konu ve hediyelerini biraz değiştirerek tekrarlıyoruz.

İçimizdeki üretkenliği doğru bir yolda değerlendirmek, kullanıcılarımızla bağımızı arttırmak, sitemiz adına nitelikli yazılar elde etmek ve manevî değeri yüksek hediyeleri paylaşmak gayesiyle düzenlemekte olduğumuz ve dördüncüsünü gerçekleştireceğimiz nesir yarışması hakkındaki bilgileri aşağıdan inceleyebilirsiniz.

Bu seneki yarışmamızın konusu; Üstad’ın şahsının, şahsına ait bazı yönlerin veya onun kaleminden çıkan kitap, makale veya şiirlerin herhangi bir şekilde incelenmesi olacaktır. İnceleme derken, örneğin yalnızca Üstad’a ait bir yazının paragraf paragraf, dipnotlarla açıklanmasını kastetmiyoruz. Bunu yapabileceğiniz gibi, Üstad’ın herhangi bir eseri veya şahsiyetiyle ilgili, kendi izlenim ve fikirlerinizi barındıran, yayınlanma değeri olan farklı nesir türleriyle de yarışmamıza katılabilirsiniz. Yarışma konusunu bu şekilde belirlememizdeki asıl sebep, üretime geçme vaktimizin geldiğini ve dolayısıyla Üstad’la ilgili gerek akademik, gerek edebi, gerekse de tahlil değeri taşıyan yazılarımızın sayısını arttırmak gerektiğini düşünüyor oluşumuzdur. Buna binaen yarışmaya girecek bazı yazıları, yazarlarından izin aldıktan sonra dökümanlar bölümüne katmak istiyoruz. Toparlamak gerekirse yarışma için kaleme alacağınız yazılarda Üstad’ın şahsını veya eserlerini değerlendirmeniz gerekecektir.

Yarışmaya katılım süresi bu mesajın gönderildiği tarihte başlamıştır ve 31 ekim 2010 tarihinde, saat 23:59’da sona erecektir. Süre uzatımı sözkonusu değildir.

Yarışma için kaleme alınan yazılar bu başlık altında paylaşılacaktır. Bir kullanıcı birden çok yazıyla katılabilir, fakat her kullanıcı tek yazıyla dereceye girebilir. Yazıların daha önceden hiçbir yerde yayınlanmamış olması katılabilme şartıdır. Yöneticiler bu yarışmaya katılamayacaktır.

Bu zaman zarfı içerisinde gönderilen ve yarışma konusuna uyan makaleler, yarışma neticelendikten sonra Toplantı Odası’nda yöneticilerimiz tarafından değerlendirilecek ve en yüksek puanı alan 3 yazı dereceye girmiş sayılacaktır. Değerlendirmenin, yarışmanın bitiminden itibaren 4 hafta sürmesi beklenmekle beraber, yoğunluğa göre bu süre değişebilir.

Yarışma neticesinde dereceye giren kullanıcılara verilecek hediyeler şu şekildedir.

Birinci için:
* 2 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi
* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 4 adet Üstad Necip Fazıl’a ait kitap
* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD’si

İkinci için:
* 1 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi
* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 4 adet Üstad Necip Fazıl’a ait kitap
* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD’si

Üçüncü için:
* 1 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi
* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 3 adet Üstad Necip Fazıl’a ait kitap
* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD’si

Forumumuzdaki yarışma ile ilgili konuya gitmek için tıklayınız.

Hediyeler, neticenin ilanını mütakiben yöneticilerimiz tarafından sahiplerine gönderilecektir.

Muvaffakiyetler diliyor; yarışmanın hem katılacaklara, hem de sitemize hayırlar getirmesini temenni ediyoruz.




NFK Okuma Salonu’na Gönderdiğimiz Ayraç Ve Tablolar

Trabzon’daki Necip Fazıl Kısakürek Okuma Salonu’nun ismiyle daha fazla müsemma olması ve kitap okumak için salona gelen kitlenin Üstad’a daha fazla ilgi duyması için, sitemiz tarafından okuma salonunun duvarlarına asılmak üzere Üstad’ın resimli şiirleri çerçeveletilerek ilgili yere gönderilmiştir. Ayrıca kitapların aralarına yerleştirilmek amacıyla da kitap ayraçları ve gelenlerin hizmetine sunulması için multimedia arşivimiz de salona gönderilmiştir. İnşallah bu küçük materyaller gençlerimizin, insanlarımızın nazarlarını, ilgilerini Üstad’ın kıymetli eserlerine çekmede bir vesile olur. Bütün bu materyallerin gönderiminde büyük emeği geçen w-racer kardeşimize çok teşekkür ediyoruz.

Fotoğraflar:




Nükteler, Karikatüre Dönüşüyor

Bildiğimiz gibi Üstad nükte açısından oldukça bereketli bir şahsiyet. Onun ağızdan ağıza dolaşan ve en girift meseleleri dahi isabetli nokta atışlarıyla neticelendirebilen nükteleri sayesinde pek çok insan Üstad’la tanışma fırsatını elde ediyor. Sohbetlerin arasına sıkıştırılan tek bir nükte bile insanları Üstad’la haşır neşir olmaya yöneltebilirken, bunların derli-toplu bir halde bulunması, Üstad’ı tanımayan pek çok kişinin bu engin okyanusa dalmasını, onu zaten tanıyanların ise Üstadla ilgilenirken tefekkür ve tebessüm yüklü dakikalar geçirmesini daha da kolaylaştırıyor. Bizler de, bu nüktelerin karikatürler halinde bir arada bulunmasının, sözkonusu tesiri çok daha arttıracağını ve nükteleri daha da çekici hale getireceğini düşünüyoruz.

İşte bu düşüncelerden hareketle sitemiz bünyesinde bir proje ekibi oluşturulmuş ve Üstad’ın nükteleri karikatür haline getirilmeye başlanmıştır. Üyelerimizden Hayy İbn-i Yakzan’ın liderliğindeki proje tamamlandığında, Üstad’ın nüktelerinden uyarlanan karikatürleri videolar, slaytlar ve resimler halinde yayınlamayı, kâfî kemmiyet ve keyfiyete ulaşıldığında ise bu çalışmaları matbu hale getirmeyi planlıyoruz.

Çizerlik yönünüz varsa ve projemize destek vermek istiyorsanız, , proje liderine özel mesaj göndererek çalışmalara dahil olabilirsiniz. Ayrıca, Nükteler Çizgi Hikayeye Dönüşüyor başlıklı konudan proje ve projenin son durumu ile ilgili bilgi edinebilirsiniz.