O Yüce Şairlerimizin Kumaşından Yaratılmıştı- Seyyid Ahmed ARVASİ

SEYYİD AHMET ARVASİ
O, YÜCE ŞÂİRLERİMİZİN KUMAŞINDAN YARATILMIŞTI

Zaman, üstadın büyüklüğünü ve değerini daha iyi anlamamıza yardım edecektir.
Necip Fazıl Bey, dehâsına inandığım büyük mütefekkir ve şâirlerimizdendir. Ben, onu piyasayı işgal eden ıvır zıvır isimlerle mukayese etmeyi abes bulurum. O, Türk-İslâm medeniyeti içinde parlayan Fuzulî, Süleyman Çelebi ve Yunus Emre gibi yüce şâirlerin kumaşından yaratılmıştı. O, şanlı Peygamber’e hizmet etmeyi şeref bilir ve bu hizmetle öğünürdü.

Zaman, Necip Fazıl Bey’in büyüklüğünü ve değerini daha iyi anlamamıza yardım edecektir.

«İslam, insanın ölmezliğine inanmaktır» diyen üstada ebedi hayatında saadetler dilerim.

(Tercüman, 29 Mayıs 1983)”

Seyyid Ahmed ARVASİ




Kitap Dağıtım Projesi

Dikkat: Projemize yoğun talepten dolayı yeni başvuru alınmamaktadır, mevcut başvurular karşılandığı taktirde yeni başvurular alınacaktır.

Sitemiz tarafından başlatılan Üstad’ın kitaplarını dağıtım projemizin ilk adımında Trabzon Maçka İmam Hatip Lisesi’ne 45 adet Üstad kitabı hediye edilmiştir.

İlgili Fotoğraflar:

Sitemiz tarafından başlatılan Üstad’ın kitaplarını dağıtım projemizin ikinci adımında Erzurum Merkez Anadolu Lisesi kütüphanesine 33 adet Üstad kitabı hediye edilmiştir. Fotoğraflar:

Sitemiz tarafından başlatılan Üstad’ın kitaplarını dağıtım projemizin üçüncü adımında Erzurum Hacı Sami BOYDAK Anadolu lisesi kütüphanesine 33 adet Üstad kitabı hediye edilmiştir. Fotoğraflar:

Sitemiz tarafından başlatılan Üstad’ın kitaplarını dağıtım projemizin bir diğer adımında Hatay/Erzin/Gökdere Köyü/Gökdere Köy Kütüphanesi’ne 21 adet Üstad kitabı hediye edilmiştir. Fotoğraflar:

Erzurum/Toprakkale Köyü’nde bulunan Delikanlı odasına Üstad’ın kitaplarını dağıtım projemiz kapsamında 17 adet Üstad kitabı ve odanın duvarlarına asılmak üzere 4 adet çerçeveli resimli şiir hediye edilmiştir.

İlgili fotoğraflar:

***********************************

Projemiz dahilinde Düzce Akçakoca Anadolu Öğretmen Lisesi’ne 40 adet Üstad kitabı gönderilmiştir.  Gönderilen kitaplar şunlardır:

Hikayelerim
Çile
O ve Ben
Sahte Kahramanlar
Aynadaki Yalan
Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu
Bâbıâli
Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık
Türkiye’nin Manzarası
İman ve İslam Atlası
İdeolocya Örgüsü
Mümin Kafir
Son Devrin Din Mazlumları
Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
İmân ve Aksiyon
Doğru Yolun Sapık Kolları
Hücum ve Polemik
En Kötü Patron
Nasreddin Hoca
Bediüzzaman Said Nursi
Hacc
Çöle İnen Nur
Peygamber Halkası
Başbuğ Velilerden 33
Gönül Nimetleri
+15 tiyatro eseri




4. Nesir Yarışması

4. Ödüllü Nesir yarışmamız sona ermiştir. Ödüller: 1- Üstad Kitapları 2- Büyük Doğu Dergisi 3-Üstad Multimedia Arşivi

Yarışmaya katılan yazıları okumak için TIKLAYINIZ.




Sistem Meselesi

SİSTEM MESELESİ

Galatada, başı miğferli, vazife üzerinde bir polis memuruna sordum:

-Affedersiniz efendim! Buralarda (Sen Benua) isimli bir mektep varmış, Fransız Lisesi… Acaba nerede, biliyor musunuz?

Polis memuru, verdiğim mektep ismini birkaç kere heceledikten sonra cevap verdi:

-Elli adım ileride bir arkadaşım var, o bilir.

Elli adım yerine, beş yüz adım ileride bir başka polis memurundan aldığım cevap:

-Bilmiyorum kardeşim, ben bu mıntakaya yeni geldim. Bir başka memura sorsanız…

Başka memurun cevabı:

-Buralarda bu isimli bir mektep duymadım.

Vapura koşuyormuş gibi hızlı hızlı yürüyen dördüncü polis memuru da, elleriyle garip işaretler yaparak, cevap vermeye vakti olmadığını anlattı.

Rastgele bir mağazaya girdim. Mağazanın ekalliyetlerden birine mensup sahibi, büyük bir alâka, hizmet zevki ve bilgi sermayesiyle, sorduğum adresi, bana elimle koymuş gibi buldurtacak surette izah etti.

Yolda giderken gözümün önünden 1925 yılının Paris’i geçti. O tarihte Paris’de tahsilde bulunuyordum. Birgün, bana İstanbuldan verilmiş, müphem ve çetrefil bir adresi bir polis memuruna sormuştum. Memur, ben lâfımı bitirinceye kadar, eli kasketinde, selâm vaziyetinde beni dinlemiş ve meselâ “Edirnekapısında Baldıran sokağı” tarzındaki bu kaybolmuş noktayı hemen tarif edemediği için müteessir olmuş, kendi kendisine hayretler etmiş, benim çekilmek arzuma katiyen razı olmamış, cebinden memurlara mahsus bir Paris rehberi çıkararak “Edirnekapısında Baldıran sokağında yeşil çizmeli Agâh efendi”yi bulmanın çaresini göstermiş ve arkamdan bir kaç kere seslenmişti:

-Affedersiniz efendim, rehbere müracaat mecburiyetinde kaldığım için affedersiniz!

Kusur, birçok mükemmeliyet ve fedakârlık temsil eden Türk polis memurlarının şahsında değildir. Polisin, her bakımdan muhafazasına memur olduğu şehirde, herşeyden evvel, esaslı bir mekân ve içtimaî hizmet şuuruna malik olması, belli başlı âlet ve telkinlerle elde edilecek bir öğretim işidir.

20 Ekim 1941

(Necip Fazıl Kısakürek – İstanbul’a Hasret)




” Bugün Masada Kayserililer Var, Ekmek Bol Olsun’

Kayserilinin Üstâd Necip Fazıl’a, Üstâd’ın da Kayseriliye özel ilgi ve sevgisi vardı. 1949’da kurulan Büyük Doğu Cemiyeti’nin bir numaralı şubesi Kayseri’de açılmıştı. 1964’te İstanbul’da tahsilde bulunan bir grup arkadaşımızla birlikte kurdukları Büyük Doğu Fikir Kulübü’nün ilk şubesini de Kayseri’de açtık.
Bir konferans vermesi ve şubenin açılışını yapması talebiyle Üstâd’ı Kayseri’ye davet ettik. Üstâd’la ilk tanışmam bu vesileyle Kayseri’de gerçekleşti. Yalnız Üstâd’ın ismini ilk defa orta okul yıllarında duymuştum. Bir arkadaşımdan ders kitabı almıştım. Arkadaşım benden önce bu kitabı birisine vermiş. Verdiği kişi de kitabın arka kapağına Üstâd’ın beklenen şiirini yazmış. Bu şiir beni çok etkiledi ve daha sonra yavaş yavaş Üstâd’ın eserlerini okumaya başladım. Üstâd’la tanıştıktan bir yıl sonra da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğrenim hayatım başladı.

Müjdecim, kurtarıcım, efendim, peygamberim:
Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim…

Diyecek kadar iman erginliğine ulaşan Üstâd, şiirin dar kalıbında kalamaz ve şiirinde muhtaç olduğu iklimi kurabilmek için Büyük Doğu’yu neşretmeye başlar, ilk sayısı 17 Eylül 1943’te neşredilen Büyük Doğu’nun o yıl ikinci devresi yayın hayatmdaydı.

İstanbul’a varışımızın ertesi günü arkadaşlarla, Gedikpaşa’daki Refik Büründüz’e ait Kayseri Hanı’ndaki Büyük Doğu İdarehanesi’nde Üstâd’ı ziyaret ettik. Hizmetinde Kayserili arkadaşlarımız olduğu için her gün ziyaret imkânımız vardı.
Büyük Doğu, neşriyatına kısa bir süre ara verdikten sonra 1967’de 13. devre olarak yeniden yayımlanmaya başladı. Bu devrede ben Büyük Doğu’nun mesul müdürü ve bütün işlerinde yardımcısıydım. Artık her gün, gece gündüz Üstâd’la birlikteydim. Bu şekilde beraberliğimiz, 1969’daki 14. devre ve 1971’deki 15. devre boyunca, tahsil hayatımın bitiş yılı olan 1971 ortalarına kadar devam etti.
Üstâd basının önemini çok iyi bildiği için, maddî durumu iyi olan yakınlarına gazete çıkarmaları yönünde devamlı telkinde bulunurdu.
Bu yıllarda Topbaşlar Bab-ı Âlî’de Sabah isimli bir gazete neşretmeye başladılar. Bu gazetenin Cağaloğlu’ndaki binasında Büyük Doğu için de bir oda ayırdılar. 1967 Büyük Doğuları bu binada yayın hayatını sürdürdü.

13. devre Büyük Doğuları, 26. sayıya ulaşıncaya kadar altısı Ağır Ceza’da üçü Toplu Basın Mahkemesinde, dokuz ayrı dava açıldı. Ben davaların tamamından beraat ettim. Üstâd, tefrika hâlinde yayımladığımız “İdeolocya Örgüsü” ile ilgili davadan altı aya mahkûm edildi. Bu dava ile ilgili 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yaptığı müdafaa edebî bir şaheserdir.
Anadolu beşiğinde, 20. hatta 21. asrın müspet bilgi harikalarıyla teçhizatlı ve ruhî muhtevasına zerre taviz vermeksizin bağlı, yani Türk çocuğunu; sadece kendi milletini değil, topyekun insanlığı kurtarma reçetesine sahip yeni Türk çocuğunu yetiştirmek ideali!

Bu yüzden M.T.T.B’ den, falan ve filân partiye kadar nerede gençlik potansiyeli görmüşse oraya el atmış ve bu gençlerin ruhlarını doldurmak için elinden geleni yapmıştır. Demir Oğuz’dan gelen altın neslin yeniden tenekeye dönüşmesine gönlü razı değildir.
Evinde her akşam ve her pazar denecek sıklıkta ziyaretine gelen genç halkası oluşur, onlarla sohbet ederdi.
Zaman zaman bizi yemeğe alıkor, masa hazırlanırken aşağıya seslenir; “Bugün masada Kayserililer var, ekmek bol olsun.” derdi. Bir akşam gece yarısına kadar idarehanede çalıştık, bizim ev Süleymaniye’de idi. Bana: “Artık sen git, ben bitişik otelde kalırım.” dedi. Sabah erken saatte döndüğümde masa başında çalışır buldum. Geceyi dergi için aldığımız gazete kâğıdı toplarının üzerinde geçirdiğini anladım.

Erken saatte Ankara’ya gideceği günler, bizim evde kalırdı. Yatarken bana: “Sabah 5’te seslen” derdi. O kaygıyla yattığım için olacak gözümü açtığım an saat tam 5 olurdu.
“Sen doğramacı hatası olarak hakimlerin yanındasın, aslında taraflardan biri olarak yerin benim yanımdır! Hitabının benzerini 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasında da yaşadık. Basın affı çıkması ihtimali vardı ve Üstâd davayı uzatmak düşüncesiyle üçüncü duruşmada da müdafaa için mehil istedi. Savcı itiraz etti. Mahkeme Reisi kadındı. Hakimler dinliyor, savcı ile Üstâd karşılıklı atışıyorlar. Savcıya doğramacı hatası olarak hakimlerin yanında oturduğunu söyledikten sonra: “Ben Sorbon’da tahsil yaptım, hangi davalarda, nasıl hareket edileceğini bilirim” dedi. Savcı da tahsilini Sorbon’da yaptığını söyleyince Üstâd tartışmayı noktalayan cevabı yapıştırdı: “Sen orada kanun maddesi ezberledin, ben ise hukukun felsefesini okudum.”

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları- s.334-335)




Üstad’a 28 Harf De Yeter

Bir gazetede tefrikası çıkıyor. Bugün yazıyı verir, yarınki gazetede çıkar. Bir defasında yazıyı hazırlamaya vakit bulamamış. Matbaanın önünden geçerken mürettibi gördü ve “Üstad yazı gelmedi” deyince, “yetiştiremedim, gel ben sana söyleyeyim sen harflerini diz” teklifinde bulundu. Mürettib “peki” dedi “harf kutularını kontrol edeyim”
Ama baktı ki bir harf kutusu boş, “Üstad’ım maalesef olmayacak, harflerden birisi hiç kalmamış!” diye usulünce “ziyanı yok, o harfi kullanmadan yazıyı tamamlarız'” diyor ve gerçekten tamamlıyor.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.345)




Üstad’ın Elini Öpmek

1975’te İstanbul’dan ayrıldıktan sonra İzmir’e yerleşmem icap etti. Üstad bir kaç kez İzmir’e geldi ve orada elini öpmek tekrar nasip oldu. Herkes bilir, Üstad kimseye elini öptürmezdi. Kendisini çok seven bir arkadaşım zorla elini öpmek isteyince “güreşe mi geldin” diyerek söylenmişti.

1983 yılının Mayıs ayında Eskişehir’de askerlik yapıyordum. Bir cuma günü Adapazarı’na geçtim. Trende giderken hıdrellezi kutlayan kalabalık bu günlerin Üstad’ın vefatından onbeş gün kadar önceye tesadüf ettiğini gösteriyordu. Telefon ettim. Pazar günü beklediğini söyledi. Abdullah Gül, Mete Doğruer ve ben birlikte gittik. Bizi üst kattaki kendi odasına aldı. Yorgun bir hâli vardı. Gözleri galiba artık çok iyi göremiyordu. Sakalı ne kadar da çok yakışmıştı. Günlük hadiselerden bahsetti. Muhakemesinde en ufak bir zaaf eseri yoktu. Biraz endişeyle bir fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim. Lütfen kabul etti. Sakallı haliyle yanında çekilmiş bir fotoğrafım yoktu. Galiba ikişerli durarak bir kaç fotoğraf çektirdik.

Sonra Eskişehir’de radyodan vefat haberini aldım. Cenazesine katılamadım. Ancak bu üzüntüyü hâlâ hissederim. Allah rahmet eylesin.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.350)




Üstad’ın M. T. T. B. Ankara Şubesindeki Konferansı

Yıl 1974, MTTB Ankara Şubesi Başkanıyım. Üstad’a Ankara’da konferans verdireceğiz. Yer Maltepe’de Gölbaşı Sineması (şimdi yerinde Telekominikasyon kurumu var).
Sinema salonu tıklım tıklım. Sinema sahibiyle beraberiz. Adam bu binada böyle bir kalabalık görmedim diyor. Üst balkonlardan insanlar salkım saçak aşağıya sarkıyorlar. İzdihamdan sanki bina patlayacak.
Fuayeye ses düzeni kurduk. Üstad’ı daha çok insan dinlesin diye. Konferans anı geldi. Üstad oturarak konuşacak, ben sahnede perde arkasındayım. Yanımda arkadaşlar ve sinema sahibi var, bina yıkılmasın diye dua ediyoruz. Hiç unutamadığım iki detay;

Birincisi; konuşma masasına iki mikrofon koydurdum Zenger’e, hava olsun diye, ancak birisi canlı, Üstad konuşmaya başlamadan önce mikrofonların kafasına tık tık diye rastgele vurdu. Ses gelmeyeni ağzının önünden uzaklaştırdı. Konferans boyunca canlı mikrofona konuştu.

ikincisi; biz kürsüye Bafra sigarasını daha önceden koyduk. Ancak tam konuşmaya başlayacağı zaman kültablası olmadığını farkettik. O anda müdürün odasından getirip koyduğumuz kültablası meğer bir bira firmasının eşantiyonu değil miymiş. Üzerinde ismi ve logosu var. Üstad konferans boyunca sigara içti, ancak külünü hep kürsünün yanından işaret parmağıyla yere silkeledi.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.353)




Üstad’ın Serbest Vezinde Yazdığı Tek Şiir

Aşağıdaki yazı, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanan Necip Fazıl Kısakürek kitabında Orhan Okay tarafından kaleme alınan Necip Fazıl Şiiri ve Poetikası isimli incelemeden iktibas edilmiştir. Üstad’ın şairlik cephesi, hece ölçüsü çerçevesinde hayat bulmuştur. Şiire adım attığı ilk dönemlerinde aruz ölçüsüyle yazdığı bazı şiirler dışında, Üstad’ın o dönemde serbest vezini de yokladığı, bu vezinde bir şiir yazdığını aşağıdaki iktibastan öğreniyoruz. (Üstad’ın şiir tarzına dair bir açıklama için tıklayınız)

Burada bir parantez açarak serbest vezine ilgi göstermeyen Necip Fazıl’ın yine bu ilk yıllardaki farklı bir denemesine de işaret etmek gerekir. Millî Mecmua’da 1924 yılında yayımlanan “Rüzgârda Sesler” başlıklı şiiri, Necip Fazıl’ın o güne kadar yazdıkları ve daha sonra yazacakları bütün şiirleri arasında gerek şekil/yapı ve ses gerekse muhteva bakımından şaşırtıcı bir değişiklik göstermektedir. Şiirin bıraktığı izlenim, o yıllarda serbest veznin dikkatleri üzerine çeken örneklerini vermiş olan Nazım Hikmet’in denemelerini hatırlatmaktadır. Aynı nesilden, hatta Bahriye Mektebi’nden arkadaş olmakla beraber, birbirine zıt dünya görüşlerine sahip olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın zaman zaman aynı dergilerde ve aynı yazar meclislerinde bir araya gelmiş olduğu, kendilerine has nükte ve hicivlerle birbirlerine takıldıkları bilinmektedir. Nazım Hikmet’in şahsiyeti hakkında “sanatta üstün politikacıya misal”, “fikir namusu adına inandığı bâtıl’ın sonuna kadar fedaisi kalmış” diyen Necip Fazıl, şiiri için de “bir beyanname çığlığı”, “şiir nefesi olarak gür bir bünye”, “bir tebliğci fakat usta” gibi değer yargılarında bulunur. Bu açıdan bakıldığında, yazılış hikâyesini bilmediğimiz “Rüzgârda Sesler” şiiri, tek örnek olarak kalmış olduğuna göre, Nazım tarzı bir şiir yazabilme şeklinde, muhtemelen bir meydan okumanın ürünü olarak düşünülebilir (1). Necip Fazıl’ın hiçbir şiir kitabına almadığı 81 mısralık bu uzunca şiirin ilk iki kıtası şöyledir:

Rüzgârda Sesler
Hancı, hancı!
Bekliyor
Kapıda bir yabancı,
Yüzü bakır rengi, dudakları mor,
Bekliyor.
Kapıda bir yabancı,
Yüreğinde sancı,
Hancı, hancı!
Hancı bak!
Birden salınarak
O yolcu,
İşte vurdu dizini,
Yoldaki son izini
Örttü avucu.
Dudaklarının ucu
Güldü.
Hancı bak!
Birden salınarak
Bir ip gibi döküldü
O yolcu.

Aruzdan heceye geçişin bu bocalama döneminde, Necip Fazıl’ın şiirinin önemli bir yeri vardır. Onun daha ilk şiirlerinde hece veznine tasarrufu, o yılların tenkitçilerinin gözünden kaçmamıştır. Adetâ kurallaşmış, bir alışkanlık ve çağrışım mekanizması hâline gelmiş kafiyelerin yerine, beklenmeyen ve şaşırtıcı cinsten bir kafiye, yine alışılmış aliterasyonların dışındaki ses ustalığı, imaj ve temalarda bir ruh dünyası zenginliği tenkit yazarlarını olduğu kadar dönemin şöhret yapmış şairlerinin de dikkatlerini çekmiştir (2).

(1)Gençlik yıllarında Necip Fazıl’ın bu tarz davranışları olduğu kanaatindeyim. Nitekim Meş’um Yakut(1928) adlı ilk romanını yazmasında da aynı yıllarda polisiye polisiye romanlar yazan Server Bedi’ye (Peyami Safa) bir meydan okuma tavrı düşünülebilir. “Rüzgarda Sesler” şirii gibi Meş’um Yakut da yakın yıllara kadar Necip Fazıl hakkındaki hemen hiçbir yayında yer almadığı gibi, genel ve özel kitaplıkların da pek azında bulunmaktadır, kendisi de bundan hiç bahstmediğine göre muhtemelen unutulmasını istemiş olmalıdır. (Meş’um Yakut’un son bölümünü okumak için tıklayınız)

(2) Necip Fazıl’ın ilk üç şiir kitabı özellikle de Örümcek Ağı ve Kaldırımlar’ın yayımlanması münasebetiyle Salih Zeki Aktay, Abdullah Cevdet, Peyami Safa, Nahit Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Mustafa Şekip Tunç, Ziya Osman Saba, Nurullah Ataç, Hüseyin Cahit Yalçın, Vasfi Mahir Kocatürk’ün makalelerinin ve Necip Fazıl hakkında yazılmış diğer pek çok yazının derlendiği iki antoloji için bkz. Osman Selim Kocahanoğlu, Türk edebiyatında Necip Fazıl Kısakürek (İst, 1983); Bekir Oğuzbaşaran, Necip Fazıl’ın Şiiri (İst, 1983)

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.58-59)




Üstad’ın Şiirlerini Değiştirme-düzenleme Sebepleri

Necip Fazıl’la yapılmış bir mülakattan (Çebi, 1987: 93) anlıyoruz ki, kısa hecelerle yazılmış şiirlerindeki ses düzensizliklerini gidermek, şiire estetik bir değer kazandırmak daima gayesi olmuş ve bunu hayatının sonuna kadar devam ettirmiştir.
Şiirinde fikrî bir bütünlük sağlamak için değişiklik yapan şâir, onda estetik yapıyı oluşturacak özelliklere önem vermiş; ses ve şekil bakımından kusursuzluğun gerekli olduğunu, şiirlerinin her baskısında yaptığı değişmelerle göstermiştir.
Sonuç olarak, bütün bu değişikliklerin fikrî ve estetik sebeplerini, kısaca şu şekilde maddeleştirebiliriz:

1. Necip Fazıl, fikir yönünden zayıf bulduğu şiirlerini büyük ölçüde değiştirmiş veya atmıştır.
2. İlk şiirleriyle son şiirleri arasında fikrî bir bütünlük ve uyum sağlamıştır.
3. Şiirde bulunan insan, eşya ve mekân tasvirlerini, değişikliklerle daha canlı ve çarpıcı hâle getirmiştir.
4. Az sözle çok şey anlatmak isteyen şâir, mânâsı daha kapsamlı olan kelimeleri seçmiştir.
5. Konu bütünlüğünü sağlamak için, bazı mısraları atmış, yeni mısralar ilâve etmiştir.
6. Bir şiirde bulunan ve aynı fikrî ihtiva eden mısra, beyit, kıta ve bölümleri atarak şiiri gereksiz tekrarlardan kurtarmıştır.
7. Şiirde ses ve âhenge önem veren Necip Fazıl, kelimelerin sesiyle metnin mânâsı arasında ilgi kurmak istemiştir.
8. Kapalı hecelerdeki ses zenginliğinden istifade etmiştir.
9. Bazı mısralardaki hece eksikliğinden dolayı meydana gelen bozukluğu gidermek için, mısra değişiklikleri yapmıştır.
10. Şiir dilinin en uygun ifâdesine ulaşmıştır.
11. En iyi ve en mükemmele ulaşmak istemiştir.

(Necip Fazıl Kısakürek- Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları – s.91)

(Üstad’ın bu husustaki bir nüktesi için tıklayınız. )