Öfke ve Hiciv

ÖFKE VE HİCİV

Eser, Necip Fazıl Kısakürek’in 1947 yılından başlayarak çeşitli gazete ve dergilerde “Ozan” veya “Ozanbaşı” imzasiyle yayınladığı, satirik mahiyetteki günlük şaka ve fantezileriyle, nazım formu içinde anlık tespit ve öfkelerini noktalayan manzumelerinden derlenmiştir.

Öfke ve Hiciv’in ilk yayın tarihi, Temmuz 1988’dir.

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




Yunus Emre

YUNUS EMRE

(3 Perde 9 Tablo) Mezarlığı olmayan köyü bulmak için yola çıkan ve ilk bilgi olarak, ölümsüzlüğe giden yolun insanın kendi içinden geçtiğini öğrenen Derviş Yunus’un hikayesi…

(Tamamlandığı tarih; 25-26 Temmuz, Cuma gecesi, 1969)

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




İstanbula Hasret

Not: Kitaba ait tanıtım yazısı, NFK-Fan rumuzlu yöneticimize aittir.

İSTANBULA HASRET

2005 yılında, Üstad’ın, İstanbul’a dair kaleme aldığı ve önemli bir kısmı Çerçeve’lerde yayınlanan, bir kısmı ise el’an matbu bulunmayan yazıları tek bir kitap altında toplanmış ve bu kitaba da İstanbul’a Hasret ismi verilmişti. Son dönemde yoğunlaştığını gördüğümüz Üstad’ın yazılarını gruplandırarak basma çabalarının ilk örneği olması yönünü de vurgulayabiliriz sözkonusu kitabın. Kitap, İstanbul’un keyfiyetiyle ilgili yapılan tasvirleri barındıran ve bazı hükümlere varılan özel yazılarla başlıyor, daha sonra da Üstad’ın, İstanbul’un günlük ahvaline dair kaleme aldığı, günlük fıkra özelliği belirten yazılarıyla devam ediyor. Mücerretten müşahhasa doğru bir akış olduğunu söyleyebiliriz bu kitap içerisinde… Kitabı okuduğunuzda şehir dışındaysanız İstanbul’un hem mücerretine, hem aslında pek de çekici gibi durmayan müşahhasına hasret ve hayranlık duyar halde buluyorsunuz kendinizi. Kitap okunduğunda üzerinizde hissedeceğiniz hasret ve aşk duygusunun yanında, İstanbul’un, bundan yarım yüzyıl önce nasıl bir özelliğe sahip olduğunu ve onu, bu günlere getiren değişimleri görmeniz de mümkün. Velhasıl bu kitap; okuması zevkli olan, hislerinizi tesiri altına alan ve farkında olmadan zihninizde bağımsız bir İstanbul fotoğrafının belirmesine vesile olabilen bir eserdir.

Aşağıda, Mehmet Kısakürek’in, kendi derlediği bu kitaba yazdığı önsözü yayınlıyorum. Kendisinin bugüne kadar okuyabildiğim tek yazısı bu. Üslubu da, İstanbul aşığı olan babasınınkine şekil ve muhteviyat yönüyle bir miktar benziyor, okuduğunuzda siz de takdir edeceksiniz.

Saygı ve selamlarımla

Ben, İstanbulluyum.

Annem de babam gibi İstanbulluydu. Onun babası ve anası da, tıpkı baba tarafımda olduğu gibi yine İstanbullu…

Babamın ve annemin, dadıları, hizmetkârları, esnafları, konuları, komşuları ve bütün dostları…

Zevkleri, edaları, üslûpları, ölçüleriyle onlar, son çakıntıları, pırıltıları ve izlerine bakarak benim İstanbul sandığım ve âşık olduğum yeri, kendi artist dünyaları içinde, bana İstanbullu, tam bir İstanbullu gibi yaşatanlardı.

İşte ben…

Böyle İstanbulluyum.

Ne hazin bir saadet!..

Elbette ki hüznüm, çoğu gece, uykularımın karanlıklarındaki bir firar deliğinden tüydüğüm mazideki İstanbullu günlerimin saadetiyle içice; en az onun kadar büyük ve can yakıcı olacaktı.

Şimdi, İstanbul sabahları böyle…

Hâlâ, başı sevgilisinin kurtlanmış, böceklenmiş cesedine yaslı yaşamakta olan adamın, artık müthiş bir tiksinme ve öğürme hissine karışan acısı, sevdası, vefası anlatılır şey midir?..

Şimdi İstanbul sabahları…

Ya yazları?…

Fındık adlı botumun şişman topuzlu küreği sudan her çıkışında, şimdi lâğım karası suya damlacıklar dizmesin!…

Deniz o kadar cam gibi, babam o kadar güçlüydü ki, bir gün Moda koyunda beni sandalla gezdirirken, bana gülerek söylediğine göre, istese üç kürekte adaya varabilirdi.

Önümde, annesi ve babasıyle gezintiye çıkmış bir çocuk yürümesin…

Yaz günleri, Moda burnunda, Karabet, buzlu badem taze ceviz satarken, annemin, elinde daima yere dik tuttuğu uzun gümüş ağızlık sigarasıyle, omuzları babam gibi geride ve babamın solunda yaylana yaylana yürüyüşü başkaydı.

Babamla ben, bir yandan yürür, bir yandan da birer onluk dondurmayı döndüre döndüre yalarken, babamın sağ elinin baş parmağı sıskacık ensemin çukurunda gider gelirdi.

Bir gün de, Bağdat caddesinden geçerken, taksinin camından, beton bloklar arasında, kapısı caddeye açılan, âşinâsı olduğum bir köşke ait bir işaret arıyorum. Bir ağaç, bir yaprak, bir çizgi, bir iz… Fakat bulamıyorum.

Az sonra kulaklarım, bizim, bahçedeki cıvıltılarımızı başaran Münür Beyin gazeliyle çınlayacak:

“Ses çıkmıyor artık, ne kürekten, ne yürekten…”

İşte, Peyami Bey, Münür Beyle birlikte, köşkün, dokuz mermer basamakla varılan mor salkımlarla çevrili ana kapısını çalıyor. Eşref Şefik Bey de, her zamanki laubali ve nükteli üslûbu içinde sohbete renk katmak, vakit kalırsa da bana lüfer avı hikâyelerini anlatmak üzere yan bahçedeki servis kapısından köşke sızmaya çalışıyor.

Silindi gitti hepsi…

O köşkü dolduran büyüklerin ve misafirlerin tamamı, çocuklarınsa bir kısmiyle birlikte o toprak, o deniz, o gökyüzü de…

Ben de, bari babamın, bir kısmı bazı kitaplarının sayfa aralarında duran, çoğu da hiç kitaplaşmamış olan şu İstanbula dair şiir gibi yazılarını derleyip toplayıp bir araya getireyim dedim.

Zevkle değil… Kör bir şevkle…

Belki bir işe yarar.

Güzellikleri ve çirkinlikleri yakalamakta ışıktan çabuk bir gözün süzdüğü bir şehir işte…

Mehmed KISAKÜREK

19 Nisan 2005

***

İlgili Linkler:

*İstanbula Hasret

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




İman ve İslam Atlası

İMAN VE İSLÂM ATLASI

Son dönemlere ait alışılmış din kitaplarının çok dışında bir anlayış ve anlatışla kaleme alınmış, şekille ruhu, amelle hikmeti birbirine emdirmek gayesi etrafında, en emin ilmihâlle en şaşmaz tefekkürü birleştirme iddiasında büyük eser. 1960-61 hapsinde yazmaya başlayıp “20 yıl müddetle şeklini bulamadan bir rüşeym (protoplazma) halinde” içinde yaşattığı bu eseri 1981 senesinde tekrar ele alır. Eseri ve eserle yapmak istediği şeyi şöyle anlatır:

“Bütün sanat, fikir, vecd, hassasiyet ve imân melekelerimi birleştirerek yepyeni bir hâdise mahiyetinde ortaya atmak ateşiyle yandığım “İman ve İslâm Atlası”… O zamanlar bir yığın malzeme toplamış olmama rağmen, bunları tablolaştıramamış ve aşkımın gerektirdiği nizam ve ifâdeye kavuşturamamıştım Zira, göz açıp kapayıncaya kadar hapis müddetim bitmiş ve haberini başıboş köpeklerden aldığım dış hayatın, bana kapısı açılmıştı. Buyur bakalım, o kadar özlediğin köpeklerin dünyasına!.. Bir sayfiye yerindeki evime çekildim, Marsilya sokakları kadar yabancısı olduğum şehre mevsimler boyu hemen hiç inmedim, hattâ bahçeme bile çıkamaz oldum; ve bir güne on günlük çalışmalarla “İman ve İslâm Atlası”nı kalıba dökebildim. Bu defa evimde geçen bilmem kaçıncı hapsim… “İman ve İslâm Atlası”, her biri aynı kaynaktan tas dolduran kitaplara nispet, doğrudan doğruya ve en az vasıta kullanarak o kaynağa diz üstü abanma ve suyuna avuç açma vâkıasıdır; ve bundan sonra Hak ne nasip eder, bilemem, bütün eserlerimi tamamlayıcı mahiyettedir. “Tarife” yazmak yerine gayeyi öziyle ruhlara sindirmek, reçete yerine mânâda ilacın kendisini tattırmak… Buna çalıştım. Ve bu aziz dâvayı papağan ağızlardan kurtarmak… İskeletsiz vücud olmaz ya; bir de iskelet üzerine vücudu ve uzuvları kul çapında yerleştirebilmek var… Peteği dosdoğru çizdikten sonra onu en halis balla doldurmak… Asırlardır hakkiyle yapılabildiğini sanmadığım bu cehd üzerinde başarı derecemi, tam 45 yıldır Büyük Doğu teknesinde hamurunu yuğurmaya çalıştığım yeni iman ve islâm nesli tayin edecektir. O olmasaydı oluşun olmayacak olduğu, Kâinatın Efendisine salât ve selâm olsun!.. Allah, Sevgilisinin ümmetine 15. İslâm Asrının birinci yılından ileriye, yeni bir anlayış, duyuş, görüş ve oluş nasip etsin… ”

***

İlgili Linkler:

*İman ve İslam Atlası

*Fârikalar, İncelikler




İhtilâl

İHTİLÂL

Eser, Habil-Kabil vak’asından başlar ve birinci bölümde mutlak inkılapçılar olarak Nuh Peygamber, İbrahim Peygamber, Musa Peygamber ve İsa Peygamberle beraber, Peygamberler Peygamberinin mutlak inkılâplarını anlatır. Ötesi, insanoğlunun Hak gördüğü ve bildiği yollardaki ayaklanışlarının, mâna, ilim ve usûl bakımlarından ders çıkarılması gereken romanımsı hikâyeleridir. Eski Yunandan Amerika İstiklal savaşlarına kadarki ihtilâller ikinci bölümde; Büyük Fransız İhtilali üçüncü bölümde; Napolyon Bonapart ve sonrası ihtilaller de dördüncü bölümde anlatılmıştır. Son bölümde ise, “hak ve hakikat bağlılarına en faydalı iş ve hareket kültürünün aşılandığı” Sentez kısmı yer almaktadır.

Kitabın Giriş Yazısı

Yeryüzünde ihtilâl, insanoğluyla beraber başlar.

Yirmibirinci Asra doğru dünyaya sığmayacak kadar ürediği görülen insanoğluna, en başta, doğrudan doğruya ilk insan, babasız ve anasız Âdem Peygamber, ilk tevhid ve hakikat vahidini temsil edici nirengi noktasıdır. İnsanoğlunun, üreyişinde kendisinden hiza ve istikamet alacağı ilk müspet ve hak kutup…
Adem Peygamberde ilk insan ve resul birleşiyor. İnsan, Allah’ın habercisi ve Allah ile kaim hakikatin arayıcısı olarak dünyaya ayak basıyor. Ondan sonra da bu hizayı ve istikameti bozacak soyu ve koluyla insanoğlu başlıyor.

Böyle!… Âdem Peygamberden sonra, bu ilk müspet ve Hak kutba karşı insanoğlunun menfî ve fesatçı tarafı harekete geçecek, müspetle menfî arası bir nevi elektrik cereyanı doğacak ve iki taraf arası boğuşma, mânalar âleminde şimşekler çizerek ve yıldırımlar düşürerek, madde plânını da gümbürdeterek ve hoplatarak, ihtilâl denilen keyfiyeti zuhura getirecektir.

İnsanoğlunun müspet ve hak mukabili menfî ve fesatçı tarafı… Bu ikiliği, ruha karşı nefs diye ele alabiliriz. İhtilâl denilen keyfiyeti de, tek insandan en kalabalık topluma kadar bu iki kutup arası birbirine çullanma, birinden öbürüne karşı ayaklanma diye tarif edebiliriz. Esas budur; gerisi de sayısız bahane…

Kur’ân bize öğretiyor ki, Allah, yeryüzüne hükmedici, eşya ve hadiseleri tasarrufla vazifeli bir varlık yaratacağını meleklere bildirince, onlar, dünyada fesat çıkaracak ve kan dökecek bir mahlûka mı vücut verileceğini sordular; oysa meleklerin kendisini tevhid ve tenzihten başka bir şey yapmadıklarını söylediler ve Allahtan “ben sizin bilmediğinizi bilenim!” cevabını aldılar.

Böylece insan, biri ulvîlerin ulvîsine, öbürü de süflilerin süflisine namzet ve kalbin hakikatinde birleşik ve toplu iki zıt taraf halinde yaratıldı; ve Kur’an hükmünce bu eşsiz kıvam içinde vücut bulduktan sonra kutuplardan birinden birini gerçekleştirmek üzere “sefillerin en sefili” olan âleme indirildi ve ihtilâl zemini açılmış oldu.

Bir bünyenin, kendi içinde, kendi öz nizamını sarsıcı ve yeni bir nizama yol arayıcı her hareket, ihtilâldir ve bu davranış, içi beşeriyet kadar kalabalık tek fertten, üç beş kişilik aileye, sekiz on ailelik kabîleye ve koskoca cemiyete, hâsılı topluluk belirten her varlığa kadar, esasta ve mücerrette birdir.

Şu var ki, üstün mânasiyle inkılâp vasıtası ihtilâl, vasıtalık ettiği gayeye göre kıymetlenir. Gaye, ulvîlerin ulvîsi Allah yolu olunca da, yığınların bazen hiç ve bazen hep, bazen bâtıl ve bazen hak yüzünden birbirine girmesinden ibaret vasıtayı müstakil değer kabul etmez. Vasıtayı hangi şekilde bulursa onda kullanır ve inkılâp ismini alır.

Bu mânada resuller ve nebîler, âdi anlamiyle ihtilâlci olmaktan münezzeh, en üstün ve erişilmez çapta inkılâpçıdırlar. Alelade inkılâpçılara kıyasla onlara “mutlak inkılâpçılar” demek gerekir.

İşte bu ölçüler çerçevesinde ihtilâli, mutlak inkılâp cephesiyle resuller ve nebilerden başlatırken, yeryüzünde ve insanoğlunun hayatında ilk fesat ifadesi olarak, Adem Peygamberin iki oğlu Hâbil ve Kaabil’e iliştiriyoruz.

Ötesi, insanoğlunun hak gördüğü ve bildiği yollardaki ayaklanışlarından, tarihin şahitliği altında romanımsı hikâyelerdir ki, bu cazibeli hikâyelerden gerçek gaye, mâna, ilim ve usûl bakımlarından alınabilecek dersler, hak ve hakikat bağlılarına en faydalı iş ve hareket kültürünü aşılayabilir. Onları da kendi oluş plânlarında büyük, orta ve küçük olarak sınıflandırıyor, ayrıca “kırıntı ihtilâl” teşhisi altında ve birkaç satır içinde miskin ve mânâsız hareketleri de gözden kaçırmamayı lüzumlu buluyoruz.

Ezelden ebede doğru kabarıcı sahilsiz insanlık denizinin, kâh hak, kâh küfür, korkunç çalkantılarını resmeden ihtilâl, Allah’ın insana biçtiği memuriyeti bilenlerce ne kadar manalıdır!

İnsan, nefsinde ve cemiyetinde, kendi ölçüsüne göre aradığı cennetin engellerine karşı daima ihtilâl halindedir.

Alıntı:

Ortalık mahşer gibi…
Kim buranın sahibi,
Kimlerin düğünü var?

Güneş batan bir bayrak;
Şu kıpkızıl ufka bak,
Ana baba günü var!

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




Yeniçeri

YENİÇERİ

Yeniçeri’yi dünyanın ilk teşkilatlı ve meslekî ordusu olarak gören ve gösteren Necip Fazıl’a göre, Yeniçeri, kuruluşundan sonraki ilk iki asır içinde ideal askerdir ve devletinin gayesine ve ahlakına bağlıdır. Tanzimata kadar sürecek olan sonraki üç asır içindeyse bizzat devlet süikastçısı bir âsidir. Yeniçerinin bu çöküşü, ruhî ve sosyal bir müessire, iman vecd ve aşkının gönüllerden uçup gitmesine bağlıdır ve Yeniçeri, bu korkunç ve hazin tecelliyi göstermekte sadece bir vesiledir.

Bu eser, müellifinin bizzat belirttiği gibi, tarihî rezalet ve fecaatlerin bir hikâyesi olarak kaleme alınmış olmaktan ziyade, Yeniçerinin işe nereden başlayıp, işi nerede bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve sosyal müessirlerini çerçevelemek gayesiyle yazılmıştır.

***

İlgili Linkler:

*Yeniçeri

*Gençlik ve Üniversite

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




İdeolocya Örgüsü


İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ

“Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim… Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım “müştemilât”dan başka bir şey değil… Güzelim Türkçenin “katık” tâbiri ne kadar yerinde. Gerçek gıda “nân-ı aziz” dediğimiz ekmektedir ve gerisi, ona katılmaktan kinaye “katık”tan ibaret… İçinde yüzde elliden fazla (hidro-karbone) cevher bulunduran ekmek, pastaların üstündeki her türlü krema ve (fantezi) oyunlarına sırt çevirmiş, kuru ve yavan, fakat besleyici ve kurtarıcı fikre ne güzel remz!.. İşte, ezel kadar eski ve ebed kadar yeni, topyekûn insanlık çapındaki dâvanın bu eserini tamamlarken, onu, gıdasını Büyük Doğu ekmeğine borçlu bildiğim Anadolu gençliğine ithaf ederim.” N.F.K. / 1968

İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ – İÇİNDEKİLER

I – ADIMIZ, DÂVAMIZ, MÂNAMIZ
Büyük Doğu
Orkestra, Senfonya ve Biz
Doğu – Batı

II – DOĞU VE BATI MUHASEBESİ
Batının Doğuya Bakışı
Batının Kendisine Bakışı
Doğunun Batıya Bakışı
Doğunun Kendisine Bakışı
Doğuya İnanalım
Doğu ve Batı Birarada
Batıyı Anlamak
Kendi İçinde Batı
Kendi İçinde Doğu
Batının Buhranı
Doğuda Buhran
Bizde Buhran
Batının Ucuzculuğu
Doğunun Ucuzculuğu

III – TÜRKÜN MUHASEBESİ
Oluş
Sebep
Teşhis
Kendi Zaviyemizden Avrupalılık
Avrupalı Tuzağı
Bugünkü Dünya
Doğan Dünya ve Biz
Olmadı – Olamaz!
Bu Ağacın Yemişleri
Tek Kelimeyle Kurtuluş Yolu
Ahlâk Dâvamız
Ahlâk Kaynağımız

IV – ANA KAYNAK: İSLÂM
Neye İnanıyoruz
İslâm ve Herşey
İslâm ve Kâinat
İslâm ve Dünya
İslâm ve İnsan
İslâm ve Ahlâk
İslâm ve Cemiyet
İslâm ve Devlet
İslâm ve İnkılâp
İslâm ve Siyaset
İslâm ve Adalet
İslâm ve Ordu
İslâm ve Müsbet Bilgiler
İslâm ve Güzel Sanatlar
İslâm ve Kadın
Dışı ve İçiyle İslâm

V – TARİH HÜKMÜ: NASIL BOZULDUK
Fasledici Tarih Çizgisi
İslâm Nasıl Bozuldu?
1. Kanunî Devrinde
2. Kanunîden Sonra
3. Tanzimat Devrinde
4. Meşrutiyet devrinde
5. Son Devirde
Ahlâk Yaralarımızdan Misaller

VI – BEKLEDİĞİMİZ İNKILÂP
Bekliyoruz
Daima Onu Bekliyoruz
Hep Bekliyoruz
Giriş
Reformacılar
Nefsanî Tefsirci
Ham Yobaz ve Kaba Softa
Sahte Sofîler
Derin ve Gerçek Müslüman
Gerçek ve Derin Mü?minde Akıl
Hülâsa ve Netice
Netice
Usul
Esas
Hedef
Vasıta

VII – BEKLEDİĞİMİZ İNKILÂBIN YÖNLERİ
İçtimaî ve İktisadî Mezhepler
Siyaset
Asyacılık
İktisadî Nizam
İçtimaî Faaliyet
Teşkilât ve İdare
Devlet
Sınıf
Gençlik
Milliyet
Köy
Şehir
Aile
Mektep
Müspet Bilgiler
Güzel San?atlar
Adalet
Mahkeme
Sıhhat ve Güzellik
Kadın
Üreme ve Türeme
Ordu
Ordu ve İnkılâp
Millet ve Ordu
Anladığımız Ordu
Dünyayı İmar
Toplam

VIII – DEVLET VE İDARE MEFKÛREMİZ
Yüceler Kurultayı
Başyüce ve Kurultay
Başyüce
Başyücelik Hükûmeti
Hükûmetin 11 Dâvası
Yüce Din Dairesi
Halk Divanı
Başyücelik Akademyası
Başyücelikte ݺ Ölçüsü
Başyücelikte Ceza Ölçüsü
Başyücelikte Umumî Manzara
Başyücelik Emirleri – Kanun
Başyücelik Emirleri – Zevk ve Terbiye
Başyücelik Emirleri – Kumar
Başyücelik Emirleri – İçki ve Zehir
Başyücelik Emirleri – Zina ve Fuhuş
Başyücelik Emirleri – Faiz
Başyücelik Emirleri – Kahvehane
Başyücelik Emirleri – Külhanbeylik
Başyücelik Emirleri – Vatan Dışı
Başyücelik Emirleri – Sinema
Başyücelik Emirleri – Dans
Başyücelik Emirleri – Parazitler
Başyücelik Emirleri – Heykel
Başyücelik Emirleri – Matbuat
Başyücelik Emirleri – Yine Basın
Başyücelik Emirleri – Radyo
Başyücelik Emirleri – Üniversite
Başyücelik Emirleri – Batıda Tahsil
Başyücelik Emirleri – Ecnebi Mütehassıs
Başyücelik Emirleri – Harf Dâvası
Başyücelik Emirleri – Kıyafet ve Şapka
Başyücelik Emirleri – Kadın Kılığı
Başyücelik Emirleri – Vâizler
Başyücelik Emirleri – Yine Kılık
Başyücelik Emirleri – Köy İmamı
Başyücelik Emirleri – Subay
Başyücelik Emirleri – İşçi
Başyücelik Emirleri – Sermaye ve Patron
Başyücelik Emirleri – Fabrika
Vesaire

IX – TEMEL PRENSİPLER
Ruhçuluk
Keyfiyetçilik
Şahsiyetçilik
Ahlâkçılık
Milliyetçilik
Sermaye ve Mülkiyette Tedbircilik
Cemiyetçilik
Nizamcılık
Müdahalecilik

X – HAL VE MANZARA
Bu Hal
Asıl Dâva Hep’çilikte
Geliş ve Gidişimiz
Asıl İnkılâp
Felix Culpa – Mes’ut Suç
Hürriyet
Uydurma Dil Felâketi
İktidarların Hikâyesi
Dünyamız
Sahte Şans Devirleri
Niçin, Niçin, Niçin?
Nesini Kabul Edelim?
7 Ölüme Karşı Biz
Merhamet Buyurunuz!
Ucuzculuk
Tezatlar Dünyası
Üstün Politika
Hareketsizliğimiz
Küfür Yobazları
Cepheler
Cepheler – Ham ve Kabalar
Cepheler – Yeni Müctehid Taslakları
Cepheler – Karton Adamlar Gövdesi
Cepheler – Damgalı Adamlar Gövdesi
Dışımızda İslâm
İç ve Dış Düşman – Yahudi
Doğunun Yolu
Makine
Makine ve Keşifler
Program – Reçete
Fikirsizlik
Sınırlar
İleri – Geri
Meccanî Hayat
Yine Hürriyet
Kurtarıcı Hikmet
Demokrasya
Dünya Buhranı
Babıâli’de İnkılâp
Basın Yönünden İnkılâplar

XI – ÇİLEMİZ VE DÂVAMIZ
Ocak Kızıştı!
Hakikatimiz ve Gençliğimiz
Mefkûreci Ahlâkı
Ümidimiz
Ümitsizliğimiz
Fedakârlık
Çilemiz
Divanelere Muhtacız
Mürteci – Gerici
Deli Olmak Lâzım!
Türk Gençliğine!
Yolumuz
Lüpçülük, Hepçilik
Beklenen Nizam
Tamamlığın Şartları
Anadolu
Genç Adam!
Görünmeyen Genç
Anadolu Gençliğine
Bir Neslin Son Örnekleri
Son ve Tek Kıvılcım

XII – EK
İslâmı Yenilemek

***

İlgili Linkler:

*İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ

*Büyük Doğu ve İdeolocya Örgüsü

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




İbrahim Ethem

İBRAHİM ETHEM

(5 Perde)Belh sultanıyken tacını tahtını terkedip dervişlik yoluna düşen, Veliler kervanının şanlı öncülerinden İbrahim Ethem Hazretlerinin hayatından sahneler…

(Yazıldığı tarih: 1978)

***

İlgili Linkler:

*Tiyatro Eseri Tam Metni

*İbrahim Ethem

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al




Yahudilik-Masonluk-Dönmelik

Not: Kitaba ait tanıtım yazısı, Reyhan rumuzlu yöneticimize aittir.

YAHUDİLİK- MASONLUK-DÖNMELİK

Her birinin diğeriyle ruh bağı olduğu, gaye ile faaliyetin birleşerek vücut bulduğu ve hepsinin ortak paydası olan her türlü birliği çözme, dağıtma sonra da yıkma, yok etme memuriyetinde olan Yahudi, mason ve dönme; kendisine dünya üzerinde öyle bir konum belirleyip öyle bir vazife seçmiştir ki, onların ne olduğunu, dünden bugüne neler yaptığını ve şu anda da dünyanın hangi konumunda olduklarını bilmemek, dünya üzerinde vuku bulan olayların iç yüzünü anlamamak mânasına gelmekte ve buna mukabil bunları bilmek de yaşanan olayların bir de perde arkaları olduğunu görmeye, madalyonun arka yüzünün ne girift muammalarla dolu olduğunun idrakine varmaya eştir.
Şu halde bermuda şeytan üçgeni gibi bütün olayları kendi mihverine çekici ve kendi içinden dünyaya yayıcı, kuklaların oynatıcısı, kulislerin hâkimi, sebebi gün yüzüne çıkmamış hadiselerin tertipçisi ve nerede fitne ateşi varsa orada izinin bulunacağı, artık fitne kelimesinin eş anlamlısı olmaya hak kazanan bu üçlü, hem diğerini anlama açısından hem de birbirlerine et ve tırnak gibi bağlı olmaları hasebiyle tek tek ele alarak incelemenin dışında her birini diğerine bağlayıcı amilleri de göz önünde bulundurarak kafalarda kurulacak olan Yahudi- mason- dönme üçgenine aktarılacak malumatın ilk basamağı olabilecek keyfiyette ve mahiyette olan bu derleme kitap, bu zihniyetin temelinin hangi mülahazalara da dayandığını göstermesi bakımından önem arzetmektedir.
Cümlemiz, Üstadın sorduğu soru ile bitsin:

“Hey, Türk genci, sen bu dünyayı kimlerin idare ettiğini sanıyorsun ?”

***

İlgili Linkler:

*Yahudilik-masonluk-dönmelik




Vesikalar Konuşuyor

VESİKALAR KONUŞUYOR

“Vesikalar Konuşuyor” kitabı, Üstâd Necip Fazıl’in Büyük Doğu dergilerinde (Dedektif X Bir) imzasıyla yazdığı yakın ve gizli kalmış yakın tarihe ait büyük sansasyon doğuran ifşa niteliğindeki yazılarını içermektedir. Ayrıca Ustad’ın sâf sanat ve tefekkür şatosunun mutfağına inerek nelere el atmak; mücadele tarihi içinde nerelere kadar uzanmak zorunda kaldığının da vesikası niteliğindedir.

(Büyük Doğu Kataloğu’ndan alınmıştır.)

*Kitabı Büyük Doğu Yayınları’ndan Satın Al