Site icon N-F-K.com

Üstad’ın Biyografisi, Yayın Ve Sanat Hayatı, Dergiciliği

ÜSTAD’IN BİYOGRAFİSİ, YAYIN VE SANAT HAYATI, DERGİCİLİĞİ

Prof. Dr. M. Orhan OKAY

SEKSEN YILLIK BİR ÖMRÜN ÇİLESİ

HAYAT HÎKAYESİ

1. KISA BİYOGRAFİSİ

Necip Fazıl, 26 Mayıs 1905’de1, Abdülbaki Fâzıl Bey ve Mediha Hanım’ın ilk çocukları olarak İstanbul’da, Çemberlitaş civarında bir konakta dünyaya geldi. Babası, küçük Necib’in doğumundan sonra hukuk mektebini bitirmiş, bazı memuriyetlerde bulunmuş silik bir şahsiyet. Konağın otoritesi olan büyük baba Mehmet Hilmi Efendi cinayet mahkemesi reisliğinden emekli olup aslen Maraşlı’dır ve Dulkadır oğullarına kadar uzanan Kısakürekler sülâlesinden gelir. Necip Fazıl’ın çocukluğu, torununu şımartacak kadar seven bu büyük babanın himayesinde, bu kalabalık konakta, dadılar, mürebbiyeler, lalalar arasında geçer. İlerde, bu konakta geçen çocukluğuna ait hatıraların izleri eserlerinden bâzılarına aksedecektir. (Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri hikâyesi gibi.)

Necip Fazıl’in ilk Öğrenimi, çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir şekilde geçmiştir. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız mektebinde, bir müddet sonra aynı yerde bir amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşit Paşa Numune mektebinde, Vaniköy Rehber-i İttihad mektebinde (Peyami Safa bu mektepte mubassır: gözetici’dir) okur. Nihayet Heybeliada Numune Mektebi’nden diploma alır. O yıl Heybeliadadaki Bahriye Mektebine (askerî deniz lisesi) yazılır. Namzet (subay adayı) ve harp sınıflarında beş yıl okuduğu bu okuldan da diploma alamayarak ayrılır. Ancak burası ona edebiyatın kültürünü ve zevkini aşılamıştır. İlk şiirlerini ve nesirlerini burada yazmaya başlamıştır. Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (eski Diyanet işleri Başkan Aksekili Hamdi Efendi), Hamdullah Suphi (Tanrıöver) bu okuldaki hocaları arasındadır. 1925’lerde yazdığı, hikâye kitaplarına girmemiş Lö Sid adlı hikâyesi, bu okulda, hocası Yahya Kemal’le ilgili bir hatırasından kaynaklanır. Aynı okulda, hâtıralarında “Derin irfan sahibi… edebiyat ve felsefeden riyaziye ve fiziğe kadar nüfuz edebilmiş, birkaç risâlecikten başka hiçbir şey neşretmemiş” bir de edebiyat hocası vardır: İbrahim Aşkî Efendi. Necip Fazıl’in daha sonraları tasavvufa yönelmesinin ilk teşvikleri bu nev’i şahsına mahsus İnsandan gelmiştir.

Bahriye Mektebinden ayrılan Necip Fazıl 1921’de Darülfünun (üniversite) felsefe şubesine yazılır. Bu öğrenimi de tamamlayamaz. Hükümetin açtığı bir müsabakayı kazanarak burs alır ve felsefe öğrenimi için Paris’e gider. Burada da düzenli bir öğrenci değildir. Kısmen sanat çevrelerinde bulunursa da, Paris’in eğlence hayatı onu daha çok çeker ve hatıralarındaki ifadesiyle bir bohem hayatı yaşar.

Türkiye’ye dönüşünde, İstanbul’da ve Anadolu’da millî ve yabancı bâzı bankalarda memuriyet ve müfettişliklerde bulunan Necip Fazıl, değişik sürelerle ve aralıklarla bir Fransız mektebinde. Ankara Devlet Konservatuarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler vermiştir. Bu arada felsefedeki öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresi, kendisi için meslek hayatı olarak daha çekici ve eser vermesine daha müsait göründüğünden 1942’den sonra aylıklı memuriyetlerden ayrılmıştır. Bu tarihten sonra bütün geçimini yazılarından ve yayın mesleğinden sağlamıştır. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi, bâzı günlük gazetelerde de zaman zaman fıkra ve makaleleri neşredilmekteydi.

Necip Fazıl Kısakürek, uzunca süren, fakat fikrî faaliyetini ve yazı yazmasını engellemeyen bir hastalıktan sonra Erenköy’deki evinde 25 Mayıs 1983’de ölmüştür. Büyük ve hâdiseli bir cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.

NECİP FAZIL’IN ÖLÜMÜ İÇİN TARİH KITASI

Erdi artık ruh sükûna derviş-i kâmil gibi
Öldü, el açmaksızın nadana bir sâil gibi
Çille çille üstüne düştü mücevher târihi
“Var mı şair çilleden çıksın Necip Fazıl gibi”
-1403-

1 Biyografi kitaplarında ve edebiyat tarihlerinde Necip Fazıl’ın doğum tarihi olarak 1903’den 1907’ye kadar çeşitli yıllar gösterilmiştir. O ve Ben adlı otobiyografisinde bizzat Necip Fazıl, kendi doğum tarihi olarak “26 Mayıs 1320-1904/Rebiülevvel 1323″ü vermektedir. Buradaki mâlî ve hicri yılların milâdî karşılığı 1904 değil 1905 olması gerektiğinden daha sağlıklı bir belge bulunana kadar 26 Mayıs 1905 tarihini tercih ettik.

2. YAYIN VE SANAT HAYATI

Necip Fazıl Kısakürek’in yayın ve sanat hayatına girişi, 1923’de Yeni Mecmuadaki şiirleriyle başlar. İlk şiiri de Örümcek Ağı kitabına “Bir Mezar Taşı” adıyla girecek olan “Kitabe” başlıklı şiirdir ve bu derginin 1 Temmuz 1923 tarihli sayısında çıkmıştır. Bu tarihten başlayarak 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Millî Mecmua, Anadolu, Hayat ve Varlık dergileriyle Cumhuriyet gazetesinde şiirleri ve hikâyeleri çıkar. Bilhassa, devrin seçkin dergilerinden olan Hayat’ta çıkan şiirleriyle dikkatleri çeker. Hakkında takdir yazıları yayınlanır. İlk şiir kitapları olan Örümcek Ağı (1925) ve Kaldırımlar (1928) da bu yıllarda yazdığı bir kısım şiirlerinin toplandığı kitaplardır. Kaldırımlar kitabına adını veren şiiri ise, uzun yıllar kendi isminin ayrılmaz bir parçası olarak âdeta ikinci bir unvanı olmuştur: Kaldırımlar Şairi. Üçüncü şiir kitabı olan Ben ve Ötesi ile nesir yazılarını topladığı Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil arka arkaya çıkarlar (1932, 1933).

Bu arada, sanatkârlığına büyük değer verdiği aktör ve rejisör Muhsin Ertuğrul’un tesiri ve teşvikleriyle tiyatroya karşı ilgi duymaya başlayan Necip Fazıl, 1935 de ilk tiyatro eserini verir. Bu, atalarının toprağı olan Maraş’ın, Millî Mücadele devrine âit, bir destan paçası olarak epik tiyatro türünden bir eserdi: Tohum. Ferhad rolünü Muhsin Ertuğrul oynadı. Tiyatro tenkitçileri tarafından ilgi ile karşılanan eseri seyirci tutmadı. Onu takibeden Bir Adam Yaratmak piyesini iki maksatla yazdığını söyler. Biri Tohum’un başarısızlığından sonra Muhsin Ertuğrul’a yakışacak bir piyes yazmak, diğeri de o yıllarda tanıdığı ve hususi hayatında, fikirlerinde, sanatında kendisine yeni bir yön verecek olan Nakşibendî Şeyhi Abdülhakîm Efendi (Arvasî)’nin tesiriyle mistik ve metafizik bir konuyu işlemek. Bir Adam Yaratmak, Muhsin Ertuğrul’un da başrolünü oynamasıyla büyük ilgi görür, İstanbul ve Ankara sahnelerinde uzun müddet kapalı gişe oynar. Bundan sonra herbiri, yazılışında ve oynanışında hâdise olan piyesleri takib eder.

1936’da Ankara’da bulunan Necip Fazıl, devrin sathî ve materyalist dergilerinin karşısına estetik ve spritüalist bir felsefeyle çıkmak ister. Haftalık bir dergi teşebbüsüne girer. Adını, tutunamayan Tohum’un yeşerip büyümüş olması ümidiyle Ağaç koyar. Necip Fazıl, hatıralarında bu dergiyi de tutunamayan bir yayın olarak değerlendirmiştir. Okuyucudan beklediği ilgiyi görememiş ve hayâl kırıklığına uğramıştır. Buna rağmen Ağaç dergisi, o yıllarda edebî, fikrî ve estetik bahisleriyle devrin şöhretlerini bir araya getirdiği gibi, devrimci ve materyalist Kadro dergisinin kapanışının hemen arkasından, ilgileri daha ruhî ve sanat endişesi taşıyan bir platforma çekmiş olmalıdır. İlk sayısı Ankara’da çıktıktan sonra İstanbul’a nakledilen Ağaç’ın ömrü de uzun olmaz. 17. sayıdan sonra ilgisizlikten ve ekonomik sıkıntılardan dolayı devam edememek zorunda kaldıklarını bildiren bir yazı ile yayın hayatından çekilir. Ağaç’ın yazı kadrosunda, başta Ahmet Kudsî Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Burhan Toprak, Fikret Adil ve Mustafa Sekip Tunç olmak üzere, Sabahattin Ali, Ahmet Muhip Dıranas, Sait Faik ve Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimler yer almıştır.

Necip Fazıl, İkinci Dünya Savaşı’ndan biraz önce ve savaş yıllarında günlük gazetelerde fıkra yazarlığına başlar. Önce Rasim Us’un çıkardığı Haber gazetesinde, daha sonra Ethem İzzet Benice’nin Son Telgraf gazetesinde yazar. Bu ikinci gazetede Çerçeve umumi başlığı altında yazdığı fıkralara, daha sonraları çıkardığı Büyük Doğu’larda, daha yakın yıllarda diğer gazetelerde aynı ad altında veya 101 Çerçeve, 1001 Çerçeve başlıklarıyla devam edecek, bir çoğunu da kitap hâlinde neşredecektir. Son Telgraf gazetesindeki Çerçeve fıkraları, İkinci Dünya Savaşı arefesine rastlar. Çoğu siyasî olan bu fıkralar okuyucu ve tenkitçilerin de ilgisini çeker. Bir dünya savaşının çıkmayacağı hakkında Türk basınının umumî kanaatine rağmen Necip Fazıl’ın bu muhtemel savaş hakkındaki tahmin ve yorumları birer kehânet gibi gerçekleşir.

Bu yıllarda kitap olarak yukarda bahsi geçen Çerçeve (1940) ile bir Namık Kemâl (1940) monografisi dışında üç tiyatrosu daha yayınlanır: Künye (1940), Sabırtaşı (1940) ve Para (1942).

Günlük gazetede fıkra yazarlığı devam ederken yeni bir dergi teşebbüsüne geçer. Siyâsî fikrî ve edebî karakterde ilk Büyük Doğu’nun ilk sayısı 1 Eylül 1943 de çıkar. Memleketimizin en uzun ömürlü dergilerinden olan Büyük Doğu değişik boyutlarda, çoğu haftalık, birkaç defa da aylık, hattâ günlük gazete hâlinde olmak üzere Necip Fazıl’ın ölümüne yakın yıllara kadar aralıklarla devam etmiştir (Son sayısı 14 Haziran 1978 tarihli). Devrin kanunî mevzuatına göre sık sık Bakanlar Kurulu veya mahkeme kararıyla kapatılan, polis veya savcılıkça toplatılan, takibe uğrayan, bazan da sahibi tarafından yayını tatil edilen dergi, “Kaldırımlar Şairi”nden sonra Necip Fazıl’ın “Büyük Doğucu” ünvaniyle ikinci bir lâkabı olur. Derginin adı altında ve onun sloganları etrafında bir de siyâsî cemiyet (o yıllarda hukukî olarak siyâsî parti kavramıyla eşmânâda) kuran Necip Fazıl, bu vesile ile memleketin hemen her tarafını gezip büyük ilgi gören ve kitleleri arkasından sürükleyen konferanslar verir. Gerek bu dergideki yazıları, gerekse siyâsî faaliyetlerinden dolayı, değişik iktidarlar devrinde adlî takibata uğrayarak, hakkında bir çok defa tevkif, beraat ve hapse mahkûmiyetle neticelenen kararlar verilmiştir.

Basılı kitap olarak en verimli devresi de 1950’li yıllardan sonra başlar. Şiir kitaplarını yeniden gözden geçirip ilâve ve çıkarmalarla neşreder. Tiyatro çalışmalarına senaryo romanları eklenir. Hikâye ve roman denemeleri, hâtıra kitapları, dinî ve tasavvufî eserleri, siyâsî ve târihî incelemeleri (çoğu yoruma dayanan) hep bu devresinin mahsulleridir.

Necip Fazıl Kısakürek için 22 Kasım 1975’de, Millî Türk Talebe Birliği’nce, sanat hayâtının 50. yılı jübilesi yapılmıştır. Ayrıca 25 Mayıs 1980’de de doğumunun 75. yıldönümü vesilesiyle Kültür Bakanlığı tarafından “Büyük Kültür Armağanı” verildi ve nakdî mükâfatla taltif edildi. Aynı tarihte Türk Edebiyatı Vakfı da kendisine “Türkçenin yaşayan en büyük şairi, Sultan üş-Şuarâ” unvanını merasimle verdi.

Necip Fazıl’ın kitaplarından Namık Kemal monografisi devrin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel tarafından ısmarlanıp Türk Dil Kurumu’nca basılmıştır (1940). Bir de son yıllarında on üç tiyatrosu Kültür Bakanlığı tarafından toplu olarak üç cilt halinde neşredilmiştir (1976).

3. DERGİCİLİĞİ

Necip Fazıl’ın kitap haline gelmiş eserleri, makaleleri, fıkraları ve kitap hâlinde basılmayıp dergilerde kalan yazıları dışında, dergi yayıncılığı da, yakın devir kültür tarihimiz için, dikkatle incelenmesi gereken bir hadisedir. Onun çıkardığı dergiler, ilk sayılarından itibaren, çıkışları, kapanışları, toplanışları ve yeniden çıkışlarıyla hemen dâima basını ve aydınlar çevresini yakından ilgilendirmiş, herbiri, hem ihtiva ettiği problemler açısından, hem spekülatif mânâda birer olay olmuştur.

Necip Fazıl biri Ağaç, diğeri Büyük Doğu, nihayet bir üçüncüsü de kısa bir süre çıkan mizahî karakterde Borazan olmak üzere üç derginin sahibi, bu dergilerdeki yazılardan pek çoğunun muharriri, etrafına devrinin kalburüstü yazarlarını bir araya toplayan bir fikir ve edebiyat otoritesi olarak basın târihimize geçecektir.

A. AĞAÇ

1925’de Paris dönüşünden bir müddet sonra İş Bankası’nda çalışan Necip Fazıl, aralıklı olarak, fakat uzun süre Ankara’da kalır. O yıllarda Ankara’da, Cumhuriyet devrinin yeni entelektüel çevreleri teşekkül etmektedir. Bu çevreler, ekonomik ve sosyal seviyelerine göre bir takım lokallere dağılmış durumdadır. Üst sınıftan Ankara Palas, Tabarin Bar ve Karpiç’ten başlayarak, daha aşağı sınıflara doğru bir takım lokanta, pastahane ve meyhaneler, İstanbul’daki benzerlerinin örneği olarak aydınların, sanatkarların veya bunlara özenenlerin toplantı mahallerini oluşturmaktadır. Bunların en meşhuru Ulus’taki İstanbul Pastahanesi’dir. O devrin şair ve yazarlarıyla diğer sanat mensupları burasını bir akademi hâline getirmişlerdir. Akşamları da Şükran Lokantası aynı grubun sığınağı olmuştur. Yaşar Nabi, Ahmet Kudsi, Nahit Sırrı, Sabahattin Ali, Ressam Malik Aksel, Necip Fazıl, Feridun Fazıl, Sadri Ertem, Samed Ağaoğlu, Nurullah Ataç, Enver Behnan Şapolyo… gibi isimler bu akademinin müdavimleri arasındadırlar. Şevket Rado’ya göre her-biri bir başka âlem olan bu sanatkarlar arasında en hareketlisi Necip Fazıl’dır. Bu hareketliliği, onun hem saydığımız amatör-profesyonel ve bilhassa bohem vasıflı sanatkarlar kadrosunun içinde bulunması, hem de bu kadronun dışında ve yeni rejimin sözcüleri durumunda olan diğer iki şahsiyetle irtibat halinde olmasındandır. Bu İki şahsiyet Yakup Kadri ve Falih Rıfkı’dır. Necip Fazıl şairliği, nükteli-paradokslu konuşmalarıyla yukarıdaki genç yazarlar çevresi dışında bu iki şahsiyetin evinin etrafında teşekkül eden yeni entelektüel sosyetenin de itibarlı misafiridir.

Necip Fazıl’in Ankara’ya üçüncü geliş yılı olan 1935’de yeni gruplaşmalar vardır. Önceki yazar ve sanatkarların bir kısmı o yıllarda Ankara’da çıkmakta olan Varlık dergisi etrafında toplanmışlardır. Yeni rejimin sözcülerinden Yakub Kadri’nin inkılap hareketlerine değişik bir yön vermek düşüncesiyle çıkarmakta olduğu kadro dergisi yeni kapanmıştır. Önce devletçi, sonra sosyalist bir karakter gösteren Kadro dergisinde, Necip Fazıl’ın, Ankara’ya önceki gelişlerinde tanıdığı Burhan Asaf (Belge), Şevket Süreyya (Aydemir), İsmail Husrev (Tökin) ve Vedat Nedim (Tör) tarihî materyalist bir doktrinde birleşmişlerdir. Necip Fazıl da, çok yakın bir Tohum tecrübesiyle İstanbul’dan dönmüştür. Başarılı bir sahneye konuş, tenkitçilerden müspet not alışına rağmen seyirci İlgisi görmeyen Tohum, İstiklâl Harbi yıllarında Batı’nin, makine medeniyetine dayanan tecavüzü karşısında bir ruh dirilişinin hikayesidir. Bu tiyatronun başarısı da, başarısızlığı da Necip Fazıl’ın kafasında, spritüalist ve mistik dünya görüşüne bağlı, aynı zamanda sanata estetik ağırlık veren sanatkârları bir araya getirmek fikrini doğurmuştur. İşte Ağaç dergisi bu şartlar altında ve bu kadrolaşmak fikrinin mahsûlü olarak, bâzı bankaların mâlî desteğiyle, 14 Mart 1936’da ilk sayısını çıkarır. Derginin çekirdek kadrosunda Necip Fazıl’la beraber Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kudsi Tecer bulunmaktadır. Her üçü de, birkaç sınıf farkla üniversiteden ve Yüksek Mualim Mektebi’nden çok yakın arkadaştırlar.

Ağaç dergisi 6 sayısı Ankara’da çıktıktan sonra 7. sayıdan itibaren İstanbul’a nakledilir. Haftalık bir dergi olan Ağaç’ın iç kapaklarında yazı kadrosu olarak 60-70 kadar isim bulunmakta ise de, bunların birçoğu dergiye hemen hiç yazı yazmamıştır. 17. sayıda Necip Fazıl’ın ekonomik sıkıntılardan ve okuyucu ilgisizliğinden dergiyi kapatmak zorunda kaldıklarını bildiren bir yazısıyla yayını sona eren Ağaç’ta, bu 17 sayıda, nisbeten sürekli yazıları ve şiirleri görülenler şunlardır: Ahmet Kudsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Sekip Tunç, Abdülhak Şİnasi Hisar, Burhan Toprak, Fikret Adil, Sabahattin Ali, Suut Kemal Yetkin, Asaf Halet Çelebi, Sait Faik, Sabahattin Eyüboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba, Samed Ağaoğlu, Falih Rıfkı Atay, Zahir Güvemli, Cevdet Kudret Solok. Derginin İstanbul’a naklinden itibaren kapaklarında yerli ve yabancı ressamların gravürleri, siyah beyaz desenleri görülür. Bu ve iç sayfalardaki plâstik sanatlara ve estetiğe dair yazılarıyla Ağaç’a aynı zamanda bir akademi dergisi karakteri verilmek istenmiştir.

Necip Fazıl’ın, daha önce başka dergilerde veya kitaplarında yayınlanmış şiirleri dışında, ilk defa Ağaç’ta çıkan şiirleri şunlardır: Ne ileri Ne Geri, Ölüler, Zaman, Gökler ve Yollar, Bendedir, Ben. Ayrıca her sayıda, başyazı mâhiyetinde, derginin felsefesini, dünya ve sanat görüşünü aksettiren yazılar da Necip Fazil’ındır. Dünya görüşünde, alelade ilmihâl bilgisi dışında bir iman arayışı, sanatta ise hem fildişi kulesine kapanacak kadar ferdiyetçi, hem de daha sonra bu kuleyi yıkıp kalabalıklara karışacak kadar cemiyetçi, fakat ne olursa olsun formda estetiği, muhtevada derinliği muhafaza eden bir düşünce bu yazıların (emelini teşkil eder.

B. BÜYÜK DOĞU

Necip Fazıl’ın 1943-1978 yılları arasında, çeşitli boyutlarda, aralıklarla, haftalık, günlük, aylık olarak çıkardığı edebî, dinî, fikrî ve siyasî karakterli bir dergidir. Her defasında 1. sayıdan başlamak üzere en süreklisi 122 ve kısa sürelisi 5 sayı olmak üzere on beş defa yayın hayatına girmiştir.

Ağaç dergisinin tatil edilmesinden sonra geçen yedi yıl içinde, Necip Fazıl’ın bâzı memuriyet ve öğretim görevleri yanısıra, gazetelerde fıkra yazarlığı ve tiyatro ile meşguliyetini biliyoruz. İkinci dünya savaşının bütün şiddetiyle sürdüğü 1943 yılında, savaşın tam dördüncü yıldönümünde, daha çok siyâsî ağırlıklı bir derginin ilk tohumunu atar. Necip Fazıl’ın geçim olarak basın mesleğini seçmesi ve bütün memuriyetlerinden ayrılması da bu tarihe rastlar. Büyük Doğu dergisinin ilk serisinin ilk sayısı 1 Eylül 1943 tarihini taşımaktadır. Derginin adı, bu tarihten altı yıl evvel Necip Fazıl’ın yazdığı ve ‘Türkiye Millî Marşı” olarak isimlendirdiği bir şiirden alınmıştır. Kendisinin İfadesiyle, muvafakati olmadan bazı dergi ve gazetelerde çıkan, hattâ bestelenerek radyolarda okunan bu marşın, Büyük Doğu dergisinin bu ilk serisinin 4. sayısındaki ilk metnini veriyoruz:

BÜYÜK DOĞU

Tanrının, alnından öptüğü millet!
Güneşten başını göklere yükselt!
Avlanır, kim sana atarsa kement,
Ezel kuşatılmaz, çevrilmez ebed.
Tanrının alnından öptüğü millet!
Güneşten başını göklere yükselt!

Yürü, altın nesli fatih Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.
Nur dolu elinden tut kılavuzun!
Fethine çık, doğru, güzel, sonsuz’un.
Yürü altın nesli fatih Oğuz’un!
Adet küçük, zaman çabuk, yol uzun.

Aynası ufkumun ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahid ol ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun Büyük Doğu, benden doğarak!
Aynası ufkumun ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen kara toprak!

5 Mayıs 1944’e kadar 30 sayı devam eden bu serinin kapaklarında, o yıllarda çıkan bâzı siyâsi dergilerde olduğu gibi savaşla ilgili çarpıcı fotoğraflar yer alır. İlk dört sayıda, 60 Türk fikir adamı ve yazarına sorulan 9 soruluk bir anket ve cevaplarıyla, bunların bir değerlendirmesi yer alır. Necip Fazıl, “Nefs Muhasebesi adını verdiği bu anketi derginin ikinci serisinde (2 Kasım 1945-7 Aralık 1945) daha başka sorularla 75 fikir ve iş adamı üzerinde tekrarlayacaktır. Necip Fazıl’ın “İdeolocya Örgüsü”, “Tanrıkulundan Dinlediklerim” adlı yazılarıyla “Siyah Pelerinli Adam” tiyatrosu bu dönemin önemli dizileridir.

2 Kasım 1945’den itibaren yine 1. sayıdan başlayarak yayın hayatına dönen Büyük Doğu, şekil olarak öncekinin devamı görünüşündedir. 87 sayı olarak 2 Mayıs 1948’e kadar devam eden bu seri, bütün Büyük Doğu’lar içinde muhteva bakımından en zengin olanıdır. Sanat, fikir, felsefe, politika, edebiyat, şiir ve hikâye olarak kaliteli bir dergi hüviyeti gösterir. Necip Fazıl’ın kaleme aldığı “Halkadan Pırıltılar”, “Efendimiz, Kurtarıcımız, Müjdecimizden”, “Vecdimin Penceresinden”, “Dininizi Öğreniniz”, “Çöle İnen Nur”, “İmam Rabbani’den Mektuplar”, “Bir Parıltı Bin Bir Işık” adlı seri yazılara bu dönemde başlamıştır. Önceki ile beraber her iki seride sürekli yazı yazan isimlerden bazıları: Şiirleriyle Bedri Rahmi, Ziya Osman Saba, Sabahattin Kudret Aksal, Fazıl Hüsnü Dağlarca; hikayeleriyle Sait Faik Abasıyanık, Mahmut Yesarî, Zahir Güvemli, Oktay Akbal; romanıyla Samiha Ayverdi; çeşitli makaleleriyle Hüseyin Cahit Yalçın, Burhan Toprak, Salih Murat Uzdilek, Fikret Adil, Reşad Ekrem Koçu, Nurullah Berk, Ahmet Adnan Saygun, Hilmi Ziya Ülken, Kâzım Nami Duru, Mustafa Sekip Tunç, Salih Zeki Aktay, Nizamettin Nazif, Şükrü Baban.

Derginin üçüncü devresi 11 Mart 1949-26 Ağustos 1949 arasında çıkan, yarım gazete sayfası ebadında dörder sayfalık 25 sayıdan ibarettir. Yazıların hemen hepsi günlük gazete kadrosu içinde düşünülebilecek karakterdedir. Sanat ve edebiyatla ilgili bir yazı yoktur. Necip Fazıl’ın “Mümin-Kâfır” başlığı altındaki seri diyalogları bu dönemin kayda değer yazılarındandır.

Büyük Doğu’nun dördüncü devresi 14 Ekim 1949 ile 29 haziran 1951 arasındaki 62 sayıyı ihtiva eder. Bu devrede dergi daha çok siyâsî ve dinî bir görünüştedir. Edebiyat ve sanat, çok amatör seviyede ve okuyucu şiirlerine münhasır kalmıştır. Necip Fazıl, 1001 Çerçeve’ye ve İdeolocya Örgüsü yazılarına devam eder. Daha sonra kitap hâline gelecek olan dinî yazı ve tefrikaları bu devrede de vardır. Ayrıca “Esseyyid Abdülhakîm’in Tasavvufu’ndan” ve “Risâle-i Nûr’dan” seri yazıları da bu dönemde yer alır. Şiirleri ise şunlardan ibarettir: Sakarya’nın Destanı, Geldik (Aç Kapıyı), Davetiye, Onun Ümmetinden Ol.

Beşinci devre 16 Kasım 1951-12 Aralık 1951 arası günlük gazete olarak 27 sayı; altıncı devre yine günlük gazete olarak 16 Mayıs 1952-19 Eylül 1952 arasında çıkan 122 sayıdan ibarettir.

Yedinci devre 7 Mayıs 1954-9 Temmuz 1954 arası 10 sayıdır. Dinî ve siyâsî yazıların dışında Asaf Hâlet Çelebi’nin ve Nâhit Sırrı Örik’in yazıları derginin edebî muhtevasını teşkil eder. Necip Fazıl’ın sanatla ilgili yazıları, Poetika’sının esasını teşkil eden parçalardan ibarettir. “Altın Halka” yazı serisi de bu dönemde yayınlanır. Şiirleri ise sâdece üç tanedir: Sonsuzluk Kervanı, Bir An (Vehim), O.

Sekizinci devre yine günlük gazete olarak 30 Mart 1956-3 Mayıs 1956 arasında çıkan 35 sayıdır. Necip Fazıl’ın iki şiiri çıkar: Sen misin (O Kadın), Sen.

Dokuzuncu devre 6 Mart 1959-10 Ekim 1959 arası haftalık 33 sayıyı ihtiva eder. Öncekilere göre edebiyat ve sanat bahisleri de bulunan bu devrede Necip Fazıl’ın “Ruh ile Nefs” ve “O ki O Yüzden Varız” başlıklı seri yazıları ile yeni olarak şu şiirleri çıkmıştır: Aynalar Yolumu Kesti, Etek (Sen), Bayrak ve Sultan, İdeal (O Gelsin), fraklarda.

Onuncu devre 30 Eylül-25 Kasım 1964 de çıkan 9 sayıdır. Necip Fazıl’ın Peygamberin hayatını anlatan manzum Esselâm’ı ve “Gençlere Vaaz”ı bu devrede çıkmıştır. Ayrıca Canım İstanbul, Zeybeğin Ölümü (O Zeybek), Ada Şehidimize, Başıboş, Gelir, Müjde, Gören, Ölmez Ölü, Olur adlı şiirleri bu sayılar içindedir.

On birinci devre 22 Eylül 1965-12 Ocak 1966 arasında 17 sayı. Necip Fazıl’ın şu şiirleri yer alır: Biter, Aman, Nefs-i Levvâme (Nefs).

On ikinci devre 19 Temmuz 1967-10 Ocak 1968 arasındaki 26 sayıdır. Necip Fazıl’ın hiçbir şiiri yoktur.

On üçüncü devre aylık olarak Mayıs-Aralık 1969 arasında çıkan 7 sayıdır. Necip Fazıl’ın şiirleri: Karacaahmet, Varken Olmayan (İşaret).

On dördüncü devre, 6 Ocak-28 Nisan 1971 arasında 17 sayı. Necip Fazıl’ın yeni şiirleri olarak O (Yüz Karası), Gelir, Saat Kaç, Hep O, Ne Kalır, Belki Bulursun, Orada, Toplayın Eşyamı (İşim Acele) bu devrede çıkmıştır.

On beşinci devre 8 Mayıs-5 Haziran 1978 arasında sadece 5 sayı çıkmıştır. Necip Fazıl’ın şiirleri ise Ona, Hafakan (Kâbus), Mezar, Meydan Şiiri, İnsan (Mercek) adlarıyla çıkmıştır.

1943-1978 yılları arasında, aralıklarla 35 sene günlük, haftalık, aylık olarak toplam 512 sayı çıkan Büyük Doğu, Türk basın tarihinde polemikleri, çok değişik sahalardaki yazıları, çok değişik çevrelerden yazarları, sansasyonel tesirleri ile en uzun süreli yayınlardan olmuştur. Burada sadece şiirleri ve edebiyatla ilgili diğer yazılarıyla gösterdiğimiz Necip Fazıl’ın dergide imzalı ve imzasız daha pek çok yazısı bulunmaktadır. Tesbit edebildiğimiz kadar şu takma adlar da Necip Fazıl’a aittir: Ahmet Abdülbaki, Ne-Fe-Ka, Hi-Ab-Kö, Ha-A-Ka, Prof. Ş.Ü., Bankacı, Be-De, Adı Değmez, Neslihan Kısakürek, Ozan.

Necip Fazıl’in “İdeolocya Örgüsü”nün ilk yazısındaki, “Büyük Doğu Türk vatanının omuzları dışında herhangi bir coğrafya plânını kucaklamıyor” ifadesi, derginin aynı zamanda milli karakterini belirler. Nitekim ikinci devresinden itibaren kapaktaki derginin adının (ğ) harfi üzerindeki işaretin yıldızıyla beraber hilâl şeklinde olması da aynı sebepten kaynaklanmıştır.

İlk iki devresinden sonra giderek dinî makale ve tefrikalara geniş şekilde yer veren Büyük Doğu’da, Ağaç dergisinde olduğu gibi, Necip Fazıl yazar kadrosunun siyasî yelpazesini geniş ve müsamahalı tutma yoluna gitmiştir. Bu geniş yazar kadrosu çerçevesinde şiirle birlikte hikâye, tenkit, deneme ve günlük türlerinde önemli yazılar ve yazı serileri yer almıştır. Bunların yanında dergide siyaset, din, yakın devir tarihi, teknik gelişmeler, hukuk, tıp konularında ilmî seviyede yazılar, ayrıca masonluk, II. Abdülhamid ve Tanzimat’ın mâhiyeti gibi dikkat çekici ve uyarıcı yazılara da yer verilmiştir.

Polemikleri, sansasyonel kapanış ve yeniden çıkışlarıyla da dikkati çeken Büyük Doğu, Türkiye’de İslamcı harekete yol açan belli başlı yayın organlarından biri ve tesir alanı bakımından en geniş ve sürekli olanıdır. Dinî yayınların hemen hiç bulunmadığı 1950 öncesinde, özellikle gençlerin dinî kültüre yönelmesinde oldukça Önemli bir rol üstlenmiştir.

C. BORAZAN

Necip Fazıl’in 1947 yılının Kasım-Aralık ayları içinde yayınlanan ve ancak üç sayı çıkabilen mizah gazetesi. Büyük Doğu dergisinin 14 Kasım 1947 tarihli 72. sayısı için alınan toplatılma kararı üzerine, derginin yayınlanması bir buçuk ay kadar durur. Necip Fazıl bu arada, yarım gazete sayfası boyunda, haftalık Borazan gazetesini çıkarır. Borazan, o yıllarda İstanbul basınında Markopaşa ve Karakedi gibi örnekleri görülen ve çok partili hayatın da getirdiği siyâsi havanın tesiriyle yüksek tirajlı mizah gazeteleri arasına katılmıştır. Borazan’daki yazıların, çoğu imzasız olmakla beraber, Necip Fazıl’a âit olduğu anlaşılmaktadır. Hemen bütün yazılar siyâsî ve sosyal hiciv karakterindedir. Büyük Doğu’nun 26 Aralık 1947 tarihli 73. sayıdan itibaren yeniden yayınlanmaya başlaması üzerine Borazan yayın hayatından çekilmiştir. Necip Fazıl bu hâdiseyi, dergisinde “Ziyafet masasına prens gelir gelmez, yaver temsil mevkiini terketti.” diyerek haber vermek suretiyle, Borazan’ın geçici olarak çıkarıldığını imâ eder. Bununla beraber Büyük Doğu’daki kısa anonslardan Borazan’ın yeniden çıkarılacağı belirtilmiştir. Son defa “19 Ocak 1948 Pazartesi günü misilsiz bir zenginlikle çıkacağı” ilân edilmiş olmasına rağmen Necip Fazıl’in bu siyâsî mizah dergisi üç sayıdan ibaret olarak kalmıştır…

Exit mobile version