Fuzuli

Başlatan: Ü.Y Tarih: 08.07.2006 16:16 Cevap: 66

Ü.
08.07.2006 16:16
#1

Aşk Belasına At Beni Tanrım

 

 

 

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni

Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

 

 

(Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,

bir an bile ayırma aşk belasından beni)

 

 

Az eyleme inayetini ehl-i dertten

Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

 

 

(Az eyleme yardımını dertlilerden,

Yani çok aşk belaları ver bana)

 

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın

Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

 

(Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,

Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)

 

 

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim

Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

 

(Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki

Saba yeli beni ona ulaştırabilsin)

 

 

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana

Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

 

(Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme

beni bana asla bırakma)

Fuzuli

IS
08.07.2006 18:13
#2

Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme

beni bana asla bırakma)

amin. edebiyatımızın güzel bir örneği..

CI
04.10.2006 09:42
#3

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge.

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı.

 

Fuzuli

 

 

Ne gönül ateşinden gayrı bir yananım, de sabah yelinden başka kapımı bir açanım var!

 

Gönlündeki aşk ateşinden başka, onun için kimsenin yanmadığını yani yanan kişinin gene kendisi olduğunu, sabahleyin kapısını açan tek şeyin sabah rüzğarı olduğunu anlatmış Fuzuli. Arkadaşlar, beyitteki yalnızlığa bir bakın. Yalnızlık ancak bu kadar "yanlız" anlatılabilirdi bence.

NE
03.04.2007 17:30
#4

AŞKA SEVDALANMA

 

Can verme sakın aşka aşk afeti candır

Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır

Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an

Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır

Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz

Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma

Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır

Aşk içre azap olduğu bilirem kim

Her kimseki aşıktır işi ahü figandır

Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin

Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var

Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

 

Fuzuli

SE
03.04.2007 19:18
#5

Evet insanoğlu gariptir.Aşık olmak adeta çile çekmek ister.Aşka taliptir.Ama en güzeli Leyla'dan Mevla'ya hicret etmektir.

CI
03.04.2007 21:14
#6

özellikle son dönem Türk Edebiyatında moda olan 'serbest' ölçü acizliğiyle sanatta kaliteyi yitiren şairlerin model alması gereken bir isim Fuzuli..

Çünkü o bize mükemmel bir şiirin hissi olarak yüzeysel değil derinlemesine, ölçünün de serbest değil çıplak bir inşaatın dış yüzünü süsleyen (estetik)bir kurum olduğunu gösteriyor.

BD
04.04.2007 00:14
#7

Can verme sakın aşka aşk afeti candır

..

..

..

..

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var

Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

 

 

Kanuni döneminin en büyüklerinden olan şair Fuzuli, adeta bir ağacın en olgun dönemindeki en güzel, en alımlı meyvaları misali...Döneminden--- İslam'ın hayat sahasındaki gelmiş geçmiş en zirve esnasında (ki ağaç İslam oluyor) kendisi de zirvenin bir meyvası olarak--- bizlere asırlar sonra bu güzellikte şiirler sunuyor ( ki bu zirve devrini asrı saadeti sayarak söylüyoruz; kast edilen İslam'ın yeryüzüne her noktada en büyük meyvaları vermesi noktasından bakıldığı takdirde bu net görülür...konumuz bu olmadığı için biz şiire dönelim )

 

Ne güzel demiş; can verme sakın aşka aşk afeti candır...Ah ne kadar doğru birşey, ki beşeri manadaki aşk bizlere bunu ne güzel yansıtıyor, aşkı tattığımızda bize afet olarak dönüyor, aşığın maşuğa kavuşamayıp onun aşkıyla perişan olması yeter diyor ve işi birde İlahi aşk manasında tefekkür edip yaşayabilirsek heralde Fuzuli'yi Fuzuli yapan sebebin bu derinliklerdeki ulviyette yattığını görürüz.

Ki en güzeli Leyla'dan Mevla'ya hicret etmektir. gerçekten ne güzel.. ve en güzeli..Tüm gaye...Geşmiş zamandan geleceğe tek doğru anlayış...Tek doğru tesbit...Üstadım da öyle demiyor mu...İnsan için leylasının öneminden bahsetmiyor mu, leylasının kendisini mevlaya ulaştıracağını söylemiyor mu?...ve işin hakikatinin de "bu" olduğunu söylemiyor mu?

 

gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var,

Aldanmaki şair sözü elbet yalandır.......

----------------------------------------------------------

güzellerde vefa yok,

bu işlerde son yok

herşey döner başladığı yere

perdebir bize bu daire

sırrını keşfetmek gerek

yoksa herşey boşbir mihenk

SU
04.04.2007 11:46
#8

en güzeli Leyla'dan Mevla'ya hicret etmek demiş BDG doğru en güzeli budur ama çoğumuz LEyla'da takılıp kalmadık mı?LEyla'da kandırmadık mı kendimizi?kaçımız baki aşkın Onun aşkı olduğunu idrak edebildik??kaçımız Mevla'ya hicret edebildik düşünmek lazım..

XX
04.04.2007 22:45
#9

Gazel

Ya Rab, belâ-yı aşk ile âşinâ kıl meni

Bir dem belâ-yı ışkdan kılma cüda meni

 

Az eyleme inayetini ehl-i derdden

Ya'ni ki çok belâlara kıl mübtela meni

 

Oldukça men götürme belâdan irâdetim

Men isterem belâyı çü ister belâ meni

 

Temkinimi belâ-yı mahabbetde kılma süst

Tâ dost ta'n edüp demeye bî-vefa meni

 

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın

Geldikçe derdine beter et mübtelâ meni

 

Öyle zâif kıl tenimi firkatinde kim

Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ meni

 

Nahvet kılub nasîb Fuzûlî gibi mana

Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak mana meni

 

(amin)

 

 

 

Fuzulinin şiirlerinden oluşan e-kitap dosyasını bu linkten indirebilirsiniz.

http://www.antoloji.com/siir/sair/sair.asp...0&goster=ekitap

BD
30.04.2007 08:42
#10

Gazel 5

 

Ey giyip gülgûn demâdem azm-i cevlân eyleyen

Her taraf cevlân edip döndükçe yüz kan eyleyen

 

Ey beni mahrum edip bezm-i visâlinden müdâm

Gayri, hân-ı iltifatı üzre mihmân eyleyen!

 

Ey demadem reşk tiğiyle benim kanım döküp

Mey içip ağyâr ile seyr-i gülistân eyleyen.

 

Bunca kim efgaanımı ey mâh, işittin giceler

Dimedin bir gice; ''Kimdir bunca efgaan eyleyen.''

 

Aşk derdiyle olur aşık mizâcı müstakîm

Düşmenimdir dostlar, bu derde derman eyleyen.

 

Derd-i hicrân, natüvan etmiş Fuzûlî hasteyi,

Yok mudur Yâ Rabb devâ-yı derd-i hicrân eyleyen!

 

Fuzuli

HZ
30.04.2007 13:11
#11
Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme

beni bana asla bırakma)

amin. edebiyatımızın güzel bir örneği..

 

gurur mu, ne gururu? anlayamadım...

CI
30.04.2007 20:56
#12

İki konu tek başlık altında toplanmıştır.

 

 

 

gurur mu, ne gururu? anlayamadım...

burada ise Fuzuli'nin yaşamı idame etmede en hakiki yolun tevekkül olduğunu, salt insan fıtratının ise sadece nefsin amadesi olduğunu vurguladığını düşünüyorum.. :)

Ü.
11.05.2007 17:54
#13

Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı

Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı

 

Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver

Oda yanmış kuru cisminde hevâdan gayrı

 

Perde çek çehreme hicran günü ey kanlu sirişk

Ki gözüm görmeye ol mâhlikadan gayrı

 

Yetti bi-kesliğim ol gayete kim çevremde

Kimse yok çizgine gird-âb-ı belâdan gayrı

 

Bozma ey mevc gözüm yaşı habâbın ki bu seyl

Komadı hiç imâret bu binadan gayrı

 

Bezm-i aşk içre Fuzûli nice âh eylemeyem

Ne temettu' bulunur neyde sadâdab gayrı

 

Fuzuli..

_G
21.06.2007 18:23
#14

Bende Mecnundan füzun aşıklık istadı var.

Aşık-ı sadık benem Mecnunun ancak adı var.

FUZULİ

CI
22.06.2007 14:31
#15

bu şiirin devamını vermezsek ayıp olur vallahi :)

 

Gazel

 

Mende Mecnundan füzun aşıklık istidadı var

Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var

 

Kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın

Leylanin Mecnunu Şirinin eğer Ferhadı var

 

Ehl-i temkinem meni benzetme ey gül bülbüle

Derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var

 

Öyle bed-halem ki ahvalim görende şad ol

Her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var

 

Gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta

Kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var

 

Ey Fuzuli aşk menin kılma nasihten kabul

Akıl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var

 

Açıklaması

 

Bende mecnundan daha fazla aşıklık özellikleri var

Sadık olan aşık benim, Mecnunun sadece adı var

 

Ben senin aşığınım ki bununla övünmelisin

Nasıl Leylanın Mecnunu, Şirinin Ferhadı var

 

Aklım başımda ey gül beni bülbüle benzetme

Onun derde sabrı yok her an feryadı var

 

Öyle kötü haldeyim ki halimi görenler mutlu olur

Zamanın çarkından kimin neşesiz bir gönlü varsa

 

Ey gönlümün kuşu, aşk aleminde boş boş gezme

Çunku bu alemin her yolunda birçok avcısı var

 

Ey Fuzuli! Aşkı yasaklayan nasihatçıya uyma

O aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var

 

(alıntıdır)

 

 

KU
22.06.2007 22:02
#16

Fuzûlî'nin şiir anlayışı hakkında Muhammed Nur Doğan'ın Ötüken Neşriyat'tan çıkan Fuzûlî'nin Poetikası adlı eserini tavsiye ediyorum. Görünüşte küçük çaplı ama gerek anlatım gerek içerik açısından itinayla hazırlanmış bir kitap. Fiyatı da uygun. Taksim'deki dağıtım yerinden alırsanız %40 indirim yapıyorlar, bir paket sigara parası ancak oluyor.

 

Ötüken Neşriyat Adres: İstiklal Caddesi Ankara Han 3. Kat (4 de olabilir)

RE
23.06.2007 17:21
#17

fuzuli nin türkçe divanında yaptığı sanatların hafife alınmayacak bir bölümü arap ve fars edebiyatından aşırma. hatta bazı beyitler var ki adeta türkçe tercümesi.

TR
23.06.2007 17:57
#18

Desteksiz konuşmayın. Aynı kalıpların kullanılıyor oluşunu, farkında olmaksızın esinlenmelerde bulunma imkanının ve insanların aynı tamlamayı üretebilme ihtimalinin var olduğunu göz önünde bulundurarak ikna edici delil gösterin. Hazreti Fuzuli gibi bir dehaya ve belki de Türk şiirinin zirve noktasına 'hırsız' deyip kenara çekilmek, yenilir yutulur cinsten değildir. Delil göstermediğiniz sürece bu sözlerinizi iftira olarak kabul edeceğim.

RE
24.06.2007 12:38
#19

kendi hasiyetini inkar ettiğim yok. fakat fars ve arap eebitaını teferruatıyla incelediğimizde karşıma böyle bir durum çıkıyor. hani taklit veya tercüme olarak addedilen beyitlerin şairlerinin ondan çok önce yaşamış olması taklit olduğunu alenen göstermekte. kaldı ki türkçe divanın takdim bölümünde niye türkçe bir divan kurduğunu söyle anlatır. bir gün bana çok güzel bir türk kızı geldi. benim şairliğimin merhurluğunu duymuş benden gazel okumamı istedi. ona arapça ve farsça gazeller okudum. ama o ben bunları anlmam ki bana türkçe bir gazel oku dedi. bende bu güzelin kalbini kıramadım ve o gece çocukken yazdığım türkçe şiirleri topladım. türkçe divanım bu şekilde ortaya çıktı diyor. farsça divanının takdim bölümündeki fark şu: bana birgün bir fars kızı geldi diye başlıyor ve aynen devam ediyor. muhtemelen arapça divanında da aynı şey yazıyor.

 

inkılap kitabevinin 1944 basımlı fuzuli divanı kitabında konuyla ilgili karşılaştırmalı örnekler (kaynaklar belirtilerek) bol miktarda yer alıyor.

25.06.2007 16:33
#20

Ben bu denli ağır bir suçlamanın doğru olmadığı yönünde kanaat taşıdığımı tüm samimiyetimle söylemekte bir sakınca görmüyorum. Edebiyatımızın en yetkin kalemlerinden olan büyük şair fuzuli hakkındaki " türkçe divanındaki sanatların büyük kısmı fars ve arap edebiyatından aşırma" şeklindeki bu ithamı yersiz ve nezaketsiz görüyorum.

 

İnsanlar arasında ihtiyari veya gayriihtiyari bir etkilenme her zaman mevzubahistir. Fuzulide de muhtemelen belli ölçülerde arap ve fars edebiyatından etkilenme-esinlenme görülmüştür. Lakin bu onun sanatını arap ve fars edebiyatından "aşırdığını" elbette ki göstermez. Ayrıca bu konunun evveliyatının neden olmadığıda zihinlerde bir soru işareti. 1944 yılında basılmış bir kitapta bu yönde karşılaştırılmalı örneklerin bulunuyor olması yetersizdir. Bakılabilir yine de. Sadece bakılabilir.

 

Kütüphane bakımından hayli zengin olan arap ve fars edebiyatının ne denli teferruatlarıyla incelenip böyle bir yargıya varıldığıda ayrı bir soru işareti.

 

Eğer sizin dediğiniz gibi bir durum söz konusu olmuş olsa idi tabiki "aşırma" olayının daha evvelden yaşamış edebiyatçılardan yapılmış olması kaçınılmaz olurdu. Bunu da ayrıca belirtmekte lüzumsuzluk mevcuttur.

 

Vermiş oldugunuz "türk kızı, fars kızı" örneğide hangi ölçüde "aşırma" kelimesini destekler niteliktedir tartışılır.

 

Sonuç itibarı ile ben rembo kardeşimin bu hususta daha ihtiyatlı davranmasını arzu ederdim. Edebiyatımızın ustalarını bir çırpıda çizmenin-silmenin yanlış bir tutum olduğunu yineler, kurşun kalemle yazılmış böyle bir iddianın üstünü tükenmez kalemle çizerim.

 

Selam ve saygılarımı sunarım.

TR
25.06.2007 18:08
#21
kendi hasiyetini inkar ettiğim yok. fakat fars ve arap eebitaını teferruatıyla incelediğimizde karşıma böyle bir durum çıkıyor. hani taklit veya tercüme olarak addedilen beyitlerin şairlerinin ondan çok önce yaşamış olması taklit olduğunu alenen göstermekte. kaldı ki türkçe divanın takdim bölümünde niye türkçe bir divan kurduğunu söyle anlatır. bir gün bana çok güzel bir türk kızı geldi. benim şairliğimin merhurluğunu duymuş benden gazel okumamı istedi. ona arapça ve farsça gazeller okudum. ama o ben bunları anlmam ki bana türkçe bir gazel oku dedi. bende bu güzelin kalbini kıramadım ve o gece çocukken yazdığım türkçe şiirleri topladım. türkçe divanım bu şekilde ortaya çıktı diyor. farsça divanının takdim bölümündeki fark şu: bana birgün bir fars kızı geldi diye başlıyor ve aynen devam ediyor. muhtemelen arapça divanında da aynı şey yazıyor.

 

inkılap kitabevinin 1944 basımlı fuzuli divanı kitabında konuyla ilgili karşılaştırmalı örnekler (kaynaklar belirtilerek) bol miktarda yer alıyor.

Vay hırsız Fuzuli, kendi divanları arasında aşırma yapmış demek, vay terbiyesiz vay! Kendi eserlerinden intihal yapan bir hırsızmış demek bizim Fuzuli, demek bu kadar karaktersizmiş(!) Varsın dönemin edibleri arasında bu tarz enteresan hareketler ve hikaye uydurmalar meşru ve popüler olsun, kendi malını çaldığı için Fuzuli bir hırsızdır!

 

Daha neler yahu Allah aşkına?

 

Müddeinin iddiasını ispat etme mecburiyetinden, bizim için ulaşılması pek de kolay olmayan sözkonusu eserden argümanınızı destekleyecek alıntılar yapabilir misiniz? Biz de ona göre konuşalım. Görelim bakalım bu 'nazire' olmayan birebir çeviriler neymiş, ne değilmiş.

NF
26.06.2007 11:11
#22

Selamlar,

 

Oldukça girift ve sakat bir mesele...

 

İnkılâp Kitabevi'nden çıkan, 1944 değil de, 1948 tarihine ait bir Fuzuli Divanı kitabı var. Kitabın ikinci baskısı 1961'de, üçüncü baskısı ise 1985'te yapılmış. Bu kitap Abdülbaki Gölpınarlı tarafından kaleme alınmış - ki kendisinin ne olduğu ehline malumdur. Divan edebiyatı bilgisine itimat ettiğim eski yöneticilerimizden Ehl-i Keyf abiye bu mevzuyu söylediğimde ilk önce olayı hiç duymadığını söyledi, daha sonra kitabın yazarını kendisine söylediğimde aldığım cevap direk şu oldu:

 

"gölpınarlı mı :) aman diyim..

gölpınarlı 1945 yılında "divan edebiyatı beyanındadır" adlı "mükemmel" eserinde divan edebiyatının kullandığı maznunları sahi farzedip bunun üzerinden eleştirmiş "böyle edebiyat mı olur ne biçim şeyler yazmışlar" diye ultra saçmalamış bununla da kalmamış şiirlerde geçen teşbihleri gerçek gibi kullanarak bir karikatür çizdirip kitabına koymuş. yani işte selvi boy, ok gibi kirpik nar gibi yanak benzetmelerini sahi çizip böyle uzaylı gibi bi kadın resmi meydana getirmiş "bütün divan şairlerinin hastası olduğu kız tipi budur işte" diye de tüy dikmişti. böyle manyak bi adam. düştüğü rezillik o boyutta idi ki bu kitabın tenkidi "eski dil düşmanı nurullah ataç" a düşmüştü. ataç "ayıbettin abdülbaki" adlı bi makale ile boyunun ölçüsünü vermişti. insan kadim edebiyat için nurullah ataçdan ayar yer mi? daha ne kadar düşebilir:)) fuzuliyi de bu adamdan öğrenmek pek akıllıcaymış.. oldu şimdi bak. anladım mevzuyu.

yine de peşinen reddetmeyelim mevzuya dair iktibas misal ne varsa alalım aha şudur budur desin görelim. bilmediğimiz varsa öğrenelim. ama bi yanda fuzuli bi yanda abdülbâki "bu terazi bu sıkleti çekmez""

 

Tetkiklerim, ehl-i keyf abiye iştirak mecburiyetinde bıraktı beni. Fakat sizden yine de delil olarak değerlendirilebilecek alıntıları bekliyoruz.

 

Saygı ve selamlarımla

RE
26.06.2007 19:16
#23

evvela şunu belirtmek isterim kitabı antalya da bıraktığı için basım tarihiyle ilgili bir yanlış hatırlama olabilirdi keza olmuşta(ihtiyarlıyoruz malum). arkadaşımızn bir adı geçen kitaba ulaşmış. basım tarihini düzelttiğine göre. kitap şu anda elimde olmadığı için mukayeseli iddialarda bulunamayacağım;fakat bir arkadaşımız bu tarihe kadar bu mevzuun araştırılmamış olması tuhafına gitmiş.

 

türk edebiyatında fuzulinin değer kazanması son yüzyıla tekavül ediyor. bunda fuzulinin şii olmasının rolü büyük. ki 19. yy da fuzulinin türkçe divanı en çok iranda basıllmış ve en çok iranda satılmıştır. zaten osmanlı döneminde de pek alaka bulamamıştır. osmanlının şiilikle mücadele politikası sebebiyle fuzulinin sanatına değer verenler bile devlete şirin görünmek için onu sevmediklerini ve bayağı bulduklarını söylediler

 

ki yani türk edebiyatının köşe taşı sayılan divan-ı lügat'ül türk 19 yy da farkedilmiştir.

DE
26.06.2007 22:02
#24

ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge

ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı

 

:)

EH
27.06.2007 00:32
#25

efendim madem kıymetli kardeşim lütfedip ismimizi zikretmiş, adımız meydan görmüş, dahil olmak icâb ider.

 

mevzuya bakalım; rembo nâm hazret, fuzuli'nin âsârının "mühim bir kısmının başka divanlardan aşırma" olduğunu iddia edesiymiş. mesnedi nedir? hangi beyti ne şekilde hangi şairin hangi mısraından mülhem olmuş? bilemiyoruz. soruyoruz cevap olarak gölpınarlı gibi sicili bozuk, kaynağı meşkuk bi adamın 50 yıl mukadem neşrettiği bir eserden bahsediliyor. ama yine örnek yok, belge yok, huccet yok. elde fuzuli ve gölpınarlı(ya yaslanan rembo mahlaslı türkçesi kötü bir muharrir namzedi) adları var. af buyurun. oyumu fuzuli'ye veriyorum.

 

bundan maada muddeinin iddiasını sürdürmek maksadıyla yazdığı son mesaja bakıyorum iler tutar yanı yok. inceleyelim;

 

* "türk edebiyatında fuzulinin değer kazanması son yüzyıla tekavül ediyor. bunda fuzulinin şii olmasının rolü büyük" demiş. (not: tekavül derken tekabül demek muradındaydınız herhalde efendiciğim) son yüzyılda "türk edebiyatında" değer kazanmasının şiiliğiyle ne gibi bi bağlantısı olabilir? nasıl bir kaziye bu? son yüz yıl şii asrı mıydı? türk edebiyatı şii şairleri keşfetme dönemi miydi? cumhuriyet-osmanlı ayrımı yapılacaksa değil, hem yüz yıl dolmuyor hem osmanlı divan şairleri arasında fuzuli pek populerdir ve en çok nazire yazılan şairlerden biridir..hem hayatı hakkında bilgilerin çok kesin olmadığı malum iken şiiliğini tek gerçekmiş gib takdim etmek de akıllıca değil. fuzuli'nin şii olduğunu iddia eden araştırmacı yazar olduysa da aksini iddia eden sünni diyen de az değil. siz şii diyenleri sayın ben aksini söyleyenleri sıralarım merak buyurmayın. yani şii dir değildir bilmiyoruz tam olarak. kesin konuşulmasın..hz âlinin türbedârıdır ehl-i beyt muhibbidir diye şii denemez bunlar yetmez. hem sünni padişah kanuni'nin bizzat fuzuli'yi takdir ile taltif niyetiyle maaşa bağladığını atlıyor muyuz acaba. "devlete şirin görünmek için sanatını beğenenlerin bile eleştirdiği adam motifi" burda çökmüyor mu? devletin en başı hastası olmuş hediyeler maaşlar veriyor (da bu bürokrasiye takılıyor yer yer. tam tersi yani)

 

*karışık cümlelerden anladığım kadarıyla gölpınarlının eserini okuyan bir arkadaşınız (bkz: bir arkadaş ekolü) "bu tarihe kadar kimsenin bu mevzuuyu araştırmamış olmasına" şaşırmış. o ilgisizlik gölpınarlı'nın gayriciddi bi kalkışmasını kimsenin eğilmeye değer bulmaması olabilir mi peki? bi düşünelim bunu. yukardı bahsi geçti "divan edebiyatı beyanındadır" adlı kitabı neşrettiğinde de nurullah ataç ın bi makalesinden başka ciddiye alan olmadı..

 

* "ki yani türk edebiyatının köşe taşı sayılan divan-ı lügat'ül türk 19 yy da farkedilmiştir." kaşgarlı mahmut'un divan-ı lügatü't türk ü türk edebiyatının değil türk dilinin köşe taşıdır. aradaki nüansa dikkat edelim. de bunun fuzuli ile ne âlâkası var? ali emiri efendi uyanıklık etmiş bu kıymetli eseri sahaflardan bulmuş tamam. konuya, iddiaya ne katkısı var. onu çözemedim. mâlumatfuruşluk mu?

misal mimar sinan da eserlerini 50 yaşından sonra yapmıştır, ben de geç konuşmuşum galiba biraz. ee nedir?

 

hâsılı kelam ortada bi iddia var, mesnedi yok. "bi arkadaş görmüş saata 300 basıyomuş" ayarında bi çıkış sadece. malumat, belge bilgi varsa paylaşınız öğrenelim tenvir olalım inşallah.

RE
27.06.2007 20:56
#26

evvela TÜRKÇESİ BOZUK MUHARRİR NAMZEDİ ithamına karşılık vermek istedim. bana fena dokundu.

 

efendim tekavül ile tekabül eş anlamlıdır. kelime haznenize ekleyiniz.

 

fuzulinin maaş alması türbedarlığından ileri gelir.

kanuni fuzulinin şiirlerini hiç görmemiş hiç okumamıştır.

baki buna engel olmuştur.

fuzuli adının duyulması bakinin ölmesinden sonra zuhur eden bir vak'a.

fuzulinin kullandığı dil çağatay türkçesidir. ki bunda kasıt vardır. o mıntıkada çağatay türkçesi konuşulmazdı.

çağatay türkçesi şii azerilerin sunni anadolu türkçesine TEKAVÜL geliştirip edebiyat dili haline getirdikleri osmanlıya karşı bir isyan dilidir.

 

divan-ı lügat'ül türk değil divan-ı lügat'üttürk arapça bilen arkadaşlar tamlama yaparkan sessizlerin çiftleştiğini bilir. sultan'uşşara, dar'üşşafaka örneklerinde olduğu gibi.

 

gelelim konuyla olan bağlantısına:

 

çok değerli şeyler bazen çok geç farkedilebiliyor demeye getirmiştim. ama bağlantı kurulamamış.

 

antalayaya döndüğümde bir bilgisayara sahip olabilirsem ismi zikredilen kitabı olduğu gibi farazi aleme aktaracağımı tahhüt ediyorum

Ü.
27.06.2007 22:52
#27

hırsız mı ? :)

EH
27.06.2007 23:10
#28

efendim dokunmuş ama düzelteyim..namzed demekle pek mültefid davranmışım. sanki bir "ihtimal varmış, bir istidad taşıyormuş" gibi olmuş. geri alıyorum. namzed olamayacak kadar kabiliyetsiz buldum şu son yazıdan sonra. kusura bakılmaya şahsi kanaatim budur. sebeblerine gelince;

tekavül kelimesini klavye sürçmesi dese idiniz belki bize özür dilemek düşerdi.. ama efendiciğim hatanızda ısrar ile sözlük tavsiyesi pek trajikomik olmuş. "herkesi kör alemi sersem mi sanırsın" diyen şaire rahmet olsun. tekavül "kalv" den müştak bi kelimedir ve kavillşme yani sözleşme manasına gelir. eş anlamı olduğunu hangi lügattan öğrendiniz acep :)

 

fuzuli'ye hırsız demeniz kesmemiş bâki'ye kulis arsızı, kıskanç şair muamelesi yapmışsınız buna da gülecektik gülemedik. acı bir tebessüm belki.. "kanuni fuzulinin şiirlerini hiç görmemiş hiç okumamıştır" demişsiniz. hayretler içinde kalınası bi iddia daha ama alışkınız şaşırmıyoruz. buna gülmekten çekinmiyoruz mesela.. bağdat'ın fethinden sonra kanuni'nin huzurunda bizzat kendisi "geldi burc-ı evliyaya padişah-ı nâmdar" diye giden meşhur kasidesini okuyup takdir edilmiştir fuzuli. hatta aynı mecliste damat ibrahim paşa ve sair paşalara da kasideler sunmuş hediyer almıştır.. fuzuli ile ilgili herhangi bir kitapta bunu görmeniz mümkün. hatta gölpınarlı dahi inkâr etmez "hiç görüşmediler hiç şiirini okumadı" diye sallamaz... ama sağlam kaynak isterseniz halil inalcık hocanın "şair ve patron" adlı eserini tavsiye ederim. kanuni, fuzuli, baki ve ilişkileri hayli tafsilatlı geçer. kitap okumam google yeter diyenlerdenseniz buyrun link vereyim. http://www.kultur.gov.tr/TR/Tempdosyalar/1...emmedfuzuli.pdf

 

fuzuli azeri türkçesi kullanırdı çağatay türkçesi ile azeri dilinin çok ilgisi yoktur. ne isyanı? tekavülün orda ne işi var? şaka mı bu? ("yahu "yalan atmak kolay da saçma bulmak zor" diye bi atasözü vardı şu cihetten takdir etmiyor değilim. pek münbit bir dimağ..)

 

gelelim "divan-ı lügat'ül türk" meselesine (burası çok komik bakın) cevap vermek için alıntı yaptığınız yazılıştan hemen sonraki cümlenin "kaşgarlı mahmut'un divan-ı lügatü't türk ü türk edebiyatının değil türk dilinin köşe taşıdır. aradaki nüansa dikkat edelim" şeklinde devam ettiğini kimden gizlemeye çalışıyosunuz kuzum? yazı az yukarda duruyor. kör sersem beklentisi içindesiniz hâlâ.. yani alıntı yaptığınız ilk kısmın sehven olduğu aşikar. nerden biliyoruz? çünkü hemen devamındaki cümlede doğrusu varmış. tekrar bakalım bi kontrol edelim....evet varmış. kaldı ki fakir hasbelkader "arapça bilen arkadaşlar" sınıfına girmeye çalışan bi miktar tahsilini görmüş biriyim. geçtik oraları çok şükür. harfu't tarif denir ona ve kameri harferde ayrı şemsi harflerde ayrı cem edilir. bahs-i diğer. girmiyim şimdi. mevuyla ilgisi yok.

 

efendim iddialı olmak iyidir iddiali kişileri ve bu gibi insanlarla fikir alışverişini severim. öğrenir gelişirsiniz. ama sizin iddialı olmakla desteksiz sallamak arasındaki çizgiyi tarumar ettiğiniz hepimizin malumu. evvelen biraz iz'an, biraz kıraat (devellioğlunun lugatinden başlayabilirsiniz mesela. alır almaz da "tekavül"e bakın, sonra biraz biyografi, edebiyat tarihi falan zorlamdan yavaş yavaş.) biraz da imlâ çalışması tavsiye ediyorum nacizane.

 

bilvesile vesselâm

EH
27.06.2007 23:24
#29

hadi bu da hamiş olsun;

 

tekavül tekabül ile eş anlamlı sayalım bi an için (uzatmayalım ama o anı) "TEKAVÜL geliştirip edebiyat dili haline getirdikleri" şeklinde bi cümle olmaz. tekabül geliştirilmez. tekabül eder.

 

 

 

evvela TÜRKÇESİ BOZUK MUHARRİR NAMZEDİ ithamına karşılık vermek istedim. bana fena dokundu.

 

efendim tekavül ile tekabül eş anlamlıdır. kelime haznenize ekleyiniz.

 

fuzulinin maaş alması türbedarlığından ileri gelir.

kanuni fuzulinin şiirlerini hiç görmemiş hiç okumamıştır.

baki buna engel olmuştur.

fuzuli adının duyulması bakinin ölmesinden sonra zuhur eden bir vak'a.

fuzulinin kullandığı dil çağatay türkçesidir. ki bunda kasıt vardır. o mıntıkada çağatay türkçesi konuşulmazdı.

çağatay türkçesi şii azerilerin sunni anadolu türkçesine TEKAVÜL geliştirip edebiyat dili haline getirdikleri osmanlıya karşı bir isyan dilidir.

 

divan-ı lügat'ül türk değil divan-ı lügat'üttürk arapça bilen arkadaşlar tamlama yaparkan sessizlerin çiftleştiğini bilir. sultan'uşşara, dar'üşşafaka örneklerinde olduğu gibi.

 

gelelim konuyla olan bağlantısına:

 

çok değerli şeyler bazen çok geç farkedilebiliyor demeye getirmiştim. ama bağlantı kurulamamış.

 

antalayaya döndüğümde bir bilgisayara sahip olabilirsem ismi zikredilen kitabı olduğu gibi farazi aleme aktaracağımı tahhüt ediyorum

TR
27.06.2007 23:34
#30

Oy oy oyyyy...

 

Rembo kardeşim, bence siz kalenizin önünden fazla açılmadan mücadelenizi sürdürmeye devam edin... Yoksa ufukta tarihi bir hezimet, acıklı bir tablo var :) Antalya'ya döndüğünüzde kitabı PC ortamına aktararak bizimle paylaşabilirsiniz inşallah, bekliyoruz dört gözle. Bu sayede ilk iddianızın kuvvetini görmüş olacağız. Diğer iddialarınızdaki hale değinmeyi dahi lüzumsuz görüyorum. :)

 

Bu arada divan-ı lügatüttürk örneği biraz alakasız olmuş sanki? Çünkü Divan-ı lügatüttürk iyi bilinmediği için saklı kalmıştı, yani bu kitap bir nevi keşfedildi. Fakat Fuzuli bilinen bir şairdi. Ayrıca bu adam sizin dediğiniz gibi sevilmeyen bir insan olsaydı, hataları, hırsızlıkları direk afişe edilirdi, onu gözden düşürmek için bırakın hakikatin gösterilmesini, kendisine iftiralar dahi atılırdı (nitekim bu amaçla kendisine iftira atılan çok şahsiyet var). Meseleye bu bakışaçısıyla yönelmek, sizin yöneliş biçiminizden çok daha tutarlı...

EH
27.06.2007 23:38
#31

yahu böylesini görmemiştim. hakkaten komedi oldu bu! ben de hatayı kendimde görüp cevap vermişim. şu "divanı lügat'ül türk " meselesi.

 

be güzel kardeşim benim yazımdaki yanlış yazılış aynen sizin yazınızdan copy paste edilmiş. şimdi farkettim yani siz önce

 

"ki yani türk edebiyatının köşe taşı sayılan divan-ı lügat'ül türk 19 yy da farkedilmiştir."

 

demişsiniz, ben de ona cevap vermek için o kısmı kopyalamışım kendi yazıma. sonra da siz o kısmı "yanlış yazım" sayıp arapça dersi vermeye kalkıyosunuz. "öyle yazılmaz bi kere arapça bilenler anlamıştır" falan diye de pek mütekebbir bi ifade takınmışsınız. ben de şaşırmış "harfu't tarif nedir bilirim nasıl öyle saçma yazmışım" diye hayıf etmiştim. meğer yazımda bulabildiğiniz tek yanlış, tek saçmalık kendi cümlenizmiş zaten. sizin hatalı yazımınızı düzeltmeden kopyaladığım için cümle kariiden özür dilerim. bi daha ona da dikkat ederim. ama iyi güldüm akşam akşam. sağolunuz var olunuz..

RE
28.06.2007 16:47
#32

efendim kendi yapmış olduğum hatayı düzelterek sizin TÜRKÇESİ BOZUK MUHARRİR NAMZEDİ ithamınıza atıfta bulunmak istedim. çünkü ben yazımda hata olarak bunu gördüm. sizin bunu görmeyerek hedef hatası yaptığınızı müspet hale getirmekti kaygım lakin yine anlayamamışsınız.

 

tekavül geliştirmek diye bir şey yok biraz türkçe bilen insan orada bir virgülün unutulduğunu görecektir. imla meselesine gelince özür dilerim klavyeyle yakın tarihte tanıştım. yılların verdiği bir klavye tecrübem yok ama en azından türkçede Bİ diye bir sıfatın olmadığını biliyorum. sözlüktede ancak arapçadan geçme olumsuzluk öneki olarak bulabilirsiniz.

 

tekavül kelimesinin kavl kökünden geldiğini biliyorum. sizin bilmediğiniz kelimelerin kökün anlamından uzaklaşma durumudur. buna en bariz örnek intizar kelimesidir. nazar dan gelir ve bekleme, gözleme manasını taşır fakat bu kelime türkçede beddua karşılığı olarak kullanılır. cengiz kurtoğlunun bir şarkısı vardı ya sana intizara kıyamıyorum diye. neyse efendim bu etimolojik bi® mevzu.

 

divan-ı lügat'türk türk edebiyatının köşe taşlarındandır. türk dilinin köşe taşı olan eser muhakeme'tül lügateyndir.

 

divan-ı lügat'türk edebi muhtevası sebebiyle türk edebiyat tarihine ışık tutar.

 

muhakeme'tül lügateyn(iki lügatın kıyası) adı üzre türkçe'nin üstün bir dil olduğunu ispetlamak için yazılmıştır. hatta öyle ki türkçeden yabancı menşeili kelimelerin tasfiyesi döneminde tdk'nun çok sık baş vurduğu bir eserdir olmuştur. bir örnek vermek gerekirse aygıt(aymak fiiline -gıt,güt) eki gelerek) kelimesi bu kitaptan alınmış ve günümüz türkçesine dayatmayla konulmuştur. hatta buradaki ekle örmek fiilinden örgüt kelimesi yine tdk tarafından teşkilata karşılık uydurulmuştur.

EH
28.06.2007 17:31
#33

valla üzülerek söylemeliyim cevap niyetine yazılan metinden mantıklı bir bütünlük bir diskur, söylenenlere bir cevap çıkaramadım. sürrealist olmuş hayli. ilk cümleye bakalım mesela; divan-ı lügatü't türk ü bilerek mi yanlış yazmış sonra kendi yanlışını benim gibi gösterip ders mi vermeye çalışmış? ne diyor anlamadım. nasıl atıfmış? kendiniz yanlış yazıp "yanlış yazmışsın" diye göstermediniz mi? başka, paralel bi evrende mi yaşıyosunuz? "sizin bunu görmeyerek hedef hatası yaptığınızı müspet hale getirmekti kaygım " ne demek. bunu anlayan özelden mesaj atsın sevaptır..

 

tekavül tekabül ile eş anlamlıdır iddiası nooldu devam mı? ben lügate baktım siz de baktınız mı? baktınızsa yüzünüz kızardı mı, bakmadınızsa nasıl böyle iddialı olabiliyorsunuz? bu yerde kalkıp "bir yerine bi demiş" diye kusur aramak da çok hoş "bi" çırpınış.. intizar nazar falan lafı gevelemeyin. intizarın etimololojik ve deyim manası herkesin malumu. o da lugatlarda var. aksini söyleyen mi var bu tekavüle delil mi olur? bakın diyorum sözlük, kitap bi şeye. yoksa yine yardımcı olayım link vereyim ordan bakın. http://www.turkmusikisi.com/download/osman...gat/default.asp. şu tekavül işini isterseniz keselim üzücü oluyor artık.. tadı kalmadı bu saçma inadın.

 

 

divan-ı lügatü't türk nasıl edebiyatın köşe taşı olur bi kere lugattır, sözlüktür. sözlükleri edebi eser mi sanıyorsunuz. divan-ı lügatü't türk türk dilinin teknik gelişiminde bir kerterizdir. budur. ne edebiyatı?

ali şir nevai'nin muhakemetü'l lugateyn'i ise lugat değil lugatlerin mukayesesini yapan, divan-ı lügat'türke nisbetle bir edebi eserdir. türk dilinin gelişmesine katkısı vardır faydalanılmıştır tamam ama bir metod eseri değil türkçeyi öven bir inceleme eseridir. yani sapla samanı acaip karıştırmışsınız.. edebiyat eseri ile dil üzerine teknik çalışma arasındaki farkı idrak etmesi çok mu zor yoksa yine sadece "yazmış olmak için" mi yazıyorsunuz.. (haa yine gülüyoruz, gülmeye doyamıyoruz. kimbilir nerelerden alelacele bulup ekleştirdiğiniz bu eserin de adını yine yanlış yazmışsınız kuzum. allahtan yine sizden copy yapmadım.. gerçi bütün mânâ bozuklukları, cümle katliamı, fikir abukluğu içinde pek küçük ama "hatırası olan" bi kabahat. hatırlatırım arif susam'ın da "hatırası var" diye bi şarkısı var :) )

 

"muhakeme'tül lügateyndir." demişsiniz o apostorof ü den sonra l den önce olacaktı. çabuk unuttunuz arapçayı bakıyorum :lol:

 

tamam güldük eğlendik sadede gelelim; fuzuli hırsız dediniz baki arsız dediniz delil yok, belge yok. bekliyoruz. bunları iddia ederken yaptığınız hataların ikazını yapınca iyice içinden çıkılmaz cevaplara daldınız mevzu kaynadı. ha bunları dedik diye unttuk sanılmasın "kanuni ile fuzuli hiç görüşmedi" iddiasının da sallama olduğunu söyledim. ses etmediniz. çıktı mı google'da bi şeyler yoksa?

CI
28.06.2007 17:47
#34

konu asıl ekseninden sapmış vaziyette.

arkadaşlar..herkes herşeyi bilecek diye bir durum yoktur. Hele hele sözkonusu olan dil ve edebiyat gibi bilgi ve fikir ummanlarıysa, her detayın bu denli irdelenmesi maalesef zaman ve enerji kaybından başka bir şey değildir.

lütfen..bildiklerimizi karşı tarafı rencide etmeden, sadece hakiki bilginin tecellisi adına ve tevazuyla nakşedelim...

Ü.
28.06.2007 18:00
#35

arkadaşlar biraz mola :lol: fuzuli'nin en sevdiğim gazeli...buyrun

 

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

 

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan

Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

 

şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım

Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

 

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su

Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

 

Gâmım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen

Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

 

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil

Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır

Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

 

FuzuLi

YA
28.06.2007 20:22
#36

Şiiri şiir yapan, mana ve şekil bütünlüğü olması...Yani ne şekil feda edilerek yazı şiir olmaktan çıkarılmalı ne de mana feda edilerek manasız bir "sanat" yapılmalı ki buna sanat denilemez.Sanat, yapılan işteki manayı görebilen insanların işidir.Malesef bilinçli

yozlaştırılmış Türkçe'miz her şarkı söyleyene, şiir okuyana, resim yapana "sanatçı" sıfatını yüklüyor.Bundan nefret ediyorum.Gerçek sanatçıların manaya ve şekle hakim gerçek sanat üstâdlarının hakları gasp ediliyor.Bir magazin maymununa sanatçı denilmesi gerçekten dokunuyor insana...

TR
03.07.2007 00:28
#37

İlim kesbiyle pâye-i rif'at

Arzu-i muhal imiş ancak

Aşk imiş her ne var âlemde

İlim bir kıyl ü kâl imiş ancak

 

İlmî çalışmalarla derece yapmak yalnızca bir boş hayalmiş. Alemdeki herşey aşktan ibaretmiş, ilim ise dedikoduymuş, geyikmiş...

 

Fuzuli üstadın en sevdiğim bercestelerindendir bu şahsen. Sebeb-i hilkati aşk olan alemde, herşeyin aşk üzerine kurulmasından tabii ne olabilir ki? Dereceyi ve manevi olgunluğu laf-ı güzafta değil, aşkta aramalı insan. Hayatın en ehemmiyetli mevzusuna yönelmeli, kapatmalı diğer kapıları. Allah aşkı... İşte insanı eşref-i mahlukatlığa yükseltecek anahtar. Belhümadal'e giden yolu tıkayacak olan bariyer bu. Gerisi ise dedikodu, masiva dediğimiz şey sadece fasa-fiso...

 

Aşık, sevdiğinin her emrini yerine getirecek ve onu memnun etmek için gayret edecektir. Netice itibarıyla da, dünyaya O'nun yeryüzündeki halifeliğini yapmaya gönderilen insan, amaç değil de, araç haline gelen ilim bahsinde de gelişme kaydedecektir. Hakiki aşk, hilkatinin gerektirdiklerini insana bildiren Lâtîf'in her emrini yerine getirmeyi gerektirir. İnsan sevdiğinin kuludur ya, aşkın hakikisinde de öyle!.. Fakat arada çok büyük bir fark var: Dünyevî aşklarda her emrini yerine getirdiğiniz sevgili size bir baş belası olup çıkar, sizi tabir yerindeyse maymuna çevirirken, aşkların hakikisinde ise, hem sonsuzluğun arefesinde, hem de tükenmezlik aleminde size muhayyilelerin ötesindeki güzellikleri, kemalati, mükemmeliyeti sunuyor. Zira asıl sevilmesi gereken o, sevilmeye en layık olan o. Sevilmeyi hak eden o.

 

Hakiki aşka tutulmak bir nasip işi herşeyden önce. Hudud tespiti nefislerin eline bırakılmış bir silah var evvela: Akıl... Kullanmayı bilir ve sınırını başarıyla çizersen, gerektiğinde fırlatıp atabilme mertliğini gösterebilirsen hakkını verebileceğin bir silahtır akıl. Aksi takdirde, yani amaç haline getirildiği halde ise sahip olanın helakine vesile bir intihar aracından başkası değil. İşte bu silah, bazı durumlarda insanın amacını gerçekleştirmesine dahi engel olabiliyor, aşkın önüne sed çekiyor. Hayır, aklın hududu asla gerçek aşka giden yolu kapatacak şekilde çizilmemeli. Bu yapılırsa, aşık olunanın kendisine varmamız için bağışladığı bu avansı çarçur etmiş, kendimizi perişan bir halde, yollarda kalmaya mahkum bırakmış oluruz. Selîm akıl denen, tam da gerektiği gibi çerçevelenmiş olan o ulvi yardımcı da bu felaketi kabul etmez asla.

 

Dedik ya, 'hakiki aşka tutulmak bir nasip işidir' diye... İnsanlar, beşerî aşk basamağında takılıp kalıyor genelde. Bastıkları yer onlara o kadar hoş geliyor ki, bir adım ötesinin daha da güzel olabileceğini unutuyor bedbaht insanoğlu. O adımı atabilmekte herşey... O adımı attığı için Kays, Mecnun oldu. Şeyh Galib o adımı attı ki, biz bugün Hüsn-ü Aşk'ı okuyabiliyoruz. İşte meselelerin meselesi... Sanatın da gayesi olan Allah'ı bulmak, ona kapılanmak. Onun aşkından kölelere dönmek, daha doğru bir ifadeyle köleliğimizin hakkını vermek... Bir kölelik ki, kendisinden âlâ sultanlık bulunmaz. Ne mutludur o kula ki, aklından ve hevesinden, nefsinden sıyrılmayı başarmış, yaradılışına sebep olan işi hakkıyla gerçekleştirebilmiştir. Sorumluluğunu yerine getirirken büyük zevkler tatmak ne saadettir!..

 

İnsanoğlu, aşık ol! Asla korkma, basamaklara takılma; vazifeni ifa et, gerisini boşver. Göreceksin ki, yalnızca vazifeni ifa etmen, seni dünya ve ahiret saadetine erdirecektir. Bir insan daha başka ne isteyebilir ki?..

(Trra)

CI
03.07.2007 14:30
#38

selamlar

Ellerine sağlık abi güzel yazı..

 

da yalnız şöyle bir durum var ki söylemeden geçemeyeceğim :

 

İlmin aşk ile nispetlenmeyecek kadar küçük bir hacimde olduğu malum...Fakat, buruşturulup tümüyle bir kenara atılması ne kadar doğru, tartışılır

İlmi,kişiyi basamak basamak aşka yükselten bir merdiven olarak görmek gerek.

Çünkü yazınızda üzerinde durduğunuz dörtlüğü yazan Fuzuli aynı zamanda şu cümleyide kuruyordu : “ ilimsiz şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir”

 

sizin dörtlükle bu aforizma arasında görünürde kati bir fark olduğu sezilebilir fakat meseleye şöyle bakarsak farklılıktan ziyade sentezin olduğunu göreceğiz :

Sizin dörtlükte aşk ve ilim arasında bir kıyas yapılmış ve doğal olarak aşkın iktidarına boyun eğilmiş; benim paylaştığım aforizmada ise ilmin vazifesi tetkik edilmiş.bu tetkik sonunda ilim görünürde ehemmiyetli bir merhaleye ulaşmış gibi sezilse de hakikat o yönde değil:

Duvar örülüp göğe yükseldiğinde yapım aşamasında ilmi temsil eden (harç-hesap-ölçü) direkt ikinci planda kalıyor.

 

Demek ki ilim, duvarın(aşkın) oluşumundan sorumlu, fakat onun ameleliğini yapmadığı sürece,yani tek başına bir önemi olmayan bir olgu.

 

İlimle aşkı rekabet konusu yapma gafletinde bulunmayalım.Birbirilerini tamamlayan mevzular.Hangi aşk ehli ilimden uzak durdu ki.Özellikle dinimizin üzerinde hassasiyet ve rikkatle durduğu bir kurumdur ilim.

 

"Müslümanlar dinlerine yaklaştıkça cehaletten ,Hristiyanlar ise ilme yaklaştıkça dinlerinden uzaklaşırlar"

Bu sözü kelimesi kelimesine doğru yazdım mı bilmiyorum ama Dinimizin hamurundaki ilim ile aşkın muazzam sentezini gözler önüne sermesiyle kulaklara küpe olacak bir söz olduğunu düşünüyorum

 

not:yazımda yanlış veya eksik bir beyanda bulunmuş isem fark eden arkadaşların düzeltmesini rica ediyorum :lol:

 

saygı ve selamlarımla..

TR
03.07.2007 19:19
#39

Efendim öncelikle yorumlarınızdan ve teveccühünüzden dolayı teşekkür ediyorum.

 

Bana sanki biraz farklı hususlardan bahsediyormuşuz gibi geldi. Ben ilmi zatından dolayı değil, ilmin amaç kabul edilmesini eleştirmiş ve aşkın altına tıkmıştım. Şu şekilde izah etmeyi deneyeyim o halde:

 

Hakiki aşka ulaşmak için, bir miktar ilim, daha doğru bir ifadeyle irfan lazım olur çoğunlukla Elbette ki, işin ilmine vakıf olmayan bir insan da tamamen hislerine dayanarak hakiki aşkı bulabilir, fakat bu durumda inşa edilen binanın temeli zayıf olacağından ilerleyen merhalelerde riskler başgöstermeye başlayacaktır. Bu bir yerde dursun şimdilik.

 

Bakınız; şurası çok önemli: İnsan, aşkın neticesi olarak, bulduğu yaratıcısının halifeliğini yapmak üzere yeryüzüne gönderilmiştir. Bu hikmetin farkına varabilen, bu hikmetten müstefid olabilen insan aşk yoluyla ilime yönelirse, hem yaradılış amacına uygun davranmış, hem de yaradılmasına vesile olan halin hakkını vermiş olur. Bizim anlatmaya çalıştığımız buydu. Bu hikmetin hakkını verebilen insan, yani Allah aşığı olan ve halifelik bilincini taşıyan kişi, hem manevi ve maddi ilimlerde ilerleyecek, hem de maşuğunun nazarındaki mertebesini yükseltecektir.

 

İlim zatıyla kötü bir şey değildir. Internet gibi tahayyül edebiliriz ilmi bu cihetten... Nasıl ki Internet kullanış amacınıza ve ona yaklaşım tarzınıza göre faydalı veya zararlı olabiliyorsa, ilim de öyledir. Sizin ona yaklaşım tarzınız, yöneliş amacınız meselenin kilit noktası... İlmi amaç bellerseniz, pozitivist bir ahmaklıkta karar kılma ihtimaliniz yükselir; Hayır, aksine onu var ediliş amacınıza uygun davranabilmek için vakıf olunması ve üretilmesi gereken sistemli bilgiler bütünü olarak görürseniz, dünya saadetinizi de, batındaki amacınız bu olmadığı halde, yakalamış olursunuz. İdeal olan budur. Aşığın ilmle uğraşması da, hakikatte aşkıyla iştigalidir yani... Bu nüans meselenin temelini oluşturuyor.

 

Fuzuli'nin, bizim alıntıladığımız kıtasında, bir Allah aşığının aşkı ilimle karşılaştırmasını görüyoruz. Bu, amaçların karşılaştırılması olarak görülmelidir; yani asıl amacın ilim değil, aşk olması gerektiğinin anlatıldığı bir şaheser olarak bakmalıyız iktibas edilen manzumeye. İlimle yükselmek için ilimde ilerlemek, aşk basamağıyla ilim ve diğer alanlarda ilerlemekten daha boştur.

 

İlmi, yaradılış amacımıza bağlayarak kucaklayabiliyor muyuz? O halde hoşgelsin, safa gelsin!.. Yok, onu amacımız belliyor ve yaradılış amacımız olan aşkı görmezden geliyorsak, yazıklar olsun bize...

 

Ümid ediyorum ki kastımı izah edebilmişimdir, sürç-i lisan eylediysem affola.

CI
21.08.2007 13:26
#40

 

 

Gazel

 

 

Zülfü gibi ayagın koymaz öpem nigarın

Yoktur anın yanında bir kılca i'tibarım

 

 

Bildi tamam alem kim derd-mend-i aşkım

Ya Rab henüz halim bilmez mi ola yarim

 

 

Vaslından ayrı kanım nola dökülse gül gül

Ben gülbün-i hazanem bu fasldır baharım

 

 

Tasvir eden vücudum yazmış elimde sagar

Ref' olmaya bu suret yok elde ihtiyarım

 

 

Dür istemem zamani mey neş'esin başımdan

Toprag olanda ya Rab derd-i mey et gubarım

 

 

Rüsvalarından ol meh sanmaz beni Fuzuli

Divane olmayam mı dünyada yok mu arım

 

 

TU
23.08.2007 19:10
#41

Gazel

 

 

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür

Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür

 

Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem

Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür

 

Vasldan çün aşık-ı müstâğni eyler bir visal

Aşıka maşukdan her dem bu istiğnâ nedür

 

Hikmet-i dünyâ vü mâfiha bilen arif degül

Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfiha nedür

 

Ah u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi

Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür

 

 

Fuzuli

ÖZ
01.09.2007 21:42
#42

can verme sakın aşka aşk afeti candır

aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır

sakın isteme sevdayı gam aşkta her an

kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır

her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz

her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

yahşi görünür yüzleri güzellerin emma

yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır

aşk içre azap olduğu bilirem kim

her kimseki aşıktır işi ahü figandır

yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin

merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

gel derse fuzuli ki güzellerde vefa var

aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

 

FUZULİ

MO
14.10.2007 12:51
#43

NE BEYÂN-I HALE CÜR'ET,NE FİGÂNA TAKATIM VAR

NE RECÂ-YI VASLA GAYRET,NE FİRÂKA KUDRETİM VAR...

 

fuzuli

GO
14.10.2007 13:28
#44

suda aks_ı serv sanmam kim koparıp bağ ban... suya salmış servini serv_i hıramanım görüp ..fuzuli

TU
14.10.2007 14:08
#45

Fuzulî üstad, bağrında açılan aşk yarasına merhem istemediğini anlattığı ve bunu, yanan aşk ateşini söndürmeye benzettiği,

Merhem koyup onarma, sînemde kanlı dağı

 

Söndürme öz elinle

 

yandırdığın çerağı

 

Beytinden sonra şöyle bir feryatta bulunur:

 

Uymuş cünûna gönlüm, ebrûna der meh-i nev

 

Ne i'tibâr ona kim, seçmez karadan ağı

 

Beyit şöyle demek: "(Ey sevgili!) Gönlüm cinnete uymuş, (şimdi) senin kaşına yeni ay (=hilal) diyor. Onun bu sözüne inanmayın siz, (zavallının aşk ile gözü kör olmuş) aktan karayı seçemiyor!..

 

Şöyle de demek: "(Ey sevgili!) Gönlüm çılgınlık yoluna uymuş olmalı ki senin kaşını yeni ay zannediyor. Zavallı!.. Aktan karayı seçemez hâle gelmiş, sayıklıyor, sakın sözüne inanmayın.

 

Bir de şöyle demek: "(Ey sevgili!) Gönlüm senin kaşını hilal zannettiğine göre durumu çılgınlığa varmış olmalı. Karadan ağı seçemeyen bu delinin sözüne inanıp da hilal göründü (ve bayram başladı) zannetmeyin!..

 

Her üç anlamda da şair gönlündeki çılgınlığın had safhaya vardığını dillendiriyor ve sevgilinin hilal kaşlarını ak-kara bağlamında okuyucuya hatırlatıyor. Kaşların siyah olduğu halde nurdan ibaret olan hilale benzetilmesi hemen bütün şairlerce dillendirilmiştir. Ne ki Fuzulî bu benzetmeyi tersinden okuyor ve "sevgilinin kaşına nisbetle gökteki hilal nedir ki, o müstesna kaşı hilale benzetmek ancak çılgınların, delilerin işidir, böyle bir benzetmeye inanılabilir mi?" biçiminde yorumluyor. Yani başkaları kaşı hilale benzetirken o, hilali kaşa benzetmeye kalkılmasına bile itiraz ediyor, delilik bu, diyor. Fuzulî'yi erişilmez yapan işte bu şairane tavır değil midir?!..

 

Beyitteki mübalağa eski bir geleneği bize hatırlatıyor:

 

Bilindiği gibi kamerî aylar hilalin görünmesiyle başlar, hilal görünmeden ne oruç, ne de bayramdan söz edilebilir. Osmanlı devletinde her yıl ramazanın başlaması için tekrarlanan bir ritüele göre hilali en az iki kişinin görmesi ve bunun kadı önünde ikrar edilip kayda geçirilmesi gerekmektedir. Güya üzerinden yıl geçmiş bir alacak-verecek meselesi hakkında mahkeme kurulur ve alacaklı, parasını alabilmek için hilalin göründüğünü, binaenaleyh ramazanın başladığını iki şahit ile ıspat eder ve kadı efendi kararı deftere yazdıktan sonra Şeyhülislam Efendinin izniyle Süleymaniye Camii minarelerindeki kandiller ve fenerler yakılır (vakit gündüz ise sancaklar asılır) kandilleri gören mahalle davulcuları davullarını döverler ve günün hangi saatinde olursa olsun halk ramazan orucuna başlardı. Hatta sofra başında olsalar bile...

 

Bu göstermelik mahkemede en ziyade, hilali gördüklerini söyleyen şahitlerin aklı başında, sözüne güvenilir, kendinden emin, halk arasında itibarlı kişiler olmalarına bakılır, kadı efendi şahitlerin bu yönünü inceler, tartar ve kararını ona göre deftere geçirir, hilal bahşişi alma peşindeki sahtekarları itibara almazdı. Bütün bu bilgiler ışığında şairin beytine tekrar dönelim ve Fuzulî'nin ne derece itibar edilir bir âşık portresi çizdiğine yeniden hayran olalım. Yılbaşı, ramazan, bayram, nevruz gibi zaman dilimlerini gökteki dolunaya değil de hilalin görünmesine göre ölçen bir toplumda, bu beytin ne derece zengin çağrışımlara kapı araladığını tahmin etmekte bile zorlanırız. Kaldı ki dolunay tamlığı, mükemmelliği ifade edip dururken insanların eksikliğe, yani hilale itibar etmeleri de şairin çizdiği âşık portresini bize tasvir eder. Henüz gepegenç iken boyu hilale dönmüş, iki büklüm bir aşk hastası!.. Ancak o sayede itibar bulabilen bir âşık... Üstelik bütün zaman dilimlerini sevgilinin hilal kaşlarına endekslemiş...

 

Ne diyelim, adın, dünya durdukça dursun ey hazret-i Fuzulî!..

 

İskender Pala

KU
21.04.2009 01:21
#46

Beyhude gamlanma divane gönül

Cümle alemin rızkını veren vardır

Yaptığın hatayı görmüyor sanma

Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır

 

Mal-ı emlakım var deyu güvenme

Arkam var deyu dayanma

Sırt üstü insanı yere varan vardır

 

Beyhude gamlanma divane gönül

Cümle alemin rızkını veren vardır

 

Derdime vakıf değil canan

Beni handan bilir

Hakkı vardır şad olanlar

Herkesi şadan bilir

 

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

Çektiğim alamı bir ben birde Allah’ım bilir

FI
21.04.2009 16:49
#47

Mende Mecnundan füzun aşıklık istedadı var

Aşık-ı sadık menem Mecnunun ancak adı var

 

Kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın

Leylanın Mecnunu Şirinin eğer Ferhadı var

 

Ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle

Derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var

 

Öyle bed-halem ki ahvalim görende şad ol

Her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var

 

Gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta

Kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var

 

Ey Fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul

Akıl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var

fuzuli

SE
02.03.2010 20:41
#48

Divan edebiyatının en büyüğü olan Fuzuli sana ne kadar övgü yazsakta az.Sen zaten herşeyi yazdıklarınla şiirinle ve geldiğin noktada kimsenin senden sonra sana ulaşamamasıyla gösterdin.senden sonra senin gibisi gelmedi dünyaya.Büyüklerin en büyüğü Fuzuli.

EL
13.03.2010 02:30
#49

GAZEL

 

Benî candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

 

Kamû bîmârınâ cânan devâ-yî derd eder ihsan

Niçin kılmaz banâ derman benî bîmâr sanmaz mı

 

Gamım pinhan dutardım ben dedîler yâre kıl rûşen

Desem ol bî vefâ bilmen inânır mı inanmaz mı

 

Şeb-î hicran yanar cânım töker kan çeşm-i giryânım

Uyârır halkı efgaanım karâ bahtım uyanmaz mı

 

Gül'î ruhsârına karşû gözümden kanlu âkar sû

Habîbım fasl-ı güldür bû akar sûlar bulanmaz mı

 

Değildim ben sanâ mâil sen etdin aklımı zâil

Bana ta'n eyleyen gaafil senî görgeç utanmaz mı

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır

Sorun kim bû ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

 

(Fuzûlî)

VE
17.02.2012 22:54
#50

EL ÇEK İLACIMDAN TABİP!..

 

Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır

Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır

 

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır

 

Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl

Göklere açılmasın eller ki damanındadır

 

Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat

Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır

 

Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan

Tablar kim sünbül rişte-i canındadır

 

Fuzuli

 

 

 

GAZELİN AÇIKLAMASI

 

Gönül kuşum dağınık saçların arasında yuva kurdu ey sevgili!.. Artı nerde olursam olayım veya iki elim kanda da olsa gönlüm senin yanındadır.

 

Aşk derdiyle başım pek hoş benim ey tabib, bırak bana ilaç vermeyi. Bana derman vermeye ki, senin dermenın beni helak edecek zehrin ta kendisidir.

 

Ey sevgili naz edip düşkün aşıklardan eteğini çekme. Eteğine yapışan ellerin (sen eteğini çevirince) göklere açılmasından (dua eder gibi) sakın!..

 

Senin ayrılığında, hayatı sona erdirme özelliği gizlidir, ayrılığın ölüm demektir. Senden ayrı düşüp de hala yaşayanlara hayranım.

 

Ey Fuzuli! Sevgilini saçının büklümü sen can ipliğine bağlıdır. Sen mum gibi yanmadan o büklümler açılıvermez.

VE
18.02.2012 11:50
#51

YAKARIŞ...

Ya Rab hemişe lutfunu kıl reh-nüma bana

Gösterme ol tariki ki yetmez sana bana

 

Kat' eyle aşinalığım andan ki gayrdır

Ancak öz aşinaların et aşina bana

 

Bir yerde sabit et kadem-i i'tibarımı

Ancak öz aşinaların et aşina bana

 

Yok bende bir amel sana şayeste ah eğer

A'malime göre vere adlin ceza bana

 

Havf ü hatada muztaribim var ümid kim

Lutfun vere beşaret-i afv-i ata bana

 

Ben bilmezem bana gereğin sen Hakim'sin

Men' eyle verme her ne gerekmez sana bana

 

Habs-i hevada koyma Fuzuli-sıfat esir

Ya Rab hidayet eyle tarik-i fena bana

 

 

Fuzuli

 

 

GAZELİN AÇIKLAMASI

Tanrım! Lütfunu rehber kıl daima bana ve sakın sana ulaşmayan yolu bana gösterme!

Senden başka her şeyden dostluğumu kes benim; yalnızca kendi sevdiklerini sevdir bana! (Yalnız sana dost olan kişileri benim için dost kıl, sana dost olmayanlardan yolumu ayır.)

İtibar ayağımı öyle bir yerde sabitle ki, orada yalnızca dinin yol göstericisine (Hz. Muhammed'e) uyulsun, sadece onun yolundan gidilsin.

Yazık ki sana layık bir amelim yok benim. Eğer adaletin beni amelime göre cezalandıracak olursa benim vay halime!..

Hata ve buna bağlı korkular içinde kıvranıp duruyorum. Umarım, lütfun bana hatalarımın bağışlandığı müjdesini verir (yoksa halim haraptır.)

Ben bana tam olarak neyin gerektiğini bilemem.Hakim (her şeyi bilen Allah) sensin; bana gerekmeyeni bana verme!

Beni Fuzuli gibi heva (hevesler, istekler, ihtiraslar veya dünya ilgileri)

içinde hapis bırakma! Tanrım! Bana fena (Senin aşkında yok olma) yolunda kurtuluş nasip eyle (veya bu kötü gidişime bir hidayet nasip et!)

VE
26.02.2012 22:45
#52

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı

Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

 

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan

Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

 

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım

Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

 

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su

Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

 

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen

Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

 

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil

Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır

Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Fuzûlî

Günümüz Türkçesiyle:

Sevgili beni candan usandırdı, cefadan usanmaz mı?

Âhımdan gökler yandı, dileğimin mumu yanmaz mı?

 

Sevgili, bütün hastalarının derdine ilaç veriyor,

Bana niçin ilaç vermiyor? Beni hasta sanmıyor mu?

 

Ayrılık gecesinde canım yanar, ağlayan gözüm kanlı yaş döker,

Feryadım halkı uyandırır, kara bahtım uyanmaz mı?

 

Yanağının gülüne karşı gözümden kanlı su akar (kan ağlarım)

Sevgilim! Bu gül mevsimidir, akar sular bulanmaz mı?

 

Ben gamımı gizli tutardım,”sevgiliye aç” dediler,

desem o vefasız acaba inanır mı? İnanmaz mı?

 

Ben sana meyletmiş değildim, aklımı sen yok ettin;

Beni kınayan gafil seni görünce utanmaz mı?

 

Fuzûlî çılgın bir rinttir, daima halkın diline düşmüştür;

Sorun ki, bu nasıl sevdadır? Bu sevdadan usanmaz mı?

VE
05.03.2012 19:16
#53

Hansı Gülşen

1-Hansı gülşen gülbüni serv-i hıramanunca var

Hansı gülbün üzre gonce la’l-i handanunca var

 

(Hangi gül bahçesinin gül fidanı senin salınan selvi boyun kadar uzundur? Hangi gül fidanındaki gonca senin gülen dudaklarına benzer?)

 

2-Hansı gülzar içre bir gül açılur hüsnün kimi

Hansı gül bergi leb-i la’l-i dür-efşanunca var

 

(Hangi gül bahçesinde senin güzel yüzün gibi bir gül açılır? Hangi gül yaprağı senin inci saçan kırmızı dudağın gibidir?)

 

3-Hansı bağun var bir nahli kadün tek bar-ver

Hansı nahlün hasılı sib-i zenahdanunca var

 

(Hangi bahçenin senin boyun gibi meyveli bir fidanı vardır.Hangi fidanın meyvesi senin çenenin elmasına benzer?)

 

4-Hansı huni sen kimi cellada olmuşdur esir

Hansı celladun kılıcı nevk-i müjganunca var

 

(Hangi katil senin gibi bir cellada tutsak olmuştur.Hangi celladın kılıcı senin kirpiklerinin ucu gibi sivri ve keskindir?)

 

5-Hansı bezm olmış münevver bir kadün tek şem’den

Hansı şem’ün şu’lesi ruhsar-ı tabanunca var

 

(Hangi toplantı senin boyun gibi bir mumla aydınlanmıştır? Hangi mumun ışığı senin parlak yanağın gibidir?)

 

6-Hansı yerde tapılur nisbet sana bir genc-i hüsn

Hansı gencün ejderi zülf-i perişanunca var

 

(Sana benzeyen bir güzellik hazinesi nerede bulunur? Hangi hazineyi bekleyen yılan senin dağınık saçlarına benzer.)

 

7-Hansı gülşen bülbüin derler Fuzuli sen kimi

Hansı bülbül nalesi feryad-u efganunca var

 

(Fuzuli, hangi gülbahçesinin bülbülünün sana benzediğini söyleyebilirler? Hangi bülbülün iniltisi senin bağırışın, haykıırışın gibidir?

VE
16.03.2012 23:35
#54

Su Kasidesi

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su

Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

 

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan

su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda

vermez.)

 

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

 

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa

gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök

kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

 

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

 

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden

benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim

akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana

getirir.)

 

Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin

İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

 

(Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim

yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen

kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

 

Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün

Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

 

(Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile

mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine

su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

 

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna

Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

 

(Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,

gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar

uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki

tüylere benzetemez. )

 

Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola

Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

 

(Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim

ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek

dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

 

Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ

Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

 

(Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan

bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su

vermek hayırlı bir iştir.)

 

İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it

Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

 

(Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste

ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,

söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

 

Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

 

(Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su

içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,

sofular da kevser istiyorlar.)

 

Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr

Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

 

(Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin

bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş

salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

 

Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek

Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

 

(Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden

kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere

bırakamam.)

 

Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

 

(Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,

öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla

sevgiliye su sunun.)

 

Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger

Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

 

(Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık

ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi

(yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)

kurtarabilir.)

 

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

 

(Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül

efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek

istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül

dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını

değiştirmesi gerekir.)

 

Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su

 

(Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli

ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça

göstermiştir.)

 

Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ

Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

 

(İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.

Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su

serpmiştir.)

 

Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın

Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

 

(Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını

tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su

meydana çıkarmıştır.)

 

Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim

Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

 

(Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz

bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o

mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce

mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

 

Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ

Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su

 

(Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir

mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse

hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

 

Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât

Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

 

(Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-

ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,

düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

 

Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz

El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

 

(Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)

yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su

damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

 

Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

 

(Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan

taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

 

Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr

Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

 

(Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık

salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da

olsa o eşikten dönmez.)

 

Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

 

(Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek

için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının

zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)

derman bilirler.)

 

Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

 

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!

Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp

dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

 

Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da

Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

 

(Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin

çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

 

Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

 

(Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,

güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel

su iner.)

 

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma

Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

 

(Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,

(ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden

ümitliyim.)

 

Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su

 

(Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde)

sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su

(damlası) gibi birer inci olmuştur.)

 

Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

 

(Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan

düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su

(gözyaşı) döktüğü zaman,)

 

Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

 

(O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat

çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını

ummaktayım.)

Şair Fuzuli

VE
18.03.2012 23:39
#55

Aşka Sevdalanma

 

Can verme sakın aşka aşk afeti candır

Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır

Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an

Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır

Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz

Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır

Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma

Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır

Aşk içre azap olduğu bilirem kim

Her kimseki aşıktır işi ahü figandır

Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin

Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır

Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var

Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

Şair Fuzuli

[/left]

21.03.2012 22:58
#56

Ney gibi her dem ki bezm-i vaslını yâd eylerem

Tâ nefes vardır kuru cismümde feryâd eylerem...

(Fuzûlî)

VE
21.03.2012 23:22
#57

Aşk Belasına At Beni Tanrım

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni

Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

 

(Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,

bir an bile ayırma aşk belasından beni)

 

Az eyleme inayetini ehl-i dertten

Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

 

(Az eyleme yardımını dertlilerden,

Yani çok aşk belaları ver bana)

 

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın

Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

 

(Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,

Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)

 

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim

Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

 

(Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki

Saba yeli beni ona ulaştırabilsin)

 

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana

Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

 

(Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme

beni bana asla bırakma)

Şair Fuzuli

VE
26.03.2012 18:31
#58

Sevgiliden bir parça sevgi alıp bana verenler,

Buna karşılık canımı alıp sevgiliye verdiler.

VE
11.04.2012 21:22
#59

Mihnet-i aşk ey dil âsândur diyü çok urma laf

Aşk bir yükdür ki ham bulmuş anun altında kaf

Fuzûlî

 

(Ey gönül aşkın sıkıntısı kolaydır diye çok konuşma; zira aşk öyle bir yüktür ki kaf, onun altında bükülüp kalmıştır.)

12.04.2012 17:53
#60

Fuzuli mevzubahis olunca da Peygamber Efendimiz sav için yazmış olduğu "Su Kasidesi" nin yeri ayrıdır...

 

Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam

Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

 

(Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!

Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp

dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

VE
17.04.2012 18:37
#61

Kıldı zülfün teg perişan halimi halin senin

Bir gün ey bi-derd sormazsın nedir halin senin

 

Gitdi başından gönül ol serv kaddin sayesi

Ağla kim idabara tebdil oldu ikbalin senin

 

Zinet için cism divarında etmezdim yerin

Çekmeseydi aşk levh-i cana timsalin senin

 

Dam-gah-ı aşkdan tut bir kenar ey mürg-i dil

Sınmadan seng-i melametden per ü balin senin

 

Saye-veş çoktan Fuzuli hak-i kuyun yastadır

Ol ümid ile ki bir gün ola pamalin senin

 

GAZELİN AÇIKLAMASI

 

Ey âşıklarını dert edinmeyen sevgili! Senin bu umursamaz tavrın halimi perişan eyledi. Bir gün olsun ''Ne haldesin? '' diye sormuyorsun ya asıl dert bu.

 

Ey gönül! O servi boylu sevgilinin himayesi üzerinden gitti. Artık ağlama vaktidir, çünkü yükselmen, alçalmağa (talihin talihsizliğine) döndü.

 

Ey sevgili! Aşk ta ezel gününde can levhasına senin suretini çizmeseydi, beden duvarını süslemek üzere sana itibar etmez, oraya seni desenlemezdi.

 

Ey gönül kuşu! Ayıplama ayıplama taşı ile kolun kanadın kırılmadan evvel aşk tuzağından kurtulmaya bak.

 

Zavallı Fuzuli, bir gün gelir de sevgilinin ayağının altına serilirim diye, hayli zamandır senin semtinin toprağın gölge gibi uzanmış kalmıştır.

VE
28.08.2012 13:00
#62

Vefasız Dünyanın Vefasız Sevgilisi

Vefa her kimseden kim istedim ondan cefa gördüm

Kimi kim bîvefa dünyada gördüm bîvefa gördüm

 

(Her kimden vefa istediysem ondan cefa gördüm; kimi gördüysem vefasız dünyada, onun vefasızlığını da gördüm)

 

Kime kim derdimi izhar kıldım isteyip derman

Özümden bin beter derd ü belaya mübtela gördüm

 

(Kime derman için derdimi açtıysam, onu benden bin beter dertli gördüm.)

 

Mükedder hatırımdan kılmadı bir kimse gam def'in

Safadan dem uran hemdemleri ehl-i riya gördüm

 

(Kederli gönlümden kimse üzüntülerimi gidermedi. Esenlikten dem vurarak beni teselli edecek dostlarımı iki yüzlü gördüm)

 

Ayak bastım reh-i ümmide, sergerdanlık el verdi

Emel serriştesin tuttum elimde ejderha gördüm

 

(Ne zaman umut yoluna ayak bastım, başım dönüp durdu. Emel ipinin ucuna yapıştım elimde ejderha gördüm)

 

Fuzuli ayb kılma yüz çevirsem ehl-i âlemden

Neden kim her kime yüz tuttum andan yüz bela gördüm

 

(Ey Fuzuli, artık insanlardan yüz çevirirsem beni ayıplama. Çünkü kime yaklaştıysam ondan belanın yüz türlüsünü gördüm)

Şair Fuzuli

VE
28.08.2012 13:07
#63

Bin cân olaydı kâş men-i dil-şikestede

Tâ her biriyle bir kez olaydım fedâ sana

 

(Keşke bin can olaydı, şu kalbi kırık bende; tâ ki her biriyle bir kez olaydım fedâ sana.)

 

-Fuzûlî-

SA
10.09.2012 20:40
#64

Edebiyat dersinde işleyip benim hayran kaldığım kaside...Fuzuli'den Peygamberimiz'e mükemmel bir kaside...

Şiir:

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su

Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su

 

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem

Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su

 

Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk

Kim mürûr ilen bırakır rahneler dîvâre su

 

Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin

Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin-gülzâre su

 

Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına

Hâme tek bakmaktan inse sözlerine kare su

 

Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n'ola

Zayi olmaz gül temennâsiyle vermek hâre su

 

Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ

Hayrdır vermek karanû gecede bîmâre su

 

İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et

Susuzum bu sahrede benim'çün are su

 

Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi

Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

 

Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr

Âşık olmuş gâlibâol serv-i hoş reftâre su

 

Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek

Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vare su

 

Dest-bûsı arzûsiyle ger ölsem dostlar

Kûze eylen toprağım sunun anınle yâre su

 

İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile

Gül budağının mîzacına gire kurtâre su

 

Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme

İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr'e su

 

Seyyid-i nev'i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ

Kim sepiptir mu'cizâtı âteş-i eşrâre su

 

Kılmak için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın

Mu'cizinden eylemiş izhar seng-i hâre su

 

Mu'ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim

Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

 

Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima

Parmağında verdiği şiddet günü Ensâr'e su

 

Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz

El sunup urgaç vuzu-ı için gül ruhsâre su

 

Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa vurup gezer âvâre su

 

Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salınûr

Dönmez ol der-gâhdan ger olsa pâre su

 

Zikr-i na'tın virdini derman bilir ehl-i hatâ

Eyle kim def-i humar için içer mey-hâre su

 

Yâ Habîbâ'llah yâ Hayr el-beşer müştâkınım

Eyle kim leb-teşneler yanıb diler hem vâre su

 

Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi'rac'da

Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

 

Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner

Hâcet olsa merkâdin tecdîd eden mi'mâre su

 

Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma

Var ümîdim ebr-i ihsanın sepe ol nâre su

 

Yümn-i na'tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri

Ebr-i nîsandan dönen tek lü'lü-i şeh-vâre su

 

Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr

Hâb-i hasretten dökende dîde-i bîdâre su

 

Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam

Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

 

 

Açıklama:

Ey göz! Gönlümdeki ateşlere su saçma.

Çünkü bu kadar tutuşan ateşe su çare olmaz.

 

Dönen kümbetin rengi su rengi midir bilmiyorum.

Yoksa gözümden çıkan su mu dönen kümbeti doldurmuştur.

 

Kılıcının zevkinden gönlüm parça parça olsa şaşılmaz.

Çünkü devamlı geçmekle su duvarda yarıklar bırakır.

 

Yaralı gönül senin peykanının sözünü korkuyla söyler.

Her kimde yara varsa o suyu ihtiyatla içer.

 

Bahçıvan gül bahçesini suya versin, boşuna zahmet çekmesin

Çünkü o bin gül bahçesine su verse bile senin yüzün gibi bir gül açılmaz.

 

Kalemin bakmaktan gözlerine kara su inse bile,

yazar gubar hatlı yazısını senin ayva tüylerine benzetemez.

 

Senin yanağını anarak kirpiklerim ıslansa ne olur

gül beklentisiyle dikene su vermek boşuna değildir.

 

Gam günü hasta gönülden kılıcını esirgeme

Karanlık gecede hastaya su vermek sevaptır.

 

Ey gönül, onun peykanını iste, ayrılığında benim ona karşı olan arzumu sakinleştirsin. Susuzum, bu sahrada bir kez de benim için su ara.

 

Ben senin dudaklarının tutkunuyum, zahidlerse kevser istiyor

Nitekim sarhoşa şarap içmek hoş gelir ayık insana su.

 

 

Su galiba o hoş yürüyüşlü serviye aşık olmuş ki,

her an onun köyünün bahçesine gidiyor.

 

Toprak olup suyun yolunu tutup o köye varmasını engellemem gerekir.

Çünkü su benim rakibimdir. Bırakmam ki o köye varsın.

 

Ey dostlar! Eğer onun elini öpmek arzusuyla ölürsem,

toprağımdan testi yapıp onunla yare su sunun.

 

Servi kumrunun duasına karşı aksilik eder

Su onun eteğini tutsun ve ayağına düşüp yalvarsın.

 

Bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor.

Su gül budağının mizacına girsin ve bülbülü kurtarsın.

 

O güzel ahlakını insanlara ilan etmiş.

Su seçilmiş Ahmet’in yoluna tabi olmuş.

 

O insanoğlunun efendisidir. Seçilmiş incilerin deryasıdır.

Ki onun mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.

 

 

O peygamberlik bahçesinin parlaklığını tazelemek için,

mucizeyle mermerden su çıkarmıştır.

 

 

Onun mucizesi alemde öyle sonsuz bir denizmiş ki

o denizden binlerce ateşe tapan kafirin ibadethanesine gidip ateşlerini söndürsün su.

 

Onun savaş günü parmağından Ensar’a su verdiğini kim işitse,

hayretinden parmağını ısırır.

 

Onun dostu yılan zehri içse, içtiği zehir ab-ı hayat olur.

Düşmanı su içse içtiği su yılan zehrine dönüşür.

 

O abdest almak için gül gibi olan yüzüne eliyle su serptiğinde,

o suyun her damlasında binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.

 

Onun ayağının toprağına erişeyim diye su,

ömür boyu başını taştan taşa vurup avare gezer

 

Su, onun türbesinin toprağına zerre zerre salınmak ister.

Su parça parça da olsa o dergahtan dönmez.

 

 

Sarhoşun baş ağrısını gidermek için su içtiği gibi, günah işleyenler de senin na’tının zikrini daima dillerinde tekrarlamayı dertlerine derman bilirler.

 

 

Ey Allah’ın sevgilisi, insanların hayırlısı, susuzluktan yanıp dudağı kuruyanların su istemeleri gibi ben de seni özlüyorum.

 

Sen o keramet denizisin ki, Miraç gecesinde senin feyzinin çiğ taneleri,

sabit ve seyyar bütün yıldızlara su eriştirmiştir.

 

Senin mezarını onaran mimara su lazım olsa

güneş çeşmesinden her an çokça saf ve tatlı su akar.

 

 

Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmıştır.

Senin ihsan bulutunun o ateşe su serpeceğini umuyorum

 

Seni övmenin bereketiyle Fuzuli’nin sözleri,

nisan bulutundan düşüp büyük inciye dönen su damlası gibi birer inci olmuştur.

 

Mahşer günü gaflet uykusundan uyanıp gözünden hasret göz yaşı döktüğü vakit.

 

Senin yüzünü görmeye susamış Fuzuli’yi vuslat çeşmenden mahrum etmeyeceğini ummaktayım.

VE
19.09.2012 14:43
#65

Yine ol mah benim aldı kararım bu gece

Çıkacaktır feleğe nale-i zarım bu gece

 

Var idi subh visaline Fuzuli ümmid

Çıkmasa hasret ile can-ı figanım bu gece

 

O ay yüzlü sevgili şairin aklını başından almıştır ve şairin ağlamaları, aşk derdi ile inleyişleri bu gece gökyüzüne kadar çıkacaktır.

 

Ey Fuzuli, sabah kavuşma için ümidim var idi eğer bu gece yaralı incinmiş canım hasret ile çıkmasaydı.

 

 

 

 

Cümle-i halk bana yar için ağyar oldu

Kalmadı kimse bana yar Hüda’dan gayrı

 

(Halkın hepsi bana sevgiliye duyduğum aşktan dolayı yabancı oldu. Bana Allah’tan başka yakın hiç kimse kalmadı.)

 

Fuzuli rind-i şeydadır, hemişe halka rüsvadır

Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı

 

(Fuzuli çılgın bir aşıktır, bunun için halka her zaman rezil olmuştur. Sorun ki bu nasıl bir sevdadır, Fuzuli bu sevdadan usanmaz mı?)

VE
20.02.2013 16:09
#66

Avâreler felekzedeler mübtelâlarız

Alemde bir muhabbete kalmış gedâlarız