“Şairim!
“Şairim!
Türküler Susmaz
Davul olur zurna olur tar olur
Türküler susmaz dostum bir destan olur
Yağmur olur dolu olur kar olur
Türküler susmaz dostum türküler susmaz
Türküler susmaz türküler güler
Akan sulardan daha özgür türküler
Uçan kuşlardan daha özgür türküler
Halay olur zeybek olur bar olur
Her gönülde başka başka yar olur
Dert çeken oldukça türkü var olur
Türküler susmaz dostum türküler susmaz
Diyardan Diyara
Göçebe kuşlara döndük ,
Uçtuk diyardan diyara.
Turna gibi bölük bölük,
Göçtük diyaradan diyara.
Felek kırılsın kanadın,
Bitmez mi senin inadın?
Ardın sıra bir muradın,
Koştuk diyardan diyara Dost...
Olmaz olsun kisbi kârı,
Çektik bunca derdi gamı.
Üstü karlı mor dağları,
Aştık diyardan diyara dost..
Felek kırılsın kanadın,
Bitmez mi senin inadın?
Ardın sıra bir muradın,
Koştuk diyardan diyara Dost....
Behram sorarlarsa niçin?
Sılada zor diye geçim.
İki lokma ekmek için,
Koştuk diyardan diyara.
Felek kırılsın kanadın,
Bitmez mi senin inadın?
Ardın sıra bir muradın,
Koştuk diyardan diyara Dost....
Bahçede yeşil çınar
Boyun boyuma uyar
Ben seni gizli sevdim
Bilmedim alem duyar.
Bahçelerde gül varı
Var git ellerin yari
Sen bana yar olmazsın
Yüzüme gülme bari.
Turnam Başım Darda Benim
Şu Yaban Diyarda Benim
Bir Sevenim Var Mı Bilmem
Gözden Uzaklarda Benim
Çekerim Turnam Sineye
Derdi Sineye
Bu Yıl Bize Gülmek Haram
Belki Seneye
Başım Öne Eğdirdiler
Yüzüm Yere Değdirdiler
Saçıma Kar Yağdırdılar
Yaz İle Baharda Benim
Çekerim Turnam Sineye
Derdi Sineye
Bu Yıl Bize Gülmek Haram
Belki Seneye
Ela Gözlüm Ben Bu Elden Gidersem
Ela gözlüm ben bu elden gidersem
Zülfü perişanım kal melül melül
Kerem et aklından çıkarma beni
Ağla gözyaşını sil melül melül
Elvan çiçekleri takma başına
Kudret kalemini çekme kaşına
Beni ağlatırsan doyma yaşına
Gez benim aşkımla yar melül melül
Karacaoğlan der ki ölüp gidince
Ben de güzel sevdim kendi halimce
Varıp gurbet ile vasıl olunca
Dostlardan haberi al melül melül
"Soran varsa işte buyum!
Can çıkmadan çıkmaz huyum!
İçmişim aşk şarabını
Ben sevdanın sarhoşuyum!''
Ozan Uğur Işılak
"Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar çözülmüyor Mihriban
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.........'' Abdurrahim Karakoç
Parsel Parsel Eylemişler Dünyayı
Bir Dikili Taştan Gayrı Nem Kaldı
Dost Köyünden Ayağımı Kestiler
Bir Akılsız Baştan Gayrı Nem Kaldı
Padişah Değilem Çeksem Otursam
Saraylar Kursam Da Asker Yetirsem
Hediyem Yoktur Ki Dosta Götürsem
İki Damla Yaştan Gayrı Nem Kaldı
Mahsuni Şerifim Çıksam Dağlara
Rastgelsem De Avcı Vurmuş Marala
Doldur Tüfeğini Beni Yarala
Bir Yaralı Döşten Gayrı Nem Kaldı
Mihriban
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.
'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.
Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
Sevilen, seveni düşürür dile
Seneler, asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban.
Tabiplerde ilâç yoktur yarama
Aşk deyince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut cizilmiyor Mihriban.
Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne...
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.
Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.
Abdurrahim Karakoç
GELMESİN
Söyleyin o yare meylim kalmadı
Hasreti dağlara sürdüm gelmesin
Öyküler türküler derman olmadı
Aşkın defterini dürdüm gelmesin
Söyleyin o yare kader salmadı
Ağladım olmadı güldüm olmadı
Aşk ile meşk ile işim kalmadı
Dönülmez bir yola girdim gelmesin
Söyleyin o yare yarim olmadı
Bir günde kendime kârım olmadı
Artık kavuşmaya sürem kalmadı
Azrail'e selam verdim gelmesin
Gelmesin, gelmesin, gelmesin yar
Halimi derdimi bilmesin yar
Ömrümü meçhule adadım ben
İstemem gönlümü almasın yar
Ettiğin cevri bile kendime nimet bilirim
Küsemem bahtıma ben sevmeyi kısmet bilirim
Eremem vaslına, lakin erebilsem de yine
Doyamam vuslatına kendimi hasret bilirim
Gel Ha Gönül Havalanma
Engin Ol Gönül Engin Ol
Dünya Malına Güvenme
Engin Ol Gönül Engin Ol
Şu Dünyanın Hali Böyle
Yalan Yahşi Geçer Şöyle
Söyledikçe Engin Söyle
Engin Ol Gönül Engin Ol
Gökde Uçar Huma Kuşu
Bilmeyenler Atar Taşı
Enginlik Gönülün İşi
Engin Ol Gönül Engin Ol
Teslim Abdal Özüm Haktır
Sözümün Yalanı Yoktur
Engin Söyle Büyüklüktür
Engin Ol Gönül Engin Ol
Dünyada Tükenmez Murat Varmış
Dünyada tükenmez murat var imiş
Ne alanı gördüm ne murat gördüm
Meşakkatin adın murat koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm
Ölüm var dünyada yok imiş murat
Günbegün artıyor türlü meşekkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm
Nuşveranı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kime bıraktı
Resul u Ekrem’in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm
Var mıdır dünyada gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepisi yalan
Ölümlü dünyada hakikat gördüm
Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm
Kaynak: Asik Veysel
Telli turnam selam gotür
Sevgilimin diyarına
Üzülmesin ağlamasın
Belki gelirim yarına cananıma
Hasret kimseye kalmasın
Sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın uğruna can uğruna
Gönüle hasret yazıldı
Svgiye mezar kazıldı
İki damla yaş süzüldü
Gözlerimin pınarına,pınarına
Hasret kimseye kalmasın
Sevdalılar ayrılmasın,ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın aşkın uğruna can uğruna
Komşu kızıyla beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a(akdağmadeni)gelir.Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez.Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar,pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıda ki tüküyü söyler.Yakalandığı amansız bu hastalıktan kurtulamayıp hastanede ölür.Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez,İstanbul'da kalır.
HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI
hastane önünde incir ağacı
doktor bulamadı bana ilacı
baştabib geliyor zehirden acı
garip kaldım yüreğime dert oldu
ellerin vatanı bana yurt oldu
mezarımı kazın bayıra düze
benden selam söyleyin sevdiğim gıza
başını koysun karalar bağlasın
gurbet elde kaldım diye ağlasın
arkadaşlar ben bu türküyü çok seviyorum hikayesi de bi o kadar hüzünlü bu yüzden hikayesiyle paylaşmak istediim :wave:
Hikayesiyle birlikte bir türkü daha(inşallah göze batmam :utanma: )
Bitliste Beş Minare
Bitlis biirinci dünya savaşından önce nufüsu 30000´dir lakin savaş çıkınca halk göç eder ve nufüs 3000´e düşer.
kurtuluş savaşında baba ile oğlucepheye gider savaş biter ve baba ile oğul şehre dönerler bir tepede baba heyacandan mıdır yoksa yorgunluktan mıdır bilinmez o tepeden memleketi bitlise bakamaz ve oğluna sorar oğul bitliste ne kaldı..
Oğul "baba bitliste beş minare kaldı"
baba; başlar türküye bitliste beş minare beri gel oğlan beri gel...
Bitliste beş minare
Beri gel oğlan beri gel
Yüreğim dolu yare
Beri gel oğlan beri gel
İsterem yanan gelem
Beri gel oğlan beri gel
Cebimde yok beş para
Beri gel oğlan beri gel
Tüfengim dolu saçma
Beri gel oğlan beri gel
Güzelim benden kaçma
Beri gel oğlan beri gel
Doksandokuz yaram var
Beri gel oğlan beri gel
Bir yarada sen açma
Beri gel oğlan beri gel
Bi Erzurumlu olarak bunu özellikle paylaşmak istedim :rose:
Kırmızı Gül Demet Demet
Kırmızı gül demet demet,
Sevda değil bir alamet,
Balam nenni, yavrum nenni
Gitti gelmez ol muhannet
Şol revanda balam kaldı,
Yavrum kaldı, balam nenni...
Erzurum yöresinde üç beş dönümlük tarlalarını ekip dikiyorlar... Yetiştirdikleri ürünü de kervana katıp, REVAN'da satıyor Memet... Memet de Memet hani... Karayağız bir delikanlı... Taşı tutsa, suyunu çıkaracak kadar güçlü. Bir de alışkanlığı var Memet'in. Her akşam tarla dönüşü, bahçelerden derlediği demet demet gülleri getiriyor anasına.. Anayla oğul arasında bir simge gibi kırmızı gül demeti... Sevgi saygı simgesi. Gülleri evinin duvarına asıp kurutuyor ana... Onlara baktıkça oğlunu görür gibi oluyor... Hele Memet kervandaysa. Gözü gönlü kırmızı gülün kurumuş, gazelleşmiş demetinde ananın. Rüyaları hep Memet üstüne... REVAN yollarını düşlüyor hep. Kimi zaman kara saplanmış görüyor kervanı. Kanter içinde uyanıyor. hayra yormaya çalışıyor. Kimi geceler de toza dumana katılmış kervanın, atının eşeğinin devesinin bir toz bulutu içinde kayboluşunu düşlüyor. Bir hortum, yutuyor kervanı. Koca kervan döne döne göğe çekiliyor. Geride ne bir at, ne de bir deve, ne de insan kalıyor. Memet'i arıyor gözleri. Kara yağız, kaytan bıyık Memet, ellerini uzatıyor anasına. 'Tut ellerimi' diyor. Ama ne gezer. Anasının elleri boşlukta kalıyor. Sözün kısası günü gelip de kervan REVAN'dan dönene kadar bu böyle sürüp gidiyor. Kervanın dönüşünü dört gözle bekliyor.
Hayal hayal olmuş
Hayal hayal olmuş karşıki dağlar
Muhannet gözlerin dolukmuş ağlar
Esti sam yelleri bozuldu bağlar
Onun için bende gam telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var
Yıkılsın dünyanın pembe irengi
Dinlemez öldürür yoksulu begi
Kimi yemez baklavayı böreği
Kiminin akşama nan telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var
Ey Emrah elveda yüklendi göçüm
Affeyle yarabbi çoğoldu suçum
Okuyum kuranlar musaflar açın
Azrail göğsümde can telaşı var
Alim derdin alim bin telaşı var
Niçün susmus ki burası? O türkü her şeyin üstünde; 'güven' ve 'huzur' demekti.
Kadir Mevlam Senden Bir Dileğim Var-1
Erzincan-Fidan Engin-Turan Engin
Kadir Mevlam Senden Bir Dileğim Var
Beni Muhannete Muhtaç Eyleme
Eğer Muhannete Muhtaç Eyersen
Akan Deryalara Gark Eyle Beni
Muhannetin Suyu Dolayı Akar
Aktığı Yerleri Sel Olur Yıkar
İyilik Etmeden Başına Kakar
İşte Böylesine Muhtaç Eyleme
Muhannetin Sözü Zehirden Oktur
Lûtfuna Kerem Et İnsafı Yoktur
Sol Gözün Sağ Göze Faydası Yoktur
Sağ Gözü Sol Göze Muhtaç Eyleme
"Amenna (Yaşayanlar Bir Gün Ölür)" Türkü Sözü
Yaşayanlar bir gün ölür
Bir gün ölür elbette
Ağaçlarla balıklarla
Kuşlarla ben amenna
Ağlayanlar bir gün güler
Bir gün güler elbette
Uyanmakla anlamakla
Bilmekle ben amenna
Kısa çöp uzun çöpten
Hakkını alır elbette
Direnmekle kurtulmakla
Barışla ben amenna
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar
Çok eskiden köyün birinde Zeynepi simli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde yabancı köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.
Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.
Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.
Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.
Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim
Hekimoğlu
Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.
Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.
İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.
Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.
Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey,
kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.
Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.
Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır.
Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.
2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya
kadar geliyor ve burada ölüyor.
Hekimoğlu,mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.
Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de aynalı martini dir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen aynalı martinin özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
Bu yüzden Hekimoğlu'nun, adı, Hekimoğlu'nun adı aynalı martinle özdeşleşmiştir.
Hekimoğlu derler benim de aslıma
Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
Konaklar yaptırdım döşetemedim.
Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim
Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
Hekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin mi
Çiftlice Muhtarı puşttur pezevenk
Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
Hekimoğlu derler bir ufak uşak
Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek...
"Siirt Beyaz Bir Gelin" Türkü Sözü
Siirt beyaz bir gelin
Gel güzel uzat elin
Fıstıkların altında
Yar hem güzel hem serin
Bu yol Siirt'in yolu
Hem kar yağar hem dolu
Bu şehirde kız seven
Mutlaka mutlu olur
Aşan Bilir
Aşan bilir karlı dağın ardını
Çeken bilir ayrılığın derdini
Bülbül kaça aldın gülün nargını
Gül alıp satmanın zamanı değil
Yaprak gazel olmuş duruyor dalda
Vefasız güzelden bize ne fayda
Bu ayda olmazsa gelecek ayda
Ölürüm vaz geçmem sevdiğim senden
Selvinin dalları boyundan uzun
Yavrular gözüme bir salkım üzüm
Ölmeden görseydi o yari gözüm
Koyun kuzu kurban olur o zaman
Beni
Siyah perçemlerin gonca yüzlerin,
Garip bülbül gibi zar eyler beni.
Hilal ebruların ahu gözlerin,
Tığ-i sevda gibi yaralar beni.
(...)
Sevdayı aşkınla ah u zar oldum,
Kalmadı tahammül bi karar oldum,
Cemalin göreli sevdakar oldum,
Korkarım ki bu dert paralar beni.
Elif kametine hayran olduğum,
Gece gündüz hayaline döndüğüm.
Hep senin içindir boyun eğdiğim,
Yoksa zaptedemez bu yerler beni.
Sıdki’yem billahi terkin etmezem,
Gayrı güzellere meyil katmazam,
Kovsalar dövseler burdan gitmezem,
Meğer ferman gele süreler beni.
(Ozan Sıdki 1865-1928.)
Erkan Oğur'dan şöyle işitmiştim; http://fizy.com/#s/1aja4l
Eski Libas Gibi Aşıkın Gönlü
Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş
Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Askın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş
Sevdiğim değildin böylece ezel
Askınım bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik saydığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş
Seyrani' nin gözü gamla yaş imiş
Benim derdim her dertlere bas imiş
Ben bağrımı toprak sandım
Taş imiş meğer taşa tohum ekilmez imiş
Aşık Seyrani
Şu Yüce Dağları Duman Kaplamış
Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti burda kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var
Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan
Bulutlar nem almış yeşil yapraktan
Bir kız ağlar sesi gelir uzaktan
Yine mi gurbetten kara haber var
Gönlümüz gam alır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var
****
(Farklı kaynaktan)
Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var
Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var..
Ali Ekber Çiçek, Erzincan
Zülf-ü Kâküllerin Amber Misali
Zülf-ü kâküllerin amber misali
Buy-u erguvan dan güzelsin güzel
Kızarmış gonca gül gibi yüzlerin
Şah-ı gülistan dan güzelsin güzel
Yüzünde yeşil ben aşikar olmuş
Çekilmiş kaşların zülfikâr olmuş
Gözlerin aleme hükümdar olmuş
Mihr-i süleyman dan güzelsin güzel
Kurulmuş göğsünde bahçe-i vahdet
Hatmolmuş kadrinle tûbayı hikmet
Cemalin seyreden istemez cennet
Sen huri gılman dan güzelsin güzel
Gözlerin velfecri benzer imrân'e
Seni seven âşık olur divane
Yanakların şûle, vermiş cihana
Yüz mahı taban dan güzelsin güzel
Çiğ düşmüş çayıra benzer yüzlerin
Âşıkın öldürür şirin sözlerin
Mısrın hazinesi değer gözlerin
Zühre-i rahşan dan güzelsin güzel
Sıdkı der suretim hattın secdegâh
Cümle güzellere oldum pişegâh
Güzeller tacısın yüzün padişah
Yusuf-u Kenan'dan güzelsin güzel..
Kaynak: Dersimli Aşık Sıdki
Yorum : Erkan Oğur
Anam Ağlar Başucumda
Anam ağlar başucumda oturur
Derdim elli iken yüze yetirir
Bu dert beni yiye yiye bitirir
El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan
Anama babama yüzüm kalmadı
Bir su ver demeye özüm kalmadı
Doktora tabibe lüzum kalmadı
El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan
Neşet Ertaş, Kırşehir
Merhum Hayati Vasfi Taşyürek ağabeyin mükemmel dizeleri ve Mustafa Yıldızdoğan'ın hoş yorumu...
Saçların
Söküp atılmıyor bende mi kusur
Doğarken kök salmış öze saçların
Bir kara sevda ki ya büyü ya sır
Sığmıyor kaleme, söze saçların..
Örgüde bir başka, düzde bir başka
Gizlendiği zaman nazda bir başka
Omuzda bir başka yüzde bir başka
Kirpik olmuş inmiş, göze saçların..
İpekten sırmadan, tel tel yaratmış
Telini bir ömre bedel yaratmış
Sanki Vasfi için özel yaratmış
Dört mevsim bir başka taze saçların..
Ah o saçların ah o saçların
Dört mevsim bir başka taze saçların..
Bir Ay Doğar
Bir ay doğar ilk akşamdan geceden
Şavkı vurur pencereden bacadan
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Uykusuz mu kaldın dünkü geceden
Uyan uyan yar sinene sar beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Yücedağ başından aşırdın beni
Tükenmez dertlere düşürdün beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Madem soysuz göynün yoğudu bende
Niye doğru yoldan şaşırdın beni
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Aşağıdan gelir eli boş değil
Söylerim söylerim göynüm hoş değil
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Bir güzeli bir çirkine vermişler
Baş yastığı gendisine eş değil
Dağlar kışımış yolcum üşümüş
Dağlar haramı açma yaramı nasıl edem ben
Hasan Durak, Arguvan Türküleri (Malatya)
Selamlar
Konuyu açan arkadaşa teşekkür etmeli. Eskiden türkü benim için bir şey etmeyen bir tarzdı. Türkülerden uzak büyüdüm maalesef. Dolayısıyla "öz" kavramına yakınlaşmakta zorluk çektim. Belki türküleri yaşayan ve anlatan bir arkadaşım olsaydı, öz'e bu kadar yabancı da kalmayacaktım. Türküyle aramızdaki mesafe çok değil, iki yıl önce azalmaya başladı. Boğaziçi Klasik Müzik Korosu'nda dinlediğim eserin sözleri pek etkilemişti beni. Bizden olduğu belliydi. Sahibini ve diğer yorumcuları araştırmaya koyuldum. Aralarında Neşet Ertaş vardı tabii ki. Vuruldum tam anlamıyla. Çünkü yine aynısı olmuştu. İnsanın kendi öz kültür unsurlarına dışarıdan ulaşması kadar korkunç bir şey var mı?
Türkü kadar samimi bir şey daha varsa bana söyleyin, onu da bilmek isterim.
Suda balık oynuyor
Canım sana kaynıyor
Süştüm merhametsize
Hiç halimden bilmiyor
Leyli leyli köylü kızı
Sen allar giy ben kırmızı
Yine doğdu tan yıldızı
Doğmaz olsun tan yıldızı
Suda balık yan gider
Açma yaram kan gider
Açma güzel sineni
Cahilim aklım gider
Leyli leyli köylü kızı
Sen allar giy ben kırmızı
Yine doğdu tan yıldızı
Doğmaz olsun tan yıldızı
http://www.youtube.com/watch?v=iNhJ5nQ4GY4
'Kadir mevlam ikisinin acısını birden göster' cümlesi beni benden alıyor yemin ederim. Favorimdir, bir türküde rastlanabilecek tartışmasız en manidar türkü sözüdür, üstüne de yoktur.
Biliyorum zamanı değil yeri de değil aslında, ama nedense tam olarak bu türküde bu başlık hatrıma geldi. Hafiften uzak bir mazi yaklaşıverdi. Belki siz gönüldaşlara da bir nefhâ olsun diye o güzelim Anadolu'dan, dokunulmamış, bozulmamış saf ve temiz olandan. Bu türkü öyle içli öyle güzel geldi.. Ağlattı da.. Şimdinin boğucu, işgüzâr ve donuk manzarası karşısında; tecrübe ettikçe anlıyor insan...
"Yüce dağ başına yağan kar idim
Yağdı yağmur güneş vurdu eridim"
Bu çağda hiçkimse "samanlıkta firkete bulmanın sevinci"ne erişemeyecek daha.. Şimdi bu türküyü Gülşen Kutlu'dan dinleyip biraz içlenelim..
Kadîm bir not düşmüş olmayı umuyorum ve saygıyla yâd ediyorum bu güzelim türküleri.
Türkü demişken. Şekspire atfedilen bir söz var: "Bir ulusun türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür"...
Ülkemizde ki durum birazda bu galiba. Bizi bir başkası için, toprağımız için, eşimiz dostumuz yurdumuz için, bulduklarımız ve yitirdiklerimiz için anlamlı kılan ve anlam katan türkülerimiz olsa gerek.
Rahmetli ozanımız Neşet Dayının (Ertaş) sinesinden çıkıp, içimizde bazen seher yelleri, bazen fırtınalar, bazen de ummanları estiren o güzelim türküsü.
Açma Zülüflerin Yar Yar Yellere Karşı
Senin Zülfün Benim Telim Değil Mi
Bülbül Figan Eder Güllere Karşı
O Yar Benim Gülüm Değil Mi
Sallama Saçların Yar Yar Sen De Bulursun
Azrail Misali Yar Yar Canım Alırsın
Etme Bu Cefayı Yar Yar Kanlım Olursun
Bu Kul Senin Kulun Kulun Değil Mi
zülüf üzerine hasıl olmuş en vurucu türkülerden birisi daha. insanı dört mevsim, yedi kıta, bilinen alem ve boşluklar arası gidip gelmeye vesile kılacak cinsten hemde. toprağın bol olsun güzel insan. değerli ozan.
Köy yerinde kan davası, akan çeşme, yüce dağ, tütün, kaçak çay, eşkiya, yavuklu, kız kaçırma, mahpus, ana, yâr, çoluk çocuk, verem.
Her biri bir yaşamışlığın ve yaşanmışlığın tınıya vurup, sineden dile dökülmesi gibi çağlayandır türkülerimiz.
Gariptir bizim türkülerimiz; kendi halinde, gösterişsiz, yalnız, elleri çorak, gönlü kırık, gözü yaşlı, eğilmez, bükülmez.
Benzemez başka illere, ellere, dillere. İnsanımızın yüzünde beliren çizgilerin notasıdır, sebebidir, aynasıdır. Öyle belirgin, öyle garip, öyle çileyle yoğrulmuştur her biri. Her çizgi bir hayat, her çizgi bir meşgale, her çizgi bir emektir.
Yalan Ay
Cengiz Özkan başkadır. Konuşur gibi, söz söyler gibi, çay yudumlar gibi söyler türküleri. Yormaz ve yorulmaz; kulağa değil, gönle dokundurur mızrabı. Son yorumlamalarından birisi. Aşina olanlar zaten bilir. Nefesine ve gönlüne sağlık ozan.
Bu türküde başka güzeldir, başka dertlidir. Sözlere gerek yok. Dinleyen ve seven malumdur zaten.
Türkçeye çevirince daha da bir güzelmiş bu şarkı.
https://www.youtube.com/watch?v=Tm88QAI8I5A
Donnez-moi une suite au Ritz, je n'en veux pas
Des bijoux de chez Chanel, je n'en veux pas
Donnez-moi une limousine, j'en ferais quoi ?
Offrez-moi du personnel, j'en ferais quoi ?
Un manoir a Neufchatel, ce n'est pas pour moi
Offrez-moi la Tour Eiffel, j'en ferais quoi ?
Ritz'de bir süt oda versen bana, istemem
Chanel'den mücevher, istemem
Bir limuzin versen bana, ne yaparım onunla ki?
Uşaklar teklif etsen bana, ne yaparım onlarla?
Neufchatel'de bir malikane, bana göre değil
Eiffel kulesini teklif etsen, ne yaparım onunla?
Je veux de l'amour, de la joie, de la bonne humeur
Ce n'est pas votre argent qui fera mon bonheur
Moi je veux crever la main sur le cœur
Allons ensemble, découvrir ma liberté
Oubliez donc tous vos clichés
Aşk isterim, eğlence, iyi huy
Beni mutlu edecek olan paran değildir
Ölürken kalbimde bir el olsun istiyorum
Haydi birlikte gidelim, özgürlüğümü keşfedelim
Tüm önyargını unut, buyur benim gerçekliğime
Bienvenue dans ma réalité
J'en ai marre de vos bonnes manières, c'est trop pour moi
Mesela şu türkü. Türkünün Yusuf sabır ile Mısır'a kısmı var; burayı Sezen Aksu dâhi (ve bir çok kişi) Eyüp sabır ile gitti Mısır'a diye söyledi. Aslı Eyüp değil Yusuf'tur. Zira Mısır'a giden Hz. Yusuf'tur. Ayrıca, "koyun oldum ağladım ardın sıra" diye okunan kısmı da "gerçek aşık olan erer o nûra"dır.
Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti figânım ahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Bir gülün çevresi dikendir hardır
Bülbül har elinde ah ile zardır
Ne olsa da kışın sonu bahardır
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Daimi'yem her can ermez bu sırra
Gerçek aşık olan erer o nûra
Yusuf sabır ile vardı Mısır’a
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Ne Feryad Edersin Divane Bülbül
Senin Bu Feryadın (Anam) Gülşene Kalsın
Bu Dünyada Eremezsen Murada
Huzuru Mahşere (Anam) Divana Kalsın
Nesin Methedeyim Bir Kaşı Kare
Şu Sineme Açtı (Anam) Onulmaz Yara
Dünya Tabip Olsa Derdime Çare
Derdimin Dermanı (Anam) Lokmana Kalsın
Bir Can İçin Geçti Canım Serinden
Vücudum Kül Oldu (Anam) Aşkın Narından
Emrah Buse İster Nazlı Yarinden
Bu Bayram Olmazsa (Anam) Kurbana Kalsın
Çok değerli türkülerimiz var gerçekten. Hala değeri bilinmeyen.
Antalya/Elmalı-Mehmet Görgülü-Cevat Uyanık
(Erkekler)
A Kızım Sana Potin Alayım Mı
(Kadınlar)
Al Babacığım Al
Potinimi Alayım
Ayağıma Giyeyim
Ben Ablama Gideyim
Şura Şuralarıma
Bura Buralarıma
İlle De Şuralara Hoş Yakışır
(Erkekler)
A Kızım Sana Küpe Alayım Mı
(Kadınlar)
Al Babacığım Al
Ben Küpemi Alayım
Kulağıma Takayım
Ben Yengeme Gideyim
Şura Şuralarıma
Bura Buralarıma
İlle De Şuralara Hoş Yakışır
(Erkekler)
A Kızım Sana Yüzük Alayım Mı
(Kadınlar)
Al Babacığım Al
Ben Yüzüğümü Alayım
Parmağıma Takayım
Nişanlıma Gideyim
Şura Şuralarıma
Bura Buralarıma
İlle De Şuralara Hoş Yakışır
Doksandokuz yaram var
Beri gel oğlan beri gel
Bir yarada sen açma
Beri gel oğlan beri gel