NÂBÎ’NİN GÖRMÜŞÜZ GAZELİ VE İNCELEMESİ
1 –
Bağ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzigârın görmüşüz
Bu dünya bahçesinin hem sonbaharını hem de ilkbaharını görmüşüz.Biz hem sevinç hem üzüntü zamanlarını yaşamışız.
Hazan, bahar sözcüklerinde tezat vardır. Sevinç ve üzüntü (neşat, gam) sözcüklerinde de yine aynı şekilde tezat sanatı görülmektedir. "hazan(sonbahar)=> gam (dert) ile bahar=> neşat(sevinç) sözcüklerinde leff ü neşir sanatı görülmektedir. Dünya bahçesi söz grubunda dünyanın bahçeye benzetildiğini görürüz. Bu teşbih-i beliğdir. Rüzgar sözcüğünde ise hem geçen zaman (günler) anlamı vardır hem de sevinç rüzgarı üzüntü rüzgarı söz gruplarında çokluk, furya anlamı var. Bu iki anlamlılığa tevriye diyoruz.
2 –
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz
Talih meyhanesinde çok da gururlanma çünkü biz gururdan sarhoş olanların binlercesini daha sonra sersemlemiş halde görmüşüz.
Dünya kelimesi yerine dolaylama yapılarak meyhane-i ikbal denilmiş. Açık istiare var, çünkü benzeyen varlık yani dünya söylenmemiş. mağrur sözcüklerinin tekrarıyla tekrir sanatı; mest, meyhane ve humar (ayılma sersemliği) kelimeleriyle de tenasüp sanatı oluşturulmuş. "ikbal ile mağrurların sonu" söz grupları arasında tezat vardır. Zaten didaktik ve hikemi şiirleriyle tanınan Nabi, okuyucularına ahlak ve erdemi gösterecektir.
3 –
Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz
Biz mevki ve ikbal ülkesinin nice taş kalelerini görmüşüz ki aldıkları beddua toplarıyla yıkılıp gitmişlerdir.
Sert taştan yapılan hisar ile o hisarın yıkılması tezat oluşturuyor. Garibanların bedduası topa benzetiliyor. Sadece benzeyen ve benzetilenle yapılan bu sanata teşbih-i beliğ denir.
4 –
Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz
Biz dertlilerin sel gibi akan öfke gözyaşlarıyla binlerce talih evini yerle bir ettiğini görmüşüz.
inkisar : bolluk, bereket, fazla demektir.
Yahut;
Dert ehli olanların (çok dertlilerin) gözyaşları çoğalıp coştuğunda, binlerce hanedan sarayını yıktığını gördüm."
ikbal : büyük mutluluk anlamına da gelir, hanedan soyuna sahip olacak kadına verilen sıfat olarak da kullanılır.
Dertlilerin gözyaşları sele benzetilmiş: teşbih sanatı... Gözyaşlarının binlerce sarayı yıkması mübalağa sanatıdır.
5 –
Bir hadeng-i can-güdâz-ı âhdır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz
Biz bu meydanda nice binici görmüşüz ki can alıcı ah oklarıyla yere serilmişlerdir.
Bu dünyadaki iyi biniciler diyerek dünya nimetlerinden yararlananlar kastediliyor. Benzetilen(binici, süvari) var; benzeyen (insanlar, zenginler) yok. O halde açık istiare vardır. Beddua, can alıcı oka benzetilmiş.(can alıcı beddua oku): kısaltılmış teşbih, çünkü benzetme edatı yok. Bu meydan diye kastedilen ise dünyadır. Benzeyen yok, açık istiaredir.
6 –
Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh
Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz
Biz başköşede itibarla oturup caka satanların nicesini gördük ki bir gün pabuçlukta el bağlayıp durmuşlardır. Uşak durumuna düşmüşlerdir.
7 –
Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbiyâ çok bâde-hârın görmüşüz
Nâbî
İsteklerin kadehi dilenci çanağına döner
Ey Nabi biz bu meclisin içki içenlerini çok görmüşüz.
Ey Nabi derken nida sanatı yapılıyor. Şair kendine sanki başka biriymiş gibi seslenmekle tecrid sanatını uyguluyor. Cam-ı muradın yani makul isteklerin dilenci çanağına dönmesi ile aşırı hırs ve hepbanacılık kastediliyor ve eleştiriliyor.Açgözlüler kastediliyor. Dilenci çanağı (açgözlülerin doymak bilmeyen hırsları): açık istiaredir. İstek kasesi: normal ihtiyaçlar için Allah'tan dua ve çalışmak suretiyle rızkın istenmesidir, yani ideal insan davranışıdır: O halde istek kasesi açık istiaredir. İstek kasesi ile dilenci çanağı: tezat sanatıdır. Bade-har (içiciler): açgözlüler anlamında açık istiaredir.
Şair Nabi'nin "görmüşüz" ifadelerini redif olarak her beytin sonunda tekrar etmesi şiire hikemi tarz kazandırıyor ve dünya malı peşinde koşmanın anlamsızlığını gözler önün seriyor. Aynı zamanda akurlara şiirin bilge bir kişinin ağzından çıktığı izlenimini kuvvetli olarak veriyor.