Meyveye Durmanın ya da Kaybolan Yılların Adı: Gençlik
Evet, tıpkı bir ağacın meyvelerinin
toplanmasından önceki filizlenme,
çiçek açma, tomurcuklanma
ve meyveye durma süreci gibidir
gençlik yılları… Bazen de hayatta
bir daha ele geçmeyecek değerde,
“kaybolan yıllar”dır gençlik…
Genç ve gençlik çağı pek çok farklı
tanımla tanımlanabilir. Sözgelimi,
Birleşmiş Milletler Örgütü’ne
göre genç, “15-25 yılları arasında
olan, okuyan, çalışmayan ve kendisine
ait bir evi olmayan kişi”dir.
Yüzeysel ve eleştirilebilecek ifadelerle
örülü bir tanım olsa da genel
kanaat böyledir. İslam bilginlerine
göre ise gençlik çağı, büluğ dönemi
ile başlayıp kırk yaşına kadar
süren dönemin adıdır. Görüldüğü
üzere, İslam bilginleri gençlik çağını
daha uzun bir dönem olarak kabul
etmektedirler
Gençlik çağı, birtakım psikolojik ve
fizyolojik, bir başka ifadeyle ruhsal
ve bedende gözlenebilen değişikliklere
sahne olur. Ruhsal değişiklikler,
gençlerin zaman zaman iniş
çıkışlar yaşamalarında rol oynar.
Biraz önce ağlayan genç, bir süre
sonra gülmeye başlayabilir. Hormonal
değişiklikler onun böylesi
farklı ve birbirine zıt duyguları
birlikte yaşamasına zemin hazırlar.
Bu özellikleri yanında gençler,
iyilikseverdirler ve başkalarına
yardımcı olmaktan mutlu olurlar.
Haksızlıklara ve düzensizliklere
karşıdırlar. Adaletsizliğe tahammülleri
yoktur. Arzu ettikleri şeyin
gerçekleşmesinde sabırsızdırlar ve
biraz da acelecidirler. Kendi kişiliklerini
kanıtlama ve bağımsızlıklarını
kazanma çabası içindedirler. Bir
amaca yönelmek, yeni değerlere
bağlanmak isterler. İnançları uğruna
mücadele eder ve her türlü
fedakârlığa katlanırlar.
Eğitimciler, gençlik çağını hayatın
şekil almaya en müsait dönemi
olarak görürler. Özellikle merhum
Ali Fuat Başgil, bu konuya geniş
yer verdiği “Gençlerle Başbaşa”
adlı eserinde gençlik çağı için “hayatın
en plastik dönemi” benzetmesini
yapar. Gerçekten hayatımızın
şekil almaya en müsait dönemidir
diyebiliriz gençlik çağı için…
Her ne kadar, insanın kişilik ve karakterin
2/3 oranındaki önemli kısmı
çocukluk çağında şekillenirken,
geriye kalan 1/3 oranındaki küçük
parça, gençlik çağında kişinin bilerek
ve isteyerek bu değişim süreciİnsanoğlunu
yaratan ve onun ruh ve beden
yapısını en iyi şekilde bilen Allah
Teâlâ, gönderdiği kutsal kitaplarda gerek
peygamberlerin ve gerekse kendisine
iman eden kişilerin gençlik dönemlerinde
başlarından geçen ibretli hadiseleri
anlatarak sonraki müminlere çarpıcı
örnekler vermiştir.
Kıymetli okuyucum.
İnsanoğlunu yaratan ve onun ruh ve beden yapısını
en iyi şekilde bilen Allah Teâlâ, gönderdiği kutsal
kitaplarda gerek peygamberlerin ve gerekse kendisine
iman eden kişilerin gençlik dönemlerinde başlarından
geçen ibretli hadiseleri anlatarak sonraki
müminlere çarpıcı örnekler vermiştir. Gerçekten de
ayetlere bu açıdan bakıldığında, Hz.Adem’in oğullarından
başlayarak aktarılan genç şahsiyetlerin ibretli
hikayelerinde, Habil ve Kabil adlı iki kardeşin trajik
öyküsünü, Hz.İbrahim’in sarsılmaz imanıyla bütünleşmiş
tevhid mücadelesini, Hz.Yusuf’un iffetini
ve sabrını, Hz.Musa’nın delikanlı tavırlarını, Ashab-ı
Kehf’in inançlarındaki samimiyetlerini ve nihayet
Hz.Meryem’in, ibadet aşkıyla örülü teslimiyetini son
derece net bir şekilde görmek mümkündür.
Detayları bizzat ilgili ayetlere bırakarak, gençlik döneminde
daha bir belirgin halde ortaya çıkan ve ayetlerde
dikkat çekilen bazı hususları ve bunların yer aldığı
kıssaları makalemizin sınırlarının elverdiği ölçüde
ele alalım.
HASED (ÇEKEMEMEZLİK)
Hz. Adem’in iki oğlu arasında geçen hadiseye Kur’an-ı
Kerim’de genişçe yer verilmektedir. (Bkz.Maide 27-
30) Ayetlerden çıkarılabilecek bir takım sonuçlar vardır.
Buna göre, Habil, kendisinden istenen kurbanı,
kulluk bilinciyle yerine getirmiş, Kabil ise bu emri
önemsemeyerek üstün körü bir anlayışla yapmaya
kalkmıştır. Neticede Habil’in kurbanı kabul görmüş
ve bu sebeple ağabey Kabil, çekememezlik duyguları
ve kıskançlıkla kardeşini öldürmeye karar vermiş,
şeytan ve içindeki gizli düşman (nefs) ona bu kötü fiili
“güzel” ve bu zor işi “kolay” bir şey gibi göstermiş ve
sonuçta Kabil, kardeşi Habil’i öldürerek, yeryüzünde
ilk kan döken kişi olmuştur.
Burada, sebebi ne olursa olsun, hased (kıskançlık)
duygusunun insan davranışları üzerinde ne denli belirleyici
bir rol oynadığı ve bu duygu sâikiyle insanın
cinayet bile işleyebileceği ortaya çıkmaktadır. Bu cinayetin
iki kardeş arasında yaşanmış olması ise, hased
duygusunun sınır tanımaz bir tahribata sebebiyet
vereceğini de anlamamıza imkân tanımaktadır.
Hz. Peygamber’in “Hasedden sakının!. Çünkü o, ateşin
odunu harcayıp tükettiği gibi, güzel davranışları
yer bitirir.” şeklindeki uyarısı, hased duygusunun
ne denli yıkıcı bir kişilik problemi oluşuna dikkat çekmektedir.
İnsan benliğinde gizlenmiş bir halde duran
ve zaman zaman gün yüzüne çıkan bu duygu, kimliğin
kazanılmaya başlandığı gençlik çağında karşılaşılması
kuvvetle muhtemel bir kişilik problemidir.
İşte Kur’an, bu duygunun yol açtığı trajedinin iki kardeş
arasında cereyan ettiğine vurgu yaparak meselenin
ehemmiyetini ortaya koymuş olmaktadır
Bu kıssa, gençlik yıllarının Allah’a karşı kulluk bilinci
(takva) ve teslimiyetle güzelleştiğini, kıskançlık ve çekememezlik
duygularıyla kirlendiğini ve bu kirliliğe
eşlik eden nefis aldatmalarıyla insan hayatının baharı
sayılan bu en güzel çağın, mahvolup gittiğini ortaya
koymaktadır.
Özellikle gençlik yıllarında, duyguları sâikiyle sonu nereye
varacağı belli olmayan birtakım davranışlarda bulunan
insanlar, bunun cezasını ya hayatıyla ya da hayatı
boyunca çekeceği ceza ve vicdan azabıyla ödemektedirler.
Tarihin sayfaları, mazlum olarak katledilen
nice Habil’ler ve Kabil misali nice zalimlerle doludur.
SÖYLENEN SÖZLERE HEMEN KANMAK
Kendisine söylenen sözlere hemen inanmak, daha ziyade
hayat tecrübesi az olan kişilerde görülür. Gençler de
bu tecrübeye yeterince sahip olamadıkları için, çoğu zaman
çocuksu bir saflıkla kendilerine söylenen sözlere
hemen kanıverirler. Bu ise neticeleri itibariyle çoğu kez
olumsuz sonuçlar doğurur. Hz. Musa’nın başından geçen
olay bu konuda ibretli bir hadisedir.
Delikanlılık psikolojisinin tipik bir örneği olduğuna inandığımız
Hz. Musa (as) çocukluk yıllarını Firavun’un sarayında
geçirmişti. Ergenlik çağına erip olgunlaşınca Allah
Teâlâ ona ilim ve hikmet verdi. Ayetlerde, henüz genç bir
delikanlı iken, Mısır’da, kendi kabilesinden birinin onu aldatarak
yönlendirmesiyle bir başkasını öldürdüğünden,
ancak hemen sonrasında, kazâen gerçekleşen bu öldürme
olayından dolayı pişman olarak Allah’tan af dilediğinden
ve hatasını anlayarak O’na tevbe ettiğinden bahsedilir.
Onun bu pişmanlığı ve tevbesi, Allah’ın onu affetmesiyle
karşılık bulmuştur (Bkz. Kasas,14-19).
Bu ayetlerde, gençlerin hayat tecrübelerinin az olması
sebebiyle kendilerine söylenen her söze, hemen kanıvereceklerine
bir işaret söz konusudur. Yine bu ayetlerden,
insanın gençlik çağında, tecrübesizliği ve bilgisizliği
sebebiyle işlediği hatalar sonucunda, yine Allah’a
yönelerek O’ndan af ve bağışlanma dilemesi gerektiğini,
böyle yapması durumunda Allah’ın onu affedeceğini
anlayabiliriz.
ACELECİLİK
Gençlik döneminin özelliklerinden birinin de acelecilik
olduğundan söz etmiştik. Hz. Musa’nın, Hızır (as) ile
aralarında geçen hadiseden çıkarılabilecek sonuçlardan
biri de insanın sabretme hususunda başarısızlığı
ve aceleciliği sebebiyle elde edeceği kazançtan mahrumiyettir.
Hz. Musa (as) yaşadıkları maceranın her safhasında
sabretme başarısını gösterememiş ve bu sebeple
yaşayabileceği birçok ibretli hadiseden mahrum
kalmıştı.
Detaylarını Kehf suresinden ve tefsirlerden okumamızın
mümkün olacağını ifade ederek, yaşadıkları üç hadisenin
bile ne denli farklı arka planının bulunduğunu
ancak Hızır (as) açıkladığı zaman öğrenebilen Hz.
Musa, acele ettiği için diğer hadiseleri ve hikmetlerini
öğrenmeye muvaffak olamamıştı. Bu konuda Hz. Peygamber
(sav) şöyle buyurmaktadır: “Allah, kardeşim
Musa’nın iyiliğini versin. Şayet acele etmeyip de sabretseydi,
daha nice ibretli hadislere şahid olacaklar biz
de bu vesileyle onları öğrenecektik.”
Sevgili Peygamberimizin (sav) “Acelecilik şeytandan
gelen, şeytanın özelliklerinden bir şeydir.” uyarısı, kanaatimizce
en çok gençlik çağında bizleri ilgilendiren
bir husustur. Ve gerek sabır eğitimi gerekse iradeye
hükmetme konusunda oruç çok değerli bir ibadet ve
terbiye aracıdır. Sözlerimizi, en güzel terbiye ile eğitilen
ve en önemli vasfı el-Muallim (öğretmen) olan Sevgili
Peygamberimizin gençlere yönelik şu tavsiyesiyle
bitirelim: “Gençler! İçinizde evlenme imkanına sahip
olanlar evlensinler. Buna imkanı olmayanlar ise oruç
tutmaya özen göstersinler. Çünkü oruç, insanı koruyan
bir kalkandır, duygularını dizginleyen bir özelliğe
sahiptir.”
Sağlıcakla kalınız efendim. Prof.Dr.Mehmet Emin Ay