Nisan ayında Ankara, İstanbul ve İzmir'de "cumhuriyet mitingi" adı altında büyük mitingler yapıldı. Gerek medyadan büyük ilgi gören gerekse toplumun çeşitli katmanlarında yankılara yol açan bu mitingler hakkında çok şey yazıldı ve söylendi.
Özellikle organizatörler ve medyadaki destekçileri mitingleri neredeyse asrın en önemli ve anlamlı olayı mertebesine taşıdı. Onlara bakılırsa miting meydanlarında milyonlar toplanmıştı. Katılımcılar bütün toplumu temsil etmekteydi. Halk laik cumhuriyete sahip çıkmıştı. İktidar, meydanlarda ortaya çıkan iradeye uymalıydı. İktidarın seçim kazanmış olması milyonların meydana akması karşısında fazla bir şey ifade etmezdi.
Mitinglerin heyecanına kapılan birçok yorumcu aklı başında eleştirileri ve değerlendirmeleri dinlemek bile istemiyordu. Neredeyse mitinglere yönelik her eleştiri ihanet olarak gösterilir hale gelmişti. Onlara göre bütün Türkiye meydanlardaydı. Toplum AKP'ye kırmızı kart göstermişti. Mitinglerdeki milyonlar oylarını CHP'ye ve MHP'ye akıtacak ve böylece iktidar el değiştirecekti. Daha da hızlı bazı yorumcular mitingleri adeta bir savaşa benzetmiş ve bu savaşın taraflarınca kazanıldığına hükmetmişti.
Daha sonraki bazı araştırmalar katılımcıların yaklaşık yüzde ellisinin mobil olduğunu gösterdi. Bu, üç mitingdeki toplam katılımcı sayısının değil milyonlara, bir milyona ulaşmasının dahi zor olduğunu kanıtladı. Mitingler toplumu temsil kabiliyeti bakımından da iddia edildiği kadar kapsayıcı değildi. Objektif gözlem ve araştırmalar mitinglerin aslında ağırlıklı olarak CHP-DSP tabanına ve bazı Alevi kesimlerine dayandığını açığa çıkardı.
Ayrıca, organizasyonda başı çeken bazı kişi ve "STK"ların sivillik ve demokratlık sicilleri de mitinglerin itibarını ciddi biçimde zedeledi.
Güçleri bu kadardı. Toplumdaki oranları belliydi. Partizan yazarlar sadece kendileri gibilerin toplandığı meydanlarda birbirlerine pek kalabalık göründüler. Ama bütün Türkiye miting alanı olarak düşünüldüğünde küçük bir yüzdeye indiler. Aklı ve mantığı tatile gönderdikleri için de seçim sonuçları onları geçici bir şoka soktu.
kürsüde konuşanlar hayattan, akıldan ve mantıktan kopuktu.
Kimi yorumcular mitinglere katılanların Türkiye'nin "yeni yükselen orta sınıfı" olduğunu ve ülkenin bel kemiğini teşkil ettiğini iddia ettiler. Bu tespitte eksiklikler olduğu kanaatindeyim. Şüphesiz, cumhuriyet mitinglerine katılanların ağırlıklı kesimi orta sınıfa mensuptur. Ancak, bu insanlar son yıllarda ortaya çıkmış değildir, eskiden beri mevcuttur ve orta sınıf içinde yer almaktadır. Orta sınıfa aidiyetleri yeni bir olgu değildir.
Türkiye'nin yeni doğan ve yükselen orta sınıf kesimi dindar muhafazakarlardır. Dindar muhafazakârlar hem sayı olarak artmakta hem de ekonomik ve sosyal güçleri büyümektedir. Bu sosyolojik bir değişikliktir. Bu çevreler doğal olarak siyasi ve sosyal hayatta da daha fazla pay isteyeceklerdir. Nitekim istemektedirler. Bu sosyolojik vakıanın önüne "hat hüt" diyerek, bürokratik iktidara e-bildiri yayınlatarak, saçma sapan altın çağ ağıtları yapıp arkaik bir "çağdaşlık" retoriği tutturarak geçilemez. Cumhuriyet mitinglerini organize eden zihniyet bu gerçeği bir görse ve kabullense bütün problemler daha kolay çözülecektir.
Prof.Dr. ATİLLA YAYLA
Gazi Üniversitesi Öğetim Üyesi