“Nazım, daha çok komünizmi yaymak ve etrafındakileri komünizme kazandırmak meraklısıydı. Onun için tartışmaların en önemli ve devamlı konusu komünizmdi” (1)
(1) Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem yay. 1977, sf. 163
*
Nazım Hikmet Resimli Ay dergisinin kadrosuna geçiyor ve dergiye damgasını vuruyor. Artık Resimli Ay, Nazım’ın edebi-siyasi alanda görüşlerini açıkladığı, şiirlerini yayınladığı, bir tür legal yayın konumuna dönüşmüştür. '' Nâzım, bir süre sonra Resimli Ay dergisi aracılığıyla, çevresine gençleri toplamaya başlamıştır. Bunun önemi ise açıktır: O tarihlerde TKP'nin ve yöneticilerinin elinde böyle bir legal yayın yoktur. Nâzım Hikmet kendi çabalarıyla bir kanal açmış ve buna olağanüstü işlevlik kazandırmıştır. Siyasal eğitimini almış, mücadele azmi ile dolu bir şair olarak Nâzım Hikmet, en önemli ve sonuç veren savaşımını edebiyat alanında yapmıştır. "Resimli Ay dönemi Nâzım Hikmet'in en yaratıcı, en savaşçı dönemidir." (2)
(2) Z. Sertel, Hatırladıklarım, sf. 165
*
Nazım hikmet Kemalist miydi?
Nâzım daha o günlerde, 1 Aralık 1930, yazdığı bir yazıda Halk Partisi'nin halkçılığı ile dalga geçiyordu . Nâzım yaşamının son yıllarında yazdığı Romantika'da 25 Tevkifatı esnasında genç Nâzım'a şunları söyletir: " Bizim ağalar devrimci karekterlerini çoktan kaybetti. Yüzde seksenini hiç değilse... Bunu anlamalı Allah kahretsin."
Nâzım Hikmet'in Kemalizm konusunda o yıllarda böyle düşündüğünden kuşku duymamalı. Suphilerin katliamı konusunda parti kliği Karabekir vs. gevelerken, Nâzım 1923'de yazdığı 28 Kanunisani şiirinde direkt M. Kemal'e işaret eder. Bu yüzden Nâzım TKP içinde Kemalizm'e belki de en uzak kişiydi.
TKP kendi kemalist kuyrukçuluğunu Nâzım'a da izafe etmek istiyordu. TKP 1923'den sonra, Kemalist reformlar ve politikalar karşısında kendi parti programına göre tutum takınması gerekirken, o tamamen Komintern'in telkinleriyle hareket etmiştir. İşte bir örnek: 1926 yılında Komintern Doğu seksiyonun önerisi. Bu öneride Türkiye hükümetinin desteklenmesi, uç tavırlardan kaçınılması istenmektedir. Eğer böyle davranılırsa Türk Hükümetinin partiye baskıyı azaltacağı konusunda güvenceler aldıklarını da bildiriyorlar.
TKP'nin Komintern tarafından belirlenen Kemalizm politikası bir süre sonra bazı partililerin asıl adreslerine gitmelerini doğuracaktır. Öyle ya, TKP içinde Kemalizm'e destek olmaktansa, Ankara'ya giderek destek olmak daha mantıklı değil midir? Ş. Süreyya başta olmak üzere birçok partili bu yüzden kemalist saflara geçtiler. (...)
Sonuç olarak denebilecekler şunlardır: Nazım Hikmet Kemalist olsaydı, parti içinde bir mücadele yürütmek yerine, öncekilerin yaptığı gibi Ankara’nın hizmetine girerdi. O kendisine bu konuda yapılan teklifleri reddederek Kemalist olmadığını da göstermiş oldu.
*
Nazım hikmet, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının adını yaşatmak için Moskova’da onlarla ilgili oyunlar yazmıştır. Türkiye Komünist Partisinin on beş yöneticisinin öldürülmelerinin yıldönümünde 1922 yılında, KUTV’un özerk tiyatrosu Nazım Hikmet’in bu kanlı olaya adanmış “15 yara” ve “28 ocak” adlı şiirlerini sahnelediler. Nazım’ın Sovyetler Birliğindeki son döneminde bile evinin duvarını Suphi ve yoldaşlarının resmi süslüyordu.
*
Kalabalık bir izleyici kitlesinin bulunduğu mahkemede, nazım Hikmet komünist olduğunu kabul ederek, bunun suç olamayacağına dair bir savunma yapıyor: “Evet ben komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist olmaya çalışıyorum. Anayasa mucibince ben, komünist şair olmakla bir cürüm işlemiş olmam. Komünistlik bir tarz-ı telakkidir (düşünce biçimidir) Diğer iktisadi ve sosyal meslekler nasıl cürüm değilse, komünistlik mefkûresi de cürüm değildir (3)
(3) Atilla Coşkun, Nazım’ın Davaları, Cem Yay. 1989, sf.64
*
“Biz şimdi sosyalist hareketi hazırlamak için iki türlü çalışma yapmak zorundayız. İlkin bir sanat-bilim dergisi çıkaracağız. Burada işçi sınıfını yetiştirecek aydınların yetiştirilmesine çalışacağız. Sonra, sosyalizm ile tanışmamış, işçi ve köylü okuyucuları aydınlatmak üzere ayrı bir dergi yayımlayacağız. Bunlar, elbette Türkiye’de yayımlanamaz. Bunun için yanı başımızdaki küçük bir ülkede, Suriye’de dergileri bastıracağız. Sonra kaçak olarak Türkiye’ye sokup dağıtacağız. Bu iki derginin bütün içeriğini Anadolu’da yaşayan aydınlar toplayacak ya da yazacaktır. (4)
(4) Hasan İzzet Dinamo, TKP Aydınlar ve Anılar, Yalçın Yay. 1989 sf.19
*
Sanatsal alandaki bu mücadele ve ortaya konan yapıtlar, Harbiye’ye, Donanma’ya kadar girdi. Nazım’ın kaderini etkileyen paradoksal sonuçlar doğursa da, o bunları zaten göze almıştı. Ve sanatsal alandaki bu cephe, birçok kişinin sonraki yıllarda sosyalist mücadeleye katılmasını sağlayan bir kanal oldu. Uzun vadeli bir mücadeleydi ve sonuçları uzun yıllar boyunca görüldü.
II.Dünya Savaşında hızla yol alan bir kesitte Ankara Hükümeti komünist hareketi kontrol altına almış bulunuyordu. Bir tek Nazım Hikmet ve çevresi, ülkede bir nevi sosyalizmin bayraktarlığını yapıyordu.
*
Nazım Hikmet mahkeme salonlarında komünist olduğunu gizlemez:
“Ben bir marksistim. Bir Marksist şairim. Yabancı antolojilere girmiş iki Türk şairinden biriyim. Marksizmin iki kolu vardır: Biri sosyalizm, biri komünizm. Ben sosyalist değilim, ben komünistim. (5)
(5) A. Kadir, 1938 Harp Okulu olayı ve Nazım Hikmet, Hilal Matbaası, sf. 94
*
Halide Edip Adıvar, şairin ideolojisi ile sanatını ayırıp şiirine methiyeler düzen bu değerli romancımız, mahpus Nazım’a para göndererek ona destek olmuştur.
*
Nazım 1939’da İstanbul Tevkifhanesinde başlayıp 1941’de Bursa Cezaevinde bitirdiği Kuvay-i Milliye Destanı’nı sonradan Memleketimden İnsan Manzaraları’na yerleştirmiştir. Cephelerin durumu ile ilgili bilgileri Mustafa Kemal’in Nutuk’undan yararlanarak yazmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı, paşaların bir başarısı gibi gören egemen görüşe karşı, Nazım burada bir halk savaşını anlatmıştır. Kuvayi Milliye’yi Ankara yönetimine yaranmak için yazdığı da iddia edilmiştir. Ali Fuat Cebesoy kanalıyla destanı okuyan İsmet İnönü: “ Anadolu Savaşı’nı Nazım Hikmet bu destanla bir daha kazandı” diyecektir. (6)
(6) Vala Nurettin, Bu Dünyadan Nazım Geçti, Remzi Kit. 1965, sf. 409
*
Nazım Hikmet’in 1929-1938 yılları arasında yürüttüğü faaliyetleri, Türkiye sol hareketine bir kanal açıyor ve buradan yeni insanlar harekete akıyor. “Ben kişisel olarak, kendisine çok şey borçluyum. Beni komünizme getiren onun şiirleri oldu. Ve tam bir güvenle diyebilirim ki, benim gibi daha birçokları komünizme Nazım'ın şiirleriyle gelmişlerdir, hattâ belki komünist olmaya başladıklarının ayrımında bile olmadan. Yine güveniyorum ki, ileride de birçokları ülkümüz komünizme Nâzım'ın şiirleriyle gelecek, Picasso'nun deyişiyle 'pınara gider gibi'
Sonradan TKP'nin başına geçecekler bile bu kanaldan etkilenmiş. "Birgün ben Zeki Baştımar'a (Yakup Demir): komünizme Nâzım'ın şiirleriyle geldim' dediğimde, 'Ben de onun şiirleriyle geldim komünizme' demişti." Vartan İhmalyan ve Zeki Baştımar gibi insanlar çoktur, Sonradan sağa savrulacak Cemil Meriç üzerinde de Nâzım'ın etkisi olmuştur. Askeri Lise öğrencisi iken şairin şiirleri ile tanışan Aziz Nesin siyasi tercihini Nâzım'ın belirlediği yazmaktadır: "Toplumculuğumun kaynağı, Nâzım'ın şiirleridir.
Benim gibi daha pek çok insanın bu duygusal kaynaktan etkilendiği kesindir. Nâzım, şair olarak örgütün yapamayacağı işi başarmıştır."
*
Nazım yaklaşık 12,5 yıl hapisten sonra af ile çıkar. Askerlik adı altındaki tezgâh ile yaşamının tehlikede olduğunu bildiği için, yurtdışına çıkmaya karar verir. Kaçış organizasyonunu Refik Erduran ile yaptı. 17 Haziran 1951 tarihinde bir Pazar sabahı hız motoru ile Karadenize açılırlar. Amaçları sahil güvenlik botlarına yakalanmadan Bulgar Kıyılarına varabilmektir. Boğaz’ın Karadeniz çıkışında karşılarına bir Rumen yolcu gemisi çıkması ilginç bir tesadüftür. Nazım Hikmet, Plehanov isimli bu gemiye seslenerek kendisini tanıtır ve gemiye alınmasını ister. Gemi görevlileri, Romanya ve Moskova’nın olumlu cevabı gelince, Nazım’ı güverteye alırlar.
Nazım Hikmet, hem Romanya’da hem Moskova’da törenle karşılanır. Bükreş’te Grand Hotel’de 10 gün kadar konuk edilen Nazım, Moskova’ya gitmek üzere uçakla buradan ayrılır.
Nâzım Hikmet'i, 29 Haziran 1951'de, havaalanında, Simonov başkanlığında Moskova Yazarlar Birliği heyeti karşılar. Moskova'da TASS Ajansına verdiği demeç çok tartışılacaktır: "O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. Ben Sovyetler Birliği’nin çocuğuyum. 24 yıl sonra bu büyük şehre gelirken tekrar asil ve büyük vatanıma dönmüş oluyorum. Bu gün benim memleketimin halkı Amerikan emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk halkı Amerikan üniforması giydirilerek Kore'de kaatil olmaya gönderilmektedir. Türk kardeşlerim, işçiler ve çiftçiler Sovyet ideali için de çarpışacaklardır. Türk halkı Stalin'in kumandası altında kurtuluşu için ve sulh için dövüşmek istiyor. Bana yapılan bu karşılamayı şahsıma almıyorum. Ben de sizlerden biriyim. Bu karşılamayı Türk halkına yapılmış sayıyorum.”
