Efendim "şer-i hüküm" açısından hiç bir ilmihal ve fıkıh kitaplarında bu mevzuya binaen bir ibareye rastlayamazsınız en azından ben rastlamadım.
Amma Peygamber efendimizin yaşadığı olaylardan yola çıkacak olursak şöyle bir neticeye varmamız mümkün.
Postu seriyorum tiftik keçisinden olup olmadığını siz anlayın ;)
Biz müslümanlar için örnek ve rehber Hazreti Muhammed Mustafa s.a.v ve sonra ona tabii olanlardır.
Efendimizin tebliğ ve irşâd metodu bizim için en ziyâde tercüme-i haldir.İmdi,Efendimiz s.a.v. İslam'ı aşikâr tebliğe başladığında O zaman ki küfrün parlementosu olan Darun Nedve'nin ileri gelen müşrikleri Efendimiz'e s.a.v. gelerek şöyle bir teklifte bulundular.
Ya Muhammed s.a.v. haftanın bir günü sen bizim cemiyyetimizde bulun ki bundan kasıt Efendimiz s.a.v. o meclise iştirak eder ise sahib oldukları meclisi kutsal ve mensubu oldukları dini meşru göstermek adına yapılmıştır hatta Efendimiz s.a.v. min Darun Nedve'ye iştiraki esnasında içlerinden bir tellal yüksekce bir yere çıkıp Muhammed bizim mekanımıza gelmiştir artık onunla biz aynı din üzeriyiz diye nida ederk Efemdimiz s.a.v. tarafından mensubu oldukları din kabul ve rey almış sayılacaktı.
Nerde kalmıştık haftada birgün sen bizim meclisime ve bizde haftada birgün senin meclisine iştirak edelim, artık kim davasında haklı ve galip gelirse diğeri ona tabii olacaktır.
Efendimiz s.a.v. ola ki içlerinden biri islam ve iman devleti ile şerafyab olur niyeti ile bu teklifi kabul etmeyi kalbinden geçirmişti ki,İlahi mesaj şimşek hızında Sahibu-l Hidayete ulaştı şöyle ki:Ya Muhammed s.a.v." la ikrahe fiddini gad tebeyyenerrüşdü minel ğayyi"Dinde zorlama yoktur zira iman ile küfür doğruluk ile sapıklık biribirinden kesin hüküm ile ayrılmıştır.Yine başka bir Ayeti Kerime'de sakın ola ki gözlerini onlardan tarafa bile çevirme diyerek onlar ile muhatap olmaması hususnda ikâzda bulunmuştur.
Bunun akabinde aldığı İlahi emir doğrultusunda Efendimiz s.a.v. onların bu talebini reddetmiştir.
Gelin görün ki Mekke Yahudi ve Hristiyanları Efendimiz s.a.v min tebliğ ve irşadı doğrultusanda gitgide artan İslam safını kendilerine yediremiyor tüm işkence ve caydırıcı yaptırımlara rağmen "keennehum bünyanun mersus" birbirlerine sımsıkı kenetlenmiş duvar misali cihad eden bu muminleri nasıl zapt ve rabt altına alırız diye ummalı bir çalışma içindeydiler.
Yine birgün Efendimiz s.a.v me gelerek Ya Muhammed s.a.v bizimde törenlerimize,soframıza,evlerimize iştirak et ola ki senin büyülenmediğini yahut delirmediğin haşa yakınen muşahede ederiz de sana tabi oluruz.
Efendimiz s.a.v tekrar belki rahmet nazarından bir nebze nasiplenen olur için kabul ettide İlahi emir ona
"Velen terda ankel yehadü velennasara hatta tettebia milletehüm"Ya Muhammed s.a.v sen ne yaparsan yap onlar yahudi ve hristiyanlar senden asla razı gelmezler hatta sen tamamen onlara tabi olmadıkça!
sonrasında "İnnemel muriküne necesun"Allah'a şirk koşanlar ancak ve ancak neces pisliktir ayeti ile de muşriklerin kabeye ve mescitlere girişi yasaklanmıştır.
Yine başka bir zaviyeden olayı ele alır isek Efendimiz s.a.v min Mekke'yi fethi sırasında Kabe'ye yönelmiş içine girmiş bizzat kendi eli ile büyük putu devirmiş ve Sahabey-i Kirama (Rıdvanullahi Aleyhim Ecmain) Kabe'yi putlardan arındırın diye emir vermiş Kabe puthane olmaktan âri olduktan sonra Bilal-i Hâbeş Hazretlerine şimdi çık onn üzerinde ezan oku demiştir!sonra namaz ikame edilmiştir!
Şimdi bazı akıl tutulması yaşayanlar kalkıp çöl devri ile medeniyet devri ölçüt olamaz hüküm ve kıyaslar zaman aşımına uğramıştır deme kustah ve curetkarlığını göstermekteler.
Oysa ki Din evrensel olup İslam tüm çağ ve çağlar ötesi şumul-u cihan bir ölçüdür!
Tabi biz olaylara böyle bir sarmal hesabı yapanlara yakın tarih İstanbul'un Feth'ini örnek olarak sunabiliriz!
İlah-i muştuya mazhar olan Hazreti Fatih Sultan kübray-i cenkin iktizasından sonra düzenlenen tören alayı ile şehre girince kuvvetli rivayete göre doğruca Ayasofya’ya gitmiştir.
Hatta şöyle nakledilir ki EbülFeth Hazretleri Aysofya'ya girişinde hayli isticâl etmilerdir sebebini sual eden Tursun Bey'e "nam kenise-i azimeyi mabed-i ehl-i İslam etmeğe mütehalik"olma vecdi içindir deyu buyurmuştur.
Osmanlı Türklerinde bir gelenek olarak devam eden, asırlardır tatbik edilen bir kural vardır Bu kural bir memleket veya kale fethedildiği vakit ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük kilisesi derhal camiye tahvil edildikten sonra ilk Cuma namazı bu ilk camiide kılınırdı Bu tarihi ve milli an’ane gereği Fatih Sultan,vakit geçirmeden Ayasofya’yı camiiye tahvil etmek gayesiyle Ayasofya’ya yönelmiştir
Ayasofya İstanbul’un fethinde usulden olduğu üzere şehrin büyük kilisesi olarak acilen camiye çevrildi ve içerinde ilk cuma namazı ikâme edildi!
Dipnot:İlk cuma namazı fethin 3. günü Ayasofya tamamen kilise vasfından soyunup camiye tekallup ettirikdikten sonra kılınmıştır!
Üstad'dan da yola çıkacak olursak zerre taviz kabul etmemeksizin İslam'ı mış gibi yaşamamak lazım!
Bana gerisi "kiralanmış pansiyon odaları" gibi vicdanları anımsatıyor!