Eeeh, bıktırdınız be hacı artık ya! Buyurun, sağdan soldan mailime yağan, gruplarda yayılan bir yazı var. Allah'a binlerce şükürler olsun ki bu forumda bulamadım, ben ekleyeyim, biraz da dert yanayım dedim. İşte İslami eksenli ağlak geyik edebiyatının nadide örneklerinden birisi daha.
Hadi bugün O’na (Celle Celaluhu) sevgini göster!Sevgililer günü ya bugün…
O’nun için bir şey yap!
O’na kendini beğendir bugün!
“Seviyorum” diyorsun ya…
Hadi göster sevgini!..
O neyi seviyor, neyi sevmiyor öğren!
Ve (oh no, bu işkenceyi yapacak kadar kötü olamazsın sevgi kelebeğim!)
Sev O’nun sevdiklerini, sevmediklerinden uzaklaş!
Ki, O da sevsin seni…
Seven elbet sevilir ama, lafta kalmasın sevgin…
Hadi bugün göster O’na sevgini!..
Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini anlatır,
“Bülbülün yüz hikâyesi varmış, hepsi de gül üstüne..”
Bugün, ulaşabildiğin herkese O’nu anlat!
O’nu ve O’nun en sevdiğini(Sallallahu aleyhi ve sellem)…
Telefonla, yüzyüze, kavlen ve fiilen O’nu anlat!
O, sana senden de yakın olanı..
O, seni senden de iyi bileni..
O, sen O’nu bıraksan da seni asla bırakmayanı..
O, en güzel sevda türküsünü, ölümsüzlük bestesini…
(Yürrrüü beee!)
Sevgililer günü ya bugün..
Bilirsin, seven hep sevdiğini düşünür ya..
Bugün sen de hep O’nu düşün!
O’nun hoşuna gidecek bir şey yap! Memnun et O’nu..
Meselâ;
Şimdiye dek isteyip te yapamadığın bir emrini uygula bugün!
Eğer örtülü değilsen, hiç çıkarmamak sözüyle,
Bir başörtüsü al kendine!
Kılamıyorsan, bugün namaza başla!
Meselâ;
“Kur’anı mutlaka öğreneceğim” de!
Biliyorsan, öğretmek için bir talebe bul kendine!
Bir ayet ezberle ve uygula onu!..
Bugün bir hadis öğren ve öğret onu!..
Meselâ; bugün Sevgilini en az bir kişiyle tanıştır!
Hiç tanımadığın birine selam ver!
Bir yetimin başını okşa! Bir çocuğu sevindir bugün!
Meselâ;
İşyerine giderken O’nu hatırlatacak bir hediye götür bugün,
Ya da çal komşunun kapısını,yüreğini bölüş,
O’nu anlat bu vesileyle..
Bugün O’nun için birşey yap!
Ama yalnız O’nun için.. Nefsini hiç karıştırma!
Cennet hesapları yapma bugün, karşılık bekleme!
Pazarlıksız, riyasız olsun her yaptığın…
Bugün şöyle bir düşün!
Sevdiklerine ve hatta sevmediklerine,
Ne kadar çok vakit ayırıyorsun?..
Fanî dediğin şu dünya için ne kadar çok çalışıyorsun?..
Yarım saat sürecek bir ziyaret için,
On dakika sürecek bir yemek için, mutfakta ne kadar kalıyorsun?..
Nazlıca ağlayan yavrunun sesiyle nasıl fırlarsın yatağından, o soğuk gecede?..
(Lan, lan dayanamıyorum yeter bitsin bu işkence, lan lan delireceğim, Hüsnü, Hüseyin, Süleyman çek lan şu aletin fişini!)
İşverenin ay sonunda vereceği üç kuruş için nasıl kahredersin kendini?..
Sınıfını geçebilmek için, iyi not alabilmek için, nasıl geceni gündüzüne katarsın?..
Eşini, çocuklarını, anneni, babanı, nişanlını memnun etmek için nasıl da çırpınırsın…
Tüm bunlar ve senin de ekleyebileceğin dahaları için yaptıklarının,
SÖYLE, yüzde kaçını Allah için, Habibullah için yaptın bugüne kadar?..
Evet bugün sevgililer günü..
Sen de buluş Sevdiğinle bugün!
At kendini seccadeye, bir tövbe et, dönmemecesine..
O’nun sevmediği herşeye “elveda” de!
Gözyaşların armağan olsun O’na..
Gözyaşların ve zaten O’nun olan yüreğin..
Bugün ve hergün!
Bana bak ey okuyucu, sana sesleniyorum. Madem bunları dün yapmaya başlamadın zırtapoz herif, Sakın ha bunları bugün de yapma, aman diyeyim, yarın yap, iki gün sonra yap.
Bunlara itibar eden zevattan haz etmiyorum ben. Gereksiz bunlar yahu. Sıradan bir gün 'Hadi gelin bugün birşeyler yapalım' dense muhteşem olur fakat 'Hadi, sizin sevgiliniz Peygamberimiz, Rabbimiz değil mi? Come on, papaz Velıntayn'ın gününde onların rızası için birşeyler yapalım o halde' denmesi yer yer bayıklaşan bir edebiyatla diğerlerine ait bir hadiseyi devşirmeye, 'dejenere etmeye', kabul etmeye, kutsallaştırmaya başladığımızı gösteriyor. Yer yer mi yazdım? İllallah ulan, Nazım şiiri tadında yarım satırlarla, ölçüsüz kafiyesiz laflarla düzülmüş bir sürü zevksiz söz okumaktan yakında tepemin üstünde yürümeye başlayacağım, nevrim dönüyor be kardeşim. Hele hele sadece 'Ve' bağlacından ibaret satırlar var ya, şu iki harf için koca bi satırı israf eden herifleri görende, beni öyyyyle bir sinir basıyor, öyle bi sinir basıyor ki anında o satır müsrifi herifi bulup kafasını iki değirmen taşının arasında muhallebiye çeviresim geliyor. Herşeye sahip çıkmamıza, herşeyi de saptırıp kendimize adapte etmemize gerek yok ki, bırakalım bu da zıpırların kalsın. Hoş değil, yanlış anlaşılmaya müsait. Bugünün böyle manevi bir havası filan yok ki, böyle bir güne kudsiyet ifade eden bir iş yamamaya çalışmak hakikaten turşu sulu baklava imal etmek gibi oluyor. Velhasıl bugüne hürmeten böyle bir hareketin gerçekleştirilecek olması iki kat gereksiz. Velıntayn'ın gününü, sırf sıfatı 'sevgililer' olduğu için, sıfatın kastetmediği bir manayla yorumlayıp bu günü de bir dini vecibeye çevirmek ve kabullendirmek, Senai Demirci ve aynı telden çalan saz arkadaşlarına kalsın, ben bulaşmayayım. Yav ben bu günü de kabullenmek zorunda mıyım? Bu günü de gözümde meşrulaştırmak mecburiyetinde miyim ki yahu? Bi daha göndermeyin bunları, bak çok fena döverim haa!
Bugüne dünyevi manada hürmet eden arkadaşları da kınıyorum. Deli misiniz nesiniz oğlum siz? Gidin la işinize, kırmiim bacaklarınızı sizi gidi sıpalar sizi. İnsanın yarenine hediyeler alması hoş bir şeydir, hatta kendilerine özgü günleri olması da ayrı bir haz vesilesidir de abicim, mahallenin mazbut delikanlısının batılı manadaki karşıt cins arkadaşlıkların kokusunu taşıyan, duyduğu şehvani hissi aşk zanneden kıt kafalı çiftleşme sevdalılarına daha çok yakışan bu günde piyasayı canlandırması, ne diyor ona siz yeni yetmeler, ayy çok eğreti duruyor...
Bu alıntıladığım yazıyı yazanın kim olduğunu bilmiyorum ama hele bir Sanayi demirci olsun, hele bir Sinaî Demirci olsun, aha buraya yazıyorum, herifin kapısına gidip yıllardır bugünler için sakladığım ağır boncuk tabancamla kafasına püt püt, iki tane sıkmazsam bana da trrodomir demesinler.
Ben de bu hadise üzerine bir şiir yazdım gönül dostlarım. Sevgi dolu yüreciğimin; avuçlarınıza aldığınız, yumuşacık karnının sıcakklığıyla ve titreyen tüyleriyle özgürlüğe kanat çırpmaya çalışırken derinize pisleyen minicik bir kuşun çırpınışlarını andıran debelenişini kelimelerle resmettiğim bu güzel şiirimde, sizlere umarım ki duyduğum tiksintiyi yansıtabilmişimdir. Buyurun:
Üstad Üstad kalksana,
Tokadını atsana,
Ortalığı denyo bastı,
Çaresine baksana?