ALBÜM YAPAN ÇARŞAFIM DEĞİL,BENİM!
Habibe, 'White Peace' diye bir albüm yaptı, herkes ne dediğinden çok nasıl göründüğüne baktı. O, artık 'Çarşaflı Habibe'ydi, "Albümü yapan çarşafım değil, benim." diye haykırması nafileydi. Niyeti İslam'ın terör dini olmadığını anlatmaktı hâlbuki, bütün dünyayı beş dilde barışa çağırmaktı.
Şimdi üzerine yapıştırılan etiketleri temizlemeye çalışıyor, yine de ümitli: "Şekilciliği bırakıp hoşgörülü olabiliriz. Algıların değişeceğini düşünüyorum, karşılıklı oturup konuşabileceğimize inanıyorum."
Habibe bir anda çıktı karşımıza. Bir haber dergisinin kapağını boydan boya kaplamıştı, çarşaflıydı, çarşafın üzerine kapüşonlu bir pelerin giymişti, içindeki 'yaramaz çocuk', gözlerinden dışarı fırlamıştı. "Yine ne olmuş?" dedik ilkin, "Kim ne yapmış?" Görünüşe göre, çarşaflı bir hanım albüm çıkarmış. Yorgunduk, off, tuhaflıklardan bunalmıştık. Çarşaf, açılım, elektronik müzik, dünya barışı, İslamî tekno... Biz epeydir hangi kelimenin ne anlama geldiğini karıştırır olmuştuk. Önce albümü dinledik, "Hımm!" dedik, "Müzikler çok güzel." Habibe, kendi yazdığı sözleri okuyor müziğin üzerine, şarkı da söylemiyor üstelik... Sisi dumanı dağıtıp gerçeği görelim dedik, beş dilde, "Ben beyaz barışım." diyen Habibe'yi dinledik.
Her şey Irak'ın işgaliyle başladı
Üç yıl öncesine dönelim. Irak işgal altında, ölüm, işkence, tecavüz haberleri, fotoğrafları neredeyse sıradanlaşmış durumda. Habibe kabullenemiyor bir türlü, gece gündüz ağlıyor, uyuyamıyor, ellerini sıkmaktan avuç içleri yara oluyor. Bir şey yapmak istiyor, ne yapacağını bilmiyor, çaresizliğin dayanılmaz ağırlığı belini büküyor. "Canlı kalkan olayım, Bağdat'a gideyim." diyor, babası izin vermiyor. Sonunda aklına işte o parlak fikir geliyor, "Bir müzik albümü yapayım, İslam'ın terör ve katliam dini olmadığını herkese anlatayım. Albüm benim sevdiğim müziklerden oluşsun; biraz new age, etnik, senfonik, biraz tekno... Her yerde çalınsın, herkes dinlesin. Müzik en kolay yol, en yumuşak dil." Birkaç müzisyenle tanışmış o günlerde; ama ikna olmamış, kafasındaki müziği yapacak birini bulamamış. Neyse ki karşısına Taner Demiralp çıkmış. "Sultans of the Dance", "Anadolu Ateşi" ve "Legends of Anatolia" gibi başarılı çalışmalara imza atan ve Kültür Bakanlığı tarafından 'yılın müzisyeni' seçilen Demiralp ile çalıştığı için kendini talihli buluyor Habibe, "Bu eserde Taner Bey'in gönlü var." diyor. Albüm çıktıktan sonra bazıları şöyle demiş: "Sen barışı savunuyorsun; ama İslam cihadı emrediyor. Bu nasıl iştir?" Habibe, önce Nisa Sûresi'nden örnek vermiş; "Onlar sizinle savaşmadıkça savaşmayın. Savaşırsanız da haddi aşmayın. Allah haddi aşanları sevmez." Sonra gerçek cihadın ne olduğunu izah etmiş; "En büyük cihat insanın nefsiyle cihadıdır. İkincisi emri bil maruftur. İslam'ı anlatmak için müziği kullandım ben, severek kullandım. Dünyaya sesimi ancak bu şekilde duyurabilirdim." Sesini duyurmayı neden bu kadar önemsiyor Habibe? Olup bitenler pek çok insanı üzüyor, öfkelendiriyor; ama gündemler çok çabuk değişiyor, kederler hafifliyor, hayat devam ediyor... "Üzüntünüzü unutmayın." diyor Habibe, "Unuttuysanız demek ki gerçekten üzülmediniz." Doğru söze ne denir? En iyisi sözü ona bırakalım: "Güzel ahlakı öğütleyen bir dinin mensubuyum. Nasıl olur da benim dinim terör dini gibi gösterilir, Müslümanlar nasıl hakarete uğrar? Neden susayım ki! Bir kişinin bile kafasında İslam barış dinidir fikri uyansın, kendimi kazançlı sayarım."
-ALINTI-