Müslüman oluş sıralarına göre
İLK MÜSLÜMANLAR-11
CABİR B. ABDULLAH (R.A)
Cabir b. Abdullah b. Riab b. Numan Selime oğullarındandır. Annesi yine Selime oğullarından Ümmü Cabir bint-i Züheyr’dir.
Cabir b. Abdullah Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaş-ları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygam-berimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Cabir b. Abdullah Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katılmıştır.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
================
ZEKVAN B. ABD. KAYS (R.A)
Zekvan b. Abd. Kays Hazrec oğullarındandır. Ensarın öncülerinden olan beş sahabi Medine’ye gelip İslam’ı ve peygamberimizi anlatmaya başlamışlardı. Zekvan b. Abd Kays bundan çok etkilendi. Hemen Mek-ke’ye doğru yola çıktı. Mekke’de peygamberimizle buluştu. Peygambe-rimiz ona İslamiyet’i arz ve teklif etti, Kuran okudu. O da hemen Müs-lüman oldu.
Zekvan b.Abd. Kays Akabe beyatlarının hepsinde bulundu. Bedir, Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında Ebul Hakem b. Ahnes b. Şe-rik tarafından şehit edildi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
==================
MUAZ B. HARİS EL ENSARÎ (r.a)
Muaz b. Haris el Ensarî Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi yine Malik b.Neccar oğullarından Afra bint-i Ubeyd b. Salebe’dir. Pey-gamberimizle Mekkede buluşup iman eden altı ensardan birisi olan Avf b. Harisin anne ayrı, baba bir kardeşidir.
Muaz b. Haris annesi Afra’ya nisbet edilir Muaz b. Afra diye anılır-dı.
Muaz b.Haris birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Hicret-ten sonra peygambermiz onu Mamer b. Haris ile kardeş yaptı. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı. Bedir’de Ebu Cehil’i öldüren iki müslümandan birisi olmuştur.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
UBÂDE B. SÂMİT EL ENSARÎ (r.a)
Ubâde b. Sâmit b. Kays Avf b. Hazrec oğullarındandır. Annesi yine Avf b. Hazrec oğullarından Kurretülayn Bint-i Ubâde b. Nadle’dir.
Ubâde b. Sâmit birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. İkin-ci bey’atta on iki kabile temsilcisinden birisi idi. Bedir Uhud Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizle birlikte katılmıştır.
Peygamberimiz zamanında Kuran-ı Kerim’i tamamiyle ezberleyen beş sahabiden birisi idi. Ashab-ı suffa öğrencilerne Kuran öğretirdi.
Kendisi uzun boylu, iri yapılı, güzel ve heybetli bir Zat idi.
Hicretin otuz dördüncü yılında Remle’de vefat etti.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=============
YEZİD B. SÂ’LEBE EL ENSARÎ (R.A)
Yezid b. Sâ’lebe b. Hazma birnci ve iknci Akabe beyatlarında bu-lundu ve Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===================
ABBAS B. UBÂDE EL ENSARÎ (R.A)
Abbas b. Ubade b. Nadle Avf b. Hazrec oğullarındandır.
Birinc ve ikinciAkabe beyatlarında bulunmuştur. Hicretten sonra peygamberimiz onu Osman b. Maz’un ile kardeş yaptı. Katıldığı Uhud savaşında şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
EBULHEYSEM MALİK B. TEYYİHAN EL ENSARİ (R.A)
Ebulheysem Malik b. Teyyihan Malik b. Evs oğullarındandır. An-nesi yine Malik b. Evs oğullarından Leyla bint-i Atik’tir.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan cahiliye döneminde bile putlara tapmaz, putlardan nefret ederdi. Putlar ona çok büyük bir sıkıntı ver-mekteydi. Bu nedenle mümkün olduğunca putlardan uzak dururdu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan ve Es’ad b. Zürare Allah’ın (c.c) bir olduğunu putların hiç bir zaman ilah olamayacağını söylerlerdi.
Mekke’de peygamberimizle buluşup iman eden ilk altı ensardan birisi olan Es’ad b. Zürare Medine’ye döndüğünde ona peygamberi-mizden bahsetmiş, Müslüman olduğunu bildirmiş, kendisini imana da-vet etmişti.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan hiç düşünmeden ve tereddüt etme-den:
-Ben de seninle birlikte şahadet ederim ki O resulallahtır deyip Müslüman oldu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katıldı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
UVEYM B. SÂİDE EL ENSARİ (R.A)
Uveym b. Sâide b. Âiş Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi Amr b. Avf oğullarından Amire bint-i Salim’dir.
Uveym b. Sâide birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Be-dir Uhud Hendek ve bütn diğer savaşlara katıldı.
Peygambermiz onun hakkında:
-Uveym b. Sâide Allah’ın kullrından ve cennet halkının er kişile-rinden ne güzel bir kuldur buyurmuştur.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
ÜSEYD B. HUDAYR EL ENSARİ (R.A)
Üseyd b. Hudayr b. Simâk Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi Abdüleşhel oğullarından Ümmü Üseyd bint-i Seken’dir.
Üseyd b. Hudayr cahiliye ve İslamiyet devrinde babasından sonra kavminin seyidi, en akıllı ve en iyi görüş sahiplerinden birisiydi.
Araplar içinde yazı yazmayı pek az kişi bilirken o yazı yazabilirdi. Aynı zamanda iyi yüzme bilir, iyi ok atardı.
Cahiliye döneminde kendilerinde bu hasletler bulunan kişilere ka-mil denilirdi. Bütün bu hasletlerin hepside Üseyd b. Hudayr’da toplan-mıştı.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anı-lan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplandıklarını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gel-miş olan şu adamların yanına git de kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzerine varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını aldıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine dikil-dikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atalarımızın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıflarımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inançları-nı batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi getirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrı-lınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söyleyecek-leri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere sapla-yıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Ku-ran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yüzünde bazı de-ğişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar gü-zel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış semalara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözüdür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şa-hadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şaha-detle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz’ın da müslüman olmasına vesile olmuştur.
Üseyd b. Hudayr ikinci Akabe bey’atında kabilesinin temsilcisi idi.
Üseyd b. Hudayr Uhud, Hendek ve diğer savalara peygamberimizle birlikte katılmıştır. Uhud savaşında Müslümanlar bozguna uğradığı zaman o yerinde sebat etmiş, yedi yerinden yaralanmıştır.
Kendisi Kuran’ı en güzel okuyanlardan birisi idi.
Karanlık ve ürküntülü bir gecede yanında Abbad b. Bişr olduğu halde peygamberimizin yanından evlerine dönerken onlardan birisinin asasının ucu ışıklanmış, bu ışığın aydınlığında yürümüşler, evlerine sağ selamet kavuşmuşlardı.
Üseyd b. Hudayr hicretn yirminci yılında Medinede vefat etti. Ce-naze namazını Hz. Ömer kıldırdı. Cenazesini bizzat taşıdı.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğullarından olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbad b. Bişr’dir denilirdi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
SA’D B. MUAZ EL ENSARİ (R.A)
Sa’d b. Muaz b. Numan Evsîlerin Abdüleşhel oğullarındandır.
Annesi Kebşe bint-i Rafi b. Muaviye’dir.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anı-lan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplandıklarını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gel-miş olan şu adamların yanına git de kendilerini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzerine varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını aldıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine dikil-dikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atalarımızın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıflarımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inançları-nı batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi getirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrı-lınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söyleyecek-leri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere sapla-yıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Ku-ran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yüzünde bazı de-ğişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar gü-zel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış semalara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözüdür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şa-hadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şaha-detle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr karşıdan görününce Ona dikkatle bakan Sa’d b. Muaz:
-Ey kavmim Allah’a yemin ederim ki Üseyd yanınızdan gidişinden başka bir yüzle yanınıza gelmektedir demekten kendini alamadı.
Üseyd b. Hudayr toplantı yerine gelince Ona:
-Ey Üseyd! Ne yaptın? Diye sordular.
Üseyd b. Hudayr:
-Ben o iki adamla konuştum. Vallahi ben onlarda da, söylediklerin-de de bir sakınca görmedim. Bununla bereaber kendilerini orada otur-maktan, zayıflarımızın inançlarını bozmaktan nehy ve men ettim. Onlar da, biz senin istediğini yaparız, buradan kalkar gideriz dediler.
Bana haber verildiğine göre Harise oğulları Es’ad b. Zürare’yi ha-lanın oğlu olduğunu bildikeri halde sana verdikleri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş dedi. Sa’d b.Muaz’ın kabile gayretini tahrik edip harekete geçirdi.
Sad b.Muaz Harise oğullarının halasının oğlunu öldürecekleri habe-rini duyunca silkinip yerinden fırladı. Kızgın ve endişeli bir halde:
-Ey Üseyd! Vallah sende ben tatmin edecek bir şey görmedim. Sen bana gam, keder ve kızgınlıktan başka bir şey getirmemişsin dedi. Son-ra elinde mızrağı olduğu halde Esad b. Zürare ve Musab b. Ümeyr’in bulunduğu yere doğru ilerledi.
O gelirken Esad b. Zürare:
-Vallahi şu gelen Sa’d b. Muaz’dır. O kavminin seyidi ve ulu kişi-sidir. Kendisi sana tabi olursa onlardan iki kişi bile şu din işinde sana muhalefet etmez.
Vallahi Sa’d b. Muaz’ın alnı kızgınlık, gam ve kederle kırışıp, ka-rarmıştır ama imanın nuru yüzünde parlamaktadır dedi.
Sa’d b. Muaz onları kendisine bakıp gülümser, gayet sakin bir halde beklediklerini görünce:
-Vallahi Üseyd beni şu kişilerin kendisine söylediklerini dinlemem için buraya göndermiştir. Başka şey için değil diye düşünmekten ken-dini alamadı. Bu düşünce kızgınlığını daha da artırdı. Sövüp sayarak karşılarına dikildi.
Es’ad b. Zürare’ye:
-Ey Ebu Ümame! Ey halamın oğlu! Vallahi seninle aramızda akra-balık bağları olmasyadı şu yanında oturan adamı elimden kimse kurta-ramazdı. Hoşlanmadığımız, istemediğimiz bir şey evlerimizin içine mi sokacaksınız? Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlermize zayıflarımı-zın inançlrını batıl şeylerle bozması ve onları ona davet etmesi için mi getirdin? Bundan sonra bir daha sizi çevremizde bir şey yaparken gör-meyeyim diyerek çıkıştı.
Mus’ab b. Ümeyr gayet sakin:
-Ey kavminin ulusu ve sözü dinlenen kişisi! Sen iyiyle kötüyü, gü-zelle çirkin ayıracak bir durumdasın. Sen bizi buradan çıkrmadan önce biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen, beğenirsen kabul etsen; be-ğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? De-di.
Sa’d b.Muaz:
-Ey yabancı! Vallahi yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, yanlarına oturdu.
Musasb b.Ümeyr ona İslamiyeti anlattı Kuran-ı Kerim okudu. Zuhruf suresi okunurken Sa’d b. Muaz’ın yüzü değişmeye başladı. Şanı yüce Allah bu surenin ayetlerinde şöyle buyuruyordu.
“-Ha Mim! Hidayet yolunu apaçık gösteren şu Kitaba yemin ederim ki gerçekten biz Onu anlamını anlayasınız diye Arapça bir Kuran yap-tık.
Şğphesiz ki Kuran nezdimizdeki Ana Kitabda yazılı ve sabit çok yüce, çok hikmetli bir kitaptır.
Siz haddi aşan bir kavimsiniz diye Kuran’ı indirmeden sizden uzak-laştıralım mı? Sizi o Nurdan mahrum mu edelim?
Halbuki biz sizden önceki ümmetler içinde nice peygamberler gön-dermiştik.
O ümmetlerde kendilerine gönderilen peygamberlerle alay etmiş-lerdi.
Biz kuvvetçe çok daha çetin olan ümmetleri yok ettik.
Öncekilerin misalleri nice ayetlerimizde geçmektedir.
Artık akıllanmaz mısınız?” (Zuhruf 1-8)
Mus’ab b. Ümeyr Kuran okudukça Sa’d b. Muaz’ın yüzündeki ifa-de değişti, imanın nuru yüzüne gelip oturdu.
Kuran’ın okunması bitince Sa’d b. Muaz:
-Vallahi ben şimdiye kadar hiç bilmediğim, hiç duymadığım bir şeyi dinlemiş bulunuyorum. Vallahi bu sözler insan gırtlağından çıkmış değildir. Göklerin üzerinden semaların en yücelerinden gelmiş gibidir dedikten sonra:
-Siz Müslüman olduğunuz, bu dine girdiğiniz zaman ne yaparsınız? Diye sordu.
Es’ad b. Zürare ile Mus’ab b. Ümeyr!
-Ey Sa’d! Bu dine grmek istediğin zaman önce gusl eder, temizle-nirsin. Alt üstlü elbiseni temizlersin. Hak şahadetle şahadet getirdikten sonra şki rekât namaz kılarsın dediler.
Sad b.Muaz kalkıp gusl etti. Altlı üstlü elbiselerini temizledi Hak şahadetle şahadet getirdikten sonra iki rekat namaz kıldı. Sonra mızra-ğını eline aldı. Yanında Üzeyd b. Hudayr’da olduğu halde kavmine doğru gitti.
Kavmi onu gelirken görünce:
-Allah’a (c.c) yemin ederiz ki Sa’d yanınızdan ayrıldığı geri dön-memektedir. Onun gelişi gidişinden başka bir yüz iledir dediler.
Sa’d b. Muaz yanlarına varıp durdu. Sonra da:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Benim aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz? Diye sordu.
Abdüleşhel oğullarıda:
-Ey Sa’d! Sen bizim seyidimiz, ulu kişimiz, görüşçe en üstünümüz, yönetici olarakta en uğurlu olanızmızsın. Biz senden şimdiye kadar hep hayır gördük, hiç şer görmedik dediler.
Bunun üzerine Sa’d b. Muaz:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Bilinizki sizler Allah ve Resulüne iman edinceye kadar sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haramdır. Sizler iman edinceye kadar ben sizden değilim dedi.
O gün akama kadar Abdüleşhel oğullarından iman etmeyen tek kişi dahi kalmadı. Abdüleşhel oğullarının evi erkekleri ve kadınlarının top-luca Müslüman oldukları ilk ensar evi oldu.
Sa’d b. Muaz Mus’ab b. Ümeyr ile Es’ad b. Zürare’yi kendi evine götürdü. İslamı yaymaya devam ettirdi. Bunun için elinden geleni yap-tı.
Bedir savaşının öncesinde peygambermiz müşriklerle savaşma ko-nusunda ensarın görüşlerini öğrenmek istediği zaman Sad b. Muaz:
-Ya Resulallah! Zannederim ki bizi murat etmektesiniz diye sor-muş;
Peygamberimizde:
-Evet buyurunca Sa’d b Muaz:
Ya Resulallah! Biz Sana inandık. Allah’a iman ile Seni ve getirdiklerni tasdik ettik. Bu tasdikimiz Allah’tan bize getirdiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna şahadet iledir. Dinlemek ve itaat etmek üzere Sana ve Allaha kesin sözler verdik.
Ya Resulallah! Sen nasıl istiyorsan öyle yap. Her ne olursa olsun biz seninle brlikteyiz. Seni hak dinle peygamber gönderen Allah’a ant olsun ki sen bize şu denizi gösterir, ona dalarsan bizde muhakkak senininle birlikte dalarız. Bizden tek kişi dahi geri kalmaz. Biz senin yarın bizi düşmanımızla karşılaştırmandan da hoşnutsuzluk gösterme-yiz.
Savaşta direnmek güçlüklere göğüs germek karşılaşmalarda sadakat gösterme bizim şiarımızdır.
Umulur ki Allah senin gözünü bizimle aydın eder, seni sevindirir. Sen bizi Allah’ın (c.c) bereketiyle hareket ettir demiş, bu sözleriyle peygamberimizi sevindirmişti.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğullarından olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbadb. Bişr’dir denilirdi.
Sa’d b. Muaz Bedir savaşında Evsîlerin bayrağını taşıdı. Uhud sa-vaşına katıldı. Müslümanlar bozguna uğradıkları zaman yerinde sebat edip savaş meydanından ayrılmadı.
Katıldığı Hendek savaşında kolundan ağır bir şekilde okla yaralan-dı. Hakem sıfatıyla Benî Kurayza Yahudileri hakkında karar verdi.
Mescid-i Nebevî’de kurulan çadırda tedavi olurken yarası deşildi. Bu nedenle şehiden vefat ettiğinde henüz otuz yedi yaşındaydı.
Sad b.Muaz’ın cesedi peygamberimizin huzurunda önce su ile, son-ra su ve sidr ile, daha sonra da su ve kâfur ile yıkandı. Üç parça kefene sarıldı. Peygamberimiz cenazesinin önünde yürüdü. Cenaze namazını kıldırdı. Defnedilmek üzre Baki mezarlığına götürüldü.
Kabre konulunca peygaberimiz üç kere tesbih etti. Peygamberimi-zin ardından hazır olan Müslümanlar da üç kere tesbih ettiler. Tesbih sesinden baki kabristanı sarsıldı.
Peygamberimiz üç kere tekbir getirdi. Hazır olan Müslümanlarda üç kere tekbir getirdiler. Baki kabristanı tekbir sesiyle tekrar sarsıldı.
Kabir kazılırken içinden misk kokuları gelmeye başladı. Çıkan top-rakta misk kokuyordu.
Sad b. Muaz uzun boylu ak tenli güzel yüzlü büyük gözlü güzel sakallı bir zat-ı muhterem idi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
============
SELEME B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)
Seleme b. Selâme b. Vakş Abdüleşhel oğullarındandır. Annesi Sel-ma bint-i Seleme’dir.
Selemeb. Selâme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı.
Hicretin kırk beşinci yılında yetmiş yaşında olduğu halde Medi-ne’de vefat etti.
Allah (c.c) ondan razı olsun
=====================
ZÜHEYR B. RAFİ’ EL ENSARİ (R.A)
Züheyr b. Rafi’ Adiyy b. Zeyd Malik b. Evs oğullarındandır.
Züheyr b. Rafi’ ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud ve ondan sonraki bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katıldı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
EBU BÜRDE HANİ B. NİYAR EL ENSARİ (R.A)
Ebu Bürde Hani b. Niyar soy olarak Kudâalardandır. Ensardan Berâ b. Azib’in dayısıdır.
Ebu Bürde b.Niyar ikinci Akabe beyatnda bulundu. Bedir Uhud ve diğer savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı. Mekke’nin fethinde Benî Harise’lerin bayraktarlığını yaptı. Ashabın sayılı okçularından birisiydi.
Muaviye b. Ebi Süfyan’ın halifeliği döneminde vefat etmiştir.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===================
NÜHEYR B. HEYSEM EL ENSARİ (R.A)
Nüheyr b. Heysem Malik b. Evs oğullarındandır.
İkinci Akabe bey’atında bulunmuştur.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===================
EBU ABDULLAH SA’D B. HAYSEME EL ENSARİ (R.A)
Ebu Abdullah Sa’d b. Hayseme Malik b. Evs oğullarındandır. An-nesi yine Malik b. Evs oğullarından Hind bint-i Evs b. Adiyy’dir.
Künyesi Ebu Abdullah olup Sa’dül’hayr diye anılırdı.
Sad b. Hayseme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Seçilen on iki kabile temsilcisinden birisiydi. Hicretten sonra peygamberimiz onu halasının oğlu Ebu Seleme b. Abdülesed ile kardeş yaptı.
Bedir savaşına hem kendisi hem de babası birlikte gitmek istedi ise de peygamberimiz birisinin gitmesini tavsiye buyurmuştu.
Bunun üzerine Hayseme oğlu Sa’d’e:
-Resulllah ikimizden birisinin gitmesini tavsiye ve emir buyurmuş-tur. Bu durumda sen beni kendine tercih et de gazaya ben çıkayım. Sen geri kal da kadınların yanında bulun dedi.
Fakat Sa’d kabul etmedi.
-Ey baba! Başka bir şey olsaydı sen kendime tercih ederdim. Fakat sonuçta cennet olunca ben kendimi kimseye tercih etmem. Ben bu sefe-rimde şehitlik umuyorum deyip kadınların yanında kalmayı yanaşmadı. Bunun üzerine kura çektiler. Kura Sa’de çıktı. Oda peygamberimizle birlikte Bedir savaşına katıldı ve orada şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
RİFÂA B. ABDÜLMÜNZİR EL ENSARİ (R.A)
Rifâa b. Abdülmünzir b. Zenber Malik b. Evs oğullarındandır. An-nesi Nesibe bint-i Zeyd’tir.
Rifâa bin Abdülmünzir ikinci Akabe bey’atında on iki kabile tem-silcisinden birisi olarak hazır bulunmuş Behir, Uhud savaşlarına katıl-mış, Uhud savaşında şehit olmuştur.
İçlerinde Hz. Ömer’inde bulunduğu pek çok muhacire ev sahipliği yapmıştı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=====================
ABDULLAH B. CÜBEYR EL ENSARİ (R.A)
Abdullah b. Cübeyr b Numan Malik b Evs oğullarındandır. Annesi Abdullah b Gatafan oğullarından bir kadındır.
Abdullah b. Cübeyr ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş, Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır. Uhud savaşında peygamberimiz onu Kanat dağında elli okçunun başına kumandan olarak tayin buyurmuştu.
Abdullah b. Cübeyr emrindeki okçuların bozguna uğrayan düşman-dan ganimet toplamak için dağılmalarına bütün çabalarına rağmen en-gel olamamış, kalan on kişinin başında düşman süvari birliğine karşı koymuş; okla, mızrakla çarpışa, çarpışa şehit düşmüş cesedi düşman tarafından kesilip biçilerek kendisinden hınç alınmak istenmiştir.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
MA’N B. ADİYY (R.A)
Ma’n b. Adiyy b. Cedd Kudâalardandır. İkinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Zeyd b. Hattab ile kardeş yaptı.
Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalarda peygamberimizle birlikte katıldı. Hz. Ebu Bekir’in halifeliği döneminde yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.
Can verirken:
-Vallahi ben Resulallahtan önce ölmeyi, kendisini sağ iken tasdik ettiğim gibi ölürken de tasdik etmeyi ne kadar arzu ederdim demiştir.
İslamiyet’ten önce Araplar arasında okuma yazma bilenler çok az olduğu halde Ma’n b. Adiyy okuma yazma bilirdi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
================
EBU EYYÜP EL ENSARİ HALİD B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)
Ebu Eyüp el Ensari Halid b. Zeyd b. Küleyb, Malik b. Neccar oğul-larındandır. Annesi Belharis b. Hazrec oğullarından Zehra bint-i Sa’d b. Kays’tır.
Ebu Eyüp Halid b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizin yanında ka-tıldı.
Hicretten sonra peygamberimiz yedi ay boyunca onun evinde otur-du. Peygamberimiz onu Mus’ab b. Ümeyr ile kardeş yaptı.
Ebu Eyüp el Ensari Yezid b. Muaviye’nin kumandası altında İslam ordusu ile İstanbul’a kadar gitti. Orada hastalandı ve gün güne hastalığı ağırlaştı.
Yezid b. Muaviye ziyaretine gelip kendisine:
-Ey Ebu Eyüp! Bir dileğin var mı? Bana bir vasiyette bulun dedi.
Ebu Eyüp:
-Ey Muaviye’nin oğlu! Evet senden bir isteğim, bir dileğim, sana bir vasiyetim vardır. Fakat bu dileğim bu dünya ile ilgili değildir. Artık bu dünya mallarından malların bana gereği yoktur.
Öldüğüm zaman beni yıkayıp kefenleyiniz. Asker halkada benden selam söyleyiniz. Allah şerik koşmaksızın ölen kişiyi Allah muhakkak cennetlerinden bir cennete koyar buyurduğunu Resulallahtan işittiğimi onlara haber ver.
İşte senden dileğim:
Cesedimi Rum toprakları içinde elden geldiği kadar uzaklara götür-sünler. Cenazemi düşman toprağı içinde gücün yettiği giriş yapabildiği yere kadar taşı ve daha ilerisine götürmek mümkün olmadığı anda da beni bulunduğun yere göm ve dön. Çünkü Allah’a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ölen kişi cennete girer, Kostantiniyye şehri surlarının dibi-ne Salih bir kişi gömülecektir buyurduğunu Resullahtan işittim. O kişi-nin ben olacağımı umarım dedi.
Ebu Eyüp El Ensarî hicretin ellinci yılında vefat etti. Müslümanlar Yezid b. Muaviye’nin emriyle yıkayıp kefenlediler, cenaze namazını kıldılar. Askerler onu vasiyeti uyarınca yapılmasını istediği şeyleri yap-tılar. Tabutu ortalarına alıp çarpışa, çarpışa ileriye doğru götürmeye çalıştılar.
Rum kayseri İslam askerleri tarafından bir tabutun taşındığını onun etrafında çarpışıldığını görünce bunun nedenni Yezid’e sordu.
Yezid’te:
-Tabutunu taşıdığımız kişi peygamberimizin ashabındandır. Cena-zesini ülken içinde mümkün olduğu kadar uzaklara götürülüp gömül-mesini vasiyet etmiştir. Bizde onun bu vasiyetini yerine getirmek için savaşmaktayız. Ya onun vasiyetini yerine getireceğiz ya da Allah (c.c) yolunda canlarımızı feda edeceğiz dedi.
Kayser gelen bu yanıta şaşırarak:
-Ey Yezid! Vallahi bu çok acayip bir şeydir. Halk sana ve senin babana nasıl dâhilik yakıştırmış bilemem. O seni tutup buralara kadar gönderiyor. Sende peygamberimizin bir sahabisini topraklarımıza gömmeye kalkıyorsun. Halbuki sen dönüp gidince biz onu mezarından çıkaracak köpeklere yem edeceğiz diye haber gönderdi.
Gelen bu haber Yezid’i çok kızdırdı.
-Vallahi ben size söyleyeceğim bir sözü kulaklarınıza küpe olacak derecede ulaştırmadıkça Onu ülkenize tevdi etme niyetinde bulunma-dım. Size söyleyeceğim söz şudur. Ey Kayser ve yanında bulunanlar! Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedine bir şey yaptığınızı işitecek olursam bende Arap ülkesinde öldürülmedik Hıristiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan Zatı (peygamberimi) inkâr etmiş olayım dedi.
Bunun üzerine kayser:
-Ey Yezid! Vallahi baban seni benden daha iyi tanıyormuş. Ülkeme tevdi edeceğin şu Zata gereken hürmet gösterilecektir. Bende onun kab-rine elimden geldiği kadar koruyacağıma Mesih hakkı için söz veriyo-rum diye haber gönderdi.
Kayserle Yezid arasındaki bu haberleşmelerden haberdar olmayan bazı Rumlar Yezid için:
-Vallahi şu Yezid ne ahmak bir adammış. Peygamberinin sahabilerinden birinin cesedini memleketimize gömmek istiyor. O memleketimizden çıkıp gittikten sonra biz onun kabrini açar, kemikle-rini yakarız. O bundan nasıl emin olabilir k dediler ve aralarında gülüş-tüler.
Yezid onların bu sözlerini haber alınca Rumlara:
-Eğer siz şu dedikleriniz yapacak olursanız bizde Arap ülkesindeki bütün kiliseleri yıkar Hıristiyanların kabirlerini açar, kemiklerini yaka-rız diye yemin etti.
Yezidin bu yemini Rumları fena halde korkuttu. Hemen haber gön-dererek:
-Biz peygamberimizin sahabisini ülkemize gelmiş bir konuk gibi ağırlayacağız. Ona gereken saygıyı göstermekte kusur etmeyeceğiz. Onu elimizden geldiği kadar koruyup kollayacağımıza İsa Mesih adına söz ve ant veririz dediler, dinleri üzerine yemin ettiler.
Yezid b. Muaviye Ebu Eyüp el Ensarinin cenazesini İstanbul suru-nun dibine gömdürdü.
Gömüldüğü gecenin sabahında İstanbul halkı olan Rumlar:
-Ey Arap cemaati! Sizde bu gece her halde önemli bir şey oldu de-diler.
Müslümanlarda:
-Peygamberimizin ashabından olan büyük bir zatın cenazesini si-zinde gördüğünüz gibi şu surun dibine gömmüştük. Vallahi onun kabri biz gittikten sonra açılacak olursa Arap ülkesinde artık hiçbir zaman çan çalınmaz, bizde hiçbir Hıristiyan memleketi kalmaz dediler.
Araplardan gelen bu tehdit Rumları çok fena korkuttu. Hemen ha-ber göndererek:
-Vallahi bizlerde şu peygamberinizin sahabisini azizlerimizden bir aziz bilir, onu elimizden geldiği kadar korur ve gözetiriz dediler.
Müslğmanlar çekildikten sonra Ebu Eyüp El Ensari’nin kabri üzeri-ne bir kubbe yaptılar. Bu kabir sık sık ziyaret edilir içinde kandiller yakılırdı.
Rumlar bu mübarek kabri sık sık, ziyaret ettikleri gibi bozulan yıkı-lan yerlerini düzeltir tamir ederlerdi. Büyğk bir saygı göstgerirler Onun vasitasıyla Allahtan sağlık ve şifa dilerlerdi.
Onun kabrinin civarında yapılan yağmur duaları muhakkak kabul olunurdu. Rumlar bu dualardan sonra bol ve bereketli yağmurlara ka-vuşurlardı.
Haçlı seferleri sırasında İstanbul gelen haçlı sürüleri tarafından ta-lan edildi. Bu ara Ebu Eyüp el Ensari’nin kabri de yıkılıp, yok oldu.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul’da gömü-lü olduğunu bildiği Ebu Eyüp el Ensari’nin mezarının bulunup gün yüzüne çıkarılmasını arzu etti. Büyük velilerden Ak Şemsettin Mu-hammed b. Hamza tarafından yeri keşfedilip ortaya çıkarıldı.
Ebu Eyüp el Ensari Hayber savaşı dönüşünde kendisine bir şey söy-lenmediği halde uyumayıp peygamberimizin çadırının çevresinde saba-ha kadar nöbet tutmuştu.
Bunu öğrenen peygamberimiz:
-Ey Allah’ım Ben koruyarak gecelediği gibi Sende Ebu Eyüb’ü koru diye dua etmişti.
Allah (c.c) ondan razı osun.
==============
MUAVVİZ B. HARİS EL ENSARİ (R.A)
Muavviz b. Haris b. Rifaa b. Haris Malik b. Neccar oğullarındandır.
Muavviz b. Haris ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir savaşında Ebu Cehil tarafından önce yaralandı sonrada vurulup şehit edilmiştir.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
==============
MUHRİZ B. NADLE (R.A)
Hicretten sonra peygamberimiz onu Umare b. Hazm el Ensari ile kardeş yapmıştı. Allah (c.c) yolunda hicret eden Müslümanlardandı.
Allah (c.c) ondan razı olsun
===============
UMÂRE B. HAZM EL ENSARİ (R.A)
Umâre b. Hazm b. Zeyd Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Hâlide bint-i Ebi Enes b. Sinan’dır.
Umare b. Hazm iknci Akabe bey’atında hazır bulunmuş hicretten sonra peygamberimiz onu Muhriz b. Nadle ile kardeş yapmıştı.
Umare b. Hazm Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda peygam-berimizin yanında yer aldı. Mekke’nin fethinde Mâlik b. Neccar oğulla-rının bayrağını taşıma şerefine ulaştı. Hz. Ebu Bekir zamanında yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
SEHL B. ATİK EL ENSARİ (R.A)
Sehl b Atik b. Numan, Malik b Neccar oğullarındandır.
Sehl b. Atik ikinci Akabe bey’atında bulundu ve Bedir savaşına peygamberimizin yanında katılmış Hz. Osman’ın halifeliği döneminde vefat etmiştir.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================
EVS B. SABİT EL ENSARİ (R.A)
Evs b. Sabit b. Münzir Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Suhta bint-i Harise’dir.
Evs b. Sabit peygamberimizin şairlerinden Hassan b. Sabit’in kar-deşidir.
Evs b. Sabit ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicretten sonra peygamberimizi onu Hz. Osman b. Affan ile kardeş yaptı.
Evs b. Sabit Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
====================
EBU TALHA ZEYD B. SEHL EL ENSARİ (R.A)
Ebu Talha Zeyd b. Sehl Malik b Neccar oğullarındandır. Annesi yine Necar oğullarından Ubâde bint-i Malik’tir.
Enes b. Malik’in üvey babasıdır.
Ebu Talha ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalara peygamberimizin yanında katıldı.
Kendisi ashabın sayılı okçularındandı.
Ebu Talha Uhud savaşında ok çantasını peygamberimizin önüne sermiş, kâh ok, kâh nara atmaktaydı. Onu bu halde gören peygamberi-mizde:
-Ebu Talha’nın sesi orduda kırk kişiden, yüz kişiden daha hayırlı ve daha yararlıdır buyurmaktaydı.
Ebu Talha Uhud günü ok çantasında bulunan elli oku birer, birer atarak sonunda tüketti. O ok attıkça peygamberimiz onun başı ile omuzları arasından okların düştükleri yere bakmaktaydı.
Bunu gören Ebu Talha:
-Ya Resulallah! Anam babam sana feda olsun. Sakın böyle yüksel-me! Belki sana müşriklerin oklarından biri değer. Benim göğsüm senin göğsüne siper ve fedadır derdi.
Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir kişi idi. Uhud günü ok ata, ata üç yay kırmıştı. Peygamberimiz yanlarından ok çantası geçen kimi görse hemen:
-Ok çantanı Ebu Talha’ya boşalt buyuruyordu.
Ebu Talha çantasından ve diğerlerinden kalan son oku da attıktan sonra:
-Ya Resulallah! Gördüğün gibi okum bitmiştir. Sen bizleri geri dur-durma ya Resulllah! Allah beni sana feda etsin dedi.
Peygamberimiz yerden bir ağaç dalı alıp:
-Ya Ebu Talha! Sen şu dal parçasını iyi bir ok alarak at buyurdu.
Ebu Talha uzatılan dal parçasını iyi bir ok niyetiyle attı. O dal par-çası bir mucize olarak iyi bir oka dönüştü ve bir müşriği vurup öldürdü.
Oklar bitince:
-Ya Resulallah! Şu vücudum vücuduna bir siperdir dedi.
Ebu Talha yıl orucu tutar ve bu orucunu devam eder dururdu.
Veda haccında peygamberimizin saçlarından bir tutam kapıp alan ve saklayanların ilki idi.
Ebu Talha hicretin otuz dördüncü yılında Medine’de vefat etti. Ce-naze namazını Hz. Osman kıldırdı. Vefat ettiğinde yetmiş yaşında idi.
Ebu Talha orta boylu, esmer tenli, gür sesli, güçlü kuvvetli bir Zat idi. Ağaran saçlarını boyayıp değiştirmezdi.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
====================
KAYS B. EBİ SA’SAA (AMR) EL ENSARİ (R.A)
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Mazin b. Neccar oğullarındandır. Annesi yine Mazinb. Neccar oğullarından Şeybe bint-i Asım’dır.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd kinci Akabe beytında hazır bu-lunmuş Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.
Peygamberimiz onu Bedir savaşına giderken yaya askerlere çavuş yapmıştı.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Kuran okumayı çok severdi. Bir gün peygamberimize:
-Ya Resulallah! Kuran’ı kaç günde bir okuyup hatmedeyim diye sordu.
Peygamberimizde:
-On beş gecede buyurdu.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd’e bu süre çok uzun geldi. Yine peygamberimize:
-Ya Resulallah! Ben Kuran’ı söylediğin zamandan daha kısa sürede hatmedebilirim. Ben kendimde bu gücü buluyorum dedi.
Peygamberimiz ses çıkarmayınca bildiği gibi okumaya, hatmetme-ye başladı. Fakat zamanla gözleri zayıfladı. Kuran’ı ancak on beş gün-de bir hatmetmeye baladı. O zaman peygamberimizin buyurduğuna uymadığı için pişman olarak:
-Keşke Resulallahın o gün verdiği ruhsatı kabul edeydim demekten kendini alamadı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============
AMR B. GAZİYYE EL ENSARİ (R.A)
Amr b. Gaziye b. Amr, Mazin b. Neccar oğullarındandır.
Amr b. Gaziye ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Bedir sava-şına katıldı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
==================
SAD B. REBİ’ B. AMR EL ENSARİ (R.A)
Sad b. Rebi’ b.Amr, Haris b. Hazrec oğullarındandır. Annesi yine Haris b. Hazrec oğullarından Hüzeyle bint-i İnebe’dir.
Cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilenler pek az bulunurken Sad b. Rebi’ okur yazardı.
İkinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve kabile temsilcisi seçil-miştir.
Peygambermiz onu hicretten sonra Abdurrahman b. Avf ile kardeş yapmıştı.
Sa’d b. Rebi’ Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı ve Uhud savaşında şehit oldu.
Uhud’ta yaralanıp yere serildiği zaman yanında bulunan Übey b. Ka’b’a:
-Ey Übey! Benden Resulallaha selam söyle ve haber ver ki ben ar-tık on iki yerimden yaralanmış ve ölmek üzere bulunuyorum. Ölüm halindeyken Sa’d b. Rebi’ Sana; Ümmetlerini doğru yola kılavuzlayan peygamberlerin alacakları mükâfatların en hayırlısı ve en üstünü ile Allah seni bizden dolayı mükâfatlandırsın diyor de.
Kavmin ensara da şunu haber ver. Sa’d b.Rebi’ size; Allah Aliah! Sizler Akabe gecesinde Resulalahı koruma taahhüdünde bulunmamış mı idiniz? Eğer kendilerinden bir tek kişi sağ kalırda Resulallah aleyhisselam şehit olursa Allah katında kendileri için ileri sürülebilecek hiç bir özür bulunmayacaktır diyor de dedi.
Çok geçmeden de şehit olarak vefat etti. Amca oğlusu Harice b. Zeyd ile aynı kabre gömüldü.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=====================
HARİCE B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)
Harice b. Zeyd B. Ebi Züheyr Hazrec b. Haris oğullarındandır. An-nesi Seyyide bint-i Amir’dir.
Harice b. Zeyd. Sa’d b.Rebi’nin amca oğlusudur.
Harice b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Hz. Ebu Bekir ile kardeş yaptı. Hz. Ebu Bekir aynı zamanda Harice b. Zeyd’in kızı Habibe ile evlenerek ona damat olmuş-tur.
Hacre b. Zeyd Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında şehit oldu. Sa’d b Rebi’ ile aynı kabre gömüldü.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
=====================
ABDULLAH B. REVÂHA EL ENSARİ (R.A)
Abdullah b. Revâha b. Sa’lebe Haris b Hazrec oğullarındandır.
Annesi Kebşe bint-i Vakit b. Amr’dır.
Abdullah b. Revâha iyi bir şairdi. Cahiliye devrinde Arplar arasın-dan yazı yazan pek az bulunurken o yazı yazardı.
Abdullah b. Revâha ikinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve kabile temsilcisi seçilmişti.
Kendisi Fetih ve ondan sonrakiler hariç bütün savaşlarda peygam-berimizin yanında katıldı.
Peygamberimizin emri ile Mu’te savaşında Hz. Cafer’den sonra kumandayı ele aldı ve şehit oldu.
Abdullah b. Revâha Hz. Cafer’in şahadetiyle sancak kendisine veri-lince atın üzerinde düşmana doğru ilerlemiş atından inip çarpışmak isteyince bir an tereddüt geçirmiş, bu tereddütleriyle kendi kendini kı-namış ve şöyle söylemiştir.
-Ey Nefsim! Yemin ederim ki sen bu gün bulunduğun mutlaka ine-ceksin.
Ya kendiliğinden inersin ya da zorla indiririm.
Müslümanlar toplanmış da bağrışıyorlar duymuyor musun? Kimi-ler istircâ getirip bizler Allah’ın kullarıyız ve Ona dönücüleriz diyorlar.
Sen hâlâ bir tereddüdün ardında duruyorsun.
Ey nefsim! Sana ne oluyor ki ben seni vaat edilmiş cennetten hoş-lanmaz görüyorum.
Şu dünyadaki sükunetli yıllarında uzamışta uzamıştır.
Eskimiş bir su tulumunun içinde bir damla sudan başka nesin ki?
Ey nefis şunu iyi bil ki!
Şimdi öldürülmezsen er geç öldürüleceksin.
Zilletle yaşamaktansa şerefiyle ölmek daha güzel değil mi?
Ölümün ateşi gelip sana çatmış bulunuyor,
Arzu etmediğin şey sana şimdi verilmiştir.
Senden önceki iki kişi (Zeyd. Harise ile Hz. Cafer b. Ebu Talib) sana güzel örmek değil mi?
Onların gittiği yoldan gider isen doğru bir iş yapmış olursun.
Gecikirsen bedbahtlardan birisindir.
Ey nefis söyle bana! Şehit olmaktan sen sakındıran hangi şeylerdir?
Eğer çekintin güzel karımdan ayrı kalıp, ondan mahrum olmaktansa bil ki ben onu üç talakla boşadım.
Çekinti neden kölelerinden ayrı kalmaktansa onlar zaten azat edil-miş hür insanlardır.
Eğer çekintin savaştan savaşa koşmak nedeniyle bakımsız bir hale gelmiş bağımdan bostanımdan ayrılmak nedeniyle ise bilki onlar da Resulallaha bağışlanmış, Ona bırakımlı bulunuyor.
Artık seni bu dünya da tutan tek bir bağ dahi kalmadı.
Artık ne duruyorsun? Dedi.
Abdullah b. Revâha üç günden beri ağzına bir lokma bir şey koy-mamıştı.
Düşmanla çarpıp döndükten sonra amcasının oğlu ona üzerinde bir parça et bulunan bir kemik uzatarak:
-Al bunu ye de biraz olsun güçlen dedi.
Abdullah b. Revâha etin ucundan birazcık ısırmıştı ki Müslümanla-rın bulunduğu köşede bir kargaşa koptu ve bozulma oldu.
Abdullah b. Revâha yine kendi kendine kınayarak:
-Ey Revaha’nın oğlu! Yazıklar olsun sana. Sen hâlâ bu dünyada yiyip içmekle uğraşmaktasın dedi. Elindeki etli kemiği atarak düşman üzerine saldırdı. Önce bir düşman mızrağıyla yaralandı. Sonrada iki saf arasında yıkıldı kaldı. Arkadaşlarına:
-Ey Müslümanlar! Kardeşinizin cesedini koruyunuz diye bağırdı. Sonra şehit olarak can verdi.
Abdullah b. Revaha oruç tutmayı, namaz kılmayı çok severdi.
En sıcak günlerde yapılan seferlerde hararetin şiddetinden eller baş-lara konulduğu sıralarda peygamberimizle Abdulah b. Revâha’dan baş-ka oruçlu bulunmazdı.
Allah (c.c) ondan razı olsun.
==================