“Bildiklerimiz, Ebu’l Hasan Harakânî’den aldıklarımızdır.” dermiş Hazreti Mevlânâ…
Ebu’l Hasan Harakanî, ümmiler sultanı…
Bâyezid-i Bistamî Hazretlerinin türbesini her ziyaretinde, ayak üstünde durur, fatiha ve ihlas okuduktan sonra,
“Ey Yüce Rabbim! Bâyezid’e ihsan buyurduğun hikmetten ve giydirdiğin marifet libasından bir nasib de izzet ve celalin hakkı için Ebu’l Hasan kuluna ihsan eyle” diyen ve duasına icabet edilen er kişi…
“Keşke bütün yaratılmışların yerine ben ölseydim de, onlar ölümü tatmasaydı. Keşke bütün yaratılmışların cezasını bana çektirseler de, onlar cehenneme gitmeseydiler!” derdi…
“Alim kişi sabah kalkar, ilmini artırmaya çalışır, zahid zühdünü artırmaya çalışır, Ebu’l Hasan ise kardeşinin gönlünü mutlu etme peşindedir.” diye hâlini arz ederdi.
Bir gün sordular ona, “Mürid kimdir?”diye:
Ne cevap verdi bilir misiniz?
“Kapıdan içeri girdiğinde, mürşidinin kendisiyle ilgilenmesi gerekmeyen kişidir.
Mürid o kimsedir ki; şeyhinin meclisinde, ayakkabıların konduğu yerde dahi olsa, halinden memnun olan kişidir.
Annenin kurabiyeye sürerek çocuğu kandırdığı gibi, kandırılması gereren kişi mürid olamaz.”
Şimdiii…
Mürid var mı mürid?!..
Kaynak: Yenidünya Dergisi