Büyüklerle görüşme edepleri
Mürid, mürşidi ile görüşmek istediğinde şunlara dikkat etmelidir:
1. Ziyarete gitmeden önce ziyaret için müsait olup olmadığını öğrenmeli, ziyareti uygun bir zamanda yapmalıdır.
2. Mürşidinin huzuruna girmeden önce abdest alıp beklemeli, şayet mürşidi meşgul ise uygun zamana kadar beklemeli, bu arada zikr-i kalbî ile meşgul olmalıdır.
3. Huzura girince yumuşak bir sesle selam vermeli, yer gösterilirse gösterilen yere, gösterilmemiş ise müsait olan bir yere oturmalı, şayet sohbet ediliyorsa sohbetin manevi halini bozmadan uygun bir yere oturmalıdır.
4. Yapılan sohbeti dikkatle dinlemelidir. Yapılan sohbet sanki sadece kendisine yapılıyormuş gibi kendini muhatap görmeli ve azami derecede istifadeye çalışmalıdır.
5. Sohbet anında ve üstadının huzurunda otururken mümkünse yönünü ona doğru çevirmelidir.
6. Mürid, şeyhinin bulunduğu yerde nafile ibadetlerle meşgul olmamalıdır. Uygunsuz hareketler yapmamalı ki feyz yolları kapanmasın.
7. Şeyhini çok meşgul ederek işlerinde, sözlerinde, sual ve cevaplarında şeyhi ile çok beraber olmak için kapıyı zorlamamalı, kendisine bir şey sorulmadıkça konuşmamalı ve kendi görüşünü izhar etmemelidir. Birisi şeyhe sual sorduğu zaman onun huzurunda ondan evvel cevap vermeğe kalkışmamalıdır.
8. Mürid, meclisde sesini yükseltmemelidir. Çünkü büyüklerin yanında sesini yükseltmek sû-i edebdir. Konuştuğu zaman az, öz ve sade konuşmalı, sesi anlaşılır ve alçak seviyede olmalıdır.
9. Sâlik bazı vak’aları, rüyaları ve mükâşefeleri tabire kalkışmamalıdır. Gönlüne takılan ve kendisini meşgul eden manevi sıkıntıları, rüya ve manevi durumlarını müsait zamanlarında şeyhine veya halifesine anlatmalı eğer şeyh yorum yapmayıp susarsa bir şey sormadan beklemeli, yorum yaparsa ona uymalıdır.
10. Onunla bir başkasına selam yollamamalıdır. Yani bir mürid şeyhine “filan kimseye selamımı götürünüz” diyemez. Çünkü bu bir sû-i edebdir.
11. Sohbet veya hizmet için davet ederse, verilen emri hemen yerine getirmelidir. Verilen hizmet ve görev için nerede, nasıl, neden gibi sorular sormamalıdır.
12. Uzakta ise yılda bir, yakında ise ayda bir mürşidinin sohbetinde bulunmaya gayret etmelidir.
13. Misafir olarak gelen şeyhe ikram yapacağı zaman imkan nisbetinde eşyaların en iyisini kullanmalı, sofrada ilim ve takvada üstün olanların onun etrafında olmasına özen göstermeli, istirahat edeceği zaman kolay istirahat etmesini sağlamaya çalışmalıdır.
Allah Teâlâ cümlemizi bu edeblerle en güzel şekilde terbiye etsin ve bizleri menzil-i maksudumuza eriştirsin, âmîn.
İmam Abdülvehhab Şa’rânî Hazretleri “en-Nefehâtü’l-Kudsiyye” kitabında, “Bu bahsi, seyyidlerim Şeyh İbrahim Düssûkî ve Ali bin Vefa hazretlerinin sözlerinden yaptığım özetle bitirmek istedim, diyor ve buyuruyor ki: “Başarıya ulaştıran ancak Allah’dır. Şeyhine bağlılık hususunda cehd ü gayret göstermeyen kimse, sonunda mürid olup felaha eremez. Mürid öyle olmalıdır ki, mürşidi uyuyunca uyusun, uyanınca uyansın. Yani mürid her halinde şeyhinin haliyle hallenmeğe çalışmalıdır.
Şeyh İbrahim Düsûkî hazretleri buyurmuşlardır ki: “Mürid şunları hatırından çıkarmamalıdır:
Mürid, farz ve vaciblerini, nafilelerini eda etmekte kendisi için zaruri bilgileri öğrenmelidir.
Sâdık müridin sermayesi muhabbet ve teslimiyettir. Müridin, inadlık ve muhalefet illetlerinden kurtulması lazımdır. Sâdık mürid olmanın bir başka şartı iddiacı olmamaktır. İsterse bu konu sadakat konusu olsun. Mürid, töhmet mahallerinden uzak durmalı, şüphe uyandıracak işler yapmamalı ve bu gibi şeylerden şiddetle kaçınmalıdır. Mürid, şeyhinden izinsiz olarak meclisde konuşmamalıdır.
Mürid, tarikata kalbiyle ve bedeniyle bağlanıp zahiren ve bâtınen hizmet etmelidir. Daha ehlullah ahlakıyla ahlâklanmadan tarikat hakkında kulaktan dolma bilgileri her yerde konuşmamalıdır. Zamanımızda tarikat ehli diye bilinenlerin çoğu hayra koşmayı bıraktılar, işin lafını etmeğe koyuldular. Allah bunları hidayete ulaştırsın. Sâdık mürid olmanın bir şartı alelade ve düşük hareket etmemektir.
Sâdık mürid, halkın kendisini tezkiye etmelerine, üstün görmelerine aldanmaz ve nefsini sık sık hesaba çeker. Şeyhler, nice müridlere istikamet sahibi oldukları vakitlerde icazet vermişler, çokları icazet aldıktan sonra bu istikametlerini muhafaza etmemişler ve her şeyi bozup dağıtmışlardır. Şüphesiz bu icazetlerin böyle durumlarda geçerliliği yoktur.
Muhammed b. Abdullah el-Hânî ‘nin h.z. lerinin”ADAB” adlı kitabından alınmıştır.