Kitap ve Sünnet ‘ten İmam’ın Artıp Eksildiğine Dair Deliller
İmanın artıp eksildiğine dair Kitap ve sünnetten deliller ile seleften gelen rivayetler gerçekten çoktur. Bunların bir bölümü Yüce Allah'ın su buyruklarıdır:
"Ayetleri karsılarında okunduğu zaman (bu) onların imanını arttırır." (et-Enfal, 8/2)
"Allah hidayete erenlerin hidayetini arttırır." (Meryem, 19/76)
"İman edenlerin de imanı artsın." (el-Muddessir. 74/31)
"İmanlarına iman katarak arttırmaları için müminlerin kalbine sükûn ve huzur indiren o’dur." (el-Feth, 48/4)
"Onlar öyle kimselerdir ki insanlar kendilerine: 'Düşmanlarınız size karsı bir ordu hazırladılar O halde onlardan korkun' dediklerinde bu onların imanlarını arttırdı ve- 'Allah bize yeter, O ne güzel Vekildir' dediler.' (Al-i İmran, 3/173)
Bu ayet-i kerime ile ondan önceki ayet hakkında; buradaki artıştan kasıt, kendisine iman dilen hususların artısıdır, nasıl denilebilir? İnsanların söyledikleri bir söz olan; "insanlar size karsı bir ordu hazırladılar. O halde onlardan korkun" sözünde teşri' olarak bildirilen bir artış var mıdır? Müminlerin kalplerine huzur ve sükûnun indirilmesinde teşri' bakımından bir artış var mıdır?
Müminlerin kalplerine huzur ve sükûn Hudeybiye'den dönüşlerinde indirilmesinin sebebi, itminan ve yakîn'lerinin artması içindi. Bunu da Yüce Allah'ın su buyrukları desteklemektedir:
“Onlar o gün imandan çok küfre daha yakındılar." (Al-ı İmran, 3/167)
"Bir sure indirildiği zaman içlerinden bazıları: 'Bu hanginizin imanını arttırdı? ' derler, iman etmiş olanlara gelince, (bu) daima onların imanını arttırmıştır ve onlar birbirleriyle müjdeleşirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların murdarlıklarına murdarlık katıp arttırdı ve onlar kâfir olarak ölüp gittiler." (et-Tevbe. 9/124-125)
Fakih Ebu'l-Leys es-Semerkandî -Allah'ın rahmeti üzerine olsun-nin tefsirinde bu ayet-i Kerime’yi açıklarken naklettiği su hadise gelince:
Bize Fakih anlattı dedi ki; Bize Muhammed b. el-Fadl ile Ebu'l-Kasım es-Sâbâzî anlattılar, dediler ki: Bize Faris b. Merdeveyh anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b- el-Fadl b. el-Âbid anlattı, dedi ki; Bana Yahya b. isa anlattı, dedi ki: Bize Ebu Mutîl, Hammad b. Seleme'den anlattı, o ibn el-Muhazzim'den, o Ebu Hureyre - Radıya/ia/ıu anadan naklen dedi ki: akîf'liler, Rasûlullah -sav-e gelip dediler ki: Ey Allah'ın Rasûlü iman artar ve eksilir mi? O: "Hayır, iman kalbte mükemmeldir, onun artması ve eksilmesi küfürdür"
Hocamız İbn Kesir'e -Yüce Allah'ın rahmeti üzerine olsun- bu hadisin durumu hakkında soru sorulmus ve su cevabı vermisti; Ebu'l-Leys'ten itibaren Ebu Mutil kadar senette yer alan ravî'lerin hepsi meçhuldürler. Meshur tarih (hadis ravîlerinin biyografilerin) hiçbirisinde bunlar bilinmemektedirler.
Ebu Mutî' ise el-Hakem b. Abdullah b. Mesleme el-Belhi'dir. Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Maîn, Amr b. Ali el-Fellâs, Buharî, Ebu Davud, NesaT, Ebu Hatim er-Razî. Ebu Hatim Muhammed b. Hibban el-Bustî, el-Ukaylî, ibn Adî, Dara-kutnî ve baskaları onun zayıf bir ravî oldugunu belirtmislerdir. Ebu Hureyre'den rivayet eden asıl kisi ise (sened'de kaydedildigi sekliyle ha ile ibn Muhazzim degil; he ile) Ebu'l-Muhazzim'dir. Yazıcı bunu tashif etmis (harflerde degisiklik yapmıs)dır. Adı Yezid b. Süfyan'dır. Onu da birden çok kisi zayıf ravî olarak kabul etmis; Su'be b. el-Haccac ondan rivayeti terkeîmistir. en-Nesaî: Û metruk bir ravî'dir, demektedir. Su'be ise onu: Ona iki kurus verecek olsalar, kendilerine yetmis hadis nakleder, sözleriyle hadis uydurmakla itham etmistir. Peygamber -sav- de kadınları akıl ve din bakımından noksanlık ile nitelendirmiş (Müslim 79) ve söyle buyurmustur: 'Sizden herhangi bir kimse beni çocugumdan, babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmis olamaz."(Buhari 15; Müslim 44; Müsned, III, 207, 275, 278)
Maksat kemalin söz konusu olmayacagını bildirmektir. Bunun benzerleri pek çoktur. İmanın subeleri hadisi, sefaat hadisi, cehennem atesinden kalbinde bir zerrenin asgarisinin de asgarisi kadar bir miktarda iman sahibi olan kimsenin çıkarılacagına dair hadis gibi.
Artık bütün bunlardan sonra: "Semavattakilerin ve yerdekilerin imanı birbirine esittir. Aralarındaki fazilet farkı, imanın dısında baska bir takım hususlardan ileri gelir" demek nasıl mümkün olabilir?
Ashab -Allah hepsinden razı olsun-ın bu kabilden sözleri de gerçekten pek çoktur. Onlardan bazıları:
Ebu'd-Derdâ -ra- arttı- söyle demistir: Kisinin zaman zaman imanını gözden geçirmesi,
ondan neyin eksildigine bakması fıkhındandır. Yine imanının artmakta mı yoksa eksilmekte
mi oldugunu bilmesi de kulun fıkhındandır.
Ömer -ra anh- arkadaslarına: Gelin, imanımızı arttıralım der ve bunun üzerine aziz ve
celil olan Allah'ı zikrederlerdi. (ibn Ebi Seybe, İman 108; el-Musannet, XI, 26)
İbn Mes'ud -ra- da dua'sında: Allah'ım imanımızı, yakîn'imizi ve fıkhımızı arttır, derdi. (Taberânî el-Mu'cemu'l-Kebır, 8549; el-Heysemî, Mecmauz-Zevnd, X, 185)
Muaz b. Cebel -ra- bir adama: Gel, beraber oturalım da bir saat (an, süre) iman edelim, dedi. (İbn Ebî Seybe. İman 116; el-Musaıme!. XI, 43) Bunun bir benzeri Abdullah b. Revaha'dan da rivayet edilmistir. (Buharı, iman bölümünün baslarında; ibn Ebî Seybe, iman 105)
Ammar b. Yasir -ra-ın da söyle dedigi sahih olarak rivayet edilmistir: Üç özellik kimde bulunursa, o kimse imanını kemale erdirmis demektir. Kendisine karsı (kendisini kayırmaksızın) adil davranması, az varlıgına ragmen infak etmesi ve herkese selamı yayması. Bunu Buharî -Allah'ın rahmeti üzerine oisun-Sahih'inde zikretmektedir. (İbn Ebî Seybe, el-Musannef. XI. 43)
Bu kadarı da yeterlidir, basarı Allah'tandır.
"imanın amele atfedilmesi, onun farklı olmasını gerektirir. Dolayısıyla amel iman
denilen seyin kapsamına girmez" görüsüne gelince, süphe yok ki iman kimi zaman amel
anılmaksızın. kimi zaman da islam anılmaksızın mutlak olarak zikredildıgi gibi, bazen saiih
amel ile birlikte, bazen de islam ile birlikle zikredilebilir. Mutlak olarak zikredilmesi halinde
ameli de gerektirir,
Yüce Allah söyle buyurmaktadır: 'Gerçek mü'minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldıgı
zaman kalpleri titrer, âyetleri karsılarında okundugu zaman (bu) onların imanını arttırır." (el-Enfal, 8/2):
"Mü'minler ancak Allah'a ve Rasûlüne iman eden ve sonra da süpheye düsmeyen... kimselerdir," (ei-Hucurat, 49/15);
"Mü'min-ler ancak o kimselerdir ki onlar Allah'a ve Rasûlüne iman ederler..." (en-Nur, 24/62);
"Eger Allah'a, peygambere ve ona indirilene iman etmis olsalardı, onları veli edinmezlerdi." (el-Maıde, 5/8)
Peygamber -sav- de söyle buyurmaktadır: "Zanî, zina ederken mü'min olarak zina etmez." (İcmârî ve Tafsilî Bakımdan imanın Artısı' baslıgında zikredilen bu hadisin kaynakları da orada
gösterilmistir.)
"Birbirinizi sevmedikçe iman etmis olamazsınız." (Müslim 54.)
'Bizi aldatan, bizden degildir."; "Bize karsı silah tasıyan bizden degildir." (Müslim 101.)
Burada "bizden degildir' buyrugunu bizim gibi degildir diye açıklayanların açıklaması gerçekten ne kadar da uzaktır: Bu bir tarafa, hiç aldatmayan kimse Peygamber ve ashab'ı gibi
olabilir mi?
iman'a 'salih amel' atfedilecek olursa, sunu bilelim ki bir seyin, bir seye atfedilmesi, atfedilen ile kendisine atfedilenin farklılıgını gerektirmekle birlikte; her ikisi için söz konusu edilen hükümde ortak olmalarını da gerektirmektedir. Farklılık (mugayeret)in de çeşitli mertebeleri vardır:
En ileri mertebesi bunların birbirlerinden farklı olmalarıdır. Biri ötekinin kendisi olmadıgı gibi, onun bir parçası da degildir ve bunların arasında gerekti-ricilik (birinin varlıgını digerinin var olmasını gerektirmesi) yoktur. Yüce Allah'ın su buyruklarında olduğu gibi:
"Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlıgı var eden..." (ei-En'âm. 6/1); 'Tevrat'ı ve incil'i de indirdi." (Ai-ı imran, 3/3) çogunlukla görülen atıf sekli budur. Bundan sonra aralarında gerektiricilik iliskisinin bulunmasıdır. Yüce Allah'ın su buyrugunda oldugu gibi: "Kendiniz bilip dururken, hakkı batıla karıstırmayın ve hakkı gizlemeyin." (ei-Bakara. 2/42); "Allah 'a itaat edin ve Rasl/e de itaat edin. "(el-Maıde, 5/92)
Üçüncü mertebe bir seyin bir parçasını, kendisine atfetme mertebesidir. Yüce Allah'ın su buyruklarında oldugu gibi: "Namazları ve özellikle de orta namazı koruyunuz." (et-Bakara,
2/238); "Kim Allah'a ve meleklerine ve peygamberlerine ve Cebrail'e ve Mikail'e düsman olursa..." (ei-Bakaıa. 2/98); "Hani biz peygamberlerden.. ahıdlerini almıstık ve senden de" (ei-Ahzab, 33/7)
Bu türden atıflarda iki durum söz konusudur:
1- Atfedilenin birincisinin kapsamına girmesi hali. O takdirde iki defa söz konusu edilmis otur.
2- Atfedilmesi bu yerde onun, kapsamına girmemesini gerektirmektedir. Tek basına söz konusu edilmesi halinde, kapsamına girse dahi. Mesela "fakirler ve miskinler" lafızları ile
buna benzer tek baslarına olmaları halinde ayrı, birlikte bulunmaları halinde ayrı ve farklı
manaları ifade eden diger lafızlar ile ilgili yapılan açıklamada görüldügü gibi.
Dördüncü mertebe, sıfatlarının farklılıgı dolayısıyla bir seyin, bir seye atfe-dilmesidir. Yüce Allah'ın: "O, günah/an bagıslayandır ve tevbeleri kabul eden-dir." (ei-Mu'min, 40/3) buyrugunda oldugu gibi. Siirde de sadece lafzın farklılıgı do-layısı ile atıf yapıldığı görülmüstür. Sairin: 'O, onun sözlerinin yalan ve dolan oldugunu gördü" mısraında böyledir.
Sözde atıf bu sekillerde görüldügüne göre biz de sari'in sözüne bakarız. Onun sözlerinde iman lafzı nasıl varid olmustur? Mutlak olarak zikredıldıgi takdirde bir takva, eddin ve 2slarn dini lafızları ile kastedilen seylerin kastedildigini görürüz.
Ayetin nüzul sebebinde söz konusu edildigine göre, Ashab-ı Kiram, imanın ne
olduguna dair soru sormus, bunun üzerine Yüce Allah da su: "Yüzlerinizi dogu ve batı'ya
döndürmeniz bir (iyilik) demek degildir..." {ei-Bakara, 2/177) buyrugunu indirmistir.
Sahih(-ı Buharî)de, Peygamber -satiatiahu aleyhi veseitem-\n Abdu'l-Kays heyetine
söyledigi su sözler de bu kabildendir: "Ben size bir ve tek olarak Allah'a iman etmenizi
emrediyorum. Allah'a iman etmenin ne demek oldugunu biliyor musunuz? Bir ve tek olarak
Allah'tan baska hiçbir ilah olmadıgına, ortagının bulunmadıgına sehadet etmek, namazı
dosdogru kılmak, zekatı vermek ve ganimetin beste birini vermenızdir."1Buharı 53, 87, 523,
1398, 3095, 4368, 4369: Müslim 171.
Kalbte iman bulunmaksızın bu amelleri islemenin, Allah'a iman etmek demek
oldugunu kastetmedigi bilinen bir husustur. Çünkü baska yerlerde kalbin imanının
kaçınılmaz oldugunu bildirmistir. Böylelikle bunların, kalbin imanı ile birlikte iman olacagı
bilinmis olmaktadır.
Arlık bu delilin ötesinde amellerin de iman adının kapsamına girdigini ortaya koyacak
baska bir delil olabilir mi? Bu hadis imanı ameller ile açıklamakta ve tasdiki söz konusu
etmemektedir. Çünkü inkar ile birlikte bu amellerin bir faydasının olmadıgı bilinen bir
husustur. Müsned'de yer alan rivayete göre Enes -Hadıyai/afıu antı-, Peygamber -sav- söyle
buyurdugunu bildirmistir: "islam aleniliktir, iman ise kalptedir."1 Müsned, III, 135.