İnternette verilen yanıtlar beni tatmin etmedi zira kaynak göstermiyorlar.Bu konudaki bilginiz nedir?
İnternette verilen yanıtlar beni tatmin etmedi zira kaynak göstermiyorlar.Bu konudaki bilginiz nedir?
İnternette verilen yanıtlar beni tatmin etmedi zira kaynak göstermiyorlar.Bu konudaki bilginiz nedir?
efendim size "hak sözün vesikaları" kitabını tavsiye ederim.(sizin merak ettiğiniz konuyu anlatan birinci bölüm kırk sayfa kadar.)
kitabın birinci bölümü olan Abdullah süveydi hazretlerinin Hücec-i kat’ıyye kitabı sizi mufassalan bilgilendirecektir. şii alimleriyle osmanlı aliminin ilmi münazarasını aktaran bir kitaptır çok faidelenirsiniz inşaallah. kitabı temin edemezseniz diye aşağıya linkini koyuyorum.
Bu kitapta, tam 10 risale [kitapçık] vardır:
1- Abdullah-ı Süveydi hazretlerinin Hücec-i kat’ıyye kitabıdır. Ehl-i sünnetle Şiilerin arasındaki ayrılığın giderilmesini ve Nadir Şah’ın bu husustaki fermanını bildirmektedir.
2- İmam-ı Rabbani hazretlerinin Redd-i Revâfıd kitabıdır.
3- Osman Efendi’nin Tezkiye-i ehl-i beyt kitabıdır. Bir din cahilinin yazdığı Hüsniye kitabına cevap verilmektedir.
4- Bu bölümde, din cahillerinin çeşitli fikirlerine cevap verilmekte, bilhassa namaz ve mescidler konusunda geniş bilgi olup, namazın beş vakit olduğu delillerle açıklanmaktadır.
5- Bu bölümde, Ehl-i beytle Eshab-ı kiramın birbirlerini çok sevdikleri açıklanmakta ve bu hususta iftira edenlerin sözleri, ilmî olarak cevaplandırılmaktadır.
6- İmam-ı Rabbani hazretlerinin Peygamberlik nedir kitabıdır. Bu bölümde Peygamberliğin ve mucizenin ne olduğu, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinin ispatı bildirilmektedir.
7- İmam-ı Rabbani hazretlerinin hayatıdır. Bu bölümde ayrıca, İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğlu Muhammed Masum hazretlerinin 33 kıymetli mektubu da mevcuttur.
8- İmam-ı Gazali hazretlerinin, Eyyühel-veled yani Ey Oğul kitabıdır.
9- Bu bölümde, İslamiyet’e iftira atanlara cevap verilmektedir.
10- Bu bölümde, komünizm ve komünizmde din düşmanlığı hakkında geniş bilgi vardır.
http://www.hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=009
http://www.huseyinhilmiisik.com/kitaplar/02-hsvesikalari.pdf
http://www.huseyinhilmiisik.com/kitaplar/01-faidelibilgiler.pdf
Esasında bu konu ile alakalı bir kaç kaynak belirtmek istiyorum... Şimdilik bununla yetineceğim...
Necip Fazıl ''Doğru Yolun Sapık Kolları kitabında'' bu konuya değiniyor... İlgilenenler için çok faydalı olur...
Abdulkadir Geylani Hazretleri ''Günyetüt Talibin'' kitabında bu konuyu ayrıntılı bir şekilde işliyor... Şia meselesini tüm kolları ile kuşatıcı bir şekilde ele alıyor...
İmam Rabbani ''Mektubat'' eserinde Şia ile ilgili net bilgiler veriyor...
Kaynaklar çok güvenilir, gördüğünüz gibi... Bu kitaplara kolay bir şekilde de ulaşılabilir...
SÖVERİM_
Söverim derken???
küfür etmek !
Niye, fikrin yok mu???
şia sapıktır doğrumu hacegan? cevabın evetse bende senin evetinin arkasından................................. derim ! uzatmam işi. he benimde fikrim var tabiki.
ehli bidate karşı elhamdulillah ilmimde var!!! ama hoşaf soğutmaya vaktim yok! tarzımda değil.
Ebu Ali Dekkak (r.h.) şöyle buyurur: Her insanın üçyüz altmış damarı vardır. Eğer üçyüz elli dokuz damarı Peygamber (sav) efendimiz'in ashabı kiramına muhabbet, bir tanesi Peygamberimiz sav in ashabından birine düşmanlık, sevgisizlik üzere bulunsa, ölüm zamanında emir gelir ve canını o bir damardan alırlar. bunun bozukluğu sebebi ile dünyadan imansız gider.
(Rıyadü-n Nasihin, s.96)
Tefsir alimi Alusi der ki, "Maveraunnehir alimlerinin çoğu; isna aşeriyye fırkasının (rafiziler) kafir oluşuna hükmetmişlerdir. çünkü onlar sahabe-i kirama (ra) küfretmektedirler. Özellikle de Peygamber Efendimizin sav gözü kulağı mesabesinde olan şeyheyne (Hz. Ebubekir ra ve Hz. ömer ra) küfretmektedirler. Sıddık'ın hilafetini reddediyorlar. Müminlerin annesi olan Hz. Aişe'ye (ra), Allah onun temiz olduğunu bildirmesine rağmen iftira atmaktadırlar.
(Usul mezheb el rafida. cilt.3, s.1271)
Huccetül İslam İmam Gazali buyuruyor ki; "Şiilerin iki yönden tekfir edilmesi gerekir;
Birincisi şudur ki, onlar ehli sünneti tekfir ederler ve kafir olarak bilirler. Bu sebeple bu büyük çoğunluğa kafir diyen, kafirdir.
İkincisi ise şudur ki; onlar sahih hadisleri reddediyorlar. Hz. peygamberin sav sözlerini reddediyorlar. Bu sebeple de tekfirleri gerekir."
(Fedau'l Batınıye'den özetle)
Ihtiyatlı yaklaşılmalı. Bu kutuplaşmalar Müslüman alemine zarar, ümmete muhalefet. Şia'nın pek çok muhtelif kolu var. Gidiniz umrede haccda çok İran'dan gelen Müslüman göreceksiniz. Bu insanları nereye koyacağız? Ayrıca sahih hadis de olsa ahad haber hükmündedir yani mütevatir değildir. Inkarı İslam dairesinden çıkarmaz. Diyeceğiz ki kendi içlerinde mazurdurlar ama daha sahih mezhebe geçmedikleri, daha doğru itikad üzere olmadıkları için hesaba çekileceklerdir. Tekfir basit bir argüman değildir.
YAHU HZ AİŞE ANNEMİZE HAŞA SÖVENLER BU ...MÜPTEZELLER DEĞİLMİ HALİFELERE KAFİR DİYENLER BUNLAR DEĞİLMİ! KABEDE NAMAZ KILIYOR DEDİNİZ EEEE SONRA NAPIYOLAR BİLİYOMUSUNUZ . MEDİNE-İ MÜNEVVEREDE EFENDİMİZİN HUZURUNDA KARILARI BAĞIRA BAĞIRA ZILGIT ÇEKİYOR!!! MÜSADE EDİLSE ERKEKLERİNİN NE HALT EDECEĞİ BELLİ DEĞİL ... BIRAKIN LÜTFEN SİZ BUNLARI NE SANIYORSUNUZ ANLAMIYORUM ! YA LANETULLAHİ ALEYH NEDEMEK Bİ SÖYLERMİSİNİZ. vede bunu sahabe-ye söylemek nedemek!. söyletmeyin daha fazla .iş bukadar net ve ayyukada. ilerisi hoşaf soğutmak oluyor!!
okadar geniş geniş ihtiyat dediğiniz şeyi islam bırakmıyor size haberiniz olsun. kafir diyemiyoruz bu zümreye. ama canım-ız istedikçe sövmeye bi engel sözkonusu değil..(kimse sövmesin sövene de mani olmasın)
son söz.... böyle buyurdu büyük zat.... taş gediğinde!
oturma münkir ile yeme sancı, pas alırsın paklayamaz sonra seni her kalaycı!
Ben hepsinin aynı kefede değerlendirilmesine karşıyım. Ben de sahabe -i güzine hakaret eden ve küfür isnad edenleri savunuyor değilim. Allah ıslah etsin yoksa azaba uğrayacakları muhakkak. Her neyse burada bağırılmadan, birini kalaylamadan konuşamaz mı olduk nedir yani? Herkes bir hoş. Nezih bir üslup dini meselelere yakışandır. Yoksa tenkid ettiğimiz o insanlardan ne farkımız kalır?
Tamam beyfendi sövünüz.
Aslında aynı şeyleri savunuyorsunuz... Mesela hafakan küfür derken, mümin de küfre karşı çıkarken yine aynı cümlelerle bu sapık mezhebe karşı çıkıyorsunuz... Şöyle ki; hafakan küfür derken, affedersiniz ana avrat bir küfürden bahsettiğini düşünmüyorum... mümin Şia'ya nasıl karşılık verirse, hafakan da öyle verecektir...
Mesela...
İmam Rabbani 54. mektubunda bu sapıklardan bahseder: ''Bidatçı biriyle dost olmak kafirle dost olmaktan daha zararlıdır.''
İmam Rabbani şöyle devam ediyor:'' Şeriatı ve Kuranı ilk tebliğ edenler Sahabeyi kiramdır. Eğer onlar kötülenirse Kuranı Kerim ve şeriatın da kötülenmesi gerekir.'' İmam Rabbani böyle dedikten sonra, Kuranı Hz. Osman'ın topladığını, Hz. Osman'ın kötülenmesi demek, Kuranın kötülenmesi demek olduğunu belirtir, aynı mektubunda...
Necip Fazıl da Şia kollarını basit bir şekilde saydıktan sonra sapıt sapıtabildiğin kadar demiştir.
Bakın Şia hakkındaki hükümler en sert bir şekilde verilmiş zaten... O yüzden ikinizde aslında bu sözlerin altına imzanızı atarsınız, değil mi?
Bu arada malum kitaplardan alıntıları buraya yazacağım zaman zaman...
eyvallah hacegan sen anlamışşın olayı. mümin arkadaşımın konuya bukadar ılımlı ve iyimserlik çerçevesinde bakmasına şaşırdım sadece .
tepkimse bu zihniyete yaklaşımlarımızda iyimser olmamıza ! yoksa kimseye gider yapmak niyetinde değilim.
şiayı anlamak için tarihi iyi bilmek lazım. Bakalım Osmanlı devleti ve iran ilişkilerine. Osmanlı ile İran arasında savaşlar olmuştur. ancak durduk yere Haçlılarla savaşmak varken Osmanlı hiçbir zaman Müslüman devletlerle savaşmamıştır. Durduk yere hiçbir zaman Osmanlı İrana saldırmamıştır ancak o İran en büyük düşman olarak her zaman osmanlıyı görmüş ve her fırsatta fitne, fesat çıkarmış, kan dökmüştür. Ve neticede Osmanlı'nın şerefli kılıcından nasibini şeyhülislamların fetvası ile almıştır.
Kanuni 13 sefer yapmıştır bizzat ordusunun başında ve bu seferlerden 3 tanesi doğu seferidir. Kanuni'nin batıya sefer yapmasını fırsat bilen Şah İsmail'in oğlu Tahmasb, doğuda karışıklıklar çıkarmış ve hatta haçlılara Osmanlıya karşı ittifak talebinde bulunmuştur. Bütün dünya Müslümanlarının hamisi olan Osmanlı'nın çok daha mühim işleri varken, Kanuni 3 kez Tebriz'e girmek mecburiyetinde kalmış ancak karşısına çıkma cesaretini gösterecek bir İranı bulamamıştır. Tabi şunu da belirtmek de fayda var 13 seferi hümayunda Kanuni'nin karşısına sadece Mohaç'ta düşman çıkma cesaretini göstermiş orada da dünyanın en kısa meydan muharebesi gerçekleşmiş ve dünyanın en kudretli ordusu olan Osmanlı ordusu 2 saatte Haçlı ordusunun posasını Mohaç meydanına bırakmıştır(1526). Nerde o cesaret İranda???
Ayrımcılığı yapan bunların kendileri. ehli sünnete kafir diyorlar, sahabeyi kirama dil uzatıyorlar. 60 küsür Şia kolundan 3 halifeye dil uzatmayan varsa bizde bilelim lütfen söyleyiniz, ben duymadım, bilmiyorum. belki onlar bu durumdan muaf tutulabilir. ancak İran devletinin mezhebi asla bu söylenenlerden muaf tutulamaz.
Umrede hacda diyorsunuz da sayın mümin bir kere adamların namazı yok ki! abdestte ayaklarını yıkamaz bu şia. ayağını yıkamayanın abdesti yoktur, abdesti olmayanın da namazı yoktur. bakmayın siz o kendi tabirleriyle Ayetullahların siyah entariler içerisinde arkalarında bir grup insanlar cakalı cakalı gezmelerine aldanmayınız.
Şia'nın Kuranı Kerime bakış açısı
Her kim, Kuranın tamamını indiği şekliyle topladığını iddia ederse, yalancıdır. onu, Allah'ın indirdiği şekilde toplayan ve koruyan sadece Ali bin ebi Talib ve ondan sonra da imamlardır. (Kuleyni, Kafı, c.1, s.228).
Bu uydurma rivayet, şiilerin en önde gelen sözde muhaddislerinden Buhari ayarında gördükleri Kuleyni'nin cabir el cufi den naklettiği meşhur hadis (!) tir. Şiilerin, Kuranla ilgili inançlarını aksettiren delillerden bazıları şunlardır:Kuleyni, el-Kafi adlı kitabında, Hişam b. Salim'den, Ebu Abdullah'ın şu sözünü nakleder:"Cebrail'in (Hz.) Muhammed (sav)'e getirdiği Kuran 17000 ayettir."(Kuleyni, Kafi,c.1, s.463)
Aynı kitapta Ebu Basir'den naklen:
Ebu Abdullah (Caferi Sadık), Resulullah (sav)'in, Ali'ye her kapısı bin kapıya açılan, bin kapı öğrettiğini, söyledi. (Ve şöyle ekledi), "el-camia" bizim yanımızdadır; "el-camia": O, boyu Resulullah (sav)' in karışıyla yetmiş karış olan, Resulullah tarafından parça parça yazdırılan, Hz. Ali (ra) nin sağ eli ile yazdığı, içerisinde yaralama diyetine kadar, helal ve haramla ilgili insanların ihtiyaç duyduğu her şeyin bulunduğu bir sahifedir.
Ebu Abdullah (Caferi sadık), bir süre sustuktan sonra:"Fatıma'nın Mushafı da bizdedir;sen Fatıma'nın Mushafını bilir misin?" dedi. Ben de Fatıma'nın mushafının ne olduğunu sordum, şöyle cevap verdi:O sizin elinizde bulunan Kurandan üç defa daha büyüktür ve onda sizdekinden bir harf dahi yoktur, dedi" (Kuleyni, Kafi, c.1, s.339-341)
Şia'nın kitaplarında bunlar gibi daha yüzlerce asılsız rivayet vardır. Görüldüğü gibi şiiler, hiç şüphe edilmeyecek şekilde Kuran'ın tahrif olduğuna inanmaktadırlar. Be şekilde inanmalarının sebebi ise Şia'nın, İmameti, dinin temellerinden saymasına rağmen Kuran'da bununla ilgili en ufak bir delilin bile olmamasıdır.
Şiilerin böyle uydurduğu çok hadis var... Hatta bir tanıdığımla sohbet sırasında, en çok hadisi Şiilerin yaptığını ve yine en güvenilir hadislerin de onlardan geldiğini söylemişti bana... Üstelik bu kişi bir tarikat mensubu...
Tarikat içinde olup da, işte şu sebeplerden dolayı yanlış düşüncede olan insanlarımız çok maalesef...
Şia ile ilgili yapmış olduğum paylaşımlar "Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar/Ömer Faruk Mesci" (Misvak Neşriyat) adlı kıymetli eserdendir.
daha yazacağım hacegan kardeşim, ipe sapa gelmeyen bir sürü saçma sapan düşünceyi inançları içerisine yerleştirmişler.
Ahh tazir hocam yapmayın adamlarda din ibadet bırakmadınız. Çok çok sert bir yorum. Bizim fakülteye İslam hukuk Profü Apaydın hoca ki gelenekçidir. Bunu ben de sordum. Mezhep ihtilafları ve dört hak mezhep üzerine Şia uygulamalarını sordum. Ifa ettiği mezhep itikadını hak görüyor ve uyguluyor ise kendi içinde mazur ama hesaba çekilecek dedi.Topyekun ibadetlerini yok saymak bizim ruhsatımızla olacak basitlikte değil.
Ayrıca asırlık bu mevzular hala bizi meşgul etmemeli. Geri sayıyoruz asır koştukta geri sayıyoruz. Onların cennette olmaları bizim mekanımızı gasp etme olmayacak? Elbet yapılan eğilen hatta düşünceden hesaba çekileceğiZ. Bırakalım bu mevzular zaman öldürme başka bir şey değil.
mümin arkadaşım şaşılacak derecede, nekadarda iyimsersin-iz. lakin islamda bazı şeyler sukaldırmaz.
sayın mümin;
kendi içinde nasıl mazur olsun? böyle bir düşünce nasıl olabilir? O zaman haşa diyalogcuların dediği gibi samimi ve dindar Hristiyan ve Yahudiler de mazurdur. bu düşüncenin sonu buralara kadar varır.
size bir ilahiyatçı olarak bunu hatırlatmam abes kaçsa da belirtmeliyim. en yakınınızda bulunan bir ilmihal kitabını elinize alınız. ve kitabın hangi konudan başladığına bakınız. ilmihal kitabı direkt olarak namazdan başlamaz! önce itikat bahsinden başlar, Müslüman önce neye nasıl inanacağını, doğru inancı bilmelidir. ardından temizlik bahsi, hangi sular temizdir, hangileri temizleyicidir, ardından abdest ve ardından namaz!
itikat bozuk olduğu müddetçe alınlarını secdelere çivileseler kıldıkları namazın zerre kıymeti yoktur!
bu meseleler her daim önem arzeder çünkü bu sitede rastladığımı hatırlamıyorum ama İran hayranı, Humeyni sempatizanı insanlara toplum içerisinde rastlamak mümkündür.
yüzde 10 un içinde öyle bir kafaya raslamak sevindirdi beni doğrusu! ilahi-_yatçı_ların (ya tazir ya mümin. büyük ihtimalle tazir)
yok hafakan kardeşim ben ilahiyatçı değilim :), ilahiyatçı olan mümin.
hıımm aslında anlamalıydım bunu. ayıkamadım
...
ama şunu diyimki Allah ehli-sünneti muhafaza etsin ve bizi o itikattadtan saptırmasın
KAPI KAPI her kapının sonu ölümse, o aglayıp okapıda gülümse:...!
Yok ama tazir hocam bizden ziyade ilminiz vardır maşallah. ayrıca hafakan abi aslında anlamalıydım derken nedir yani? benim annem ve iki ablam çarşaflıdır. İsmail ağa cemaati muhibbiyim. Gelenekçiyim. Yalnız liseden mezun olduğumda böyle şedit idim. Elbet yılların bir terakkisi, bana kattığı olmalıydı değil mi? Eskisi gibi köşeli, sivri duruşları tasvip etmiyorum.
Tazir hocam ılımlı İslam yahud diyalog bu kapsamda değerlendirilmez çünkü onlar mezhep değil. Düşünün şafi kan çıkması ile abdest bozmuyor ve namaz kılıyor. Biz ise abdest bozumunda vücuttan kan,irin ve nevi sıvı çıkışında temel sebep telakki ederiz. Ve aynı şekilde karşı cins ile temas biZde abdest bozmaz. Ama onlarda da bu kriter. Buyrun ne diyeceğiz? İçtihattır efendim ikisi de haktır değil mi? Doğru olduğuna itikad etmiş ve amel eylemişler. Şia da aynı mantıkla kendince içtihad etmiştir. Kendi içinde mazurdurlar ama daha doğrusuma talip olmadıkları için hesaba çekilirler. Hocanın izahı buydu ve gayet makul.
Siz böyle savundunuz diye ehli sünnet olursunuz ben de klasik ilahıyatçı işte canım. Oysa ben de genel esaslarda farklı düşünmem. Neyse ya olay kimliğe taşınmamalı bence. Fikrin kendisi mücerret ele alınmalı.
Biraz dağınık gideceğim...
Ehli Sünnet dışında olan mezhepleri bilmek gerekir... Çünkü bunlar hiç ummadığınız yerlerde karşınıza çıkabilir... Hatta bir tarikata mensupsanız, orada bile karşınıza çıkabilir... Birazdan misallerini vereceğim...
Şia inancı içimize kadar sokulabiliyor, evimizin içinde kendisine yer bulabiliyor, çocuklarımız, gençlerimiz bunlara kapılabiliyor...
Bakın şimdi...
Kadiri Tarikatına bağlı biri var... Sevdiğim biri... Muaviye'yi kötüler... Sebep malum... Bir gün mevzu açıldı... O ana kadar tartışma çıkmasın diye bu mevzulara hiç girmemiştim... Neyse, mevzu açıldı demiştim... Kitaplığımdan Abdulkadir Geylani'nin ''Gunyetü't Talibin'' adlı kitabını aldım ve sayfaları çevirdim... Sayfayı buldum ve başladım okumaya: '' Muaviye'nin (r.a) hilafeti sabittir; sahihtir.''
Geylani kim? Kadiri Tarikatı ismini ondan almadı mı? Nasıl oluyor da, tarikatın kurucusu ''sahihtir'' derken, bu tarikata mensup olan bir derviş ''sahih değildir'' der? Aslında Şia uzantısı olan bu fikir, Geylani'nin kitabında yazdıklarına rağmen nasıl oluyor da bu kadar içerilere kadar süzülebiliyor, değil mi?
O kişinin cevabı enteresandı... O başka muaviye'dir, dedi... Mevzu kapandı...
Yine bir gün bir başka büyüğümle konuşuyoruz... Yine Kadiri Tarikatına mensup biri... Aslında Şia'nın o kadar da kötü olmadığını, onun da bir mezhep olduğunu ve hatta çoğu noktalarda bizden iyi olduğunu söylemeye başladı... Yine Geyalni'nin aynı kitabını aldım, bize lazım olan sayfayı açtım ve başladım okumaya... Geylani bu kitabında Şiayı bütün şubeleri ile ele almış ama Şianın gerçek yüzünü de ortaya dökmüş... İşte bunları okudum...
Bunları dinleyen kişi, şöyle bir durdu... Olamaz, dedi... İşte kitap, dedim... Ama dedi, Geylani'nin böyle bir şey demesi imkansız. ''E ama bu Geylani'nin kitabı değil mi?'' dedim. Ne malum dedi, o yazının oraya sonradan uydurulmadığı!!! Peki dedim, o zaman İmam Rabbani'den bir yer okuyayım dedim ve okudum... Geylani ne diyorsa, Rabbani de aynısını diyor... Ona da aynı gerekçeyi sundu... Bu sefer İmam Gazali'den okudum ve ekledim: İşte üç kaynak... Bunların hepsine de o yazıyı uyduramazlar herhalde... Tarikatın kurucusu Geylani bile Şia mezhebini hak ettiği yere koyarken, sizin bu fikriniz de ne oluyor?'' Bu sefer '' O zaman Geylani diye biri yok!'' dedi... Çünkü Geylani'nin böyle bir şey demeye imkanı yokmuş...
Evet... Niye Geylani'nin böyle bir şey diyemeyeceğine inanıyor, hiç düşündünüz mü? Ben söyleyeyim, bu kişi, şeyhi ne derse ona inanıyor da ondan...
Görüyorsunuz değil mi? Nerelere kadar sokuluyor bu yanlış fikirler...
Yine bir gün, 16/17 yaşlarında bir kardeşim geldi yanıma... Kabir azabının olmadığını söylüyor... Dedim, sen ne diyorsun??? Bu nereden çıktı??? İşte filan kişiler öyle dedi... Tabi meseleyi anladım... Kurancıları dinlemiş... Neyse... Çocuğu düzelttik ama önlemimizi de aldık, çocuğa gerekli olanları anlattık...
İşte ruh yok... Miraç yok... Şefaat yok... Mucize yok, keramet yok... Allah gaybi bilmez... Kabir azabı yok... Mevlit filan zaten hep şirk... Daha neler, neler... Böyle büyük tehlike dolaşıyor etrafımızda...
1932 ile 1941 yılları arasında liselerde okutulan tarih kitabında, Peygamber Efendimiz (SAV) hakkın rahmetini kavuştuğunda, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer cenazeyi ortada bırakmış ve halifelik kavgasına tutuşmuşlar, diye bir yer geçiyor... Bu saçmalık aynı zamanda Şia saçmalığı değil mi?
Yaaaa...
Bir de Geylani'in ''Günyetüt Talibin'' kitabından bir alıntı yapalım:
''Denilmiştir ki: Şii, Hz. Osman'ı Hz. Ali'den daha faziletli saymayandır. Rafıziler ise Hz. Ali'yi Hz. Osman'dan daha faziletli kabul edenlerdir.''
Allah onlardan razı olsun.... ne güzel işte. mevla sizide ihvan etsin... dualarımdır mümin kardeş bilesiniz.
eskisi gibi.... köşeli ve sivri uçları dedinizya. bakın kırılma noktası burası belkide!! bu bakış açısını değiştirmenize sebep olan belkide bu yüzde doksanını reddettiğim-iz ehli sünnet dışı, yenilikçi,layt islam sentezi hayranları , içten içe vahhabi zihniyeti-ni taşıyan ilahiyatçılar zümresi olabilir-mi! diye düşünüyorum. mesela ısrarlar şiaya hak veriyorsunuz hala ! doğru yapmyorsunuz bence. art niyetli veya inadına yapmıyorsunuz bunu ama yanlış yapıyorsunuz. Allah için yapmayın!
cennet mekan sahabeye söven zümreden ne hayır gelir Allah aşkına!
sayın mümin şafii mezhebi ile şia nasıl olur da aynı kefede değerlendirilir?
ehli sünnet Müslümanları olarak bizim için Numan bin Sabit İmamı Azam Ebu Hanife ra de, İmam Malik bin Enes ra de, Muhammed bin İdris bin Şafii ra de, Ahmed bin Muhammed bin Hanbel bin Hilal ra de baştacıdır. Hepsinin mezhebi haktır, doğrudur, hepsi de mutlak müçtehittir. Allah hepsinden razı olsun.
Bu 4 hak mezhebin haricinde; Süfyanı Sevri ra, Evzai ra, Leys bin Saad ra, Davud ez-Zahiri ra ve Hasan Basri ra gibi büyükler de mezhep imamıydı ancak mezheplerini devam ettiren kimse kalmadığından 4 hak mezhep içerisinde anılmazlar.
bunun harici kurtulmuş fırka olan (fırka-i naciye) ehli sünnetin dışındadır. Neden o zaman İslam büyükleri ehli sünnete fırka-i naciye demişlerdir?
Ehli sünnet akidesinin olmazsa olmazları vardır ve bu olmazsa olmazlardan bir kısmını ya da bir çoğunu ehli sünnet dışındaki fırkalar reddetmektedirler. birini ya da tamamını reddeden ehli sünnetin dışındadır. onları zorla Mustafa İslamoğlu'nun yaptığı gibi "ehli beyt ekolü" tarzında yumuşatılmış söylemlerle ehli sünnetin 5. mezhebiymiş gibi göstermek ehli sünnete zarar verir ki adamların zaten ehli sünnetle uzaktan yakından alakaları yok ve böyle bir iddiaları da yoktur.
İmamı Şafii hazretlerinin güzel sözlerinden bazılarını paylaşmak istiyorum;
"İlim ezber edilen şey değil; ilim, kendisinden faydalanılan şeydir"
"Arsız kimse ile dünyada dost olmak, kıyamet günü insanı utandırır"
"Dünya ile Allah muhabbetini bir yerde bulundururum demek demek yalanın ta kendisidir"
"Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zılletini yudumlar"
Cenabı Hak cümlesinin şefaatlerine nail eylesin bizleri inşallah...
Malum olduğu üzere hak mezhep içerisinde yer almaz Şia ama metod olarak ilkeler benimsemesini ve bizim tasvip etmememizi Şafii ile Hanefi mezhebi esaslariyle mukayese ettim. Orada nasıl ki abdest kabul değil efendim zihnde ibadeti nafilefir diyemiyorsak burada da aynı düşünmek gerekmez mi dedim. Evet hak değil şahışlar müçtehid de olmayabilir ki zaten daha doğru olanına talip olmadıkları için hesaba azaba çekilirler deyip değindiğiniz hususlara pay bırakıyorum.
Ben söven,tekfir eden, gece gündüz lanet okuyan bir grubun müdafaasını da yapmıyorum. Bütün Şia kollarının aynı kefede değerlendirmek doğru değil diyorum.çünkü mushaf-ı Fatıma diye absürt kutsal kitap üreten de var, ilk ve ikinci halifenin halifeliğini hak sayan da. Ismaililer olmalı, ehli sünnete en takın Şia fırka diye okumuşuZdur. Şimdi külliyen tüm Şia cehenneme gönderilmeli ise biz aradaki masum olanların hakkına girmeyecek miyiz? Ben hazırlıkta iken hocamla bu noktada tartıştığımı hatırlarım. Tekfir edilmeli derdim. Yalnız zamanla ihtiyat gereği öyle olunmamalı gerektiğini anladım. Sınıfımızda Iran'dan gelmiş bir arkadaş vardı Alevilik Bektaşilik hususunda bile neredeyse kavga edecektik kalkıp bir de sen kafirin tekisin desek düşünebiliyor musunuz? Bunlar kutuplaştırıcı ifadeler. Bırakalım hükmü Allah'a kalsın. Bunun ruhsatı bizde olmamalı. Allah en doğruyu bilendir. Belli esaslarda tam Şia prensipleri içinde olanı sevmem, aşırı olan ve efendime, hulefa-i raşidine söveni sevmem. Tevatür hadisle sabit olan Kuran'ın bozulduğunu, eksik olduğunu söyleyen zaten kafirdir hükmen. Ama ben bunu dillendirmek ile ifrada erişecek bir durumu doğuracak ve fitneye sebep olacaksam o şahısla aynı ortamda olduğumda bunu söylemem. Dediğim gibi artık bu hususlar müslümanın ayağına prangadır. Şii sünni uzlaşısı bize fayda sağlar, düşmanlığımız kafire nefes aldırır. Bı zaviyeden bakıyorum. Yeterince düşüncemi ifade ettim. Sanırım kafidir. Mülâhaza için teşekkürler
bildiğim kadarıyla ismailiyyeden ziyade zeydiyye mezhebi ehli sünnete daha yakındır çünkü ilk 3 halifenin halifeliğini kabul ederler ancak mezhebin kurucusu mutezile mezhebinin kurucusu Vasıl bin Ata'nın öğrencisi olduğundan itikadi olarak Mutezileden çok etkilenmişlerdir.
şu anda okumakta olduğum "Sultan,Güç ve Hassasiyet" adlı eserden bu bölümü konuyla alakalı olduğundan dolayı paylaşmak istiyorum;
"Osmanlı sultanları, Emirü'l Müminin olarak bütün islam ümmetinin halifesi idiler. Bu açıdan kamil bir halifelik icra edilmiş, bu konuda da ehli sünnet hassasiyeti dikkate alınmıştır. Özellikle; İranla olan münasebetlerde, yapılan antlaşmalarda İranlıların "hazreti Ebubekir ra ve Hazreti Ömere ra hakaret etmemeleri" sürekli özel bir şart olarak muhafaza edilmiştir. Ayrıca;İranlı Şii erkeklerle; Sünni Osmanlı hanımlarının evlenmelerine de bu hassasiyet sebebi ile izin verilmemiştir"
Kitabın İsmi: el İslam ve Meşru ed Devleh ve Nizamul Hükm – el Hukumeh el İslamiye
Yazarı: el İmam el Humeyni (İkinci Basım)
“Peygamber görevini hakkıyla yerine getirmemiştir”,
“Elimizdeki mevcut Kur’an tahrif edilmiştir” diyen Ayetullah Humeyni bu kitabının 93. sayfasında ise şunlarısöylüyor:
“Mezhebimizin zaruriyatlarından biri de imamların manevi mertebesine kimsenin ulaşamayacağıdır. Hatta ne yakın bir melik ne de gönderilen bir Peygamber! Esasında Resulü kiramlar ve imamlar – rivayetlerimize göre – arşın gölgesi altında bu dünyadan önce nur idiler…”
Humeyni “Keşfu’l-Esrâr” isimli kitabının 114. Sayfasında ise şöyle söylüyor
“Onlar için (Sahabe-i Kiram’ı kastediyor), bu ayetleri Kur’an’dan çıkarmak kolay olmuştur. Aynı şekilde semavi Kitabı tahrif etmek ve Kur’an’ı dünya ehlinin gözünden tamamen uzaklaştırmak onlar için kolay olmuştur. Müslümanların Yahudilere ve Hıristiyanlara yönelttikleri tahrif suçlaması, şüphesiz sahabe üzerine sabittir.
Humeyni, “Keşfu’l-Esrar” isimli kitabında, Ebû Bekr Es-Sıddık radıyallahu anh’ın Kur’an-ı Kerim‘e muhalefet ettiğini ileri sürerken “Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Bıraktıklarımız sadakadır” hadisini Hz. Ebû Bekir’in –haşa- “uydurması” olduğunu söyler. “El-Hukumetu’l-İslamiyye” kitabında da, yine yüce sahabi Semura bin Cundub’un hadis uydurduğunu öne sürer. (Keşfu’l-Esrâr; sf: 112)
Humeyni, (El-Hukumetu’l-İslamiyye; sf: 71) isimli kitabının bir başka yerinde şöyle der: “İmamların öğretileri hiç şüphesiz Kur’an’ın öğretileri gibidir. Belirli bir nesle özel değildir. Bilakis Kıyamet’e kadar her çağda ve her yerde herkes için geçerli, uygulanması ve uyulması farz olan öğretilerdir.”
(Hak Dinin Batıl Yorumlarına Cevaplar/Ömer faruk Mesci/Misvak Neşriyat/sayfa 195-196)
''sahih hadis de olsa ahad haber hükmündedir yani mütevatir değildir.''
Mümin böyle bir cümle kurmuş. Yani oldukça kapalı bir cümle... O yüzden bir kaç sorum olacak.
Sahih hadis, Ahad haber ve mütevatir kavramları ne anlama geliyor. Mesela bir de manevi mütevatir var, bu ne anlama geliyor. Bunların birbirleri ile ilişkisi nedir? Zayıf hadis var bir de...
Mesela ismi pek bilinmeyen bir sahabeden sadece bir/iki hadis rivayet edilirse, bu hadislerin durumu ne olur? 2. nesil bu 1 bilemedin 2 hadisi kitaplarına almışsa mesela...
Bir misal üzerinden gidersek... Mustafa İslamoğlu Kabir azabı ile ilgili bir soruya şöyle cevap veriyor: ''Kabir azabı meselesi biliyorsunuz halledilememiş bir mesele… Önce asıl: 1. Ahiret ğaybi bir meseledir. Dolayısıyla imana taalluk eder. Bir meselenin imana konu olması için delaleti ve sübutu kati nass olması şart. Kur'an'daki nasslar tev’il yoluyla konuyla irtibatlandırılmaktadır. Hadisler ise "kati nass" değildirler. Dolayısıyla bu mesele ne dinin özünü, ne de akaidi ilgilendirmektedir.''
Bu misal üzerinden gidersek, hadis ilmi ne der acaba? Yani böyle bir cevap, hadisi dinin içinde nasıl bir yere koyuyor. Sahih, mütevatir, ahad gibi kavramlar bu misal üzerinden hareket edersek neyi ifade ediyor?
Bir de kabir azabı meselesi gerçekten halledilememiş bir mesele mi? İmam Gazali, İmam Rabbani, Abdulkadir Geylani gibi zirve şahsiyetler kabir azabının hakikat olduğunu yazdılar eserlerinde.
Mustafa İslamoğlu ehlibeyt mezhebi diye bir kavram kullanıyor. Böyle bir mezhep var mı? Eğer ehlibeyt mezhebi varsa, ehli sünnet mezhepleri ne oluyor? Aralarında nasıl bir ihtilaf var? İslamoğlu elhibeyt mezhebi derken, şiayı mı ima ediyor acaba? Eğer öyleyse bu bir istismar değil mi?
Adam yanımda ruh yoktur diyor. Bir başkası Allah ileriyi bilmez diyor. Kader anlayışları bir garip... Yahu islamoğlu'nun sırf kader ile alakalı neşrettiği bir tercüme var? Hele bir o kitaba bakın da görün kader anlayışını?
İslamoğlu kabir azabı ile ilgili verdiği şu cevap da garip değil mi? İşte o cevap:"Eğer o kul sonsuz bir hayat yaşasaydı yine de küfründen dönmeyecekti. Bunu Allah bildiği için azabı sonsuz yaptı. Biliyorsunuz cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, İbn Arabi ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı âyetler de delil gösterilmiştir. Ne olur sanal ortamda halledilmesi mümkün olmayan böyle soruları e-posta ile sormayınız. Buna zamanım asla elvermez ve yine yarım kalır cevap.''
Cehennemin sonluluğunu büyük sahabiler savunmuş diyor İslamoğlu. Bu cümleden ne anlamamız gerekiyor? Gerçekten cehennemin sonluluğu ne demek? Yani cehennem sonsuz olmayacak demek mi? Kimisi cennet ve cehennem sonsuz değildir der, kimisi de sadece cehennem sonsuz değildir der... Ehli sünnet de her ikisi için sonsuz der. Şimdi ne yapacağız?
Bir de verilen cevaplarda İslamoğlu ne demek istiyor, anlayan var mı?
Bir de kabir azabı ile ilgili gösterilen ayetlere tevil yolu ile elde edilmiş bilgiler diyen bu adamlar, Kuranı tefsir eden kitaplarında, meallerinde tevilsiz mi hareket ediyorlar? Fil olayını anlatırken, bir veba hastalığından söz edenler tevil yapmamış mı oluyorlar? Ya da onların böylesine bir tevili kabul ediliyorsa, bu iş nasıl oluyor?
Ben derim ki, insanlarımız bu tip hocalardan uzak dursunlar. Doğrularla birlikte girecek olan yanlışları fark edemezler ve kendilerine yazık ederler. Sonra da mesela şefaati yok sayarlar. İşte şefaati yok saymak imani bir konu değil derseniz, öyle bile olsa şefaatten mahrum olmak başlı başına büyük bir ceza değil mi?
Bize ehli sünnet alimleri yeter.
Mustafa İslamoğlu Kabir azabı ile ilgili bir soruya şöyle cevap veriyor: ''Kabir azabı meselesi biliyorsunuz halledilememiş bir mesele… Önce asıl: 1. Ahiret ğaybi bir meseledir. Dolayısıyla imana taalluk eder. Bir meselenin imana konu olması için delaleti ve sübutu kati nass olması şart. Kur'an'daki nasslar tev’il yoluyla konuyla irtibatlandırılmaktadır. Hadisler ise "kati nass" değildirler. Dolayısıyla bu mesele ne dinin özünü, ne de akaidi ilgilendirmektedir.''
Mustafa İslamoğlu'na cevabı Ebubekir Sifil hoca vermiş:
Kabir Azabı, Hadisler Ve İtikad
Aziz dostum Mehmet Emin Akın hocanın eş-Şevkânî müdafaası meyanında el-Kevserî'ye yönelttiği tenkitleri tartışmaya inşaallah devam edeceğim.
Yılın belli bir döneminde açıp devam ettirdiğimiz "Okuyucu Soruları" faslının uzaması, neredeyse bütün yazıları soruların cevabına hasretmemizi gerekli kılıyor. Özellikle geçen yıl bunun sıkıntısını birlikte yaşadık. Bu sakıncayı ortadan kaldırmak maksadıyla bu yıl, Pazar günlerini okuyucu sorularına tahsis etmeye çalışıyorum. Bugüne kadar ?birkaç istisna dışında? böyle götürdük. İnşaallah bu şekilde devam edecek.
İstanbul'dan telefonla arayan bir kardeşim, bir internet sitesinde1 "kabir azabı" meselesi bağlamında hadislerin itikadda delil olmadığının söylendiğini belirterek hadis-itikad ilişkisini sordu. Kendisine telefonda kısa bir açıklama yapmaya çalıştım. Meselenin detayı aşağıdaki gibidir:
Kabir azabı, mezkûr sitede söylendiği gibi "İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olmuş" değildir. İmam el-Eş'arî, kabir azabının Mu'tezile ve Havaric tarafından inkâr, İslam fırkalarının çoğunluğu tarafından ise kabul edildiğini söylemiştir.2
Ancak bunun "alelıtlak" alınması doğru değildir. Zira mesela Mu'tezile arasında kabir azabının hak olduğunu kabul edenler bulunduğu, gerek kendi kaynaklarından, gerekse konuyla ilgili diğer eserlerden elde ettiğimiz kesin bir bilgidir.
Kadı Abdülcebbâr, Ebu'l-Hüseyin el-Allâf ve Bişr b. el-Mu'temir'in, iman dairesinden çıkan kimselerin, iki nefha arasında azap göreceğini söylediğini kaydeder.3
Mu'tezile'den Dırâr b. Amr, Bişr el-Merîsî, Yahya b. Kâmil ve benzeri kimseler kabir azabını inkâr etmişlerdir. el-Ka'bî, Ebû Ali el-Cübbâî ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî ve sair Mu'tezilîler kabir azabının hak olduğunu söylemişlerdir. Mu'tezile'den bir kısmı da keza kabir azabının hak olduğunu, ancak ölünün bunu kabirde değil, haşirde hissedeceğini söylemişlerdir. Onlara göre nasıl ki sarhoş veya baygın kimse, kendisine vurulduğunda acısını o anda değil de, o halinden uyandığında hissederse, ölü de böyledir. Bazı Mu'tezilîler de ruhun değil, cesedin kabirde azap göreceğini söylemiştir. 4
Bu meyanda ez-Zemahşerî'nin konu hakkındaki net beyanları için 9/et-Tevbe, 101; 17/el-İsrâ, 75 ayetlerinin tefsiri esnasında söylediklerine bakılabilir. Yine o, 40/el-Mü'min, 46 ve 71/Nûh, 25 ayetlerini tefsir ederken kabir azabına delalet edebileceklerini belirtmiş ve fakat herhangi bir itiraz serd etmemiştir. Şu halde Mu'tezile'nin tamamının kabir azabını inkâr ettiğini söylemek doğru değildir.
Haricîler'e gelince, özellikle "Hakem olayı"na katılanları, hakemleri, onların hükmüne razı olanları ve onları tekfir etmeyenleri tekfir ettikleri için, onlar kanalıyla gelmiş rivayetleri de reddetmişlerdir. Yani onların kabir azabını reddetmeleri, "kâfirler"(!) kanalıyla gelen rivayetleri kabul etmemeleri sebebiyledir. Kabir azabını inkâr eden başka bir İslam fırkasının varlığını bilmiyoruz. Şu halde
1- Kabir azabının İslam ekolleri arasında temel bir tefrika konusu olduğunun söylenmesi isabetli değildir.
2- İlgili ayetlerin doğrudan kabir azabının varlığına ya da yokluğuna delalet etmediğinin söylenmesi isabetli değildir.
3- Bundan çok daha önemlisi ise, sitede, hadislerin akaide konu olmayacağının söylenmesidir ki, bunu bu şekilde mutlak bir ifadeyle söyleyen bir İslam fırkası bilmiyoruz! Bu, ancak modern zamanlara mahsus "din telakkisi"nin sonucu olsa gerek!
Ey Ümmet-i Muhammed! Nereye gidiyorsunuz?