Şafak söktüğü tan yeri ağardığı sırada
Ne mutlu bize ki Kur'an'ı okuyan Resulullah bulunuyor aramızda.
Aydınlıklara çıkardı bizi karanlıklardan sonra
Buyurduğu herşeyin gerçek olduğuna
İnandık tereddütsüz gönüllerimizden biz de ona
Uyku çekerken müşrikler yataklarında
Gecelerdi o döşeğinden uzaklarda.
Abdullah bin Revaha
"Fikirde, sanatta, anlayışta, anlatışta, buluşta, tutuşta, dağıtışta, toplayışta ve nihayet yaşanmaya değer hayatın ölçülerini billûrlaştırma işinde dünyanın en büyük adamı olmak isterdim; nefsim için değil de, sırf O'nun ümmetinden en hakîr ferde düşen liyakat payını ve üstünlük derecesini göstermek için... "
ÜSTAD
Evet, sabıkan bahsi geçmiş:
Avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi;
“Attığın zaman sen atmadın” sırrıyla, aynı avucunda küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde onları inhizama sevk etmesi;
“Ay yarıldı” nassı ile, aynı avucunun parmağıyla kameri iki parça etmesi, ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi,
ve aynı el, hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar harika bir mucize-i kudret-i İlâhiye olduğunu gösterir.
Güya, ahbap içinde o elin avucu küçük bir zikirhane-i Sübhânidir ki, küçücük taşlar dahi içine girse zikir ve tesbih ederler.
Ve a'dâya karşı küçücük bir cephane-i Rabbanidir ki, içine taş ve toprak girse gülle ve bomba olur.
Ve yaralılar ve hastalara karşı küçücük bir eczahane-i rahmanidir ki, hangi derde temas etse, derman olur.
Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri parçalayıp, Kab-ı Kavseyn şeklini verir.
Ve cemal ile döndüğü vakit, âb-ı kevser akıtan on musluklu bir çeşme-i rahmet hükmüne girer.
Acaba böyle bir zatın bir tek eli, böyle acib mucizâta mazhar ve medâr olsa; o zatın, Hâlık-ı kâinat yanında ne kadar makbul olduğu ve davasında ne kadar sadık bulunduğu ve o el ile biat edenler ne kadar bahtiyar olacakları, bedahet derecesinde anlaşılmaz mı?
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Sana muasır bir vücud olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed!
Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap, senin değildir; o lâhutîdir. Bu kitabın lâhutî olduğunu inkâr etmek, mevzu ilimlerin butlanını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzur-u mehabetinde kemal-i hürmetle eğilirim.”
BİSMARCK
Hz. Muhammed 'in muvaffakiyetinde olduğu gibi, hakikat her tarafa nur saçabilmelidir; tek ve eşsiz Allah'ın mevhumunu aşılamakla o bütün dünyayı yenmiştir.''
“Hiç kimse Hz. Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.”
GOETHE
“Arapların yanına sokulan Aryenler, hakikî İsa dinîni bozarak onlara “Allâh, Allâh’ın oğlu, Rûhu’l-kudüs” gibi, üçlü, kimsenin anlayamayacağı akîdeleri [teslîs akîdesini] yaymaya çalışıyor, şarkın sulh ve huzûrunu tamâmen bozuyorlardı. Muhammed onlara doğru yolu gösterdi. Araplara, yalnız bir tek Allâh olduğunu, O’nun babasının da, oğlunun da bulunmadığını, böyle birkaç Allâh’a tapmanın, puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.”
NAPOLYON
”Muhammed her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilahı yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur. Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve O’nun peygamberini kabul ederdi
TOLSTOY