Sahâbeden 101 Hatıra

Başlatan: Vakıf Ahmet Tarih: 21.10.2008 14:33 Cevap: 6

VA
21.10.2008 14:33
#1

Peygamberimizden 101 Hatıra adlı kitabı tamamladık. Onun linkini tekrar veriyim okumayan arkadaşlar yaklaşık yarım saatte '101 Hatırayı' okuyabilirler. http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=6212

 

İnşallah, 'Sahabeden 101 Hatıra' adlı kitaptan her gün bir hatıra yazacağım. Burada yazdıklarımı başka sitelere üye olan arkadaşlar, o sitelere iktibas etmelerini ümid ediyorum. Evvela yukarıda linkini verdiğim 'Peygamberimizden 101 Hatıra' adlı kitabı iktibas edersiniz umarım. 'Hayıra vesile olan, hayrı yapan gibidir' (Hadis-i Şerîf)

VA
21.10.2008 14:36
#2

İslâma girmekte öne geçen Muhacir ve Ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur; onlar da Allah'tan hoşnutturlar. Allah onlara, ebediyen kalmak üzere, içinde ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. En büyük bahtiyarlık işte budur. (et-Tevbe 9/100)

VA
21.10.2008 14:56
#3

Önsöz

 

Sahâbe ve ashâb, 'Peygamber Efendimizin arkadaşları' demektir.

 

Biz onlara, ''Peygamberimizin kıymetli arkadaşları'' anlamında ashâb-ı kirâm da deriz.

 

Efendimizin sadece bir arkadaşından söz ederken sahâbi ifadesini kullanırız.

 

Sahâbe nesli, ''Allah'ın elçisini Müslüman olarak gördüğü, onunla sohbet ettiği ve Müslüman olarak öldüğü'' için kıymetli, seçkin, saygın ve şerefli insanlardır.

 

Onlar güzel dinimizi Allah'ın elçisinden öğrendiler; Resûlullah'ı kendilerine model aldılar. Onun gibi yaşamaya, onun sözlerini ve davranışlarını kendilerinden sonraki nesillere aynen aktarmaya çalıştılar.

 

Bu gayretlerinden dolayı Peygamber Efendimiz, sahâbe neslinin insanların en hayırlısı olduğunu bildirdi. (Bûharî, Şehâdât 9)

 

Sahâbeye hakaret edilmesini kesinlikle yasakladı.

 

Ve hiç kimsenin onlar gibi olamayacağını şöyle anlattı:

 

''Bir kimsenin Uhud dağı kadar altını olsa, ve hepsini Allah rızâsı için dağıtsa, yine de sahâbenin verdiği küçücük bir sadaka kadar sevap kazanamaz.'' (Ebû Dâvûd, Sünnet 11)

 

Sahâbe neslini Allah Teâlâ da övdü.

 

Kur'ân-ı Kerîm'de onların:

 

''Ümmetin en hayırlısı'' olduğunu haber verdi. (Âl-i İmrân 3/110)

 

Muhâcir sahâbîlerin:

 

Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için Allah'a ve Resulüne yardım ettiklerini; onlara kucak açan Ensar ise: imanı benliklerine sindirdiklerini, yanlarına hicret edenlere muhabbet beslediklerini, ihtiyaç içinde olsalar bile muhâcir kardeşlerini kendilerine tercih ettiklerini dile getirdi. (Haşir 59/8-9)

 

Sahâbîler; Efendimizin talebesi, bizim de hocamızdır.

 

Peygamber Efendimizi kendimize nasıl model alacağımızı ve güzel dinimizi nasıl yaşayacağımızı bize onlar öğrettiler.

 

İyi Müslüman olmak için Allah'ın Resûlünü ve onun izinden giden ashâb-ı kirâmı örenek almak şarttır.

 

Ashâb-ı kirâmı daha iyi tanımak ve örnek alabilmek için, elinizdeki eserde, onların davranışlarıyla ilgili güvenilir hadislerden 101 hâtıra derlenmiştir.

 

İnşallah bu silsile böylece devam edip gidecek, her devirde güzel yaşayışıyla genç nesillere örnek şahsiyetler çıkacak, onların yaşama tarzı ve hayata bakışı sonraki nesillere yöne ve şekil verecektir.

 

 

29 Mayıs 2005, Üsküdar

 

Prof. Dr. Mehmet Yaşar KANDEMİR

VA
22.10.2008 00:02
#4

1 / HİCRET HÂTIRASI

 

Ashâb-ı Kirâmdan Berâ ibni Âzib radıyallahu anh anlatıyor:

 

Birgün Hz. Ebû Bekir bize geldi; on üç dirheme babamdan bir semer satın aldı; sonra da: ''Oğlun Berâ'ya söyle de bunuz bize götürsün'' dedi.

 

Babam:

 

''Yok öyle şey!'' dedi.

 

''Resûl-i Ekrem ile birlikte Medine'ye hicret etmek üzere Mekke'den çıktığınızda, müşrikler de sizi bulmak üzere ardınıza düştüğünde başınızdan neler geçtiğini anlatmadan olmaz.''

 

Hz. Ebû Bekir:

 

''Peki anlatayım'' diye söze başladı ve şunları söyledi:

 

''O gece Mekke'den çıktık. Bütün gece yol aldık. Ertesi gün öğle vaktine kadar yürüdük. Sıcak iyice bastırınca yol tenhalaştı, hatta kimse geçemez oldu. Acaba bir gölgelik bulabilir miyiz diye sağa sola bakınırken kocaman bir kaya gördüm. Üzerine daha güneş gelmemişti. Oraya indik. Gölgesinde Hz. Peygamber'in yatıp uyuması için yeri elimle düzelttim ve üzerine bir kürk serdim. ''Ya Resûlallah!'' dedim. ''Burada uyu, dinlen! Ben etrafa göz kulak olurum.'' Resûl-i Ekrem uyudu. Ben de acaba bizim arkamızdan gelen biri var mı diye etrafı kolaçan etmeye başladım. Bir de baktım ki, bir çoban; sürüsüyle bize geliyor. Belli ki o da kayanın gölgesinden faydalanmak istiyor. Çobanın yanına gittim: ''Çocuk! Sen kimin çobanısın?'' diye sordum. ''Kureyş kabilesinden falanın çobanıyım'' diye bir isim söyledi. O adamı tanıyordum. ''Sürü de sağılan koyun var mı?'' diye sordum. ''Var'' dedi. ''Bize süt sağar mısın?'' dedim. ''Sağarım'' dedi. Koyunlardan birini yakaladı. Koyunun memesini, kendisinin ellerini bir iyice temizlemesini söyledim. Bir ağaç kaba bir miktar süt sağdı. Peygamber Efendimizin içmesi ve abdest alması için yanıma bir su kabı taşıyordum. Ondan biraz su dökerek sütü soğuttum. Sütü alıp Resûl-i Ekrem'in yanına gitttim. Baktım, uyuyor. Onu uyandırmaya kıyamadım. Biraz sonra uyandığını görünce: ''Buyur, ey Allah'ın Elçisi, iç'' dedim. Sütü alıp içti. O zaman benim gönlüm de hoş oldu. Sonra Resûl-i Ekrem: ''Hareket zamanı gelmedi mi?'' diye sordu. ''Geldi, Yâ Resulallah!'' dedim. '' Güneş batıya devrilince yola koyulduk. Meğer Süraka bin Mâlik peşimize takılmış. Onu görünce: ''Ey Allah'ın Elçisi! Bize yetiştiler'' dedim. ''Üzülme! Allah bizimledir'' buyurdu Sürâka bize iyice yaklaşınca ağlamaya başladım. ''Resûl-i Ekrem: ''Niye ağlıyorsun?'' diye sordu. ''Vallahi kendim için değil, senin için ağlıyorum'' dedim. Resûl-i Ekrem Efendimiz: ''Allah'ım bizi ondan koru!'' diye dua edince, Sürâka'nın atının ayakları karnına kadar yere battı. Sürak atından yere atladı ve: ''Muhammed! Anlıyorum, bu senin işin. Bana beddua ettin, bu yüzden atımın ayakları yere gömüldü. Şimdi bana dua et de kurtulayım. Size söz veriyorum, arkadan gelen adamlara sizi gördüğümü söylemeyeceğim, ve onların sizi tâkip etmesine engel olacağım'' dedi. Sonra Sürâka sözüne şöyle devam etti: ''Şu ok torbamdan bir ok al. Falan yerde develerimi otlatan adamlarımı göreceksin. Onlara bu oku göster ve onlardan ihtiyacından olan şeyleri al'' Resûl-i Ekrem: ''Senin develerine ihtiyacım yok'' buyurdu. Peygamber Efendimiz dua edince Sürâka gömüldüğü yerden kurtuldu. Sonra geri dönüp gitti ve karşılaştığı bütün müşrikleri: ''Ben de onların peşindeyim; ama kendilerini bulamadım'' diyerek geri göndermiş ve bize verdiği sözü tutmuş. Allah'ın elçisiyle birlikyte sonunda Medine'ye vardık. İnsanlar onu karşılamak için yollara dökülmüş; erkekler, kadınlar dama çıkmış; çocuklar, hizmetkârlar yollarda kaynaşıyor ve: ''Ya Muhammed! Ya Resûlallah! Yâ Muhammed! Yâ Resûlallah!'' diye bağırıyorlardı. Halk: ''Allah'ın elçisi bizim evimizi şereflendirecek'' diye birbiriyle çekişip duruyordu. Resûl-i Ekrem: ''Bu gece, dayılarım olan Neccâroğulları'na ikram etmek üzere onlara misafir olacağım'' buyurdu. Ertesi gün de Allah'ın kendisine emrettiği işleri yapmaya başladı.''

.....

Buhârî, Lukata 12, Menâkıb 25, Fezâilü ashâbi'n-nebi 2; Müslim, Zühd 75; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 2-3.

VA
22.10.2008 12:19
#5

2 / PEYGAMBER EFENDİMİZE HAKARET ETMİŞ

İlk Müslümanlardan Abdurrahman ibni Avf radıyallahu anh anlatıyor:

 

Bedir Savaşının yapıldığı gündü.

 

Düşman karşısındaki safta yerimi almış bekliyordum.

 

Sağıma, soluma baktım, Ensardan çocuk denecek yaşta iki delikanlının arasındaydım.

 

Kendi kendime:

 

''Keşke güçlü kuvvetli iki adamın arasında olsaydım'' dedim.

 

Onlardan biri koluma dürttü; öteki delikanlının duymayacağı yavaş bir sesle:

 

''Amca!'' ded. ''Ebû Cehil'i tanıyor musun?''

 

Ben de ona:

 

''Evet, tanıyorum. Ne yapacaksın onu, yeğenim?'' diye sordum.

 

''Onun Peygamber Efendimize sövüp hakaret ettiğini duydum. Canımı kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, eğer onu görürsem, ikimizden eceli yetene kadar gölge gibi peşinden ayrılmayacağım.''

 

Onun bu sözlerine hayret ettim.

 

Az sonra öteki çocuk koluma dokundu; ve arkadaşına duyurmamaya çalışarak aynı şeyi söyledi.

 

Baktım Ebû Cehil savaşçıların arasında dolaşıp duruyor.

 

Onlar Ebû Cehil'i göstererek:

 

''Şu adamı görüyor musunuz?'' dedim.

 

''İşte sorduğunuz kişi o.''

 

İkisi birden şahin gibi ileri doğru fırladı; kılıçlarını Ebû Cehil'e çaldılarç

 

Ve sonunda onu öldürdüler.

 

Ardından ikisi birden Resûl-i Ekrem'in yanına gidip durumu haber verdiler.

 

Peygamber Efendimiz; ''Onu hanginiz öldürdü?'' diye sorunca, ikisi birden; ''Ben öldürdüm'' diye cevap verdi.

 

Resûl-i Ekrem:

 

''Kılıçlarınızı sildiniz mi?'' diye sordu.

 

''Hayır, silmedik'' dediler.

 

Peygamber Efendimiz onların kılıçlarına baktıktan sonra: ''Onu ikiniz birden öldürmüşsünüz'' buyurdu.

 

Sonra da Ebû Cehil'in silahlarını ve üzerinden çıkan diğer kıymetli eşyayı bu delikanlılardan biri olan Amr ibni Cemûh'un oğlu Muâz'a verdi.

 

Diğer delikanlı ise Afrâ kadının oğlu Muâz'dı.

........

Buhârî, Farzu'l-humüs 18, Megâzi 10; Müslim, Cihâd 42; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 192..

VA
24.10.2008 21:09
#6

4 / SAHÂBÎ HASSASİYETİ

İlk Müslümanlardan Abdurrahman ibni Avf radıyallahu anh'ın oğlu İbrahim anlatıyor:

 

Birgün babam Abdurrahman ibni Avf oruçluydu.

 

Babam sofraya şöyle bir baktı, sonra şunları söyledi:

''Mus'an ibni Umeyr Uhud Savaşı'nda şehit edildi.

 

O benden hayırlı bir adamdı.

 

Ama ona bir hırkadan başka kefen bulunamadı.

 

O hırkayla başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu.

 

Uhud günü Hz. Hamza da şehit oldu.

 

O da benden hayırlı idi.

 

Ona da bir hırkadan başka kefen bulunamadı.

 

Daha sonraları dünyalık ne varsa hepsine sahip olduk.

 

Şimdi beni korkutan şu:

 

Sakın iyiliklerimizin karşılığı bize dünyada peşin verilmiş olmasın!''

 

Sonra babam ağlamaya başladı.

 

Ve yemeği yemedi.

.........

Buhârî, Cenâiz 25, 26, Megâzî 17.