Uzaklara dalarım bazen
Belki sekiz belki on yıl öncesine
Masumane çehremi ve mahzun bakışlarımı ararım aynada
Çekingenliğimi, ürkekliğimi, çocukluğa has saf sözlerimi
İlkokul yıllarımı, ilk harçlığımı
Sonra, sonra Fatih Camiinin avlusunu, güvercinleri
Malta Pazarının çocukluğuma has bir güzellikle kalabalıklığını
Zamanla teknolojiye tutsak düşen ilk sevgilimi
Kitaplarımı onlara olan doyumsuz tutkumu
Çamlıca tepesinde ki kumpir ziyafetini
Gamsız ve masum bir şekilde bakmanın tadını boğaza
Martı seslerini, denizanalarını Haliçin kötü kokusunu bile ararım bazen.
Sonbaharını ararım en çok da
Yağmurlu bir havada dolaşılan caddelerinde ki kestane kokusunu
Ah ne çok özledim seni Çocukluğumun İstanbulu
Sen mi değiştin yoksa büyüdüm de bakış açım mı değişti sana karşı bilinmez
Ama hala o zevki yaşatıyorsun birilerine biliyorum
Ve çok imreniyorum İstanbul o zevki yaşayabilenlere
Zaman tünelinde yolculuk yapabilsem ilk sana koşardım
Büyük bir hasretle içime çekerdim kokunu
Öperdim toprağını
Şimdi ise.
Ah İstanbul şimdi ise
Kuru bir gürültü oldun benim için
Hala duruyor Cami avlusunda ki güvercinlerin
Artık daha güzel Haliç ve çevresi
Sen ise parlak bir güneşsin artık dünyada
Sanırım sen değil ben oldum değişen
Takıldım olumsuzluklarına
Ve akan zamanın inadına, tutamadım çocukluğumu ayakta
Şimdi
Kızabilirsin bana
Affetmeyebilirsin
Ama ne olursa olsun
Ben sen de doğdum, senin havanı soludum
Ne kadar soğusam da, içimde ki bir parça kopamadı kopamaz asla senden
Değiştiremez bunu hiçbir güç ve etken
Bir gün eğer canlandırabilirsem içimde ki çocuğu
Bil ki unutacağım seni kirleten gürültülü kalabalıkları
Görmeyeceğim İstanbulluluktan bir haber kaba İstanbul insanlarını
Aldığım her nefesin tadını çıkarabileceğim o zaman
Bir gün eğer canlandırabilirsem içimde ki çocuğu
Ah İstanbul o zaman dalmayacağım uzaklara
Aybüke