Selamun Aleyküm değerli arkadaşlarım. sanırım bu benim ilk yazım olacak, işim temizlik olduğu için böyle bir yazı yazma gereği duydum. akabinde araştırdım ve kendi dilimle kaleme aldım umarım beğenirsiniz?
BATIDA TUVALET KÜLTÜRÜ!
14. - 15. Yüzyıllara gelindiğinde bile Avrupa'da tuvalet mefhumu yoktu.
Öyleki, sokaklar pislikten geçilmiyordu. Hatta bazı Prenslerin sokaklardaki pisliklere batmamak için yüksel kaldırımlar inşa ettirdikleri tarihen kayıtlıdır.
Bunun yanı sıra pislikler paçalarına kadar ulaştığından, kendilerine özgü çözüm; müteşebbislerden gelir. ve "topuklu ayakkabı" icad edilir.
"Güneş Kral" denen 14. Luis'in Paris'inde de kirli atıklar gece gündüz demeden pencereden sokağa, bahçeye boşaltılırmış. Tek farkla; eline lazımlığı alan pencereyi açar ve aşağıdakinin cinsine göre cümle başına bir mösyö, matmazel veya madam ekleyerek "gare a l'eau!" (suya dikkat!) diye bağırıp salıverirmiş. korunmak isteyenlerse şemsiyelerle korunuyorlarmış.
Bu durum İngilterede de pek farklı değilmiş. Meselâ 1388 yılında İngiltere Kralı İkinci Richard göl ve derelere "def-i hacet" yapılmasını yasaklar. Ancak nereye yapılacağını söylemeyi unutur. Zavallı halk ne yapsın? Çözümü sokakta arar. Evinde ürettiği her türlü pisliği; büyük, küçük ne varsa sokak penceresinden aşağı bırakır. Bu iş o kadar yaygınlaşır ki Edinburgh?da gece sokağa çıkma gafletinde bulunan birisi, başına bir oturağın boşaltılmasını önlemek için sürekli olarak "heed your handle!" (elindekine dikkat et!) diye bağırmak zorunda kalırmış.
Bunların yanı sıra, sokaktaki tuvalet ihtiyacını gidermek için ise yine müteşebbisler kendilerine özgü çözümler üretirler. Ellerinde "seyyar umumi hela" görevi gören kova ve pelerinle dolaşıp, ihtiyacı olanları bu pelerinin altına alarak işlerini gördürüp paralarını alırlarmış.
Versay sarayı kaynaklı rivayete göre ise "tüy dikme" uygulaması varmış. Uygulamaya göre, sarayın koridor köşelerine hacetlerin büyüğü giderildiğinde uşaklar bunları dışarı atmadan önce üzerine bir kaz tüyü sokarlarmış. Birkaç gün sonra da tüyden tutarak kurumuş olan haceti pencereden dışarı fırlatırlarmış.
Avrupa'da bu pislikler ve daha neleri neleri... 18. yüzyılın başlarına kadar sokaklarda "zuhur" ederken yada tabiri caizse "cirit atarken" bizde ise; Ortaçağ'a baktığımızda su medeniyetinin başşehri İstanbul'da 1400'ün üzerinde "umumi hela" nın var olduğu, 16. yüzyılın başlarında ise; en basit dil ile ve kısaca özetleyecek olursak "tuvalet vakfı" kurulmuştur.
Varın gerisini siz tasarruf edin...
Bir zamanlar biz de millet hem ne milletmişiz,
Gelmişiz dünyaya medeniyet nedir öğretmişiz.
Mehmet Akif ERSOY