Ahmed Na’ina İle Kur'an Tilaveti
Öylesine bir model şahsiyet ki, kişiyi hem ismiyle hem de başarısıyla çepeçevre kuşatır. Kişinin her anı o modelle örgülenir. Öyle ki, oturması, kalkması, uyuması, giyinmesi daha da önemlisi, düşünmesi, fikir yürütmesi ve hedefi hep o model olur. İşte, her insanın hayatında olduğu gibi benim hayatımda da dönüm noktası diyebileceğim model bir şahsiyet vardır.
Son asra damgasını vuran, özellikle Kur’an’ın genç okuyucularını etkisi altına alan ve rahat bir okuyuşuyla kulaklara hitap eden tilavet ustası Ahmed Na’ina, Kur’an kültürü çerçevesinde tanıdığım ender bir şahsiyettir. Kur’an-ı Kerimi mana üzere okuyabilen sayılı üstatlardandır. Kendisi tıp doktoru olmasına rağmen tilavet hususunda böylesine ilerlemiş olması yüce Allah tarafından kendisine verilmiş bir ikramdır. Bu anlamda ilmi ve kendi ifadesiyle sesi dahi ona göre Allah’ın bir lütfudur.
İyi bir Hafız ve Hatip olan çok kıymetli pederimden yıllarca güzel bir formatta Kur’an dinlemiş birisi olarak, yine de tilavetin değişik sunumlarını dinleme ve öğrenme adına büyük bir arayış içindeyken, ortaokuldan mezun olacağım yıl, günlerden bir gün Erzurum Lalapaşa camisinin arkasındaki “nil a.ş”, bugünkü “nt mağazalarına” girdim. Kur’an-ı Kerim reyonunda kasetleri inceliyorum, küçüklüğün vermiş olduğu bir korku ile beraber tilavete olan aşk ve iştiyakımın da rahatlığıyla orada çalışan bir kardeşimizden bana yardımcı olmasını rica ettim. Ve Mısırın esrarengiz okuyuşlarını tek tek dinlemeye başladım.
Aman Allah’ım! O da ne?
Muhteşem okuyuşlar!
Ben, o zamana kadar böyle Kur’an okuyan kimseleri hiç dinlememiştim. Sırasıyla, Abdussamed, Mustafa İsmail, İbrahim Şa’şai vs derken içim bir hoş oluyor. Merhum Abdussamed’ten dinlediğim okuyuş belki o an beni fazla etkilemiyor. Çünkü o gün, üstadın, çekiminin fazla kaliteli olmadığı Enbiya suresinin kaydını dinlemiştim. Fakat, sonraları meşhur Tekvir suresini ve “Kısa Sureler” adı altında okumuş olduğu Ğaşiye, Tarık, Beled, Şems ve Duha gibi sureleri dinleyince duygulanmamak için kendimi çok zorlamışsam da başaramamıştım. Küçük yaşıma rağmen o duyguyu bana yaşatan ünlü okuyucumuzu bundan dolayı, selamların en güzeli ile yad ediyorum. Makamın cennet olsun…
Öte yandan, kıymetinin anlaşılması için uzunca seneler takip edilmeyi gerektiren Mustafa İsmail de sıra. Bu asrın okuyucusunun “وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا” diye başlayan meşhur Neml suresini dinliyorum. Öyle bir okuyuş ki, çok derinden, manalı, i’cazlı ve bir o kadar da esrarengiz olduğu her halinden belli olan bu kayıtta, yukarıda ifade ettiğim meseleden dolayı, yani onu anlamak için uzun yıllar takip edilmeyi gerektirmesinden dolayı bana pek cazip gelmiyor. Ancak, her Hafızda olduğu gibi bende de daha sonraları Mustafa İsmail hayranlığı başladı ve yıllardır takip etmeye devam ediyorum. Diğer yandan, bir diğer okuyucu İbrahim Şa’şai ile Ta-Ha suresine sıra geliyor. Üstadın Ta-Ha suresine girişi bana çok ilginç geliyor ancak, ses ve tarz olarak takip edilmesi zor bir okuyucu diye düşünüyorum.
Ve, işte o an!
Kur’an Kültürü çerçevesinde model kabul ettiğim okuyucuya, Ahmed Na’ina’ya gözüm ilişiyor. Aslında yeter bu kadar deyip de tam reyonu terk etmek isterken Üstad Ahmed Na’ina ve stüdyo mahsülü olan Neml 1-53 kaydını da dinlemek istiyorum. O gün, son kez de şu kaseti dinleyeyim diyorum. Diyorum ve Kur’an’a, Kur’an tilavetine olan ilgim temelinden büyük bir inkılap geçiriyor.
Hey gidi günler!
İşte, o gün dünyalar benim olmuştu. Üstadın bu kaydındaki okuyuşuna birde eko eklemişler, oda okuyuşa farklı bir hava katıyor tabi. Fakat, ekodan ziyade Na’ina’nın ayetlerdeki iniş ve çıkışları beni mahvediyor adeta. Şöyle ki, طس girişinde ayrı bir hava, devamla تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُبِينٍ kısmında ayrı bir hava söz konusu. Öte yandan, üstadın مُبِينٍ deyişindeki o oynama ve titreme beni ötelere götürüyor. Sanki مُبِينٍ kavramının, açık olma anlamından dolayı Kur’an-ı Kerim’in açık ve net oluşu nazara veriliyor.هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ deki o klasik klişe, muhteşem bir bütünlük sağlıyor. Bu surede, anlatacak çok şeyler var elbette. Öncelikle bu kaydı hassaten dinlemenizi tavsiye ediyoruz. Ancak, “Dünyanın Ünlü Kur’an Okuyucularından Tilavet Tahlilleri”adı altında yapmaya çalıştığımız genişçe çalışmamızda daha bir takım değişik yönleriyle bu pasajları okuma imkanı bulacaksınız inşallah.
Bir günün sonunda artık ben, eski ben değilim tabi. O günden itibaren Mısırı ve Mısırın yanık sesli hafızlarını merak ediyorum, o muhteşem sesler, tilavetler her an aklımda her an kalbimde. Ve bunun ardı arkası kesilmiyor tabi. Artık o günden sonra açılımlar yapıyorum, radyolar karıştırıyorum. Günlerce hatta aylarca, bu okuyuşların kaynağını bulmaya çalışıyorum.
İşte, mutlu son!!!
Artık hedef gerçekleşmiştir. Takip edilmesi gereken frekans ayarı: “Am 864” tür.
Öyle bir arayış süreci ki, Türkiye saatiyle 19.00’lar’dan başlayıp sabahlara kadar Mısır radyolarını dinleme ve kayıtlar yapma şeklinde işleyen bir süreç. Her gün aynı spiker ve aynı anons: “İzaatil Kur’an el-Kerim Min el-Kahira”. “Kahire’den Kur’an-ı Kerim Tilaveti vakti” anlamındaki bu anons, o saatten sonra benim yeni bir düzen, yeni bir düşünce, yeni bir aleme geçişimi de beraberinde getiriyordu.
Evet, Ahmed Na’ina ile Neml 1-53 kaydıyla tanıştım. Bu kaydı, yine muhteşem bir okuyuş diyebileceğim Yusuf suresi 53. ayet olan, وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي kısmından başlayıp 90. ayet, إِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ ‘e kadar devam eden kaydı takip etti. Ancak, bu kaydı yıllar sonra kaybettim ve bir daha da bulamadım. Bu okuyuşların yanında, Meryem 1-36, Kamer 49-55 ve Rahman suresi, İbrahim suresi, Kısa Sureler I ve Kısa Sureler II isimli kaset çalışmaları bunlardan bir kaçıydı. Kısa Sureler I kaydı, Nasr suresinden başlayarak sırasıyla Tebbet, İhlas, Felak, Nas, Fatiha ve Bakara suresinin 18. ayeti, صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ‘e kadar devam eden bir çalışma. Şunu da söylemek gerekir ki, bu kaydın Nasr, Tebbet, İhlas, Felak ve Nas sureleri dinlemeye, takrar dinlemeye ve düşünmeye değer.
Sonsöz olarak şunlarıda ifade etmek gerekirse, Kur’an Tilaveti’nin benim gönül dünyamda apayrı bir yeri var. Din eğitimi diyoruz, din eğitimde bütünlükten bahsediyoruz, işte, benim din eğitimi anlayışımda mutlak manada “Kur’an Tilaveti” olmazsa olmaz bir unsurdur. Tilavetsiz bir din eğitiminin kesinlikle yarım kalacağını düşünenlerdenim. Kişi, manevi eğitimi bu esrarengiz okuyuşları dinleyerek zenginleştirmeli, sanki cennetten gelen bir sesmiş gibi bu İlahi nağmelere kulak vermeli ve din eğitiminde o bütünlüğü elde etmelidir.
Vesselam…
NURULLAH DAĞ
İstanbul Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi
12.03.2011