Yerini Bilmeyen Müslüman Kadına
Müslüman toplumumuzun en önemli problemlerinden biri durması gerektiği yeri bilmeyen kadındır. İnsanların dünya ve ahiret saadetlerini hedef alan İslam dini erkeğe ve kadına görev ve sorumluluklar vermiştir. Erkek evin geçimini sağlamakla mükellef olup karısının ve çocuklarının maişetini temin için çalışır. Peygamber Efendimiz s.a.v. “hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz” buyurmakta ve erkeğin ailesinden sorumlu olduğunu beyan etmektedir. Kadının ise geçim temini gibi bir yükümlüğü yoktur. Sadece, zaruri şartlar altında, mecburi durumlarda geçimini sağlamak için çalışabilir. Bunun haricinde keyfi olarak çalışma durumları söz konusu olamaz.
İslamda kadının yeri evidir ama maalesef günümüz toplumunda kadın artık toplumun her kademesinde kendine yer bulmaktadır. İşin garip tarafı bu genel daire içine dindar kesim de girmektedir. Çarşı ,pazar, resmi daireler, belediyeler, dolmuşlar, otobüsler, sokaklar, caddeler,vs… evden dışarıya çıkmayı kaybedilmiş bir hak bilip, sözde kendisine iade edilen hakkını arama sevdalısı kadınlarla doludur. Bu yazdıklarım için örnek isteyenler çok geriye gitmesinler. İslamı devlet nizamı olarak kabul etmiş, baştaki padişahından halkına kadar dinini bilen ve yaşamaya gayret gösteren, İslam dininin sancaktarı, Rasulullah sav ve onun sünnetinin tatbikçisi, ecdadımız, atamız olan Osmanlı en büyük örnektir. Şayet üzerinde düşünüldüğü takdirde Osmanlı Devleti’nde kadın ve bulunduğu ve bulunması gerektiği yer ile alakalı sonuca varmak zor olmayacaktır. Osmanlı Devleti zamanında yapılmış olan büyük küçük bütün camiler bu teşhisimizi kanıtlar özelliktedir. Osmanlı Devleti ki düşünce noktasındaki hassasiyetleri kaynaklarda mevcuttur. Yuvasız kuşları düşünüp onlara kuş yuvaları yapmıştır, aç kalan hayvanları beslemek için dernek ve vakıflar kurmuştur. Çevre temizliğine büyük önem vermiş şayet yere tükürülürse bunları kapatmak için sokaklarda tükrüğe kül basan kişiler görevlendirmiş, fakiri fukarayı gözetmiştir. Bütün bunları yapan ve daha sayamadığımız pek inceliği 600 küsür yıllık tarihi içerisinde barındıran Osmanlı neden yapmış olduğu camilerde kadınlara mahsus bölümler, abdesthaneler yapmamış. Herşeyi bu denli büyük bir hassasiyetle ele almış olan Osmanlı kadınların ibadetlerini mi düşünememiş. Elbette hayır. Bunun sebebi böyle bir durumun ihtiyaç dışı olması ile alakalıdır. Osmanlı da kadın yerini hududunu bilirdi. Osmanlı halkı dininin gereklerini yerine getirirdi. Dikkat edilirse camilerde kadınlara mahsus bölümler cumhuriyetle yapılmaya başlanmıştır. Ya bir perde çekilmiş veya bir paravan yapılmış kadınlara namaz kılma yeri ayrılmıştır. Osmanlı bünyesinde ortaya koyduğu eserlerle bütün dünyayı kendine hayran bırakan Mimar Sinan’ a değinelim. Kendisi büyük bir mimar ve mühendis olan Mimar Sinan’ın eserleri incelenirse çok büyük detaylarla bezeli olduğu ortaya çıkacaktır. Bu büyük ilim adamının eserlerinin teknik boyutu zaten o zamanki şartlar göz önüne alındığında bütün dünya mühendisleri ve mimarları tarafından takdir ve hayretle karşılanmaktadır. Bunun yanında Mimar Sinan ın eserlerini ortaya koyarken düşündüğü detaylar insanı kendisine daha da hayran bırakmaktadır. Mesela Süleymaniye Camii nden örnek verirsek; o zamanki devirde aydınlatmalar kandiller vasıtası ile yapılmaktaydı. Bu büyük camii aydınlatmak için de çok fazla kandil kullanılıyordu.Mimar Sinan çıkan isi bile hesaba katıyor ve camii içerisinde öyle bir hava akımı oluşturuyor ki bütün kandillerden çıkan isler camiinin kuzey kapısının üzerinde dar bir boğazdan geçiyor ve orada zamanla birikiyor. Daha sonra orada biriken kurum mürekkep yapımında kullanılıyor. Bunun gibi akıl almaz detaylar Süleymaniye Camii’nde mevcuttur. Olayı biraz daha geniş ele alırsak Süleymaniye Külliyesi malumunuzdur ki pek çok yapının bir araya gelmesi ile oluşmaktadır. Bu yapıları Mimar Sinan öyle bir yerleştirmiştir ki bu külliye bu kadar büyük bir alana oturmasına rağmen ekolojik dengeye bir zarar vermemiştir. Şimdi demek istediğim yukarda da belirtildiği gibi bu kadar inceliği, bu denli hassas bir şekilde , ekolojik durumları bile göz önünde bulunduran Koca Sinan Süleymaniye Camii ne kadınlara özel bir bölüm yapmaya mı unutmuş veya gözden mi kaçırmış? Bunu düşünmek nasıl bir abestir varın siz düşünün.
Günümüzün kadını en başta eğitim ile sokağa alıştırılmaktadır. Üniversitenin artık toplumumuzda olmazsa olmaz görüldüğü bu hastalıklı yapı içerisinde Müslümanlar bir yerlere gelmeli, onun için de kız çocukları okumalı mantığı başörtülü, türbanlı, çarşaflı kısaca az çok dini hassasiyeti olan bütün kız çocuklarını üniversitelerin kapısından içeriye sokmuştur. Bunu yaparken de malum olduğu üzere Allahu Teala nın emirlerini belirttiğim sebepler için üniversitenin girişine bırakıp, o şekilde bu tahsili yapmaktadırlar. Bunun adına da İslam için hizmet demektedirler. İslama ; İslama muhalif, İslamın kabul etmediği, Allahu Tealanın ve Rasulunun sav yasakladığı yollarla hizmet edilmez. Müslümanların artık gözünü açması lazım. Bu yanlış yönlendirmelerden kendini kurtarması lazım. İslama hizmet, İslamı tebliğ ancak İslamı yaşayarak yapılır. Biz dinimize sarılmadan, dinimizi tatbik etmeden nasıl olur, hangi yüzle İslamı isteyebiliriz. İslamın metodu peygamber metodudur. O sav in metodu haricindeki metodlar çıkmaz sokaktır ve insanı hiçbir noktaya vardırmaz ancak doğru yolundan saptırır.
Mevzuyu dallandırıp budaklandırmadan sonuca bağlayalım. Üniversite ile başlayan bu süreç üniversite diploması alındıktan sonra şu şekle bürünür. Ben o kadar üniversitede dirsek çürüttüm, kaç yıllık emeğim var, biz de çalışmayalım başkaları mı çalışsın, bir yerlere gelsin mantığıyla harmanlanınca hemen bir iş arama sevdası karşımıza çıkmaktadır. Veyahut günümüzde çok yaygınlaşmış durumda olan meslek edindirme kurslarıyla, vakıf ve derneklerle, hanımlar lokalleriyle Müslüman kadınlar hedef alınmış ve bunda da başarı sağlanmıştır. Büyüklerin “zehri altın kapta sunarlar” sözü bu vasıtayla bir kez daha ispatlanmış bu tür boyalı cilalı tabelalarla kadınlar hedef alınmış ve onlar, ait oldukları yer olan evden koparılmış ve sosyal saha içerisine çekilmiştir.
Zamanımız ahir zaman. Peygamber Efendimiz sav ahir zaman peygamberi, biz ahir zaman ümmetiyiz. Kıyametin küçük alametlerinin görülmeye başladığı günümüzde İslamı ve İslami yaşantıyı hedef alan her türlü fitneden korunmaya çalışmamız gerekir. Rasulullah sav “fitne zamanında oturan ayakta duranda, yatan da oturandan hayırlıdır” buyurmakta. İçi boşaltılmış hedefler peşinde koşmak yerine dinimizin emirlerini tatbik etmeye çalışsak bizim için en hayırlısı bu olacaktır. (Yazı içerisinde genellemeler mevcuttur, bu genellemelerin istisnaları da mevcuttur. Allah onlardan razı olsun, sayılarını arttırsın inşallah.)
nfkkfn / tazir nisan 2011