Hacegan Çorbası
Bak güzel kardeşim! İbrahim Ethem ne diyor: ''Bu dünyayı gönüllülerine, ötekini de isteklilerine bırakıp, burada Allah'ı anmayı, orada da onun yakınlığına ermeyi iş edinmek...''
Yunus Emre ne demiş:
''Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni ''
Ne de olsa gönülleri bir, aynı aşk deryasına dalmışlar...
Devam edelim o halde…
Yunus gerçek aşık isen,
Mülke suret bezemegil.
Mülke suret bezeyenler,
Kara toprak olmuş yatar
(Yunus Emre)
Yar o ki, hep yadında;
Eskimez ve eskitmez.
Muradı muradında,
Seni bırakıp gitmez..
(Necip Fazıl)
Gönül O'na âşık olunca gönüller bir oluyormuş demek ki...
Tövbe meselesine gelelim…
Habib-i Acemi...
Faizle borç verirdi... Öyle ki çocuklar onu gördüklerinde şöyle bağırışırlardı:"Ribahor (faizci) Habib geliyor, sakının onun şomluğundan, ayağının tozu bize değmesin. Biz de onun gibi bedbaht oluruz"
Habib-i Acemi fena oldu ve Hasan-ı Basri elinde tövbe etti...
Ve o Habib-i Acemi oldu... Çocuklar onu gördüklerinde şöyle bağrışmaya başladılar:"savulun taib Habib geliyor, bizim ayağımızın tozu üstüne konmasın, Allah'a asi olmayalım"
Malik bin Dinar...
İşret gecelerinde saz çalıp eğleniyordu...
Ve bir ses:" Ya Malik neye bu haline nedamet edip tövbe etmiyorsun?"
Tövbe etti... Hem de ne tövbe ki... O Malik bin Dinar oldu...
İbrahim bin Ethem...
Belh şehrinin padişahı... Onun için derler ki:''Kırk altın kalkanlıkul, tantana ile önünde ve kırkı da ardından giderlerdi.''
Ve bir ses:"Ey gafil Allah'ı atlas döşekler içinde mi isterler?"
İçine ateş düştü ve o İbrahim bin Ethem oldu...
Bişr Hafi...
İşret yerlerini mekan edinmişti... Böyle bir gece evine giderken, yolda üzerinde besmele yazan bir kağıt buldu, temizledi, kokular sürdü ve evinin en güzel yerine astı.
Ve bir rüya:"Ya Bişr! Sen benim adımı güzel kokularla ağırladın.Benim ululuğum ve izzetim hakkı için bende senin adını iki cihanda hoş kılacağım"
Uyandı, ağladı, tövbe etti ve Bişr Hafi oldu...
Fadl bin İyaz...
Eşkıyaların başı idi... Kervan soyarlardı...
Ve bir ayet işitti:“Allah zikredildiği zaman, iman edenlerin kalplerinin saygıyla yumuşayacağı zaman halâ gelmedi mi?”
Geldi, geldi de eşkıyalıktan evliyalığa terfi etti... O Fadl bin İyaz oldu...
Allah'ım bizler günahkarız, bizleri affet...
İmdi bir düşünelim...
Karşımızda bir topluluk var; içki içiyorlar, eğleniyorlar... Size dediler ki, bunlara bir beddua edin!!!
Diyelim ki bu şahıs beddua yerine şöyle bir duada bulundu:''İlahi bu yiğitlere dünyada hoş dirlik verdiğin gibi, ahrette de dirlik ver!''
Yoksa bu şahıs beddua etseydi, daha mı iyi olurdu???
O halde okuyalım efendiler:
''Bir gün, talebeleriyle Dicle kenarındaki bir hurmalıkta oturuyorlardı. Dicle'nin yukarısından bir kayık geldiğini gördüler. Kayıkta bir kaç erkek içki içiyor, nâra atıyordu. Bu nâhoş manzara karşısında talebeleri; "Efendim bir duâ edin de, Allahü Teâlâ bunları bu nehirde boğsun ve insanlar onların zararlarından kurtulsunlar." dediler.
Şöyle buyurdu: "Yâ Rabbî! Sen bu kullarını dünyâda neşelendirdiğin gibi âhirette de neşelendir." Talebeleri bu duânın mânâ ve sırrını anlamadıklarını söylediler. Bunun üzerine; "Benim söylediğimi (Allahü teâlâ) bilir. Bekleyin şimdi görürsünüz." buyurdu." O topluluk Ma'rûf-ı Kerhî'yi görünce sazlarını kırdılar, şaraplarını döktüler ve titremeye başladılar. Ma'rûf'un el ve ayaklarına kapanıp tövbe ettiler. Ma'rûf-ı Kerhî; "Gördüğünüz gibi herkesin istediği oldu; ne onlar boğuldu, ne de bir kimse onlardan rahatsız oldu." buyurdular.''
Başımdan geçen bir hadise ile devam edelim…
Köydeyim...
Hava çok güzel... Bahar...
Kuran-ı Azimüşşan'ı aldım elime, çıktım kapıya ve başladım okumaya... Kendimi kaptırmış okuyorum, arada bir de yeşilin bütün tonlarını temaşa ediyorum...
İlk önce okuyorum, sonra mealine bakıyorum... Yasin Süresini okudum, mealine baktım... Mülk Süresini okudum ve mealine bakıyorum... Mülk Süresinin 19. ayetini mealden okuyorum:''Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla görendir.'' Tam burada durdum ve başladım düşünmeye:''Allah kitabında kuşları bize misal veriyor!''
19. ayeti tekrar okuyorum:''Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı?'' Ve hemen kafamı kaldırdım, gökyüzüne baktım... Hayret!!! Gökyüzünde bir tane olsun kuş yok!!! Kuşların hiç eksik olmadığı köyümüzün semalarında kuş yok!!!
Bu sefer Kuran-ı Azimüşşan'ın yüzünden 19. ayeti tekrar okudum ve gökyüzüne baktım ama nafile... Kuş yok!!! Bir daha okudum, bir daha, bir daha... Kuş yok!!! Sanki gökyüzünün derinliklerinde kocaman bir hortum oluştu da, bütün kuşları içine çekti... Kuran-ı Azimüşşan'ı masanın üzerine bıraktım, ayağa kalktım ve başladım etrafı kolaçan etmeye... Gökyüzünden ümidi kestim, yeryüzünde kuş arıyorum... Kuş yok!!!
Allah kuşları misal gösteriyor, 'gökyüzüne bakın' diyor ama ne gökyüzünde ne de yeryüzünde kuş yok...
Ve tam vazgeçiyordum ki, bir kaç metre uzağımda, yere yakın bir seviyede bir kargayı süzülürken gördüm... Ve başladım okumaya:
''Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla görendir.''
Nihayet!!!
Yıllar önce burada yazdığım bir hikâyemi bir daha hatırlayalım mı?
Hatırlayalım…
Cüneyd Bağdadỉ’ye sordular:
– Tasavvuf nedir?
– Allah’ın, seni sende öldürmesi ve kendisiyle ihya etmesi…
Bendeniz işsiz ve bu vaziyetin ıstırabını çeken bir öğretmen adayıyım. Beynimi pörsümüş gibi hissettiğim böylesi zamanlarda büyük bir karamsarlığa düşerim. Hayat benim için tam bir çıkmaz sokak olur, iş için başvurduğum mercilerden elim boş döndüğünde. Yine böyle bir günün üstüme yüklediği ağırlığın ıstırabıyla evin yolunu tuttum. Bir dolmuşa bindim ve cam kenarına oturdum. Gözümün önünde tersinden resmigeçit yapan bir şehir curcunası; Araba hareket halinde… Beynimde, daima istikbalime dair endişe odak noktası… Derken, bir zaman sonra, yol kenarında topraktan çıkmak istermişçesine dalgalanan otların o ısrarlı hareketleri beni kendime getirdi… Sanki derin bir uykudan uyandım; resmigeçit yapan o şehir curcunasını ve hatta o an sabit mekânımı oluşturan dolmuşun içini ve yolcuları bir hortum içine çekti de, etrafımda eşyadan ve canlıdan hiçbir iz kalmadı. Öyle bir hal ki, kendimi bile unuttum o an ve sadece odaklandığım endişelerimle ve ıstırabımla var oldum. Endişelerime ve ıstırabıma büründüm… Bir hal, bir hal, tarifi imkânsız bir hal… Dolmuştan indim ve bu esrarlı vaziyetin hayretiyle deniz kenarında bir oturağa oturdum. Tefekkür halindeyim… Demek böyle oluyormuş yokluk… Demek böyle oluyormuş uğrunda yokluğa karıştığın mevcutla varlık… Yok oldum; ne anne ve baba, ne kardeş, ne eş dost, ne dünya ve ne ben, ıstırabımla var oldum. Zikir ve esrar… Şimdi daha iyi anlıyorum hakkıyla Allah’ın ismini zikredenlerin mürşidinde yok olup, Allah ile var olmalarını. Kendi heveslerinden geçip O’nun boyasıyla boyanmak, dünyayı O’nun gözüyle seyretmek, demek böyle bir şey… Dünyalık olsa da, bir an için odaklandığım endişe ve ıstırabımdan uyandığımda, sırf bu esrarlı hali bir daha yaşayabilmek uğruna nelerimi vermezdim ki... Evet, bu Esrarlı halin bana düşündürdükleri bunlarken, bir şeyi daha fark ettim:
Bu bir haldir ve gaye bu değildir. Gaye O…
Zikir meclislerinde Allah’ı hakkıyla zikredenler, sizi daha iyi anlıyorum. Mutlak varlığı dilinizden kalbinize indiriyorsunuz ve varlık içinde yokluğa karışıyorsunuz; varlığı Mutlak Var’da buluyorsunuz. Böyle bir makamda insanın şuurunu yitirmemesi ancak, Allah dostlarına mahsus olsa gerek. İşte ilim bu!!!
Ve bir söz…
‘’Ey nefsim! niye korkuyorsun? Aç kalacağım diye mi? Hiç korkma, senin Allah katında o kadar değerin yok. Allah ancak Muhammed'i (S.A.S) ve ashabını aç bırakır.’’ (Fudayl bin İyaz)
Bir uyarı…
Yunus Emre'ye ait olmayan sözleri veya şiirleri ona aitmiş gibi paylaşmayın! Çünkü Yunus Emre'nin ağzından dökülen o inciler dünyalık şeyler için değildir. O kadar ki, o şiirler, Kuran-ı Kerim'den, Hadis-i Şeriflerden, Kudsi Hadislerden süzülmedir. İşte İspat:
Aşksızlara verme öğüt,
Öğüdünden alır değil.
Aşksız kişi hayvan olur,
Hayvan öğüt bilir değil.
(Yunus Emre)
Kudsi Hadis:
Ahmak birine yapılan öğüt, hayvanlara sunulan inci ve mücevhere benzer.
Lütfen biraz daha dikkat edelim.
Ve birkaç söz…
Dünyanın senden sonra ne halde olduğunu görmek istersen; senden evvel ölenlerden sonra ne halde olduğuna bak!.. (Hasan-ı Basri)
Farz ve sünnetlerden herhangi birini terk eden kimse ateş üzerinde yatsa, denizde yürüse, havada uçsa iyi biliniz ki o davasında yalancıdır. (Necmeddin-i Kübrâ)
Zavallı insan! Helali hesap ve haramı azap gerektiren bir aleme razı olmuştur. (Hasan-ı Basri)
Tarifine gitmemektir evla
Tarife gelir mi hiç Mevla
(Muallim Cudi efendi)
Masivadan el çekip mahlukattan ümmidini kes
Virdin olsun her nefes Allah bes baki heves
(Laedri)
Hak tecelli eyleyince her işi asan eder
Halk eder esbabını bir lahzada ihsan eder
(İzzet Molla)