Ahizeyi yerine bıraktıktan sonra ortalıkta biraz gezindi. Yapacak bir şey bulamayınca pencerenin kenarına ilişti…
Dışarıyı izlemeye koyuldu
Perdeyi hafif araladı… Seslerin ılıklığını yüzünde hissetti...
Aşağıda karşılıklı evler, sokak boyunca hemen her evin önünde orta yaşlı tipik ev kadınları…
Bunların hepsini ayrı birer muamma olarak görüyordu. Mükemmel birer sentez... Bu sentezin salt kadınlık kısmını yukarı katta, evin en mahrem yerlerinden birinde, görüntüsüyle herkese merak aşılayan antik bir sandığın içinde saklamaktadırlar. Bu sandığın kapısı açılmaya görsün, en arsızının bile dilinde iri kelimeler tükenir. Mazi, onları alışık olmadıkları derin bir sükûta davet eder.
Ama çok geçmeden fıtratları gereği yüzlerine su serpilmiş gibi irkilirler. Ağlayacak gibi olsalar bile bu hallerini birazdan başka bir kahkahanın bahanesi olarak kullanmakta gecikmezler.
Adam tül perdeyi biraz daha araladı. Kadınların yüksek sesli senfonilerine kulak kabarttı. En olmadık anlarda en olmadık tepkileri veriyorlar. Yüksek sesle seviyorlar, yüksek sesle kızıyorlar, yüksek sesle yakınıyorlar. Ama bütün bunlar müthiş bir mahremiyete tabii. Doğallığın tüm ihtişamını barındırıyorlar. Her birinde birer parça annelik istidadı var. En zampara olanı bile bundan hissesine düşeni alır.
Mesela biri ötede, elinde bir çalı süpürgesi, demin hafifçe suladığı kapısının önünü şimdi rikkatle süpürüyor. Kadınlığını sokağa tattırıyor. İşte bu kadın, adama göre cemiyete lazım gelen kadın portesiydi. Tabiatlarının hudutları dâhilinde, iffetlerinden sual olunmayan, dişiliğin iptidai çizgisinin üstünde içtimai bir ahengin bukleleri...
Adam kadınların bu haline gıpta etti. Sancıları, kaygıları daha kayda değer olabilirdi. Fakat mesele, bu hallerden kaçmak, çalan her telefonda kafasını yorgana gömmek yerine bu kadınlar gibi bir ruh gömleği giymek, sancılarıyla, kaygılarıyla bütünleşmek ve nihayet bunu bir yaşama şekline dönüştürmekti...
Perdeyi çekti… Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Ama gördüğü her şey onu yeniden telefona yönlendiriyordu. Bir müddet kıpırdamaksızın baktı.
Garip bir alet…
Farklı bir âlemle bu ev arasında iletişim vazifesi yapan bir hafiye…
Telefon bir daha çalmadı. Adam kapıyı kilitledi, yüzünü yıkadı. Bir müddet aynada kendini izlemeye koyuldu. Az sonra birkaç küçük tıkırtı işitti. Duyduğu her sesten sonra iyice o sese yoğunlaşıyor, onları giderek yaklaşan birer ayak sesi olarak deşifre etmeye çalışıyordu.
Seslerin kesilmesiyle birlikte derin bir nefes aldı.Uzun zamandır böylesi bir rahatlığa hasretti..Bir bardak su içti.Ezberine aldırmaksızın bir şarkı mırıldandı...
Ne var ki biraz sonra kalbini yerinden hoplatan esrarengiz bir sesle dehşete kapıldı…
-Tık tık tık…
Kapı çalınıyordu…
(devam edecek)