İstanbul Destanı
beton yığınlar arasında kayıp bir şehir
caddeleri tekerlekli metallerden cincir
bir ağacı yakamaz savrulsa bir milyar kibrit
soluduğun ya tozdur ya karbonmonoksit
ecel fışkırıyor fabrika bacalarından
kansersiz ölümü yaşamıyor hiçbir insan
iyotu bilmez kimse; lağam kokuyor deniz
tarihi sokaklar pisliğe açılan dehliz
boğazın akıntısı çağa yenildi
Fatih fethettiğine bin pişman şimdi
Mimar Sinan imkansız boşa aşmış meğer
baraj suları altında o muhteşem kemer
bu gördüğün çamurlu su nedir Eyüp Sultan?
ya bu harap surlar kurtulur mu şaraptan fuhuştan
yanmadık kaç ahşap evi kaldı Üsküdar'ın
minaresi nerede fethi gören hisarın
gel de gör Nedim ne halle düştü sadabat
bu gördüğüm İstanbul mu İstanbul mu heyhat!
Ayasofya ne kilise ne de cami
Fatih fethettiğine bin pişman şimdi
tarihin arasında geçerken çelik tramvay
nasıl ağlamasın faytonları seven saray
daha dün akıyordu süslü sebil çeşmeler
kola furyasıyla kurudular birer birer
ezanlar deundan mahyalar sanattan uzak
suç dolu sokaklarında cambazlık yaşamak
köşe başları çöplerden teşekkül birer dağ
düzenine şöyle bir bak adete ortaçağ
medeniyet dediğin çok eskidendi
Fatih fethettiğie bin pişman şimdi