KOŞ
Bir doktor, üç hemşire dokuz saattir uyuyan genç kızın uyanmasını bekliyordu. Bu bekleme esnasında biri, kızın açılan üstünü örtüyor; biri ateşini ölçüyor; biri aynanın karşısında patlayan dikişlerini tedavi edip kıza küfürler savuruyor, diğeri ise büyük bir dikkatle kızı inceliyordu… Dokuz saat öncesi…
“Alo diyemeden eline tutuşturulan kalemle bir adres yazmış, kâğıdı hemen görevlilere vermişti. Aynı anda birçok hastayla ilgilenen genç doktor biraz sonra hastaları kontrole gidecek… Sinir nöbeti geçiren bir hastaya iğne yapmaya çalışırken giriş kapısından gelen sesleri işitmiş, “işte bir tane daha..” diye mırıldanmıştı.
- Koş, sen de koş… Herkes koşuyor, ben bu gece uyuyacağım ahahah =) dilsizim…
- Sus dedim sus SUS, çarpacağım ağzına!!
- Ali! deliyle deli olma, tut şu kızın kolunu adam gibi..!
Ali, yarılan kaşının verdiği acının siniri ile kızın kollarını tutuyor, tutarken de tırnaklarını kızın kollarına batırıyordu.
- Koş, sen de koş… Herkes koşuyor, ben bu gece uyuyacağım ahahaha =) dilsizim…
Merdivenleri koşarak inen doktor, sesin geldiği tarafa bakıp güldü… Kaşı yarılan Ali ne kadar sinirli. Kızı tutarken arkadaşı Ali’yi sakinleştirmeye çalışan Hasan ne kadar çaresiz. Hergün onlarcası getirilen bu hastanenin kapılarını açıp kapatan görevliler ise ne kadar sıradan bakıyorlar bu gidip gelişlere…
Ve nihayet beş kişi kıza gömleği giydirmiş, yatırmışlardı… İğne vurulduktan beş dakika sonra derin bir uykuya dalan kıza, şimdi daha dikkatli bakıyordu. Bembeyaz yorgun bir yüz… Kaşları sanki kalemle çizilmiş. Kirpikleri ömrü gibi kısa… Saçları uzun ve dalgalı… Pembe dudakları hep ısırılmış, yaralı…
Kızın gözlerini aralamasıyla doktor ve diğer üç hemşire hareketlendi. Gözler defalarca açılıp kapandıktan sonra, tek tek dört adamın yüzüne baktı. Ara ara yanıp sönen bir ışık, boyasız duvarlar, demir parmaklıklar, sert bir yatak…
Doktor yemek getirmesi için Hasan’a seslenip, diğer hemşireleri yolladı. Kendisi de sakinleşen kızın gömleğini çıkarttıktan sonra odasına gitti. Asu, etrafına mana kazandırmaya çalışırken gözleri koridorun karşısındaki parmaklıkların ardında olan genç adama takıldı. biri başında, diğeri koltuğundan aşağıya sarkan ellerin sahibi olan bu genç adam koltuğunu kurulmuş oturuyordu. Onun hemen sağ tarafındaki odada, otuz yaşlarında bir kadın birbirine doladığı çarşafı kollarında “yavrum” diyerek okşuyordu. Elli beş yaşlarındaki bir kadın da diğer bir odada aynaya bakıp saçlarıyla oynuyordu. Elindeki kalemin ucunu dudaklarına temas ettirerek, “kırmızı dudak, kırmızı dudak!” deyip yerinde hopluyordu.
Yemeği getiren hasan, soğukkanlılıkla içeri girdi.
- Yemek saati..
- Ben bu gece uyuyacağım..
Geldiğinden beri aynı cümlelerle konuşan bu kıza çok acımıştı.
- Tamam, yemeği yiyelim; benim de uykum var, ben de uyuyacağım.
- Herkes koşuyor…
- …..
- Sen de koş…
- Aç bakalım ağzını.
Kız ağzını açmıyor, karşıda koltukta oturan genç adamı süzüyordu.
- Hadi ama bak ne kadar lezzetli.
Hasan kızın, karşı parmaklıklarda kalan çocuğa baktığını fark edip:
- O da birazdan yiyecek, ama önce sen.
Asu, masadaki tepsiyi alıp parmaklıklara doğru yürüdü… Ayakta bir süre elinde tepsi bekledi ve çömelip tepsiyi parmaklıkların arasından geçirmeye çalıştı. Geçiremeyince, tabakları tepsiden alıp teker teker itmeye başladı. Uzatabildiği kadar uzattı ve geri dönüp yatağına oturdu. Genç adam şaşkınlıkla yerdeki tabaklara bakıyordu. Hasan ise oturduğu yerden kalkmış, tabakları toplamaya başlamıştı. Genç adamın kapısını açmış, tepsiyi oraya bırakmıştı.
Gece bitmek bilmiyordu. Asu, yorgana sıkı sıkı sarılmış, masaya bakıyordu. Sessizlik hâkimdi hastanede. Bütün deliler uyuyordu… Uykusunda konuşanlar oluyordu bazen. Bazen ağlamaklı bir ses “gitme…” diyordu çatlak duvarların ardından. Ali, hastanenin koridorlarında turluyordu. Alaycı bir ifade ile “Koş ali sen de koş, herkes koşsun… Ha bu deli kız uyusun, aman uyusun…
Gecenin aksine kıyamet kopuyordu şimdi hastanede. Kimi zıplıyor, kimi dans ediyor, kimi ağlıyor, kimi zırlıyor… Asu, gözlerini sabaha delilerin kahkahalarıyla uyandı… Yataktan bir hamleyle kalkıp ortama ayak uydurarak arkadaşlarını alkışlamaya başladı…
- Koşşş, sen de koş… Herkes koşuyor, ben bu gece uyuyacağım ahahah =) dilsizim… diyor orada tıkanıyordu… Dilsizim derken, sanki devamını getirecekmiş gibi uzatıyordu son harfi.
Bütün bu delilerin arasında biri vardı ki, hiç konuşmuyordu. 3 4 senedir buradaydı ve bu zamana kadar tek kelime etmemişti. Doktorlar onu, şartları daha iyi olan bir odaya almak istemişlerdi. Fakat hastanenin imkânları kısıtlı olduğu için onu burada bırakmak zorunda kalmışlardı. Bu yarı akıllı, Asu’nun dikkatini ilk günden itibaren çekmeyi başarmıştı. Özellikle Asu, genç adam yemek yemeden önce katiyen ağzına lokma koymuyor, önce onun yemesini bekliyordu…
Altı ay geçmişti burada. Doktorlar her zamanki gibi yeni hastalara hoş geldin diyor, iyileşenleri uğurluyordu.
Hasan odasına giderken, hastaların ne yaptığına bakıyordu. Hızla yürürken Asu’yu masada oturmuş ellerini incelerken gördü. Durdu… İyice sessizleşen Asu’nun durumu pek hayra alamet değildi. Artık hiç gülmüyor, hiç konuşmuyordu… Bir ay önce bir gece çığlıklar atarak uyandırmıştı herkesi… Bir şeyler söyleyecek gibi oluyor, tıkanıyordu. Doktorlar, Asu’da beliren bu nöbet karşısında ne yapacağını şaşırmıştı. Ali, elini ağzına götürerek kızı susturmaya çalışırken, Hasan arkadaşının bu yaptığının doğru olmadığı söylüyor onu odadan uzaklaştırmaya çalışıyordu… Diğerleri ise iğneleri hazırlıyordu… O haykırış dolu gecenin ardından Asu, bir daha hiç konuşmadı…
Herkes yorgundu bu gece. Herkes yatmış, kimseden çıt çıkmıyordu. Hasan ışıkları kapatıp odasına kapandı. Ali sigarasının dumanında boğulmaya mahkum etmişti kendisini.. Doktorlar hastaların son durumunu konuşmak için bir odada toplanmış, bazı kararlar alıyorlardı.
Doktorlardan biri yüzünü buruşturmuş “yanık kokuyor” demişti. Diğer doktor onu onaylamış, ayağa kalkmıştı. Kapıyı açtı ki her yer cayır cayır yanıyor… Doktorlar uyuyan hemşireleri uyandırarak, hastaların kapılarını açmaya koyuldular... Deliler uyanmış, ortalık bir anda cehenneme dönüşmüştü. Herkes demirlere yapışmış bağırıyordu. Asu tedirgin gözlerle izliyordu hadiseyi… Ve sabırsızlıkla bekliyordu kapısının açılmasını. Artık alevler büyüyordu. Doktorlar ve hemşireler hastalarla beraber kendilerini dışarı atmıştı. Bir tek Ali kalmıştı hastanede… Ali, Asu ve Asunun Asu’nun komşusu olan genç adam… Genç adam da Asu gibi demirlere tutunmuş çıkarılmayı bekliyordu. Ali, sessizi çıkarttıktan sonra koşarak gitti. Genç adam ile Asu göz göze geldiler. Bir süre böyle kaldıktan sonra Asu demirleri sallamaya başladı… Genç adam, kıza son kez bakmış:
- Ben senin yerine de koşacağım… Diyerek alevleri arkasına almış, koşarak uzaklaşmıştı.
Asu, onun arkasından bakarak, hüzünle:
- Koş, sen de koş… Herkes koşuyor, ben bu gece uyuyacağım… Ve dilsizim artık konuşuyor.
Not: Dostlar... Size güzel bir haber vereyim :) "Koş" ile : ) m r a n başlığı altındaki berbat yazılarıma son veriyorum... Mutlu sonlarla başlayıp, kötü bir son ile bitirmek istemezdim elbette. Ama olması gereken buydu.. Düşük cümlelerim, yanlış yazdığım sözcüklerim için ve bunları düzeltmediğim için özür dilerim... Yazdıklarımı ikinci defa okumaktan hoşlanmadığım için bunlara kayıtsız kalıyorum.
:graduated: Bir gün başka hayatlarda karşılaşacağımıza inanıyorum.
Hoşçakalın.