Milletlerin yaşamlarını idame ettirmesinde gerekli olan, kendilerini bir millet kimliğinde hissettikleri meseleler vardır. Bunların şuurunda olan milletler kendilerini tarih sahnesinde tutmayı ve dünya siyasetinde yeri geldiğinde büyük rol oynamayı başarmışlardır. Ve bir milleti bize tanıtan hasletler aslında o milletin bireylerinde inkişaf etmiş olan melekelerden ibarettir. Bireylerin düşünüş ve duyuşları milletin karakter yapısını oluşturur. Duyuş ve düşünüşlerinin açılımını doğru yönde yapan milletler dünyaya örnek olmuş ve muasır medeniyet dediğimiz ifadeyi kendi ruh yapılarında hissettirmişlerdir. Melekeler doğru yerlere kanalize edildiği vakit bir Osmanlı doğar, bir Selçuklu doğar, bir Karahanlı devleti doğar bunlar bizim tarihimizde çok defalar tekerrür etmiş hadiselerdir evet, doğru, Roma da büyük imparatorluktu ama örnek değildi evet İngiltere de büyük imparatorluktu ve günümüzde de büyük devlettir ama örnek değildir. Roma yıkıldığında Romalılardan başka kimse yas tutmadı, ama Osmanlı devleti yıkıldığından günümüze dek dünya kan ağlıyor ve ortada doğuda Yahudiler de dâhil olmak üzere herkes Osmanlıyı methetmekten o büyüklüğü büyüklüğüne yaraşır şekilde yâd etmekten kendini alamıyor. Burada önemli olan husus devleşen milletlerin örnekliği meselesidir. Bugün Türk milleti denildiğinde hamdolsun dünyanın neresine giderseniz gidin akıllara ‘İslam’ gelir, sonra Nizam-ı âleme muvaffak olmuş bir millet (Osmanlı) gelir ve ardından ecdadın bıraktığı eserler akla gelir.
Ama Peygamber efendimiz döneminde bile İslam devletinde münafık ve bozguncular var oldu, haklarında birçok ayet indi. Buna rağmen bozgunculuklarına devam ettiler, çeşitli İslam düşmanlarıyla birlikte işbirliği yaptılar. Bunları hepimiz biliyoruz. Fakat sonuç olarak günümüze ila i kelimetullah geldi, bozguncuların bozgunculukları her devirde kendilerini mahvetti. Biz bu yazımızda Türk milletinin kimliğine ve İslam’a düşman olan bazı bozguncuların, milletimizin yüzyıllardır ruhunda besleyerek büyüttüğü tertemiz hasletleri nasıl yıpratarak mahf-u perişan hale getirmek istediklerini göreceğiz.
Bugünlerde bir çarşaf açılımıdır aldı başını gidiyor. Bu durumu bazıları halk partisinin yeni bir açılımı olduğunu söyleyerek izah ederken bazıları da siyasi manevradan ibaret olarak nitelendiriyor. Peki, biz bunu biraz daha açalım şöyle ki;
Bunlar Osmanlı devletinde Fitneci hareketler çıktığında İslam’ın birleştiriciliğinden öte aşağıdakini yaptılar;
Şimdi soruyorum bu mu Türklük? Eğer bu ise nerede kaldı Karaman oğlu Mehmet Beyin Bundan sonra dergâhta, bargâhta, Sarayda Türkçeden başka dil konuşulmaya Fermanı.
Ve yine bunlar Sultan Abdülhamid’i devirdiler, sonra da sadece yıkmak üzere birleştikleri yıkıcı düşünceleri koskoca devlet-i aliyyeyi de yıkmadı mı?
Cumhuriyet devrine gelelim; Atatürk Rusya’daki komünizm tehlikesine karşı Konya Mevlevi dergâhını kapatmazken ve devrin büyük âlimlerinden olan Muhammed Diyaüddin Hz gibi kişilerle işbirliği yaparak halkı komünizm tehlikesinden korumaya çalışırken, milli şef diye adlandırılan İsmet Paşa döneminde birçok kuran yakılıyor, birçok âlim asılıyor ve 1945’te eğitimde komünizm faaliyetleri baş gösteriyor. 1961’de anayasada din ve vicdan hürriyeti düzenlemeleri tartışmalarında, din ahlakı da neymiş abdest alıp namaz kılmak mı? Diyerek halkımız dini hassasiyetleriyle oynayanlar bunlardı. Bunlar kurdukları gazete ve dergilerle milletimizi kandırarak birçok masum insanın iğfalini sağlamadı mı?
Bu insanlar cehaletle sarığı bir araya getirerek milletimizin imamlarına en büyük küfrü etmediler mi? Ve yine bunlar peygamber efendimize hakaret ederek hac ibadetini yerine getirenlere hakaret etmediler mi?
Ve bugün bunların yaptıkları şu hareketin alkışlanıyor olması insanı teessüfle memzuc hayretlere gark ediyor. Milletimizi millet yapan değerlerle oynayarak ve bunları siyasi manevra diye yorumlayanlar acaba hiç mi geçmişi okumazlar? Bunlar üstadın deyimiyle bundan üççeyrek asır önce Tophane'de talebeyken zabitleri görsün de iyi not versinler diye seccadesini koridora atıp namaz kılan çeyrek asır önce de başbakanına, gazetelere tamim edilmek üzere: 'Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktır' emrini dikte ettiren seksen dörtlük bedbahtlardır. Bunların bu yaptıklarının arkasında iyi bir niyet arayanlara sadece ataların bir sözü yeterlidir sanırım “katran kaynamakla olamaz şeker cinsine tükürdüğüm cinsine çeker”. Bu millet ancak kendi kültür mirasına sahip çıktığı müddetçe nizam-ı âlem adayı olabilir.
Biz nizam-ı âlemi bir kere değil çok kere tekerrür ettirdik, gelin bunların kuru gürültülerine kulak asmayalım, kendini bilen nefsini bilir nefsini bilen halikını bilir, halikını bilen yüceleşir, ululaşır düsturuyla kendimize dönelim ve geçmişimizden dersler çıkartarak önümüzü görelim rabbimizin inayeti ile nurunun tamamlamasına vesile biz olalım.
1- Doğu Batı dergisi, II. Meşrutiyet, ulusçuluk ve Kürt Ayrılıkçı Hareketi, Doğu batı yayınları, Ankara, s. 68
2- Mustafa Müftüoğlu, Yalan söyleyen tarih utansın, İstanbul, çile yayınları, C. 5, s. 232,234
--
Yazı sevgili ağabeyime aittir. Kendisi kalender sitelerde yazılarını yayınlamamı istedi.
Tarihçi Harun Çoban

