Karanlıklar içinde ışığa hasret bir nesil. İlerlemesi için gerek olan bir umut, bir dayanak, kendisine ışık tutacak bir mazî. Hamdolsun biz bu mazîye mâlikiz, lâkin Tarık bin Ziyad'ın gemileri yaktığı gibi geçmişiyle arasındaki her türlü ruh bağını koparmış, köprüleri atmış bir resmî ideolojiyle karşı karşıyayız. Karanlıklar içinte ki bu tunç nesil işte bunun, serkeş, başıboş resmi ideolojinin kurbanı. Ateş böceğine güneş diye sarılıyor bu nesil, bilmiyorki bohçasındaki ihtişamlı güneşi, tanımıyor. Belirip kaybolan sahte güneşler eşliğinde yolunu bulmaya çalışıyor ki bu mümkün değil.
Güneş gibi hitişamlı ve ders almaya müsaid bir tarih her millete nasib olmaz iken biz neden redd-i miras'a maruz bırakıyoruz, neden bu nur kaynağından mahrum kalıyoruz. Acaba var mı bizim kadar kendi mazîsinden nefret eden bir başka topluluk. Aslında bu nefretten öte bir boşluk, evet kendi geçmişine yabancı bir nesle dayatılan ihanetler dizisi.
Elbettte bir gün bu tunç nesil bohçasındaki güneşin farkına varacak, onun ihtişamını bu güne taşımayı başaracak, içindeki ve dışındaki bütün karanlıkları aydınlığa boğacak. Hele içindeki karanlığı, suya hasret bir garibin suyla midesini doldurduğu gibi yüreğini ışıkla, aşkla dolduracak. Tanrı dağından Tuna'ya Aras'a Fırat'a akan, Hakk aşığı fedailerle dolu mazîsine hakim bir nesil elbet gelecek. Tek yolun Hakk yol olduğu hakikatine tez vakitte erecektir.