Ölüm giz dolu, ne ayandır ölü
Sükut çığıdır yatanların köyü
Meyyit kalp ise nefese ne hacet?
Bir çığlık kopar, ardından sükut et
Ölüm giz dolu, ne ayandır ölü
Sükut çığıdır yatanların köyü
Meyyit kalp ise nefese ne hacet?
Bir çığlık kopar, ardından sükut et
Müzemmil kula, kulluk omuzlarda
Bu yük ne büyük? Kalamaz dağlarda
Dağda bin bir kul, her biri kula kul
Böylesinde milyonu eder bir pul
Mabuda kulluğu çeker mi dağ taş?
Fikirlerin kaynayıp patlar, yaklaş
Yaklaş Rabbe tek fikir fikirsizlik
Kulluk, şimdi kullukta belirsizlik
Ebu cehil ölür mü? Doğurgandr cehalet
Yaşananların hepsi mi, kıyamete alamet
İlim farzdır herkese, tesettüre gir önce
Bunun için mi herkes, birbirini yemekte
Boşa uğraşırsın sen, cahilin bacanağı
Allah varken cihatta, kes artık uğraşını
Bir tülbent mi, süzgeç olmuş dimağa
Onu çıkarınca mı, fikirler kaybolmakta
Örümcek yuvası kimde,hangi beyinde?
Görüşleri yok etmek, hangi kulun elinde?
Tüm cihan siper olsa,ayaklansa fikirler
Susar mı sandın sen, Allah diyen zikirler?
Neye yarar bu düzen, yıkmalı temelinden
Tesettür yıkacaksa, kaldırmalı derinden
Bu düzen yandaşlı,kanlı,ışığa kapalı
On dört asır olmuş, ışıkları açalı
Tüm feza toplansa, uzansa ışığa
Erişebilir mi sandın,yanan ilahi nura ?
Sabr ı cemil silahındır, baksana tek teselli
Dayan Ey Mümin! az kalmış görmez misin belli
Kıymetlisini örter insan
Kadına kıymet verir İslam
Açıktadır değersiz ziynet
Kadını soyan pis zihniyet
Bir iman, şuursuz ve bitap düşmüş
Nefs kelepçesi ruhuna vurulmuş
Ne yana baksa günah, küfür ve fuhş
Tövbe..tek bir tövbe kula kurtuluş
Parmaklarım, kenetledi o çıkrığı
Sonsuzluğun dibini kurcalıyorum
Ciğerlerim ilk kuyunun eski çıkrığı
Soluk soluk çekerek zamanı harcıyorum
Oluk oluk akıyorken insan çığlığı
Göz göz fikir fikir insanı sayıyorum
Kaybolmuş tılsımı kurtarıcı insanın
Beyazın içinde siyahı karıyorum
Beş on yirmi otuz…. Cemiyetler sayıyorum
Bunca Mümin içinde ben, Müslüman arıyorum
Bir cemaat düşünün ki bireyin tacı namaz
Despotluğa, komünizme orada gerek kalmaz.
Tüm kelimeler benimdi, tenezzül etmedim bile
Bir tek ‘O’ kaldı, sıcaklığı ensemde
Kalbur üstü bir çıban, patlaması gereken
Bir pürüz, bir iğreti cemiyete bu beden
Ah etsem, zorlasam patlasa gırtlağım ah
Tek bir söz, mevhumu anlatan söz Eyvah
Eyvah, eyvah ne oldu bir ömür birikim
Bir kızın ardında, yok alan amelim
Sindirdim yok ettim, ne makam ne mevki
Batında hiçe yazdım bu kutsi görevi
Nerede o günler ki huzurun zirvesinde
Sanıyordum, bir miskal fezanın dibinde
Ey gök,yer! Ey bu ikisi arasında hayat sürenler
Sanırım dönme vakti, bir lahza Hakkı bilenler
Haykırın ayyuka haykırın boğsun kelimeler
Şafak şafak sökülsün doğsun devşirmeler
Haykırın! kurudu çıbanınız, siz sevinin cemiyet
Korkacak ne kaldı? Mümin gözünüzde kemiyet
aklımı atom atom uç uca ekleyip ateşledim... kavradım
kavram aklı kurcalayış, kavrayış, her şeyde onu arayış
Koşuyorum… varıyorum…duruyorum
Anladım.. hayattan bir şey anlamıyorum
Soruyorum… okuyorum… susuyorum
Öğrendim ki bildiklerimi kusuyorum
Bakıyorum… görüyorum… kırpıyorum
Gördüklerimi ne yapayım, yutuyorum
Korkuyorum… rahmet uzak sanıyorum
Tamam… buldum çareyi, secdeye varıyorum
Her kapıyı açan anahtarım olsa da
Tek seni yoklamam Ey Kabir
Senin kapın ayrı dünyada
Seni dolduracak kuru bir zamir
Topla eşyanı ve uzaklara kaç
Dön arkana say bakalım gelenlerin kaç
Her şeyin kaçışı bir arka çıkışı var
Yalnız fikir, her şeyiyle korktuğum duvar
Burnu halkalı bir siyahi, İslam uğrunda olan
Tercihi mümkün bu, hürriyette kral olsan
Hürriyet sandığın, çakılmışlık boşluğa, uçsuz fezada
Git istediğine, yap isteğini, ayağın tek noktada
Adım atsan düşersin. Her yer sonsuz uzakta
Sonsuz sanılan hürlük sadece sahte nazarda
Hakkın halkasında Mümin ki, nazarında köle safında
Bilmezsin ki, yürüdükçe sınırı ulaşılmaz sınırda
Hürdaşlık alametin, tezattır ki, süslenmiş pranganda
Yırt gömleğini, yol saçını, hürriyet Rahman halkasında
Varlığı sordum varlara, duyamadım
Kandım yokluğa
Ve yokluğu sorgulamak geldi aklıma
Varda yokluk, yokta varlık anladım
Bin megavatlık mikrofondan daha keskin naradır ki
Yer gök sendelenir
Fısıltıdır inancı tam olan adamın narası ki
ALLAH BİR!
Ölüm tek kelime, her ruha yaftalı zerre
Bu gölgeyi görmek için, ışığa çık bir kere
Gaflet var rahmet, gaflet var felaket
Işığı mı ararsın? Ortasını yol et
Işık vurur bir kere, ötesini Hak getire
Karanlıktan mı eminlik? Nasibi ölmeden ölene
Gaflet vermiş halik, bak ince rahmete
Hayvan bilse öteyi, et kalır mı beşere?
En büyük rabıta hali.. alın secdede
Dil döner, kalp susar bak şu zillete
Gaflet var ki kalp döner, an secde olsa bile
Artık git gidebildiğin kadar azab ı İlahiye
Vakarlı, kararlı, rahmet çeken duruş.. kıyam
Batmadan çıkmadan giden tek yol.. İslam
Bitmeyen bir yolculuğa çıksam sessizce
Buluşsam her vakit sadece tekbirde
Her şeyden uzakta bir ömür yürüsem
Gölgemsiz yalnız secde etsem
Konaklamak dediğiniz boş bir bekleyiş
Güneşte kar gibi eriyiş
Yürürken eriyip karışsam toprağa
Yosunlar bağlansa mezar taşıma
Yürüsem ölümü ararcasına
Kavuşsam yar koynuna... toprağa
Yollara düşmem ne gereksizmiş
Yollar başladığım yerde bitmiş.
Devrim o değil, devrilenin yaftası: 'Devrilir'
Has devrimi, devrimciyi yalnızca Allah bilir.
Aklı ters düz eden fikir, hayatın bitimidir
Unutulmayan devrimci, ölümü devirendir.
Aradığın devrim fende yok, aklı devir ve gel
Aranılan bulundu ki, on dört asır evvelden
Medyun alem ölüme, vereceği ne var elde?
Nefsini öldürende, borç kalır mı geriye?
'Devrilemez' devrildi, ölüme kapandı kapı
Ölümü öldürenler, devrimlerin sancısı
Fikir kuyusunda fikirsizlik mi?
Şaşar kalırım..
Dipsizlik deryasından dibi bulmadan
Nasıl yaşarım?
Koşmayı düşünmeden yürümeye başlasam
Nasıl kaçarım?
Sorular açıkken, hayata kapıları
Nasıl kaparım?
ibniss Gönüldaşımı büyük bir içtenlikle selamlarım.
Şiirlerin çok hoşuma gitti gönüldaş, Allah izin verirse geliştirirsin inşallah.
Hem muhteva hem de kalıpta kusursuzluğu yakalarsın inşallah.
Selametle...
beğenin ve önerilerin için sağ olasın
güzel olmuş ilhamına ve eline sağlık
‘Kalmasın üzerinde kul hakkı sevgilimin’
Kul denilen olsa dahi anne ve baba
Yok sayılsın günahları yetimin ümmetinin
‘Yeter ki göster o ümmeti çekilmesin hesaba’
Peygamberin gönlünde hz Ömer olmak
Yani beşeriyetin hudutlarını zorlamak
Ve hz Ebu Bekr ulaşılmaz bir sınırda
Öyle ki ötesinde nebilik başlamakta
Hz Osman olmak
Hayada melekleri utandırmak
Ve öyle bir şehir ki kapısı hz Ali
İlmin zirvesinde peygamber yeğeni
Sınırların ötesinde bu dört sahabi
O kadar ki peygamberin övünç nedeni
Ve bizler şeytanın esiri
Günahın devamlı istekçisi
Ne haya ne amel ne de bir yakarış
Yalnızca günahı arayış
Öyle bir nebi ki
Tek isteği rabbinden
Ümmetinin izinden yürümesi
O iz ki nice karanlığı boğdu
İslam ı doğurdu
Ve o ne yüksek ki
Nice zirveler bıraktı
Öyle bir öğretmen ki
Saadet asrını kurdu talebeleri
Zulme şefkatle eziyete tebessümle
Yanıt verdi
Peygamber öğrencileri
Bizler keşkelerle bakıyoruz onlara
Ardından dönüyoruz günaha
Hayat buya tiren misali gitmekte
Kul bir vagonda haramda
Diğerinde tövbe etmekte
Ümmeti hatada
Nebisi duada
Bu günahkar bunları
Rahmet için yazmakta
AHİR ZAMANDA İSTANBUL
Ya Resul Allah yine Medine’desin
Mescidi Nebevi de sohbettesin
Ashabının gönülleri sende, gözleri dudaklarında
Ama başları hep yerde
İçeri giren Zeyd Bin Harise
Mescit kapısında izin beklemekte
İzin çıkıyor mübarek dudaklarından
Zeyd Bin Harise de bir mektup, uzaklardan
Mektubu açıyorsun ‘ Beklenen şey’ diyorsun
Sonra ‘Ya Ali, oku’ buyuruyorsun
Ve Hz. Ali okuyor ahir zaman mektubunu
Günahkar bir beden
Allah’a karşı emare bir nefs
Ve bunlara rağmen sana aşık bir kalp var Ya Resul Allah
Cehenneme layık ellerimden dizilen satırlar
Ve gönlümde biriken hatıralar
Ey Ashabı Güzin dinleyin
Ahir zamanda İstanbul’da doğdum
Allah’ın kitabında ‘belde i tayibe’ buyurduğu
Efendimiz’ in hadisinde tayyibleşen bu şehirde
Artık tayyibliği kalmadı bu beldenin
Ne de fethe mahzar bir yanı
Aşkla inkarın, sevapla günahın tek kapta yoğrulup
Yollara serpiştirildiği bu şehir, İstanbul
Bir yanda Eyüp sırtlarında yatan mübarek sahabe
Diğer yanda Beyoğlu’ nda semaya çıkan eğlence
Bunların hepsi bir şehirde iç içe
Sultan Ahmet te maşuka açılan eller
Aya Sofya da Fatih’ in küfre karşı isyanı ama neyler
Ashap soruyor ‘ Ya Resul Allah Aya Sofya da ne’
Gözlerin doluyor bir an duruyorsun ve bir cümle
İstanbulluyu kahreden bir cümle
‘Ahirette Fatih’ in İstanbullu dan alacaklısı’ diyorsun
Ashap bir anlam veremiyor ama biz şimdi anlıyoruz
Allah’tan senden ve Fatih ten aflar diliyoruz
Mahzarına layık Fatih’in emaneti
Elimizde sızlatıyor Fatih ‘in kemiklerini
Sen iki damla yaş döküyorsun
‘ Ya Ali devam et’ diyorsun
Sonra Ya Resul Allah
En tepede Süleymaniye
Kanuni den emanet bir tepe
Rüyasında emrettin ona bu camiyi
Mimar Sinan ardınızda dinledi sizi
Sonra Yavuz vardı hilafetine sahip çıkan
Hicaz’ a hadim olan
Abdulhamidler vardı küfre karşı dimdik duran
Ama çember daralıyor
Küfrün İslam’ın boğazına taktığı çelik çember
Yardımlarınla kırdık o çemberi
Ama ne çıkar buhranlar geçiriyor Ruh u İslam
Ashap soruyor’ Ya Resul Allah bu mektup ne diyor’
Sen hala buruk ; Hakkı söylüyor, hakkı söylüyor
Devam et Ya Ali devam etki ümmetim ne halde seyredin
Seyredin ki onlara şefaat eyleyin
Sonra Ya Resul Allah
Alimler geçti bu beldeden
Varislerini üzmedik ama dinleyemedik
O varisler ki hakkı söylüyor
Biz günahkarlar kulak tıkıyor…
Eyüp sırtlarında meftun şanlı sahabe
Beyoğlu’nda semaya varan eğlence
Ey Ashap İstanbul bundan ibaret değil
Dinleyin dinleyin ki bizlere şefaat eyleyin
Kandiller buruk geçer kuytularda
Akıtılan göz yaşları toprak olmakta
Minareler semadan haber almakta
Müezzinler tutkun. Ezan okumakta
Ezan mı okunuyor ne kim bilir
Anlamını bilenlerden hürmet edilir
Sonra camiler bomboş
Saflar düzensiz imamlar kendinden habersiz
Özlem var sadece özlem
Günaha ara veren alimlerin sana özlemi
İstanbul hilale hasret Resule aç
İstanbul şahadete susuz günah kusmakta
Ve İstanbul ahir zaman şehri
Mektuplar yazmakta Asrı saadete
Ey Ashap ahir zaman İstanbul da
Böyle işte. Günaha doymuş küfür kusmuş
Ve imana aç İstanbul
İstanbul da İslam böyle işte
Günahkar aşığın
Ey kulum! Sana benden daha yakın olabilecek kim?
Şah damarınla aranda ramak sayan ilmim..
Hayata dair her şey kısa
Kısa, bazen en uzun kıssa.
Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir,
Günahtan daha büyük uçurum hangisidir?
ALLAH razı olsun kardeşim...yolun açık olsun inş...kitaplarınıda okuruz...İSTİKAMETİN BÜYÜKLERİMİZİN YOLU OLSUN...MÜREKKEBİN TÜKENMESİN...
Temenniniz için minnettarım..
allah razı olsun
istanbulda ahir zaman şiiri pek bi hoşuma gitti yüreğine sağlık
Son gün manasında, oluşun ilki o; Ahiret
Et bakalım, o güne varmayı hele tehir et
Bir nida, ardı sükut iş tamam; İsrafil(a.s.) sur’da
Mevt seni bulucu, ister kal’ada ol ister surda
Her bakışımda bir günah kapımı çalardı “tık tık tık”
Milyon sıklet yükledim gözlerime, harama bakamaz artık.
Uçurum etrafında dolaşan oraya düşebilir,
Günahtan daha büyük uçurum hangisidir?
E Vallahi hepside güzelll...
Gerçekten yürekten bir "eyvallah" cümlesi döküldü dudaklarımdan.Ben bu "eyvallah" sözünü çok severim.Ama öyle sokak tarzı ile değil.Yürekten gelenini seviyorum.Özünde teslimiyetin ötesi,sevilenden gelen her şeyin kabulü olduğunu düşünüyorum.(Bu düşünceyi bana kazandıran sevdiğim bir hocamdır.Allah rağzı olsun ondan.)
Bu yüzden yüreğinizden süzülüp satırlara dökülen bu güzel satırları paylaştığınız için içten bir ''Eyvallah'' diyorum vesselam...
Eyvallah'ınıza bende aynı şekile mukavele etmek isterim..
sağ olunuz
Varlık sebebimiz, biricik önderimiz, ulaşılması gereken tek nokta olan Allah Resulü’nün birkaç tane hadis i şeriflerini haddimiz olmayarak ve üstadımız Necip Fazıl Kısakürek’in bir eserinde görerek şiirselleştirme çalışmamı da sizlere sunmak isteğimi mazur görünüz…
Dağ arkasından gelecek felaket habercisiyim
Teslim ol Ey Kureyş! Allah’ın elçisiyim.
Allah Resulü’ne ilk vahiy gelişinden tam 3 yıl sonra… artık açıktan İslam’ın tebliğ emri…. Allah Resulü Mekke’ye hakim bir tepede.. ve sadece yangın, sel, düşman akını gibi olağan dışı hâllerde çalınan gongun başında..
Gongu kim çalarsa çalsın tüm Mekke gongun başına toplanmak zorunda.. bu bir kanun…
Sıradan bir günken, Mekke çarşılarını gong sesi inletti. Kim elinde ne varsa, hangi işle meşgul ise bırakıp tepeye hücum etti. O da ne.. Ebu Talip’in yeğeni M…..d orada…
Allah Resulü, topluluğa seslendi: ‘Ey Kureyş! Sizlere şu tepe arkasında size saldırmak üzere toplanmış bir düşman ordusu var desem ne dersiniz..’
‘Sana inanırız Ya M….d .. çünkü sen yalan söylemezsin.. sen eminsin.’
‘O hâlde iman ediniz ki ben Allah’ın elçisiyim’
‘……Yalancı.. bizi bunun için mi topladın…’
…………………………………….
Evet Ya Ömer Allah’ ın Resulü’ yüm
Ve unutma ki emrinin memuruyum
Hicretin 6. yılı.. Allah Resulü sahabelerine umre sözü vermiş ve bin beş yüz sahabeyle Mekke’ye yola çıkmıştır.
Kureyş izin vermeyerek.. geri çekilmezlerse savaş kararı alacaklarını bildirdi.. Allah Resulü mahzun.. Hudeybiye antlaşması hazırlanıyor.. maddeleri Kureyş öneriyor.. madde planında hepsi Müslümanların aleyhinde..
Ve imza sırası… Allah resulü.. M….d resulullah yazdırıyor… itiraz. Biz bunu kabul etseydik sizinle savaşmazdık. Silinsin.. Allah resulü silinmesi emrediyor. Katip olan hz. Ali buna cesaret edemiyor..
Allah resulü karalanması gereken yeri öğreniyor ve karalıyor.. M…….d bin Abdullah.. yazdırıyorlar.. müminler şaşırmış.. nasıl olurda bu antlaşma imzalanır.
Hz. Ömer efendimize: ‘Bu nasıl olur ? Sen Allah’ın Resulü değil misin ?’ diyor. ‘Evet’ diyor Allah elçisi.. ‘ Ben Allah’ın Resulüyüm.’
Ve hz. Ömer’ de müthiş sarsıntı.. vefatına kadar ne tövbeler edip ne sadakalar vermiştir affı için……
Allah bizi onlardan ayırmasın……
………………………………………………………….
Kısasa riayet edin, onda hayır vardır
Asamı birine sürtsem, kısas onun hakkıdır.
Bir gün Allah resulü bir arkadaşının yanına vardığında elindeki sopayı şaka yolu ile böğrüne dokundurmuştu.. O sahabenin gömleği yoktu. o sahabe.. Ey Allah'ın Resulü.. ‘İzin verde kısas yapayım canım acıdı.’ dedi.
Efendimiz hemen sopayı ona verdi.. ‘Buyur.’ dedi ‘vur’.. ‘Ama benim gömleğim yoktu.’ diye cevap verdi o sahabe.. hemen gömleğini çıkardı Allah resulü.. ve o zat. eğilerek mübarek böğürlerini öptü efendimizin.. ve Allah Resulü buyurdular ki.. aranızda kısas uygulayınız. o hayırlıdır...
SAĞOLASIN KARDEŞİM...YÜREĞİNDEN DÖKÜLÜP BİZLERLEDE BU GÜZELLİKLERİ PAY ETTİĞİN İÇİN...YOLUN HER DAİM AÇIK OLSUN,BÜYÜKLERİMİZİN NAZAR VE BEREKETİ HER DAİM ÜZERİNİZDE OLSUN...
Sizden hala cehalet seziyorum
Irkı için itilen bir beşer görüyorum
İki sahabe arasında hafif bir tartışma geçer.. sahabenin bir tanesi siyahi.. ve diğer efendimiz, siyahi efendimize Ey siyah kadının oğlu! diye seslenir ve onu hakir görür..
Allah Resulü o siyahi efendimizi mescidde görüyor. Biraz üzgün hissediyor ashabını. Neyi olduğunu soruyor ve hadiseyi öğreniyor..
Ve ashabını toplayıp vaaz veriyor.. sizlerden hala cahiliye devri adetlerinizi görüyorum diyerek endişesinden bahsediyor.
Ve siyahi efendimizi inciten diğer efendimiz, arkadaşının evinin önüne gidiyor ve başını eşiğe dayıyor. Siyahi arkadaşına: ‘Sen başıma basıp geçmeden buradan kalkmam diyor.’ Ve siyahi efendimiz ağlayarak arkadaşının başını yerden kaldırıyor kardeşini affettiğini bildiriyor.
………………………………..
Ölü etini yemekten tiksiniyorum
Gıybeti sizlere böyle yasaklıyorum.
Şöyle buyurdu Allah Resulü ashabına: ‘Sizler.. bir kardeşinizin güneşte kalmış cesedini yer misiniz? İşte kardeşinin arkasından, Onun istemediği bir şekilde konuşmak buna eşdeğerdir.’
……………………………………..
Tapan varsa M…..d’ e
Bilsin ki, O ölü bir beşerdir
Benim inancım gökler sahibine
O ki ihtiyaçsız bakidir.
Allah Resulü vefat etmişler.. bütün Medine kutlu evde.. bir kişi hariç.. ve herkes şaşkınlık içerisinde.. herkes suskun.. herkes bitkin sadece ağlıyorlar..
Hz. Osman, konuşamamış, kekelemeye başlamıştı konuşunca, hıçkırıklar boğuyordu dahası sesini…
Hz. Ömer, çıldırmıştı.. çekmişti kılıcını atılmıştı ortaya.. Resulullah ölmedi. Kim öldü derse onun boynunu uçururum… o gelecek..
Zaten kimsenin bir şey diyecek hâli yoktu. Olsa bile Hz. Ömer’e kim karşı gelebilirdi.
Bir tek kimse yoktu, Medineliler hariç.. bir tek kişi.. kemiyette bir, keyfiyette sayı ilminin acizliğini hissettiği bir kişi.. Allah Resulünün biricik dostu, peygamberlerden sonra en büyük insan, Hz. Ebu Bekir…
Bu biricik zatın evi Medine’nin çıkışına doğru. Her gün gelip peygamberini ziyaret etmekte. O gün ise kızı, Allah Resulünün zevcesi Aişe validemiz, çağırtmış babasını..
Ve o büyük insan, kutlu evin önünde, hayrete düşmüş.. herkes ne acayip.. ve o kutlu insan, Hz. Ömer’in sakalına yapışıp: ‘Kendine gel Ya Ömer!’ diye onu sallamış, Hz. Ömer’in diz çöküp, kılıcını bırakıp hüngür hüngür ağlamasına sebep olmuştu.
Sonra kutlu haneye yöneldiler. Allah Resulü divan üzerinde yatmakta.. üzeri beyaz bir bezle örtülü.. yüzünü açıp ağlamaya başladı kutlu insan. Göz yaşları efendisinin sakallarına damladı.. sonra eğilip alnından öptü.. ‘Yaşarken ne güzeldin. Ölürken ne güzelsin.’ deyip örtüyü kapattı.
Ve dışarı çıktı.. kendisinin neden peygamberlerden sonra en büyük olduğunu gösterircesine, halkı topladı ve kendine getirdi..
Kim M…..d’e tapıyorsa.. bilsin ki artık o öldü. Ama kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki, o hayyum ve kayyumdur……….
Ve dağılan ashap toplanarak, defin işleriyle halife seçimiyle ilgilendi…
Kutlu insan her düzenin toparlayıcısı… Allah resulünü nereye gömsek?
‘Ben kendisinden işittim ki, peygamberler vefat ettiği yere gömülür.’ Hz. Aişe’nin hanesi böyle büyük bir lütufa daha sahip. Hem öldüklerinde oradaydı, hemde kıyamete kadar orada olacaktı.
Hayber’de dönümlerce hurmalık… Allah Resulünün tek mirası.. diğer tüm varlığını sağlığında dağıtmışlar.. şimdi sorun o hurmalıklar ne olacak.. kızı Hz. Fatıma’ ya mı verilecek? Kızları da zaten babasından kalan mirası istemekte halifeden..
‘Ben işittim ki, peygamberler miras bırakmazlar.. nebilerin malı müminlerindir.’ Kutlu insan bu derde de çare bulmuştur…
Henüz Allah Resulü defin edilmemişken, Medine’de bir kargaşa….. Ensar, halife seçimlerini konuşuyor ve kendilerinden bir yönetici, muhacirden bir yönetici gelmesini istiyordu.
El atılmasa büyük fitne patlak verecek. Kutlu insan hemen yanına Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı ve Hz. Ömer’i alarak Ensar topluluğuna vardı. Yöneticinin Kureyş ten seçileceğini ve iki aday getirdiğini söyledi. Oysa ki halifeliğe en layık kendisi idi…. Hz. Ömer bunu belirterek hemen kendisinden biat aldı ve arkasından Ebu Ubeyde ve Ensar ve tüm Medine….
Kutlu insan yine bir dağınıklığı düzletmişti….
Allah Resulü buyurdu ki: ‘Güneş, insanlar arasında(peygamberler hariç) Ebu Bekir’den daha hayırlı bir kimse üzerine doğmadı.’
Allah bu büyüklerin yolundan ayırmasın bizleri….
Ağzıma gelen zehri tadıyorum
Hayber’de yediğim, keçiyi anımsıyorum
Allah Resulü Hayber’in fethindeler. Son Yahudi kalesi Ceziret’ül Arap’tan kazınmış…
Bir Yahudi kadın Allah Resulüne ve ashabına bir keçi ikram etmişler.. ve hepsi sofrada. Allah Resulü ilk lokmayı ağzına aldığında et ona zehirli olduğunu haber verip, yememesi gerektiğini bildirir.
Ve hemen lokmayı çıkarırlar ve ashabına yememesi gerektiğini söylerler. Lakin bir tanesi yutmuştur bile.. yarım saat geçmeden o efendimiz vefat ederler.. şehit rütbesi ile..
Yaşarken hayatın en üst rütbelerini takan Allah Resulü ölürken de elbette en büyük rütbeyle ölmeliydi… şehitlikle..
Ve Allah Teala, habibinin vefatına yakın, Hayber’de aldığı zehrin etkisini göstermiş, Allah Resulü: ‘Zehrin damarlarımda gezdiğini hissediyorum.’ demişti.
Ve zehirlenmek yolu ile ölümün en şerefli hâli, en şerefli insana nasip olmuş; Allah Resulü, sevgilisinin yanına bütün üstünlüklerle çıkmıştı…
……………………………………….
Ben ki başbuğuyum insanlık ordusunun
Ve kuru ekmek yiyen bir kadın yavrusuyum
Bir gün bir bedevi Allah Resulü’nün huzuruna çıkacaktı. İlk kez çıkacağı huzurda nasıl davranacağını bilemedi.
Mescide girdiğinde efendimizin heybetinden o kadar etkilendi ki; vücudu titremeye başladı ve kekeleyerek konuşmasına engel olamadı.
Allah Resulü onu önüne oturttu. Adeta dizleri dizlerine değiyordu. Elini dizine koyarak: ‘Korkma, bende senin gibi kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.’ dedi.
Ve bu incelik hangi devlet reisinde var..
…………………………………………
Tüm rejimler toplanın! Şu hükmü geçecek hakkı gösteriniz
Emeğinin karşılığını işçiye, teri kurumadan veriniz……..
Ve bin dört yüz yıl evvelden bugünkü sosyalist züppelere tokat gibi cevap….
İslam, hayatın her alanında sorunları izale ettiği gibi içtimai bir sorun hâline gelen ve bir takım densizlerin dillerine doladığı, işçi haklarını koruma altına almış ve bizlere sadece dudağımızda uçuk çıkaracak bir hayrete düşmemize cevaz vermiştir…
Ne ulvi dava.. Allah’ım sen İslam’ı hakiki anlayanlardan eyle……
……………………………..
Bu gelen Hale olmalı yanılmıyorum
Vuruş Hatice’nin vuruşu, onu çok özlüyorum
Mekke’nin fethi senesi. Fahr-i kainatın doğduyu beldeye geldiğini haber alan eski ahbapları akınla Mekke’ye gelmekte. Allah Resulü, Mekke’de evindeler; yahut bir hanede misafir. Arkadaşlarıyla birlikte sohbetteler. Bir an kapı çaldı.
Adet üzerine mecliste Allah Resulü varsa ve kapı çalarsa O izin vermeden asla kimse başını kaldırmazdı. Fakat bu sefer farklıydı.
Kapı çalındığında Allah Resulü’nün, yüzü kızardı, heyecanlandı ve bir cümle sarf etti. ‘Hatice’ nin vuruşu bu. Kardeşi Hale gelmiş olmalı.’
Şu inceliğe bakınız. Aradan on bir yıl geçmiş. Hala karısının, Haticet-ül Kübra’nın kapı çalışını unutmamış.
Hemen kapıya yöneldi ve kapıyı kendisi açtı. İçeriye davet etti baldızını. Kendi hırkasına altına serdi ve tam bir saat sohbet ettiler…..
O nasıl bir aşktır ki hâla unutulamamış. Nerede Allah Resulünün eşine karşı rikkati, ve nerede bizde ki kabalık..
Her yönüyle Müslüman ideali, Allah Resulüne benzemekten başka hiçbir yoldan geçmez…
…………………………………
Makamların en yücesi iki elimdedir
Yetim hamisi dulun gözü, yerimdedir
‘Cennete ilk girecek benim. Fakat cennete girerken bir kadının beni geçmeğe çalıştığını gördüm.. bu kimdir diye sordum.. bana dul kalıpta yetimlerini büyüten kadındır diye cevap verildi….’
Ne mutlu öyle dula…
…………………………….
Saadet o kimsenin, imanı nazarımla temelli
Yedi kere saadet sahibi, nazarım imanının emeli
Allah Resulü buyurdular ki : ‘ Saadet o kimsenin olsun ki beni gördü ve iman etti. Yedi kere saadet o kimseye olsun ki beni görmeden iman etti.’
Allah bizleri böyle bir makama eriştirdiği için binlerce hamd ne az kalır. İş bu iman üzere ölebilmekte.
Yüzlerce kez saadet o kimsenin olsun ki mümin olarak yaşadı, mümin olarak öldü..
Ne kutlu makam……
…………………………………………….
Yalpalanma Ey Kureyş, faiz ayaklarım altındadır
Size sadece hatıram, ehli beytim ve Kuran’dır
Allah Resulü, veda haccındalar. Müslümanlara son büyük hutbesini burada gerçekleştirecekler..
Kadınların ve erkeklerin birbirlerindeki haklarını, kan davasını ve faizi ve daha neleri açıklayıp, sınır getirdiği bu konuşmada can alıcı noktalardan bir tanesi.
Kureyş kavmi, tüccar olduğundan ve de memleketleri büyük toplulukların hac merkezi görevi üstlendiğinden para avuçlarına akmakta.
Ve en büyük mesleklerinden birisi, tefecilik. Borç para verip, faizle geri almak. Allah Resulü bunu yasaklıyor.
Kureyş’te çalkantılar.. ilk kaldırılan faiz. Allah Resulünün amcası; Hz. Abbas’ın…..
Ve Allah Resulü insanlığa miras olarak Kuran’ı ve ehl-i beytini bıraktı…
Ne mutlu o varislere..
……………………………………..
Ak iplik, karadan nasıl ki seçilir?
Namaz, Mümin’i kafirden öyle seçtirir.
İmanın temeli olan namaz hakkında efendiler efendisi en makbul köle buyurdular ki; Kafir ile Mümin’i ayıran en belirgin özellik namazıdır..
Ve bizlere düşen bu ayrıntıyı hayatımıza kazımak, abdest uvuzlarımızla diğer mümin ümmetlerden, namazla ile diğer milletlerden ayrılmak..
Hamd kulunun namazlarını kabul eden Allah’ındır..
Ve durumumuzu haddim olmayaraktan şöyle bildireyim…
Hani bu ümmet ki, sekili at gibiydi
Islanan bu uvuzlar, abdest hali miydi?
Hani şehir mamur, mescidler sade idi
Mabediyle övünenler, lanetlenenler değil mi?
Feraset mümine nimet iken İslam bi-basar
Bi-basar İslam bugün mümin değil kalıp basar
Gül bahçesinin çıkışına doğru
Damarları çatlatacak bir koku
Tomurcuk edasıyla büyüdü
Açıldı alemlere yaktı gönülleri
Sultan Abdulbaki isimleri
Dağıtır nazarıyla rahmetleri
Öyle bir vakar titretir içleri
Medet Sultanım bırakma bizleri
Sanki alemler elinde duruyor
Onun çevirişiyle dünya dönüyor
Onunla nura dalıp ışığa batıyor
Efendim bu günahkar sizi bekliyor
Beklemek bize düşen pay
Paspas gibi ezilmek ruhuma kar
Efendim ezin bu paspası
Zira hareket eder gemiyle teçhizatı
Sultanım dedim
Bilmem ben neyim
Kölesinindir sultan
Bense serseri sokak köpeği
Köpek ki bekler kapıda
Sahibinin artığına ortak olmakta
Köpekteki asalete olsaydım sahip
Kalmazdım kapından ayrı ... nasip
Ahir zamanda bir zat
Asrı saadet gibi pak
Ait değil buraya
Emanettir dünyaya
Menzil diye bir köyde
Dostunu düşünmekte
O nurun menşeinde
Nur doludur her hane
Medet sultanım derler
Yüzlerini görürler
Her zaman edepteler
Onunla beraberler
Müritleri oldukça
Zirvelerden taşmakta
Görünmez bir yaftayla
Asılmışlar imana
Gavs gavs der müritler
Gıpta eder müminler
Cezbelenir görenler
Medet sultanım derler
Menzil topraklarında doğan bir gül
Ona bağlı on binlerce bülbül
Her nazarı erdirir kemale
Bülbülleri kalmaz biçare
Uzunca boylu vakar ve azamet
Tevazuyla yoğrulmuş Hakka alamet
Erdirir aşkın en yücesine
Daldırır tecellinin en içine
Sevgiden yoksun kalmaz bağlısı
Zirvelerde sevilir en aşağısı
Kimi bilmez bu kapıya girdiğini
Ama pişirir güneş habersiz kavunu
Hamdım günaha daldım
Bir anlık nimet, kapına vardım
Aşkında yandım farkıma vardım
Pişir beni Gavsım çamur oldum kaldım
Keşke toprak olsaydık der miyiz bizde
Yahut denir mi haydi ebedi nimet cennete
Kapından ayırma varırız menzile
Deriz ki evladı Abdulbakiyiz koyun bizi cennete
Kalp. Bilmem kaç gram et
Her gün onda kıyamet
En büyük düşmana çekilse set
Ey Ruh! Nefse kıyam et
Ben bana en büyük külfet
Durum ortada, meale ne hacet
Ey karanlığa gömülen hüviyet
Muhtacı olduğum kullukta hürriyet
Ey karanlığa gömülen hüviyet
Muhtacı olduğum kullukta hürriyet
Şiirin çok güzel gönüldaş. Allah razı olsun...
Atılmış bir su, fıtratım gereği olan
Ne boş bir adamım, ruhu samanla dolan
Ufuklar ötesinde sıkıştım, her şeye kandım
Ve soğukta yandım… çare yok.. Allah’a inandım
Ufuklar ötesinde sıkıştım, her şeye kandım
Ve soğukta yandım… çare yok.. Allah’a inandım
ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM BU BEYİT ÇOK ANLAMLI...FEYZİN ,İLMİN BOL OLSUN...
Tek, çokta gizli; çokta teke müptela
Sevmek, hangisinde götürücü Allah Tealaya
Aydınlığına düçar ilk beşer ben miyim şemsin
Dedi Adem; faş olmaya müebbet mahkum sensin
Ben ki, örtünürken en zifiri karanlığı; heyhat
Bir nazar-ı namahrem mi sırrımı eyledi berbat
Günah denilen, mihrakı ben olan bir mikap
Affet sen affet, müdavim günahkarı Ey Rab
Yetmedi ki yetmeler, gayrı yalnız yalın
Aldı aldı doymadı, "vermeler" heves kalın
Kesafet nazar, bir lütuf edinde yetişin
Ey kervan ulusu! şu doymaz kör nefs ile kesişin.
Ahiri yok bakışlarım, bi basar ahvale bend
Fikir vakfesinde felc'im, kıyam haline bend
Mevcudun yekunu hep sifir. Buud ışığa bend
Işık alemce makbul. Alem fikren güneşe bend
Adım adım Rahman'a yükselmek mi idi niyaz?
O'nu unutup, "çukur" olmak değil mi inkıyaz.
(3 ay aradan sonra şiire devam..)
Ölüm giz dolu, ne ayandır ölüSükut çığıdır yatanların köyü
Meyyit kalp ise nefese ne hacet?
Bir çığlık kopar, ardından sükut et
kalemine sağlık kardeşim gerçekten çok hoş Rabbim yazdıklarımızı hissetmeyide nasip etsin..
Menzil topraklarında doğan bir gülOna bağlı on binlerce bülbül
Her nazarı erdirir kemale
Bülbülleri kalmaz biçare
Uzunca boylu vakar ve azamet
Tevazuyla yoğrulmuş Hakka alamet
Erdirir aşkın en yücesine
Daldırır tecellinin en içine
Sevgiden yoksun kalmaz bağlısı
Zirvelerde sevilir en aşağısı
Kimi bilmez bu kapıya girdiğini
Ama pişirir güneş habersiz kavunu
Hamdım günaha daldım
Bir anlık nimet, kapına vardım
Aşkında yandım farkıma vardım
Pişir beni Gavsım çamur oldum kaldım
Keşke toprak olsaydık der miyiz bizde
Yahut denir mi haydi ebedi nimet cennete
Kapından ayırma varırız menzile
Deriz ki evladı Abdulbakiyiz koyun bizi cennete
:)
‘Kalmasın üzerinde kul hakkı sevgilimin’Kul denilen olsa dahi anne ve baba
Yok sayılsın günahları yetimin ümmetinin
‘Yeter ki göster o ümmeti çekilmesin hesaba’
Okurken tüylerim diken diken oldu bir an o hesap günü gözümün önüne geldi...İnşallah bu yolda daha ilerilere gidersiniz ,tebrik ederim...
Atılmış bir su, fıtratım gereği olanNe boş bir adamım, ruhu samanla dolan
İlim de derinleşen ve bu ilimlede amel eden irfan ve kemal sahibi tasavvufun şerbetini içen zatlar
nefsi emmarenin menfi telkinlerinden sıyrılarak hakikate perde aralayıp mütevaziliğin doruk noktasını müşahede ederler.
Bu şiirdeki ruh halet-i buna müdrik olan zevatın terennümüdür, tezahürüdür.
Ol kişi tevazuda ne kadar derinleşir ise Hak katında da zıttı teşekkül eder ve o denli yüksek payelere erer.
Allah razı olsun kardeşimden
Bizi tefekküre salan sözlerinden
Temiz pak özlerinden ,
Ne kadar bahsetsek azdır.
(İstirham; bu şiirlerin devamını sabırsızlıkla beklemekteyiz)
Esselamu Aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü.
şiirleriniz çok güzel Allah razı olsun devamı gelir inşAllah
Evvelin atılmış su; ahirin kokuşmuş et
Buna rağmen Ey benî Adem, ne bu azamet?
her zaman ki gibi güzel
Evvelin atılmış su; ahirin kokuşmuş et
Buna rağmen Ey benî Adem, ne bu azamet?
Kibirden gözlerinin önünü göremeyen burnu bulutlara sürten dünyayı ben yarattım edasında adeta kibir heykeli olmuş insanlara ne de güzel cevap.
Ey kulum! Sana benden daha yakın olabilecek kim?Şah damarınla aranda ramak sayan ilmim..
Hepsi muazzam. Rabbim sizi zat denizine katsın, orada boğulun.. bu nasıl farkındalıktır!sustum.
Meyyit kalp ise nefese ne hacet?Bir çığlık kopar, ardından sükut et
Maşâllah kardeşim, kalemine sağlık..
Tâkip ediyoruz, bu aralar sükûnet hâlindesin.. Konuyu güncellemiş olayım..
Tâkip ediyoruz, bu aralar sükûnet hâlindesin.. Konuyu güncellemiş olayım..
Kafamızdaki bulutlar; gönlünümüzü kapladı. Ondan artık bir şeyler sadır olmuyor bu bünyeden.. Allah razı olsun.. Hayırlısına varırırz inşaalah
Cenabı hak arız olan bu karanlık bulutları tez zamanda izale etsin kardeşim, bu bünye öyle bünyeki buudunda ne cevherler ne hazineler gizli yeri ve zamanı geldiğinde Allah'ın (c.c) izniyle bir çoğu inkişaf olunur tıpkı açılmayı gül olmayı bekleyen goncalar gibi goncalarda gül olunca bu güzelliklerin kâbına varılmaz inşallah...
dua ile....
Bir çocuk saflığıyla yokluğu yoklasam
O saflığı ne olurdu ömür boyu saklasam
................
kat kat zırhlarla zamanı sarıyorum
nafile! zaman her zırhı delen bir ok.. sanıyorum
elimde çomakla kurcalarken zamanı, sınanıyorum
zaman, yağmurda rahmet, rahmet de letafet inanıyorum
anımsamak varken, anlamaya ne hacet; bırakıyorum
zamana hükm için, zamana kapıları kapatıyorum
........
Kaybettim
Vazgeçtim
Terk ettim
Kahrettim
Bıraktım hevesleri
Kovdum ümitleri
Hüzne kapım duvar
Bir şey içimde, içimde bir şey var
Mahvettim
Yok ettim
Sabrettim
Cenk ettim
Yokluk barınak
Varlık sağanak
Benlik sığınak
Ölüm kaçamak
Var… yok.. garip
Gariplikte gariplik
Gönül ipekten ip
Altı derin serinlik
Bilmem ki ne ettim
Sıfırı yoka tükettim
Kendimi hiçe ürettim
Yok ettim de yok ettim
............
Sövüyorsa ahir, tahire
Selamsızsa zahid, abide
Hınzır doğurmuşsa halis mümine
Ey sükutu beşer! Sökülün çığlık çığlık
Toprak altı, hayra koşan topluluk
Uyuyamazsa aç iken komşusu
Hesaba çekmişse cepteki bolluğu
Tercih ederse, varlığa yokluğu
Dirilin Ey kabri Ehil, dirilin şenliğe
Toprak bezenmiş süsünü, hayır onun üstünde
.....
Hayatın kuytusu an…(ladım)
Kuytuya baktım yok...(ladım)
...
Kafa kağıdında ibare İslam
İslam yaşadığın mıdır Ey insan!
Cesedden cesede hatırlar niçin?
Gelmedi İslam ölü gömmek için.
Yaşarken insan İslamdan kaçsa da
Ölüsü yine gelir musallaya
Ruh yaptığı amelle geri döner
İslam’ı, yaşayanı İslam gömer
..........
Elleri kuruyacak Ebu Leheb’in
Zira düşmanıydı Allah habibinin
Hayırsızdı ona malı ve evladı
Çünkü yoktu Hakka imanı
Alevli bir ateşti kazancı
Karısı da ona odun hamalı
Boynunda bükülmüş bir iple
İzler kocasını ateşler içinde
.........
Arşivden bir kaç senelikler... bende yeni buldum
Bir çocuk saflığıyla yokluğu yoklasam
O saflığı ne olurdu ömür boyu saklasam
Maşallah çok güzel hepsi !!
Nebi aleyhisselam, Mescid-i Nebevi'de
Hutbe irad ederdi; bir kütük üzerinde
O mübarek kütük; kurumuş hurma idi
Alemlerin fahrine; pek sevimli idi
Bir vakit sahabesi; bir minber yaptırdılar
Üç basamaklı minberi; peygambere sundular
Rasulullah pek bir sevindi; bu hediyeye
Hemen kütüğü bırakıp; yöneldiler minbere
Ashab pek şaşırdı; etraflarına baktılar
Mescide girmiş; bir deve aradılar
Zira öyle ses vardı ki; mescidin içinde
Annesini çağıran bir deve nispetinde
Resule emir geldi; git kütüğü sıvazla
Hasretlendi ardından; susmaz yoksa bu nazla
Değdi ona elini; Kutlu Nebi gülerek
Teklif götürdü ona; iki seçenek vererek
Dilersen Rabbim seni; eski haline soksun
Yahut cennetine alıp; Ümmetime sunsun
İstedi o kütük; cennete girebilsin
Orada bile nebiyi; hep görebilsin
Resul dua buyurdu; kütüğün isteğince
O an toprak açıldı ve kapandı gömülünce
Sonra bu minberde; çok olay vaki oldu
Bunlardan bir tanesi; şöyle vuku buldu
Yaklaşın buyurdu Nebi; minberin etrafına
Resul "Amin" buyurdu; ashab şaştı duruma
Zira ilk kez böyle bir olay işittiler
Duasız "Amin"e; garabet atfettiler
Nebi ikinci basamakta "Amin"i tekrarladı
Üçüncü "Amin"den sonra durumu açıkladı
Merak mı ediyorsunuz; duasız "Amin"imi
Garib mi sayıyorsunuz; üç basamak; üç amini
Sahabe buyurdu; Ya Rasulullah vallahi de
Şahit olmadık bu işe senden; daha öncelerde
Nebi buyurdu; o vakit ilk basamaktayken
Cibril gelip dua etti; Amin dedim ben
Dedi Ya Rasulullah; uzak olsun rahmetten
Tembellik duyanlar; sana salat etmekten
Sonra devam ile dedi; rahmetten uzak dursun
Ramazan girdiği halde; kendini uzak tutsun
Sonra şöyle dedi ki; veyl O'na olsun
Ana babası yaşlı iken; duaya uzak kalsın.
Ben de hepsine tek tek "Amin" buyurdum
Mescid-i Nebevi'den ümmetime duyurdum
Mühim bir ibret vesikası ve numune-i imtisal.
Medine-i Münevvere'de bahsi geçen bu hadise adeta insanın iliklerine işliyor.Hurma kütüğü lisanı hal ile ben senin nuraniyetinin nuruyla beslendim bu hazdan ayrılamam ben baki olanı ve seni isterim beni öyle göm ki öyle yok etki senin nurunla dirilip ebedi olayım şeklinde Efendimiz' den(s.a.v) talepde bulunuyor.
İnsanın bu noktada kendini sorgulaması gerekiyor bir hurma kütüğü kadar Efendimiz'e(s.a.v) hasret duyuyor muyuz? Ayrılığın, uzaklığın hicranını, elemini bir kütük kadar iç alemimizde yaşayabiliyor muyuz? Onun gibi yanık bir eda ile feryad-ı figan edip sesimizi duyurabiliyor muyuz?
Başka bir zaviyeden!
Bir kütüğün bile ızdırabına, uğunmalarına, inlemelerine karşı kayıtsız kalmayan kütüğün arzularına ulaşması için dua eden ümmeti ümmeti nidaları ile mübarek ömrünü ümmetine adayan Efendimiz (s.a.v) bizim en ufak çabamıza, sevgimize, alakamıza kayıtsız kalır mı? Muhasebesini yapmak icap ediyor.
Yâ Rabbî! O senin Habîbinin muhabbetinden ağlayan hurma kütüğünün hâlinden bizlere ve kardeşime bir muhabbet hissesi nasîb eyle!Amin.
Gönlüne, hislerine sağlık kardeşim.
Dua ile...
Sanma salik sen tehiri, Rabbinin ihmalidir bu
İlticaya kavuş hemen, Rabbinin imhalidir bu
Şiir demeyelim de; nacizane Osmanlıca karşı cinse açılma repliklerinden kalemime bulaşan bir kaç hayal ürünün bir tanesi...
Umk-u kalbime culüs-ü saltanat-ı şahanenize müteakiben bendeniz olma şeref-i aliinizi bahşettiğiniz şol fakirin ihya ve mesrur-u çün nazar-ı şefkat ve aşkınızı bir lahza dahi olsa gözlerime rabtetmeniz hem kifayet hem de ademi hayatıma bend olacaktır..
Umk-u kalbime culüs-ü saltanat-ı şahanenize müteakiben bendeniz olma şeref-i aliinizi bahşettiğiniz şol fakirin ihya ve mesrur-u çün nazar-ı şefkat ve aşkınızı bir lahza dahi olsa gözlerime rabtetmeniz hem kifayet hem de ademi hayatıma bend olacaktır..
Yalnız şu replik sonrası, Osmanlıca karşı cinse açılma sanatından soğudum naçizane. Eleştiri kabul ediyorsanız mümkünse hiç girmeyin bu alana. Şiirleriniz daha anlaşılıyor hem... :)
))))
mesele anlaşılmamaksa eğer zaten bizde bunu anlayanı arıyoruz...)))
yok hoş değilse yani olmamışsa çalışırız efendim))
Memalik i kalbiyemin melike i yekta i nar i nazarınız ile kül ve kor ettiğiniz kalb i bahtsızimi aşkı bünyan şehr i hasret i cemalinize tedvilu çün sebebi sürur u hayatım cevabı müspet i şahanenizi bahşediniz sultanim
Bu cümlelere hayır diyecek bir hemcinsim yoktur eminim. Tek bir şartta hayır der, kesin anlamamıştır.
Hayırlı olsun, Allah tamamına erdirsin. Tahayyülden tahakkuka tebeddül eder elbet.
Prensin kül kedisini ararken kullandığı taktiği kullanmayı düşünmeye başladım... elde ayakkabı teki ile kapı kapı gezmesi gibi elimde pusula kapı kapı gezip anlayanı mı bulsam))
Kardeş Kureyşi, size çalışmalarınızda işinize yaracak bir metin buldum. Çok sevimli, hoş. İstifade edin bence.Yanına bir misvak, bir seccade hediye. İş tamam :shiny: Buyrun
"seni ilk gördüğümde aniden çakan şimşek gibi titrettin bedenimi.. dedim "sübhanallah" ürkekti bakışların başın önde çocuksu bir masumiyet belirdi gülüşünün kıyılarında.. bayramlığını koynuna alıp yatan çocuğun heyecanı ile beklemeye başladım yarınları.. yağmurlu bir gündü. hani filmlerde yaşanır anca bunlar derler ya o türdendi bizimkisi. bana sorarsan hala bir rüyadayım uyanmak istemediğim. şemsiye aşktır. aşıkların ilk yuvasıdır. söyler misin bana yağmurdan mı aldın gözlerini.. yağdırma gözlerini üzerime kirpiklerim dayanmaz.. utanınca kızaran yanağın mı yoksa beliren gamzen mi seni böylesine eşsiz kılan..
yüzüm seninle gülüyor hayat seninle anlamlı.. adımı söyleyince fenerbahçenin attığı gol kadar mutlu oluyorum. sabah günaydınım akşam rüyalarda buluşalımımsın. beni mutlu etmekle mutlu olan.. bazen annemin sarılışındaki benimsemede bazen babamın sevgisini belli etmese de yüreğindeki büyüklükte buluyorum seni.. hayata yeniden doğdum.. gülüşlerimi buldum sözlerinde, huzuru buldum gözlerinde.. yeniden tanımaya başladım çevremi.. artık güller daha bir güzel kokuyor papatyalar daha bir gösterişli.. yediğim patates kızartması bile daha bir lezzetli.. izlediğim leyla ile mecnun daha bir özel. Bugüne kadar başıma gelen en anlamlı şeysin. Duamsın.. Hangi iyiliğim karşılığımda Allah seni bana ihsan etti bilemiyorum. Şükrümsün.. İlk günden beri huzurumun karşılığısın. Kişi (kıyamette) sevdiği ile beraberdir buyuruyor peygamberim.. Birlikte komşu olsak ya, Resulullaha.. Bundan sonra en büyük mutluluğum seni mutlu etmektir..
sevmek güzeldir sevmenin günü yoktur sevene her gün bayram :)"
Bir ilahiyatçıdan döküleni budur. Neler var Allah'ım ya. Fenerbahçe'nin attığı gol kadar mutluluk ha..
Neyse ben hizmetimi yaptım kenara çekileyim :) Komik ama bayağı.
.... Yok!.... tutmadı pek; sarmadı beni... efendim ben ahşap konakların cumbalarının yaptığı gölgelerin kararttığı arnavut kaldırımlı yolda; arkasından bakakaldığım peçeli yarin hayalindeyim...
Fenerbahçenin attığı gol bilmem ne dizisi biraz zamane işleri...
Göksu koylarında çarşafının siyahlığından gözlerimin kamaşıp şemsiyesinin altında gözlerimi oğuşturmak.... kiralanan sandalda derya sefası yapmak.. ne bilim çok mu eski şeyler yok mudur bu zamanda bunlar.. herşey bir kafede iki yudum bardak çayın içinde atılan bir temel üzere mi yükselir şimdi.....
zamanla beraber her şey kayıyor ellerimizden..
Hohlaya hohlaya erittiği buz dağlarının sonrasında, ortaya çıkan çamur arasında beliren bir filizin yahut en aşağı 200 sene batının kanalizasyon artıklarının altında kalan bir kıvılcımın devamı olan bir gençliğin, hamurunu yoğuranlar silsilesinin bir neferini, fikir işçisinin tanıması demektir Necip Fazıl’ı anlamak…
‘Zaman bendedir ve mekan bana emanettir ‘ nidasını agorada haykırmak şecaatine namzet bir gençlik, kaybettiği kutlu asırları yeniden yakalayabilmek için anlamalıdır üstadı…
Büyük bir kan değişimine uğramış, kısa bir sürede kıyafeti müzelik ve alfabesi mazi, bütün ilmi birikimi kütüphanede mahsur kalan, cüceleştirilmiş bir devin mazisini sorabilmeyi ve ceketinin astarında kaybettiği güneşe yeniden kavuşmak gayreti Necip Fazıl’ı anlamak demektir.
Necip Fazıl başbakanlık marifetiyle verilen, gazete ve dergilerde ‘Allahtan ve ahlaktan bahsetmek yasaktır’ emrine karşı: ‘Haluk’a isyan edene itaat edilmez!’ düsturu ile karşı koymak demektir haksızlıklara…
‘Bana yakan gözlerle bir kerecik baktınız
Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız.’ diyerek , büyük velinin mistik şairde bıraktığı etkiyi;
‘Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri,
Sadece beyni zonk zonk sızlayanlardan biri…’ mısraları ile de hayatının dönüm noktasından bahseden üstad, dünyadan ahirete beşeri alakalardan ilahi gayeye geçişi anlamanın formülünü öğretir bizlere…
Bilimde, sanatta, şunda ve bunda ne kadar rütbe varsa takınıp tasavvuf kapısının kıtmirinin makamı budur deyip, bu kıtmirin sahibini düşünün demek ;
‘kayboldum sende
Sende tükendim
Sordum aynaya
Hani ya kendim
Benim efendim’ diyerekte şeyhte fani olmanın makamını müşahade için, üstadı tasavvuf ehliyim diyenin anlaması gerekir…
Yeni asır islam cihadının üzerine kurulu olduğu üç alanda ilmi destek vardır: din ilmi, tarih ilmi ve dil ilmi…
Bu üç sermaye ile meydanlarda islam sancağını tasımakla mükellef İslam genci, Necip Fazıl’da bu üç silahı kullanmasını öğrenecektir.
Bir hoca vasfı kadar din ilmine vakıf olan üstad, ehli sünnet müdafisi olmuş, yeni asrın sapkın kollarından olan reformistlerle mücadele etmiş, saf Ehl-i Sünnet yolunu temizleyerek gençlere:
‘işte iz, geliniz!’ diyerek takip edilmesi gereken üslubu göstermiştir.
Geçmiş ile bağlantısı olmayan bir toplumun boşlukta kalıp, ilk esen rüzgarda hesapsızca savrulan yaprak misali olması nasıl kaçınılmazsa; yanliş liderler peşinde tersiri ile esen topluluk olmamak için yine Necip Fazıl bir set çekmiştir şuursuz kalabalıklara…
‘Bize düşen borç asırlık zamanlardan tarihi temizlemek sahte kahramanlardan..’
Ve üçüncü silah olan dil; Necip Fazıl’ın elinde her şekle giren bir oyun hamuru gibi, İslam davasını sırtlayan bir hamle olmuştur. Pateur’un mikrobu keşfettiği asırda ‘Allaha nasıl inanayım?’ diye soran küfür yobazına, ‘Siz delil aldığınız adamı dahi delil alarak kullanmaktan acizsiniz, halbuki Pasteur’un mikrobukeşfi ile, birtek mikrop bile bir yaratıcının varlığına delil olur , demiştir’ diyerek hasmını susturmuştur.
‘Fezada Allah diye bir şey yok, iddiası,
gel gör kaç füzeye denk bir müminin duası…’diyerek İslam sermayesının hiçbir sistem ve ideoloji ile kıyas kabul etmeyeceğini aleme nakşetmiştir.
‘Anladım işi; sanat, Allah’ı aramakmış,
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.’
Evet necip fazılı anlamak modern asırda islamı anlamaktır