Cahit Zarifoğlu, Mavera Dergisi'nin kurucularından ve yazarlarından biri. Maveracılar sıfatıyla andığımız grubun bir üyesi. Maveracılar'ın 1978 yılında siyasi bir sebepten ötürü Üstad'a gönderdikleri bir mektup ve akabinde Üstad'ın Rapor7'de onlara yazdığı bir tenkid yazısı vardır. Mezkur mektuba Cahit Zarifoğlu imzasını atmamıştır, aşağıdaki linkten ilgili meseleye dair yazıları okuyabilirsiniz.
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/8818-maveracilarin-ustada-ayibi/
Üstad'ın Cahit Zarifoğlu'na karşı son intibaı nasıldır? Mavera Dergisi'nde Cahit Zarifoğlu'nun kaleme aldığı bir hatırayı okuyunca, Üstad ve Zarifoğlu arasındaki müspet iletişimin son dönemlere kadar devam ettiğini görmek ve bilhassa yazıda geçen bir cümleden Üstad'ın maveracılara karşı affedici bir tutum sergilediğini, onların hâlini, hatrını sorarak onlara da teveccüh buyurduğunu söylemek mümkün. İlgili yeri okuyalım:
"12.7.1983 Salı, Ramazan Bayramı.
Tam iki yıl önce, 1981 yılında, Ramazan Bayramının ilk günü, bayram namazından sonra, İstanbul'da, Bayram Namazını Erenköy Camiinde kıldıktan sonra, iki araba dolusu insan, topluca, Etem Efendi Caddesine yöneldik, Necip Fazıl'ı ziyaret etmek üzere. Ağaçlar içindeki iki katlı evin üst katına aldı oğlu bizi. Kendisi iç kısma geçti, haber vermek üzere. Oturduk, bekliyoruz. Ben, Muhammed Kasım Arvas, Ahmet Arvas, Erenköy camiinin imamı İbrahim Bey ve diğer tanıdıklar.
Az sonra, içerdeki buğulu, yorgun ve biraz tedirgin fısıltılardan sonra Necip Fazıl kapıda belirdi, pijaması ve onun üzerine aldığı oda robuyla. Ayağında terlikler vardı ve çok ağır ilerliyordu. Adımlarını, ayağını yerden kaldırmadan adeta sürüyerek atıyordu. Halının başladığı yerde ona takıldı ve sendeledi. İçim eziliyordu. Yardım etmiyor ve içimizden birine erişmesini bekliyorduk. Hepimiz ayağa kalkmış, hepimiz memnun, mutlu ama hepimiz ona rahatsızlık vermekte olduğumuzu düşünerek üzgün ve endişeli. Yürüdüğü istikamette tam karşısındaydım. Doğru bana geldi. Ben ona ilerledim. Elini öptüm. O da bana sarıldı. Benim başım, diğerleriyle onun başının arasındayken korkunç bir şey oldu :
— Sen kimsin, diye sordu bana. Hızlı, emredercesine. Ve fısıltıyla.
Ben de aynı tonda adımı fısıldadım. O zaman yüksek sesle :
— Cahit, nasılsın bakalım, arkadaşlar nasıl diye sordu. Ben hürmetlerimi arzederken diğerlerine yöneldi. Muhammed Kasım Efendiyi, imam İbrahim beyi seslerinden tanıdı ve onlara hal hatır sordu. Diğerleriyle de bayramlaşmadan sonra oturuldu. Gözlerinin bu kadar zayıfladığını bilmiyordum.
Sürekli rahatsızlığının yanında, son aylarda, kısa aralarla, üst-üste iki ağır grip geçirmişti. Yüksek ve bir türlü düşmeyen ateş onu iyice zayıflatmıştı. Bir kaç günlük sakalı, adeta bembeyaz teniyle, alnında ve ellerindeki ince ve soğuk ter tabakasıyla hala hastaydı. Onun yerinde herhangi biri olsa, kendisinden adını hatırlaması, doğru dürüst bir tek kısa cümle yapması bile istenemezdi. Fakat o, bu haliyle bile, bir kaç dakika sonra hepimizi olduğumuz yere mıhlayarak, pırıl pırıl zekası ve idraki ile berrak bir Necip Fazıl olarak ortaya çıktı ve bedensel bütün zaaflarının üstüne çıkıp oturdu. Artık hepimizden daha zinde, daha aktifti. Gözlerindeki zaaf yüzünden kaybeder gibi olduğu kendine güveni yakalamakta gecikmedi. Ahmet Arvas'a hitap ederek :
- Sizi çıkaramadım dedi. Ahmet Bey kendini tanıtınca :
- Ziyaretler seyrekleşince unutmalar oluyor, dedi. Neler yaptığını sordu. Amir bir sesle : — Sık sık görüşelim dedi ona.
Benden neler yaptığımı sordu. Kendisini bir ay kadar Önce Ajanstan bazı arkadaşlarla ziyaretimizi hatırlayarak, o gün konuşulanları sordu. Ankaraya ne zaman dönecektim, arkadaşlar, Akif, Erdem, Rasim nasıllardı. Reşatı görüyor muydum. İşlerimiz iyi miydi. Herkese selamlar söyledi ve bana :
— Görüşelim, bekliyorum dedi. Ankaraya da geleceğini söyledi. Herkesle her şey için görüşmek istiyor, onları bekliyor, onlara gideceğini söylüyor, bütün bunların gereğini hissettiriyor, bunları yapmaya en az muktedir olduğu bu zamanda bile, ocağın altında sönmeye yüz tutmuş ateşi şişle karıştırıp canlandırır gibi, pelpellemiş ruhlarda alevler icat ediyor."
Üstad'ın vefatından sonra Mavera Dergisi'nin Üstad'a Rahmet ismiyle bir özel sayı çıkarmaları da maveracıların Üstad'a olan sevgi, saygı, gönül bağlarını devam ettirdiklerini görtermiştir diyebiliriz. (Dergi için tıklayınız)
Aşağıdaki linklerden Üstad-Zarifoğlu ilişkisine dair bazı yazıları okuyabilirsiniz:
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/3793-c-zarifoglunun-yasamakta-anlattigi-hatiralari
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/9120-bir-van-gezisi
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/2418-beste-bestekar/page__view__findpost__p__58570
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/9333-babialinin-son-sayfalari/
http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/8793-dogru-yolun-sapik-kollari-arinma-caginda-islam