
OSMANLI'NIN MİRASI!
Tefsir külliyatımız eksik!Osmanlıca tefsir eserlerinin birçoğu hâlâ bilinmezliğe mahkûm ediliyor.
İslam toplumlarında yaşanılan en büyük sorun alanlarından biri de ana metin/Kutsal kitap anlaşılması sorunudur. İslam fetihleriyle İslam'ın hakim olduğu coğrafyanın genişlemesi, beraberinde bir dil/bir anlama problemini de doğurmuştur. Bu kaçınılmaz bir süreçtir çünkü genişleyen coğrafyalarda yaşayan yeni Müslüman toplulukların dilleri, ana metnin dili olan Arapçadan farklıdır. Ulema bu sorunu aşarken yeni Müslüman toplumun diline bir çeviri/meal (Türkçede meal çalışmaları Cumhuriyetle başlar mesela) çalışması gayretinde olmamışlar, anlamaya dayalı tefsir anlayışını benimsemişlerdir. Kelamullah'ı anlama cehdi tefsir metodunu ortaya çıkarır. Şerh, haşiye, tevil ya da talikat türünden tefsirler sadece ana metnin aktarılması olarak kendini göstermiyor, böyle olmakla birlikte şerhin de şerhi yapılıyor. Başı başına anlama cehdine dönük bir yöntembilim ortaya çıkıyor. Tecrübe Kelamullah'ın aktarılmasında ya da şerhinde şarihin ya da müfessirsin özellikleri arasında manevi bir irtibatı da gerekli görüyor.
Bu sahadan haberdar olmak Kelamullah'ın Türkçedeki karşılığından da bizleri haberdar kılar.

Durmak anlamaktır
Osmanlıdaki tefsir çalışmalarına anlamak için Osmanlı kültür dilinin anlaşılması gerekir. Bu konuda kültür tarihçisi Ekrem Işın şöyle der: "Osmanlı kültürü sembollerin diliyle konuşur. Bu dili çözüp layıklıyla anlayanlar için medeniyetin insan ruhuna nakşettiği hazine tam bir cennet; kulakları sağır, gözleri kör ve dilleri kekeme olanlar için ise tam bir cehennemdir." Ekrem Işın'ın münekkitlere yaklaşım tarzında yine bir manevi irtibat gerekliliği vurgusu var. Çünkü bugün durağan gelen her durum anlamak içindi.
Şerhi haşiye, talikat, tafsil, tevil, izah, zeyl
Osmanlı medreselerinde Zemahşeri'nin "Keşşaf"ı, Kadı Beydavi'nin "Beydavi Tefsiri" okutulurdu. Osmanlı müellifleri Beydavi üzerine 300 kadar haşiye yazmışlar. Klasik tefsir kitaplarına yapılana şerhler yanında Osmanlı uleması da tefsir sahasında eseler vermişlerdir. Ebu's-Suud'un "İrşadu'l-Akli's-Selim ila Mezayaha'l-Kur'an-ı Kerim"i, Yahya Semerkandi'nin "Bahru'l-Ulum"u, Baba Nimetullah'ın "Mefatihu'l-Gaybiyye"si, Afvi'nin "Neticetü't-Tefsir"i, Bursevi'nin "Ruhu'l-Beyan"ı, Ahmed Karamani'nin "Takşiru't-Tefsir"i, Bedrettin el-Münşi'nin "Nezilu't-Tenzil"i, Ahmet Sivasi'nin "Uyunu't-Tefasir" adlı eserleri Türkçenin sayılamayacak tefsir çalışmalarından.
Tefsir çalışmaları ile İshak Doğan Osmanlı dönemine ait 336 tefsir çalışması tespit ettiğini söylemektedir. Böyle olmakla birlikte hâlâ kütüphanelerde vaktini/zuhurunu bekleyen nice eserin varlığı da bilinmektedir. Ne yazık ki Osmanlı Türkçesi hayatımızdan çıkalı beri bu kitaplara da ilgi azaldı.
Her sahada olduğu gibi tefsir sahasında da Osmanlı tecrübesinden haberdar olmak bizler için bir mecburiyet, geleceğe dönük elzem bir eylemdir.
Ahmet Topçu nice eser kütüphaneler bekler der
Dünyabizim.com