Bu yazı, bazı DTPlileri üzecek... Üzülsünler... Onlar da, Biz Kürt halkının temsilcisiyiz. Varsa yoksa İmralı... İmralıdaki zat muhatap alınmadan hiçbir şey hallolmaz dediklerinde üzüyorlar.

 

Konuya girmeden önce, dostça bazı şeyler söylemek istiyorum.

 

BİR- DTP, Türkiye partisiyiz savıyla ortaya çıkmıştı... DTPden önceki partiler de bu iddiayı seslendiriyordu. Biz de, Öyle diyorlarsa öyledir deyip, fazla kurcalamıyorduk. Fakat, pratik teoriyi aştı, süreç içinde DTP etnik duyarlıkların kendisini ifade ettiği biricik siyaset kanalına dönüştü. Olmadı...

 

İKİ- Tamam, DTPnin (genellikle Kürt oylarına dayandığı için) bir temsil özelliği ve değeri var. Fakat, Kürt oylarına dayanan yegane parti DTP değil... Bunu, bölgedeki oy dağılımına bakarak anlamak mümkün. Dolayısıyla temsil iddiası havada kalıyor.

 

ÜÇ- Meşru siyaset yapmaya çabalayan ve sadece halkın oylarına dayandığını öne süren DTPnin, bir an önce İmralı fetişi ve Önder yüceltmesinden kurtulması gerekiyor... Tamam, önderlerine gereken ihtiramı göstersinler. Ama, Her işin başı İmralı... İmralıdaki güneşimiz söylemimden de kurtulsunlar.

 

Bu yazı, İmralıdaki güneşin bazı tuhaf halleriyle ilgili...

 

Daha önce de yazmıştım, tekrar olacak...

 

Olsun...

 

Seveni, tapanı, hâşa Rab mesabesinde benimseyeni çok olabilir ama, bu güneş bana hiç güven vermiyor. Tuhaf bir adamla karşı karşıyayız.

 

Bir zamanlar, henüz Stalinist örgütlenmesinin başındayken, Türkiyeden giden gazetecilere, TSKnın öncü ve modernleştirici rolünden sözediyordu. Hatta, daha da ileri gidip, bölgedeki feodal gericiliğe karşı, öncü modernleştirmecilerin işbirliği yapmaları gerektiğini öğütlüyordu.

 

Bir ara kendisini Atatürke benzetmişti.

 

Doğu Perinçekin 2000e Doğru dergisi de, olumlu tarafından bakarak, bunu kapak yapmıştı.

 

İkinci karede, uçakta gözleri bağlı olarak vatana getirilen Abdullah Öcalan görüntüsü var.

 

Hani, Levent Göktaş olduğu sanılan görevli, Vatana hoş geldin Öcalan demişti ya... Türk matbuatı henüz bebek katili yakalandı psikozundan çıkamamış, bir taraftan da PKK sempatizanları Öcalanın yakalanışını protesto etmek için kendilerini yakıp duruyor... Tam o günlerde ilginç bir laf etti önderlik, işbirliğine hazırım dedi.

 

Benzeri şeyleri mahkemede de söylemişti.

 

Hayır, bu işbirliği çabasını yargılamak için söylemiyorum...

 

Madem önderliktir, kimlerle ne düzeyde ilişki kuracağına, hangi modernleştirici mahfillerle işbirliği tesis edeceğine kendisi karar verecektir...

 

Bir gün, Emre Kongarla dirsek dirseğe verip Bu feodalizm bizi yedi bitirdi hacım, bir an önce modernleşelim dese, onu bile yadırgamam.

 

Öcalan budur, PKK böyle bir harekettir zaten...

 

Nitekim, demokratik açılım sürecinde önderlik cephesinden gelen açıklamalar, bunu teyid eder cinstendi.

 

Mesela, Önder, Baykalın açılım konusundaki eleştirilerine hak veriyor... Eve dönüş projesinin devlet aklı olduğunu, AK Partinin rol çaldığını, iyi çalışılması durumunda, iktidar partisinin bölgedeki gücünün azaltılacağını söylüyor. Bütün mesele AK Partiymiş gibi... AK Parti giderse, ortada Kürt meselesi kalmayacakmış gibi...

 

İlerici mahfillerle kankalık durumları devam ediyor gördüğünüz gibi...

 

Önderlik, süreçten, muhtemelen gerici saydığı (elini taşın altına koymuş) AK Partinin değil, ilerlemeci ve modernleşmeci refiklerinin kârlı çıkmasını istiyor.

 

Size de tuhaf gelmiyor mu bu durum?

 

Bana tuhaf geldiği için ikinci baskıya gerek duydum.