Mehmet Şevket Eygi

Başlatan: Selmanbey Tarih: 19.08.2010 18:45 Cevap: 160

SE
19.08.2010 18:45
#1

Allah Cezanızı Versin!..

 

İSLAMCILIĞIN cıcığını çıkarttınız, Allah belânızı versin!.. Ben çoğunuzun o eski mücahitlik günlerini bilirim, ne nutuklar atıyor, mangallarda kül bırakmıyordunuz. Sonra mücahitlik postunu çıkardınız müteahhit oldunuz.

 

Müslümansan, hangi meşreb ve mezhepten olursan ol, mutlaka doğru ve dürüst olmak zorundasın. Siz yıllar var ki, doğruluk şişesini taşa vurup paramparça ettiniz. Allah bin kere belânızı versin!

 

Namaz kılıyor, günde onlarca defa Allah'tan sirat-ı müstaqime (doğru yola) kılavuzlamasını lisan ile niyaz ediyorsunuz ve hayatta tam tersini yapıyorsunuz.

 

Bre uğursuzlar!..

 

İslam'da devlet ve belediye bütçelerini hortumlamak var mıdır?

 

Rüşvet almak var mıdır?

 

Haram yemek var mıdır?

 

Her türlü emanete hıyanet etmek var mıdır?

 

Yalan söylemek, halkı aldatmak var mıdır?

 

Arsa ve arazileri yapılaşmaya açarak, binalara fazla kat çıkma izni sağlayarak haram komisyonlar almak var mıdır?

 

İhalelere fesat karıştırmak var mıdır?

 

Haram yollarla süper zengin olmak var mıdır?

 

Size beddua ediyorum. Allah belanızı versin!.. İki yakanız bir araya gelmesin!.. Haram servetlerinizi huzur içinde yiyemeyin emi!..

 

Müslümanların yüzünü kara çıkarttınız... Başınız belâdan kurtulmasın.

 

07.08.2010 - Milli Gazete

 

Selmanbey: İmza!..

SE
20.08.2010 00:26
#2

Bu güzel yazıyı paylaştığın için teşekkür ederim kardeş. Allah razı olsun. Bende yazarın Abdulhamid Han'la ilgili bir yazısını burda paylaşmak istiyorum. Saygılarımla...

 

Sultan Abdülhamid Zamanında İstanbul’da Din

 

Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında İstanbul'da dinî durum şöyleydi:

 

(1) Osmanlı'nın "Milletler(Dinî cemaatler) sistemi" uygulanıyordu.

 

(2) Birinci Millet, çoğunluğu oluşturan "İslâm Milleti" idi.

 

(3) İkinci millet "Ortodoks Rum Milleti" idi.

 

(4) Bu ikisinden sonraki Milletler ve cemaatler şunlardı: Ermeni Milleti, Katolik Latin Milleti, Yahudi Milleti ve diğerleri.

 

(5) Her Millet okul açabilir ve çocuklarını kendi dinine göre yetiştirebilirdi.

 

(6) Müslümanların medreseleri vardı. En ünlü ve yüksek medreseler Fatih ve Süleymaniye sahn medreseleri idi.

 

(7) Bütün Müslüman okullarda her sabah din ve Kur'ân dersi vardı.

 

(8) En ileri, en parlak, en modern, şimdilerde "Batı'ya açılmış pencere" gibi gösterilen Galatasaray Mekteb-i Sultanîsi'nde (Lisesinde) Müslüman öğrenciler günlük namazları okul camiinde okul imamının ardında cemaatle kılmak zorunda idiler.

 

(9) Ramazan ayında açıkta oruç yemek yasaktı.

 

(10) Ehl-i Sünnet dairesi içinde olmayan Şiîlerin kendi camileri ve okulları vardı.

 

(11) Bütün Müslüman kadınları çarşaf ve peçe giyerdi. (Daha önce yaşmak ve ferace vardı, sonra çarşaf ve peçeye geçildi.)

 

(12) Nüfusu bir milyon olan şehirde yüzlerce tasavvuf tekkesi, zaviyesi, dergahı vardı, genellikle perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde toplu zikir yapılırdı.

 

(13) Halife ve Hakan Sultan Abdülhamid Şazelî tarikatına mensuptu. Şeyhi Muhammed Zâfir el-Medenî ile hemen hemen her gece gizlice görüşürdü. Başka şeyhleri ve intisabları da vardı.

 

(14) Sultan Abdülhamid beş vakit namazını kılan dindar bir devlet reisiydi.

 

(15) Kızları 11 yaşına gelince onları tesettüre sokardı.

 

(16) Şehirdeki toplu taşıma vasıtalarında (tramvay, tren, vapur) kadınlar için ayrı oturma yerleri vardı.

 

(17) Kadınlara laf atanlar, onları rahatsız edenler tutuklanırdı.

 

(18) İslâmî konularda, İslâmî eğitimde Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadı ve mezhebi esas alınmıştı.

 

(19) Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişiklik, ılımlı İslâm, Şeriatsız İslâm gibi konular dile getirilemezdi.

 

(20) Padişah her Cuma günü Yıldız Cami-i şerifinde Cuma Selamlığına çıkar, Cuma namazı kılardı.

 

(21) Müslüman halkın yüzde 90'i beş vakit namazı kılardı.

 

(22) Selanik Dönmeleri namaz kılar, oruç tutar gibi görünürdü.

 

(23) Farmason Cemalüddin Afganî Teşvikiye'de ev hapsinde idi.

 

(24) Bütün kışlaların, askerî mekteplerin, askerî birliklerin camileri, mescidleri, imamları vardı, ezan okunur namaz kılınırdı. Savaş gemilerinde müftüler veya imamlar olurdu.

 

(25) Ehliyeti ve icazeti olmayanların Kur'ân tercümesi, Kur'ân meali, Kur'ân tefsiri yayınlamasına izin ve ruhsat verilmezdi.

 

(26) Dinî kitaplar şeyhülislamlık dairesinde kontrol ve tedkik edilirdi.

 

(27) Müslümanlar arasında günlük hayatta, matbuatta, resmî işlerde İslâmî Hicrî takvim ile Rumî takvim esas alınmıştı. Efrencî takvim kullanılmazdı.

 

(28) Günlük vakit, alaturka ezanî saate göre ayarlanmıştı. Her gün güneş batarken saat 12.00'yi gösterirdi.

 

(29) Hıristiyan devlet memurları şapka giymezler, fes giyerlerdi.

 

(30) Müslümanların şapka giymesi yasaktı. Zaten giymek istemezlerdi.

 

Yukarıdaki yazıyı tartışmak için yazmadım. Bunlar iyi midir konusu tartışmalıdır. Dindar Müslümanlara göre iyidir, İslâm'a karşı olanlara veya ılımlı İslâm taraftarlarına, reformculara göre iyi değildir.

 

Rumlar ve Ermeniler için SultanAbdülhamid devri bir Altın Devir'di. Aradan yüz sene geçtikten sonra bir o zamanki hallerine, bir de bu günkü hal-i perişanlarına baksınlar...

SE
20.08.2010 15:12
#3

Allah razı olsun Gönüldaş.

SA
25.08.2010 14:46
#4

MANTIKSIZLIK 1950'lere kadar liselerimizde doğru dürüst mantık okutulurdu. Otuz kişilik bir sınıfta hiç olmazsa beş altı

gencimiz "mantık nedir, mantığın konuları nelerdir, doğru düşünmek ne demektir, doğru ile yanlışı ayırmak nasıl mümkün olur, yanlış nedir ve insan niçin yanılır?.." gibi konular hakkında bilgi sahibi oldu.

 

Şu hususun da iyi bilinmesinde yarar vardır: Eskiden az sayıda lise vardı ama onlar liseydi. Şimdi binlerce lise var ama onlar lise değil, "içine öğrenci doldurulmuş lise binalarıdır."

 

Eskiden lise diploması alabilmek için lise bitirme ve bakalorya (olgunluk)sınavları verilmesi gerekirdi. Onlar kalktı. Şimdi milyonla genç liselerin ön kapısından giriyor, birkaç yıl sonra arka kapıdan mezun oluyor.

 

Doğru dürüst edebî, yazılı, zengin Türkçe yok.

 

Doğru dürüst tarih kültürü yok.

 

Doğru dürüst felsefe kültürü yok. (Psikoloji, mantık, ahlâk, metafizik, estetik...)

 

Doğru dürüst ahlâk ve karakter terbiyesi yok.

 

Doğru dürüst sanat kültürü ve tarihi yok.

 

Bugünkü zavallı liselerimiz cebir, geometri, fizik, kimya bile öğretemiyor. Öğretebilseydiler, gençler avuçla para vererek özel dershanelere gitmek zorunda kalmazlardı.

 

Mecburî din dersleri veriliyormuş... Okullarımızda okutulanlar din dersi değil, din dersi aldatmacasıdır. Vaktiyle Hindistan'da Ekber (Ekfer) Şah'ın Müslümanlığı, Hıristiyanlığı, Mecusiliği karıştırıp Din-i İlâhî adında uyduruk bir din çıkartması gibi resmî ideolojiyi, bazı İslâmî bilgi ve motifleri karıştırmışlar, olmuş resmî din dersleri.

 

Bugün politika hayatında, medyada, ülke idaresinde bir sürü yanlışlık, saçmalık, çelişki görülmektedir. Bunlar ahlâk ve mantık kültürü olmamasından kaynaklanıyor.

 

Liselerimizde doğru dürüst din, ahlâk, mantık dersleri verilmiş olsaydı, birtakım sefil sahte İslâmcılar "Bu düzen bozuktur, böyle bozuk düzenlerde nice bozuk işler yapılabilir" şeytanî fetvasına sığınıp bir sürü kötülük yapamazlardı.

 

Kütüphanemde bundan 100 yıl önce Fransa'da bazı liselerde okutulmuş, bir Katolik papazının yazmış olduğu iki cilt, bir zeylden oluşan bir felsefe dersleri kitabı var. Onun hayli geniş mantık kısmında yanlış bölümü onlarca sayfa tutuyor. (Bu kitabı merhum Celal Hoca (Celaleddin Öktem) pek beğenir ve kullanırdı.)

 

Bugün ülkemiz bir yanlışlıklar sergisi haline gelmiştir.Lise bitirmişlerimizde ise yanlış nedir, insan niçin yanılır, yanlışlar nasıl ortadan kaldırılabilir kültürü yok.

 

Medyada, politikada binlerce defa tekrarlanan şu yanlışa bakınız:

 

Lâiklik olmazsa demokrasi ve insan hakları da olmazmış...Böyle haykıran adama veya madama soralım: İngiltere'de lâiklik yok. Orada hükümdar (kral veya kraliçe) aynı zamanda resmî Anglikan kilisesinin başıdır. Ülkenin en büyük bölümünde 1944'ten beri lise ve kolejlerde, her sabah derslere başlamadan önce okul şapelinde (kilisesinde) âyin yapılmaktadır. Bu İngiltere dünyanın en demokrat ve insan haklarına bağlı ve saygılı ülkesidir. Peki bu iş nasıl oluyor. Bizim mantıksızlar cevap veremezler.

 

Ülkemizde en fazla kullanılan kelime ve kavramlardan biri hukuktur. Fransa liselerinde mantık okutulurken hukuktan da bahs edilir. Bizde ise hukuk içi boş bir kelimeden ibarettir.Lise tahsili görmüş kaç gencimiz hukuk hakkında ipe sapa gelir bir kompozisyon yazabilir?

 

Test imtihanları on binlerce Türkiyelinin kültürünü çökertmiştir.

 

Lise bitirmiş bir gencin kültürü olup olmadığı test sınavı ile değil, kompozisyonla anlaşılır.

 

Fransa'da her yıl yapılan bakalorya imtihanlarında sorulan soruların geçer not alacak cevaplarını bizde nice üstat veremez. Şu güzelim Türkiye'nin şu haline bakınız: Mantıksızlık, ahlâksızlık, bilgeliksiz, çılgınlık, aşırılık, bindiğimiz dalı kesmek, beyinsizlik, sahtekârlık, hırsızlık, talan, yalan, dolan, soygun, hortumlama, önemli ve hayatî işleri bırakıp boş ve faydasız işlerle uğraşma, kendimizi aldatma, kendimizi tatmin bataklıkları içinde kalmışız.

 

Geçen hafta olan bir rezaleti yazayım:

 

Bütün internet siteleri yazdı. Küçük bir köyde 82 yaşında bir vatandaş vefat etmiş. Cenazesini yıkamışlar, kefenlemişler, küçük olduğu için köyün kendi mezarlığı yokmuş, yakındaki köyün mezarlığına götürmüşler. Gömecekler ama o ne!.. Mezarlık hangi köye aitse oranın muhtarı yanında birkaç kişi ile "Olmaz!.. Bu mezarlık sizin değil, gömemezsiniz ölünüzü!" demiş. İki taraftan adam toplanmış... Kavga gürültü başlamış. Çatışma çıkacak... Jandarmayı çağırmışlar, resmî memurlar gelmiş, iki tarafı zar zor ikna etmişler de zavallı ölü (Allah ona rahmet eylesin) toprağa verilebilmiş...

 

Mezarlıklar devletin malıdır...

 

Mezarlığı olmayan komşu köyden 82 yaşındaki bir cenazeyi mezarlığa gömdürmek istememek, bu konuda gürültü ve çatışma çıkartmaya çalışmak, haklı ve mantıklı bir şey midir?

 

Türkiye'de nice işler işte bunun gibidir. Köylüler lise okumadılar. Peki lise ve üniversite okumuş, kimisi parlak yabancı üniversitelerden mezun politikacılarımızın, medya mensuplarımızın, aydınlarımızın, aydınımsılarımızın kaçta kaçı mantıklı ve ahlâklıdır?

 

Mantık, ahlâk, bilgelik sahasında çok fakiriz ve onlara çok muhtacız

 

 

MEHMET ŞEVKET EYGİ

SA
25.08.2010 14:48
#5

BİR MİLYON VASIFLI TÜRKİYELİ

BU memlekette, aşağıda vasıflarını ve özelliklerini sayacağım Müslümanlardan YETERLİ miktarda bulunmazsa hiçbir iş doğru dürüst ve yerli yerinde olmayacaktır, olamayacaktır.

 

Yeterli miktar yuvarlak bir laf... Rakam vermek gerekirse ben bir milyon derim: Yani yetmişte bir...

 

1. Bilgi ve kültür boyutu Fransa,Japonya, Singapur, Güney Kore, İsviçre liselerinin parlak talebeleri seviyesinde olacak.

 

2. Hem genel kültür, hem de İslâmî kültür konusunda yeterli geniş kültüre sahip olacak.

 

3. Mantık, psikoloji, ahlâk (felsefî ahlâk), metafizik, estetik kültürüne sahip olacak.

 

4. Son derece güçlü bir ahlâka ve karaktere sahip olacak.

 

5. Sanat, mimarlık ve şehircilik kültürüne sahip olacak.

 

6. Az veya çok hikmet (bilgelik) sahibi olacak.

 

7. Yazılı, edebî, zengin Türkçeyi çok iyi (orta derecede değil) bilecek.

 

8. Fütüvvet ahlâkına sahip olacak.

 

9. Gerçek dindar olacak. Sahte ve sahtekâr dindar olmayacak.

 

10. İyi Müslüman, iyi insan, iyi Türkiyeli olacak.

 

11. Kesinlikle haram ve şüpheli kazanç elde etmeyecek, yemeyecek.

 

12. Son derece âdil, insaflı, hazımlı olacak.

 

13. Mütevâzı olacak, mütevâzı yaşayacak.

 

14. İnsanların kurdu değil, meleği olacak.

 

15. Son derece vatansever olacak.

 

16. Cesur ve şeci' olacak.

 

17. Çalışkan, becerikli, iş bitirir, başarılı, tuttuğunu koparır olacak.

 

Böyle adamlar ve kadınlar yetişir mi?.. Elbette yetişir? Nerede ve nasıl yetişir?

 

İyi okullarda yetişir.

 

İyi aileler yetiştirir.

 

İyi toplum yetiştirir.

 

Bugünkü adam yetiştirme sistemimizle (veya sistemsizliğiyle) Türkiye ilerler ama düşe kalka, bocalayarak, bir ileri bir geri, bir yığın hatâ yaparak ilerler.

 

Ülkeleri, devletleri, iyi, olgun, vasıflı, güçlü, üstün, temiz, ahlâklı, faziletli, bilge çocukları ilerletir, yüceltir.

 

Yazımın başında 17 vasıf, özellik, üstünlük saydım. Bunlar istemekle, heves etmekle, olsun demekle olmaz. Bunlar rehbersiz, muallimsiz, kılavuzsuz, mürşidsiz olmaz.

 

Dünyanın en iyi eğitim kitaplarını yazsanız, bunları okutacak vasıflı hocalar yoksa yine bir şey olmaz.

 

Bu yazdıklarımın şu anda gerçekleşmesi kabil değildir ama bilinsin, hatırda olsun diye kayd ettim.

MAHMET ŞEVKET EYGİ

SA
28.08.2010 02:02
#6

İsmet Paşa ile başlayacağım. O cumhurbaşkanı, daha doğrusu Millî Şef olduğunda ben altı yaşındaydım... 1940'ta ilkokula gitmeye başladım. Galatasaray'ın Beyoğlu'ndaki orta ve lise kısmının süslü konferans salonunda sahnenin sağında M.KemalPaşa'nın, solunda İsmet Paşa'nın yağlıboya portreleri asılıydı.

 

İnönü 1950'de seçimleri kaybedince okuldaki portresi de kaldırıldıydı.

 

Sonra Celal Bayar ve Adnan Menderes iktidara geçtiler. Biri cumhurbaşkanı, diğeri başbakan oldu. Bu saltanat on sene sürdü. 27 Mayıs 1960'da tepetaklak oldular.

 

Orgeneral Cemal Gürsel cumhurbaşkanı oldu. Onun pek kültürlü olduğu söylenemezdi, devr-i saltanatında halka çok zulüm yapılmıştır. Bir müddet sonra ağır bir hastalığa yakalandı, askerî hastanede bir odaya konuldu. Ne kendine gelip ayağa kalkabiliyor, ne de teslim-i ruh edebiliyordu. Yatmaktan vücudu bozulmuş diye duyuyorduk.

 

Siyaset sahnesinden kimler gelip geçmedi ki... Hatâları olmuştur (hatâsız insan, hele politikacı olmaz) ama Turgut Özal'ı rahmetle anıyorum. Türkiye'nin beş vakit namaz kılan ilk cumhurbaşkanıydı. Tarikat-ı aliye-i Nakşibendiye mensubu idi. Şeyhi vardı. Eşi Semra hanım... Turgut beyin annesi Hafize teyze gelini ile görüşmezdi. Oğulları Ahmet ve Efe...Her neyse..

 

Atatürk'ü zehirlemişlerdi. Turgut Özal'ı da zehirlediler...

 

Siyaset bir değirmendir, politikacı öğütür. Cumhurbaşkanlarını, Başbakanları, bakanları, milletvekillerini...

 

Siyasî saltanatlar miadlıdır. Bugün var, yarın yoktur.

 

Koskoca Napolyon bile 1815'te Vaterlo'da yenildikten sonra İngilizlere iltica etmiş, bir gemiye bindirilmiş, Sainte-Hélène adasına sürülmüştür.

 

Hitler'in, Mussolini'nin sonları çok kötü oldu.

 

Salazar, Franco rahat döşeklerinde öldüler ama saltanatları bitti.

 

Dünya saltanatları sebatsızdır. Adnan Menderes ülke çoğunluğunun kalbinde de saltanat kurmuştur ama onu bir katil gibi asıverdiler. Hem de, asılmadan önce sağlık muayenesinden geçirilirken prostat muayenesi de yaparak...

 

Dünyada kalıcı saltanatlar vardır, mânevî saltanatlar...

 

Resulullah'ın muhabbet ve bağlılık saltanatı...

 

Büyük velilerin saltanatı. Abdülkadir Geylanî'nin, Ahmed er-Rufaî'nin, İmamı Rabbanî'nin saltanatları devam ediyor.

 

Dünya saltanatlarıyla gurura kapılanlar ne kadar büyük bir yanlış yapıyorlar.

 

Allah, mağrurları, kibirlenenleri, yer yüzünde azametle güm güm yürüyenleri sevmez.

 

Mağrurlar Allah'ın melekûtuna giremez.

 

Kul dünya sultanı da olsa tevâzudan, alçak gönüllülükten ayrılmamalıdır.

 

Fatih, İstanbul'u almış Topkapı'dan alayla Ayasofya'ya geliyor. Yanında şeyhi Akşemseddin, sadrazam, ümera ve ulema var. Ayasofya görünüyor, Padişah atından iniyor, yerden bir avuç toprak alıyor, başından aşağı saçıyor... Gururlanmamak, kibirlenmemek için...

 

Devlet büyükleri için en büyük zehir ve tehlike alkışlar ve övgülerdir. Zavallı Adnan Menderes'i, içinde yüzdüğü sevgi selleri, alkışlar, yaşa varollar mahv etti.

 

Her kemalin bir zevali vardır.

 

Yükseklere çıkanların düşme ihtimalleri büyüktür. Yüksekten düşen iflah olmaz.

 

İnsan topraktan yaratılmıştır. Sonunda toz toprak olacaktır.

 

Hep olmakta hayır yoktur. Mârifet hiç olmaktadır.

 

*

SA
28.08.2010 02:03
#7

CAMİ Mİ, İMAM MI?

SORU: Birinci cami: Yüksek, büyük, geniş kubbeli, dört minareli, her minaresinde üçer şerefe, her yeri nakış, yaldız, mermer, süs, 15 milyon dolara mal olmuş bir bina. Hoparlörleri çok gür. İmamı Diyanet'in klasik imamlarından.Cumaları doluyor, vakit namazlarında bir saf cemaat bile yok... İkinci cami: Sanat ve mimarlık boyutu olmakla birlikte çok basit ve sade bir bina. Kubbeli değil, kısa bir minaresi var. 1 milyon dolara mal olmuş. İmamı, Ezher ve Oxford mezunu icazetli bir fakih. Ayrıca Tarikat-i Aliye-i (....) şeyhi.Beş vakitte doluyor. Caminin etrafında 10 kadar araştırma ve sanat enstitüsü bulunuyor. Bu iki camiden hangisi daha hayırlı, daha fazla hizmet verendir?

 

CEVAP: Elbette ikincisi. Çünkü cami cemaati toplayan demektir. Biz şu anda camilerin binalarına, kubbelerine, minarelerine, süs ve nakışlarına önem veriyoruz; mihrabına geçecek, minberine ve kürsüsüne çıkacak hocalarına önem vermiyoruz. Yeni bir caminin binası 5 milyon dolara mal oluyorsa, onun mihrabına geçecek imamı için de, planlı ve programlı şekilde en az beş milyon harcanmalıdır. Nasıl? İhlaslı, zeki, akıllı, kabiliyetli, ahlâk ve karakteri yüksek dindar gençler bulunacak ve bunlara en az on sene eğitim verilecek. Beş yabancı dil: Arapça, İngilizce, Osmanlıca, Farsça, Fransızca... Mısır'da veya Hindistan'da tahsil, İngiltere'de doktora... Çeşit çeşit ilim, irfan, hikmet, sanat... Türkçe, Arapça, İngilizce ilmî ve ciddî kitaplar yazacak. Geleneksel bir sanat dalında behresi olacak. Bu kadar kültürlü olursa insan azar, gurur ve kibre kapılır. Bunu önlemek için de tarikata sokulacak, istidadı varsa şeyhinden hilafet alacak.

 

Bu anlattığım imam, Diyanet'in verdiği maaşı kendisine harcamaz. Her ay alır, zarflara koyar dağıtır. Peki nasıl geçinir? Aileden gelen rantları yoksa telif ücretleri, ürettiği sanat eserlerinin geliriyle yaşar.

 

İstanbul'da en az böyle 100 imam olmalıdır. İskender Paşa Cami-i şerifi imamı ve hatibi merhum Muhammed Zahid Kotku hazretleri Nakşibendî şeyhi idi. Camii beş vakitte dolardı. Fatih'te mahalle arasında o mabed bir Kâbetü'l-uşşak gibiydi. Politikacılar, profesörler, gazeteciler, yazarlar, büyük iş adamları hocaefendiye bağlıydı. 1970'li yılların sonuna doğru bir gün "Dün gece yatsıdan sonra Alparslan Türkeş geldi, Efendi ile görüştü..." diye duymuştum. Hocaefendi siyasetle meşgul olmazdı ama siyaset onu görmezlikten gelemezdi. Zahid efendi hazretlerinin milyonlarca muhibbi vardı. Bu muhabbet intisabı insanların imanının kuvvetlenmesine, namaz kılmalarına, ahlâklı Müslüman olmalarına yol açardı.

 

Evet önemli olan cami binaları, kubbeler, minareler hoparlörler, yaldızlar, tezyinat değildir. Önemli olan Dine, İmana, Kur'âna, Sünnete, Şeriata, Ümmete hizmet verecek ulemâ, fukaha ve eimmedir (din âlimleri, fakihleri, imamlardır.)

 

Caminin binasına, maddî yapısına 15 milyon dolar verip de, mihrabına geçecek, minberine çıkacak hocasına yatırım yapmayan zihniyet ile kurtulamayız.

 

İstanbul'da 3 bin cami olduğu söyleniyor, belki bu rakam daha fazladır, bu mabetlerin 100'ünde, hem İslâm'ı iyi anlamış, hem çağ kültürü seviyesinin üzerinde zülcenaheyn imamlar olmalıdır. Böyle imamlar iyi bir plan programla, büyük paralar sarf edilerek yetiştirilebilir. Böyle imamlar yetiştirmek muhal veya mümteni değil, mümkündür.

 

Türkiye Müslümanları hem İslâm'ın, hem de çağ kültürünün gerisinde kalmıştır.

 

Din-i mübîn-i İslâm'a ve Ümmet-i Muhammed'e gereği gibi hizmet edemiyoruz.

 

Caminin maddî binasına önem verip de hocasına önem vermemek, çok kaliteli hocalar yetiştirmek için planlı ve programlı şekilde, en az bina yapımına harcanan para kadar masraf yapmamak ilkelliktir.

MEHMET ŞEVKET EYGİ

SA
13.11.2010 14:16
#8

Niçin Almanya ve Japonya Gibi Olamıyoruz?

 

İŞÇİLERİNE, mühendislerine Çin'den yirmi misli fazla ücret ödeyen Almanya nasıl oluyor da Çin malları ile rekabet ediyor, Çin'i geçiyor?

 

Endonezya yüzölçümü bakımından Japonya'dan daha büyük. Petrolü var, bütün imkanları var, niçin bir Japonya olamıyor?

 

Denizden kazandığı topraklarda çiçekçilik yapan Hollanda, bütün dünyaya çiçek ihraç ederek muazzam paralar kazanıyor. Lalenin soğanları oraya bizden gitmiş. Bizim geniş topraklarımız, iklimi son derece müsait bölgelerimiz var da niçin Hollanda gibi/kadar çiçekçilik ve fidancılık yapamıyoruz?

 

600 küsur kilometre karelik Singapur ticarette, finansta, kalkınmada, eğitimde, bayındırlıkta harikalara imza atıyor. Biz bu sahalarda niçin Singapurlular kadar başarılı değiliz?

 

Bizim kadar yüzölçümü, nüfusu, imkanı olmayan Güney Kore otomotiv sanayiinde Japonya ile yarışıyor, Kore devlet adamları lüks Kore otomobillerine biniyor, dünyanın en ileri ülkelerinde Kore arabaları cirit atıyor. Bizim onlar gibi niçin yüzde yüz yerli ve millî otomobillerimiz yok?Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, devlet ve hükümet büyüklerimiz niçin harika ve muhteşem Türk otomobilleriyle gezmiyor? Bizim eksiğimiz nedir?

 

Bizde de muz yetişiyor. Üstelik lezzeti ve kokusu fevkalâde muzlar. Niçin kendi muzumuzu üretip yemiyoruz da, Güney Amerika'dan gemilerle muz ithal ediyoruz?

 

Ülkemiz hayvancılığa çok müsait. Niçin yeteri kadar hayvan üretemiyoruz da eti çok pahalıya yiyoruz, dışarıdan kalitesiz etler ithal ediyoruz?

 

Fert başına düşen gelir bakımından dünyanın en zengin ülkesi olan Norveç niçin ille de ABüyesi olacağım diye tepinmiyor? (Orada iki kere referandum yapıldı, halk AB üyeliğini istemedi.)

 

İsveç, Finlandiya gibi Kuzey ülkelerinin temizlik ve şeffaflık notları 10 üzerinden 9 küsur da bizim Türkiye'nin notu niçin 4 küsur?

 

Sualleri çoğaltabiliriz ama bu kadarı yeter. Evet biz niçin önde koşamıyoruz?

 

Bu ülkenin aqilleri, bilgeleri, gerçek aydınları ve seçkinleri bu soruya cevap bulmakla yükümlüdür.

 

Türkiye niçin bir Almanya, bir Japonya, bir Norveç, bir Singapur, bir Güney Kore, bir Tayvan olamadı, olamıyor?

 

Çok hızlı ilerliyormuşuz, az zamanda büyük mesafeler almışız, dehşetli kalkınma varmış...Ben yapılanları, kalkınmayı, ilerlemeyi, başarıları inkâr etmiyorum ama diyorum ki:

 

Türkiye imkânlarına, fırsatlarına, potansiyeline bakılacak olursa bugünkünden on misli daha kalkınmış güçlü, ileri olmalıydı. Olan değil, olması gereken üzerinde duruyorum.

 

Osmanlı cihan devletinin devamı olarak, bir İslâm ülkesi olarak, İslâm'ın bayraktarı olarak bizim temizlik ve şeffaflık notumuzun İsveç, Finlandiya, Yeni Zelanda'dan daha yukarıda bulunması, meselâ 9,5 olması gerekmez mi?

 

Türkiye cumhurbaşkanının harikalar harikası bir Türk otomobili ile dolaşması gerekmez mi?

 

Türkiye'nin her yıl bilim ve teknik dallarında birkaç Nobel kazanması gerekmez mi?

 

Bizim eksiğimiz nedir?

 

Sanırım insan unsurumuzun gücü, Türkiye'yi Japonya, Almanya seviyesine yükseltmeye yetmiyor.

 

Bir ülkenin insanları ikiye ayrılır:

 

İdare edenler.

 

İdare edilenler.

 

Halk idarecilerini seçer.

 

Her toplum layık olduğu şekilde idare edilir.

 

Türkiye, insanlarının kalitesini ve gücünü yükseltmedikçe asla bir Almanya ve Japonya olamayacaktır.

 

İnsanların kalitesi ve gücü nasıl arttırılır?

 

İyi bir eğitimle.

 

İyi üniversitelerle.

 

İyi bir nizamla.

 

Bugünkü resmî ideoloji, bugünkü eğitim, bugünkü üniversiteler, bugünkü hukuk sistemi ile Türkiye Almanya ve Japonya gibi olamaz.

 

Türkiye'nin üstün insanlara ihtiyacı vardır.

 

Hangi boyutlarda üstün?

 

Bilgi ve kültür boyutunda.

 

Ahlâk, karakter, aksiyon boyutunda.

 

Güzellik ve estetik boyutunda.

 

Nasıl üstün?

 

Japonlardan, Almanlardan, Güney Korelilerden, Singapurlulardan, Norveçlilerden üstün.

 

* (İkinci yazı)

 

DEV ADALET SARAYI

 

AVRUPA'nın mı, dünyanın mı en büyük adalet sarayı İstanbul'da yakında açılacakmış. Birkaç ay önce önünden otomobille geçtim, alamet bir binaydı. Alamet denilince insanın hatırına "Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete" tekerlemesi geliyor.

 

En büyük adalet sarayına sahip olmak bir gurur ve iftihar konusu mudur? Bence değildir. Üzülmemiz, utanmamız gerekir.

 

Pentagon binası gibi adalet sarayı ne demektir?

 

Önce, ülkede nizaların (çekişmelerin) son derece arttığını gösterir. İkinci olarak da suçların çoğaldığını gösterir.

 

Tek hakimli, üç hakimli mahkeme salonları... Savcıların, hakimlerin çalışma odaları... Kalem odaları...Sayısız odalar, salonlar, depolar...

 

Bu dev binanın koridorlarında avukatlar koşuşturacak... Mübaşirler bağıracak... Yüz binlerce dosya... İfadeler... İddianameler... Dâvâ dilekçeleri... Reis bey zabit kâtibesine "Yaz kızım..." diyecek... Bilirkişi raporları...

 

Dev bir adalet sarayında verilen kararların yüzde yüzü de âdil olsa, orada yine de adalet yoktur.

 

Çünkü (en geniş mânâsıyla) adaletin olduğu yerde adliye sarayları küçük olur.

 

Mahkemeler işsiz olur.

 

Bir mahkeme günde bir dosyaya bakar.

 

Orada hapishaneler de ıssız olur.

 

Âdil toplumlarda nizalar az olur.

 

Az suç işlenir.

 

Küçük ihtilâflar mahkemeye gitmeden mahalle kahvesinde, eş dost arasında hall ü fasl edilir.

 

Eskiden, benim çocukluğumda karakola düşmek, mahkemeye gitmek çok ayıptı.

 

Esnaftan, tüccardan biri yetmiş seksen sene yaşar, ömründe karakol ve mahkeme yüzü görmezdi. Giderse bazen bir şahitlik işi için giderdi.

 

Çekişmeler, nizalar, ihtilâflar korkunç derecede arttı.

 

Suçlarda patlama var.

 

Tavuk gibi adam öldürülüyor.

 

Hatırlıyor musunuz, birkaç ay önce İzmir'de bir üniversite öğrencisi küçük ve zavallı bir kedi yavrusunu tekmeleyerek, ezerek vahşiçe, gaddarca, merhametsizce öldürmüştü. İşte biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Elbette dünyanın en büyük adliye sarayına sahip olacağız.

 

Bu ülkede elbette adalet var, hukuk var, kanun var. Geçen sene adam otomobiliyle Bursa'da bir otobüs durağına dalmış ve vasıta bekleyen beş zavallı kadını feci şekilde ezerek öldürmüş ve on ay yattıktan sonra tahliye olmuştu.

 

Neyse sözü uzatmayayım, bazılarına göre saçmalıyorum... Avrupa'nın mı, dünyanın mı en büyük, en muazzam, en görkemli dev adalet sarayımız kutlu, mutlu ve ulusal olsun.

SA
20.11.2010 11:06
#9

Erkek Müslümanlarla Kadın Müslümanlar Tokalaşabilir mi?

 

PEYGAMBERİMİZ kendisine biat etmeye gelmiş kadınlarla tokalaşmamıştır.Kur'âna, Sünnete, icmâ-i ümmete dayanan Şeriatın kesin ve genel hükümü şudur: "Erkekler kadınlarla tokalaşmaz."

 

Bu hükmü kabul eden, buna rağmen bazı kadınlarla tokalaşan kimse günah işlemiş olur.

 

Bu hükmü inkâr eden, dinde böyle bir şey yoktur diyerek kadınlarla tokalaşan kimsenin vebali ve günahı daha büyük olur.

 

Dinimizin kadın erkek münasebetleriyle ilgili başka hükümleri de vardır:

 

1. İslâm, Batı'da olduğu gibi yabancı (nâmahrem) kadınlarla erkeklerin birbirlerine sarılarak, el ele tutuşarak dans etmelerine izin vermez.

 

2. Bir kocanın, karısını başka bir erkeğin kolları arasına teslim edip dans ettirmesi büyük bir günah, ayıp ve faziletsizliktir.

 

3. İslâm dini, kadınların erkeklerle birlikte mayolu olarak denize girmesine de asla izin vermez.

 

Kadınlar elbette camilere gelip vakit namazlarını cemaatle kılabilirler ama, bu ibadeti erkeklerle aynı saflarda karışık olarak yapamazlar. Şeriat bunu doğru bulmaz. Şeriatın doğru bulmadığı şey kesinlikle yanlıştır. Camilerin arka tarafında veya üst katlarında kadınlara ayrılmış yerler vardır. Hanımlar ve kızlar oralarda serbestçe, huzur ve rahat içinde, rahatsız edilmeden ibadetlerini yaparlar. Camilerde kadınların yerlerinin ayrı olması onları dışlamak veya aşağılamak değildir, aksine onlara değer vermek, hürmet etmektir.

 

Bugünkü Batı medeniyeti ile İslâm arasında kadın konusunda büyük uyuşmazlıklar bulunmaktadır.

 

Kural şudur: Bir konuda İslâm ile, Şeriat ile Batı medeniyeti arasında uyuşmazlık, anlaşmazlık, ihtilâf varsa haklı, doğru, isabetli, güzel, iyi olan İslâm'ın hükmüdür. İhtilâflı konuların birinde bile Batı medeniyeti haklı değildir. Tamamında İslâm ve Şeriatı haklıdır, doğrudur.

 

Batı medeniyeti kadını hürleştireyim derken onu nice konularda tahkir etmiş şeref, iffet ve namusunu ayaklar altına almıştır.

 

* Kadını seks aracı haline düşürmüştür.

 

* Bazı kadınlara resmî fuhuş vesikaları vererek para mukabilinde kendilerini satmalarına izin vermiştir.

 

* Aile bağlarını zayıflatmıştır.

 

* Nikah dışı birlikteliklere izin vermiştir.

 

* Hiç alâkası olmayan konularda bile kadını ticarî reklam amacı olarak kullandırmıştır.

 

* Nikah dışındaki cinsel münasebetlere göz yummuştur. Kadın konusunda dinimizin kaynakları şunlardır:

 

* Allah'ın Kitabı Kur'ân. (Kur'ânı herkes kendi kafasına, re'yine, heva ve hevesine göre yorumlayamaz. İcazetli ulemâ, fukaha ve müfessirler yorumlayabilir.)

 

* Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünneti.

 

*İcmâ-i ümmet.

 

* Selef-i sâlihînin (Ashab, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn) yorumları, görüşleri, uygulamaları.

 

* Cumhur-i ulemânın yolu.

 

Birtakım modern, çağdaş, reformcu, yenilikçi, değişimci, BOP'çu, Fazlurrahmancı, Kemalist,mezhepsiz, telfik-i mezahipçi, Farmason Afganîci ilâhiyatçıların kadın konusunda (ve diğer konularda) Ehl-i Sünnete ve Şeriata aykırı görüşlerinin, naylon ictihadlarının, bozuk fetvalarının hiçbir kıymeti yoktur.

 

* (İkinci yazı)

 

HEPİMİZ MÜSLÜMANIZ

 

BİRİNCİ dünya savaşının sonları... Rusya'da Bolşevik ihtilâli olmuş, Osmanlı devleti ile Sovyetler Birliği arasında savaş sona ermiştir. Yakın tarihimizin ünlü Marksistlerinden Şevket Süreyya (Aydemir) Doğu'da subaylık yapmaktadır. Munzur dağlarının kayalık tepelerinde mevcudu 38 kişi olan birliğine "Hepimiz Türküz" dediğinde askerler ona "Estağfirullah, hepimiz Müslümanız.." cevabını vermişti...

 

Askerlerin böyle demesi Türklüğü red ve tahkir etmek mânâsına alınabilir mi? Kesinlikle alınamaz.

 

Müslümanlık, İslâm dinini kabul etmiş bütün kavimleri içine alan, kuşatan, kavrayan en geniş kavram ve değerdir. Askerler bunun bilincinde ve farkında idiler ama ŞevketSüreyya farkında değildi.

 

O, Türkiye Müslümanlarına yeni bir kimlik, yeni bir din getirmek istiyordu. Lakin 38 kişi kalmış birliğinin askerleri ona:

 

"Esağfirullah kumandanım hepimiz Müslümanız..." demişlerdi.

 

O askerlerin içinde Türk, Kürt,Boşnak, Arnavut, Laz, Gürcü, Arap vardı. Hepsi Türkçe konuşuyordu ama onları birbirine bağlayan, onları aynı sancak altında birleştiren ana bağ Müslümanlıktı.

 

Müslümanlığı kaldırıp, yahut ikinci plana itip, onun yerine kavmiyet kimliğini getirmek en büyük fitnedir.

 

Türklük bir realitedir. Realiteler inkâr edilemez. Türklüğü bir din haline getirmek, İslâm'ı kaldırıp onun yerine koymak ise çok büyük bir yanlıştır.

 

Bugünkü Şevket Süreyya'lara bu millet yine:

 

"Estağfirullah, hepimiz Müslümanız..." demeye devam ediyor.

 

 

20.11.2010

SA
21.11.2010 11:37
#10

İslâm'ı İçinden Yıkmak İstiyorlar

 

Açık ve net konuşuyorum. İddialarım şunlardır:

 

1. Sinsi, gizli ve derin çeteler Kur'ânı, içlerinde vahim yanlışlar ve çarpık yorumlar bulunan bozuk mealler, tercümeler ve tefsirlerle tahrif etmeye çalışıyor.

 

2. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinin işlerine gelmeyen önemli bir kısmını, "ayıklama" metoduyla tasfiye etmek istiyorlar.

 

3. Batı'dan aldıkları talimat gereğince, feminizm inanç ve ideolojisine uymayan sahih hadislere mevzudur damgasını vuruyorlar.

 

4. Kiliselere benzetmek için camilerin arka tarafına, gerekenden/ihtiyaçtan çok fazla tabure, sandalye koyduruyorlar.

 

5. Genç Kur'ân kursu kadın öğretmenlerinden, kadın vaizlerden, kadın personelden ilahi grupları kurarak erkeklere konser verdirtiyorlar.

 

6. Taqiyyeci, azılı Farmason, Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstererek, İranlı olduğu halde Afganım diyerek Müslümanları aldatan bulaşık, karışık Cemaleddin Afganî'yi büyük rehber, mürşid ve kurtarıcı olarak gösteriyorlar.

 

7. Sünneti ayıklayıp darbeleyerek mezhepleri ve fıkhı yıkmak istiyorlar.

 

8. İslâm Şeriatını ve fıkhını oyuncak etmek demek olan telfik-i mezahib fikrini yayıyorlar.

 

9. Zaruriyat-ı diniyeden olan, Kitab ile, Sünnet ile, icmâ-i ümmet ile sabit bulunan "Allah katında tek hak din İslâm'dır" temel inancını yıkmak; onun yerine "Üç hak ibrahimî din vardır. İslâm'ı, Kur'ânı, Hz. Peygamber'i inkâr ve tekzib de etseler Ehl-i Kitab Cennetliktir" batıl inancını getirmek istiyorlar.

 

10. Üç ibrahimî din vardır diyerek, tahrife uğramış, nesh edilmiş, hükümleri yürürlükten kaldırılmış dinleri de hak din olarak göstermek istiyorlar.

 

11. İmanın temel şartlarından olan kaderi inkâr ediyorlar, İslâm'da kader yoktur diyorlar.

 

12. Şefaati, kabir ahvalini, soru meleklerini inkâr ediyorlar.

 

13. Dall ve mudil olanlardan bazısı Kitab,Sünnet, icmâ ile sâbit tesettür farz-ı 'aynını inkâr ediyor.

 

14. Pakistan'da binden fazla ulemânın, fukahanın, müftülerin protesto ettiği Fazlurrahman adındaki adamın bozuk mezhebini Türkiye'ye hakim kılmak istiyorlar.

 

15. Bozuk fikirlerini yaymak, Ehl-i Sünnet Müslümanlığını yıkmak için yekun olarak çok büyük rakamlara ulaşan telif ücretleri dağıtıyorlar.

 

16. Müslüman halk kitlelerini sekülerleştirerek Dinden ve Şeriattan uzaklaştırmak istiyorlar.

 

17. Hak katından indirilmiş gerçek İslâm'ın yerine, uydurulmuş ılımlı bir İslâm türetmek istiyorlar.

 

Din düşmanları İslâm'ı, Ehl-i Sünneti dıştan saldırarak yıkamamışlardı. Şimdiki sinsi, gizli, derin şer güçler dinimizi mihraptan yıkmaya çalışıyor.

 

Dindar, ihlâslı, samimî Müslümanlara hitap ediyorum:

 

Hz.Peygamberin, Ashab-ı Kiramın, Tâbiînin, Tebe-i Tâbiînin, Eimme-i müctehidînin icazetli ulemâ ve fukahanın, kâmil mürşidlerin yolundan ayrılmayınız.

 

Bütün yasal yollarla "ılımlı yeni bir İslâm türetme" hareketine karşı çıkınız ve protesto ediniz.

 

* (İkinci yazı)

 

TÜRKİYE MÜSLÜMANLARININ DİN HÜRRİYETİ YOKTUR

 

Ezanlar okunmuyor mu? Camiler açık değil mi? İmam-Hatip mektepleri ve İlâhiyat Fakülteleri yok mu?..

 

Türkiye'de din hürriyeti olduğunu iddia edenler böyle konuşuyor.

 

Ezan okunuyor, camiler açık, lâik rejimin resmî din mektepleri var ama bunlar, tam ve gerçek bir din hürriyetinin olması için yeterli değildir.

 

Demagoglara soruyoruz:

 

Dinî inançları dolayısıyla başını örten üniversiteli kızlara niçin bunca yıl güçlük çıkartıldı?

 

Şu anda liseli kızlar okula başörtüsüyle gidebiliyor mu?

 

Millî Eğitim Bakanı, bir aile çocuğunu okula başörtüsüyle gönderirse o kızı ailesinden kopartıp alabiliriz dedi mi, demedi mi?

 

İçinde namaz kılınan, zikrullah yapılan, iyi insan yetiştirilen tasavvuf tekkeleri niçin hâlâ kapalıdır?

 

Onları Atatürk kapatmıştır açamayız mı diyorlar?.. Soruyorum: Atatürk'ün kapattırdığı Mason localarını onun ölümünden sonra açtınız da tarikatları niçin açmıyorsunuz?

 

Türkiye'de Robert Kolej, Saint Benoît gibi misyoner okulları var da, niçin Müslümanların özel İslâm okulları yok?

 

Müslümanlar niçin Kur'ân ve İslâm yazısıyla Türkçe gazeteler, dergiler, kitaplar yayınlayamıyor?

 

Ezan okunuyormuş da, camiler açıkmış da, namaz kılana kimse kışt demiyormuş da... Yahu siz kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?

 

Bu ülkede tam ve gerçek bir din hürriyeti olması için:

 

Bağımsız bir İslâm Cemaati Teşkilâtı olması lazımdır.

 

Müslümanların Tevhidî tedrisat (eğitim) yapma, özel İslâm okulları, liseleri, üniversiteleri açması hakkı olması lazımdır.

 

Müslümanların başlarına bir İmam-ı Kebir yahut Emîrü'l-mü'minîn seçme hakları olması lazımdır.

 

İslâm ile bağdaşması ve uyuşması mümkün olmayan resmî ideolojiye din gibi iman etmek mecburiyetinin kaldırılması lazımdır.

 

Yahudilerin cumartesi günü, Hıristiyanların pazar günü hafta tatili yaptıkları gibi Müslümanların da Cuma günü hafta tatili yapabilmeleri imkânının sağlanması lazımdır.

 

Dinsizler tarafından baki bir din gibi algılanan lâikliğin veya lâikçiliğin rayına oturtulması lazımdır.

 

Tek kelime ile Türkiye Müslümanlarının, din konusunda İngiltere Müslümanları kadar serbest ve hür olması lazımdır.

 

Gerisi lâf u güzaftır!..

 

21.11.2010

MA
21.11.2010 19:54
#11

Uslubuna hayran zekasına gıpta ettiğim benim nezdimde son Osmanlı Beyefendilerinden olan saygıdeğer üstad Eygi Beyefendinin yazılarını paylaştığınız için teşekkürü borç bilirim efendim devamını hararetle bekler saygılarımı sunarım.

W-
06.12.2010 11:37
#12

Müslümanlara Müşrik ve Kâfir Demek

MUHAMMED ibn Abdilvehhab'ın muhterem pederi Ehl-i Sünnet ulemasındandı. Kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab da din âlimi ve fakihti, o da Sünnî idi. Kardeşine karşı Es-Savaiqu'l-ilahiyye fi'r-red 'ale'l-Vehhabiyye kitabını yazmıştır.

 

Bendeniz bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak, Muhammed ibn Abdilvehhab'ı tutmam, kardeşi Süleyman'ı tutarım.

 

Vehhabîlere göre, İslâm âleminin büyük kısmı müşrik ve kâfirdir. Onlar tasavvuf ve tarikat Müslümanlarına müşrik der.

 

Müslümanların büyük bir kısmına kâfir ve müşrik demek büyük sapıklıktır.

 

Mü'mine kâfir diyen kişi iddiası doğru değilse kendisi kâfir olur.

 

Vehhabîler tarikat evliyası için "Onlar evliyauşşeytandır" diyor.

 

Vehhabîlik bütün dünyada yayılıyor. Çünkü onların elinde bol miktarda petro-dolarlar bulunuyor ve dâvâları için bunları cömertçe dağıtıyorlar.

 

Dünyada tasavvuf tarikatlerini yasaklamış iki ülke vardır: Laik Türkiye ve Vehhabî Suudî Arabistan.

 

Osmanlı devlet-i islâmiyyesi Şeriat ve Tarikat üzerine dayalı idi. Enkazından kırka yakın devlet çıkmış olan Osmanlı, bildiğimiz ulusal devletlere benzemezdi. O bir "İslâm Barışı" idi.

 

15'inci, 16'ıncı asırlar Osmanlı'nın yükseliş devridir. Bir Osmanlı devletine bakınız, bir de Vehhabî devletine. Firasetiniz, fetanetiniz, basiretiniz, vicdanınız varsa aradaki farkı anlarsınız.

 

Tasavvuf İslâm'ın gönül, vicdan, nefs terbiyesi, bâtın boyutudur.

 

Şeriat namaz kılın der, tasavvuf namazı güzel kıldırır.

 

Tasavvuf İslâm'ın ahlâk boyutudur.

 

Tasavvuf Şeriatın devamıdır.

 

İslâm'ın tasavvuf ve tarikat tarafı olmadan insanları ve toplumları zabt etmenin imkânı yoktur.

 

Biz Türkiye Müslümanları, bu coğrafyada tasavvuf ve tarikat ile var olmuşuzdur. Tasavvuf ve tarikati inkâr etmek, onlara sırt çevirmek bizim için intihar olur.

 

Nasıl bir tasavvuf?

 

Gerçek tasavvuf, Şeriata uygun tasavvuf; Kur'âna,Sünnete, fıkha bağlı ve mutabık olan tasavvuf.

 

Para ve maddî menfaat karşılığında Ehl-i Sünneti yıkmaya, darbelemeye çalışanlara teessüfler ediyoruz.

 

Bu işi samimiyetle parasız ve çıkarsız yapan akılsız kardeşlerimizi kınıyoruz.

 

Bütün gerçek tarikatlar birer Tarikat-ı Muhammediyye'dir (Salat ve selam olsun ona).

 

İmamı Gazalî hazretleri el-munkizu mine'd-Dalal adlı kitabında İslâm dünyasındaki taifeleri anlatıyor ve doğru yolda olanlar sûfîlerdir diyor.

 

Mutasavvıflar vardır, bir de mustasvife vardır. Mustasvife uyduruk, sahte mutasavvıf, mutasavvıf taslağı demektir.Bu ikisini birbirine karıştırmak büyük bir hata olur.

 

Gerçek tasavvuf, İslâm'ın hayata başarılı ve aslına uygun uygulanması demektir.

 

Türkiye Müslümanları gerçek tasavvuftan uzaklaştıkları için bozulmuşlar, İslâm'a yabancılaşmışlardır.

 

*(İkinci yazı)

MÜSLÜMANLAR VAZİFELERİNİ YAPIYOR MU?

 

TÜRKİYE Müslümanları İslâmî ve şer'î vazifelerini doğru dürüst eda ediyorlar mı? (Yerine getiriyorlar mı?)

 

Bu soruya göğsümüzü gererek evet diyemeyiz. Diyenin aklına şaşılır.

 

Din, iman, şeriat elden gitmiş, biz keyfimize bakıyoruz.

 

Eski sâlih Müslümanlar bizi görseydiler, bize deli derlerdi.

 

Ümmet bir sürü fırkaya ayrılmış.

 

İtikad konusunda sapıklıklar ve bid'atler yaygınlaşmış.

 

Beş vakit namaz terk edilmiş.

 

Camiler camilikten çıkmış.

 

İmamlar namaz kıldırma memuru olmuş.

 

Alkollü içki ibtilası genelleşmiş, memleket meyhaneye dönmüş.

 

Fuhuş ve zina son haddinde.

 

Paraya tapılır olmuş.

 

Lüks, konfor, aşırı tüketim çılgınlık derecesine varmış.

 

Riba/faiz her yeri sarmış.

 

İhlâsın pabucu dama atılmış.

 

ŞuMüslüman memlekette mü'min ana babalar 15 yaşından küçük çocuklarına din ve Kur'ân hocası tutup ders verdiremiyor.

 

Müslüman bir hanım avukat başında eşarbı ile mahkemeye çıkıp mesleğini icra edemiyor.

 

Medyada her gün dine, imana, Kur'âna, Sünnete, Şeriata hakaretler savuruluyor.

 

Bu arada bir kısım zengin Müslümanlar neler yapıyor?

 

Turistik ve lüks umre seyahatleri.

 

Lüks ve şaşalı meskenler.

 

Lüks yazlıklar.

 

Lüks otomobiller.

 

Lüks ev eşyası.

 

Lüks markalı giysiler.

 

Lüks ve pahalı yemekler.

 

Lüks hayat.

 

Oh yan gel de yat.

 

Eski gerçek din hizmetkârları gibi ihlâsla hizmet eden kaç kişi kaldı şu memlekette acaba.

 

Boş zamanlarda hobi gibi yapılan sözde din hizmetleri.

 

Müslümanlar vazifelerini hakkıyla yapmış olsalardı, bu ülke bugünkü hale düşer miydi hiç?

 

Kurban bayramında büyük bir şehrimizin müftüsü, yanında iki Hıristiyan papazı olduğu halde İslâm mezarlığına gidip Diyalog yapmışlar... Papazlar kendi dinî kisveleri içinde, müftü sarıklı ve cübbeli... Acaba İslâm mezarlığında "Pater Noster" Katolik duası da okunmuş mu?

 

Vay bizim halimize!

 

Vay bizim istikbalimize!

 

 

 

06/12/2010

SA
17.12.2010 23:07
#13

KAYNAYAN CADI KAZANI

 

 

İkinci Meşrutiyet yılları...

 

Meclis-i Meb'usanda Şakir Paşa ile Memiş Paşa ağır şekilde tartıştı.

 

Peyam-ı Sabah gazetesi başmuharriri ile İntibah-ı Millet sermuharriri kapıştı.

 

Çerkes Tevfik Paşa ile Boşnak Remzi Paşa atıştı.

 

Rum Patriği şöyle dedi, Ermeni Patriği böyle dedi, Yahudi hahambaşısı "Yaşasin hürriyet, yaşasin uhuvvet!" diye haykırdı.

 

Himaye-i Nisvan cemiyeti başkanı Huriye Nevzad hanımefendi.

 

Devletli necabetli Şehzade Nureddin Efendi.

 

Resneli Kolağası Niyazi bey.

 

Evet, 1908'de sözde hürriyet, sözde adalet, sözde müsavat, sözde uhuvvet gelince memleket cadı kazanına dönmüştü.

 

Her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.

 

Bazısı birkaç sayı çıktıktan sonra kapanan gazeteler.

 

Her taşın üzerinde bir dilli düdük.

 

Etrafına toplanmış birkaç hödük.

 

Gayr-i Müslim bir gazete patronu "Ben Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım..." diyor.

 

Meşrutiyetin ilk günlerinde Selanik'te bir papaz ile sarıklı bir imamın kucaklaşıp öpüştüğü söylenir. Öyle ya hürriyet var. Demek ki, Diyalog o zaman başlamış.

 

Polemikler, münakaşalar, küfürleşmeler, çatışmalar, caddelerde alaylar... Herkes hürriyet ve meşrutiyet sarhoşu.

 

Sonra ne oldu?

 

1911'de (yüzüncü yıldönümü) İtalya Trablusgarp vilayetimize saldırdı ve 12 adayı aldı.

 

1912'de Balkan savaşı çıktı, Rumeli elimizden gitti.

 

1914'te Cihan savaşına katıldık, imparatorluk yıkıldı.

 

Yunanlılar İzmir'e asker çıkardı, Batı Anadolu'yu işgale başladı. İstiklal Savaşında küçük Trakya ile Anadolu'yu kurtardık, ardından CHP tek parti sömürgesi olduk.

 

CHP yıkıldı, askerî darbeler oldu. Ergenekon, askerî vesayet rejimleri...

 

Şimdi biraz demokrasi, biraz hürriyet, biraz serbestlik geldi ya, yine birbirimizi yemeye başladık.

 

Şakir paşa Memiş paşa... General Tunçman ile Amiral Denizman... Saylav Feşmekan ile yazar Fişmekan... Türkan Saylan ile Gülzar Sevi... Hokneti bey ile Dürümcan bey...

 

Memleket cadı kazanı gibi... Havada yumurtalar uçuşuyor. Felaket ufukları yaklaşıyor yaklaşıyor yaklaşıyor.

 

Militanların Jeanne d'Arc'ı 19 yaşında hamile bir kız polisle yırtıcı kaplanlar gibi kahramanca çarpışırken çocuğunu düşürmüş. Vah vah.

 

Üniversiteye konferans vermeye gitmiş, üzerine bir sürü yumurta atmışlar, adamcağız omlete dönmüş.

 

Açık göz bir profesör, konferansa giderken yanında iki kangal sucuk götürmüş, çocuklar yumurtaları atıp ziyan etmeyin, beraber kantine gidelim yumurtalı sucuk pişirtip afiyetle yiyelim demiş. Üniversiteliler çılgınca alkışlamış. Bravo demokratik çocuklara!.. Yumurtalı sucuklu demokrasi.

 

Kürdistan İmparatoru Birinci Abdullah hazretleri İmralı adasından talimat vererek Kürt ordusu kurduruyormuş.

 

Kızgın bir yazar başka bir yazara "Ulan seni yok ederim, hiç ederim, toz ederim!.." diye bağırmış.

 

Militan gençler yumurta yerine niçin domates atmıyorlar? Bunu bilmeyecek ne var. Yumurta ucuz, domates pahalı.

 

Cadı kazanında ne kaynıyor?

 

Demokrasi kaynıyor, özgürlük, kardeşlik, adalet, eşitlik, laiklik kaynıyor.

 

Bu kaynama ne zamana kadar sürecek.

 

Yorgan gidince ne kaynama kalır, ne kazan...

 

* (İkinci yazı)

 

KURTULMAK

Kurtulmak, ebedî saadeti kazanmak, Cennete girmek ancak/sadece Allahın fazlı, keremi, inayeti ile olur.

 

Namaz kılan, bu namazından dolayı ucba düşen, "Ben namaz kılıyorum, Cennetliğim..." diyen kişi yanılıyor.

 

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bile Allahın inayeti ile Cennete girecektir.

 

Hadis meali:

 

Resulullah şöyle buyurdu: "Hiç kimse kendi ameliyle Cennete giremeyecektir." Ashab sordular: "Sen de mi yâ Resulullah?" Buyurdular: "Evet ben de giremeyeceğim, ancak Allah beni rahmetiyle kuşatacaktır."

 

Namaz farzdır, herMüslümanın onu günde beş vakit dosdoğru şekilde kılması gerekir. Kılanlara ne mutlu... Lakin sakın ha, namaz bizi ucba, gurura, kibre götürmesin.

 

Namaz kılmak farz-ı ayndır... Ucb haramdır. Ucbtan korunmak farzdır.

 

Şeytan cahil ve kaba sofuya şöyle der:

 

- Sayın sofu, bak namazını güzelce kılıyorsun, sen Cennetliksin, aferin sana, ne mutlu sana!..

 

Cahil ve kaba sofu bu tuzağa düşer ve Şeytana:

 

- Hakkınız var Şeytan Bey ne doğru söylediniz cevabını verir, böylece Şeytanı tasdik etmiş olur.

 

Abdülkadir Geylanî hazretleri Dicle kenarında bir ağacın altında zikr u ibadetle meşgul oluyormuş. Kulağına şöyle bir ses erişmiş, "Ey Abdülkadir!.. Sen öyle bir mertebeye vâsıl oldun ki, artık sana ibadet gerekmez..."

 

Abdülkadir Geylanî hazretleri hemen "mel'un Şeytan" diye bağırmış.

 

Hâtiften gelen sesin Rahmanî olmadığını anlamış.

 

Çünkü insan mânevî bakımdan ne kadar yükselirse yükselsin ondan ibadet sâkıt olmaz (ibadet borcu üzerinden düşmez.)

 

İnsanların derece, makam, rütbe itibarıyla en üstünü, Âdem Oğullarının Seyyidi Muhammed Mustafa hazretleri ölünceye kadar namaz kılmış, ibadet etmişti.

 

Yakîn yani ölüm gelinceye kadar Yaratan'a ibadetle mükellefiz.

 

Bu devirde dinsizlik, kafirlik, şirk, büyük günahlar, fısk, fücur, fuhşiyyat (çeşit çeşit azgınlıklar) çok yaygın ve genel olduğu, bunlar küstahça açıkça işlendiği için bazı kaba ve cahil sofular ucba düşüyor, iki rekat namaz kılmakla kendilerini Cennetlik sanıyor.

 

Sakal sünnettir. Sakal bırakana ne mutlu. Ama sakal yüzünden ucba, kibre, gurura düşmemek gerek.

 

Gece teheccüde kalkıyor. Ne güzel, ne iyi, ne mutlu. Lakin gece namazına kalkıyorum diye gururlanmamak, ben gece namazı kılıyorum diye böbürlenmemek gerek.

 

Haftada iki gün nafile oruç tutuyor... Aman kimse bilmesin... Nafile ibadetler kul ile Rabbi arasındadır. Bunlar teşhir edilmez, bunlar insanlara gösterilmez.

 

"Efendim, son Umre ziyaretimde Kâbe'ye beş yıldızlı lüks otelin yirminci katından kuş bakışı baktım. Bu esnada parmak gibi Medine hurmaları yiyordum. Ah ne mübarek hurmalardı onlar..." edebiyatı yapanları uyarmak gerek.

 

Yaygaracı tavuk bir yumurta yapar, yedi mahalleyi gıdaklamasıyla ayağa kaldırır...

 

Ehlullah Efendilerimiz gece gündüz ibadet ederler, yine de acaba kurtulacak mıyım diye ağlarlardı.

 

Selef-i Sâlihîn devrinde zamanın kutuplarından bir zatın meclisinde, günahlarının cezasını çektikten sonra Cehennemden çıkartılacak son mü'min ile ilgili bir hadîs okunmuş. Son mü'min çıkartılacak, ondan sonra Cehennemin kapıları ebedî olarak kapatılacak...

 

Mânevî derecesi çok yüksek olan o zat hıçkırıklarla ağlamaya başlamış, "Ah keşke o mü'min ben olabilsem demiş.

 

Cahil ve kaba sofu iki rekat gece namazı kılar ve sonra "Allah Allah, gece namazı kılıyorum, hâlâ uçamıyorum..." diye söylenir.

 

Cenab-ı Hak cümlemizi ucbtan, gururdan, kibirden, kendini beğenmekten, kendi kusurlarını görmeyip başkalarınınkileri görmekten, kendi gözündeki merteği görmeyip başkasının gözündeki çöpü görmekten muhafaza buyursun.

 

MEHMET ŞEVKET EYGİ

17 ARALIK 2010

SA
20.12.2010 15:14
#14

Bütünlük Müslümanlıkla Sağlanır

 

TÜRKİYE'nin bütünlüğü ancakMüslümanlıkla sağlanır. Kürtçülük ancak Müslümanlıkla önlenir. Bölücülük Müslümanlıkla dizginlenir.

 

Bunun için bu ülkede yaşayan Müslümanların en az yüzde doksan beşinin "Ben her şeyden önce Müslümanım... Benim ana kimliğim Müslümanlıktır..." demesi, diyebilmesi gerekir.

 

Türkün Türklüğü,

 

Kürdün Kürtlüğü,

 

Çerkesin Çerkesliği,

 

Lâzın Lâzlığı...Müslümanlığından sonra gelecektir ve Müslümanlığı ile çatışmayacaktır.

 

Türk, Kürt, Çerkes,Lâz, şu veya bu kavme mensup olmak bir realitedir. Realite inkar edilemez.

 

Irkçılık yapmamak şartıyla herkes kavmini sevebilir, tutabilir ama evrensel İslam dini ırkçılık ideolojisini kabul etmez.

 

Atatürk'ün ölümünden sonra Avdetîler ve Kriptolar tarafından çıkartılan Kemalizm ideolojisi, Moiz Kohen Türkçülüğü ile başta Kürtler olmak üzere nice Türkiyeliyi devletten soğutmuştur.

 

Türkiye'nin bütünlüğünü korumak istiyorsak, bu yurdun, bu halkın, bu devletin ayakta kalıp yücelmesini arzu ediyorsak var gücümüzle İslam'a sarılmalıyız.

 

Müslüman olmayan azınlıkların insan haklarını ve hürriyetlerini tanımak şartıyla Türkiye Müslümanlarına (İngilterede olduğu gibi)tam bir din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti verilmelidir.

 

İnsan haklarına ve hukuka aykırı olarak kapatılmış Sünnî İslam medreseleri tekrar açılmalıdır.

 

İnsan haklarına ve hukuka aykırı olarak kapatılmış tasavvuf tarikatları tekrar açılmalıdır.

 

İslam'ı ve Müslümanları en büyük tehlike ve tehdit olarak gören Derin Ergenekon sistemine/düzenine, bir daha hortlamamak şartıyla son verilmelidir.

 

Türkiye Müslümanlarının temel ve evrensel hakları ve hürriyetleri bitamamiha (bütünüyle, tamamıyla) tanınmalıdır.

 

Müslümanlara eğitim, teşkilatlanma, dinî başkan seçme, kılık kıyafet, alfabe-yazı, inançlarına göre bir hayat sürme hürriyeti verilmelidir.

 

Türkiye Yahudileri nasıl kendi kutsal günleri olan Cumartesilerde, Türkiye Hıristiyanları nasıl kendi kutsal günleri olan pazarlarda hafta tatili yapabiliyorlarsa, Müslümanlara da Cuma günleri tatil yapma hakkı tanınmalıdır.

 

Ayasofya tekrar Müslümanlara iade edilmelidir.

 

Kürt halkından, bilhassa halkına insan pisliği yedirilen köy ahalisinden, yapılan insanlık dışı zulümler dolayısıyla resmen özür dilenmelidir.

 

Bu dediklerim yapılmazsa Türkiye'nin bölünmesi kaçınılmazdır.

 

Tasavvuf tarikatlarına İngilterede olduğu gibi hürriyet verilmeli, Türklerin Kürt şeyhlerine, Kürtlerin Türk şeyhlerine intisab etmesi sağlanmalıdır.

 

Bu memleketin Müslüman çoğunluğu İslam şemsiyesi altında bir araya gelip kardeşçe yaşamalıdır.

 

Ben beş vakit namaz kılan, (Bu devrin ölçülerine göre dindar sayılan) bir Müslümanım. Dinim İslamdır ama İslamcı değilim. Çünkü İslamcılık bir ideolojidir.

 

Sâlih ve muttaki bir Kürdü, fâsık bir Türke tercih ederim. Bediüzzaman, Abdülhakim Arvasî, Şeyh Said gibi Kürt ulemasını ve meşayihini severim, onlara hürmet ederim.

 

Elbette Müslüman Kürt kardeşlerim de sâlih ve muttaki bir Türkü, fasık bir Kürde tercih ederler. Çünkü İslamda üstünlük ırk ve kavim ile değil, takva iledir.

 

İslamda kavmi, kabilesi, ailesi, akraba ve hısımları ile ilgilenmek, onlara yardımcı olmak vardır ama ırkçılık ve menfi kavmiyetçilik yoktur.

 

Türkiyede ırkçılık, asıl ismi olan Moiz Kohen'i gizleyip, takma Tekin Alp Oğuz adını kullanan fitneci adam ile başlamıştır. Bu adam kitaplarından birine "Kahr olsun Şeriat!" menfur bölüm başlığını koymuştur.

 

İslam dini, İslam bayrağı, İslam barışı gölgesi altında birleşirsek vatanımızı, devletimizi (bozuk düzen ve sistemi değil!) halkımızı kurtarabiliriz.

 

MüslümanTürkiye için İslamın dışında kurtuluş, selamet, izzet yoktur.

 

19 ARALIK 2010 Mehmet Şevket Eygi

SA
20.12.2010 15:20
#15

İlk Üç Halifeye Kâfir Demek

 

 

Azerbaycan'da yayınlanan /313NEWS.NET/ internet sitesinin bir forumunda şu soruyu gördüm:

 

"Qardaşlar!.. İmam Ali'nin (aleyhisselâm), hilâfeti gasb etmiş 3 kâfire beyat edip etmediği hakkında Şia menbalarında (kaynaklarında) malumat (bilgi) var mı? Eğer bu barede (konuda) malumatı olan varsa, geniş şekilde ve menbalarını yazarak, kömeklik göstermesini (yardımcı olmasını) hahiş ederim (isterim)."

 

Sünnî bir Müslüman olarak, İslam'ın ilk üç halifesine kâfir denmesi beni çok üzdü.

 

Biz Sünnîler, ilk dört halifeyi veli, sâlih, muttakî, sâdık, ihlaslı, âdil, örnek Müslümanlar olarak kabul ederiz. Bunun içindir ki, camilerimize bunların isimlerini levhalar halinde yazıp asmışızdır.

 

Biz Sünnîler Ashab-ı Kiram (radiyallahun anhüm ecmâîn) efendilerimizi, din konusunda âdil kabul ederiz. Onların beşer olmak hasebiyle hatâ ve günahları olabilir ama din konusunda Peygamber-i zişana (Salat ve selam olsun ona) asla hıyanet etmemişlerdir, ondan öğrendiklerini saklamadan, gizlemeden, tahrif etmeden bildirmişlerdir.

 

Biz Sünnîler Ehl-i Beyte de bağlıyız ve çok hürmet ederiz. Ehl-i Beyti sevmek ve desteklemek farzdır.

 

Osmanlı devleti seyyidlere ve şeriflere (Peygamber sülalesinden olanlara) maaş öderdi. Büyük şehirlerde bu gibi muhterem zevatın kaydını tutan naqibü'l-eşraf denilen resmî memurlar vardı.

 

Azerbaycan Şiî internet sitesinde ilk Üç Halifeye kâfir denilmesi beni gerçekten çok üzdü ve yaraladı.

 

Şiîliğin temellerinden biri de taqiyye ve kitmandır. Onların akaid kitaplarında taqiyye ve kitmanın namaz gibi farz olduğu, taqiyye ve kitmanı terk edenin dini terk etmiş gibi olacağı yazılıdır. Bari, biz Sünnî kardeşlerini üzmemek, yaralamamak için bazı aşırı inançlarını gizleseler de fitne çıkmasa...

 

Hz. Ömer kâfir olsaydı, Hz.Ali ona kızını verip, kendisine damat eder miydi?

 

Onların dördü de Resulullah efendimizin seçkin vezirleri ve müşavirleriydi. Allah için, Resulullah için, Kur'an için canla, malla çalışmışlardır. HzÖmer, Hz. Osman, Hz. Ali şehid olmuşlardır. Radiyallahu anhüm...

 

Şiî olsun,Sünnî olsun biz Müslümanlar hepimiz dillerimizi tutmalı, birbirimizi üzecek, yaralayacak, düşmanlık çıkartacak, fitne ve fesada sebebiyet verecek sivri laflar etmemeliyiz.

 

Kur'an-ı Kerimde Hz. Ebubekir'i öven ayet vardır. Allahın övdüğü kişiye kafir diyenin hali ne olur?

 

Allah için, Resulullah için, Kur'an hakkı için, İslam kardeşliğinin bozulmaması için dikkatli olalım...

 

* (İkinci yazı)

 

Üniversite Öğrencisi Edepli ve Efendi Olur

BİRİNCİ madde: Üniversite öğrencileri efendi, terbiyeli, nazik, kibar, (ruh bakımından) asaletli, (şehir) görgülü, ciddî, vakarlı, mürüvvetli olmalıdır.

 

Devlet adamlarının, profesörlerin, büyük bürokratların üzerlerine yumurta atmak, bağırıp çağırmak, taşkınlık yapmak, polisle kıyasıya çatışmak, rezalet çıkartmak efendiliğe ve medenîliğe yakışmaz.

 

Her şeyin bir edebi, erkânı, raconu vardır. Edepsizliğin bile edebi erkânı vardır.

 

Taşkınlık yapanlar normal öğrenciler değildir.

 

Reşid olmuş (18 yaşını geçmiş) gençler de memleket meseleleriyle ilgilenirler ama bizdeki militanların yaptığı gibi değil.

 

Öğrenci nümayişleriyle, halkın seçtiği bir iktidarı değiştirmeyi düşünüyorlarsa hava alırlar. Eski günler geride kalmıştır.

 

19 yaşında hamile kız öğrencinin polislerle çatışırken çocuğunu düşürmesi çok düşündürücüdür.

 

Madem hamilesin, kenarda otur, kavgaya gürültüye karışma. Çocuğa yazık oldu.

 

Militan çocukları kışkırtan gizli ve derin güçler bulunmalı, toplum bu konuda aydınlatılmalıdır.

 

Bu gibi öğrenci hareketlerinden medet uman kaşarlanmış politikacılar tehlikeli delilerdir.

 

Vatandaşların, bu arada öğrencilerin toplanma, yürüyüş yapma, protesto hakları ve hürriyetleri vardır ama bunlar yasal sınırlar içinde yapılmalıdır. Hiçbir vatandaşın başka bir vatandaşa yumurta veya domates atmaya hakkı yoktur.

 

Yumurta atmak acizlikten ve zavallılıktan ileri gelir. Bir firkin varsa, bir karton üzerine yaz, pankart yap, medya fotoğrafını filmini çeksin, gazetelerde yayınlansın, televizyonlarda gösterilsin. Herkes kör ve sersem değil, haklıysan elbette takdir edilecektir.

 

Milletvekilinin üzerine yumurta atacak, itiş kakışta çocuğunu düşürecek ve böylece vatansever olacak. Böyle vatanseverlik olmaz olsun!

 

* (Üçüncü yazı)

 

İyi Yiyen zengin Müslümanlara

 

Zekatlarını Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata uygun şekilde vermeyen zengin Müslümanlara hitap ediyorum:

 

Kaburgacı Selim Ustanın lokantasında yediğiniz içli pilavlı nar gibi kızarmış kebap ne kadar nefisti...

 

Geçen hafta, yediğiniz o dillere destan büryan kebabı ne kadar leziz idi.

 

Maşallah nefis, leziz, dillere destan, binbir gece masallarındaki gibi yemekler, tatlılar yiyorsunuz.

 

Sizin sofranıza konulan ordövrler bile fakir bir aileyi doyurmaya yeter.

 

Karnınız tok, sırtınız pek. Soğuklar size vız geliyor, çünkü doğalgazlı kaloriferleri sonuna kadar açıyorsunuz. Doğal gaz pahalı mı? Güldürmeyeyim sizi...

 

Lakin... Evet lakin...

 

Siz böyle krallar gibi yiyip içerken nice fakir Müslüman açlıkla, soğukla, sefaletle pençeleşiyor. Bir profesör dostum anlattı. Doğulu çok fakir, çok perişan öğrenciler varmış. Onlara yardım etmekten korkuyormuş, PKKdamgası yer diye...

 

O çocuklar ne yer ne içer? Bizim umurumuzda mı?

 

Siz Müslüman zenginler zekatlarınızı öncelikle fakir ve miskin Müslümanlara verseniz, bu memlekette sosyal adalet sağlanır, sefalet kalmaz.

 

Kur'anımızda ne yazılı? Zekatları sekiz sınıfa verin, onların ilk ikisi fakirler ve miskinler diye yazılı değil mi?

 

Peki biz niçin aç, sefil, işsiz, fakir, miskin, perişan kardeşlerimize zekat vermiyoruz?

 

Yarın Rûz-i Ceza'da Mahkeme-i Kübra'da zekat hesabı verirken sizleri Baronlarınızın kurtaracağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

 

20 ARALIK 2010 Mehmet Şevket Eygi

SA
14.01.2011 13:16
#16

Dünya ve Ülkemiz çok bozuldu

 

Zamanımızda Kur'ân-ı Kerîm'e, Peygamberimizin (Salat olsun ona) Sünnetine, Şeriat'a, evrensel İslâm ahlâkına, hikmete (bilgeliğe), vicdana, adalet ve insafa uymayan kötülükler genel ve yoğun şekilde dünyayı ve insanlığı sarmıştır.

 

Böyle kötülükler her devirde olagelmiştir ama bu seferki durum gerçekten kaygı ve dehşet vericidir. Sanki dünyanın çivisi çıkmış gibidir.

 

Bundan bin sene önce uzak doğuda bir savaş olduğu vakit Avrupa'ya bunun haberi gelmiyordu. Günümüzde Kamçatka yarımadasında bir yanardağ patlasa birkaç dakika içinde haberini ve hattâ resmini bütün dünya öğrenip görüyor. Gerçekten, globalleşmiş bir dünyada yaşıyoruz.

 

Eskiden insanlar sakinleşmek için azı zararsız afyonlu macunlar tüketirmiş. Zamanımızda uçaklarla, gemilerle, motorlu vasıtalarla, hattâ denizaltılarla, afyona nispetle bin misli zararlı uyuşturucu ticareti yapılıyor.

 

Şirk, küfür, dinsizlik, ahlâksızlık, merhametsizlik, adaletsizlik dünyayı sarmıştır.

 

Yer küresinin akciğeri durumunda olan Amazon ormanları cayır cayır yakılıyor, kazınıyor.

 

Cahil ve akılsız milletlerin zenginlikleri talan ediliyor.

 

Avrupa'dan insanlar akın akın bazı Asya ülkelerine seks turizmi yapmak için büyük paralar harcayıp masraflar yapıp uçaklarla seyahat ediyor.

 

Zalimler en modern vasıtalarla kuzeyin buzlu bölgelerine gidip fok yavrularını (kürkleri için) sopalarla vurarak vahşice öldürüyor.

 

Her sene binlerce hayvan ve bitki türü yok oluyor.

 

Eski şeriatlarda ve bugün tek geçerli şeriat olan İslâm Şeriatında kesinlikle yasak kılınmış zulümler, ahlâksızlıklar alenen, hiç utanıp arlanmadan yaygın şekilde icra ediliyor. Batı ülkelerinin bazısında eşcinsel evlilikler kiliselerde kıyılıyor.

 

Altın Buzağı dini insanlığı pençesi içine almıştır.

 

Eskiden bir İslâm ülkesinde veya bir vilayetinde zulüm olabiliyordu ama zahiren de olsa orada Kur'ân, Sünnet, Şeriat vardı. Zalim sultanlar Cuma namazına gidiyordu, medreselerde İslâmî ilimler okutuluyordu, mekteplerde çocuklara ve genç nesillere islâmî terbiye veriliyordu, muhadderat-ı islâmiye hicaplı idi.

 

Bozukluk, fısk ve fücur, nifak ve şikak, harp ve darp, azgınlık, fuhşiyyat bugünkü gibi yaygın değildi. Terazinin maslahat ve mefsedet kefelerinde iyi kötü bir denge vardı.

 

Evet, Kur'ân, Sünnet, Şeriat gözlüğüyle bakılırsa dünya ve ülkemiz çok bozulmuştur. Camiler olmasa, ezanlar okunmasa, İslâm cenazelerinin namazı kılınmasa nice şehirlerimizin Müslüman şehri olduğunu söylemek zorlaşacak.

 

İslâm'ın, Kur'ânın, Sünnetin, şeriatın yasaklamış olduğu belli başlı kötülükler nelerdir, izninizle bunların kısa ve eksik listesini aşağıda vermek istiyorum:

 

1. İtikatta yani inançta büyük eksiklikler, bozukluklar, kopukluklar olmuştur, bu konuda bid'atler ve hurafeler toplumu sarmıştır. Ortaya bir sürü bozuk, sapık bid'atçi fırka çıkmıştır.

 

2. Beş vakit namaz büyük ölçüde terkedilmiştir.

 

3. İnsanlar kütleler halinde şehvetlerine uymuştur. Şehvet denilince sadece cinsel azgınlıklar hatıra gelmesin. Para, mal, zenginlik şehveti... Lüks şehveti... Aşırı tüketim, israf, gösteriş şehveti... Nefsaniyet şehveti... Lisan afetleri veya şehvetleri...

 

4. Toplumda zina ve bina almış yürümüştür.

 

5. Bir kısım kadın ve kızlar beyinsizlik selleri içinde sürüklenip gidiyor. Bu gidiş nereyedir?

 

6. Müslümanlar 1924'ten beri başsızdır, İmam'sızdır, Emîr'sizdir.

 

7. Bir tek Ümmet olması gereken Alem-i İslâm paramparça olmuştur, dehşetli bir kopukluk vardır.

 

8. Darülislâm kimisi büyük, kimisi küçük bir yığın ülkeye ayrılmıştır. Nice İslâm ülkesinden öteki İslâm ülkesine pasaportla gidilmektedir.

 

9. Faiz bütün insanlığı ve İslâm dünyasını kesif ve zehirleyici bir sis gibi sarmıştır. Faizden nefret eden ve kaçınan bir Müslüman bile dolaylı şekilde bu harama ve pisliğe bulaşmıştır.

 

10. Bir kısım muhadderat-ı islâmiye iffet ve hicap perdelerini ve örtülerini parçalamış, yırtıp atmıştır. Buna da kadın özgürlüğü denilmektedir.

 

11. Müslümanların şeairinden olan merhamet, mürüvvet ve fütüvvet, yardımlaşma ve paylaşma ahlâkı çok zayıflamıştır.

 

12. Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzı neredeyse tâtil edildi denilecek kadar azalmıştır.

 

13. Dünya, İslâmî ölçülere göre iyi ve adaletli bir şekilde imar edilmiyor, şeytanî ölçülere göre dengesiz bir şekilde imar ediliyor.

 

14. Ahiret kaygısı unutulmuştur. İnsanların büyük bir kısmı cep telefonuna, otomobile, müzeyyen meskenlere, fâhir giysilere, israflı yemeklere, lüks yaşama verdikleri önemi din ve ibadet işlerine vermiyor.

 

15. İslâm bir müjdeleme, uyarma ve öğüt verme dinidir. Bunlar gereği gibi ve yeteri kadar yapılmıyor.

 

16. Ülkemizde, Müslümanları olgunlaştıran, onların dindar ve ahlâklı olması için çalışan, insanları imana, Kur'âna, Sünnete, ahlâk ve fazilete, zikrullaha çağıran tasavvuf tarikatları seksen küsur yıldan beri yasaktır. Bunca hürriyet ve serbestlik olmasına rağmen Müslümanlar (Hiç olmazsa en azından tasavvuf Müslümanları) bu yasağın kalkması için canla başla çalışmıyor.

 

17. Ahlâk bozulduğu için haram yeme yaygın hale gelmiştir.

 

18. Yalan, emanete hıyanet, rüşvet, irtikab gibi toplumun temellerini dinamitleyen kötülükler çok yaygın ve yoğun hale gelmiştir.

 

19. Beşerî irade planında büyük, genel, etkili bir ıslah hareketi yoktur.

 

20. Fani dünya meşgaleleri, dünyanın aldatıcı zenginlik ve oyuncakları, lüks hayat büyük sayıda insanı sanki sarhoş ve sersem etmiştir.

 

Yukarıda yirmi büyük kötülük saydım. Bunlar böyle artarak devam ederse hem bütün insanlık, hem de bizim halkımız bir felâket uçurumuna yuvarlanabilir.

 

İnşaallah kopmaz ama koparsa Üçüncü Cihan Savaşı dünyayı ve insanlığı, şimdiye kadar görülmemiş acılara, tahribata, felâketlere, kan ve gözyaşına, ateşe, kıyıma sürükleyecektir.

 

Durumumuz, hızla akan bir nehirde şelaleye doğru sürüklenen gemide zevk ü safa, içki ve çalgı, sarhoşluk ve eğlence içindeki gafil bir taifeye benziyor.

 

1914 dünyası, bu kadar olmamakla birlikte böyleydi. 1939 dünyası da bugünküne benzeyen bir durum içindeydi. O tarihlerde de derin ve koyu bir gaflet dumanı ortalığı sarmıştı.

 

1939'da Fransa'nın gafilleri ve azgınları vur patlasın çal oynasın eğleniyordu. Sonra kendilerini İkinci Dünya Savaşı'nın felâketleri içinde buluverdiler.

 

Bir İslâm ülkesinde adaletsizlik, azgınlık, maddî ve mânevî sarhoşluk, fuhuş ve zina, faiz ve riba, merhametsizlik, fısk ve fücur, nifak ve şikak, haram yeme çok yaygın olursa, oradaki çivilerin hemen hepsi yerinden oynarsa, ahlâk ve faziletin pabucu dama atılırsa aldatıcı refah ve zenginlik ilelebet sürmez.

 

Büyük felâketten, büyük tokattan kurtulmak istiyorsak akıllarımızı başımıza toplamamız ve elbirliğiyle, bir İmam-ı Kebir'in riyaseti altında Kur'ânın, Sünnetin, Şeriatın, İslâm ahlâkının gösterdiği şekilde iyilik, hayır, maruf için var gücümüzle çalışmamız gerekir. Bunu yaparsak cüz'î beşeri iradelerimizle yatay kurtuluş ve ıslah yoluna girmiş oluruz. Aksi takdirde dikey küllî iradenin tokadına hazır olalım.

 

14 OCAK 2011 Mehmet Şevket Eygi

SA
10.02.2011 14:00
#17

Milli Diktatör İsmet Paşa

 

 

Selanik Dönmelerine göre, Türkiye'nin tarihi 1923'te başlar, ondan öncesi karanlıklar devridir. Osmanlı Padişahlarını zalim gösterirlerken yakın tarihimizdeki milli ve kendilerince kutsal diktatörleri göklere çıkartırlar.

 

Yakın tarihimizin büyük zalimlerinden biri, Millî Şef İsmet Paşa'dır. 1938'den 1945'e kadar mutlak diktatörlük yapmış, 45'le 50 arasında "meşrutî" diktatörlük...

 

İsmet Paşa'yı demokrasi kahramanı olarak gösterenler ne kadar ayıplansa ve kınansa yeridir. Bu zat, 1938-45 arasında Tek Parti oligarşik rejiminin başıydı. 1945'te, İkinci Dünya Savaşını kazanan ABD ve diğer Batı ülkelerinin baskısıyla istemeye istemeye çok partili rejime geçmek zorunda kalmıştır. 1946 seçimlerinde hile, baskı, ikrah (korkutma) ile seçimleri CHP kazanmış, 1950'ye kadar bu şaibeli seçimin galibi olarak iktidarda kalmıştır.

 

Milli Şef İsmet Paşa neler yapmıştır?

 

1. Türk Ceza Kanununa 163'üncü maddeyi koyarak Müslümanların inanç, düşünce, görüş hürriyetlerine zincir vurmuştur.

 

2. Ülke sathında binlerce camiyi kapatmış, kimisini satmış, kimisini kiraya vermiş, kimisini yıktırmıştır.

 

3. İman-İslam ve Kuran hizmetkârı Bediüzzaman Saidi Nursî'ye zulmetmiştir.

 

4. Meşayih-i Nakşibendiyeden, hadim'ül-ümme ve'd-din Abdülhakim Arvasî Hazretlerine zulmetmiş onu İstanbul'dan Ankara'ya sürmüştür.

 

5. İsmet Paşa zamanında Türkiye Müslümanlarının gerçek mânâda din, inanç, inandığı gibi yaşamak, çocuklarına dini eğitim vermek hürriyeti olmamıştır.

 

6. Millî Şef İsmet Paşa hazretleri zamanında Müslümanlar Ezan-ı Muhammedi'yi bile okuyamıyorlardı. Gerçek ezanın yerini tutmayan ve "Tanrı Uludur" diye başlayan tercüme ezan okumak zorundaydılar.

 

7. İsmet Paşa'nın mutlak diktatörlüğü zamanında matbuat (gazeteler, dergiler) dinden bahsedemezler, dinî konulu yayın yapamazlardı. Bu konuda, basın yayın genel müdürü yardımcısı İzzettin Nişbay'ın gazetelere gönderdiği resmî bir uyarı vardır.

 

8. İsmet Paşa zamanında, kendi halinde Müslüman bir vatandaş, camiden çıkarken başındaki takkeyi cebine koymayı unutsa tutuklanabilirdi.

 

9. Açıp gazete koleksiyonlarına bakın, bir tarihte Ticânî tarikatına mensup iki Müslüman Büyük Millet Meclisi dinleyici locasında Arapça ezan okudukları için yakalanmışlar ve kendilerine işkence edilmişti.

 

10. İsmet Paşa zamanında müftü, vaiz, imam, hatip yetiştiren bir tek okul yoktu.

 

11. İsmet Paşa'nın başbakanlarından biri "Bana otuz sene mühlet verin, dinin kökünü kazıyıp ortadan kaldırayım" mealinde bir laf etmişti.

 

12. Bir başka İsmetî başbakan, "Komünizmi dizginlemek için dinden yararlanalım" diyenlere, "Ben kızıl zehri önlemek için yeşil zehri panzehir olarak kullanmam" cevabını vermiştir.

 

Diktatör İsmet Paşa zamanında Türk halkının büyük kısmı sefalet içinde yaşıyordu. 40 bin köyün 40 bininde de elektrik yoktu... Çoğunda içme suyu sıkıntısı vardı... Verem ve sıtma ülkenin tamamını pençesi altına almıştı... Batı Karadeniz bölgesinde frengi yaygındı... İşçilerin hiçbir sosyal hakkı yoktu... Çoğunluğu oluşturan Müslüman halkın temel insan hak ve hürriyetleri ayaklar altındaydı... İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul'da sıkıyönetim vardı... Üniversiteler Tek Parti rejiminin çiftliğiydi... 1944'te, Milliyetçi ve Türkçülerin ileri gelenleri tutuklanmış İstanbul'da Sansaryan Hanındaki tabutluklarda akla ve hayale gelmeyen işkencelere maruz bırakılmıştı... Halkın bir kısmının pabuç alacak parası olmadığı için çarıkla dolaşıyordu. Çarık alacak imkânı olmayan da yalınayak geziyordu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında karaborsacılar, istifçiler, muhtekirler büyük paralar vurmuşlardı. Birader Kambur Rıza milyarder olmuştu... İsmet Paşa zamanında yargı, rejimin emrindeydi...

 

Şimdi kalkmışlar Selanik Dönmeleri bu diktatörün demokrasi havarisi olduğunu iddia ediyorlar.

 

Yalanlarından biri de şudur:

 

Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa sıkı fıkı can ciğer dost ve arkadaşmış. Yalan, yalan, yalan...

 

Bir tilki kadar kurnaz olan İsmet Paşa, Atatürk'ün onulmaz bir hastalığa yakalandığını öğrenince bir senaryo hazırlamış, "Ben rakı sofrasından emir almam!" diye rest çekmiş ve M. Kemal'den sonra rejimin başına geçmek üzere harekete geçmişti. Futbol maçı seyretmeye gitmiş, halka kendisini alkışlatmıştı.

 

M. Kemal Paşa vefatından önceki günlerde İsmet'in vefat etmiş olduğunu biliyordu. Hatta, engin servetinden onun çocuklarına burs verilmesini vasiyet etmişti. Acaba Paşa Hazretleri İsmet'in öldüğünü nereden öğrenmişti?

 

O tarihlerde bir gece, zamanın büyük gazetelerinden birinde bir kalıp değişikliği yapıldığını, "vefat eden İsmet Paşa'nın cenazesi resmî devlet töreniyle kaldırıldı" başlıklı bir haber konulduğunu bendenize merhum Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu söylemişti.

 

İsmet Paşa ve yakın tarihimizin öteki diktatörleri, Selanik Dönmelerinin; kahramanları, çok sevdikleri ve beğendikleri büyükleri olabilir ama Müslüman Türkiyeliler onların bu sevgilerini ve görüşlerini asla paylaşmazlar.

 

Kuzguna yavrusu şahin görünürmüş...

 

35 Milyar Dolar...

 

Parayı Kenz Yapmak

 

Ortadoğu'da bir kral ölmüştü. Gazeteler 30 küsur milyar dolar miras bıraktığını yazmıştı... Tunus diktatörünün de büyük miktarda serveti/parası olduğu söyleniyor. Hüsni Mübarek'in serveti 35 milyar dolarmış. İslam devletlerinden birinin büyük bir hocasının 67 milyar dolarlık bir servete sahip olduğunu geçen hafta bir internet sitesinde okudum.

 

Bugünkü İslam dünyasında, İslam'a uymayan çok yolsuzluk yapılıyor. Yüce dinimiz kenzi yani para istiflemeyi, yığmayı yasak ve haram kılmıştır.

 

Para geçinmek, ticaret yapmak, üretmek, hizmetleri yürütmek, istihdam etmek, halka iş ve aş sağlamak için bir vasıtadır.

 

Para amaç değildir.

 

Para ana değer değildir.

 

Parayı kenz etmek yani yığmak, istiflemek ve çalıştırmamak günahtır.

 

İki türlü kenz yapılabilir:

 

(1) Helal para kenz yapılır. Bu büyük günahtır.

 

(2) Haram ve kirli para kenz yapılabilir. Bu, birincisine nispetle bin misli günahtır.

 

Müslüman büyük tacirlerin, Müslüman sanayicilerin, Müslüman iş adamlarının elbette büyük paraları olacaktır ama bu para sermaye olarak kullanılacaktır. Bu sermaye ile insanlar çalıştırılacak, onlara iş ve aş temin edilecek, ülke ve toplum kalkındırılacaktır. Bu para ile çeşitli hizmetler yapılacaktır.

 

Para bu işlerde kullanılmaz da İsviçre veya Basra Körfezi bankalarındaki gizli hesaplara konulursa kenz yapılmış olur.

 

Adamın gizli hesabı yok, aileden, babadan kalma büyük parası var ve bunları bankalara koymuş, faizini yiyor. Bu hem kenzdir, hem de riba/faiz yemektir ki, iki büyük günah bir araya getirilmiş, katlandırılmıştır.

 

Bundan on beş yıl kadar önce muhterem bir şeyh efendinin aracılığı ile 15 bin liralık bir hayır parasının bir yerden alınması mevzuubahis olmuştu. Bendeniz "Bu para güvendiğimiz dostlarımızdan filancanın nezdinde emanet olarak dursun" demiştim. Şeyh efendi "Böyle bir şey kenz olur" diyerek reddetmişti. Çok şükür, o para alınmamış ve biz de kenz günahından kurtulmuştuk.

 

Müslümanların çoğu kenz nedir bilmezler, belki nicesi hayatları boyunca kenz kelimesini bir kere bile işitmemişlerdir. Ümmet-i Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) para, riba, kenz konularında aydınlatılmalıdır.

 

Bugün ülkemizdeki Müslümanların büyük çoğunluğunun dini İslam'dır ama paraya kapitalist gözlüğüyle bakmaktadırlar.

 

Allah'ın bize en güzel örnek ve model olarak göndermiş olduğu Resulullah efendimiz parayı sevmezler, nezdinde para tutmazlardı. Şu hadis-i şerifini hepimiz ezberlemeliyiz:

 

"Uhud dağı kadar altınım olsa, borç ödemek için alıkoyacağım birkaç dinar dışında, bu paranın bir gece bile nezdimde kalmasından hoşlanmam, hepsini tasadduk ederim (Allah rızası için sadaka olarak dağıtırım)."

 

Hayırlı ve helal işlerde kullanılan parada, sermayede hayır vardır.

 

Hapsedilen, istiflenen, yığılan kenz parada hayır yok, günah vardır.

 

Bir Müslüman, öldüğünde cenaze masraflarına harcanmak için beş on bin lirayı bir yere koymuş. Bu kenz sayılır mı, bilemem. İcazetli ve takvalı para-sevmez müftülerden fetva alınmalıdır.

 

Adı "MÜSLÜMANIN PARA TALİMATNAMESİ" olacak bir talimatname çıkartılmalı, bunda para konusunda Kur'anın, Sünnetin, Şeriatın, fıkhın, tasavvufun ve İslam ahlakının temel kuralları, emirleri, yasakları, öğütleri maddeler halinde Ümmet-i Muhammed'e bildirilmelidir.

 

İslam'da parayı israf etmek büyük günahlardan ve haramlardandır. Bazı şımarık zenginler "Biz helalinden kazandık, zekatımızı veriyoruz (sahiden veriyorlarsa yahut verdikleri zekat sayılıyorsa), canımızın istediğini yaparız" mealinde konuşuyorlar. Yanılıyorlar, çok yapılıyorlar. Onlardaki para (helal olsa bile) emanettir. Bu parayı Allahın rızasına, Peygamberin öğüdüne ve Sünnetine, Şeriata ve ahlaka uygun şekilde kullanmak, çalıştırmak, harcamak zorundadır. Dinimiz israfı kesin şekilde, farz-ı ayn olarak haram kılmıştır. Kur'an israf edenler için "Onlar şeytanın kardeşleridir" buyuruyor.

 

Adamın parası var, 100 bin dolara lüks araba alıyor. Haram haram harammm!.. Çünkü israf ediyor, çünkü bu araba onu gurur ve kibre götürüyor, çünkü bu lüks araba onu azdırıyor...

 

Ne yapmalı?..

 

50 bin liralık güzel bir oto almalı, artan 100 bin lira ile işini genişletip, yahut bir dükkan, küçük bir iş yeri açıp birkaç işsiz ve aşsız vatandaşa ekmek parası kazandırmalıdır.

 

Çağımızda Müslümanların para ile olan muameleleri feci ve dehşet verici şekilde kötüdür. Genelde para imtihanını kaybetmiş durumdayız.

 

Hele şu Mübarek'lerin 35 milyar dolarlık servetleri...

 

 

Mehmet Şevket Eygi

08.02.2011

SA
10.02.2011 14:05
#18

Osmanlı Sultanları ve Halifeleri

 

Bazı İslamcılar; Osmanlıyı, Osmanlı Padişahlarını, Osmanlı Halifelerini sevmezler. Onlarda İranî tesirler, esintiler vardır.

 

Vehhabîler, Osmanlıdan nefret ederler. Osmanlıları Müslüman bile saymazlar. Osmanlı Şeriat ile tasavvufu ve tarikatı birlikte yaşamış bir sistem kurmuştur. Vehhabilere göre, tarikat, tasavvuf şirktir, küfürdür; tarikat evliyası evliyauşşeytandır.

 

Bir kısım Arap aktivist İslamcıları da, Osmanlıdan hoşlanmaz.

 

Ehl-i Sünnet Müslümanları Osmanlıyı, Osmanlı Sultanlarını ve Halifelerini çok sever ve onlara rahmet okur. Bilhassa Halife-i Müslimîn Sultan Abdülhamid-î Sanî Hazretlerini şükran ve minnetle anarlar.

 

Türkiye'deki Sünnî çoğunluk Osmanlıyı, Padişahları, Halifeleri, Osmanlının İslam uygulamasını beğenir ve tutar.

 

Selanik Dönmeleri, Osmanlıdan nefret eder. Müslüman ve Türk postuna bürünmüş Sabataycılar, Osmanlı İslam sistemine, Devlet-i Aliyyeyi Osmaniyeye, Selatin-î Osmaniyeye, Hulefa-î Osmaniyeye kin, düşmanlık, nefret kusarlar.

 

Dünyada, Ehl-i Beyt'i Mustafa'dan (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra hiçbir aile, Osmanlı ailesi kadar İslam'a, İmana, Kur'an'a, Sünnete ve Şeriata hizmet etmemiştir.

 

Selanik Dönmeleri Osmanlıdan ne kadar nefret ediyorsa, biz Ehl-i Sünnet Müslümanları da Osmanlıyı bu nefretin bin kat misli sevmeli ve tebcil etmeliyiz.

 

19'uncu miladî asırda Mekke-i Mükerreme, Şafiî Reisululeması olan Ahmet Zeynî Dahlan Hazretleri Fütühat-ı İslamiye adlı eserinin Osmanlılar bölümüne şu cümleyle başlıyor:

 

"Hulefa-i Raşidîn'den sonra Kur'an'a ve Sünnete en fazla bağlı devlet, Osmanlı devletidir."

 

Birkaç hafta önce Macaristan devlet büyüklerinden biri, bir konuşmasında şu cümleyi sarf etti:

 

"Biz Macarlar 150 sene boyunca Osmanlı Türklerinin hâkimiyeti altında kalmasaydık, millî kimliğimizi kaybedecek ve tarihten silinecektik."

 

Sabatay Sevi'yi Mesih kabul eden bir Selanik Dönmesinin, Osmanlı Sultan ve Halifelerine düşman olmasını anlamak kolaydır da, bir İslamcının düşmanlığını anlamak zordur.

 

Osmanlıyı değerlendirirken onun çökme ve yıkılma devrindeki hastalıklarına, zaaflarına, olumsuz taraflarına bakmak insafsızlık ve adaletsizlik olur. Osmanlı kuruluş ve yükseliş devrine bakılarak değerlendirilmelidir.

 

Osmanlı nedir?

 

1. Kur'an'ı, Sünneti, Şeriatı esas alan bir İslam Devleti ve nizamıdır.

 

2. Ehl-i Sünnet ve Cemaat üzeredir. Sevad-ı Azam ve Cumhur-i Ulema dairesi ve yolundadır.

 

3. İslam'ın Şeriat ve tasavvuf boyutlarına bağlı kalmıştır.

 

4. Beş vakit namazı emr ve teşvik etmiştir.

 

5. Müslüman kadın ve kızları tesettüre sokmuştur.

 

6. Adalet ve güvenlik sağlamıştır.

 

7. Osmanlı idaresinde yaşayan Hıristiyanlara ve diğer ehl-i kitaba din, kimlik, kültür hürriyeti sağlamıştır.

 

8. İslam dinini yaymış, İ'la-i Kelimetullah yapmıştır.

 

9. Başka ülkelerden gelen Müslümanlara yabancı muamelesi yapmamış, onlardan pasaport istememiştir. Yani Osmanlı mülkü bütün Müslümanların mülkü olmuştur.

 

10. İspanya'da Hıristiyanların zulmünden kaçan Yahudilere kucak açmış, onlara yaşama, kazanma, kimliklerini koruma hürriyetini sağlamıştır.

 

11. On altıncı asırda Osmanlı bir Cihan Devletiydi. Onun enkazından 40'a yakın irili ufaklı devlet çıkmıştır.

 

12. Osmanlı Müslümanların birliğini sağlamıştır.

 

13. Osmanlıda din ile devlet özdeşti. Devlet, İslam'ın ve Ümmet-i Muhammed'in hizmetindeydi.

 

Her kavim kendi büyükleriyle, kendi tarihinin zaferleriyle iftihar eder. Biz Müslümanlar da Osmanlı Devletiyle, Osmanlı Padişahlarıyla, Osmanlı Halifeleriyle, Osmanlı zaferleriyle, Osmanlı nizamıyla haklı olarak iftihar ediyoruz.

 

Kanunî Sultan Süleyman aleyhi rahmeti ve'l-gufran Hazretleri büyük bir Padişahımız ve Halifemizdir. Dini Mübin-i İslam'a, Ümmet-i Muhammed'e çok hizmet etmiştir. Onun bize miras olarak bıraktığı Süleymaniye Camii bile, kendisine ebediyen minnettar ve müteşekkir olmamız için yeter de artar.

 

İnsanlar hatasız ve günahsız olmaz. Peygamberler dışında hiç kimse masum değildir. Kanunî Sultan Süleyman Hazretlerinin de, hataları, kusurları, günahları olabilir. Vefatından 400 küsur sene geçtikten sonra biz onun günah ve kusurlarını görmeyiz. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Geçmişlerinizi hayırla yad ediniz" buyuruyor. Sultan Süleyman bir mü'mindi, beş vakit namaz kılardı, mücahitti, gaziydi, Hadimü'l-Haremeyn idi. Çok hayır hasenat yapmış, geriye çok vakıflar bırakmıştır. Onun zamanında Türkiye, Avrupa içlerine, Macaristan'a, Ukrayna'ya, Cezayir'e, Sudan'a ve daha nice ülkelere kadar uzanan bir genişliğe, enginliğe sahipti. Tuna ve Nil o devletin iki iç nehriydi. Akdeniz bir İslam gölü haline gelmişti. Yeryüzünde zulme uğrayan herkes, Müslüman olsun Hıristiyan olsun Osmanlı ülkesine iltica ediyordu.

 

Bu saydıklarım Selanikli Dönmelerin hoşlanmadığı şeylerdir. Biz Müslümanlar ise bunlardan çok hoşlanır, fahr ederiz.

 

Kanunî Sultan Süleyman Hazretlerine saygısızlık eden soysuzları lanetliyorum; bütün Müslümanları atalarımıza, millî mefahirimize sahip çıkmaya davet ediyorum.

 

09.02.2011

Mehmet Şevket Eygi

SA
10.02.2011 14:13
#19

Bocalayan Müslümanlar

 

Dindar Müslümanların büyük kısmı tesettür konusunda büyük bir bocalama içindedir. Bu benim şahsi fikrim değildir. Kur'an'daki, Sünnetteki, Şeriattaki, fıkıhtaki, tesettür hükümlerini bilen her Müslüman bu bocalamayı kabul edecektir.

 

İki türlü tesettür vardır: (1) Şer'î tesettür (2) Şer'î olmayan, belki biraz ağır kaçacak şeytanî tesettür...

 

Müslüman bir hanım veya kız, daracık, vücut hatlarını gösteren, bazısının eteği yırtmaçlı elbiseler giyiyor, başına rengârenk parlak bir kumaşı sarıyor, kimisi saçlarını deve hörgücü gibi topuz yapıyor, topukları yüksek ayakkabılar, bazısı makyajlı, birtakım açıkgözler de makyaj yapıyorlar, sonra biraz siliyorlar. Böyle kadınlar, erkeklerin şehevî bakışlarını açıklardan daha fazla çekiyor. Olur mu böyle tesettür?..

 

İslamî tesettürün ölçüleri vardır.

 

Birincisi: Erkeklerin şehevî nazarlarından saklanıp gizlenecek.

 

İkincisi: Elbiseler vücut hatlarını belli etmeyecek, bol olacak.

 

Üçüncüsü: Renkler cırtlak ve parlak olmayacak. Sade, pastel renkler...

 

İslam kadın ve kızlarının yabancı erkeklerle ihtilat etmemeleri, onların arasına karışıp onlarla laubali şekilde görüşmemeleri gerekir.

 

Tesettürlü üniversiteli kız, kantinde beş altı arkadaşıyla oturmuş, çay içiyorlar, bir laubalilik, bir serbestlik ki sormayın. Kahkahalar, gülüşmeler, mimikler, el kol hareketleri, böyle şeyler tesettürlü bir öğrenciye kesinlikle yakışmaz.

 

Tesettürlü bir İslam hanımı sokakta, çarşıda, pazarda, toplu taşıma vasıtasında, şurada burada bırakın çıngıraklı kahkahalar atmayı, dişlerini gösterecek şekilde gülmez bile. İslam ahlâkında bir kadının namahrem erkekler arasında gülmesi çok ayıptır, kötü şeylere dalalet eder.

 

Tesettürlü İslam hanımı veya kızı, iffetin, ciddiyetin, vakarın, ismetin mücessem heykelidir.

 

Her şeyde olduğu gibi tesettür konusunda da din ile ticareti, mukaddesat ile rantı birbirine karıştırdık. Aklı fikri para kazanmak olan birtakım sözde modacılar, tesettür yoluyla büyük servetlere sahip oldular ama tesettürün de canına okudular, cılkını çıkarttılar.

 

Bir tesettür defilesi... Kulakları sağır eden çılgın ve cehennemî bir müzik... Podyuma genç mankenler, sözde tesettür kıyafetleriyle çıkıyorlar, maşaallah hepsi boylu poslu, endamlı, çekici hanımlar. Özel bir yürüyüşleri var, hızlı hızlı, tak tak, yeri titretircesine çalımlı bir şekilde yürüyorlar. Bütün kıyafetler Avrupaî... Tayyör, pardösü, tunik, pantolon... Başlarında birer örtü... Bu defilenin ismi de İslamî tesettür defilesi. Yahu kimi kandırıyorsunuz siz? Bu kıyafetlerin içinde bir tek İslamî, yerli, millî kıyafet yok.

 

Merzifon, Gümüşhane ve civardaki bazı şehirlerde Müslüman hanımların büründüğü ihramlar vardır. Niçin tesettür ticareti yapanlarımız ihramı gündeme getirmiyorlar?

 

Şu 73 milyonluk Türkiye'nin uleması, fukahası, meşayihi, âkil Müslümanları, muhteremleri, hazretleri tesettür konusunu gündeme getirseler, ümmeti uyarsalar ne iyi olur?

 

Resulullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, sahih bir hadis-i şerifinde "Saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar cennetin kokusunu alamayacaklardır" buyurmuşlardır. Bari bu konuda kadınlar ve kızlar uyarılsın.

 

Çok yazık... Müslümanlar başıboş kaldılar... Karanlık gecede fırtınaya yakalanmış, yağmura tutulmuş, kurtların hücumuna uğramış çobansız bir koyun sürüsü gibi... Müslümanların başında bir İmamü'l-müslimin, bir Emirü'l-müminin olmazsa olacağı budur.

 

Yaz aylarında Sultanahmet Meydanında başı örtülü, kolu açık kızlar görüyorum. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu...

 

Yine sakallı genç bir erkekle, başörtülü kız el ele tutuşmuşlar, herkesin arasında laubali şekilde yürüyorlar. Böyle bir şey Sultan Abdülhamid zamanında görülseydi, çift birbiriyle nikâhlı olsa bile, erkek tutuklanır, kız da ağır şekilde azarlanırdı.

 

Allah sonumuzu hayreylesin!

 

*(İkinci yazı)

 

HİKMETSİZ CUMHURİYET ve DEMOKRASİ OLMAZ

 

Bazıları durumu toz pembe gösteriyorlar ama Türkiye'de büyük krizler, bozukluklar vardır. Vaktiyle CHP başbakanlarından Dr. Refik Saydam "Bu memlekette A'dan Z'ye kadar her şey bozuktur" demişti. Bu bozukluklar azaldı mı, yoksa artarak mı devam ediyor, bu husus tartışılabilir ama ülkemizde bozukluk, kopukluk, kokuşma, her çeşit kriz olduğu gerçeği tartışılamaz.

 

Bizdeki bozuklukların ana sebebi nedir acaba? Bendenize sorarsanız hikmetsizliktir. Hikmetin uyduruk Türkçede karşılığı, bilgeliktir. Hikmet sahibi kimselere, hakim bilge denir.

 

Yusuf Kamil Paşa'nın söylediği şu beyit devlet ve ülke idaresinde hikmetin ne kadar önemli olduğunu ifade ediyor:

 

"Hükümet hikmet ile müşterektir,

 

Vezir olan hakim olmak gerektir."

 

Devlet ve ülke idaresiyle ilgili ne kadar fazilet/erdem varsa bunların hepsi hikmetin içindedir.

 

Hikmet adaleti, doğruluğu, dürüstlüğü, insafı, güvenliği, disipline zarar vermemek şartıyla halka şefkat göstermeyi tavsiye eder.

 

Bir ülkenin idarecileri hikmet sahibi olursa, asla yalan söylemezler, iftira etmezler, halkı aldatmazlar.

 

Hikmet sadece idareciler için gerekli değildir. İdareye, sisteme, düzene, rejime muhalif olanların da bilge olması gerekir.

 

İktidar hikmetli, muhalefet hikmetli... Böyle bir ülkede derin ve vahim krizler olmaz.

 

Hikmetli bir muhalefet hiçbir zaman yıkıcı hareket etmez.

 

Hikmet sahibi bir iktidar ülkeyi nasıl idare eder?

 

1. Kendisini ülkenin ve halkın efendisi olarak değil, hizmetkârı olarak görür.

 

2. İktidarın imkân ve fırsatlarından yararlanarak zengin olmayı düşünmez.

 

3. Büyük veya küçük hiçbir işin mevkiin, makamın başına ehliyetsiz kimseleri geçirmez. Emanetleri ehil elemanlara verir.

 

4. Faaliyet ve hizmetlerin şeffaf olmasını sağlar.

 

5. Büyük bir yanlışlık yaptığı vakit iktidardan çekilir.

 

Demokrasi, cumhuriyet deyip duruyoruz. Hikmet olmadan demokrasi de, cumhuriyet de dejenere olmaya mahkûmdur.

 

Son yüz yıllık tarihimize bakalım: İkinci Meşrutiyet ve 31 Mart darbeleri... Jön Türklerin devleti batırmaları... Milli mücadeleden sonra Milli kimliğe ve kültüre ihanet edilmesi... Tek parti diktatörlüğü... Akla ve mantığa aykırı yenilikler... 1946 seçimlerinde hile yapılarak milli iradenin ayaklar altına alınması... 1950-60 arasında Celal Bayar'ın kraldan daha kralcı, Atatürk'ten daha Atatürkçü fanatizmi ile statükoculuk yapması... 27 Mayıs 1960 darbesi... Bir yığın zulüm, rezalet, kepazelik, soytarılık... 12 Mart 1971 darbesi... 12 Eylül 1980 darbesi... Beyinsizce zulümler, halkın temel haklarının ve hürriyetlerinin zorbaca çiğnenmesi... 28 Şubat post-modern darbesi... Ergenekonlar... Yeni darbe planları... Güneydoğu'da bir köy halkına insan pisliği yedirilmesi... Yargısız infazlar... PKK terörünün gölgesinde, tozu dumanı içinde 100 milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı... Diz boyu hıyanet, rezalet, kepazelik, cellâtlık, gaddarlık...

 

Türkiye'de kriz mriz yok, her şey yolundadır, pembe ufuklara dörtnala koşuyoruz diyenlere soruyorum: Her sene dünya çapında temizlik ve şeffaflık anketleri yapılıyor, Türkiye şu ana kadar hep 5'in altında not almıştır. Yani sınıfta kalmıştır. Buna ne buyurursunuz?

 

Türkiye'deki bütün bozuklukların sebebi hikmetsizlik; hikmetsizliğin ana sebebi İslam'a cephe alınmış olmasıdır.

 

Türkiye bir İslam ülkesidir. Orada İslam'ı yıkmaya çalışırsanız, ülkeyi, devleti, halkı yıkmış olursunuz.

 

İslam doğru anlaşıldığı, doğru yorumlandığı, doğru uygulandığı takdirde devlete, ülkeye ve halka adalet, güvenlik, medeniyet sağlar.

 

Medeniyet sağlar dedim, şu anda dünya üzerinde 10'dan fazla medeniyet türü vardır. İslam'ın sağlayacağı medeniyet kendi medeniyetidir. Batı medeniyeti dünyanın ve insanın yapısına, fıtratına, boyutlarına uygun bir medeniyet değildir.

 

Medeniyet denilince Batı medeniyetini anlayanlar ve İslam medeniyetini istemeyenler farkında olmadan bir intihar hareketi içindedirler.

 

Türkiye, nasıl hikmetli bir ülke olacak? Hem iktidar, hem muhalefet nasıl hikmetli olacak? İdare edenler ve idare edilenler nasıl hikmetli olacak? Hikmetli bir eğitim sistemi nasıl kurulacak?

 

En hayati soru: Türkiye Müslümanları nasıl hikmetli Müslümanlar olacak?

 

10.02.2011

Mehmet Şevket Eygi

SA
26.02.2011 15:40
#20

Petro-dolarlarla Gelen Kaos

 

Beşer yanılır ve şaşar. İki türlü yanılma ve şaşma vardır: Samimi yanılma bile bile danışıklı yanılma. Samimi şekilde yanılanları uyarmak aydınlatmak mümkündür ama bildiği halde yanılgı içinde olanları doğru yola getirmek pek mümkün değildir.

Bugün ülkemizdeki Müslümanlar içinde samimiyetle yanılanların yanında bile bile para veya başka menfaatler karşılığında "yanılanlar" vardır. Onlar savundukları bazı inançların görüşlerin hükümlerin doğru olmadığını çok iyi biliyorlar ama ağızlarını vicdanlarını kalemlerini kiralamış veya satmışlardır.

Son otuz kırk yıl boyunca bu memlekette İslami hizmet ve faaliyet yapmak için dış dünyadan birtakım paralar geldi. Maalesef bu paralarla Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolunda hizmet yapılmadı birtakım bid'atleri yaymak için onlara taraftar kazandırmak için çalışıldı.

Acaba dışarıdan Ehl-i Sünnet için para gelseydi kabul edilmesi doğru olur muydu?.. Benim vicdani kanaatim Ehl-i Sünnet için bile olsa dışarıdan gelen paranın kabul edilmemesidir.

Merhum Üstad Necip Fazıl para için "alet-i cariha" demiştir. Para iki tarafı keskin bir bıçaktır. Hizmet edenleri de keser yaralar.

Bunun içindir ki ehlullah ve evliyaullah efendilerimiz parasız hizmet etmişlerdir. Parasız hizmet olur mu? Öyle bir olur ki...

Himmetü'r-rical taklaü'l-cibal denilmiştir; ricalin (hak erlerinin) himmeti dağları devirir...

Dış dünyadan gelen petro-dolarlarla:

Bid'at fırkaları ve mezhepleri yayılmıştır.

İhtilalci aktivist cereyanlar yayılmıştır.

Rafizilik yayılmıştır.

Terörizm yayılmıştır.

Neo-haricilik yayılmıştır.

Bundan kırk elli yıl önce ülkemizde Ehl-i Sünnet inancı Ehl-i Sünnet fıkhı Ehl-i Sünnet ahlakı yaygın ve hakimdi. Bir de bugünkü manzaraya bakınız: Onlarca hatta yüzlerce çeşit İslam anlayışı ve yorumu zuhur etmiş bulunuyor.

Sünni Müslümanlara kafir ve müşrik diyenleri mi ararsınız

Tarikat ve tasavvuf evliyasına evliyauşşeytan diyenleri mi

Mezhepleri put olarak kabul edenleri mi

İslam'da terör meşrudur ve masum sivilleri öldürmek caizdir diyenleri mi

Mut'a nikahı meşrudur diyenleri mi?

Ashab-ı kiramın (radiyallahu anhüm ecmain) büyük kısmının kafir ve münafık olduğunu iddia edenleri mi?

Türkiye Müslümanları artık yüzlerce fırkayla hizbe cemaate gruba kliğe ayrılmıştır. Ümmet bütünlüğü berhava olmuştur. Allah'ın birbirlerine kardeş kıldığı mü'minler arasına düşmanlık kopukluk girmiştir.

Ümmet birliği ve şuuru yitirilmiş hizip ve cemaat asabiyeti galebe çalmıştır.

Bin tane İbn Sebe' gelmiş olsaydı bu kadar tahribat yapamazdı.

Dışarıdan gelen paralarla İslam'ın cihad müessesesi de çarpıtılmıştır. İslam'da elbette cihad farizası vardır ama onun hükümleri rükünleri şartları vardır. Öyle deli dana gibi cihad yapılmaz.

Beyimiz heyecanlı islami yazılar kaleme alacak. Bunlar için az veya çok telif ücreti yahut maaş alacak hatta bu yolla zenginleşecek sonra da ucuz tarafından mücahit olacak... İslam'da böyle bir şey var mıdır?

İlahi İslam dininde elbette din ile dünya ayırımı yoktur ama dinimizin hükümlerinin sırası ve önemi de bellidir.

Dini hükümlerin başında inanç ile ilgili hükümler gelir.

Sonra başta namaz olmak üzere ibadetlerle ilgili hükümler.

Kur'an Sünnet İslam ahlakı ile hükümler ve bilgiler.

Dünya işleriyle ilgili muamelat hükümleri.

Ceza ve hadlerle ilgili ukubat hükümleri.

İslam devleti Halife ile ilgili ahkam-ı sultaniyye hükümleri.

Dışarıdan gelen petro-dolarlarla yapılan bid'at propagandaları bu sırayı bozdu ve birinci madde olarak kendi kafalarına göre cihad anlayışını başa getirdi.

İnançlar bozulmuş namaz kılınmaz olmuş cemaat terk edilmiş Kur'ana ve Sünnete aykırı bir yığın ahlaksızlık sergilenir olmuş onlara göre pek önemli değil.

İslam'da elbette cihad vardır. Cihad Kur'anla Sünnetle icma-i ümmetle sabit bir farizadır. Cihadı inkar eden İslam'da böyle bir şey yoktur diyen kafir olur. Lakin:

Cihadın tarifini hükümlerini şartlarını Ehl-i Sünnet imamları ulema ve fukahası Kur'andan ve Sünnetten çıkartarak beyan etmişlerdir.

Müslüman mücahid masum çocukları kadınları muharip olmayanları öldürmez. İslam'ın kendine mahsus bir savaş hukuku vardır Müslüman onun hükümlerine uymakla yükümlüdür.

Haçlılar Siyonistler Emperyalistler Filistin'de Irak'ta Afganistan'da bin türlü zulüm ve vahşet sergileyebilir ama Müslümanlar aynı şeyi yapmazlar yapamazlar.

Haçlılar Kudüs-i şerifi aldıklarında şehrin sivil Müslüman halkını ve Yahudilerini kılıçtan geçirmişlerdi. Yetmiş bin kişi öldürdüklerini tarih kitapları yazıyor. Mescid-i Aksa avlusundaki Haçlı atları dizlerine kadar Müslüman kanına batmış... Selahaddin-i Eyyubi şehri geri aldığında hiçbir Hıristiyanın burnu kanamadı taşıyabildiklerini yanlarına alıp Kudüs'ü terk ettiler. Hatta göç edecek parası olmayanlara adil sultan para yardımı yaptı. Bazı Nasrani kadınlar yine gitmek istemediler. Onlara soruldu: Niçin gitmiyorsunuz? Kocalarımız harp esiri iken nasıl gidelim dediler. Sultan onları da salıverdi...

Bir realite olan savaşın acı tarafları vardır. İslam bu acıları en aza indirmiştir.

Dışarıdan gelen paralarla ülkemizde bir neo-haricilik fırkası türetilmiştir.

Hadis-i şerifte "Ahir zamanda öyle bir taife (grup hizip) türeyecektir ki onların yaşları küçük akılları güdüktür. Onlar Kur'an okurlar Kur'an hançerelerinden yüreklerine inmez. Onlar Hayrü'l-beriyyenin sözlerini söylerler. Onlar gergin yaydan fırlayan okun avı delip o hızla avdan da çıkıp gitmesi gibi dinden çıkarlar" buyrulmaktadır.

Dışarıdan gelen paralarla palazlanan bid'at cereyanları ve fırkaları yüzünden Müslümanlar arasındaki sevgi ve dayanışma bağları zayıfladı. Büyüklere hürmet edilmez küçüklere şefkat gösterilmez oldu. Müslümanlar arasında galiz kavgalar ve tartışmalar başladı... Birtakım cahil veya yarı cahiller Kur'anı kendi re'y heva ve batıl görüşleriyle tefsire başladı. Bid'atçilerin kimisi Sünneti bilkülliyye (bütünüyle) inkar etti bir kısmı işine gelmeyen sahih hadisleri yalanladı. Edeb erkan kalmadı. İmamı Azam Ebu Hanife de benim gibi bir insandır ben de onun gibi ictihad yapardım diyenler görüldü... Din imamları ulema ve fukaha reddedildi Cemalüddin Afgani isimli taqiyyeci Farmasonun peşine düşüldü... Şeyh-i Ekber'e Şeyh-i Ekfer diyen İbn Teymiyye imam kabul edildi. Velhasıl din konusunda söz ayağa düştü.

İş o raddelere vardı ki Kur'andaki birtakım kesin hükümler tarihseldir bu devirde geçerli değildir diyen Fazlurrahman'ı önder kabul eden ilahiyatçılar zuhur etti.

İsmini vermeyeceğim bir ilahiyatçı "İslam'da tesettür yoktur tesettür bize Yahudilikten ithal edilmiştir" diyecek kadar zıvanadan çıktı.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığını "İlmihal Müslümanlığı" diyerek tahkir tezyif ve tahfif eden bir ilahiyatçı kendi çıkardığı mezhebe Kur'an Müslümanlığı adını verdi.

Ümmetin bölünmüşlüğü ve birbirine düşmesi Ehl-i Sünnet'in sarsılması yüzünden bu ülkede ezici çoğunluğu oluşturan Müslümanlar ikinci sınıf vatandaş durumuna düştü. Haklarını koruyamaz oldu. Liselere giden kızlarımızın başlarını örtmesi yasak... Dindar hanım avukatlar dindar memureler başları örtülü olarak mesleklerini icra edemiyor. On beş yaşından küçük yavrularımıza hoca tutup din ve Kur'an dersi verdiremeyecek kadar esir zelil ve kepaze durumdayız. Kendi vatanımızda ikinci sınıf vatandaş parya sömürge yerlisi statüsüne düştük.

Dıştan gelen paralarla beslenen palazlanan bazı bid'atçiler bize Arabistan'daki Vehhabiliği model ve ideal olarak gösteriyor. Hiç Vehhabilik Osmanlı modelinden ve uygulamasından üstün olabilir mi? Bir Osmanlının kuruluş ve yükseliş devirlerindeki maddi ve manevi fütuhata bakınız bir de Vehhabilerin yaptıklarına.

Bu işler düzelir mi?

İnşaallah düzelir ama çok zor düzelir. Hak tealadan ümit kesilmez.

 

Mehmet Şevket Eygi

 

26.02.2011

SA
12.03.2011 13:42
#21

İslam Gelirse Sahte İslamcıların İşi Biter

 

 

Türkiye'ye İslam gelirse, bundan en fazla sahte İslamcılar, din sömürücüleri, mukaddesat bezirganları, dindar görünen münafıklar, fasık ve facirler, mürailer, yarı mühtediler zarar görecektir.

 

Bu yüzdendir ki onlar İslam İslam diye bağırır ama yürekten İslam'ın gelmesini istemezler.

 

Yine sivri bir laf ettim değil mi?

 

İslami bir uygulamada neler olmaz?

 

Bir bir anlatayım:

 

(1) İslam rüşvet almayı ve vermeyi kesin şekilde yasaklar ve yine kesin şekilde önler. Mürailer, münafıklar, fasık ve merdutlar ne yapar?... "Rüşvet haramdır!.." diye bağırırken, gözüyle yan cebime koy diye işaret eder.

 

(2) İslam sisteminde veya düzeninde haram kazanç elde edenlere aman zaman verilmez.

 

(3) İslam, ihalelere fesat karıştırılmasına izin ve fırsat vermez.

 

(4) İslam ribayı ve ribaya benzer her şeyi yasaklamıştır. Allah ticareti helal, ribayı haram kılmıştır.

 

(5) İslam, şer'i olmayan tesettüre izin vermez, yeşil ışık yakmaz. Daracık, rengarenk, parlak, alaca bulaca, yırtmaçlı, markalı lüks ve pahalı elbiseler giyecek, saçlarını deve hörgücü gibi yapıp üzerine gökkuşağı gibi bir eşarp bağlayacak, takacak takıştıracak, sürecek sürüştürecek, kırıta kırıta, arada bir çıngıraklı kahkahalar ata ata caddelerde, meydanlarda, sokaklarda, marketlerde, kadınlı erkekli meclislerde arz-ı endam edecek, fink atacak... İslam buna izin vermez. Bu memlekete islami uygulama gelirse böyle yapan bayanların işi doğrusu çok zor olacaktır.

 

(6) İslam hırsızlığı önler.

 

(7) İslam kara, haram, necis, pis servet sahibi olmaya izin, imkan ve fırsat vermez.

 

Listeyi uzatmıyorum... Bugün koyu İslamcı geçinen bazıları İslam'ın gelmesini istemezler. Gelirse hoşaflarının yağı kesilir...

 

İslamcılık yapacak, 300 bin liralık lüks otomobile binecek... İslamcılık yapacak Nemrud ve Firavun gibi israflı, şaşaalı, debdebeli, ihtişamlı bir hayat sürecek.

 

İslamcılık yapacak malı götürecek, voliyi vuracak, az zamanda Karun gibi zengin olacak...

 

Peki İslam gelirse ne olacak?.. Bütün bu sahtekarların takkesi düşecek keli görünecek.

 

Onlar İslam İslam derler ama İslam'ın gelmesini ve uygulanmasını istemezler. Çünkü İslam gelirse, "Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır, her halt yenilir" şeytani fetvasına dayanarak haram yiyemeyecek, kara servet sahibi olamayacaklardır.

 

Ağızlarıyla İslam gelsin diye bağırırlar, kalplerinden gelmesin derler.

 

İslam gelmesin ki, eski sahte mücahitler müteahhitliğe devam etsinler.

 

*(İkinci yazı)

 

CHP Zulümleri

Aşağıda CHP'nin diktatörlük, tek parti, faşist rejimi zamanına ait üç belge sunuyorum. Türkiye halkının temel hak ve hürriyetlerini, din ve inanç serbestliğini nasıl hayasızca ve merhametsizce çiğnemişlerdi. Ellerine fırsat geçerse bu gibi zulüm ve baskıları bugün de yapmaktan çekinmezler. Şu anda çoğunluğa karşı taqiyye yapıyorlar. Allah ellerine fırsat ve imkan vermesin yapmayacakları yoktur.

 

Birinci belge:

 

(1) 1930 yılında T.C. İçişleri Bakanlığı, yayımladığı gizli bir genelge ile valilere şu talimatı vermişti:

 

"Türkiye'de yabancı lehçeyle konuşanların kıyafetlerini, şarkılarını, oyunlarını, düğün ve diğer geleneklerini kötü göstermek, bu kişilerin ve ailelerinin isim ve lakaplarını Türkçeleştirmek, onları hiçbir zaman Boşnak, Tatar, Çerkez, Laz, Kürt, Abaza, Gürcü, Türkmen, Pomak v.b. diye adlandırmamak, köylerin o lehçelerdeki isimlerini değiştirmek, evlerinde ve aralarında Türkçe konuşmaya zorlayarak onlara yürekten "Türküm" dedirtmek."

 

İskana tabi tutulanların Türkleştirilmesi uygulamasına ilişkin gizli genelge, no: 1/28, Ankara 1930 (M. Bayrak, Kürtler ve ulusal demokratik mücadeleleri üstüne gizli belgeler-araştırmalar-notlar, Ankara 1993: 506-509'dan).

 

İkinci belge:

 

(2) CHP Genel Sekreteri ve Kütahya Saylavı (Milletvekili) Recep Peker, CHP başkanlığına ilettiği bir tamimde şöyle dert yanıyordu:

 

"Geçen Ramazan ve bayramda Arapça ezan okumak, sala vermek, tekbir almak... gibi geri hareketlerin geçen senelere nispetle daha çok olduğu... anlaşılmıştır.

 

6 Haziran 935 tarihli ve 510 numaralı genelge ile de bildirdiğim gibi yurtta inkılabı ve ileri gidişi koruma ve yayma ödevini üstüne alan ve bu gibi devrim ve durumu müteessir edecek geri hareketlere karşı çok yakından ilgili ve duygulu olması icap eden partimizin bu hareketlere karşı duygulu bulunarak, hükümetle el ve işbirliği yapmalarını, alacakları haberleri vakit geçmeden hükümete bildirmelerini bu vesile ile bir kere daha tekrarlamayı değerli bulurum."

 

Kaynak: Cumhuriyet Halk Fırkası Katibi Umumiliği'nin (Genel Sekreterliğinin) CHP Başkanlıklarına 8 Şubat 1936 tarihli ve 3/672 sayılı tamimi (genelgesi), Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi, Cumhuriyet Halk Partisi Kataloğu, 490/01/3/12/9 (Cemil Koçak, Tek-Parti döneminde muhalif sesler, İstanbul 2011: 241'den).

 

Üçüncü belge:

 

(3) CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) Basın Yayın Umum Müdürü Selim Sarper, Diyanet İşleri Müşavere Heyeti azası Prof. Dersiam Yusuf Ziya Yörükan'ın 1 Eylül 1944 sayılı Kutlu Bilgi dergisinin 2. sayısında kaleme aldığı yazıyı tehlikeli bularak alıntı yapıyor ve Başvekaleti şu şekilde uyarıyor:

 

"... 'Kandil gecelerinde çocukların sevinçleri, Ramazan günlerinde iftar sofrasına yapılan ihtimam ve sahur yemeğinden sonra şafak ağarırken ve bütün tabiatın ıssızlığı içinde ezan seslerinin yükseldiğini dinlemek ve bayram sabahlarında yeni elbiseleriyle babasının yanında camiye gitmek, fakir çocuklara acımak, onların saadetini istemek, bütün Müslümanların aynı imanla aynı mabette bir Tanrı'ya ibadetle birleşmelerini görmek...' cümlelerinde ortaçağa has koyu bir dincilik ruhu görülmektedir."

 

Kaynak: Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğünden Başvekalete, 12 Eylül 1944, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, no: 030/10/86/571/10. Cemil Koçak, Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler. İstanbul: İletişim Yayınları, 2011: 83-85'den.

 

*(Üçüncü yazı)

 

Milletvekili Yemini

Seçimlere birkaç ay kaldı. Halkta bir telaş yok ama bir kısım adaylar yanıp tutuşuyor. Bazı büyük bürokratlar istifa ediyor. Medya bunlardan bahs ediyor, resimlerini basıyor.

 

İnsan niçin milletvekili olmak ister?

 

Bu isteğin çeşitli niyetleri, sebepleri olabilir.

 

Birincisi: Vatanına, halkına hizmet için.

 

İkincisi: Benliği için.

 

Üçüncüsü: Dindar bir Müslüman ise dinine hizmet için.

 

Dördüncüsü: Kürt milliyetçisi ise dokunulmazlık zırhına bürünüp Kürtçülük için çalışmak için.

 

Beşincisi: Sabataycı veya Kripto Yahudi ise kendi dinine ve kimliğine hizmet için.

 

Altıncısı: Milletvekilliği maaşından, kıyak emekliliğinden, nüfuzundan maddi bakımdan yararlanmak için.

 

Milletvekili seçilenler, 1982 Anayasasına göre aşağıdaki yemini yapmak zorundadır. Bu yemini yapmayana mazbatası verilmez, milletvekilliği düşer.

 

Yemin metni şudur:

 

"Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim."

 

Hiç şüphe yoktur ki, bu yemin ideolojik bir yemindir.

 

İslam dininin yeminlerle ilgili hükümleri ve şartları bulunmaktadır.

 

Böyle bir yemin İslam inançlarıyla bağdaşır mı?

 

Yemin metnindeki "Devletin varlığını, bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak..." ve ona benzeyen kısımlara elbette itiraz edilemez. Lakin "Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağım" ibaresi kısıtlayıcıdır.

 

Atatürk inkılaplarından biri şapkadır. Bu yemini yapanlar şapka giymemek suretiyle yeminlerine ihanet etmiş olmuyorlar mı?

 

1928'de yürürlüğe giren Latin harfleri inkılabı ile devletimizin ve halkımızın bin yıldan beri kullandığı milli yazımız yasaklanmıştı. Bu yasak insan haklarına ve hürriyetlerine aykırıdır. Milletvekili, ettiği yemin gereğince bu yasağın kalkmasını istemeyecek midir?

 

Tamamı için söylemiyorum, ideolojik tarafıyla böyle bir yemini yapmak bir Müslümana büyük sorumluluk getirir.

 

M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra çıkartılmış olan Kemalizm ideolojisini din gibi benimsemiş birinin bu yemini yapması çok kolaydır ama samimi bir Müslümanın çok düşünmesi gerekmez mi?

 

Maaş, yağlı ballı emeklilik, maddi imkanlar, şan, ün, şeref, benlik için milletvekili olmak isteyenlere bir şey demem ama hizmet için Meclis'e girmek isteyen Müslümanların bu konuda fetva ve ruhsat almaları gerekir sanıyorum.

 

Hiç şüphe etmiyorum, birileri çıkacak benim bu fikirlerimi de laikliğe ve Atatürkçülüğe aykırı bulacaktır.

 

Mehmet Şevket Eygi

12.03.2011

MA
18.03.2011 22:41
#22

MUHALİFİM.

 

1. Her gerçek aydın kötülüklere, sapıklıklara, zulümlere karşı muhalif olmalıdır.

2. Kötülüklere, zulümlere muhalif olmayan kişi aydın değildir, aydın müsveddesi veya karikatürüdür.

3. Gerçek aydın asla ve asla yalakalık, yağcılık, dalkavukluk, meddahlık yapmaz.

4. Gerçek aydın köpek değildir ki, kemik için kuyruk sallasın, önüne atılan kemiği yalayıp yesin.

5. Bendeniz aydın ve faziletli bir kişi olduğum için değil, sıradan vicdanlı bir vatandaş olarak muhalifim.

6. Benim muhalefetim siyasî/politik muhalefet değildir.

7. Elimden geldiği kadar yapıcı bir muhalefet yapmaya çalışırım.

8. Bir Müslüman yanlış bir iş yaparsa ona da muhalif olurum.

9. İslâmî bir rejim kurulsa ve bu rejim İslâm'a uymayan işler yapsa ona da (yıkıcı olmamak) şartıyla muhalif olurum.

10. Muhalefet etmeyeceğim tek sistem Mehdî sistemidir. Mehdi Allah'ın korumasıyla ve Resulullah Efendimizin ruhaniyeti bereketiyle bozuk işler yapmaz. Zuhur ettiğinde ona itaat ve biat etmek her Müslümanın vazifesidir.

11. Haram yenmesine muhalifim.

12. Yolsuzluğun her türlüsüne muhalifim.

13. İhalelere fesat karıştırılmasına muhalifim.

14. Haram rantlara, komisyonlara, rüşvetlere muhalifim.

15. Belediyelerin bütçelerinin hortumlanmasına muhalifim.

16. Hem salih Müslüman ve dindar geçinen, hem de Nemrud ve Firavun gibi lüks, israf, aşırı tüketim, gurur, kibir sergileyen beyinsizlere muhalifim.

17. Hangi tarikattan olursa olsun hakikî, gerçek, icazetli şeyhlere çok hürmet ederim ama sahtelerine muhalifim.

18. Müslümanların paralarını zimmetlerine geçirenlere muhalifim.

19. Zekâtları Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete, fıkha, Şeriata aykırı olarak toplayanlar ve aykırı olarak sarf edenlere muhalifim.

20. Allah'ın âyetlerini ucuza satanlara muhalifim.

21. İslâm'ı doğru dürüst bilmediği halde, mürşidlik taslayarak peşine takılanları yanıltanlara muhalifim.

22. Müslümanlara çok hürmet eder, onları severim ama İslâmcıların tümüne muhalifim.

23. Kendisinde Ümmet ve büyük cemaat şuuru olmadığı halde futbol kulübü tutar gibi hizip, fırka, grup, cemaatçilik militanlığı ve fanatizmi yapanlara muhalifim.

24. Başına rengarenk bir eşarp dolamakla tesettüre girdiğini sanan, toplumda açık kadınlardan fazla göze batan sahte tesettürlülere muhalifim.

25. Kur'ân'ın "Allah katında tek hak din İslâm'dır" beyanına rağmen, İslâm'ı reddeden Ehl-i Kitabın da Cennetlik olduğunu söyleyenlere muhalifim.

26. Mezhepsizliğe, Sünnet ve fıkıh düşmanlığına, bütün bid'at cereyanlarına, Yüce Kur'ân'ın re'y ve heva ile yorumlanmasına, ehliyetsiz ve icazetsiz naylon müçtehitlere hep muhalifim.

Muhalif olduğum için kendimi üstün ve faziletli görmem.

Muhalefetim dolayısıyla dünyaya yönelik maddî ve mânevî menfaat, prestij, şöhret, nüfuz istemem.

Anonim tenkitler yaparım, fitne ve fesat çıkartmaktan kaçınırım.

Müslüman olduğum halde, islâmî kesimi olumlu ve uyarıcı şekilde tenkit ederim, özeleştiri yaparım.

Muhalefetimi, tenkitlerimi paraya, mala, zenginliğe, nüfuza çevirmeyi aklımın köşesinden geçirmem.

Sırf bana ait fikir, yorum, tenkit, görüşlerde hatâ etmem mümkündür ama muteber kitaplardan nakl ettiğim kesin dinî hükümlerde ve değerlerde hatâ etmem mümkün değildir.

Ben kim miyim?

Ben hiç olmak isteyen, onu da olamayan bir kimseyim.

M.Ş EYGİ

EB
18.03.2011 22:53
#23

Ben Şevket Eygi'nin yazılarını çok seviyorum fakat kanlı pazar olayında kötü bir rolü olduğunu söyleyip duruyorlar. Amerikan'ın yanında yer aldı falan diyorlar.

 

Bir de evlenmemesi bana garip geliyor. Bir müslüman yapabilme imkanı olduğu halde Peygamberimizin en kuvvetli sünnetlerinden birini neden terkeder?

 

Aydınlatırsanız sevinirim.

SA
07.04.2011 11:03
#24

Sayın Şevket Eygi, malumunuz ehli sünnet bir kalemdir. Yazılarının ekseriyasında bunu sezinlemek mümkün hatta şer'i olarak biraz sert çizgilere sahiptir diyebiliriz.

 

Evlilik bahsinde kendisinin sabah gazetesine verdiği bir röportaj var. Cevabı;

 

"- Niye evlenmediniz?

 

- Başımdan çok macera geçti gazeteci olarak. Yurtdışında yaşamak zorunda kaldım, sıkıntılar çektim, mahkemeler, hapislerde yattık, kısmetimiz değilmiş." şeklinde. Tabi naçizane yorumumu dile getirecek olursam, sizin de dediğiniz gibi evlilik Efendimiz'in en kavi sünnetlerindendir ve de bahsedilen şekilde sebeplere isnad edilerek, terki, ihlali meşru görülemez. Yalnız biz kimseyi tenkid etme mevkiinde değiliz fakat yapılan işin keyfiyeti hakkında yorum dile getirebilirim ki kendisiyle mutabık değilim. Ama dediği gibi kısmet meselesi.

 

Kanlı Pazar Hadisesi'nde Sayın Eygi'nin rolü var mı? Açıkcası bu husus hakkında sağlam kaynaklardan bir demeç okumadım. Fakat siyasetçilerimizden Yaşar Okuyan'ın

 

"Şevki Eygi tahrik etti

 

Polis bakıyor, mavi kurdela varsa dost dokunmuyor, kurdele yoksa elindeki copla girişiyor. Biz de dedik ki kurdelelerimizi takalım, çünkü uzak olmamıza rağmen bir grup da bize doğru geliyordu.

Komünizmle mücadele dernekleri vardı. Onların birlikte organize ettiği bir şey. Bundan günler öncesinden de Mehmet Şevki Eygi diye bir gazeteci var. Gazeteden çağrılar yapıyordu. “Komünistler, Moskova uşakları geliyor, dinimize küfrediyorlar” gibi yazılarla belki 10-15 gün boyunca tahrik etmişti. Toplu olarak sabah namazları organize ediyordu. Böyle bir alt yapı oluşturulmuştu. ‘Kanlı Pazar’da, Hürriyet gazetesinde 6–7 sütunu kaplayan bir resim gözümüzün ödündedir hâlâ..." şeklinde vermiş olduğu demeç var. Şunu da bilmekteyiz ki Sayın Okuyan'nın yandaş zihniyetin adamadır. Ama şu ufak paragraftan ben şunu anladım:

 

Sayın Eygi'nin Amerika'nın maşası olarak bu Kanlı Pazar hadisesinde yer almasını yahut zemin hazırlaması nezdimde muhal görüyorum.. İlk paragrafımda dile getirdiğim gibi, kendisi dinî prensiplere sıkı sıkıya bağlı, ehli sünnet biri olarak sanmıyorum ki böyle bir vukuata en azından Amerika maşası olarak yataklık etmiş olsun. Tabi bu iş sanı-lara bakılarak değerlendirilemez fakat kendisinin gazetesinde, "Komünistler, Moskova uşakları geliyor, dinimize küfrediyor" gibi cümlelerle belki kısmen azmettiricidir. Yalnız bunun denen cümleden de anlaşıldığı gibi tamamen vatanı, milleti küfür ehlinden yahut kan emici izm-lerden salaha kavuşturmak amacı yapıldığı gözlemleniyor. Tabi çözüm kan akılarak mı olmalıydı, burası tartışılır. Netice itibarıyla bu konuda da keskin, köşeli bir cümle kurmak istemiyorum. Yanlışıyla, doğrusuyla Sayın Eygi'nin kesinlikle okunması gereken bir isim olduğu kanısındayım, bugün kiralık kalemşörlerin akıbetini gördükten sonra..

SA
07.04.2011 11:11
#25

Dinde Değişim ve Ayıklama

 

Bu konuda bazı işbirlikçilerle anlaşmışlar, bazen çok sinsice, bazen açıkça hummalı faaliyete girişmişlerdir.Aşağıda sıralayacağım güçler, İslam dünyasında ve bilhassa (özellikle) Türkiye'de büyük bir din devrimi (veya devirimi) yapmaya karar vermişler,

 

(1) Emperyalist sömürgeci büyük devletler... (2) İsrail ve Siyonizm... (3) Katolik Kilisesi... (3) Merkezleri ABD'de bulunan üç büyük Evangelist Protestan kilisesi ve onların uyduları... (4) Türkiye'nin en büyük gizli gücünü oluşturan Sabataycılar ve Kripto Yahudiler... (5) Ülkemizde nüfusları ve nüfuzları sanılandan çok büyük olan Kripto Hıristiyanlar.

 

Bunlar ile bilerek veya bilmeyerek işbirliği yapan zümrelerin başlıcaları:

 

(1) Fazlurrahmancı ilahiyatçılar.

 

(2) Dinde değişim, yenilik, reform isteyen ilahiyatçılar.

 

(3) Mutezile inancını ve mezhebini kabul etmiş, fakat bunu gizleyen birtakım ilahiyatçılar.

 

Emperyalist, sömürgeci, globalleşme taraftarı güçler İslam'ın hangi taraflarını beğenmiyor ve değiştirilmesini istiyor?

 

(Bir) İslam'ın kadın konusundaki hükümlerini beğenmiyor, bu konuda işlerine gelmeyen hadislerin ayıklanıp çıkartılmasını istiyor. Onlar kadınla erkeğin mutlak olarak eşit olmasını, erkeğin aile reisi olmamasını, kadının açılıp saçılmasını, zinanın suç sayılmamasını istiyor.

 

(İki) Faiz ve ribanın haram olmaktan çıkartılıp helalleştirilmesini istiyor.

 

(Üç) Onları çok rahatsız eden İslami değer ve hükümlerden biri de cihad fi sebilillahtır. Cihad ile ilgili hadislerin "ayıklanmasını" istiyorlar. Onlara göre İslam'ın cihad farzı bir tür terördür ve mutlaka yürürlükten kaldırılmalıdır.

 

(Dört) İslam'ın iffet, haya, namus mefhum ve değerleri de onları rahatsız etmektedir. Bu hususta da yumuşama olmasını istiyorlar.

 

(Beş) Kur'andaki "Allah katındaki tek din İslam'dır" hükmünün değişmesini, bunun yerine "Dünyada üç hak ibrahimi din vardır. Hz. Muhammed'in risaletini, Kur'anı, İslam'ı inkar ve tekzip eden Ehl-i Kitab da kurtulmuştur ve Cennet'e girecektir" bozuk akidesinin kabul edilmesini istiyorlar.

 

(Altı) İslam'ın davet ve tebliğ vazifesinin tatil edilmesini, onun yerine Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü yapılmasını istiyorlar.

 

İşbirlikçilerin başını çeken Fazlurrahmancılar taqiyye yaparak kendilerini açık görüşlü Sünni Müslüman olarak tanıtıyor ve gösteriyor.

 

Fazlurrahman bozuk fırkasına göre 300'den fazla Kur'an ayetinin ve hükmünün bugün geçerliliği yoktur. Bunlar tarihsel hükümlerdir ve miadları dolmuştur.

 

Yine onlara göre binlerce sahih hadis mevzudur, uydurulmuştur, onların da ayıklanması gerekir.

 

BOP'un (Büyük Orta Doğu Projesi'nin) iki ana gayesi vardır: (1) İslam dünyasını iyice parçalamak, Balkanlaştırmak, ortaya sürü sepet küçük İslam ülkesi ve devleti çıkartıp, bunları birbirine düşürmek. (2) İslam dinini değiştirmek ve emperyalist Siyonistlerin ve Haçlıların istediği ılımlı, uysal, evcil, kendi istedikleri manada demokrat, sömürülmeye müsait (colonisable) bir İslam dünyası oluşturmak.

 

Bir soru: Emperyalistler İslam'da yenilik, değişim ve sekülerleşme işleri için büyük paralar harcıyor mu?

 

Harcandığından hiç şüphe edilmemelidir. Yenilikçi, reformcu, değişimci işbirlikçilerin büyük çoğunluğu bedavaya küçük parmaklarını bile oynatmazlar.

 

"Ayıklama" işinin bedavaya, Allah rızası için yapıldığını sanmak büyük saflık olur. Son yıllarda bu ülkedeki bütün dini hizmetlerin, yayınların, teliflerin, tercümelerin, araştırmaların, ayıklamaların, hizmetlerin veya sabotajların maddi menfaat ve ücret mukabilinde yapıldığı gerçeğini bilmemiz ve kabul etmemiz gerekir. Üzülerek söylüyorum: Maalesef Sünni cephede de garazsız, ivazsız, ücretsiz, fi sebilillah, hasbeten lillah hizmet çok azalmıştır.

 

Türkiye'de gerçekleştirilmek istenen dinde yenilik, dinde değişim, dinde reform, Fazlurrahmancılık fırka/mezhebinin yayılması, mezhepsizlik, teflik-i mezahib, sekülerleşme faaliyetleri içinde bazı islamcılar da var mıdır? Elbette vardır.

 

Yine bir soru: Türkiye Ehl-i Sünnet mezhebi mensupları başta "hadis ayıklama" işleri olmak üzere dönen dolaplardan haberdar mıdır?.. Maalesef büyük ölçüde değildir.

 

İlm-i Kelam alimleri bu şeytani faaliyetleri inceliyor, Müslüman aydınları ve halkı uyarıyorlar mı?.. Bu konuda çok az yayın ve reddiye vardır. Dört başı mamur bir kelam kitabı ise hiç görmedim. Bilen varsa haber versin.

 

Fazlurrahman adlı adam Pakistan'da zuhur ve huruc ettiği zaman binden fazla icazetli ulema, fukaha, müftü onu reddeden bildiriler ve fetvalar yayınlamışlar ve ülkeden kaçmasını sağlamışlardı. Bizde ise bu konuda fazla bir şey yapılmıyor veya yapılamıyor.

 

Peki bu işlerin, bu fitne ve fesadın sonu ne olacaktır?

 

Tahminlerimi söyleyeyim:

 

Kur'anı bile bile bozuk yorumlayanların, Sünneti ayıklayıp işlerine gelmeyen hadisleri çıkartanların, Fazlurrahman yolundan gidip nice muhkem ayetin bugün hükümsüz olduğunu iddia edenlerin, Müslümanları Şeriattan kopartıp sekülerleştirmek isteyenlerin, dinde değişim ve yenilik yapma işbirliğine girenlerin sonu iyi olmaz. Şu veya bu şekilde tokat yerler.

 

Kur'anı, Sünneti, Şeriatı, sahih ve temiz itikadı, Ümmeti korumayan sorumlu Sünniler de, vazifelerini yapmadıkları için suçludur. Fitne ve fesat yangınını söndürmeye çalışmadıkları için onlar da tokat yiyebilir.

 

Dinde değişim, dinde yenilik, dinde reform yapmak, hadisleri ayıklamak isteyen zihniyet din hizmetleri alanına kendi adamlarını sokmak için yıllardan beri sinsi faaliyet içindedir.

 

İtikadındaki bid'at, kendisini dinden çıkartan, yahut çıkartmayıp namazının sıhhatine mani olan bir kimsenin ardında cemaat olmam.

 

Bir örnek vereyim: Adam mezhepsiz yahut telfik-i mezahib taraftarı... Abdestli iken bir yeri kanıyor... Bu adam tekrar abdest almazsa Hanefilere imamlık yapamaz.

 

İstitraden şu hususu da belirteyim: Adam mücessime denilen bozuk mezhebin itikadını kabul etmiş. Allah'ın cismi vardır. İnsanlar gibi eli, yüzü, ayağı vardır. İner çıkar. Ciheti vardır. Allah zaman ve mekanla mukayettir... diyor. Böylesinin de ardında namaz kılınmaz.

 

Alevi kardeşlerimiz ve vatandaşlarımız kendi inanç ve meşreblerini korumak için canla başla çalışırken Ehl-i Sünnet çoğunluk maalesef yedinci derece derin uykuda.

 

Allah cümlemizi bir an önce hayırlı şekilde uyandırsın.

 

*(İkinci yazı)

 

Devlet ve Düzen

 

1. Devletimi severim ve korurum.

 

2. Bozuk düzene veya sisteme muhalifim, karşıyım.

 

3. Devlet ile düzen/sistem özdeş değildir.

 

4. Devlet kalsın, güçlensin, bozuk düzen gitsin, yerine iyi, adil, güzel bir düzen gelsin.

 

5. Devlet devamlıdır; düzen kopukluk, arıza ve kazadır.

 

6. Devlet insan haklarına, adil hukukun üstünlüğüne, milli kimlik, kültür ve tarihe dayalıdır; düzen bozuk bir ideolojiye dayanır.

 

7. Düzen ile devleti özdeş görüp, ikisini birden batırmaya ve çökertmeye kalkışmak, bindiği uçağı düşürmek veya üzerinde yolculuk yaptığı gemiyi batırmak gibidir.

 

8. Devlet cevherdir, düzen/sistem arazdır. Devlet cam sürahidir; içine su konulabilir, süt konulabilir, şarap konulabilir. Su, süt ve şarap düzendir.

 

9. Devlet konusunda konuşup yazanların, fikir ve görüş beyan edenlerin yeterli miktarda amme hukuku bilmeleri gerekir.

 

10. Batsın bu devlet, yerine iyisi gelsin lafı cinnettir. Devletimiz kalsın, bozuk düzen/sistem gitsin demek gerekir.

 

07.04.2011

SA
09.04.2011 13:31
#26

Mezhebin Lüzumuna Dair

 

Asr-ı Saadet'te dört mezheb mi vardı?.. İtikatta Eş'arilik ve Maturidilik mi vardı?.." diye soruyorlar; yoktu deyince de "Öyleyse bunlar bid'attir" hükmünü veriyorlar.

 

A çok akıllılar, şimdi ben size sorayım: Asr-ı Saadet'te Vehhabilik var mıydı? Size göre o bid'at olmuyor da, Maturidilik niçin ve nasıl oluyor?

 

Asr-ı Saadet'te elbette fıkıh mezhebi yoktu. Çünkü, Kur'an ceste ceste 23 yılda gönderilmiş, Din-i Mübin-i İslam 23 yılda tamamlanmıştı. Tamamlandıktan kısa süre sonra da Fahr-i Kainat aleyhi ekmelüttahiyyat efendimiz bu dünyaya veda etmişlerdi.

 

Asr-ı Saadet'te Ashab-ı Kiram efendilerimiz dini, imanı, namazı, orucu, zekatı Efendimizden öğreniyorlardı. Bilenler bilmeyenlere öğretiyordu.

 

Sonra İslam yayıldıkça yayıldı. Aradan 100 sene geçmeden Tevhid inancı Çin sınırlarından Atlas okyanusuna kadar ulaştı; dilleri başka başka olan nice kavim Müslüman oldu. Bunlara Kur'anın ve Sünnetin, emirlerin ve yasakların, ibadetlerin, dünya ahkamının doğru şekilde anlatılıp yorumlanması gerekti. Tabiin ve Tebe-i Tabiin efendilerimizden derin ilme, irfana, nasibe sahip olanlar geceleri kandil ışığında (varyantlarıyla) milyonca hadisi incelediler, bütün rivayetleri topladılar ve fıkıh sistemlerini kurdular. Bunların dördü kabul gördü, diğer sistemler yaşamadı.

 

Yine İmamı Eş'ari ve İmamı Maturidi Kur'ana ve Sünnete dayanarak İslam'ın inanç hükümlerini bir araya getirdiler.

 

Böylece zaruret derecesindeki bir ihtiyaç karşısında fıkıh mezhepleri ve inanç mezhepleri meydana geldi.

 

Fıkıhta dört mezhep, inançta iki ekol arasında esasa, usule, temele ait hiçbir ihtilaf yoktur. Çeşitlilik teferruatla (ayrıntılarla) ilgilidir ve bu çeşitlilik Ümmet için geniş bir rahmet ve zenginliktir.

 

Bu hak ve doğru mezhepler sayesinde Ümmet-i Muhammed bid'atlardan, yanlış yorumlardan kurtulmuş oldu.

 

Sen kalkmışsın bunlara bid'at diyorsun.

 

Asr-ı Saadet'te mezhep yokmuş... Sevsinler... Asr-ı Saadet'te sayfaları birbirine bağlı ciltlenmiş bir Mushaf da yoktu. O halde senin mantığına göre o da bid'at midir?

 

Dört fıkıh mezhebi Müslümanlar için çok büyük bir nimettir.

 

Onları meydana getiren müctehid imamlarımıza ne kadar teşekkür etsek, ne kadar minnettar olsak azdır.

 

Mezhebe lüzum yokmuş, Kur'an yetermiş... Kur'an elbette yeter ama bir şartla: Onu doğru anlamak ve yorumlamakla...

 

Bin küsur seneden beri şu İslam aleminin haline bakınız. Peygamberimizin haber vermiş olduğu üzere bir yığın bozuk fırka zuhur etmiştir. Bunların hepsi de Kur'an diyor ama niçin ve nasıl sapıtmışlar?..

 

Kur'anı doğru anlayamadıkları, Resulullahın yorumuna uygun şekilde yorumlayamadıkları için...

 

Bazı bozuk ve sapık fırkaların fanatikleri bağırıyorlar:

 

Mezhepler bid'attir... Mezhepler sapıklıktır... Hatta çok ileri giden bazıları mezhepler puttur bile diyor.

 

Allaha zaman, mekan, cihat, cisim, insanlar gibi el, yüz, ayak; inmek çıkmak gibi noksan sıfatlar izafe eden şu fırkacıya bakınız. Ehl-i Sünnet mezhepleri bid'attir diye niçin yırtınıyor?.. Çünkü mezhepleri yıkarsa halkın bir kısmı onun bozuk fırkasına dahil olacaktır.

 

Aklı, firaseti ve vicdanı olan sağduyulu her Müslüman şu hususları kabul etmelidir:

 

* Eş'ari ve Maturidi itikad ekolleri doğrudur, haktır.

 

* Dört fıkıh mezhebi doğrudur, haktır.

 

* Fıkıh çok şerefli, çok yüksek, çok faydalı, çok hayırlı, çok mübarek ve mukaddes bir ilimdir.

 

* İlimleri ve irfanları Kur'anın inceliklerini doğru ve isabetli şekilde anlamaya ve yorumlamaya müsait olmayan Müslümanlar bu konuda rasih imamların, alimlerin yorum ve açıklamalarını kabul etmeli, kendi re'y ve hevalarıyla yorum yapıp, yanlış hükümler çıkartmamalıdır.

 

* Her mukallid Müslüman, İslam dinini hak mezheplerden birini taklid suretiyle hayatına uygulamalıdır.

 

* Bir mezhep bütünüyle uygulanır.

 

* Telfik-i mezahip, yani mezheplerin hükümlerini ve kolaylıklarını cem etmek dini oyuncak etmek demektir.

 

* "Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür". (Zahid el-Kevseri)

 

* "Mezhepsizlik, İslam Şeriatını tehdit eden en tehlikeli bid'attir". (Prof. Said Ramazan el-Buti)

 

* Hulefa-i Raşidin devrinden sonra Kitab ve Sünnete en uygun İslami uygulama olan Devlet-i Aliye-i Osmaniye zamanında fıkha dayalı bir İslami idare vardı, devletin resmi fıkhı Hanefilikti, diğer üç mezhep de serbestti.

 

* Fıkıh ilmi olmazsa doğru dürüst abdest alıp doğru dürüst iki rekat namaz kılamayız.

 

* Mezheplerin yıkılmasını ve ortadan kalkmasını isteyenler bozuk bid'at fırkalarıdır.

 

* Mezhepsizler, fıkıh mezheplerini ve Ehl-i Sünnet ve Cemaati yıkmak için Sünnete ve hadislere saldırıyorlar.

 

* Sünnet İslam Şeriatının ikinci temel kaynağıdır: Sünnet Kur'an-ı Azimüşşan'ın doğru yorumu için en lüzumlu bilgi kaynağı ve birikimidir. Kötü niyetli müsteşrikler (doğu bilimciler, oryantalistler), misyonerler, gizli din taşıyan iki kimlikli münafıklar bir yandan, bid'at fırkaları öbür yandan Sünnet'i yıkmaya çalışıyor. Hiçbir Sünni Müslüman bunların oyunlarına gelmemelidir.

 

09 NİSAN 2011

SA
15.04.2011 14:56
#27

Şu Selaniklilerin Müslümanlara Ettikleri

 

Selanikliler işi o kadar ileriye götürdüler ki, dindar ve koyu Müslüman olmayı bile suç saydılar, kötü gördüler.

 

Halkın elbette Müslüman olmaya hakkı vardı ama bu Müslümanlığa bir sınır çizmişlerdi.

 

Kimlik kartının din hanesine İslam yazılmasına göz yumuyorlar, ölülerin yıkanıp kefenlenmesini ve camiye getirilip cenaze namazı kılınmasına bir şey demiyorlar ama "dinciliği" ülke ve devlet için büyük hatta birinci tehdit ve tehlike olarak görüyorlardı.

 

O kadar mantıksız, tutarsız, dengesiz idiler ki, Müslümanlığı şu veya bu kadar kabul eder göründükleri halde İslam hükümlerinin tamamı olan Şeriat'a amansız düşmanlık yapıyorlardı.

 

Elbette din ve inanç hürriyeti vardı ama Müslümanlar devletten bağımsız medreseler açarak gerçek din alimi yetiştiremezlerdi.

 

Müslümanlar dergah, tekke, zaviyeler açarak zikrullah yapamazlardı.

 

Müslümanlar kızlarını tesettür kıyafetiyle okullara göndere- mezlerdi.

 

Onlar bikini mayolarla plajlarda, mini eteklerle kamu alanlarında fink atabilirler ama başı eşarplı bir kadın doktor, yine başı kapalı bir kadın avukat mesleğini bu kıyafetle icra edemezdi.

 

Bir ara işi o kadar azıttılar ki, imamlara bile bozuk düzene sadık kalıp hizmet edeceklerine dair resmi yeminler ettirdiler. (Halen devam ediyor...)

 

Kadınlara haysiyet kazandıran tesettürü öcü gibi gösterirken, fahişelere TC başlıklı resmi vesikalar verilmesini, bu resmi fuhuştan KDV ve gelir vergisi alınmasını bir kere bile protesto etmediler.

 

Namaz kılan, hanımlarının başları örtülü olan en çalışkan, en başarılı, en dürüst, en vatansever bazı memurları bile, bütün birikmiş haklarını çizerek, yargı yolu kapalı olarak işten atıp perişan ettiler.

 

Yurt dışında tahsil görmüş, yabancı dil bilen, kültürlü bir hanımı, seçimi kazanmış olmasına rağmen sırf başı örtülü olduğu için Meclis'e sokmadılar, olmadık hakaretler savurdular, eşkıyalık yaptılar, milli iradeyi ayaklar altına aldılar.

 

Resmi ideolojiyi İslam'a zıt bir din haline getirdiler.

 

Yıllar boyu laiklik terörü yaptılar.

 

Komünist Partisi kurulmasına izin verilmiş olduğu halde, İslam partisi kurulmasına izin verdirtmediler.

 

Taksim meydanında kocaman bir kilise var, ona bir şey demediler, Müslümanlar orada münasip bir yere cami yaptırtmaya kalkınca "Taksim meydanı laik ve Atatürkçü bir meydandır, oraya cami yapılamaz!.." diye delice direndiler. Sanki Müslümanlar Moskova'da Kızıl Meydan'a cami yaptırtmak istiyorlardı.

 

Velhasıl bu memlekette çoğunluğu oluşturan Müslümanlara ikinci sınıf vatandaş, sömürge yerlisi, parya muamelesi yaptılar.

 

Müslümanlara gerçek demokrasiyi layık görmüyorlardı.

 

Müslüman halk vesayet sistemi altında yaşatılmalıydı.

 

Müslümanlara gerçek cumhuriyet hakkı verilemezdi.

 

Dindarlığın da bir hududu vardı.

 

Musalli Müslümanlar potansiyel tehdit ve tehlikeydi.

 

Müslüman olunabilirdi ama musalli değil, musalla Müslümanı olunabilirdi.

 

Masonlar localarda Mason ayini yapabilirdi ama Müslümanlar tekkelerde zikrullah yapamazdı.

 

İhtiyar kadıncağızlar, taşra halkı, okumamışlar başlarını örtebilirdi ama dindar üniversite profesörleri, dindar avukatlar, dindar memureler, dindar öğretmenler başlarını örtemezdi.

 

M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra resmi bir ideoloji türettiler ve Müslüman halka nefes aldırmadılar.

 

Okullara göstermelik, aldatmalık din dersleri koydular.

 

İslam'ı büsbütün yok edememişlerdi ya, öyleyse dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, Fazlurrahmancılık, BOP'çuluk, ılımlı İslam numaralarıyla işlerine gelen özel ve yapay bir İslam çıkartacaklardı.

 

Onların maskelerini çıkartın, altından cascavlak Moiz Kohen Tekin Alp'ler çıkacaktır.

 

Onların ana prensiplerinden biri "Benzeme benzettir".

 

Maalesef bir kısım Müslümanları kendilerine benzettiler.

 

Selanikliler bir yandan, benzetilmişler öte yandan Müslümanlara kan kusturuyorlar.

 

Müslüman kesimin yüzde kaçı bu anlattıklarımı şuurlu bir şekilde biliyor.

 

Bilenleri, uyanık olanları tebrik ediyorum.

15 NİSAN 2011

SA
23.04.2011 13:03
#28

Tahran'da Bir Tek Sünni Camii Yok!..

 

Siyonistler, İsrail, ABD ve Haçlı dünyası, Ortadoğu'daki şeytani projelerini (BOP) gerçekleştirmek için Türkiye ile İran'ı savaştırmak istiyor. Böyle bir şey hem Türkiye, hem İran, hem de İslam için büyük bir facia ve felaket olur.

 

Bundan önce defalarca yazdım, Türkiye ve İran emperyalist ve sömürgeci zalim güçlerin oyunlarına gelmemelidir.

 

İki devlet, savaşmayacaklarına dair bir saldırmazlık anlaşması imzalamalıdır. Türkiye laik bir rejime sahiptir. İran'da ise bir Şii Cumhuriyeti vardır. Türkiye ile İran arasında mezhep çatışması, mezhep propagandası, Türkiye'yi Şiileştirmek, İranı Sünnileştirmek gibi ihtilaflar olmamalıdır.

 

İran, Türkiye Alevilerini Şiileştirmek projesinden vaz geçmelidir. İran anayasasında devletin dini Şii mezhebidir, devlet başkanı bu mezhebe bağlı olacaktır denilmekte, kağıt üzerinde Sünnilere de din hürriyeti sağlanmaktadır ama gerçekte Sünniler büyük sıkıntı ve baskı altındadır.

 

İran'da 20 milyon Sünni vardır, Tahran'daki Sünni nüfus bir milyondur. Buna rağmen başkentte Sünnilerin Cuma namazı kılacak bir tek camileri yoktur, yapılmasına izin verilmemektedir. İran'daki durum hakkında bilgi edinmek isteyenler /irananaliz.wordpress.com/ sitesini kayd-ı ihtiyat ile okuyabilirler. Cenab-ı Hak, bu iki İslam ülkesinin savaşması felaketinden bizleri korusun.

 

Vaktiyle Siyonistlerin ve ABD'nin desiseleriyle İran ve Irak sekiz sene boyunca savaştılar da ne oldu? Milyonlarca ölü, milyonlarca yaralı, seller gibi akan gözyaşı ve kan, harabeler, lisan ile tarifi imkansız acılar... İki Müslüman ülkenin yaptığı aptalca savaşın parsasını da emperyalistler topladı, yüz milyarlarca dolar kar etti. Allah Müslümanları beyinsizliklerden, fanatizmden, mezhep taassubundan, birbirlerini boğazlamaktan muhafaza buyursun.

 

*(İkinci yazı)

 

Doğu ve Güneydoğu Niçin Boşal(tıl)ıyor?

 

Şu gerçeği kimse inkar edemez: 1980'lerden bu yana doğu ve güneydoğu Anadolu boşalmaktadır. Milyonlarca vatandaşımız evlerini, köylerini, bağ ve bahçelerini terk edip Batı'ya göç etmektedir. Diyarbakır, Adana, Tarsus gibi şehirlerde milyonlarca güneydoğulu vatandaşımız zor ve kötü şartlar altında yaşamaktadır.

 

Şimdi keskin bir soru yönelteceğim: Doğu ve güneydoğu Anadolu boşalıyor mu, boşaltılıyor mu?

 

İkinci dehşetli bir gerçek: Doğu bölgemizde üç ile beş bin arasında köy boşaltılmış, milyonlarca vatandaşımız mağdur edilmiştir. Bu kütlevi (yığınsal) boşatma işi sadece güvenlik sebebiyle midir, yoksa bu meselenin ardında gizli ve derin sebepler mi vardır? Varsa bunlar nelerdir?

 

Bir diğer keskin ve yakıcı sorum şudur: Birtakım dış mihraklı güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri, doğu ve güneydoğuda boşalan yerlere ileride başka nüfuslar ithal edilmesini mi planlıyor ve düşünüyor?

 

Üçüncü bir gerçek: Bir kısım Ermenilerin Türkiye'den toprak ve arazi istekleri vardır. Geçenlerde bir Ermeni politikacı "Ermenistan'ın başkenti Kars olmalıdır" mealinde bir beyanda bulundu. İnternetten ararsanız Ermenilerin ülkemizin bir kısmını istediklerine dair binlerce site, makale, beyanat, bilgi ve belge bulursunuz.

 

Evet sorularımdan birini tekrarlıyorum: Doğu ve güneydoğu bölgemiz kasıtlı ve planlı bir şekilde boşaltılıyor mu?

 

Sakın kimse, yukarıdaki sorularıma uçuk ve paranoyak sorular demeye kalkmasın... PKK terörü yangınının kasıtlı ve planlı bir şekilde sürdürüldüğü artık inkar edilemez bir gerçektir... Bu terörün gölgesinde şimdiye kadar yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti, kaçakçılığı yapılmıştır. Bir ara uyuşturucu helikopterlerle taşınmıştır. Birileri bu işten efsanevi servetler vurmuştur... Bazı devletler, şahıslar, mafyalar silah, mühimmat ve savaş malzemesi kaçakçılığından yine yüz milyarlarca dolar vurmuştur...

 

Büyük Ermenistan hayalleri besleyen emperyalist Ermenilerin ümidi PKK teröründedir.

 

Megali İdea'nın gerçekleşmesini isteyen Elen milliyetçilerinin ümidi PKK teröründedir.

 

Anadolu'yu tekrar bir Hıristiyan yurdu yapmak isteyen emperyalist, agresif, fanatik ve sömürgeci misyonerlerin ümidi PKK savaşındadır.

 

Şu meşhur BOP'un gizli protokollerinde Türkiye'nin parçalanmasına dair maddeler bulunduğu iddia edilmektedir.

 

Kürt nüfusunu yoğun olduğu bölgelerden, bütün Anadolu yüzeyine yaymak isteyen "iyi niyetliler" de bulunmaktadır. Nüfus yayılacak; Türk, Kürt, diğer unsurlar içiçe yaşayacak ve Türkiye'nin parçalanması böylece önlenecek...

 

Eskiden Kürt kardeşlerimizin ve vatandaşlarımızın en yoğun olduğu şehir Diyarbakır'dı.

 

Şu anda İstanbul'daki Kürt nüfusu oradakini geçmiştir. Mersin'de, İzmir'de, Bursa'da ve diğer büyük Batı ve orta Anadolu şehirlerinde büyük Kürt nüfusu yaşamaktadır.

 

Bendeniz bir Müslüman olarak bundan rahatsız olmam ama bu göçün, bu sürgünün, bu göç ettirilmenin planlı ve kasıtlı olup olmadığını da bilmek isterim.

 

Evet soruyorum: Beş bin Kürt köyü niçin boşaltılmıştır?

 

Milyonlarca Kürt kökenli vatandaşımız niçin perişan edilmiştir?

 

Türkiye'nin Müslüman nüfusu niçin batıya sürülmektedir?

 

Doğu ve güneydoğudaki boşluğu doldurmak isteyen güçler var mıdır?

 

Bu boşatmanın, bu sürgünlerin ardında gizli Kripto Yahudi, Kripto Ermeni, Siyonist, Haçlı, emperyalist, sömürgeci güçler var mıdır?

 

Türkiye'nin boşalan, boşaltılan yerlerine ileride dışarıdan nüfus mu ithal edilecektir?

 

23 NİSAN 2011

Mehmet Şevket Eygi

SA
27.04.2011 18:47
#29

Hadis Ayıklama Fırkası

 

Gelecekte ilm-i kelam alimleri yazacak, birkaç yıldan beri Türkiye'de "Hadis Ayıklama Fırkası" adını verebileceğimiz bozuk bir bid'at fırkası zuhur etmiştir.

 

Bu fırkanın ABD ve AB tarafından desteklendiğini sanıyorum.

 

Gayeleri şudur:

 

Resulullah'ın (salat ve selam olsun ona) on binlerce hadisini, yeni ölçülere ve kıstaslara (kriterlere) göre incelemek ve bunlardan istenilmeyenleri ayıklamak.

 

Bilindiği gibi Haçlı ve Siyonist dünya İslam'ın bazı inanç, hüküm ve değerlerinden son derece rahatsızdır ve bunların yürürlükten/tedavülden kaldırılmasını istemektedir.

 

Onlar neler istiyor:

 

1. Zinanın suç sayılmamasını istiyor.

 

2. Ailede mutlak şekilde kadın erkek eşitliği istiyor.

 

3. Din ile dünyanın, ruhani ile dünyevinin ayrılmasını, dinin sadece bir vicdan işi olmasını istiyor.

 

4. Cihad fi sebilillah (Allah yolunda cihad) istemiyor.

 

5. Geleneksel gerçek ve otantik İslam'ın "Allah katında tek geçerli ve hak din İslam'dır" inancının kaldırılmasını, onun yerine "Üç ibrahimi din vardır. Yahudilik ve Hıristiyanlık da haktır ve onların bağlıları da ehl-i necat ve ehl-i Cennet'tir" bozuk inancının koyulmasını istiyor.

 

6. İslam dünyasında dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim yapılmasını istiyor.

 

7. Kur'an, Sünnet ve Şeriat'taki binlerce hükmün tarihsel olduğunun ve bugün geçerli olmadıklarının kabulünü istiyor.

 

8. Kur'an'ın yeniden AB kriterlerine göre yorumlanmasını istiyor.

 

9. Hadislerin gözden geçirilip ayıklanmasını istiyor.

 

10. Ilımlı bir İslam istiyor.

 

11. Sulandırılmış evcil bir İslam istiyor.

 

12. Müslümanların din konusunda onlarca büyük, yüzlerce küçük fırkaya ayrılıp birbirleriyle amansızca tartışmalarını, çekişip tepişmelerini istiyor.

 

13. BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ile İslam ülkelerinin parçalanmalarını ve Müslüman dünyasındaki balkanlaşmanın daha da ileriye götürülmesini istiyor.

 

İşte hadis ayıklamaları faaliyeti bu cümledendir.

 

Bu işi bedavaya, "Allah rızası" için mi yapılmaktadır?.. Duyduğuma göre bu konuda büyük paralar harcanmakta, birtakım ayıklayıcılara yüklü telif ücretleri ödenmekteymiş.

 

Peki, Allaha, Resulüne, Kur'ana, Sünnete, Şeriata bağlı ihlaslı, şuurlu, uyanık Müslümanlar bu ayıklama fırkası karşısında ne yapacaklardır?

 

Birinci olarak buna karşı çıkacaklardır.

 

Dinde reform, dinde değişim, dinde yenilik akımlarına muhalif olacaklardır.

 

ABD'nin, AB'nin, İsrail'in, Siyonizmin, Papalığın, Evangelistlerin ve diğer İslam karşıtı güçlerin, Müslümanların din işlerine burunlarını sokmamasını isteyecektir.

 

Bir soru: Hadis çalışmaları ve araştırmaları yapılmasın mı?

 

Böyle bir şey diyen yok... Yapılsın ama bu iş, İslam'ı bozmak, dinimizi tahrif etmek isteyenlerin şeytani destek ve teşvikleri ile yapılmasın.

 

Bendeniz bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat müslümanı olarak üniversite seviyesinde "Darü'l-Hadisler" bile açılmasını isterim. Lakin bunların başında ve kadrolarında gerçek icazetli ulema, fukaha ve muhaddisler olmasını da temel şart olarak ileri sürerim.

 

Nasıl ulema ve fukaha?

 

Merhum Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi...

 

Merhum Düzceli Muhammed Zahid el-Kevseri...

 

Merhum Yusuf İsmail en-Nebhani...

 

Merhum Mekke Şafii Reisüluleması Ahmed Zeyni Dahlan...

 

Ve bunlar gibi saf İslam'ı bilen ve savunan icazetli gerçek ulema.

 

Hadislerin incelenmesi ve araştırılması mezhepsiz, reformcu, telfik-i mezahib isteyen ilahiyatçılara verilemez. Onlar hadis incelemesi ve araştırması yapmazlar, "ayıklaması" yaparlar.

 

Müslüman kardeşlerimi uyarıyorum... İslamdaki bütün yenilik, değişim ve reform hareketlerine karşı çıkınız. Amerikalılar, Avrupalılar, oryantalistler din işlerimize burunlarını sokmasınlar. Sinsi planlar yapmasınlar.

 

Müslümanları şu konuda da uyarıyorum: Reformcuların, ayıklamacıların, mezhepsizlerin, Fazlurrahmancıların bazısı açık çalışıyor. Bir kısmı ise taqiyye yapıyor. Bu ikincilerden çok korkunuz ve sakınınız.

 

Dinimiz içten yıkılmak isteniyor.

 

Emperyalistlere, sömürgecilere, Siyonistlere, Haçlılara zarar vermeyecek evcil bir İslam türetilmek isteniyor.

 

1924'te Hilafet-i Muazzama-i İslamiyeyi yıktılar ve o günden beri İslam dünyası başsız, otoritesiz, hiyerarşisiz kaldı.

 

(İngilizce bilen muhterem okuyucularımdan /khilafah.com/ sitesini fikir edinmek için tedkik buyurmalarını rica ederim.)

 

 

26 NİSAN 2011

SA
30.05.2011 16:16
#30

Türkiye Nereye Gidiyor?

 

Seçimlerden sonra bu çalkantı, bu fırtına, bu toz duman biter, ortalık sükunete kavuşur mu?.. Hiç sanmıyorum. Daha kötü olmasından korkuyorum.

 

Türkiye'de iki cephe var:

 

STATÜKO cephesi: Kemalist askeri vesayet rejiminin devamını istiyor.

 

MİLLİ KİMLİK cephesi: Bunlar ideolojik vesayet rejiminin sona ermesini, tam ve gerçek bir demokrasi olmasını (Ne kadar olabilecekse) istiyor.

 

Bu iki cephe kendi içlerinde homojen midir, birlik ve uyum var mıdır?

 

Yoktur.

 

Nazik soru: Bu iki cephe temiz ve şeffaf mıdır?

 

Maalesef hayır.

 

Uluslararası temizlik ve şeffaflık anketlerinde Türkiye'nin notu, 10 üzerinden 4'tür, yani kirlidir, sınıfta kalmaktadır.

 

Türkiye toplumunun yapısı sağlıklı mıdır?

 

Değildir.

 

Türkiye'nin halkı (veya halkları) arasında sosyal barış ve uzlaşma var mıdır?

 

Maalesef yoktur.

 

Türkiye maddi bakımdan kalkınmakta mıdır?

 

Akıllara durgunluk verecek şekilde maddi kalkınma vardır. Komşumuz Yunanistan iflas ediyor, biz ise ortaya harikalar koyuyoruz, dünya kıskanıyor, dünya hayran.

 

Bu kalkınma bir keramet midir?

 

Benim cevabım: Keramet değil, bir tür istidractır.

 

Türkiye zenginleşiyor mu?

 

Zenginleşiyor, bunu kimse inkar edemez. Lakin bu zenginlik sağlık mıdır, değil midir, bu husus tartışılabilir.

 

Bir gerçek: Zengin kesim daha zengin olurken, fakir kesim daha fakir oluyor diyorlar, bu iddia doğru mudur?

 

Cevap: Bendeniz iktisat uzmanı değilim. Bilenlere, uzmanlara sormak gerekir.

 

Türkiye'nin halkı mı vardır, halkları mı?

 

Cevap: Bence halkları vardır.

 

Türkiye'nin dominant unsuru hangisidir?

 

Cevap: Çoğunlukta olan Sünni Müslümanlardır.

 

Sünniler son yetmiş beş sene içinde ezilmişler, ikinci sınıf vatandaş statüsüne itilmişler, çok haksızlıklara ve zulümlere maruz kalmışlardır.

 

Şu anda oldukça hürriyet, imkan, fırsat var, Sünniler bunlardan yararlanarak haklarını arıyor mu?

 

Maalesef arayamıyorlar.

 

Niçin?

 

Vesayet güçleri ve din sömürücüleri Sünnileri bölmüş, parçalamış, birbirinden kopartmış, sersemletmiştir.

 

Sünni kesimde yeteri kadar şuur, uyanıklık, birlik, plan program, hizmet ve faaliyet yoktur. (Hiç yoktur demedim, yeteri kadar yoktur dedim.)

 

Türkiye'nin düzeni bozuk bir düzen midir?

 

Hasta ve militan statükocular dışında herkes bu konuda ittifak halindedir. Şeriatçi Müslüman da bozuk diyor, Marksist de bozuk diyor.

 

Türkiye'nin bozuk düzenini tenkit etmeyen, bu bozuk düzenini haram rantlarını ve nemalarını yiyen Müslümanlar veya İslamcılar da var...

 

Cevap: Ben onlara Müslüman demem!..

 

Türkiye'de siyasi partilerin üzerinde güçler var mıdır?

 

Vardır ve en güçlü partilerden daha güçlüdürler.

 

Mesela ordu.

 

Mesela dini bir cemaat.

 

Türkiye'de sadece siyasi çekişmeler mi yaşanıyor?

 

Hayır... Siyasetten önce kimlik, kültür, menfaat çekişmeleri yaşanıyor.

 

Türkiye'de şu anda ne kadar Yahudi var?

 

Bir buçuk milyon kadar Gizli Yahudi olduğu iddia ediliyor. 20 bin kadar Musevi vatandaş, Sabataycılar, Alevi Bektaşi görünen Yahudiler, Kürt Yahudileri vs.

 

Bizde ne kadar Ermeni var?

 

Resmi istatistiklere göre açık Ermenilerin sayısı 100 binin altındadır. Ermeni kökenlilerin ise bir buçuk milyon olduğu iddia ediliyor.

 

Kripto Yahudiler ve Kripto Ermeniler bilinçli midir?

 

Hepsinin bilinçli olduğunu sanmam. Entegre olmuş, erimiş olanları az değildir.

 

Gizli Kürt Yahudisi var mıdır?

 

Olmaz olur mu? Sürü sepet vardır.

 

Türkiye'de iki dinli Gizli Rumlar var mıdır?

 

Olduğu söyleniyor, hatta bu konuda kitap bile yayınlandı. (Belge yayınları, Mare Nostrum dizisi içinde.)

 

Türkiye'de kaç etnik köken mevcut?

 

78 diyenler var.

 

Bunların hepsinde ırk ve köken asabiyeti var mıdır?

 

Hepsinde yoktur. Bir kısmında vardır.

 

Türkiye bugünkü haliyle huzura, iç barışa, istikrara kavuşabilir mi?

 

Bu haliyle kesinlikle kavuşamaz.

 

Nasıl kavuşabilir?

 

Cevap: (1) Kemalist ideolojiye dayalı vesayet rejimine son verilecek. (2) Milli kimlik ve kültür esas alınacak. (3) Temel insan hak ve hürriyetleri çoğunluğa tanınacak. (4) Hukuk adil bir hukuk olacak ve bu adil hukukun üstünlüğü kabul edilecek. (5) Bugünkü iflas etmiş ideolojik eğitimin yerine Singapur, Japonya, Tayvan, Güney Kore, İsviçre, Norveç, Almanya eğitimleri gibi güçlü bir eğitim getirilecek. (6) Halkımızın, devletimizin, ülkemizin bin yıldan fazla kullanmış olduğu milli yazı, alfabe, lisan üzerindeki yasaklar ve tabular kaldırılacak. (7) Sünni çoğunluğa, İngiltere'deki gibi din hürriyeti verilecek. Diğer çeşitliliklerin ve azınlıkların din ve inanç hürriyeti de garanti altına alınacak. (8) Kokuşma bataklıkları kurutulacak, Türkiye'nin notu en az 7'ye çıkartılacak. (9) Ahali arasında toplumsal barış ve uzlaşma sağlanacak.

 

Sünni Müslüman çoğunluğun sizce en büyük zaafı ve eksikliği nedir?

 

Cevap: Başlarında ehli bir başkan, bir İmam veya Emir bulunmaması ve Müslümanların bu zata itaat ve biat etmemesidir.

 

Sizce nereye gidiyoruz?

 

Cevap: Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

 

Ümitsiz misiniz?

 

Hiç Allah'tan ümid kesilir mi? Allah'tan ümidini kesmek küfürdür.

 

* (İkinci yazı)

 

Yangın Var!

 

BİR Müslüman düşünün... İtikadında bid'atler ve bozukluklar var... Namaz kılmıyor... Doğru dürüst zekat vermiyor... Oğlu züppe mi züppe, kızı hoppa mı hoppa... Kendisi ticaretle uğraşıyor ama dine ve ahlaka aykırı bir sürü muamelesi var... Riba ve faize batmış bir vaziyette... Haram yiyor... Bazen rüşvet veriyor... İhalelere fesat karıştırıyor... Dolaylı şekilde saçı bitmedik yetimlerin haklarını yiyor.

 

Bu adamın bazı hayırlı işleri de var: Az çok sadaka veriyor, hayır hasenat yapıyor... Köyündeki camiyi tamir ettirdi... Hacca gitmedi ama senede bir umre seyahati... Ramazan'da namaz kılmaz ama oruç tutar... Belediyenin iftar çadırında bir gece 300 kişiyi doyurdu...

 

Biz bu adamı tenkit etmeden, uyarmadan översek ne yapmış oluruz? Ona zarar vermiş oluruz.

 

Böyle bir kimsenin öncelikle uyarılması gerekir.

 

Kendisine karşı olumlu tenkitler yapılmalıdır.

 

İtikadını tashih etmesi, namaza başlaması, zekatı dosdoğru vermesi, çoluk çocuğunu zabt u rabt altına alması konusunda ona etkili nasihatler edilmelidir.

 

O, böyle iyi nasihatlere, olumlu tenkitlere, uyarılara son derece muhtaçtır. Onlar kendisi için şifa verici ilaç gibi olacaktır.

 

Bunlar, ona yapılabilecek en büyük iyiliklerdir.

 

Çünkü o bu nasihatleri tutarsa kendisini doğrultmuş ve ebedi saadetini inşaallah kazanmış olacaktır.

 

Bendenize şimdiye kadar belki yüz kere şu tenkit yöneltildi:

 

Be adam, bu memlekette hiç iyi iş yok mu ki, hep tenkit edip duruyorsun? Yahu biraz da iyi şeyleri, beğenilecek şeyleri yazsana!..

 

Türkiye'nin durumuna bütünüyle bakıldığında İslam'a, Kur'ana, Sünnete, fıkha, İslam ahlakına, Şeriata aykırı çok büyük ve yaygın kötülükler görülmektedir.

 

Ülkemiz bir tür darülharb haline gelmiştir.

 

Halkın itikadında büyük bozukluklar başlamıştır.

 

Beş vakit namaz kütlevi olarak terk edilmiştir.

 

Seherlerde halkın yüzde 90'dan fazlası gaflet içinde uyumaktadır.

 

Fısk ve fücur, nifak ve şikak, günah ve isyan yaygın haldedir.

 

Kur'an ve Sünnet hükümleri ayaklar altına alınmıştır.

 

İçki çok yayılmıştır ve yayılıp durmaktadır.

 

Açık ve gizli putperestlik yaygındır.

 

Zina artık suç sayılmıyor ve yayılıp duruyor.

 

Müslümanlar üzerinde ağır baskılar var.

 

15 yaşından küçük çocuklara tatillerde özel din ve Kur'an dersleri verdirmek yasaktır.

 

Bir İslam ülkesi olan Türkiye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu 10 üzerinden 5'in altındadır.

 

Müstehcen yayınlar milli bir afet ve felaket haline gelmiştir.

 

Bu manzara içinde ülkemizde bazı iyi işler yapılmıyor mu? Elbette yapılıyor ama yukarıda anlattığım gibi binanın her yerinde korkunç yangınlar başlamıştır. Bina siyasi, sosyal, kültürel depremlerle sarsılmaktadır. Milyonlarca Müslüman yanmaktadır. Fitne ve fesat korkunç boyutlara ulaşmıştır.

 

Böyle bir devirde uyarmadan, yangın var diye bağırmadan övmek çok yanlış olur.

 

İslami ve şer'i vazifelerini yapan iyi Müslümanları, iyi cemaatleri, iyi tarikatleri, iyi grupları elbette tebrik ediyorum.

 

Benim vazifem ve misyonum, onları övmekle vakit geçirmek değildir.

 

Aklımın erdiği, gücümün ettiği derecede "Yangın var, volkan patlayacak, zelzele yaklaşıyor... Uyanalım, tedbir alalım, doğru yola girelim, azaptan kurtulmak için gerekenleri yapalım!.." diye nida etmekle yükümlüyüm.

 

Dini bir cemaat Kazakistan'da Kur'an kursu açmış... Başka bir cemaat Jamaica adasında İslam Kültür Merkezi açmış... Bir ötekisi Ruanda'da okul açmış... Müslüman bir grup her hafta bir camiye gidip sabah namazı kılıyor, ardından kahvaltı yapıyormuş... Filan şeyh veya cemaat başkanı çok muhteremmiş... Filan muhterem kuşlar gibi uçuyormuş.. Bendenizden bu gibi şeylerin övgüsü beklenmemelidir.

 

Türkiye ahir zaman fitneleri içinde yanmaktadır.

 

Deccaliyet topluma hakim olmuştur.

 

Günah isyan fısk fücur tuğyan korkunç boyutlardadır.

 

Din ve Şeriat elden gitmiştir.

 

Evinden sabah Müslüman olarak çıkanların bazısı akşam mü'min olarak dönmüyor.

 

Halkın imanı tehlikededir.

 

Gaflet ve cehalet karanlığı çok koyudur.

 

Hizmetlerimin, uyarılarımın, tekliflerimin etkili olduğunu iddia etmiyorum. Aczimi ve zaaflarımı itiraf ediyorum. Hazret-i Süleyman aleyhisselama hediye olarak bir çekirge bacağını bin zahmetle sürükleyerek götürmeye çalışan bir karınca gibi olmak isterim.

 

Evimizde, vatanımızda yangın var!.. Bu yangının telaşesi içinde bazı salih kişi ve cemaatlerin övgülerini yapamıyorum. Kerem edip beni bağışlasınlar. Onlar bize dua etsinler.

 

Zaten iyilerin övgüye ihtiyacı yoktur.

 

30 MAYIS 2011

GA
30.05.2011 22:40
#31

Beş vakit namaz kütlevi olarak terk edilmiştir.

Fısk ve fücur, nifak ve şikak, günah ve isyan yaygın haldedir.

Kur'an ve Sünnet hükümleri ayaklar altına alınmıştır.

İçki çok yayılmıştır ve yayılıp durmaktadır.

Açık ve gizli putperestlik yaygındır.

Zina artık suç sayılmıyor ve yayılıp duruyor.

Müslümanlar üzerinde ağır baskılar var.

15 yaşından küçük çocuklara tatillerde özel din ve Kur'an dersleri verdirmek yasaktır.

Müstehcen yayınlar milli bir afet ve felaket haline gelmiştir.

 

Allah ondan razı olsun. Doğruları söylüyor.

SA
01.06.2011 14:18
#32

Kimlerin Ardında Namaz Kılmam?

 

Kemalist bir imamın ardında namaz kılmam. Tarikat ve tasavvuf Müslümanlarına kafir ve müşrik diyen bir Vehhabinin ardında namaz kılmam.

 

İslam'ı, Kur'anı, Hz. Peygamberi inkar ve tekzib edenler de Cennetliktir diyen birinin arkasında namaz kılmam.

 

Üç yüzden fazla muhkem ve kesin Kur'an hükmü bugün geçerli değildir, onlar tarihseldir diyen birinin mezhebindeki kişinin arkasında namaz kılmam.

 

Müctehid olmadığı halde müctehidlik taslayan mezhepsiz birinin ardında namaz kılmam.

 

Fıkıh mezheplerinin kolaylıklarını karışık şekilde uygulayan bir telfik-i mezahib taraftarının ardında namaz kılmam.

 

Buhari'de mevzu hadis vardır diyenin ardında namaz kılmam.

 

Allah'a zaman mekan, cihet, cisim, insanlardaki gibi el, ayak, yüz izafe eden mücessime mezheplinin ardında namaz kılmam.

 

Şefaati, Münker ve Nekir'i, kabir hallerini inkar eden kişinin ardında namaz kılmam.

 

Secdede ayak parmaklarının alt kısmını yere değdirmeyenin ardında namaz kılmam.

 

"Ehl-i Kitab ile aramızda Amentü konusunda ittifak vardır, Tevhid ve Teslis inancı birbiriyle uyuşur" diyen kimsenin ardında namaz kılmam.

 

Kimlerin ardında kılarım:

 

Günahı ve bid'ati kendisini küfre götürmeyen kimsenin ardında namaz kılarım.

 

Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadında olan herkesin ardında namaz kılarım.

 

Bu devrin büyük bid'atlerinden biri, imamların bir kısmının namaz kıldırma memuru haline düşürülmüş ve dönüştürülmüş olmasıdır.

 

İmam cami cemaatinin ve civarının önderi demektir.

 

İmam alim, fakih, ahlaklı, faziletli olmalıdır.

 

İmamın bilgisi, kültürü, ahlakı, fazileti cemaatin üzerinde olmalıdır.

 

Camiler mahalle ve semt şuraları olarak çalışmalıdır.

 

Mahallede bir ailenin başına felaket mi geldi, sıkıntıya mı düştü?.. Cami bunu en kısa zamanda duymalı ve yardım etmelidir.

 

Mahallede ahlaksızlık mı oldu. Cami bunu önlemek için yasal yollardan harekete geçmelidir.

 

Cami imamı cemaat içindeki iş yeri ve dükkan sahiplerine, Cuma ezanı okununca ticarethanelerini kapatmalarını söylemelidir.

 

Cami, o semtin bütün lise ve üniversite gençlerini cezb eden bir mekan olmalıdır.

 

Semt halkı sabah namazlarında seve seve camiye gelmelidir.

 

Cami din ile hayatın merkezi, kalbi olmalıdır.

 

* (İkinci yazı)

Küçük Çocuklara Özel Din ve Kur'an Dersi Verdirmek

 

Ana babaların küçük çocuklarına din eğitimi vermeleri ve verdirmeleri temel insan haklarındandır.

 

15 yaşından küçük çocuklara özel din ve Kur'an dersi verdirmemek zulümdür, haksızlıktır, insan hakları ihlalidir.

 

Müslümanların bu zalimane yasağı, yasal sınırlar içinde kalarak delmeleri gerekir.

 

Birileri kalkıp "Zaten bütün okullarda mecburi din dersi verilmiyor mu?" diyebilir.

 

Kemalist eğitim sisteminin din dersleri bir aldatmacadan ibarettir.

 

Devletin okuttuğu din dersi kitabının başında M. Kemal Paşa'nın tam sayfa bir fotoğrafı bulunmaktadır, onun karşısında da Atatürk'in gençliğe hitabesi yer almaktadır.

 

Böyle din dersi olur mu?

 

Bizdeki din dersleri bir tür Ekberizm anlatıyor.

 

Küçük çocuklarımız bu yaz Kur'an, Sünnet esaslarına dayalı gerçek din dersleri almalıdır.

 

Çocuklara Allah'ın sıfatları, peygamberler, ahiret inancı öğretilmelidir.

 

Kurtuluşun Kur'ana uymakla olacağı kesin şekilde anlatılmalıdır.

 

Bu da, ehliyetli din hocalarının özel ders vermeleriyle olur.

 

Müslüman çocuklar için yaz kampları tertip edilmelidir. Bu kamplarda şuculuk, buculuk, oculuk değil Müslümanlık terbiyesi verilmelidir.

 

Müslümanların pedagoji ilmi tahsil etmiş yeterli miktarda ehliyetli din hocaları var mıdır?

 

Çocuklar ve gençler için kamp kuracak paramız var ama aklımız, birikimimiz, teşkilatımız var mıdır?

 

Çocuklarımız büluğ yaşından itibaren namaza başlatılmalıdır.

 

Müslümanlık, dindarlık şekilden, ism ve resmden ibaret değildir.

 

Bir çocuğa on beş yaşına kadar din ve Kur'an eğitimi verilmezse, onbeşinden sonra dindar olması çok zordur.

 

Çocuklarımıza İngilizce, matematik, bilgisayar öğretmek için çırpınıyoruz ama din ve Kur'an öğretmek konusunda o kadar hararetli ve gayretli değiliz.

 

Çocuklarını dindar, iyi Müslüman olarak yetiştirmeyen anne ve babalardan hesap sorulacaktır.

 

Ebedi saadet dindarlıkla kazanılır.

 

Ebedi saadetini yitirmiş... Hayatta başarılı olsa, zengin olsa, iyi bir hayat sürse ne faydası olur?

* (Üçüncü yazı)

O Zat Fazlurrahmancıdır

 

İsim vermeyeceğim... Sadece şunu söylüyorum: O zat Fazlurrahmancıdır. Lakin böyle olduğunu açıkça söylemiyor. Niçin?.. Taqiyye yapıyor.

 

Fazlurrahmancı olmak suç mudur? Laik bir rejimde elbette suç değildir.

 

Taqiyye yaparak Fazlurrahmancılığını gizlemek ayıptır.

 

Ehl-i Sünnet mensubu Sünniliğini,

 

Vehhabi Vehhabiliğini,

 

Tarikat ve tasavvuf taraftarı Müslüman, bu özelliğini...

 

Saklamamalı, gizlememelidir.

 

Müslümanları aldatmak çok vahim bir günahtır.

 

Madem ki, sana göre Fazlurrahmancılık iyi bir yol, göğsünü gererek "Ben Fazlurrahmancıyım!.." diye haykırmalısın.

 

Bendeniz naçiz bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı olarak Fazlurrahman'a karşıyım.

 

Onun tarihsellik teorisine karşıyım.

 

Kur'andaki, Sünnetteki, Şeriattaki kesin emir ve yasakların Kıyamet'e kadar yürürlükte olduklarına inanırım.

 

Fazlurrahman mezhebi, bin kadar Pakistanlı ulema, fukaha ve müftünün fetvalarıyla çürütülmüştür.

 

Fazlurrahman merdut bir kimsedir.

 

Pakistan'dan hicret etmiş, ABD'ye sığınmıştır.

 

Bir ilahiyat fakültesi Fazlurrahmancıların kalesi haline gelmiştir.

 

ABD, AB, Siyonizm ve Haçlılar Şeriat temelleri üzerine dayalı Ehl-i Sünnet İslamlığını istemiyor; Şeriatsız, hafifletilmiş, ılımlı hale getirilmiş, BOP prensiplerine uygun, ilahi din olmaktan çıkartılmış, bir tür beşeri ideoloji ve hümanizma haline getirilmiş, tabiri caizse Protestanlaştırılmış yepyeni bir İslam istiyor.

 

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) hadislerini ayıklama çalışmalarını biliyorsunuz. AB standartlarına, Feminizm sapık ideolojisine, Batı medeniyetine uymayan hadisleri ayıklamak istiyorlar.

 

Bendenizin iddiası şudur: Fazlurrahmancılık Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığı ile bağdaşmaz.

 

Fazlurrahmancılık yasak değildir.

 

Fazlurrahmancı olan bu özelliğini açıkça söylemelidir.

 

Bendeniz Sünni bir Müslüman olarak bir Fazlurrahmancının arkasında namaz kılmam.

 

Fazlurrahmancılık firak-ı dalleden bir fırkadır.

 

 

2011-06-01

GA
01.06.2011 22:42
#33

Mehmet Şevket Eygi yazıları insanımıza ulaştırılmalı değil midir? Bu denli mühim tesbitler, ihtarlar, reçetelerden biz ne kadar haberdarız? O ne kadar okunuyor?

 

Facebook acaba hiç mi doğru şeyler için kullanılamaz? Yok mu şu face denen sitede hayra vesile olacak güzel bir sayfa kuracak ve orada günlük yazılarını aksatmadan paylaşıp, TV'de yayımlanmış videolarını ve eski yazıları mühim paragrafları öne çıkararak güzelce sunacak, vakti buna müsait bir yiğit? Ve tabi sayfanın şiddetle reklamının yapılmasını, tanıtılmasını üstlenecek birileri?

 

Ucuz yazarların binlerle takipçisi görünürken, Eygi Bey'e yüz-ikiyüz beğenen reva mı?

SA
02.06.2011 19:17
#34

Yaşayan ölü

 

Geçenlerde övgü makamında "yaşayan ölü gibi" tabirini kullanmıştım. Bazıları itiraz etti. Yaşayan ölü tabirini Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz Hz. Ebubekir'i (radiyalluhu anh) için kullanmıştır.

 

Yaşayan ölü "Ölmeden önce ölünüz" sırrına mazhar olmuş kişidir.

 

Yaşayan ölü, nelere ölmüştür?

 

* Bu fani dünyaya ölmüştür.

 

* Dünya şehvetlerine ve hırslarına ölmüştür.

 

* Nefs-i emmaresini öldürmüştür.

 

En diri kişi, yaşayan ölüdür.

 

Ölmeden önce ölenler ölüm kaygısı çekmez.

 

Zaten yaşarken ölmüş, ölümden korkmaz o.

 

Yaşayan ölülerin mal mülk, para pul sevgisi ve ihtirası olmaz.

 

Bu dünyaya ölmüş bir kere, riyaseti ne yapsın?

 

Riyaset ona teklif edilirse ve o buna ehilse kabul eder ama ateşten bir gömlek giydiğini bilerek.

 

Yaşayan ölünün gurur, kibir, nefret, haset, gıybet, mal iddiharı nesine gerek.

 

Yaşayan ölü dünyayı iki ayağının altına almıştır.

 

Övgülerle sövgüler onun nazarında birdir.

 

Salahaddin Eyyubi dünyaya ölmüş bir İslam büyüğüydü. Vefatında özel kasasını açtılar, bir altın dinar ile birkaç gümüş dirhem çıktı. Bu para cenazesini kaldırmaya yetmediği için cenaze masraflarını yakınları ve dostları verdi.

 

Büyük şeyh, büyük imam, gerçek mücahid Şamil hazretleri de ölmeden önce ölenlerdendi. Bir keresinde Moskoflarla cihad ederken ağır yaralanmış, onu dağlardan, uçurumlardan aşırarak kartal yuvası bir avula götürmüşler, orada günlerce komada baygın kalmıştı. Nice zaman sonra kendine gelince ilk sözü "Namaz vakti geçti mi?" olmuştu.

 

Şair ne demiş:

 

"Siz hayat süren leşler!.. Sizi kim diriltecek?.."

 

Peygamber-i Zişan öğüt veriyor: Mutu en kable temutu=Ölmeden önce ölünüz.

 

Yaşayan ölü olmak... En büyük rütbe...

 

İkinci Yazı

 

Anadolu Rumları ve Ermenileri

 

YIL 1918, Osmanlı devleti yenilgiyi kabul etmiş, Mondros mütarekesi imzalanmış. Osmanlı coğrafyasında birkaç milyon Rum yaşıyor. Bunların nüfus cüzdanında (kimlik kartında) Osmanlı vatandaşı oldukları yazılı.

 

Rumlar, tebaası oldukları devletin yenilmesini fırsat bilerek düşmanlığa başlıyor. Yunanistan İzmir'i işgal ettiğinde Rum metropoliti Hrisostomos düşman ordusunu merasimle karşılıyor ve onu kutsuyor.

 

Sonunda ne oluyor? 1922'de Türk ordusu Gazi Sakallı Nureddin Paşa'nın kumandasında İzmir'i geri alıyor.

 

Bir yığın facia yaşanıyor.

 

En son 1924'te Lozan anlaşmasının mübadiller maddesi uyarınca Türkiye topraklarındaki bütün Rumlar (İstanbul Rumları dışında) Yunanistan'a gönderiliyor.

 

Şöyle bir senaryo düşünelim:

 

Birinci dünya savaşında

 

Milli mücadele yıllarında

 

Türkiye Rumları Türk devletinden yana olsalardı.

 

İzmir'in işgalini protesto etselerdi.

 

Biz Türkiye Rumları Müslümanlarla birlikte barış içinde yaşarız deselerdi.

 

Kimlik kartını taşıdıkları devlete hıyanet etmemiş olsalardı.

 

Bugün ne olurdu?

 

Seksen milyonluk bir Türkiye'de beş milyon Rum yaşardı.

 

Milli kimlikleriyle, kiliseleriyle, okullarıyla...

 

Bir topluluk için en önemli şey hayatta kalmaktır.

 

Onlar Osmanlı bayrağı altında yaşamayı tercih etmiş olsalardı şimdi hayatta olacaklardı.

 

Ters yolu seçtiler, megali ideacılık yaptılar ve silindiler gittiler.

 

Bir kısım Ermeniler de misyonerlerin, emperyalistlerin, sömürgecilerin propagandasına kandılar ve onlar da silinip gittiler.

 

Rus ordusu Van'a saldırdığında, Ermenilerin Türklerle birlikte olması gerekirdi. Onların büyük kısmı maalesef işgalci düşman ordusunu kurtarıcı gibi karşıladı.

 

Rumlar ve Ermeniler "paylaşma, birlikte yaşama" zihniyetine sahip değildi.

 

Ermeniler, tarihte olduğu gibi Türk devletinden yana olmuş olsalardı, bugün bu topraklarda beş milyon Ermeni olacaktı. Kiliseleriyle, okullarıyla, kimlikleriyle...

 

Önemli ve hayati olan şey, var olmaktır, yaşamaktır. Rumların ve Ermenilerin varlığı, yaşamaları bu topraklarda Müslümanlarla birlikte barış ve uzlaşma içinde olmalarındaydı.

 

Kumar oynadılar ve kaybettiler.

 

Yanlış ata oynadılar, kaybettiler.

 

Bugün birtakım ihtilalci Kürtler çok yanlış işler yapıyor.

 

Ülkemizde Türk, Türkleşmiş nüfus ile Kürt nüfusu birbirine karışmış şekilde yaşamaktadır.

 

Bu yüzden bağımsız veya özerk bir Kürdistan kurulması mümkün değildir, böyle bir şey ütopyadır.

 

Bozuk düzen sadece Kürtlere zulmetmemiştir.

 

Müslüman Türkler de zulümden paylarını almışlardır.

 

Rum megali ideacıları Rumlara,

 

Ermeni teröristleri ve ihtilalcileri Ermenilere büyük zarar vermiştir.

 

Kürt ihtilalcileri ve teröristleri de Kürt halkına büyük zarar veriyor.

 

Bağımsız veya özerk Kürdistan kurulduğunu düşünelim... İstanbul'da yaşayan milyonlarca Kürt kökenli vatandaş ne olacaktır? Ege bölgesindeki milyonlarca Kürt ne olacaktır?

 

Kürt vatandaşlarımızın menfaati bu memlekette insan hakları ve Müslümanlık üzerine kurulu bir düzen için çalışmaktır. Kürt milliyetçiliğinin Kürtlere yararı olmaz, zararı çok olur.

 

Bağımsız veya özerk Kürdistan değil, herkesin rahatça güven içinde yaşayacağı adil bir düzen...

 

02 HAZİRAN 2011

02.06.2011 20:41
#35

Mehmet Şevket Eygi yazıları insanımıza ulaştırılmalı değil midir? Bu denli mühim tesbitler, ihtarlar, reçetelerden biz ne kadar haberdarız? O ne kadar okunuyor?

 

Facebook acaba hiç mi doğru şeyler için kullanılamaz? Yok mu şu face denen sitede hayra vesile olacak güzel bir sayfa kuracak ve orada günlük yazılarını aksatmadan paylaşıp, TV'de yayımlanmış videolarını ve eski yazıları mühim paragrafları öne çıkararak güzelce sunacak, vakti buna müsait bir yiğit? Ve tabi sayfanın şiddetle reklamının yapılmasını, tanıtılmasını üstlenecek birileri?

 

Ucuz yazarların binlerle takipçisi görünürken, Eygi Bey'e yüz-ikiyüz beğenen reva mı?

 

Aynen katılıyorum.

Allah onlardan ve emeği geçenlerden razı olsun

SA
03.06.2011 16:41
#36

Bozuk Düzene İyidir Denilmez

 

Bozuk bir düzene iyidir, hastır, güzeldir diyen bir Müslümana ne lazım gelir? El-cevab: Tecdid-i iman ve nikah lazım gelir.

 

Bozuk bir düzen çok bozuk, orta bozuk veya az bozuk olabilir ama asla iyi, güzel, doğru olamaz.

 

Sosyal adaletin olmadığı bir düzen bozuk bir düzendir.

 

Hırsızlığın önünü kesemeyen bir düzen bozuktur.

 

Vatandaşların can, mal, ırz, neseb, din, iman, inandığı gibi yaşamak haklarını koruyamayan bir düzen bozuktur.

 

Kur'an zinayı büyük günah ve suç olarak görürken, zinayı suç görmeyen bir düzen bozuktur.

 

Müslümanların küçük çocuklarına hafta ve yaz tatillerinde özel din ve Kur'an dersi verilmesine izin vermeyen bir düzen kötüdür.

 

Kadınlara resmi vesika vererek yasal fuhuş yaptırtan, bu fuhuştan KDV ve gelir vergisi alan bir düzene Müslüman iyidir diyemez.

 

Mason localarında masonik ayinlere izin veren, Müslümanların tasavvuf ve tarikat tekkesi açıp zikrullah yapmasına izin vermeyen bir düzen nasıl iyi olabilir?

 

Uluslararası temizlik ve şeffaflık anketlerinde notu 10 üzerinden 4 olan, yani ahlak bakımından sınıfta kalan bir düzen nasıl iyi oluyormuş?

 

Tekrar ediyorum: Kötü bir düzen çok kötü, orta kötü, az kötü olabilir ama asla iyi bir düzen olamaz.

 

İyi düzen bir vadide, kötü düzen başka bir vadidedir.

 

İyi düzenlerin de kategorileri vardır: En iyi düzen, iyi düzen, orta iyi düzen...

 

Şu tehlike de var: Orta kötü bir düzenden kaçayım ve kurtulayım derken, daha beterinin kucağına düşmek.

 

Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak.

 

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak.

 

Kötü düzenden kurtulup iyi bir düzene kavuşmanın şartları ve vesileleri nelerdir?

 

Sayıyorum, lütfen dikkat buyurunuz:

 

(1) İtikadını tashih etmek, taklidi imandan tahkiki imana geçmek... (2) Beş vakit namazı "dosdoğru" kılmak... (3) Cemaate devam etmek... (4) Zekatı "dosdoğru" vermek... (5) Kendisini, ailesini, çevresini, bütün ülkeyi ve halkı ıslah etmek için çalışmak... (5) Kur'anın yapılmasını istediği şeyleri yapmak, yapılmasın dediği şeylerden uzak durmak... (6) Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine yapışmak... (7) Ahlakını düzgün hale getirmek... (8) Gerçek ulemanın, fukahanın, mürşidlerin emirlerini, öğütlerini tutmak... (9) Azgınlıklardan vaz geçmek... (10) Ümmetin başına bir İmam-ı Kebir seçip ona biat ve itaat etmek... (11) Büyük ve küçük cihad yapmak... (12) Haram yememek... (13) Emanetleri (işler, vazifeler, memuriyetler, başkanlıklar) ehil olanlara vermek, ehil olmayanlara kesinlikle vermemek... (15) Dosdoğru olmak...

 

Bozuk bir düzene iyi diyen ve o bozuk düzenin haram, kara, necis nimetlerine, laşeye talip olan köpekler gibi talip olanların akıbeti iyi olmaz.

 

Müslüman her hal ü karda küfre, fıska ve fücura, zinaya, fuhşiyata, ribaya, irtişaya (rüşvete), işrete (alkollü içkiler içip sarhoş olma), kadın ve kızların seks aleti haline düşürülmesine razı olmaz.

 

Kötü ve bozuk bir düzen iyi bir düzen haline çevrilebilir mi?

 

Allah'ın izniyle mümkündür, lakin bunun şartlarına, sebeplerine ve vesilelerine yapışmak gerekir.

 

İtikadı bozulan, imanı zayıflayan Müslüman bir toplum iflah olmaz.

 

Namazı terk eden ve şehvetlerine uyan bir toplum necat bulmaz.

 

Çeşitli fırka ve hiziplere ayrılıp birbiriyle çekişip tepişen bir toplum iflah olmaz.

 

Ahlakı bozuk bir toplum iflah olmaz.

 

Bina ve zinanın yaygın olduğu bir toplumun sonu kötüdür.

 

Sabah namazlarını kılmayan Müslüman bir toplumun geleceği karanlıktır.

 

Lüks, israf ve sefahat bataklıklarına batmış bir toplum kurtulamaz.

 

Şu anda halkın yüzde onu beş vakit kılıyor. Yani durum çok kötü.

 

Yüzde ellisi kılmaya başlarsa kötülük orta derecede olur. Yüzde yetmişte az kötü olur. Nispet yüzde doksana çıkarsa o zaman namaz açısından iyi olur.

 

Sadece namazla da iş bitmez ama namaz dinin direğidir. Müslüman bir toplum namaz kılmazsa ağzıyla kuş tutsa yine iflah olmaz, necat bulmaz.

 

Adamın oğlu iyi bir iş bulmuş, kısa zamanda köşeyi dönmüş...

 

Damadının veya kızının durumu iyiymiş, işler tıkırında gidiyormuş...

 

Haram helal demeden malı götürmüş...

 

Rant kemikleri çok yağlıymış...

 

Nemalar çok tatlıymış...

 

Bu gibi şeytani gerekçelerle bozuklukları iyi gösterenler, ayaklarını denk alsınlar, imanlarını yitirebilirler.

 

Kur'an, Sünnet, fıkıh, Şeriat, ahlak-ı islamiye bir şeye iyi diyorsa o iyidir.

 

Kötü diyorsa o kötüdür.

 

Lüks bir evi varmış, yazlığı da lüksmüş. Giyimi kuşamı, yemesi içmesi, gezip tozması hep lüksmüş. Eh ezanlar okunuyor, camilerde fakirler ve yaşlılar namaz da kılıyormuş. Camiler klima, vantilatör, soğuk su sebilleri ile donanmışmış. Kış aylarında zeminden ısıtma da yapılıyormuş. Hoparlörler o kadar gür ses çıkartıyormuş ki, sabahları çocuk ağlamaya başlıyor, bilcümle binamazlar uyanıp verip veriştiriyormuş. Mankenler, türkücüler bile umreye gidiyormuş. Ramazanda Feshane'de sahura kadar vur patlasın çal oynasın etkinlik ve şenlik yapılıyormuş... Binaenaleyh düzen iyiymiş, daha da iyiye gidiyormuş...

 

Bu geri zekalıca gerekçeleri bırakın da Kur'an, Sünnet, fıkıh, Şeriat ve İslam ahlakı ölçü, değer ve kıstaslarıyla hüküm verin.

 

(İkinci yazı)

Bin Yıllık Milli Yazımız Hala Yasak

 

Türkçeyi Osmanlı alfabesiyle yazma yasağı bir insan hakları ihlalidir. Bu ülke, bu halk, bu devlet bin yıldan fazla bir müddet içinde Türkçeyi İslam-Kur'an yazısıyla yazmış ve okumuştur. Devlet arşivimizdeki belgeler bu yazı ile kayıt altına alınmıştır. Eski mahkeme sicilleri bu yazıyladır. Atalarımızın mezar taşları bu yazıyladır.

 

1928'te bu milli yazı yasaklanmış, onun yerine Latin yazısı alınmıştır.

 

Bugün ülkemizde her çeşit alfabe ile yayın yapılmaktadır ama bin yıllık milli yazımızla Türkçe yayın yapmak yasaktır.

 

Sadece yayın değil, eğitim yapmak da yasaktır.

 

Ortada korkunç bir kültür kopukluğu vardır.

 

İnsan haklarına aykırı, milli kimlik ve kültüre zararlı bu yasak artık kaldırılmalıdır.

 

Devletin resmi yazısı Latin yazısı olarak kalsın ama bin yıllık milli yazımız da yasak olmasın.

 

Geleneksel kültüre ve tarihi devamlılığa taraftar olan bendeniz Osmanlı yazısı ile gazete, dergi, kitap yayınlayabilmeliyim.

 

Böyle bir gazete, dergi ve kitaplar okuyucu bulur mu, tutunur mu, bu ayrı meseledir.

 

Türkçe tarih boyunca on beş kadar yazı ile yazılmıştır. Anadolu Rumları Türkçeyi Grek alfabesiyle yazmışlardır.

 

Anadolu Ermenileri Türkçeyi Ermeni alfabesiyle yazmışlardır.

 

Anadilleri Türkçe olan Karaylar Türkçeyi İbrani yazısıyla yazmışlardır.

 

Müslümanlar da İslam/Kur'an yazısıyla yazmışlardır.

 

Bu konudaki yasak genç nesilleri hafızasızlık illetiyle malül etmiştir.

 

Bir Fransız genci Balzac'ın 1928'den önce basılan kitaplarını okuyabiliyor ama bir Türk genci, o tarihten önce basılmış kitapları okuyamıyor.

 

Üniversite bitirmiş bir gencin eline bundan yüz yıl önce basılmış bir Fuzuli divanı veriniz, Çince veya Tibetçe bir kitaba bakar gibi aval aval bakacaktır.

 

İslam/Kur'an yazısı zormuş, Latin yazısı kolaymış, binaenaleyh kültür ve eğitimde büyük kalkınma olmuş... Bunlar boş ve mesnetsiz laflardır.

 

Dünyada Çin yazısı kadar zor bir yazı var mıdır?.. Çince bir gazeteyi okumak için binlerce ideogram ezberlemek lazım diyorlar. Hele aynı dilde felsefi, derin bir kitabı okuyup anlamak için on binden fazla eciş bücüş şekil bilmek gerekiyormuş. Japonca da öyle.

 

Zor bir yazı bir toplumu geri bıraksaydı, Çinliler ve Japonlar geri kalırdı.

 

Tam aksine, zor bir yazı bir toplumu ilerletir, güçlendirir.

 

Okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunun bir lisan zekaları, akılları tembelleştirir, dumura uğratır.

 

Osmanlı yazısı mı üstün, bugünkü Latin Frenk yazısı mı üstün, bu konu tartışılır ama milli yazımız üzerindeki yasak mutlaka kaldırılmalıdır.

 

Bendeniz Osmanlıca bir dergi çıkartsam, mahkemeye verilsem, mahkum edilsem, en sonunda Strasburg'taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvursam, o mahkeme beni haklı çıkartacak ve Türkiye'yi tazminata mahkum edecektir.

 

Sovyetler Birliği çok zalim, çok kanlı, çok amansız bir diktatörlük rejimiydi, bilhassa Müslümanlara ve Türklere kan kusturmuştu ama orada Stalin zamanında bile İslam yazısıyla Türkçe edebi kitaplar basılabilmiştir. Kütüphanemde 1950'li yılların başlarında Azerbaycan'da İslam yazısıyla yayınlanmış Leyla ile Mecnun ve Hophopname kitapları var.

 

Zulmün her türlüsü olur. Siyasi zulüm, iktisadi zulüm, kültürel zulüm.

 

Osmanlıca, liselere mecburi ders olarak konulmalıdır.

 

Bu dersi istemeyen ana babalar yazılı olarak müracaat ederek çocuklarının bu konuda cahil kalmasını isteyebilir.

 

Selaniklilerin ve onlara benzemişlerin, milli yazı ve alfabe konusundaki taassuplarına (bağnazlıklarına) artık son vermelerini bekliyoruz. Bülbülderei'ndeki Dönmeler mezarlığında onların atalarının mezar taşları da bu yazıyladır.

 

Mehmet Şevket Eygi

03 HAZ 2011 CUMA

EB
04.06.2011 18:54
#37

Bakındım da bugünkü gecikmiş sanırım, o da benden olsun.

 

Derin Güçler, Lobiler, Baskı Grupları...

 

Ülkemizdeki belli başlı siyasi partileri herkes bilir. Büyük gazeteleri, tv kanallarını da. Büyük futbol kulüplerini de.

 

Türkiye'nin belli başlı lobilerini, baskı gruplarını, gizli ve derin güçlerini herkes bilmez. Onlar buzdağının su altında kalan kısmını oluşturur.

 

Bu belli başlı gizli ve derin güçler hangileridir?

 

Birincisi SABATAYCILARDIR: Onlar devlet içinde devlettir. 1923'te bir İslam cumhuriyeti olarak kurulan cumhuriyeti beş-on sene içinde ellerine geçirmişlerdir.

 

İkincisi: Bektaşi, Rumeli, Arnavut, Sabataycı lobidir.

 

Üçüncüsü: Çerkez lobisidir.

 

Dördüncüsü: Tatar lobisidir.

 

Beşincisi: Gizli Kripto Yahudi lobisidir.

 

Altıncısı: Kripto Ermeni lobisidir.

 

Daha çok lobi var ama bu altısını zikr etmek yeter.

 

Aleyhte bulunarak, mahkum ederek yazmıyorum, bir realiteye dikkat çekmek istiyorum.

 

Boğaziçi aşireti de bir lobidir.

 

Servetleri on milyarlarca dolar olan bazı büyük ailelerin, şirketlerin de büyük lobiler kadar ağırlığı vardır.

 

Kurtuluş savaşının başlangıcında öncülüğü ve önderliği Çerkezler yapmıştır. Savaş bittikten sonra bir kısım Çerkezler feci şekilde tasfiye edilmiştir. Bazı Çerkez köyleri haritadan silinmiştir.

 

Çerkez, Arnavut, Tatar derken hepsini kasd etmiyorum.

 

Türkiye'de hiçbir şey homojen değildir.

 

Birinci dünya savaşından sonra Çerkezler üçe ayrılmıştı:

 

Hanedana bağlı olanlar.

 

Milli mücadeleyi başlatanlar.

 

Yunanistan'ın koruması altında Batı Anadolu'da bir Çerkez devleti kurulmasını isteyenler.

 

İstiklal savaşını başlatma şerefi Çerkezlere aittir.

 

Bugün Türkiye sahnesinde oynanan oyun mu önemlidir, yoksa kulislerdeki oyun mu? Bence ikincisi daha önemlidir. Kulislerin içyüzünü bilmeden sahne oyunu anlaşılamaz.

 

Şimdi öyle midir bilmem ama bir zamanlar MİT ve Jandarma'nın, bir lobinin kontrolünde olduğu iddia ediliyordu.

 

Türkiye'de siyaset oyununu sadece siyasi partilerin oynadığını sananlar hiçbir şeyden anlamayan kişilerdir.

 

Bir grup Atatürk, Kemalizm, laiklik, çağdaşlık diye bağırıp çırpınıyorsa onların etnik ve kültürel kökenine bakmakta yarar vardır.

 

Yakın zamanlara kadar yeşil sermaye büyük tehlike diye yırtınanların da kökenlerini araştırmak gerekir.

 

Namaz kılanlara, oruç tutanlara, babası hacı, anası başörtülü olanlara göz açtırmayan, onları tard eden, mağdur eden grupların etnik kökenini ve kimliğini incelemekte de büyük yararlar vardır.

 

Bu konunun güçlü ve adil bir uzmanı çıksa da "Türkiye'de lobiler, baskı grupları, derin ve gizli güçler" adında kolay okunur ve kolay anlaşılır objektif bir kitap yazsa ne iyi olur.

 

1960 darbesinden sonra ordu ülkemizin en büyük partisi haline gelmiştir.

 

Bugün büyük bir dini cemaatin, en büyük siyasi partiden fazla ağırlığı vardır.

 

Türkiye'de tarikatlar yasak ama çok güçlü tarikat lobileri var.

 

Oynanan satranç oyununu anlamak için lobileri bilmek şarttır.

 

* (İkinci yazı)

Türkiyeliyim

 

Ben Türkiyeliyim demekte hiçbir sakınca yoktur. Türkiyeliyim demenin Türklüğünü inkar manasına alınması büyük bir mantık hatasıdır.

 

Bir Arnavut, bir Çerkez, bir Boşnak Türk olduğunu kabul ediyorsa o Türktür.

 

Etmiyorsa ona zorla Türküm dedirtmenin faydası yoktur.

 

Bendeniz Türküm ama Türkçü değilim.

 

Müslümanım ama İslamcı değilim.

 

Moiz Kohen Tekin Alp Yahudisinin çıkartmış olduğu Türkçülük ideolojisini kabul etmem.

 

Benim asıl kimliğim Müslümanlıktır.

 

Türkler İslam'a çok hizmet ettikleri için Türklüğümle iftihar ederim.

 

Türklüğümle iftihar ederim ama Türk olmayan din kardeşlerimi de asla hor görmem ve aşağılamam.

 

Irkçılığı kesinlikle kabul etmem.

 

Türklerin iyiliğini isterim.

 

Türk kardeşlerime Moiz Kohen Tekin Alp'i önder, rehber ve örnek olarak göstermem; özbeöz Türk olan büyük veli Ahmed Yesevi hazretlerini gösteririm.

 

Menfi kavmiyetçiliği kabul etmem.

 

Etnik köken, ırk konusunda sosyal barış ve uzlaşma için ne yapılması gerekiyorsa onun yapılmasını isterim.

 

İslam dinine hiçbir beşeri ideolojiyi ortak etmem.

 

Türklük bir realitedir, bir ideoloji değildir.

 

Türk daha salih ve iyi ise onu tercih ederim; Kürt, Çerkez, Boşnak daha salihse onları Türke tercih ederim.

 

Türklerin, Kürtlerin, Arnavutların, Boşnakların, Gürcülerin, Arapların ve diğer unsurların bu vatanda kardeşçe yaşamasını isterim.

 

Çerkezin Çerkezce, Gürcünün Gürcüce, Lazın Lazca, Kürdün Kürtçe konuşması beni rahatsız etmez. Yeter ki, müşterek ve ortak edebiyat ve kültür dilimiz Türkçeye zarar verilmesin.

 

İslam evrensel bir dindir, menfi kavmiyetçiliği ve ırkçılığı kabul etmez.

 

Kim daha takvalı ise üstün olan odur.

 

"Madem ki Türksün, Türkçü olmaya, Türkçülük yapmaya mecbursun" baskılarından hoşlanmam.

 

İslam dinine saygılı olan bütün Türkçülerle ve Türk milliyetçileriyle iyi geçinirim, onları kardeş bilirim.

 

İslam dinine saldıran, Şamanist Türkçülerden hiç hoşlanmam.

 

Dünyada gelmiş geçmiş en büyük Türk ailesi Osmanlı hanedanıdır. Bu aile Oğuz Türküdür ve İslam'a çok büyük hizmetler etmiştir.

 

Türkçülüğü kabul etmemek, Türkçü olmamak Türklüğünü inkar etmek manasına alınamaz.

 

M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra Avdetiler tarafından çıkartılmış Kemalizm ideolojisiyle İslam'ı ve Türklüğü bir arada götürmeye çalışanlara güler ve acırım.

 

Türk veya Çerkez, Kürt, Boşnak, Arnavut, Fellah olmak bizim seçimimize bağlı bir şey değildir.

 

Türklerin yücelmesini, kurtulmasını mı istiyorsunuz? O halde Fatih gibi, Kanuni gibi ve benzeri Hanedan-ı Al-i Osman sultanları gibi İslam'a ihlasla hizmet ediniz.

 

Moiz Kohen Tekin Alp gibi müfsitlere karşı olduğum için sakın beni kınamayınız.

 

Allah'ın Türklere, yine büyük hizmetler nasip etmesini dilerim.

 

Yakın tarihte yapılan hatalardan dönülmesini isterim.

 

Sağlam imanlı, namaz kılan, takvalı, yüksek ahlaklı, yüksek karakterli, hayırlı kim ise o üstündür.

 

04.06.2011

MI
04.06.2011 19:30
#38

vakti zamanında çok kıymetli bir mübarek, şevket eygi'ye ehl-i sünnet bir eserin basılması için maddi destekte bulunmuş. sorsan kimseler bilmez. iş sallamaya gelince herkes sallıyor. şevket eygi hoca iyidir. okuyalım, okutalım.

SA
05.06.2011 15:43
#39

190 Küsur Kur'an Tercümesi ve Tefsiri!..

 

"Her meseleyi, her ihtilafı, her derdi, her konuyu Kur'ana soralım, Allah'ın Kitabını hakem tutalım" sözü çok doğru bir sözdür.

 

Lakin işin teferruatında (ayrıntılarında), metodunda çok incelikler vardır.

 

Kur'anı nasıl anlayacağız?

 

Onu nasıl yorumlayacağız?

 

Ondan nasıl hüküm çıkartacağız?

 

Bu konuda İslam dünyası birlik halinde değildir.

 

Yetmiş küsur fırka zuhur etmiştir.

 

Kur'anı anlamanın, yorumlamanın, ondan hüküm çıkartmanın şartları vardır.

 

Birincisi: Alet ilimlerini öğrenip İslami diploma (icazet) almış olmak.

 

İkincisi: Kur'anı anlamak için gerekli yüksek ilimleri okumuş ve diploma almış olmak.

 

Bir adam ki, nasih mensuh nedir, esbab-ı nüzul nedir, tahsis nedir, tevcih nedir, muhkem ve müteşabih nedir bilmiyor, o kişi Kur'anı bütünüyla nasıl anlayabilir ve yorumlayabilir?

 

Kur'anı anlamak ve onu yorumlamakta birinci anahtar Peygamberi, onun Sünnetini ve sahih hadislerini bilmektir.

 

Sünneti, hadisleri inkar eden bir kişi Kur'anı hakkıyla ve bütünüyle anlayamaz.

 

Tarihteki ve bugünkü İslam dünyasına bakınız: Ümmet yığınlarla fırkaya, hizbe ayrılmış, her kafadan bir ses çıkıyor.

 

Hepsi Kur'an diyor ama birinin ak dediğine öteki kara diyor.

 

Hangisi haklıdır?

 

Mirza Gulam Ahmed Kadiyani'ye nebi diyen fırka da gece gündüz Kur'an okuyor.

 

Hazret-i Ali'yi tekfir ve şehid eden Hariciler de Kur'an okuyor.

 

Ashab-ı Kiram'ın çoğunu nifak ve küfürle suçlayan yoldan çıkmışlar da Kur'an okuyor.

 

Ne kadar bid'at fırkası varsa hepsi Kur'an diyor, Kur'an okuyor.

 

Peygamberlik Hz. Ali'ye gönderilecekti, Hz. Ali ile Hz. Muhammed birbirlerine iki karganın birbirine benzemesi gibi benziyordu, bu yüzden Cebrail aleyhisselam şaşırdı da, vahyi Hz. Muhammed'e getirdi diyen sapık Gurabiye taifesi de Kur'an diyor.

 

Peygamberimiz bundan 1400 yıl önce haber vermiş: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunların biri müstesna diğerleri ateştedir... Ashab sormuş: Kurtulacak olan fırka hangisidir? Benim ve Ashabımın peşinden gidenler, izinde olanlar" buyurmuştur.

 

Demek ki: Doğru yolda olmak, İslam'ı ve Kur'anı doğru anlamak için Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ve Ashab (Allah onlardan razı olsun) peşinde ve yolunda olmak gerekiyor.

 

Bu yol cumhur-i ulema yoludur.

 

Bu yol Sevad-ı Azam yoludur. Sevad-ı Azam büyük karaltı (büyük kalabalık) demektir. Peygamber Efendimiz "Ümmetim içinde ihtilaf (anlaşmazlık) çıkarsa siz büyük karaltıya tabi olunuz" buyurmuşlardır.

 

Diyelim ki, İbn Teymiye ve yandaşları bir konuda ihtilaf çıkardılar. Biz onlara mı tabi olmalıyız? Hayır, Sevad-ı Azam'a, yani ulema, fukaha, eimme çoğunluğuna tabi olmalıyız.

 

Muhammed ibn Abilvehhab bazı konularda çoğunluğa muhalefet etmiş, onlara ters sözler söylemiş, hükümler vermiştir. Ona mı uyacağız, yoksa çoğunluğa mı?

 

Muhammed ibn Abdivvehab'ın kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab onun aşırı fikir, görüş, yorum ve ictihadlarını çürüten bir kitap yazmıştır. Ben bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı olarak Muhammed ibn Abdilvehhab'ı değil, Süleyman ibn Abdilvehhab'ı dinler ve tutarım. Çünkü cumhur-i ulema yolunda ve Sevadı Azam dairesi içinde olan Süleyman'dır.

 

Kur'an apaçık (mübin) bir kitaptır ama ondan her Müslüman kendi kafasına ve re'yine göre hüküm ve mana çıkartamaz.

 

Kur'anı ancak ilimde rasih olanlar anlayabilir, yorumlayabilir.

 

Din ilimleri okumamış bir terzinin, tabibin, mühendisin, bakkalın, çiftçinin, balıkçının Kur'andan kendi kafasına göre hüküm çıkartması Kur'ana hıyanet olur.

 

Böyle bir hıyaneti ancak cahiller yapabilir. İlim sahibi olan yapmaz.

 

Hulefa-i Raşidin devrinden sonra İslam'ı Kur'an ve Sünnete göre en iyi yorumlayan ve uygulayan Osmanlı Hilafeti zamanında herkesin kendi re'yiyle, kendi hevasıyla cahilane bir cür'etle Kur'an yorumu yapmasına izin verilmezdi.

 

Bugün Türkiye kitap piyasasında 190 küsur Kur'an tercümesi, Kur'an meali, Kur'an tefsiri bulunmaktadır.

 

Allah aşkına elimizi vicdanımıza koyarak doğru cevap verelim: Bunların kaç tanesi sırf Allah rızası için ehliyetli alimler tarafından yazılmış ve yayınlanmıştır?

 

İnsaflı ve adil bir ulema ve müfessir heyetine bunları tedkik ettirin, yirmi tanesine bile doğrudur raporu vermezler.

 

Kocaman bir tefsiri açıyorsunuz, İslam'ı inkar eden, Resulullahın risaletini ve davetini duyup da ona iman etmeyen kafirler de Cennetliktir diye yazıyor.

 

Öyle aşırı giden bir fırka vardır ki, onlar müşrikler için indirilmiş ayetleri Müslümanlar için yorumlayıp ehl-i Tevhidi ve ehl-i kıbleyi tekfir ediyor.

 

Reformcunun meal ve tefsiri alın, Kur'anı reformculuk için yanlış yorumluyor.

 

Dinde değişim isteyen Allah'ın kitabını kendi tezine uygun şekilde yorumluyor.

 

Dinde yenilik... Ilımlı İslam... BOP'çuların istediği İslam... Fazlurrahman'ın tarihsellik mezhebine göre İslam... M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra çıkartılmış Kemalizm ideolojisine göre ayarlanan ve uyarlanan İslam... Bunların taraftarları hep kendi fırka ve mezheplerine göre tercüme, meal ve tefsir yapıyor.

 

Bir İslam düzeninin ilk yapacağı iş din konusundaki kaos ve anarşiyi kaldırmak, Asr-ı Saadet ve Selef-i Salihin anlayışına ve yorumuna dönmektir.

 

Müslümanlar, Allah'ın kitabını, İslam dinini anlamak ve yorumlamak konusunda hizaya gelmelidir.

 

Mezhepler, fıkıh bid'attir, herkes kendi kafasına ve re'yine göre Kur'anı yorumlasın gibi sözler tehlikeli hezeyanlardır.

 

Asr-ı Saadet'te mezhep yokmuş... Elbette yoktu. Çünkü İslam henüz tamamlanmamıştı.

 

Asr-ı Saadet'te Mushaf da yoktu. İlk Mushaf Hz. Ebubekir zamanında toplanıp yazılmıştır. Fıkıh mezhebine bid'at diyenler Mushaf'a da mı diyecekler?

 

Kur'an "Bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?" buyuruyor.

 

Aklı başında olan Müslümanlar din ve Kur'an konusunda bilenlere yani gerçek ulemaya ve fukahaya tabi olmalıdır.

 

"Bana alim ve fakih gerekmez, ben kendi kafama ve re'yime göre Allah'ın Kitabını yorumlarım, mezhep falan kabul etmem..." diyenler, farkına varmadan Şeytanı şeyh ve mürşid edinmiş olur.

 

Cumhur-i ulema yolundan, Sevad-ı Azam dairesinden ayrılmayalım.

 

 

* (İkinci yazı)

 

Cami'de Ortodoks Ayini

 

Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos İzmir Alaçatı'da 88 yıl boyunca cami olarak kullanılan eski kiliseye gitmiş; devletin, hükümetin, mahalli otoritelerin, Diyanet'in izniyle orada yeni restore edilen kilise kalıntısı üzerinde bir Nasrani ayini yapmış.

 

Yunanistan'da Türkler zamanından kalan nice cami şu anda kilise olarak kullanılmaktadır. Bunların içinde Mimar Sinan yapısı binalar da vardır.

 

Ben bir Müslüman olarak ülkemizdeki Yahudi ve Hıristiyanlara din, inanç, ibadet, kimlik hürriyeti verilmesine karşı çıkmam. İslam evrensel bir dindir, İslam Barışı şemsiyesi altında başka din mensupları da huzur, adalet ve güven altında yaşayabilir.

 

Ancak 1924 mübadelesinden (nüfus değiş tokuşundan) sonra İzmir'de ve Batı Anadolu'da Rum nüfus kalmamıştır. Yunanistan'daki camilerin kiliseye çevrilmesi gibi, bizdeki bazı kiliseler de cami yapılmıştır.

 

Her şeyin bir sınırı olduğu gibi toleransın da bir sınırı vardır.

 

Durup dururken, Avrupa Birliği'ne gireceğiz diye, İslam dininin kabul etmediği toleranslar sergilemek yanlıştır.

 

Yunanistan'da yüz binlerce Müslüman yaşıyor ama Atina'da hâlâ bir cami yok. Yunan başkentinin merkezindeki iki Osmanlı camii de İslam ibadetine kapalıdır.

 

İstanbul'da onlarca Rum kilisesi mevcuttur.

 

Ankara iktidarı, İzmir Alaçatı'daki camide Ortodoks ayini yapılmasına izin vermeden önce Atina'da Müslümanların Cuma ve vakit namazlarını kılabilecekleri bir cami açılması için komşu hükümete baskı yapsa daha iyi eder.

 

05.06.2011

SA
08.06.2011 11:36
#40

Dinde Reform, Değişim, Yenilik Olmaz!..

 

1. Dinde reformun her çeşidi kötüdür. Dini değiştirmeye yönelik reformun azı da sapıklıktır, çoğu da.

 

2. Dinde tecdid vardır, her asırda müceddidler gelmiştir ama dinde reform yoktur, reformcular bozuktur.

 

3. İslam'ı Avrupa Birliği (AB) normlarına, standartlarına uydurmaya kalkışmak küfürdür.

 

4. İslam'ı Haçlıların ve Siyonistlerin BOP plan ve projesine uydurmak ve ayarlamak küfürdür.

 

5. Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih hadislerini AB ve BOP süzgecinden geçirip ayıklamak büyük bir ihanet ve suikasttır.

 

6. Ilımlı İslam emperyalistler, sömürgeciler, Siyonistler ve militan Haçlılar tarafından Müslümanlara hazırlanmış bir tuzaktır.

 

7. İslam dini ile Feminizm ideolojisi asla bağdaşmaz ve uyuşmaz.

 

8. Mezhepsizlik İslam Şeriatını tehdit eden en büyük bid'attir.

 

9. Dört fıkıh mezhebinin kolaylıklarını cem etmek din ile alay etmektir.

 

10. Ehl-i Sünnet'e karşı yeni bir "İslam Protestanlığı" çıkartma teşebbüsleri hıyanettir.

 

11. İlahi İslam dini ile M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra uydurulmuş Kemalizm ideolojisini bağdaştırmaya çalışan ilahiyatçılar çok bozuktur.

 

12. İmanın şartları altıdır ve bunlardan biri kadere imandır. Kadere imanı inkar eden doğru yoldan çıkmıştır.

 

13. Zinanın dinen suç ve günah olduğuna inanmayan dinden çıkar, mürted olur.

 

14. Kur'andaki ve sahih hadislerdeki muhkem hükümler Kıyamet'e kadar yürürlüktedir.

 

15. Din "sadece" bir vicdan meselesidir, din ile dünya ayrıdır, din dünyaya karışamaz diyen kişi Müslümanlıktan çıkmış olur.

 

16. Tesettür Kitab, Sünnet ve icma-i ümmet ile farzdır, inkar eden mürted olur.

 

17. Şefaat haktır, inkar eden bid'atçidir.

 

18. Cumhur-i ulema görüşüne aykırı bütün şazz görüşler geçersizdir.

 

19. İcazetli ulema, fukaha sınıfından olmayan, tefsir yapma ehliyetine sahip olmayan kişilerin yaptıkları Kur'an tercümeleri, mealleri, tefsirleri yanlışlarla doludur ve okunmamalıdır.

 

20. Tefsir ehliyeti ve icazeti olduğu halde "sırf" para kazanmak, mal edinmek, köşeyi dönmek niyet ve amacıyla yazılan tefsirler de ihlasa mukarin olmadıkları için alınmamalıdır.

 

21. Kendisini bir tür imam ve mürşid gibi gösteren reformcu, bid'atçi ve binamaz kişiler dall ve mudildir.

 

22. İslam dini ile hayatı birbirinden kopartmak ve ayırmak, dini sadece vicdanlara haps etmek isteyenler ve bu yolda çalışanlar sapıktır.

 

23. Dinde değişim istemek bir tür reformculuktur ve sapıklıktır.

 

24. Din hükümleri eskimez, binaenaleyh dinde yenilik yapılamaz.

 

25. Kur'anın ve Sünnetin nice muhkem hükmü zamanımızda geçerli değildir, onlar tarihseldir diyen ve bu yüzden Pakistan'dan kovulan Fazlurrahman çok bozuk bir kişidir ve onun Tatiliye mezhebi bozuk ve sapık bir mezheptir.

 

26. Müslümanlar elbette hadis çalışmaları ve tasnifleri yapabilir, ortaya yeni hadis kitapları koyabilirler ama asla ve asla AB ve BOP normlarına göre hadis ayıklaması yapamazlar.

 

27. Sahih-i Buhari'nin, Allah'ın Kitabı Kur'andan sonra en sahih (doğru) kitap olduğunda icmaya yakın çok kuvvetli bir ittifak vardır.

 

28. Nasirüddin Albani'nin ilim, fıkıh ve hadis icazeti yoktur ve çağımızın en büyük bid'atçisi olduğuna dair aleyhinde on beş kadar (bazısı birkaç cilt) reddiye yazılmıştır. Bu kişi kesinlikle din alimi ve imam değildir, ona itibar edilmez.

 

29. Tarikat ve tasavvuf evliyası evliyaurrahman değil, evliyauşşeytandır diyen taife yoldan çıkmıştır.

 

30. Necid mezhebinin Ehl-i Sünnet ve Cemaat'e aykırı bütün iddia, inanç, görüş, fikir, fetva ve tenkitleri batıldır. Bunlardan bir teki bile isabetli ve sahih değildir.

 

31. Din ilmi okumamış bir Müslüman İslam'ı ve kulluk vazifelerini doğrudan doğruya Kitab ve Sünnet'ten değil, muteber akaid, fıkıh, ilmihal ve ahlak kitaplarından öğrenebilir/öğrenmelidir.

 

32. Ümmet-i Muhammed arasında dini konularda anlaşmazlık çıkınca, Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) Sevad-ı Azam dairesi içinde bulunmayı tavsiye etmiştir.

 

33. Bir mürşide mutlak ihtiyacı olduğu halde kamil bir mürşidi olmayanın mürşidi şeytan olur.

 

34. Sürüden ayrılanı kurt kapar.

 

35. Din sömürücüleri en azılı harbi kafirlerden fazla zarar vermektedir.

 

36. Merhum Şeyhülislam Tokadi Mustafa Sabri, merhum Düzcevi Muhammed Zahid Kevseri, merhum Mekke Şafii Reisüluleması Ahmed Zeyni Dahlan, merhum Yusuf İsmail en-Nebhani gibi ulema bid'atçilere, reformculara, sapık fırkalara karşı Ümmet-i Muhammed'i uyarmışlardır. Ehl-i Sünnet Müslümanları onlara şükran borçludur. Onları unutmamalıyız ve hatıralarını, eserlerini, görüşlerini canlı ve taze tutmalıyız.

 

37. Bulgaristanlı Ezheri merhum Ahmed Davudoğlu hocaefendi hazretleri hem komünist Bulgar devletinin, hem de ülkemizdeki bozuk rejimin zulmüne uğramış, inançlarından dolayı zindanlarda yatmış mücahid, alim, fakih bir Ehl-i Sünnet büyüğüdür. Reformcularla mücadele etmiş ve Müslümanları uyarmıştır. Onun uyarılarını ve öğütlerini hiç unutmamalıyız.

 

38. Cemaleddin Afgani yalancıdır ve Müslümanları aldatmıştır. Çünkü İranlı olduğunu saklamış, kendisini Afgan olarak göstermiş, yine Şii olduğunu gizleyip Sünni postuna bürünmüştür. Bu adam azılı ve koyu bir Farmasondu. Bu kişiyi bir İslam büyüğü olarak tanıtmak büyük bir aldatmacadır.

 

39. Afgani'nin müridi Muhammed Abduh da Masondur ve bozuktur.

 

40. Afgani ve Abduh ile bir sacayağı oluşturan Reşid Rıza bozuktur.

 

41. Türkiye'de Ehl-i Sünneti yıkmak için sinsi ve açık, genel ve yoğun bir tahrip kampanyası yürütülmektedir. Bütün Müslümanlar bunu bilmeli ve yasal sınırlar içinde buna karşı çıkmalıdır.

 

42. Şu anda ülkemizde mutlak İslam müctehidi ve mezheb müctehidi yoktur. Bazı reformcular ve bid'atçiler kendilerinin müctehid olduğunu iddia ediyor. Bunlara aldanmamalıdır.

 

43. Sekülarizm cereyanı Ümmetimizi tehdit eden büyük tehlikelerden biridir.

 

44. Gizli ve derin şer güçleri, reformcuları şaibeli telif ücretleriyle cömertçe desteklemektedir.

 

45. Dinini, imanını korumak isteyen, ebedi saadetini tehlikeye atmak istemeyen akıllı, firasetli Müslümanlar bilcümle reform, yenilik, değişim, BOP'çuluk, ılımlı İslam, İslam Protestanlığı, Üç ibrahimi din, kafirler de cennete girecektir, Kemalizme uygun İslam, mezhepsizlik, telfik-i mezahib gibi bozuk bid'at cereyanlarından uzak durmalıdır.

 

 

(İkinci yazı)

Gafleti Bırakalım

 

ÜLKE ve dünya çok karışık. Çok alametler belirdi. Bunun sonu ya küçük kıyametlerdir, yahut büyük kıyamet. İnsanlığı saran gaflet ve dalalet bulutları ve sisleri çok yoğun. Ülkemizde milyonlarca vatandaş şaşkın vaziyette. Müslümanların bir kısmı hem biz Allaha inandık diyor, hem Allahın yap dediklerini yapmıyor, yapma dediklerini yapıyor. Büyük günahlar, büyük ayıplar, büyük isyanlar açıkça işlenmeye başladı. Fısk, fücur, tuğyan kebair sokaklara taştı. Mal ve para hırsı nicelerini azdırdı, çıldırttı, kudurttu. Onlara dur diyen hemen hemen kalmadı. Müslümanların büyük bir kısmı küfre alıştı ve kanıksadı. Gelip geçici dünyaya yöneldiler, ahireti sanki unuttular. Yüksek binalar ve zina çok yaygın. Riba ile ticaret birbirine karıştı. "Onların dinleri paradır, kıbleleri karılarıdır..." Lüks, israf, bin türlü beyinsizlik. Niceleri var ki, cep telefonuna verdikleri önemi dine vermiyor. Şunlara bakınız: Hem biz Müslümanız diyor, hem de azgın ve ekfer Tağut'un peşinden gidiyor. Bir kısım taife-i nisa büsbütün şaşırdı. Bazıları rühbanlarını erbab edindi, putlaştırdı. Şu şaşkınlara bakın: Tevhid'i, Resulullah'ı, Kur'anı, İslam'ı red, inkar ve tekzib edenleri Cennete dolduruyor. Bre nabekarlar!.. Cennet sizin babanızın çiftliği midir?

 

Ebedi saadetini yitirmek istemeyen gafletlerden arınsın uyansın, Kur'ana ve Sünnete uygun doğru yola girsin.

 

 

08 Haziran 2011

08.06.2011 12:08
#41

Bugünün durumu güzel yazdırılmış.

Allah razı olsun

SA
09.06.2011 11:54
#42

Allah Resmi İdeoloji Çılgınlarına Fırsat Vermesin

 

ALLAH Ergenekonculara, resmi ideolojiyi putlaştıranlara, vesayetçilere, Derin Güçlere (DG) fırsat ve imkan vermesin. Ellerine fırsat geçerse Müslümanların hali duman olur.

 

Bendeniz hayatım boyunca onlardan çok çektim. İnançlarımdan, düşüncelerimden, görüşlerimden, haklı tenkitlerimden dolayı bana çok eziyet edildi.

 

Allah bu devletin, bu halkın, bu ülkenin başından resmi ideoloji ve vesayet belalarını kaldırsın.

 

Her darbe başımıza bir balyoz gibi indi.

 

27 Mayıs 1960... 12 Mart 1971... 12 Eylül 1980... 28 Şubat...

 

Gençler bilmez, bu Müslüman millet neler çekmedi ki...

 

Beş kişi bir evde toplanır, yatsı namazı kılar, ardından tesbih çeker, dini risaleler okur, ev basılır, Müslümanlar caniler gibi yakalanır, götürülür ve tutuklanır.

 

Din ve dünya birbirinden ayrılmaz diye bir yazı yazmıştım. Ağır Ceza Mahkemesine verildim, iki yıl hapse mahkum oldum, ilaveten hapis cezasını çektikten sonra Çanakkale'ye sürgün cezası da vermişlerdi...

 

Resmi ideoloji bu memlekette Cumhuriyet'ten sonra on binden fazla tarihi camiyi, tekkeyi, medreseyi, taş mektebi, imareti, vakıf binasını yıkmış, satmış, kiraya vermiş, başka amaçlar için kullanmıştır.

 

Ülkemizdeki tarihi İslam kabristanları vandalca, yamyamca, vahşice, düşmanca, domuzca tahrip edilmiştir. İslam kabristanlarını düzlemişlerdir ama Bülbülderesi'ndeki Selanik Avdetileri mezarlığı titizlikle, hassasiyetle korunmuş, bir taşına bile dokunulmamıştır.

 

Resmi ideoloji halkımızın dilini kesmiş, Türkçenin canına okumuştur.

 

Resmi ideoloji halkı yabancılaştırmak için elinden gelen haksızlığı ve baskıyı yapmıştır.

 

Resmi ideoloji yapay ve sahte bir tarih üretmiştir.

 

İstiklal Mahkemelerinin zalimane kararlarıyla binlerce din hocası, şeyh, derviş, Müslüman şehid edilmiş, ocakları söndürülmüştür.

 

Düzmece Menemen vak'ası ile ülkede terör kasırgaları estirilmiştir.

 

Din hocası yetiştiren bütün mektepler, medreseler ve fakülteler kapatılmıştır.

 

Yıllar boyunca Müslümanların hacca gitmesi engellenmiştir.

 

Yine uzun yıllar boyunca Ezan-ı Muhammedi okunması yasaklanmış, okuyanlara korkunç zulümler yapılmıştır.

 

Dini gazete ve dergi çıkarttırılmamıştır.

 

Basında dinden bahs eden yazı yayınlanması yasaklanmıştır.

 

Hatta bir ara, halkı zorla Protestan yapmak fikri ortaya atılmış, Kazım Karabekir Paşa'nın "Halk bizi parçalar" demesi üzerine bu çılgın proje uygulamaya konulmamıştır.

 

Bütün evliyaullah ve ecdat türbeleri kapatılmıştır.

 

Vakfiyesinde "Benim bu camimi camilikten çıkartacakların üzerine Allah'ın ve meleklerin laneti olsun..." yazılan büyük cami ibadete kapatılmıştır.

 

Resmi ideolojinin Müslüman halka yaptığı zulümleri kısaca sıralamaya kalksam günlerce yazmam gerekir.

 

Türkiye Ortadoğu'nun Japonya'sı olabilecekken, hatta ondan ileri gidebilecekken resmi ideoloji yüzünden geri kalmıştır.

 

Resmi ideoloji toplumu yabancılaştırmıştır.

 

Resmi ideoloji milli kimlik ve kültürü, toplumsal barış ve uzlaşmayı berhava etmiştir.

 

Bendeniz, suçlu olduğu adil kanunlarla ve adil mahkeme kararlarıyla sabit olmayan hiç kimseyi peşinen suçlu kabul etmem. Lakin Ergenekon'dan nefret ediyorum. Resmi ideolojiden nefret ediyorum. Vesayet rejiminden nefret ediyorum.

 

İnsanların en temel ve kutsal hakkı din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak, çocuklarını kendi dininde yetiştirmek, dinini ayakta tutmak için din eğitimi yapmak hakkıdır.

 

Çoğunluğu oluşturan Türkiye Müslümanlarının bu haklarını çiğneyen herkes zalimdir, merduttur, haindir. Açın evrensel insan hakları ve hürriyetleriyle ilgili beyannameleri, sözleşmeleri, metinleri, hepsinde din ve inanç hürriyetinin öncelikle yer aldığını göreceksiniz.

 

Halk çoğunluğunun kabul etmediği, milli kimlik ve kültüre aykırı olan, insan hak ve hürriyetleriyle çatışan bir ideolojiyi Müslüman bir millete din gibi dayatmak çok büyük bir zulümdür.

 

Bugün bu memlekette büyük bir Kürt problemi ve krizi varsa resmi ideoloji yüzündendir.

 

Resmi ideoloji meftunları Türklerle Kürtleri birbirlerine düşman etmek, kan döktürmek, ülkeyi allak bullak etmek, devletin temellerini dinamitlemek için her habaseti yapmıştır ve yapmaktadır.

 

1984'ten bu yana gerilla savaşının tozu dumanı içinde yüz milyarlarca liralık uyuşturucu trafiği, ticareti, kaçakçılığı yapmışlardır.

 

Bu ülkenin, bu halkın, bu devletin huzuru, dirliği, birlik ve beraberliği, saadeti, güveni, iç barışı, toplumsal uzlaşması için Kürt meselesinin adilane, kalıcı bir şekilde çözülmesi gerekmez mi? Gerekir ama onlar istemiyorlar bunu.

 

Resmi ideoloji hastaları ne diyor:

 

Halkın yüzde doksan çoğunluğu bizim istemediğimizi istese, o şeye izin vermeyeceğiz!..

 

Gerekirse bin yıl baskı yapacağız!..

 

Biz ne kadar din ve inanç hürriyeti verirsek, bununla yetineceksiniz, daha fazlasını istemeyeceksiniz!..

 

Bizim verdiğimiz din hürriyetinin ötesi irticadır!..

 

Biz halka Müslümanlığı yasaklamadık ama bizim istediğimiz şekilde ve kadar Müslüman olacaksınız!..

 

Çocuklarınızı milli kimlik, kültüre göre değil, bizim dayattığımız resmi ideolojiye göre yetiştireceksiniz.

 

Asıl olan resmi ideoloji ve ...zmdir, din hürriyeti ondan sonra gelir.

 

Onlar gerçek cumhuriyetin de canına okumuşlar, cılkını çıkartmışlardır.

 

Bir 1923'te, İstiklal savaşından sonra kurulan cumhuriyete bakınız, bir de bunların cumhuriyetine.

 

Egemenlik kayıtsız şartsız halkındır diye diye milli iradeyi, milli kimlik ve kültürü çiğnemişlerdir.

 

Ülkemizde Nazi Almanya'sına ve Sovyet rejimine paralel ideolojik bir tek parti rejimi kurmuşlardır.

 

Onların seçim sistemine bakınız:

 

* Bir tek parti vardır.

 

* Adaylar merkezde tesbit edilir.

 

* Birinci seçmenler ikinci seçmenleri seçer.

 

* İkinci seçmenler merkezden gelen seçim pusulalarını sandığa atar.

 

Sahte cumhuriyetçiler sadece Sünni Müslümanları ezmemiştir.

 

Alevilerin canına da okumuşlardır.

 

1944'te ırkçı yaftasıyla milliyetçilere ve Türkçülere kan kusturmuşlardır.

 

Onların Altın Çağında bu ülkede yol yoktu, su yoktu, çalışanların sosyal güvencesi yoktu, adalet yoktu. Onlar bir korku rejimi kurmuşlardı. Diktatörlüklerinin en koyu ve amansız günlerinde Şark Fatihi Kazım Karabekir Paşa ev hapsindeydi.

 

Onların Türkiyesi'nde verem, sıtma, frengi kol geziyordu.

 

1943'te İstanbul'da Sultanahmet camii asker deposu yapılmıştı.

 

Ben eski günleri hatırlıyorum, halkın büyük bir kısmının ayakkabısı bile yoktu. Köylüler çarık giyiyor, çarık bulamayanlar yalın ayak geziyordu.

 

Türkiye'nin halk, ülke ve devlet olarak önünün açılması ve geleceğinin garanti altına alınması için resmi ideoloji heyulasının ortadan kaldırılması gerekmektedir.

 

Resmi ideoloji özelleştirilmeli, resmi olmaktan çıkartılmalıdır.

 

İnanan inansın, inanmayana baskı ve zulüm yapılmasın.

 

Çoğunluğu oluşturan Türkiye Müslümanları, İngiltere'de yaşayan Müslümanlar kadar insan haklarına ve hürriyetlerine, din inanç ibadet ve inandığı gibi yaşamak serbestliğine sahip olmalıdır.

 

Resmi ideoloji hastaları ve çılgınları çoğunluğa hak tanımıyor.

 

Onlar Müslüman çoğunluğa sömürge yerlisi, ikinci sınıf vatandaş, parya, zenci muamelesi yapıyor.

 

Onlar çoğunluğun temel hak ve hürriyetlerini kısıtlıyor ve ihlal ediyor.

 

Onlar, kendileri azınlık olduğu halde, çoğunluğa azınlık muamelesi yapıyor.

 

Müslüman bir kadın ve kız isterse başına eşarp örter, isterse çarşaf giyer, onlara ne!..

 

Onlar şu anda öfkeden ve kinden çılgına dönmüş vaziyettedir.

 

Ellerine fırsat ve imkan geçerse yapmayacakları yoktur.

 

Müslüman halk çoğunluğu bunu bilsin ve ayağını denk alsın.

 

Artık baskılar, tabular, vesayetler devri sona ersin.

 

Erdem, hukuk, milli kimlik ve kültür üzerine kurulu gerçek bir cumhuriyet istiyoruz.

 

Milli barış ve uzlaşma istiyoruz.

 

Saçma sapan çağdışı bir ideolojinin darbeleri altında kahr olmak istemiyoruz. Egemen azınlıkların Müslüman çoğunluğu ezdiği bir rejim istemiyoruz.

 

 

09.06.2011

SA
10.06.2011 13:49
#43

En Kârlı Ticaret

 

SORU: En kârlı ticaret nedir?

 

CEVAP: Allah ile yapılan ticarettir?

 

SORU: Bu ticaret nasıl olur?

 

CEVAP: Tevhid'e, İman'a, İslam'a, Kur'ân'a, Sünnet'e, Şeriat'a, Ümmet'e (Allah'ın rızasına uygun şekilde) yapılan hizmetlerle olur.

 

SORU: Bu ticaret hangi vasıtalarla yapılır?

 

CEVAP: Para harcayarak, mal sarf ederek, canla, başla, ömrünü tüketerek, ilimle irfanla hikmetle... Doğrudan doğruya yapılabildiği gibi dolaylı şekilde de yapılabilir.

 

SORU: Dolaylısı nasıl olur?

 

CEVAP: Kendisi bizzat yapmaz, yapanları destekler, onlara manen ve maddeten yardımcı olur.

 

SORU: Bu ticaretin makbul olması (Allah tarafından kabul edilmesi) için birinci ön şart nedir?

 

CEVAP: İhlastır. Yani sadece Allah için, O'nun yüce rızasını kazanmak için yapılmalıdır.

 

SORU: Bir adam hem Allah için çalışsa, hizmet etse, hem de nefs-i emmaresi ve maddi menfaati için...

 

CEVAP: İhlas müşareket (ortak) ve kesir kabul etmez. Ya yüzde yüz olur, ya olmaz.

 

SORU: Bir zengin, bütün malını ve servetini Allah'ın rızasına, Kur'ana ve Sünnete uygun bir şekilde harcasa ve sonunda fakir düşse, onun durumu nedir?

 

CEVAP: Çok büyük, çok karlı bir ticaret yapmış ve çok zengin olmuştur o.

 

SORU: Süslü fakat sanatsız camiler yaptırmak, onları sanatsız bir şekilde saçma sapan tezyin etmek, onların içine kalorifer döşemek, klima ve soğuk su cihazları koymak, ibadet yerini hoparlörlerle, ışıldak, fırıldak ve zırıldaklarla doldurmak İman'a, İslam'a, Kur'ana hizmet midir?

 

CEVAP: Kesinlikle değildir. Peygamberimizin ahir zamanda camilerin süslü, fakat ibadet konusunda harap olacağı mealinde hadisleri vardır. Dinin, imanın, Şeriat'ın elden gittiği bir zamanda camileri zevksizce süslemek akıl karı mıdır?

 

SORU: En önemli hizmet nedir?

 

CEVAP: İnsanları imana davet etmektir.

 

SORU: İkinci hizmet nedir?

 

CEVAP: İman etmiş olanların inançlarının doğru inançlar olması için çalışmaktır. (Tashih-i itikad)

 

SORU: Kur'ana, Sünnet'e, Şeriat'a aykırı faaliyetler hizmet olur mu?

 

CEVAP: Olmaz.

 

SORU: Zaruriyat-ı diniyeyi inkar edenlerin faaliyetleri hizmet midir?

 

CEVAP: Değildir.

 

SORU: Bir kişi, "İslam tek hak din değildir. Zamanımızda başka hak dinler, öteki ibrahimi dinler de vardır, Resulullahı red, tekzib ve inkar edenler de cennetliktir" bozuk inancına sahip olsa, o kişi hizmet edebilir mi?

 

CEVAP: Edemez.

 

SORU: Erbab haline getirilmiş rühbanların riyaseti, şöhreti, itibarı, revacı için yapılan faaliyetler hizmet midir?

 

CEVAP: Değildir.

 

SORU: Allah'a noksan sıfatlar izafe eden bozuk bir mezhebin revacı için yapılan faaliyet ve hizmetler gerçek hizmet midir?

 

CEVAP: Değildir.

 

SORU: İlimle, kültürle hizmet edilebilir mi?

 

CEVAP: Hizmetin başı ilim ve kültür hizmetidir ama ihlas şarttır. Bir alim halkın kendisi için "Ne büyük alimmiş" demesi için yahut zengin olmak için hizmet ediyorsa, yaptıkları zahirde hizmet gibi görünse de gerçekte hizmet olmaz. Çünkü ihlasa mukarin değildir.

 

SORU: Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, BOP'çuluk, Fazlurrahmancılık, ılımlı İslam, Kemalizme uygun İslam, Şeriatsız İslam, mezhepsizlik, telfik-i mezahib gibi bid'atlerle hizmet edilebilir mi?

 

CEVAP: Böyleleri hizmet etmez, hezimete sebep olur.

 

SORU: İçinde kasıtlı yanlışlar bulunan Kur'an tercümeleri, Kur'an mealleri ve tefsirleri ile hizmet olur mu?

 

CEVAP: Olmaz. Bu kasıtlı yanlışlar ve aykırı yorumlar yüzünden bazı cahil ve gafiller imanlarını bile yitirebilir.

 

SORU: Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) hadislerini AB normlarına, Feminizme, Kemalizme göre ayıklamak bir hizmet midir?

 

CEVAP: Neuzübillah!.. Böyle bir şey küfre kadar gidebilir.

 

SORU: Halkın cemaatle namaz kılması için telkinde bulunmak, propaganda yapmak hizmet midir?

 

CEVAP: Büyük hizmettir.

 

SORU: Halka, öğrenilmesi farz olan temel din bilgilerini (ilmihalini) öğretmek için çalışmak hizmet midir?

 

CEVAP: Çok büyük bir hizmettir.

 

SORU: Yüklü ücretler karşılığında vaaz eden, dini konferanslar veren, dini sohbetler yapan kimseler hizmet mi ediyorlar?

 

CEVAP: Hayır, onlarınki hizmet değildir.

 

SORU: Yahu bu hizmet dediğin şey nedir?

 

CEVAP: Yazımın başında açıklamıştım. Kur'ana ve Sünnet'e uygun şekilde ihlasla; İman, İslam, Tevhid, Ümmet, Şeriat, İmamet-i Kübra, Ahlak-ı İslamiye için doğru dürüst çalışmak, ücretini Allah'tan istemek ve beklemektir.

 

*(İkinci yazı)

 

Halkı Namaza Başlatmak İçin Bir Milyar Dolar

 

İmanı olan halkı beş vakit namaza başlatmak, bugün yüzde on olan namaz kılanların nispetini yüzde otuza, elliye, altmışa çıkartmak için üç senelik bir program yapılsa, bu iş için bir milyar dolarlık bir fon bulunsa...

 

Çok iyi olur...

 

Biz Müslümanlar bugünkü ilmimiz, irfanımız, kültürümüz, ahlakımız ile böyle bir hizmeti yapabilir ve başarılı olabilir miyiz?

 

İnşallah yapabiliriz.

 

Böyle bir hizmet için teşebbüse geçilirse ortaya büyük bir tehlike çıkacaktır.

 

Bir milyar dolarlık bir fon var ya, işte bu fonu hortumlamak için ne kadar adi din sömürücüsü münafık haşarat varsa ortaya çıkacaktır.

 

Ehliyetsizler, kurulacak teşkilatta memuriyet almak için akın akın başvuracaktır.

 

En iyisi böyle bir hizmetin, en az para ile yapılmasıdır. Ehliyeti olmayanlar bu namaz seferberliği faaliyetinde kesinlikle istihdam edilmemelidir.

 

Bendeniz 1950'li yıllarda has ve gerçek Nurcuları tanıdım, din iman Kur'an hizmetlerini ücretsiz yaparlardı.

 

Gerçek şeyhler, onların halifeleri, gerçek dervişler de hizmetlerini ücretsiz yapardı.

 

Bırakın ücret almak, nice hizmetkarlar işlerini, ticaretlerini yitirmişler, fakr u zarurete düşmüşlerdi.

 

Halkı ve gençliği namaza çağırmak için broşürler, kitaplar hazırlanacak... Bunları yazanlara telif ücreti vermemek gerekir. Allah için yazsın, ücretini de Allah'tan istesin.

 

Ücret verilmezse, ihlassız haşarat gelip taciz etmez.

 

Namaz seferberliği için toplanan bir milyar dolarlık para şu kalemlere harcanmalıdır:

 

1. Broşürlerin, kitapların kağıt, baskı, teclid, depolama, sevkiyat, irsalat masrafları.

 

2. Bu işte çalışacak işçilere ve küçük memurlara maaş.

 

3. Medyada ve basında reklam. (Dini gazete, dergi ve tv'lerde çıkacak ilanlar için para ödenmeyecektir. Para yok diye basmayacak çıkarsa basmasın!..)

 

Dini imanı para olan bir açıkgöz Namaz Seferberliği Teşkilatına genel müdür olacak ve ayda 30 bin dolar maaş alacak... Almaz olsun, olmaz olsun!.. Kahr olasıca!.. Böyle dini bir hizmet ancak Peygamber, Ashab-ı Güzin, Ehl-i Beyt, Selef-i Salihin, evliyaullah, süleha ahlakı ile yürütülebilir.

 

İmamı Gazali bu devirde yaşasaydı, ondan namaza çağıran, namazı anlatan bir kitap yazmasını isteseydik, telif ücreti mi taleb edecekti? O istemese, biz bir zarfa koyup versek ne yapardı? Paraları zarftan çıkartıp suratımıza çarpardı.

 

Abdülkadir Geylani, Ahmed er-Rufai, Şahı Nakşibend, Hasan eş-Şazeli, Hacı Bayramı Veli, Ahmed Yesevi ve benzeri ehlullah böyle hizmetler için telif ücreti, maaş mı isterlerdi?

 

Bu gibi hizmetlerde, zaruret derecesinde lüzum varsa birtakım idari personele geçimleri için maaş ve ücret verilebilir ama ulemaya, fukahaya, mürşidlere para verilmez.

 

Dini irşad hizmetlerinin bazı kimseler tarafından para ile yapılması devrimize mahsus büyük bid'atlerden ve ahlaksızlıklardandır...

 

Müslümanlar bir araya gelecek, halkı ve gençliği namaza çağırmak için büyük bir teşkilat kuracak, bu hizmet için bir milyar dolarlık bir fon oluşturulacak, bir kısım idareciler ve işçiler dışında para ödenmeyecek, hele hiç telif ücreti verilmeyecek...

 

Bendeniz iyice sapıttım, münafık oldum galiba!..

 

10 Haziran 2011

SA
14.06.2011 12:07
#44

Sahte Müctehidler, Bozuk İctihadlar...

 

Bu devirde mutlak müctehid yoktur. İlmi, ehliyeti, liyakati, derecesi ictihad yapmaya müsait olmayan biri re'y ve heva ile yanlış ve isabetsiz ictihadlar yaparsa ne olur? Dall ve mudil (sapıtmış ve sapıttıran) olur.

 

Bu devirde müctehid fi'l-mezheb de yoktur.

 

Bu devirde o eski icazetli, ehliyetli ve güçlü büyük din alimleri, büyük fakihler de yoktur.

 

İmamı Gazali hazretlerinin üstadı İmamü'l-Haremeyn el-Cüveyni hazretleri ilimde mutlak müctehidlik derecesine yükselmişti. Lakin zamanının yeni bir fıkıh mezhebi kurmaya uygun olmadığını, dört hak mezhebin yeterli olduğunu firasetiyle anladı ve İmamı Şafii hazretlerinin fıkhına tabi oldu.

 

Yakın tarihte çok yüksek derecelere çıkmış ulema, fukaha, müfessirin, muhaddisin, allame hazeratı dört fıkıhtan birine bağlı kalmışlar ve müctehidlik taslamamışlardır. Allah onların hepsine rahmet eylesin.

 

Mutlak müctehid olmayanların müctehidlik taslamaları, re'y ve heva ile ictihad yapmaları Müslüman halkın ve gençliğin zihnini karıştıran büyük bir fitnedir.

 

Bu fitneyi miladi 19'uncu asırda Farmason ve aldatan Afgani çıkartmıştır.

 

Bugün büyük sayıda Müslüman yüzlerce fırkaya ve hizbe ayrılmış, birbirlerinden kopmuş, çekişip tepişiyor. Bu tefrikada, bu fitnede sahte müctehidlerin, mezhepsizlerin çok tuzu biberi vardır.

 

Din alimleri ikiye ayrılır: (1) Gerçek icazetli, ehliyetli, ihlaslı, mürüvvetli, takvalı din alimleri... (2) Ulema-i su' denilen kötü alimler. Bu ikinciler dünya için dini satarlar, zalim rejimlere ve sultanlara yağcılık yaparlar. Sözde hizmetlerini para, mal ve zenginlik elde etmek için alet ederler. Vaktiyle Hindistan'da Ekber (Ekfer) Şah etrafında toplanıp onun sapıklıklarına kılıf uydurmaya çalışan, dünyaları için ahiretlerini harap eden bedbaht alim taslakları bu sınıftandır.

 

Osmanlılar zamanında ülkemiz çok büyük ulema ve fukaha yetiştirmiştir.

 

Son devir Osmanlı ulemasının içinde ilim, irfan, hamiyet, mürüvvet heykeli şahsiyetler vardır.

 

Onların hiç biri, tekrar ediyorum hiç biri müctehidlik taslamamış, ictihad yapmamıştır.

 

Osmanlı devletinin resmi fıkhı Hanefilikti. Diğer üç hak mezheb de serbestti.

 

Fıkıh bir ilm-i bi-payandır. Bin senede oluşmuş bir hukuk abidesidir.

 

Fıkıh ilmindeki otuz bin kadar hüküm Kur'andan, Sünnetten çıkartılmıştır.

 

Müslümanlar fıkıhsız kalırsa büyük bir bozukluk, dağılma, çözülme başlar.

 

Şeytan (Allah'ın laneti onun üzerine olsun!) iyi niyetli cahilleri şöyle kandırır. "Ebu Hanife de senin gibi bir insandı, o nasıl ictihad yapmışsa sen de yapabilirsin..." Cahil bu tuzağa düşüp "Evet sayın Şeytan efendi haklı bir söz ettin" dedi mi işi bitiktir. Fetva verecek hali yoktur ama ictihad yapmaya başlar, saçmalar, sapıtır, sapıttırır.

 

Selef-i Salihin efendilerimizden sonra, bütün İslam tarihi boyunca en fazla yirmi kadar mutlak müctehid çıkmıştır. O gerçek müctehidler ilimde, irfanda, takvada, anlayışta, firasette çok yüksek insanlardı. Yüz binlerce hadisi varyantlarıyla birlikte ezberlemişlerdi. Bazısı 40 yıl boyunca sabah namazını yatsının abdestiyle kılmıştır. Haram yemezlerdi. Lüks ve israf içinde yaşamazlardı. Ebu Hanife hazretleri kumaş ticareti yapardı, güzel elbiseler diktirir, onları namazda giyerdi. Rabbimin bana olan nimetleri O'na ibadet ederken üzerimde görünsün derdi.

 

Bugünkü sahte müctehidler o gerçek müctehidlerin ayağının tozu olamaz.

 

Şu kişilere bakınız: İçinde bozuk yorumlar, bozuk tercümeler olan din kitapları yazacaklar ve çuvalla te'lif ücreti alacaklar... İhlas ve takva böyle bir şeye izin verir mi?

 

Benim sevgili Müslüman kardeşlerim!.. Yaşlı genç hepinizin ellerinden ayaklarından hürmetle öperim. Gerçek icazetli ulema ve fukahaya tabi olunuz. Mezhepsizlik ve telfik-i mezahib tuzağına düşmeyiniz.

 

Din, iman, Şeriat elden gidiyor veya gitmiş, bu devir müctehidlik taslamak, ictihad yapmak devri değildir.

 

Bu fitne fesat fetret devrinde bırakın mutlak müctehid, tabakat-ı fukahanın en alt derecesi olan müftü bile çok azdır. En son büyük müftüler Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen ve Bulgaristanlı Ahmed Davudoğlu hocaefendilerdir.

 

Peşinden gidilecek alimler Şeyhülislam Tokadi Mustafa Sabri, Düzcevi Muhammed Zahid el-Kevseri, Yusuf İsmail en-Nebhani, Mekke Şafii Reisüluleması Ahmed Zeyni Dahlan ve benzeri gerçek alimlerdir.

 

İcazetleri, ehliyetleri, liyakatleri olmadığı halde kendilerini müctehid gösterenlerden, yersiz ve yanlış ictihadlar yapanlardan uzak durunuz. Hiçbir gerçek Rabbani alim ve fakih bu devirde ictihad yapmaz.

 

Vehhabilerin ve Selefilerin göklere çıkardıkları Nasuriddin Albani isminde bir zat var. Bu kişi, bir otodidakttir, ilmi icazeti yoktur, mesleği saatçiliktir. Kendisini büyük muhaddis olarak göstermiş ve Sahih-i Buhari'ye bile dil uzatmıştır. Yaptığı vahim hataların, büyük imamlara ve ulemaya karşı saygısızlık ve hakaretlerinin, bid'atlerinin, tahribatının haddi hesabı yoktur. Ehl-i Sünnet uleması ve fukahası ve muhaddisleri bu kişiyi red için ciltlerle kitaplar yazıp Müslümanları uyarmışlardır. Reformcuların yere göğe sığdıramadıkları bu bid'atçinin içyüzünü anlamak isteyenler, "Zamanımızın Önde Gelen Reformcusu Nasuriddin el-Albani Hakkında Kısa bir Rehber" (Dr. Cibril Fuad Haddad) adlı risaleyi mutlaka okumalıdır. (Bedir Yayınevi'nden temin edilebilir. Tel: 0212/519 36 18)

 

Bendeniz gençliğimde Afgani hayranıydım. Sonra iç yüzünü öğrendim ve hayranlığım bitti. Bu adam taqiyye yaparak Müslüman kardeşlerini aldatmıştır. Şii olduğu halde kendisini Sünni göstermiş, İranlı olduğu halde Afganım demiştir. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuşlardır. Bu adam azılı bir Farmasondur. Bu adam bi'l-irs ve'l-istihkak Halife-i Müslimin olan Abdülhamid-i Sani efendimiz hazretlerini hal' etmek için Blunt adlı bir İngiliz ajanıyla işbirliği yapmıştır. Bu adam Kahire'de yaşadığı yıllarda Müslüman mahallesinde değil, Yahudi mahallesinde oturmuştur. Bu adam son derece karışık ve bulaşık bir kimsedir.

 

Sünni Müslümanlara hitab ediyorum:

 

Sahte müctehidlerin hile ve yalanlarına kanmayınız.

 

Onların, dört hak mezhebe aykırı bozuk ictihad, re'y ve fetvalarını kabul etmeyiniz.

 

Mezhepsizliği reddediniz.

 

İçinde bozuk ve yanlış yorumlar olan Kur'an tercüme, meal ve tefsirlerini almayınız, okumayınız. Bid'atçiler ve fesatçılar Ümmet-i Muhammed'i Kur'anla aldatmaya çalışıyor.

 

AB, BOP, Batı medeniyetinin sapık normlarına göre ayıklanmış hadis külliyatlarını okumayınız.

 

Sekülarizm büyük bir sapıklıktır, küfre götürür.

 

İslam dinini ve Şeriatını tehdit eden en büyük tehlike mezhebsizliktir. (Prof. Said Ramazan el-Buti)

 

Mezhebsizlik dinsizliğe köprüdür. (Zahid el-Kevseri)

 

Sevad-ı Azamdan ayrılmayınız.

 

Cumhur-i ulemanın yorumlarına tabi olunuz.

 

Müteşabihatı yanlış yorumlayarak Allah'a noksan sıfatlar yakıştıranları reddediniz.

 

Tasavvuf ve tarikat evliyasını tekfir edenlerde hayır yoktur.

 

Allahü Teala zamandan mekandan, inmekten çıkmaktan, cihetten, insanlar gibi eli ve ayağı olmaktan münezzehtir. Kur'an, O kendisi dışındaki yaratıklardan hiçbirine benzemez diyor.

 

Az veya çok te'lif ücreti karşılığında İslam dinini tahrif etmeye çalışan kişiler çok bozuktur.

 

Kur'an tefsiri, Kur'an tercüme veya meali Allah rızası için ihlasla yazılır. Para için, zenginlik için yazılmaz.

 

Hakiki ulema ve fukaha efendilerimiz ilmi Allah için öğretmişler, faydalı kitapları Allah rızası için yazmışlardır.

 

"Tefsirde mi çok para var, hadiste mi..." diye hesap yapan, bu hesaba göre kitap yazan kimselerde hayır ve meymenet yoktur.

 

Birtakım uyduruk ve sahte müctehidlerin dört mezhebin fıkhına aykırı bütün sözde ictihadları ve fetvaları geçersizdir.

 

Ağır konuşacağım ama yazmaya mecburum: Fakir ve imkansız bir tek sahte müctehid var mıdır? Servetlerini nasıl elde etmişler?

 

Keşfi açık olanlar istihareye yatsınlar ve sorsunlar...

 

Dinde reform yapmak ve yaptırmak, ilahi İslam dininin yerine sulandırılmış Şeriatsiz ılımlı bir İslam türetmek, Dinimizi Feminizme uydurmak, İslam'ı AB ve BOP norm ve standartlarına ayarlamak, Hak din İslam ile batıl bir ideolojiyi bağdaştırmak, cihad farizasını kaldırmak isteyen şer güçleri muazzam telif ücretleri dağıtarak, paralar harcayarak kitaplar yayınlıyor, sözde ilmi araştırmalar yapıyor. Bunların tuzaklarına düşmeyelim.

 

Müslümanın en kıymetli varlığı imanıdır. İmanımızı reformcu uğrulardan koruyalım.

 

14 Haziran 2011

SA
15.06.2011 10:01
#45

Kürtçe Ezan Bid'ati

 

İşte bu olmadı olmadı olmadı!.. Kürtçe ezan okutmak büyük bir fitne ve nifak hareketidir. Böyle bir bid'ati hiçbir mü'min ve müslim Kürt kabul etmez. Hürmetle ellerinden öptüğüm Kürt uleması, Kürt fukahası, Kürt meşayihi, Kürt mürşid-i kamiller bunu asla kabul etmez.

 

Böyle bir bid'ate tevessül edenleri kınıyorum, ayıplıyorum, uyarıyorum.

 

Ezan-ı Muhammedi Kur'an diliyledir ve İslam aleminin sesli bayrağıdır.

 

Bizde geçen asrın 30'lu yıllarında bu bid'ati Müslümanlar çıkartmadı.

 

Bendeniz bir Türk olarak Türkçe Ezan'ı kabul etmezsem, Kürtçeyi hiç kabul etmem.

 

Bu memlekette 78 etnik köken olduğu iddia ediliyor. Çerkezler Çerkezce Ezan okumaya kalkarsa ne olacak?

 

Gürcüler Gürcüce.

 

Lazlar Lazca.

 

Çeçenler Çeçence.

 

İla ahirihi...

 

Kürtçe Ezan okumak dinde bid'at çıkartmaktır. Dinde çıkartılan her bid'at merduttur, mezmumdur, kabihtir.

 

Olmuş bir vak'a anlatayım:

 

Bir yaz akşamı Fransa'nın Marsilya kentinde deniz kenarında dindar birkaç Türk seyyah oturuyor. Güney ufka yaklaşmış. Oradakilerden birinin sesi ve musiki bilgisi varmış. Arkadaşlar içimden geldi şuracıkta güzel bir Ezan okuyayım demiş. Kalkmış ve okumaya başlamış. Orada bulunan Mağribliler (Faslılar, Cezayirliler, Tunuslular) ve diğer ülkelere mensup Müslümanlar hemen seğirtmişler, zevk içinde dinlemişler, Ezan bitince okuyana sarılıp kucaklamışlar, selam vermişler.

 

Marsilya'daki o Türk Türkçe Ezan okumuş olsaydı ne olacaktı? Çeşitli kavimlere, lisanlara, coğrafyalara mensup Müslümanlar ilgilenmeyecekti.

 

Ezan-ı Muhammedi Türklerle Kürtleri birleştiren manevi bir bağdır.

 

Bir kısım Kürt kardeşlerimiz cuma günleri ayrı cuma namazı kılıyorlarmış.

 

Bu ayrı kılışta niyet çok önemlidir.

 

İstanbul'da, bugünkü bozuk düzene muhalif ihlaslı Müslümanlar beratlı bir imam ve hatip bulsalar ve bir yerde namaz kılsalar, hutbede zamanın İmam-ı Kebirinin ve Emir'inin adını zikr etseler, bendeniz uzak bir yerde de olsa taksi tutar oraya gider o imamın arkasında namaz kılarım.

 

Bugünkü düzende, cuma namazı kıldıktan sonra ihtiyaten ahir zuhur namazı da kılmak gerekir.

 

Acaba ayrı cuma namazı kılanlar bunu hangi niyetle yapıyor?

 

Yakın tarihimizde Kürt uleması, fukahası, meşayihi küfürle, nifakla, fesatla mücadele etmiş, bazıları şehid olmuş, kimisi mahkemelerde sürünüp zindanlarda inlemiştir. Onları rahmet ve minnetle anıyorum.

 

İslam için canlarını veren o ulema ve meşayih bugün sağ olsalar, Kürtçe Ezan'ı duysalar memnun mu olurlardı, yoksa bu bid'ati kınarlar mıydı? Elbette kınarlardı.

 

Ya Rabbi ne günlere kaldık!.. Kemalist düzene kızıp Kürtçe Ezan okunduğunu da duyduk ve gördük. Allah beterinden saklasın.

 

Bu yazımı okuyacak Müslüman Kürt kardeşlerime selam ve hürmetlerimi sunuyorum. Böyle çirkin bid'atlere var güçleriyle (yasal sınırlar içinde) karşı çıksınlar, lutf edip bu fakire de dua etsinler.

* (İkinci yazı)

 

Korkunun ve paranoyanın hakimiyetindeki ABD

 

Son haftalarda cereyan eden bir hadise: Bir Amerikan uçağı New York'tan Batı Afrika'daki bir başkente gitmek üzere havalanmış. Yolculardan biri saatlerce sürecek uçuş esnasında rahat etmek için koltuğunu arkaya doğru eğmiş. Arkadaki yolcu rahatsız olmuş. Münakaşa etmişler. Sonra yumruklaşmışlar. Hostesler ve uçak personeli araya girmiş, baş pilot merkezi aramış. "Uçakta kavga çıktı. Geri dönüyorum" demiş. Yolcu uçağı bir F16 savaş uçağı refakatinde New York havaalanına inmiş...

 

ABD'nin ne hallere düştüğünü anlamak için şu haber bile yeterlidir.

 

Uçakta tatsız bir tartışma olabilir, sinirli iki yolcu yumruklaşabilir. Böyle bir durumda yapılacak iş nedir? Onları sakinleştirmek, gerekiyorsa birinin yerini değiştirmek ve yola devam etmek.

 

Amerika'da kolektif bir paranoya ve histeri olduğunu yıllardan beri duyuyorum. İkiz kulelerin yıkılması orada halkın büyük kısmının akli ve ruhi dengesini bozmuştur.

 

Birkaç yıl önce Amerikan vatandaşı olan birkaç Müslüman uçakta namaz kılmaya kalktı, başlarına gelmeyen kalmadı. Uçak havalandığı alana geri döndü, sorgulama, rezalet, öteki yolcuların perişan olması...

 

ABD dünyanın en güçlü ülkesi... Ruhlarına sinen korkular, kaygılar, paranoyalar onun yıkılmasına yol açacağa benziyor.

 

Şu Amerika'nın ne günahı var da, bunca maddi güce rağmen başına böyle afetler geliyor?.. Günah listesi uzun olacak...

 

1. Beyazlar kırk milyon yerli halkı iki Amerika kıtasında kıyıma tabi tuttular. Korkunç bir katliam yaptılar.

 

2. Bir Amerikan generali 19. asrın ortalarında "En iyi Kızılderili, ölü bir Kızılderilidir" demişti.

 

3. Afrika'dan milyonlarca zenciyi korkunç, cehennemi şartlar altında getirip köle olarak çalıştırdılar.

 

4. 1945'de Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine birer atom bombası atarak yüz elli bin sivil insanı öldürdüler.

 

5. Yine 1945'te Almanya'nın Dreslen şehrini yoğun şekilde bombalayarak bir gecede iki yüz bin kişiyi feci şekilde öldürdüler.

 

6. Üçüncü Dünya'nın petrolünü, madenlerini, ürünlerini sömürmek için global bir neo-kolonalizm sistemi kurdular.

 

7. İslam, bilhassa Arap dünyasında kendilerine itaatkâr kukla rejimler kurarak halkın ezilmesine, yaygın zulme, yoğun sömürüye sebep oldular.

 

8. Ortadoğu'da gerçek, adil, kalıcı bir barışı engellediler, kayıtsız şartsız İsrail'i desteklediler.

 

9. İslam dünyasına dışarıdan gelen bütün kötülüklerin, günahların, isyan ve tuğyanların büyük kısmı Amerika'dan gelmiştir. Müstehcen filmler, hedonizm, fuhşun her türlüsü.

 

10. İkinci dünya savaşından sonra esir aldıkları bir milyon 200 bin Alman askerini, Cenevre savaş esirleri sözleşmesi kurallarına aykırı olarak açlıktan, susuzluktan, yaralıları tedavi etmeyerek, barınaksız bırakarak öldürdüler. (The Other Losses kitabına bakabilirsiniz.)

 

ABD milyarlarca insanın ahını almıştır.

 

Bu ahlar dünyada ve ahirette cezasız kalmaz.

 

Allahu Teala adildir, zulmü sevmez.

 

Amerika'da adaletten yana olan, zulmü kötüleyen ve protesto eden, ezilen halklara arka çıkan bir kesim yok mudur? Vardır ama güç onların elinde değildir.

 

Bir devletin, bir ülkenin ve bir halkın üzerine bela ve azap gelince genel gelir. Kurunun yanında yaş da yanar.

 

ABD, kendi sınırları içinde sınırsız, mutlak bir din, inanç, inandığı gibi yaşama hürriyeti uygulamaktadır ama Türkiye'de böyle yapmamıştır. Bizdeki gayr-i meşru vesayet rejimini Amerika desteklemiş ve ayakta tutmuştur. Böylece, vesayet rejiminin zulmüne uğramış on milyonlarca Türkiyeli Müslüman'ın ahını almışlardır. Birkaç yıldan beri ABD'deki bazı derin ve gizli güçlerin Türkiye'de kendilerine bağlı fantoş bir hilafet rejimi kurmak istediklerini duyuyoruz.

 

Bazı sözde İslami Arap rejimleri gibi...

 

Onların istediği Kur'ana ve sünnete dayanan gerçek bir İslam rejimi ve hilafeti değil; CIA ve MOSSAD'ın planlarına göre uydu, itaatkâr, ABD'nin ve Tel Aviv'in direktiflerine itaat edecek sahte bir halifedir. Müslümanlar inşallah böyle korkunç bir tuzağa düşmezler.

 

ABD yıkılmaktan kendini kurtarabilir mi?

 

Mümkündür, lakin bu kurtuluşun sebep ve vesilelerine yapışmak gerekir.

 

(A) İslam dünyasıyla samimi şekilde barışmak.

 

(B) Ortadoğu'da adil, gerçek ve kalıcı bir barışı gerçekleştirmek.

 

© Üçüncü Dünya'yı sömürmemek.

 

(Ç) Afganistan'da, Irak'ta, Somali'de yapılan haksız ve zalim savaşlara son vermek. O ülkelerin halklarını rahat bırakmak.

 

(D) Bir İslam ülkesi olan Pakistan'ın iç işlerine karışmamak, oradaki entrikalara son vermek ve bu ülkeden çekilmek.

 

Sovyetler birliği, çöküp dağılmadan önce çok güçlü bir ülkeydi. Dünyayı altüst edecek ordusu ve silahları vardı. Allah o rejimi yıktı.

 

Roma imparatorluğu, Osmanlı Devleti, İngiliz sömürge İmparatorluğu yıkıldılar.

 

ABD de yıkılışa, çöküşe doğru yol almaktadır.

 

Orada hür fikirli nice büyük tarihçi, büyük düşünür, büyük bilge aynı şeyi söylüyor.

 

Ahir zamanda zuhur edecek akıl almaz, acayip hadiselerden biri de ABD süper devletinin yıkılışı olacaktır.

 

Ömrü olan görür.

 

15 Haziran 2011

SA
16.06.2011 16:55
#46

On Önemli Mesele

 

Birinci mesele: Üç veya beş milyon taraftarı olduğu söylenen o topluluk partiyi tutuyor ama başkanını tutmuyor. Tutar görünse de kerhendir.

 

İkinci mesele: Çok yükseklerdeki sayın X ile sayın Y'nin araları şekerrenktir.

 

Üçüncü mesele: Başarılı her insanın bir kompetans sınırı vardır. Bunu aşmamalıdır. Aşarsa bocalamaya başlar ve başarısız olur. Bazı sayın kişilere bunu anlatmak gerekir. (Peter Prensibi)

 

Dördüncü mesele: Bolluk, refah, zenginlik, genişlik yılları ilanihaye devam etmez. Bolluk devrinden sonra yokluk, kriz ve sarsıntı devri başlar. Tedbir alınmalıdır. (Yedi şişman, yedi sıska inek...)

 

Beşinci mesele: Türkiye, kaldırabileceğinden çok fazla iç ve dış borca batmıştır. Bunun sonu iyi olmaz.

 

Altıncı mesele: Bir ülkenin milli eğitim sistemi bozuksa, müflis (iflas etmiş) ise, çağın gerisinde ise, milli kimlik ve kültürle uyumlu değilse, resmi ideoloji heyulasını yaşatmaya yönelikse o ülkenin maddi kalkınması ve başarısı kurtuluş ve selamet için yeterli olmaz.

 

Yedinci mesele: Siyaset dine alet edilebilir ama din siyasete alet edilemez. Kutsal ve ulvi dini, süfli siyasete alet edenler büyük günah işliyor.

 

Sekizinci mesele: Uluslararası temizlik ve şeffaflık notunun 10 üzerinden 5'in altında olduğu bu memlekette kokuşmaya, yolsuzluklara, haksızlıklara, haram yollarla zengin olmaya karşı muhalefet etmeyenler; aksine yalakalık, yağcılık, pohpoh, dalkavukluk, evet efendimcilik yapanlar vasıflı ve dürüst vatandaş değildir, hele gerçek aydın hiç değildir.

 

Dokuzuncu mesele: Kadın erkek eşitliği, kadın özgürlüğü, kadın hakları diye yırtınan, parçalanan, feryad u figan eden kişiler; rejimin TC başlıklı "vesikalarla" bazı kadınlara yasal fuhuş belgesi vermesini, bu seks ticaretinden KDV ve gelir vergisi almasını, yasal genelevlerin kapılarında resmi polis bekletmesini görmüyorlar, kınamıyorlar, protesto etmiyorlarsa onlar samimiyetsiz ve ciddiyetsiz yalancılar ve sahtekarlardır.

 

Onuncu mesele: Atalarının mezar taşlarındaki Türkçe yazıları ve 1928'den önce basılmış Türkçe kitapları okuyamayacak kadar cahil bir topluma okumuş diyenlere ne demeli?..

*(İkinci yazı)

 

Bozuk Düzen

 

Bozuk düzenin çanak yalayıcıları.

 

Bozuk düzenin haram rantlarına talip olanlar.

 

Bozuk düzenin kirli nemaları.

 

Bozuk düzenin haram kemikleri.

 

Bozuk düzenin ganimetleri.

 

Dün çok kötü bu bozuk düzen diyenler.

 

Bozuk düzen yıkılsın, yerine iyisi gelsin diyenler.

 

Bunların çoğunun şimdi sesleri solukları çıkmıyor.

 

Bozuk düzenin zehirli nimetleri onları semirtti.

 

Eski sahte mücahitler, yeni müteahhitler.

 

Haram yiyiciler.

 

Saçı bitmedik yetimlerin hakları.

 

Ne yurtta, ne cihanda barış var.

 

Silahlar patlıyor, gerilla savaşı, ölenler, yaralananlar, her yer toz duman.

 

Yağma, talan, vurgun gece gündüz devam ediyor.

 

Bina ve zina.

 

İrtikab irtişa.

 

Dava deve.

 

Altın gümüş, euro dolar, para para.

 

Asker rap rap rap diye yürür.

 

Bunlar rant rant rant diye.

 

Otuz sene önce içmeye ayranı olmayanlar bugün yedi yıldızlı hayat sürüyor.

 

Lüks hayat, oh yan gel de yat!

 

Lüks otomobiller uçar gider, ufukları aşar gider.

 

Lüks kravatı rüzgarla ters döndü, markası göründü, adam zevkten dört köşe.

 

Lokanta devri bitti, şimdi süper restoranda yiyor.

 

Boğaz'da Bilmem Ne Kitchen'da lüferin porsiyonu 500 lira.

 

Bin lira da olsa yer, denizde kum, onda para.

 

Çağdaşı Maldiv adalarında tatil yapar.

 

Dincisi Umreye gider.

 

Kabe'nin yanıbaşındaki lüks otelin on beşinci katından bakar.

 

On bir ay günah işlemiş, umreden pir ü pak döner.

 

Bazı eski mücahitler Ramazan'da pek neşeli olur.

 

Etkinlikler, eğlenceler, Haliç Direklerarası, sahura kadar vur patlasın çal oynasın.

 

Kutsal ay edebiyatı.

 

Eski mücahitler ihaleleri çok sever.

 

Denizin dibi ısınır, yer deprenir.

 

Balıklar kütle halinde ölür, karıncalar yuvalarından dışarıya uğrar.

 

Yetim çocuklar ağlar, zenginler güler.

 

Hıçkırıklar kahkahalara karışır, bu ne konserdir.

 

Binalar yükselir, zinalar artar.

 

Camiler süslü, ezanlar gür, cemaat yok.

 

Altın Buzağı heykelleri güneşte parıldıyor.

 

Rejim baronları, ideoloji baronları, çağdaş baronlar, din baronları, cemaat baronları sürü sepet.

 

Ümmet yetmiş fırkaya bölünmüş.

 

Çekişme tepişme.

 

Zina artık suç değil, zinacılar bayram yapıyor.

 

Küçük çocuklara özel din ve Kur'an dersi vermek yasak. Veren kodesi boylar. Din hürriyeti böyle olur.

 

Başı örtülü diye Dr. Zeliha hastaneden kovuldu.

 

Başı örtülü avukat hanım duruşmaya giremez.

 

Başı örtülü hanım öğretmen ders veremez.

 

Liseli kız başı örtülü okula gidemez.

 

Meclis'te bir tek başı örtülü hanım vekil yok.

 

23 Nisan neşe doluyor insan.

 

19 Mayıs kutlu, mutlu ve ulusal olsun.

 

Yaşasın Kemalizm!.. Yaşasın demokrasi!.. Yaşasın İslamcılık!.. Yaşasın BOP!..

 

BOP BOP Hop Hop!..

 

*(Üçüncü yazı)

 

Yardımcıya Talimat

 

Zaman zaman geçici olarak yardımcılarım oluyor. Onlardan birine vaktiyle verdiğim talimatı aşağıya derc ediyorum:

 

1. Sabahleyin işe tam vaktinde gelirsin. Tayin edilen saat 10 ise, saat tam 10'u gösterirken zile bir kere (iki kere veya daha fazla değil!) basarsın.

 

2. Çok nadir ve istisnai hallerde geç kalınabilir ama İstanbul'da trafik sıkışıklığı geçerli bir mazeret değildir. Yoğun sis olması ve vapurların çalışmaması, bir iktidar büyüğü geçeceği için yolların zulmen veya zarureten kapatılması geçerli iki mazerettir.

 

3. Kapı açılınca ilk yapacağın şey selam vermektir. Selamı küçük büyüğe verir. Küçük büyüğe nasılsınız diye sormaz, bunda öncelik büyüğe aittir.

 

4. Güne, işe, her meşru şeye besmele ile başlanmalıdır.

 

5. Size harçlık/ücret verdiğim zaman, alırken "bereket versin" demelisiniz. Ben "Bereketini görün" derim, siz "Amin" dersiniz.

 

6. Fazilet bakımından sizden üstün bir tarafım yoktur. Lakin yaşım dolayısıyla bana hürmet etmeniz gerekir.

 

7. Benim küçüğüm olduğunuz için Müslüman olarak size şefkatli olmam icab eder.

 

8. Yemek yerken kesinlikle ben şu yemeği yemem gibi sözler söylememenizi rica ederim. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Paça yemeğine davet edilseniz gidiniz" buyurmuşlardır. Müslüman yenilmesi helal olan her temiz yemeği yer. Ben şunu yemem bunu yemem demek şımarıklıktır, adaba aykırıdır.

 

9. Bazıları şişmanlamamak için yemekte ekmek yemiyor, aşırı yemek yiyor. Böyle bir şey israf olacağından lütfen benim soframda böyle yapmayınız. Perhiz yapmak isteyen, (kepekli doğal ekmek olmak şartıyla) çok ekmek, az yemek yemelidir.

 

10. Tecessüs etmeyiniz. Tecessüs, yani insanların gizli günah, kusur ve ayıplarını araştırmak Kur'anla, Sünnetle, icma ile haramdır. İnsanların günah ve ayıplarını araştıranlar ve ifşa edenler günün birinde rezil olurlar. Başkalarının günah ve ayıplarına karanlık gece gibi olunuz.

 

11. Miktarı az da olsa helal ve temiz paranın bereketi çok olur.

 

12. Size beş vakit namaz kılmanızı önemle tavsiye ederim.

 

13. Başın takke ile örtülü olması namazın sünnet ve edeblerindendir. Cebinizde bir namaz takkesi bulundurmanızı tavsiye ederim, böyle yaparsanız memnun olurum.

 

14. İnsanın en büyük ve en korkunç düşmanı kendi nefs-i emmaresidir.

 

15. Benim yanımda lütfen cep telefonunuzu kullanmayınız.

 

16. Otomobil sürerken cep telefonunuza bakmayınız.

 

17. Bilhassa yola çıkarken beni, sadaka vermem hususunda uyarmanızı rica ederim.

 

18. Evimdeki karıncalar, örümcekler, zararsız böcekler kesinlikle öldürülmeyecektir.

 

19. Kedilerime ve bitkilerime bakmak zahmet ve külfetine katlanırsanız size dua ederim. Allah iyilikleri karşılıksız ve mükafatsız bırakmaz. Kediye, köpeğe, kuşa, balığa, çiçeğe iyilik eden kendisine etmiş olur.

 

20. Süfli işlerden biri hela temizlemektir. "Ben hela temizlemem!" diyen kişi gururlu ve kibirlidir. Gurur ve kibir ise helak edici huylardandır.

 

21. Size merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendinin Büyük İslam İlmihali adlı kitabından bir nüsha hediye ediyorum. Her Müslümanın öğrenip bilmesi gereken temel ve zaruri din bilgilerini o güvenilir kaynaktan öğrenmenizi hararetle tavsiye ederim.

 

22. Lisanla size yapabileceğim haksızlıklar dolayısıyla beni peşinen bağışlamanızı ve hakkınızı helal etmenizi çok rica ederim.

 

23. Daha iyi veya devamlı bir iş bulursanız dost olarak ayrılmanızı istirham ederim. İşten ayrıldıktan sonra nadiren ve telefonla da olsa hatır sorarsanız memnun olurum.

 

24. Evimde ve işyerimde ekmek kırıntılarını yere ve çöpe, yemek artıklarını lavaboya atmamanızı ehemmiyetle rica ediyorum.

 

25. Kimseye, şahsımla ilgili, masum görünen bilgileri bile vermemenizi rica ederim. (Güvenlik açısından)

 

26. Yüzüme karşı ve gıyabımda en ufak bir övgü istemediğimi ve kabul etmediğimi size hatırlatırım.

 

27. Beğenmediğiniz, paylaşmadığınız fikirlerim olabilir, bunlar dolayısıyla benimle tartışmamanızı rica ederim.

 

16 Haziran 2011

SA
17.06.2011 11:04
#47

Yeni Anayasa Nasıl Olmalı?

 

Artık açıkça anlaşıldı ki, ideolojik kopukluk devri sona ermektedir. Halk kopukluk değil, tarihi devamlılık istiyor.

 

Halk vesayet ve baskı rejimi değil, milli kimlik ve kültüre dayalı (ne kadar olabilirse) gerçek demokrasi istiyor.

 

Halk egemen azınlıkların baskılı, yasaklı, tabulu rejimini istemiyor.

 

M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra imal edilmiş Kemalizm ideolojisinin sultası sona ermektedir.

 

Fabrikalar, devlet tesisleri özelleştiriliyor da, resmi ideoloji niçin özelleştirilmesin?

 

İspanya'da Frankizm artık resmi ideoloji değildir ama orada isteyen vatandaş bu ideolojiye din gibi inanabilir, onu isteyebilir.

 

Bizde de Kemalizm böyle olmalıdır. İsteyen benimsesin, sevsin, istesin ama çoğunluğa bu konuda baskı yapılmasın, ideoloji din gibi benimsetilmeye kalkışılmasın, devlet bu ideolojiye göre yönetilmesin.

 

Kemalistler bir parti kursunlar, seçimlere girsinler, kazanırlarsa iktidar olsunlar. Yüzde 1 nispetinde oy alabilirler mi acaba?

 

Seçimlerden sonra yeni bir anayasa hazırlıkları başlayacaktır. Bu anayasada:

 

(1) Resmi ideoloji heyulasının zerresi bile yer almamalıdır.

 

(2) Bizde laiklik de laikçilik de çığırından çıkartılmıştır. Binaenaleyh laiklik de yer almamalıdır. Portekiz ve Fransa hariç hiçbir Avrupa devletinin anayasasında laiklik yoktur.

 

(3) Anayasada milli kimlik ve kültür değerleri yer almalıdır.

 

(4) Çoğunluğu oluşturan Sünnilere, İngiltere'de olduğu gibi geniş bir din, inanç, inandığı gibi yaşamak, din eğitimi hürriyeti sağlanmalıdır.

 

(5) Sünnilik dışındaki azınlıklara da din ve kimlik hürriyeti verilmelidir.

 

(6) Alfabe, takvim, kılık kıyafet, serpuş, hafta tatili gibi konulardaki yasaklar, tabular, diretmeler kaldırılmalıdır.

 

(7) Tasavvuf konusundaki yasaklar kaldırılmalıdır.

 

(8) Tevhid-i Tedrisat eğitimi lağv edilmeli, Fransa'da olduğu gibi genel eğitim veren özel din okullarının önü açılmalıdır. Bizde Katolik misyonerlerinin ve papazlarının Saint Joseph lisesi var da, Müslümanların niçin bir İmamı Gazali Lisesi yoktur?

 

9. Başörtüsü konusundaki yasaklar, baskılar, tabular kaldırılmalıdır.

 

10. Bütün partilerin Atatürkçü olma mecburiyeti kaldırılmalıdır.

 

11. İdeolojik milletvekili yemini değiştirilmelidir.

 

12. Paraların ve pulların üzerine, Türkiye'yi, onun kimlik ve kültürünü temsil eden çeşitli büyük şahsiyetlerin resimleri basılmalıdır.

 

13. Türk ordusu, resmi ideolojinin bekçisi olma statüsünden çıkartılmalıdır.

 

14. Anayasanın değişmez, değiştirilmesi bile teklif edilemez ideolojik değer ve tabularla ilgili zorlayıcı ve baskıcı bir maddesi olmamalıdır.

 

15. Çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlara en az Masonlara verilen kadar hak, hürriyet verilmelidir.

 

Yeni anayasaya yeniden Kemalizm ideolojisi konulacak olursa emekler boşa gidecektir.

 

Ne şiş yansın ne kebap zihniyeti ve eyyamcılığı Türkiye'nin önünü açamaz.

 

Türkiye Masonlar, Sabataycılar, egemen azınlıklar cumhuriyeti olarak kalamaz.

 

İslam dininin temel prensiplerinden biri "Gayr-i Müslimlere dinde zorlama yapılamaz"dır.

 

Çoğunluğu oluşturan ve bu ülkenin hem tarih, hem kültür ve hem de kimlik bakımından dominant unsuru olan Sünni Müslümanlara masonik, sabataist, kemalist değerler, ilkeler, dogmalar zorla empoze edilemez.

 

Yahudiler 20'nci asırda Ortadoğu'da iki devlet kurmuşlardır.

 

Cumhuriyet, fazilet=erdem üzerine kurulu bir rejimdir.

 

Fazilet temelleri üzerinde yükselmeyen bir cumhuriyet gerçek cumhuriyet değildir.

 

Türkiye'nin sosyal ve kültürel yapısı AB normlarının ve değerlerinin hepsini toptan kabul edip benimsemeye müsait değildir.

 

Zinayı suç olmaktan çıkartan ve suç işlemekten caydırma fonksiyonunu yitiren yeni Ceza Kanunu toplumun temellerini sarsmıştır.

 

Yeni medeni kanun toplumumuzun temeli olan aileyi tahrip etmektedir.

 

Tevhid inancına karşı olan ideolojik Tevhid-i Tedrisat eğitimi sistemi ile Türkiye daha uzun müddet ayakta kalamaz.

 

Tabular, ideolojik yasaklar ve dogmalar anayasası kaldırılsın ama yerine hafifletilmiş de olsa başka ideolojiler getirilmesin.

 

Türkiye bir İslam ülkesidir. Hiçbir ideoloji İslam'dan üstün olamaz, İslam ile eşit tutulamaz.

 

Birleşik Krallıkta (İngiltere) devlet kimsenin dinine karışmıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti de çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanların dinine karışmamalıdır.

 

Biraz milli kimlik, on dirhem milli kültür, beş gram insan hakları, yedi gram milliyetçilik, sınırlı din hürriyeti, bol bol vesayet, miktar-ı kafi Kemalizm, İsveç'ten alınma Dağ Başını Duman almış marşının yanında mehter marşı, okullarda Kemalist din dersleri aldatmacası, halk kadınları başını örtebilir ama milletvekilleri, avukatlar, doktorlar, öğretmenler, profesörler örtemez, Kiril harfleriyle Türkçe yayın yapılabilir ama İslam yazısıyla yapılamaz, Masonlar localarında Masonik ayin yapabilir ama Müslüman çoğunluk tekkelerde zikir yapamaz... gibi yamalı bohça zihniyetiyle yapılacak yeni anayasa ölü doğacaktır.

 

Gökdelenler, otoyollar, fabrikalar, hava alanları, barajlar, limanlar, yedi yıldızlı lüks oteller, israf ekonomisi, lüks otolar, yatlar kimsenin gözünü kamaştırmasın. Adaletsiz bir ülke ayakta durmaz. Türkiye'de çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanların hakları ve hürriyetleri baskı altındaysa ülkenin geleceği karanlık demektir.

 

*(İkinci yazı)

Suriye Hadiselerinin İçyüzü

 

SURİYE'de vahim hadiseler oluyor, halk protesto ediyor, silahlar patlıyor, insanlar ölüyor ama bunların içyüzü, perde arkası nedir, işte bu pek iyi bilinmiyor. Herkes kendi etnik kökenine, dinine, mezhebine, ideolojisine, menfaatine göre bakıp görüyor ve hüküm veriyor. Aşağıda madde madde yazacağım gerçekler kesindir ve tartışılamaz.

 

Madde 1. Suriye'deki bugünkü rejim bir azınlık rejimidir.

 

2. Bu rejimin temelini, belkemiğini Aleviliğin en aşırı ve uç bir kolu olan Nusayriler oluşturuyor. Onların genel nüfusa oranları yüzde 10 civarındadır.

 

3. Bu rejim askeri bir darbe ile kurulmuştur.

 

4. Suriye'de, çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlara, yakın tarihte çok ağır baskılar yapılmıştır. Bir ara on binlerce Sünni Müslüman silahlı kuvvetler tarafından öldürülmüştür.

 

5. Suriye'de gerçek manada demokrasi yoktur, otoriter bir rejim ve sistem vardır.

 

6. Suriye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu 10 üzerinden 2,5'tur.

 

7. Müslüman Kardeşler Teşkilatı Suriye'de yasaktır, bu teşkilata üye olmak suçtur.

 

8. Baba Esad zamanındaki çok ağır baskılar oğul zamanında oldukça hafiflemişti.

 

9. Suriye'de olup bitenler sadece iç dinamiklerin eseri değildir. Dış müdahaleler ve etkiler de mevzuubahistir.

 

10. Suriye'ye ait Golan bölgesi 1967'den beri İsrail'in işgali ve kontrolu altındadır.

 

11. Suriye ile İsrail arasında ilişki ve münasebet yoktur.

 

12. Suriye ile İsrail arasında oturmuş ve rutinleşmiş bir ateşkes vardır. İsrail, bugünkü statünün bozulup yerine militan bir rejimin gelmesinden endişe etmektedir.

 

13. Nusayri azınlık rejimi yıkılıp yerine oldukça demokratik bir sistem gelirse Sünni çoğunluk siyasi haklarına sahip olacak, Suriye İslam'a doğru (şu veya bu şekilde) kayacaktır. Bu ise İsrail'in, ABD'nin, AB'nin işine hiç gelmez.

 

14. Şii İran Nusayri Suriye rejimini desteklemektedir.

 

15. Suriye'deki halk hareketlerini bastırmak için İran'ın silahlı elemanlar gönderdiğine dair rivayetler vardır.

 

16. Suriye Ankara rejimini yakından ilgilendiriyor. Şam'daki Nusayri rejiminin büsbütün İran tarafına kayması Ankara'nın işine gelmez.

 

17. Suriye'de şöyle veya böyle Sünni-İslami bir rejimin kurulması ABD, AB, İsrail, İran, Irak'ın işine gelmez.

 

Suriye konusunda bendenizin temennileri ve istekleri şunlardır:

 

A: Azınlık rejimi gitsin, olabildiğince demokrasi gelsin. (Yüzde yüz gelmez...)

 

B. Çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanlar üzerindeki ağır baskılar ve vesayet kalksın.

 

C. Sünnilere din, kimlik, kültür, eğitim, ülke idaresinde söz hakkı ve diğer temel haklar tanınsın.

 

Ç. Azınlıklara ve farklılıklara da bu haklar tanınsın ve garanti altına alınsın.

 

D. Yakın tarihte yapılan zulümlerin hesabı adil mahkemeler tarafından adil kanunlara göre sorulsun, suçlular cezalandırılsın.

 

1960'lı yılların başlarında Suriye'ye bir seyahat yapmıştım. O tarihte ülkede çok geniş bir hürriyet vardı. Koalisyon hükümetinin başında Maruf Devalibi isminde alim, munsif ve efendi bir zat bulunuyordu. Kabine'de İhvanül-Müslimin'in de üyeleri vardı. Basın hürdü. Bir müddet sonra darbe yapıldı, baba Esad başa geçti. İsmini hatırlamıyorum, o tarihteki başbakan canını kurtarmak için Türkiye elçiliğine sığındı, bir müddet orada yaşadı.

 

Suriye'deki bugünkü durum, çoğunluğu oluşturan Sünni Müslümanların orduya önem vermemelerinden, en zeki ve kabiliyetli çocuklarını askeri mekteplerde ve harbiyede okutup subay yapmamalarından dolayı meydana gelmiştir. Sünniler çocuklarını doktor, mühendis, tacir yaptılar, Nusayriler bu esnada orduyu ele geçirdiler ve sonunda ülke azınlığın eline geçti. Siz bu hikayenin başka bir versiyonunu duymuş muydunuz?

 

Mühendislik, doktorluk, tacirlik iyi para getiren mesleklerdir ama Müslümanlar yeteri kadar vasıflı öğretmen ve subay yetiştirmezlerse sonunda bu ihmallerinin faturasını canları ve hürriyetleri ile öderler.

 

(1960'lı yıllarda Salih Özcan imzalı "Suriye Bugünkü Duruma Nasıl Düştü?" başlıklı küçük bir broşür yayınlanmıştı. Şu günlerde onun mutlaka okunması gerekir ama nüshalarını nasıl bulmalı?)

17 Haziran 2011

MA
20.06.2011 22:38
#48

'Biz Bu Yemini Etmeyiz!'

20 HAZİRAN 2011

 

 

Yeni seçilen bazı sosyalist Kürt milletvekilleri "Biz bu yemini yapmayız, bu yemin bizim ideolojimize aykırı" demişler. İdeolojik inançlarını paylaşmamakla beraber onları tebrik ediyorum. Bravo, mertçe ve samimi hareket etmişler.

 

M. Kemal'in ölümünden sonra çıkartılmış Kemalist ideolojiye veya dine inanmayanlar, mensup olmayanlar böyle bir yemini yapamaz.

 

Müslümanlar hiç yapamaz.

 

Son doksan yıl boyunca hep aynı yemin metni olagelmiş değildir. İlk Meclis'te mebuslar (milletvekilleri) Halifeye ve Padişaha sadık kalacaklarına dair "Vallahi Billahi Tallahi" kelimeleriyle yemin etmişlerdi.

 

Bugünkü yemin darbecilerin yeminidir.

 

Bu yemin ilk fırsatta kaldırılmalı, yerine Türkiye kimliğine, kültürüne, tarihine uygun, halkın yüzde doksanının münasip bulacağı ortak bir metin getirilmelidir.

 

Cumhuriyetimiz ideolojik bir cumhuriyet olmaktan çıkartılmalı, fazilet esası üzerine oturan gerçek ve milli bir cumhuriyet haline getirilmelidir.

 

İslam dininin yeminlerle ilgili hükümleri ve kuralları vardır. Din ilimlerine vakıf olanlar bunları bilir.

 

Bendeniz Diyanet İşleri Başkanlığına bir dilekçe ile müracaat etsem ve "Bir Müslüman böyle bir yemini edebilir mi?" diye sorsam, cevap veremeyeceklerdir. Yukarıya tükürsen bıyık, aşağıya tükürsen sakal.

 

Meclis'e giren bütün dindar milletvekilleri bu yemini yapageldiler ve şimdikiler de yapacaktır.

 

Samimi olarak yapamazlar.

 

O halde taqiyye yapıyorlar.

 

Taqiyye, fetvasız ve ruhsatsız yapılmaz.

 

Böyle bir fetva ve ruhsatı vermeye icazeti ve ehliyeti olan muttaqi bir müftüden fetva almışlar mıdır?

 

Dikkat buyurunuz icazetli, ehliyetli ve taqvalı bir müftü. Biz böyle bir yemin edemeyiz, bu bizim ideolojimize aykırıdır diyen Kürt milletvekillerini tekrar tebrik ediyorum. Müslümanları da düşünmeye, muhasebeye çağırıyorum.

 

*(İkinci yazı)

 

 

İlmihal Bilgileri Hangi Kitaplardan, Hangi Âlimlerden Öğrenilir?

DİNİ konularla, namazla, abdestle, oruç, zekat ve hacla ilgili bir bilgi mi arıyorsunuz? Hanefi fıkhına tâbi olanlar merhum Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'ne bakınız. Şafiî mezhebinde olan kardeşlerimiz muteber ve güvenilir büyük bir Şafiî ilmihaline müracaat etsinler.

 

Hacı Zihni Efendinin Nimetü'l-İslam adlı ilmihali de güvenilir ve muteber bir kaynaktır. İlmihal konusunda başka sahih kitaplar da vardır.

 

İlmihal bilgileri reformcu, dinde yenilikçi, dinde değişimci, BOP'çu, Fazlurrahmancı, ılımlı ve sulandırılmış İslam taraftarı, Kemalist ilahiyatçıların kitaplarından öğrenilmez.

 

İslam'ı AB standartlarına göre yorumlayan, hadislerde ayıklama yapan ilahiyatçılara da dini konular sorulmaz.

 

Peki, Ehl-i Sünnet Müslümanları ahlak konusunda hangi kaynağa müracaat etmelidir?

 

Bu konuda en muteber ve mükemmel kaynak Hüccetülislam Zeynüddin İmamı Gazalî hazretlerinin İhya'sıdır. İhya'yı okuyan aydınlanır; İhya'daki bilgileri, öğütleri hayata uygulayan Müslüman inşallah veli olur.

 

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) davetinden sonra, İslam'ın yanında başka hak dinler de olduğunu iddia eden kişi alim değil cahildir, dall ve mudildir. Böylelerine soru sorulmaz, onlardan fetva alınmaz. Onların batıl ve sahte ictihadlarından bucak bucak kaçmak gerek.

 

İmanın altı temel şartından biri olan kaderi açıkça veya zımnen inkar eden kişiye din sorusu sorulmaz.

 

Kabir ahvalini, iki soru meleğini, şefaati inkar edene de sorulmaz.

 

Ehl-i Sünnet ulemasının aleyhinde ciltlerle reddiye yazdığı bid'atçi Albanî'yi hadis imamı sanan kişiden fetva istenmez.

 

Tarikat evliyası evliyauşşeytandır hezeyanını savuran, mü'minlere kafir dediği için kendisi kafir olan kişileri din alimi sanan, onlara soru soran şaşkındır.

 

Sevgili Müslüman kardeşim, şayet Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadında ve mezhebinde isen, din konusundaki sorularını icazetli Ehl-i Sünnet alim ve fakihlerine sor, onların kitaplarını oku.

 

Reformculara, dinde yenilik ve değişim isteyenlere, BOP'çulara, Fazlurrahmancılara, Kemalist ilahiyatçılara, AB normlarına ve Feminizme göre hadîs ayıklayıcılarına soru soranlar aydınlanmaz, doğru bilgilen(diril)mez.

 

Dünyada şu anda başka hak dinler de var, onların (İslam'ı, Peygamberi, Kur'anı inkar eden) bağlıları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir diyenler karanlıklar içinde yüzüyor. Başkalarını nasıl aydınlatacaklar?

 

*(Üçüncü yazı)

 

 

Mantık Dersleri

BÜTÜN dünya liselerinde mantık dersleri okutulur. Bizde, ders müfredatı listesinde yazılı olsa da genç nesillere mantık okutulmaz, mantık kültürü verilmez. Mantık kültürü nedir? Lisede iyi bir hocadan, iyi bir ders kitabıyla mantık okur, mantık öğrenirsin. Sonra hayata atılırsın, bunların yıllar sonra büyük kısmını unutursun, o unutmadan sonra geriye kalan şey (neyse) mantık kültürüdür.

 

Maalesef bizde on milyonlarca okumuş vatandaş yeterli mantık kültürüne sahip değildir.

 

Bana sık sık "Be adam hep olumsuz şeyleri yazıyor, içimizi karartıyorsun, bu memlekette hiç iyi şey yok mudur?" mealinde serzenişte bulunanlar oluyor.

 

Bendeniz kötü, olumsuz, helak edici, yıkıcı kötülükleri, hataları, noksanları uyarmak için yazıyorum. Bunları yazmam, mantıken iyi şeyler olmadığına delalet etmez.

 

Mantık okumayan kimseler iyilerle kötüleri birbirine karıştırıyor.

 

Çok kötü bir şeyin yanındaki az veya orta kötüyü iyi sanıyorlar.

 

İyi inançların, düşüncelerin, aksiyonların, davranışların kategorisi başkadır; kötü olanlarınki başka.

 

Şu mantıksızlığa bakın: Şu adam ötekinden daha az çalıyor, daha az rüşvet alıyor, daha az haram yiyor, binaenaleyh ondan iyidir... Doğrusu nedir: Az hırsızlık yapan çok hırsızlık yapandan daha az kötüdür, o asla ondan daha iyi olamaz. Her ikisi de kötüdür.

 

İslam hukukunda ve hikmetinde "Ehven-i şerreyn tercih olunur" maddesi vardır. Bugünkü kaba Türkçe ile "İki kötüden, az kötü olanı tercih olunur, seçilir" demektir. Arapçada birçok çoğul vardır. Şerreyn ikili çoğuldur, yani iki kötü demektir. Üç kötüye şerreyn denilmez.

 

Bu hukuk ve hikmet kuralının açıklaması şöyledir:

 

Önümüzde sadece iki şık var (bir üçüncüsü yok), bunlardan birini seçmek zorundayız. Hangisini seçeceğiz? Az kötü olanı seçeceğiz...

 

Birkaç örnek vereyim: Bir kadın çok zor doğum yapıyor. Kocasının ve doktorların önünde sadece iki şık, iki ihtimal var: Ya kadın kurtulacak, bebek ölecek, yahut bebek doğacak ama kadın ölecek... Her ikisinin birden tıbben kurtulma ümit ve ihtimali yok. Şimdi ne yapılacak? Ya anneyi, ya bebeği seçeceksin... Hangisi kötünün daha hafifidir?

 

İkinci örnek:

 

Bir gemidesin, gemi battı, sen (ancak seni taşıyabilecek) bir kalasa tutundun. Bir kazazede yüzerek sana yaklaşıyor. Kalas ikinizi birden çekmez, o tutunursa ikiniz birden boğulacaksınız. Onun kalasa çıkması durumunda iki kişinin boğulması ile ilgili büyük bir şer var, onu uzaklaştırırsan bir kişinin ölmesi ile ilgili birincisinden daha hafif bir bir şer var. Hangisi tercih olunur? Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'nin Kavaid-i Külliye kısmında bulunan bu hikmet ve hukuk kuralını bilmeyen, mantık okumamış, şerreyn nedir, ehven nedir bilmez bir adam kalkıyor, sen kötüyü tercih ediyorsun, sen nasıl Müslümansın, sen kötüsün diye bir yığın saçma sapan laf ediyor, işi bazen hakarete kadar götürüyor.

 

Susuz kalan bir Müslüman, içecek hiçbir helal sıvı bulamıyor, sadece içilmesi haram olan şarap var. Onun önünde iki şer vardır (üçüncü bir şık ve ihtimal yoktur): Ya şarap haramdır diyerek içmeyecek ve ölecek, yahut susuzluğunu giderecek kadar (daha fazla değil) şarap içip kurtulacak. İkisi de şer ama hangisi ehven, daha hafif?

 

Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur kaidesinin geçerli olması için ortada üçüncü veya daha başka bir tercih imkanının bulunmaması gerekir.

 

Şartlar bir İslam düzeninin kurulmasına müsait değil. Önümüzde iki şık, iki yol, iki tercih var. İkisi de kötü. Birinden birini tercih zorundayız. Hangisini seçeceğiz? Ehven olanını.

 

 

Bir ara kendilerini dört dörtlük birinci sınıf mücahid gösteren hızlı radikaller vardı. Ehven-i şer ile ehven-i şerreyn arasındaki farkı bile temyiz edemezlerdi. Mantık falan hiç bilmezlerdi. Kendileri gibi düşünmeyenlere verir veriştirirlerdi.

 

İmkanı olan lise ve üniversite mezunu Müslümanlara şu dersleri almalarını bilhassa tavsiye ediyorum:

 

(1) Mantık dersleri.

 

(2) Mecelle-i Ahkam-ı Adliye Kavaid-i Külliye dersleri.

 

(3) Telhis-i Usul-i fıkıh dersleri.

 

Bu üç dersi ehliyetli hocalardan tederrüs etmezlerse (ders alıp öğrenmezlerse) vakitlerine ve paralarına yazık olur.

 

Bunları okuyacaklar, öğrenecekler ve imtihan verip belge alacaklardır.

 

 

 

 

MA
26.06.2011 17:57
#49

Taqiyye Yapmasınlar

 

 

Bendeniz iftihar ederek Ehl-i Sünnet Müslümanı olduğumu açıkça beyan ve ilan etmekteyim. İtikat (inanç) konularında imamım İmamı Mâturidî hazretleridir. İslam'ı Hanefî fıkhına göre hayata uygularım. Ebu Hanife hazretleri, bir yönden itikat konusunda da imamımdır. Meşreb itibarıyla, Şeriattan kıl kadar ayrılmamak şartıyla tasavvufa taraftarım. Allahü Teala hazretlerini kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh bilirim.Her kardeşimiz nasıl bir Müslüman olduğunu, hangi boyayla boyanmış bulunduğunu açıkça beyan etmelidir.

 

Müslümanların Müslümanlara taqiyye yapması doğru değildir.

 

Vehhabi, Vehhabi olduğunu açıkça söylesin.

 

Mezhepsiz, mezhepsiz olduğunu.

 

Telfik-i mezahib taraftarı, bu görüşte olduğunu.

 

Fazlurrahmancı, Fazlurrahmancılığını... Bir kısım Müslümanların taqiyye yapmaları fitne ve fesada sebebiyet vermektedir.

 

Fazlurrahmancılar inançlarını, görüşlerini, mezhep ve meşreblerini açıkça beyan etsinler ve olumlu bir tartışma zemininde ulema ve fukaha, Ehl-i Sünnet ile Fazlurrahmancılık arasındaki uyuşmazlıkları ilmin ışığında müzakere etsin.

 

İşte Fazlurrahmancılar bunu yapmıyor. Dinde Diyalog ve Hoşgörü mezhebi taraftarları da eteklerindeki taşları döksün. Çok açık, çok seçik şekilde inançlarını, görüşlerini, tezlerini ortaya koysunlar. Bunlar da Ehl-i Sünnet ulema ve fukahası tarafından müzakere edilsin. Ehl-i Sünnet dışı fırkalar genellikle böyle yapmıyor ve taqiyye siyasetiyle saman altından su yürütüyor.

 

Halk farkında değil ama şu anda Diyanet kadrolarını ele geçirmek için dehşetli bir faaliyet var. Sessiz sedasız sinsice...

 

Bendeniz bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak, fetva isteyeceğim müftünün, arkasında namaz kılacağım imamın, konuşmasını dinleyeceğim vaizin itikadını, mezhebini, meşrebini bilmeliyim. Bir imam "Bu devirde üç hak ibrihimî din vardır, Hz. Muhammed'i, Kur'anı, İslam'ı inkar eden gayr-i Müslimler Cennetliktir" diyorsa, Sünnî olarak onun ardında namaz kılamam.

 

Bir imam "Fazlurrahman büyük ve mübarek bir din önderidir. Onun Tatiliye mezhebi haktır. Kur'andaki nice kesin hükümler tarihseldir, bugün geçerli değildir" inancına sahipse onun ardında da namaz kılamam. Bir imam müteşabihatı lügavi manaya alarak "Allah'ın insanlar gibi eli, ayağı, yüzü vardır. O iner çıkar. Onun ciheti vardır..." gibi inançlara sahipse onun ardında da namaz kılamam. Evet tekrar ediyorum: Diyanet kadrolarını ele geçirmek için birtakım fırka ve hizipler var güçleriyle sinsice çalışıyor. Dehşetli taqiyye yapılıyor.

 

Taqiyye, zalim ve harbi kafirlere karşı yapılabilir.

 

Mü'minin mü'mine taqiyye yapması caiz değildir.

 

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuştur. Fazlurrahmancılık mezhebinin hak olduğuna inanan kişi şayet samimi ise, bu inancını ve meşrebini gerekçeleriyle birlikte açıkça beyan ve ilan etmelidir.

 

Diyanet'i mezhebler üstü hale getirmek için son yıllarda sinsi bir faaliyet vardır. Bu faaliyet yanlıştır. Bunun BOP'tan kaynaklandığını sanıyorum.

 

Türkiye'deki Sünnî çoğunluğu diyalogçuluk yoluna sokmak için de yıllardan beri yoğun bir faaliyet yapılıyor.

 

Diyalogçular, Kur'anın "Allah katında din İslam'dır" kesin inancına aykırı görüşler ve beyanlar sergiliyor.

 

Resulullah'ı, Kur'anı, islamı inkar eden Ehl-i Kitabın da ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia etmek Kur'ana ve İslam'a aykırıdır. Büyük paralar harcanarak, büyük te'lif ücretleri ödenerek dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim yapmak isteniyor. 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir hadîs ayıklama teşebbüsü var.

 

Peygamberimizin hadisleri ancak hadis ilmine göre tasnif edilebilir.

 

AB norm ve standartlarına göre hadîs ayıklamak bir faciadır.

 

Feminist ideolojiye göre hadîs ayıklamak bir rezalettir.

 

Eee Avrupalılar, Haçlılar, Siyonistler cihad istemiyormuş, öyleyse cihad hadîsleri ayıklansın... Böyle kepazelik olur mu? Herkes samimi olsun, açık konuşsun, mü'minler birbirine taqiyye yapmasın, birbirini aldatmasın.

 

İhtilaflı meseleler ve konular ulema ve fukaha tarafından ilmin ışığında müzakere edilsin.

 

Kemalist ilahiyatçılar, Yüce İslam dini ile M. Kemal'in ölümünden sonra çıkartılmış ideolojiyi birbirine uydurmak için çalışmasınlar. Gayretleri boşunadır. Çünkü dünyada birbiriyle hiç uyuşmayacak şeyler listesinin başında İslam ile Kemalizm gelir. Tevhid inancı ile Teslis inancı da asla uyuşmaz ve bağdaşmaz.

 

* (İkinci yazı)

 

 

Her şey para için

Para kazanmak, zengin olmak, köşeyi dönmek, voli vurmak gibi niyet ve maksatlarla yazılan ve yayınlanan din kitapları, içlerinde yanlış olmasa bile bereketli ve tesirli olmaz.

 

Peygamber Efendimiz "Ameller niyetlere göredir" buyurmuşlardır.

 

Bir din hocasının telif ücreti almak, zengin olmak, mal ve mülk edinmek için kitap yazması ihlas prensibine aykırıdır.

 

Matbaanın zuhurundan önce büyük ulema, fukaha, mürşidler kitaplarını, risalelerini sırf Allah rızası için yazarlardı.

 

Eserlerinden telif ücreti almazlardı.

 

Onların ücretleri mahlukata ait değildi, Haliq'a aitti.

 

Onlar ücretlerini dünyada değil, âhirette isterlerdi.

 

Bu devirde samimi ve ihlaslı bir din alimi faydalı ve hayırlı bir kitap yazmış, bundan birkaç kuruş telif ücreti kazanmış... Benim kasd ve tenkit ettiğim bu değildir.

 

Adam alim olmuş ve şeytanca düşünüyor: Tefsir mi yazsam, hadis külliyatı mı tasnif etsem, yoksa büyük bir siyer mi hazırlasam?.. Acaba hangisinde daha fazla gelir var? İşte bendeniz bu zihniyeti, bu hırsı, bu fasit ve bâtıl niyeti tenkit edip kötülüyorum.

 

Hıristiyan dünyasında Haçlı misyonerlik teşkilatları var. Onlar insanlığı Teslis inancına çekmek için yekun olarak yüz milyonlarca, hatta milyarlarca kitap, broşür, dergi yayınlıyorlar. Bunları para kazanmak, ticaret için yapmıyorlar. Kendi inançlarına hizmet için yapıyorlar. İşte böyle çalışmalar İslam dünyasında yoktur.

 

Yahova Şahitleri adında yarı din, yarı tarikat (sect) bir topluluk var. Bunlar, bazı küçük boy ciltli kitapları 100 dilde 100 milyon adet basıp yayıyor.

 

Bizde para kazanmak, ticaret yapmak, köşeyi dönmek için yayınlanan din kitaplarının, Kur'an tercüme meal ve tefsirlerinin bir kısmında çok vahim, inananı dinden imandan çıkartacak hatalar bulunmaktadır.

 

İslamî kesimde para çok. Denizde kum, Müslümanlarda para... Keşke bu paraların bir kısmı ile çok sahih, çok faydalı, çok etkili İslamî kitaplar, broşürler hazırlansa, bunlar on milyonlarca basılıp ya bedava olarak, yahut sermayesine Müslümanlara verilse.

 

İslam kitaplarında cemaat ve tarikat militanlığı ve holiganlığı yapılmamalıdır.

 

Böyle hayırlı kitapların kağıdı, baskısı, dizaynı, üslubu son derece çekici ve etkileyici olmalıdır.

 

Ümmet-i Muhammed, ilimlerini ve irfanlarını telif ücreti ve para konusunda satmayacak muhlis ulema, fukaha ve mürşidler yetiştirmelidir.

 

İmamı Gazalî hazretleri bugün yaşasaydı, bir grup Müslüman ona gidip "Efendi hazretleri gençliğe çok faydalı olacak bir risale kaleme alsanız da onu Allah rızası için yayınlasak" deselerdi seve seve yazardı. Bilahare bir zarf içinde kendisine bir miktar telif ücreti verilse öfkelenir, çok üzülür, parayı reddeder ve çok kırılırdı. Kamil, gerçek, varis-i Muhammedî ulema, fukaha ve mürşidler ilimlerini, irfanlarını, nasihatlerini, kitap ve risalelerini para mukabilinde yazmazlar. Ne kötü günlerde yaşıyoruz. Kur'an tercümesi meali tefsiri parayla, hadis kitapları (nâdir istisnâlar dışında) parayla, ilmihal parayla yazılıyor. Para ve maddi menfaat yoksa yazılmıyor...

 

Allah sonumuzu hayr eylesin, hepimize akıl, fikir, vicdan ihsan etsin.

 

* (Üçüncü yazı)

 

 

Birinci Madde Kokuşma

Önemli, hayatî konuları sık sık tekrarlamak gerekir. Ülkemizdeki kokuşma çok önemli bir konudur. Nasıl yüksek şeker, yüksek tansiyon, uyuşturucu almak vücudu çürütür ve çökertirse kokuşma da toplumu çürütür ve çökertir.

 

Şu anda İslam dünyasında hiçbir ülkenin ve toplumun temizlik ve şeffaflık notu 10 üzerinden 5'in üzerinde değildir. İslam ülkelerinde yoğun bir kokuşma müşahede edilmektedir.

 

Maalesef Türkiye'nin notu da 5'in altındadır, yani sınıfta kalmıştır.

 

Bu notu en kısa zamanda 7'ye çıkartamazsak (maddî kalkınmaya ve bazı siyasî başarılara rağmen) çöküş, çürüme, sarsılma, dağılma önlenemez.

 

Kokuşma sadece iyi bir anayasayla, iyi ve adil kanunlarla, temiz bir idareyle önlenemez.

 

İşin başı şunlardır:

 

1. Çocuklara, genç nesillere üstün bir aile terbiyesi vermek... 2. Bu iyi aile terbiyesinin yanında, iyi bir eğitim sistemi ile yeni nesilleri kaliteli insanlar ve vatandaşlar olarak yetiştirmek.

 

Ülkemizde birinci gücü oluşturan büyük medya, bilhassa tv'ler toplumu ahlaksızlığa sürüklemektedir. Müstehcen yayınlar geleneksel ahlakı yıkmakta, insanları en âdi hedonizme sürüklemektedir. Hırsızlığın, rüşvetin, haram yemenin, hortumlamanın her türü âdeta mübah hale gelmiştir. Sözde kadın hak, hürriyet ve haysiyetine taraftar düzen, kadınlara TC'li resmi fahişelik vesikaları vermekte, bunlardan alınan KDV ve gelir vergileri bütçeye katılmaktadır.

 

Seçimleri kazanan bütün vatansever milletvekillerinin birinci vazifesi kokuşmayla mücadele etmektir.

 

"Bu memlekette kokuşma mokuşma yoktur, Türkiye'miz tertemiz bir ülkedir" diyecek biri çıkarsa ona "Efendi sen kör müsün? Her yıl yayınlanan uluslararası temizlik ve şeffaflık anketlerine bakmıyor musun?.." derim. Yiyiciler malum sebepler dolayısıyla kokuşma konusunun gündeme getirilmesinden, müzakere edilmesinden, önleyici tedbirler alınmasından, çare ve çözümler aranmasından memnun ve hoşnut kalmıyorlar. Onlara bir kere daha hatırlatıyorum: Türkiye kokuşma bataklıklarından kurtulmadıkça, bütün maddî kalkınma ve gelişmelere rağmen batacaktır.

 

 

21 HAZİRAN 2011

 

MA
28.06.2011 19:23
#50

Deccallar ve Deccaliyet Fitnesi

 

 

 

Kıyamet kopuncaya kadar bir deccal değil, birçok deccal çıkacaktır. Sahih hadîste "Otuz kadar deccal ve kezzab zuhur edeceği, bunların kendilerini tanrı veya tanrının elçisi olarak gösterecekleri" haber verilmiştir.

 

Bu asırda iki tür deccal vardır: Kişi deccallar ve kurum, tüzel kişi, topluluk şeklinde deccallar.

 

İslam dünyasında Müslümanları Allah'tan, Kur'andan, Sünnetten, Şeriattan, din ve imandan, ahlaktan, faziletten, hikmetten ayırmak için, icabında kan dökmeye kadar uzanan zulümler ve baskılar yapan şahıslar, rejimler, sistem ve düzenler bir tür mecazî mânada deccaldir. Bunların başındaki zâlim diktatörler de...

 

Bugün başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasını saran, pençe-i hakimiyeti altına alan genel bir deccaliyet vardır.

 

Bu deccaliyetin zalim, şeytanî, merhametsiz, amansız komitaları vardır.

 

Bunların elinde deccalî kurumlar, aletler, güçler, araçlar bulunmaktadır.

 

Gerçek şahıs, tüzelkişi, kurum, zihniyet olarak deccal ve deccaliyetler neler yapıyor, onların amaçları nedir?

 

1. Onlar Allah'a ve Resulüne savaş ilan etmişlerdir. Bu savaşın bir kısmı açıkça, bir kısmı sinsice yürütülüyor.

 

2. Onlar Müslümanları Allah'a itaat dairesinden çıkartıp küfür, şirk, günah, isyan, tuğyan bataklıklarına sürüklemek için gece gündüz çalışıyor.

 

3. Onlar Kur'an sisteminin, nizamının, ahlakının en büyük karşıtları ve düşmanlarıdır. Onlar, Müslümanların Kur'anı hayata uygulamasını istemiyor.

 

4. Onlar, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, insanlar için en güzel örnek ve model Resulullah'ın düşmanlarıdır.

 

5. Onlar bütün doğru inanç, düşünce ve hükümlerin, bütün iyi amellerin ve iyiliklerin, bütün güzel şeylerin kaynağı olan Şeriat-ı Garra-i Ahmediyeye düşmandır. Onlar Müslümanları Şeriatsız Müslüman (!) yapmak için şeytanla birlikte çalışıyor.

 

6. Onlar din ile hayatı birbirinden ayırmak, dini vicdanlara hapsetmek istiyor.

 

7. Onlar kadınları ve kızları azdırıp toplumu ahlaksızlık tufanları içinde yıkmak istiyor.

 

8. Onlar Türkiye toplumunun modern Sodom ve Gomore olmasını, hatta beter olmasını istiyor ve bu yolda var güçleriyle çalışıyor. Bu konuda korkunç tahribat yapmışlardır.

 

9. Onların cehennemî ve şeytanî iletişim kurumları ve âletleri çok nâdir istisnalar dışında her Müslümanın evine girmiş olup, mü'minlerin harîm-i ismetlerine müstehcenlik, zina, fuhuş, içki, kumar, seks azgınlığı, yalan, dolan, gıybet, iftira, fitne, fesat, günah, isyan lağımları akıtmaktadır.

 

10. Deccalların ve deccaliyetin en büyük silahı ve aleti para, mal, zenginlik hırsı, benlik, lüks ve israftır. Deccallar Müslümanların Altın Buzağı'ya tapmasını istiyor.

 

11. Deccallar ve deccaliyet, toplumu kokuşturmak için her şeyi yapıyor.

 

12. Deccal içkiyi, ahlaksızca eğlenceleri, seks azgınlıklarını teşvik ediyor.

 

13. Deccallar ve deccaliyet yakın tarihimizde birtakım zayıf karakterli ve düşük ahlaklı sözde Müslüman, aslında katmerli münafık kimseleri de parayla, makam ve mevki vererek alet edip kullanmıştır.

 

14. Deccallar ve deccaliyet İslam'ı tahrif etmeye, Müslümanları doğru yoldan saptırmaya çalışıyor. Bu maksatla dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, ılımlı İslam, BOP İslam'ı, AB standartlarına uygun İslam, sekülerleşmiş İslam, İslam Protestanlığı, Tarihsellik mezhebi, Feminizme uyarlanmış ve ayarlanmış İslam, Kemalizm ile İslam bağdaşır mezhebi gibi akımlar türetiyor.

 

15. Vaktiyle Hindistan'da hükümdarlık yapmış olan Ekber (Ekfer) Şah da bir tür deccaldı ve maalesef birtakım ulema-i su' (kötü ve alçak alimler) onun etrafında toplanmışlar, ona yağcılık ve yalakalık etmişler, küfrüne hizmet etmişlerdir.

 

İslamî açıdan bugün ülkemizde korkunç ve dehşetli bir deccaliyet tahribatı görülmektedir.

 

Bir kısım kadın ve kızların hali yürekler acısıdır.

 

İçki son derece yaygın hale gelmiştir ve kısıtlama çabaları engellenmektedir.

 

Kur'an, Sünnet ve icma-i ümmetle büyük günah ve suç olduğu kesinlikle bildirilen ve bilinen zina suç olmaktan çıkartılmıştır.

 

Ahir zaman alametlerinden zina ve bina yaygın ve genel hale gelmiştir.

 

Müslüman kadın ve kızlarının tesettürüne cephe alınmıştır.

 

Bazı kurumlarda namaz kılmak, oruç tutmak, karısı ve kızı başörtülü olmak büyük suçtur.

 

Deccalların ve deccaliyetin sayesinde haram yemek genelleşmiştir.

 

Deccalların ve deccaliyetin en büyük korkusu Ümmet-i Muhammed'in alim, arif, fazıl, takvalı, cesur, hikmetli, ehliyetli, liyakatli, güçlü bir İmam-ı Kebir seçip ona biat ve itaat etmesidir.

 

Müslümanlar bugünkü durumlarıyla deccalların ve deccaliyetin şerlerini def' edip selamet ve necat sahillerine çıkamaz.

 

Âhir zamanda geleceği, inkârı mümkün olmayan derecede çok râvinin ve rivayetin delaletiyle bilinen Mehdi hazretleri zuhur ve huruc edince Deccal, Süfyan, deccaliyet ve süfyaniyet ile etkili mücadele edilebilecektir.

 

Mehdi'nin zuhur edeceğine dair rivayetler mânevi tevâtür derecesinde olup, bunları inkâr edenler bid'atçidir. İnkarları, cehaletten değil de, Resulullahı tekzip ve red şeklindeyse onların küfründen korkulur.

 

Mehdi ve etrafındaki iyiler ve doğrular ordusu Kur'an, Sünnet, Şeriat ahkamını tekrar yürürlüğe koyacaktır.

 

Yeryüzünde adaletli, güvenli, faziletli, ahlaklı, hikmetli bir Altın Çağ yaşanacaktır.

 

Âhir zamanda nüzulu kesinlikle, tevatür derecesindeki haber ve rivayetlerle bildirilmiş olan Hz. İsa aleyhisselam gelip Müslümanların safına katılınca gayr-i Müslimler kütleler halinde hidayete geleceklerdir.

 

Melhame-i Kübrada, büyük kanlı savaşlarda son büyük Deccal öldürülecek, deccaliyet yerin dibine batırılacaktır.

 

Bu benim yazdıklarımı binlerce büyük ulema, fukaha, eimme, müctehidîn, meşayih, mürşid-i kâmiller, kutublar, gavslar, ricalullah haber vermişlerdir.

 

Bütün süleha-i ümmet (dün ve bugün) Mehdi'nin zuhur, İsa aleyhisselamın nüzul edeceğinde ittifak etmişlerdir.

 

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kesin şekilde haber vermiş olduğu, haklarında tevâtür beyyinesi bulunan şeyleri tekziben ve muanniden inkâr edenlerin kâfir olacağı bildirilmiştir.

 

Bugün, imanını korumak isteyen şuurlu ve uyanık bir Müslümanın temel vazifelerinden biri deccallara, deccaliyete, tağutlara karşı olmak, onlara kalben buğz etmek, adavet beslemek, kardeşlerini onların pençelerinden kurtarmak için çalışmaktır. Bu çalışma münferiden iyi yapılamaz, müctemian planlı programlı yapılmalıdır. Deccalla ve deccaliyetle mücadele eden iyi ve hayırlı kimseler ve kurumlar desteklenmelidir.

 

Deccalin ve deccaliyetin teşvik ettiği kötü metotlarla hayır işleri yapılamaz.

 

Müslümanlar her hâl ü kârda müstaqim (dosdoğru ve dürüst) olmakla yükümlüdür.

 

Deccal aynı zamanda kezzabtır, yani çok yalan söyleyendir.

 

Kendisini deccal ve deccaliyet fitnesinden korumak isteyenler Kur'an ve Sünnet dairesine girip Allah'a ve Resulüne itaat etmelidir.

 

Deccale karşı olanlar Şeriat-ı Garra-i Ahmediyeye hizmet etmelidir.

 

Deccala karşı olanlar sakın haram yemesinler. Haram yiyenler, dolaylı şekilde Deccal'e hizmet etmiş olur. Görür müyüz, görmez miyiz bilmem ama Müslümanlar Mehdi ve İsa aleyhisselamın zuhuruna muntazır olsunlar (çıkışını beklesinler).

 

Âhir zamanın büyük fitneleri, melhameleri başlamıştır. Herkes safını belirlesin, yerini alsın.

 

Allah'ın, Resulullah'ın, Kur'ân'ın, İslam'ın, imanın, ahlak ve faziletin, hikmetin hizbi içinde yer alanlar en doğrusunu yapmış olurlar.

 

Ey Müslümanlar!.. Paralı kiralık askerler olmayınız. Gönüllü mücahidler olunuz.

 

Küçük cihatta başarılı ve muzaffer olmak istiyorsak önce nefislerimizle büyük cihad yapmalıyız.

 

Deccalin ve deccaliyetin en büyük yardımcıları din sömürüsü yapan, dinini dünya için satan sefihlerdir.

 

Gerçek ve sâdık mü'minler için, ömürleri ölümlerine iman ile bitişip hüsn-i hâtime ile göçmüş olurlarsa ebedî zarar ve ziyan yoktur, onlar için ebedî saadet vardır.

 

22 HAZİRAN 2011

 

 

MA
11.07.2011 22:00
#51

Vakıf Belası

 

 

Cumhuriyet'in ilanından sonra CHP oligarşik diktatörlük rejiminin kara günlerinde binlerce cami yıkılmış, satılmış, kiraya verilmiş, tahrip edilmiştir. Yine binlerce tekke, zaviye, medrese, taş mektep imarethane ve başka vakıf binası da yok edilmiş, satılmış, vakfiyesinden başka maksatlarla kullanılmıştır.

 

Yakın tarihte İslam Vakıflarına (Evkaf-i İslamiye) yapılan hıyanetin, zulmün, haksızlığın en büyüğü Ayasofya-i Kebir cami-i şerifinin İslam ibadetine kapatılmasıdır.

 

Cennetmekân Firdevs-âşiyan Sultan Mehemmed Han hazretleri Ayasofya ile ilgili Arapça vakfiyesinde mealen şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın ve meleklerin laneti, benim bu camimi camilikten çıkartanların, vakfımı bozacak olanların üzerine olsun!"

 

Cumhuriyet'ten sonra ülkemizde yapılan cami ve vakıf eserleri kıyımı üzerinde fikir edinmek isteyenler "Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı" adlı kitabıma bakabilirler. (Bedir Yayınevi, tel. 0212/519 36 18)

 

İstanbul'un sadece eski Eminönü kaymakamlığı bölgesinde 120 küsur caminin ismi vardır cismi yoktur. Bunca camimizi, medresemizi, dergahımızı, taş mektebimizi, imarethanemizi ve başka vakıf eserlerimizi yıkanlar, onların vakfiyelerindeki lanete mustahik ve layık olmuşlardır. Ya Rabbi, bu ne korkunç bir vebaldir.

 

Vakfedilmiş gayr-i menkullar (taşınmaz mallar) hayrat vakfı ve âkar vakfı diye iki büyük gruba ayrılır.

 

Yakın tarihimizde hadsiz hesapsız hayrat vakfı yok edilirken, onlardan kat kat fazla âkar vakfı da satılmış, yok edilmiş, kapanın elinde kalmıştır.

 

Tarihî Müslüman kabristanları da vakıf arazisiydi. Maalesef onların da çoğu yok edilmiştir.

 

Söylemeye hâcet yok, sadece Üsküdar'daki Selanik Dönmeleri mezarlığı titizlikle korunmuş, onun bir taşına bile dokunulmamıştır.

 

Camilerimizde, türbelerde, taş mekteplerde vakıf eşyası vardı. Yazma Kur'an-ı Kerimler, sedef kakmalı rahleler ve dolaplar, kıymetli, tarihî, müzelik kumaşlardan pûşideler, perdeler, seccadeler, mangallar, şamdanlar, kandiller... Onların da kısm-ı âzamı (hattâ tamamı) bugün yoktur, yağmalanmıştır.

 

Camilerden hangi menkul (taşınabilen, kolay çalınabilen) eşya gitmiştir?

 

1. Çok kıymetli sayısız hüsn-i hat levhaları çalınmıştır. Birkaç örnek vereyim: Boğaziçi Emirgan camii bundan otuz kırk yıl önce bir hat müzesi gibiydi. Şu anda bir tek levha yoktur... Sultan Abdülhamid-i Sani hazretlerinin yaptırdığı Yıldız camii hat şaheserleriyle doluydu. Şu anda bunlar sırra kadem basmıştır... Sultanahmet İshak Paşa camiinde 1980'li yılların başlarında dört nefis hat vardı. Sol duvarda Sami efendinin çividi mavi zemin üzerine zerendud bir levhası, onun yanında Reisülhattatîn Hacı Kâmil efendinin bir şaheseri. Karşıdaki sağ duvarda da iki orijinal hat vardı, hattatlarını hatırlamıyorum. Bunların dördünü de vakıf eseri uğruları çaldılar. Allah'ın laneti üzerlerine olsun, iki yakaları bir araya gelmesin... Vefa bozacısının bitişiğinde Halk Partisi devrinde kiraya verilip nalbant dükkanı yapılmış olan küçük camide (tekrar açıldıktan sonra) Muhsinzade'nin nefis mi nefis bir levhası vardı, şimdi yok... Çemberlitaş'tan Sultanahmed'e inerken Fuad Paşa camii hat müzesi gibiydi. Restorasyon yapıldı, tekrar açılınca baktık ki, bir tek levha yok!..

 

2. Yurdumuzdaki binlerce tarihî eski caminin zeminindeki halı ve kilimlerin bir kısmı çok kıymetliydi. Bunlar da, özel dokunmuş birkaç çok büyük cami halısı dışında hepsi yağma edilmiştir. İşin ağlanacak tarafı şudur ki, bunları canları gibi koruması gereken Müslümanlar korumamışlar, halı uğrularına kaptırmışlar, karşılığında anilin boyalı, rezil, çirkin, sanatsız, maddi kıymeti olmayan yaygılar almışlardır. Hem de "Oh, o eski paçavralardan kurtulduk, yemyeşil, kıpkırmızı, cascavlak makine halıları aldık, ne iyi oldu, ne güzel bir değiş tokuş yaptık!.." diyerek.

 

3. Camilerimizden, türbelerimizden çok kıymetli çini panolar ve karolar da çalınmıştır. Bunların bir kısmı dış ülke müzelerine ve koleksiyonerlerine satılmıştır.

 

4. Kıymetli şamdanlar, rahleler de gitmiştir.

 

Vakıf eşyası çalan eşkıya yangın çıkartmaktan da çekinmemiştir. Vakıfların Topkapı dışındaki deposu soyulduktan sonra izleri silmek, delilleri yok etmek için yakılmıştır.

 

Hangi tarihi vakıf binasında yangın çıkmışsa bilin ki, hırsızlar bir şeyleri götürmüştür ve izleri silmiştir.

 

Bendenizde Aksaray Pertevniyal Valide Sultan'ın türbesindeki eşyanın orijinal listesi var. Bunların hiçbiri bugün yerinde değildir.

 

Vakıf eşyası çalanlar lanet altındadır. Lanet korkunç bir şeydir.

 

Bu eserlerin muhafazasına dikkat etmeyenler de büyük günah işlemişler ve vebal altında kalmışlardır.

 

İstanbul'daki Ok Meydanı vakıf araziydi. Yağmalanmış, kapanın elinde kalmıştır.

 

Bir ara hırsızlar, camilerin, türbelerin, şadırvanların alemlerini (kısa "a" ile) apartıp sattılar.

 

Ölmüş ecdadımızın güzel yazılı mezar taşlarını çalıp sattılar.

 

Bu memleket medenî ve sanattan anlayan kafirlerin istilasına uğramış olsaydı, İslam mezarlıkları son devirde uğradıkları kadar yaygın ve yoğun tahribata uğramazdı.

 

En son Çarşıkapı yeraltı geçidinin önünde köşedeki camide duran zerendud levha çalındı.

 

Cağaloğlu Molla Fenari camiindeki Re'sül-hikme mehafetullah levhası çalındı.

 

Eski serseriler cami duvarına işemezlerdi.

 

Eski hırsızlar camileri, vakıf eserlerini soymazlardı.

 

Şimdiki hırsızlar para için analarını bile satıyor.

 

Bu satırları elim titreyerek, içim kan ağlayarak, gözlerim yaşararak yazıyorum.

 

Çalanlara ve çaldıranlara beddua ediyorum.

 

Lanet bedduasının ne korkunç ve dehşetli bir beddua olduğunu bilseler vakıf hırsızları, vakıf tahripçileri bu işleri yapmazlardı.

 

Ya Rabbi ne günlere kaldık!..

 

Camiden hoparlör, klima cihazı veya soğuk su makinesi çalınsa üzüntüden kendilerini yerden yere vuranlar, keder ve kahırdan çıldıranlar maalesef kıymetli bir hat, antika bir halı veya tarihî bir çini çalınınca pek heyecanlanıp üzülmüyorlar.

 

Bu memlekette yeterli sayıda kültürlü, sanatlı, medenî Müslüman olsaydı vakıf eserleri yağmalanmaz ve çalınmazdı. Çalınanların yerine yeni sanatlı eserler konulurdu.

 

Sultanahmed'in altında sahilde demiryolunun bitişiğinde birkaç yıl önce restore edilen 1500 yıllık (eskiden kiliseymiş) Küçükayasofya cami-i şerifine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Kadir Topbaş beyefendi büyük boy güzel bir hilye-i şerif levhası hediye etti. Bendeniz de onun karşısındaki duvara Hattat-ı şehîr Ali Toy üstadın nefis bir yazısını tezhibletip astırdım. Çalınan, yağmalanan, eşkıyanın eline geçen binlerce vakıf levhanın ikisinin yerine başka güzel levhalar konulmuş oldu. Ötekilerin yerleri boş kaldı. Kimin umurunda?

 

* (İkinci yazı)

 

 

Tasavvuf Haktır

Bir kimse ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıble ise, yani kelime-i Şehadeti diliyle söylüyor ve iman ettim diyorsa ve namazı kılıyorsa onu tekfir etmek, yani küfürle suçlamak ve ona müşriktir demek büyük bir zulümdür.

 

Maalesef bu zulmü bozuk bir fırkanın sözde alimleri ve taraftarları yapıyor.

 

Bu bozuk bid'at fırkasının bağlıları tasavvufu inkar ediyor, tasavvuf ve tarikat Müslümanlarını şirkle (Allah'a ortak koşmakla) suçluyor.

 

Bende onların kitapları var. Açıkça "Tarikat evliyası evliyauşşeytandır!" diye yazmışlar. Böyle bir iftiradan Allah'a sığınırız.

 

Ehl-i Sünnet'in büyük alimlerinden ve temsilcilerinden Hüccetülislam İmamı Gazalî hazretleri "el-Munkizu mine'd-Dalâl" adlı kitabında, meşrebler ve cereyanlar içinde İslam'a, Kur'ana, Sünnet'e en uygun taifenin taife-i sufiyye olduğunu yazıyor.

 

Tasavvuf İslam ahlakı demektir. Tasavvuf ihlas, ihsan, mürüvvet, hilm, takva, vera demektir.

 

Hakikî tasavvufta İslam'a, Kur'ana, Sünnet'e, Şeriat'a aykırı hiçbir

 

şey yoktur.

 

Bir din alimi yamukluk yapsa, onun yamukluğu yüzünden fıkha ve Şeriata leke sürülebilir mi? Elbette sürülmez.

 

Bir tasavvufçu ve tarikatçi yamukluk yaparsa, onun yamukluğu kendine aittir, bu yüzden tarikata ve tasavvufa leke sürülmez.

 

Tasavvuf ve tarikat büyükleri, Peygamberden (Salat ve selam olsun ona) ve Selef-i Sâlihînden sonra İslam dininin en üstün temsilcileridir.

 

Onlar tahkikî iman sahibiydiler, namazı dosdoğru kılmışlar ve Resulullah'ın ahlakı ile ahlaklı idiler.

 

Oturarak, ayakta, uzanmış olarak zikr etmek caizdir.

 

23 HAZİRAN 2011

MA
11.07.2011 22:04
#52

Medenî Toplum, Barbar Sürü...

 

Medenî ülkelerin halkının büyük kısmında çevre, tabiî düzen kavramı vardır. Fransa'da bazı vilayetlerin halkı oto yol yapılmasını istemez.

 

Çünkü oto yolla birlikte nüfus, yapılaşma patlaması olacak, tabiî düzen ve huzur bozulacaktır.

 

Bizde Hopa'ya Gürcistan sınırına kadar uzanan, denizin mavisi ile karanın yeşili arasına giren o çirkin sahil yoluna medenî halklar asla izin vermezlerdi. Yol yapılmasın mı? Ne münasebet, elbette yapılacak ama sahilde değil, yukarıdan geçmek şartıyla.

 

Şehirlerin çok yakınına çimento fabrikası yapılması doğru değildir. Birkaç yüz kişiye iş çıkar, onbinlerce kişinin sağlığını ve huzurunu bozar.

 

Küçük barajlar yapılacak, elektrik elde edilecek diye o güzelim ormanları, çalılıkları, vadileri, dereleri tahrip etmeye hiçbir medenî halk izin vermez.

 

Medenî ülkelerin ormanlarından, ormancılık ilmine uygun olmak şartıyla ağaç kesilir ama kesinlikle milyonlarca ağaç yapılaşma için kesilmez.

 

Bu kış sonu İstanbul'da binlerce ağaç kötü budandı. Medenî bir halk bu katliama izin vermez.

 

Bundan elli altmış yıl önce Boğaziçi'nde ve Marmara'da 300 çeşit balık tutuluyordu. Şimdi bu rakam 30-40'a indi. Niçin? Yamyamlıktan.

 

Benim çocukluğumda dere boylarında kunduzlar yaşardı. Şimdi onlar nerede?

 

Medenî toplumlar temiz hava içinde, güzel manzaralar, peyzajlar seyrederek yaşamak ister, tabiî düzenin bozulmasına razı olmaz.

 

Medenî ülkelerin halkları gökdelenlerde, sekiz on katlı heyula apartmanlarda değil, genellikle şirin bahçeli evlerde yaşar.

 

Medenî ülkeler ormanlarla, parklarla, sun'î (yapay) göllerle doludur.

 

Medenî ülkelerin ormanları içinden geçen oto yol kenarlarında yola geyik çıkabileceğini bildiren trafik levhalarına rastlarsınız.

 

Medenî halklar kırlık kesimde piknik yaptıktan sonra orayı terk ederken hiçbir çöp ve kir bırakmazlar. Pet şişeleri, kağıtları, zibilleri torbaya koyup çöp konteynerine atarlar.

 

Medenî ülkelerin parklarında vatandaşlar kabak ve ayçiçeği tohumu yiyip kabuklarını yere atmaz.

 

Hiçbir medenî ülkenin mâbedinde WC men women WC WC WC... One lira... WC WC hela tuvalet bir lira... gibi iğrenç ve öğürtücü levhalar ve reklamlar göremezsiniz.

 

Medenî ülkelerin dev şehirlerinde sabahleyin milyonlarca, akşamleyin milyonlarca vatandaş lüks arabalarda tek başına gurur ve kibir içinde sefihâne seyahat etmez.

 

Hiçbir medenî ülkenin halkı, kendi ana diliyle yazılı olup da 1928'den önce basılmış kitapları okuyamamak gibi rezil bir cahillikle malûl değildir.

 

Hiçbir medenî halk, şehrin en büyük camiinin ibadete kapatılıp müze yapılması kepazeliğine tahammül etmez.

 

Medenî toplumlar, yararlarına ve zararlarına olan şeyleri bilirler.

 

Medenî toplumlar tabiî (ekolojik) düzeni titizlik ve hassasiyetle korurlar.

 

Medenî toplumlar yeşili, ağaçları tahrip etmez.

 

Medenî toplumlar çılgın bir yapılaşmaya, betonlaşmaya izin vermez.

 

Medenî toplumlar yabani hayvanları, kuşları korur.

 

Medenî toplumlar çirkin binalardan nefret eder.

 

Medenî toplumlar para için, rant için her haltı yemez.

 

Medenî ülkelerin uluslararası temizlik ve şeffaflık notlarına bakınız. Yeni Zelanda, Norveç, İsveç, Finlandiya... 10 üzerinden 9 küsur, 8 küsur...

 

Bir ülkede temizlik ve şeffaflık notu beşin altındaysa bilin ki, orası medeni bir ülke değildir.

 

Öyle bir ülke bir İslam ülkesiyse orada İslam iyi bilinmemekte ve başarıyla uygulanıp yaşanmamaktadır.

 

Siz Peygamberin (salat ve selam olsun ona) karıncaları ve böcekleri bile korumayı ve gözetmeyi öğütleyen hadîslerini biliyor musunuz?

 

Peygamber bir keresinde ordusuyla Mekke ile Medine arasındaki bir yerden geçerken yolda yavrularını emziren dişi bir köpek görmüş, ashabtan birini vazifelendirip "Bu köpeğin ve yavrularının başında bekle, bizim ordu geçinceye kadar onlara bir şey olmasın" dediğini biliyor musunuz?

 

Haram yiyenler, rantçılar, nemacılar, faizciler, yeşili tahrip edenler, betona tapanlar, para ve zenginlik için her haltı yiyenler, vahşi hayvanları ve bitki örtüsünü katl edenler, denizleri, gölleri ve nehirleri kirletenler, mesire yerlerini çöplüğe çevirenler, gece yarısı çöp poşetini apartmanın beşinci katından sokağa fırlatanlar, burnunu sildiği kağıt mendili otomobil penceresinden yola atanlar, ülkeyi vatanı değil, çöplüğü sananlar soruyorum size siz medenî bir toplum musunuz, yoksa barbar sürüler mi?

 

* (İkinci yazı)

 

 

Hizmetler ve Tenkitler

Felsefeleri şu: "-Biz çok hizmet ediyoruz, sen bizi tenkit edemezsin..."

 

Cevap: Ben sizin hizmetlerinizi tenkit etmiyorum, bazı hatâlı inanç, düşünce, görüş ve metotlarınızı tenkit ediyorum. Tenkit ederken de şahıs veya topluluk ismi zikr etmiyorum.

 

Hangi konularda tenkit ediyorum? Tenkitlerim, zaruriyat-ı diniyeye aykırı inanç, fikir ve görüşlerle ilgilidir.

 

1. Kur'an çok açık ve kesin şekilde "Allah katında (makbul, geçerli, hak) din İslam'dır" diyor. Bunun aksi iddia edilemez.

 

2. Kur'an "İbrahim Yahudi ve Nasranî değildi. O hanif ve müslimdi" diyor. Bu devirde tek ibrahimî din İslam'dır. Başka ibrahimî dinler olduğunu iddia etmek büyük hatâdır, sapmadır.

 

3. Peygamberimiz (salat ve selam olsun ona) insanları İslam'a dâvet etmeye başladıktan sonra onu yalanlayan, onu reddeden ve böyle ölen kimseler için necat ve Cennet yoktur. Aksini iddia etmek vahim bir sapmadır.

 

4. Kur'an çok açık bir şekilde "Kâfirlerin dost ve velî edinilmemesini" ihtar etmektedir.

 

5. Hiçbir Müslümanın dinden ödün vermeye hakkı yoktur.

 

6. Kelime-i Şehâdet bir bütündür. La ilahe illallah'tan sonra gelen Muhammed Resulullah kısmının söylenmesi, ilan edilmesi, cihan halkının Resulullaha imana, biata, itaate çağırılması şarttır.

 

7. Tevhid inancı ile Teslis inancı asla uyuşmaz ve bağdaşmaz. Binaenaleyh Teslisçilerle Müslümanlar arasında Allah'a iman konusunda ittifak ve uyum yoktur.

 

8. Peygamberlere iman konusunda Ehl-i Kitab ile Ehl-i iman arasında ittifak yoktur. Çünkü onlar, "Âlemlere rahmet olarak" gönderilmiş Son Peygamber'e (Salat ve selam olsun ona) iman etmiyorlar, onu Peygamber kabul etmiyorlar, onu tekzib ediyorlar.

 

9. Ehl-i Kitab ile aramızda, Allah'ın Kitabları konusunda da ittifak ve uyum yoktur. Çünkü onlar, Kur'an-ı Azimüşşan'a inanmıyorlar, onun İlahî Kitab olduğunu kabul etmiyorlar.

 

10. Mardin Kasımiye medresesinde çan sesleri içinde Ezan okunurken papazlarla birlikte havuz üzerindeki salaş Diyalog köprüsünden güle oynaya merasimle geçmek gibi tiyatrolar da İslam dini, Tevhid inancı ile kesinlikle bağdaşmaz.

 

Yukarıda açıkça beyan ettiğim on madde ile ilgili tenkitler başka konularda yapılmış olan hizmetlerin inkarı mânasına gelmez. Azıcık mantık okumuş kişi böyle düşünmez. Bendeniz Ehl-i Sünnet mezhebine mensup Müslüman bir yazarım. Elbette Kur'ana, Sünnete, icmâ-i ümmete, zaruriyat-ı diniyeye aykırı hatâlı inanç, fikir ve görüşleri (terbiye, edeb, insaf ve adalet dairesinde) tenkit edeceğim.

 

Bu tenkitleri yaparken şahıs ve kurum ismi vermemem gerekir, tenkitlerim anonimdir.

 

Yaptığım tenkitlerin, uyarıların yanlış ve isabetsiz olduğunu iddia eden çıkarsa, cevabım şudur:

 

(A) Bendeniz kendi kafamdan yazmıyorum. İslam'ın temel inançlarını, zarurî dini hükümleri savunuyorum.

 

Buyursunlar büyük bir tv'de adaletli ve insaflı bir tartışma yapılsın. Buna icazetli Ehl-i Sünnet alimleri ile tenkit ettiğimiz tarafın temsilcileri katılsın. Gerekirse bu tartışmalar beş on celse devam etsin. Bilahare zabıtlar yayınlansın. (Böyle bir açık oturum mutlaka âdil bir noter vasıtasıyla idare edilmelidir.) Bakalım nasıl bir netice çıkacaktır?

 

Bendeniz hiçbir hizmeti inkar etmem.

 

Kur'ana, Sünnete, icmâ-i ümmete aykırı bir inanç, fikir, görüş görürsem, onları Ehl-i Sünnete göre tenkit ederim.

 

Tenkit ederken isim vererek, fitne ve fesat çıkartmaktan son derece çekinirim.

 

İki kere ikinin dört ettiğini söylemek, iki kere iki dört etmez diyenleri tenkit etmek için matematik ordinaryüs profesörü olmak gerekmez.

 

Haleb oradaysa arşın buradadır, buyursunlar milyonlarca halkın huzurunda bir açık oturum tertiplesinler ve tartışsınlar.

 

Lütfen çok rica ve istirham ediyorum, hepimiz din kardeşiyiz, bize taqiyye yapmasınlar.

 

Cenab-ı Hak cümlemize hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görmeyi nasib buyursun. Âmin

 

 

24 HAZİRAN 2011

MA
11.07.2011 22:06
#53

Bela ve Azap Gelince Kolay Kolay Gitmez

 

 

Kuralı unutmayın: Bir İslam toplumunun, bir Müslüman ülkenin başına bela ve azab gelirse kolay kolay gitmez.

 

Öyle musibetler, belalar ve azaplar vardır ki, sadece kötüleri vurmaz, genel gelir, kurunun yanında yaş da yanar.

 

Müslüman bir toplumun Allah ile yapılmış bir misakı, Allah'a ibadet edeceğine, O'nun emir ve yasaklarına uyacağına, O'nun göndermiş olduğu Resule (Salat ve selam olsun ona) iman, biat ve itaat edeceğine dair verilmiş sözü ve taahhüdü vardır.

 

Müslümanlar bu misaklarına, bu taahhütlerine riayet etmezlerse umumî bir bela, azap ve musibet gelir.

 

Hainlerin yanında sâdıklar da zarar görür.

 

Çünkü onlar emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını eda etmemişlerdir.

 

Çünkü onlar, halkı yeteri kadar bilgilendirmemiş, aydınlatmamış, uyarmamışlardır.

 

Çünkü onlar tağutla, deccal ve kezzablarla, Süfyanla yeteri kadar mücadele etmemişlerdir.

 

Birinci dünya savaşında bazı Araplar (hepsi değil) İslam devletine, Hilafet-i uzma-i islamiyeye ihanet ettiler, cezalarını gördüler.

 

Filistin Hilafet devletinin küçük bir mutasarrıflığı idi. Bağımsız bir devlet olarak yaşaması çok zordu. Nitekim önce İngiliz mandası oldu, sonra büyük kısmında İsrail kuruldu.

 

İslamiyete sımsıkı bağlı ümmet şuuruna sahip, uyanık Müslümanları tenzih ederek General Allenby işgal ordusunu sevinçle karşılayan beyinsizlere soruyorum:

 

Osmanlı "isti'mârından" kurtulayım, bağımsız Arap devleti kurulsun derken ne korkunç bir vartaya dûçâr oldunuz. Vatanınız elden gitti. Halkınızın bir kısmı mülteci oldu. Bin türlü kıyım, zulüm, rezalet, sefalet, zillet, esaret, zebunluk, ezilme ki sormayın...

 

Osmanlı devleti zamanında İstanbul'daki Meclis-i Mebusan'da Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Libya milletvekilleri vardı. Şimdi Kudüs'te Yahudi bayrağı dalgalanıyor. Gazze dünyanın en büyük hapishanesi ve işkencehanesi oldu.

 

Şu Libya'nın haline bakınız. Kaddafi'nin son beyanı: "Kesinlikle çekip gitmeyeceğim. Çarpışarak öleceğim."

 

Bir İslam ülkesine bela, azab, musibet gelince kolay kolay gitmez.

 

İstanbul 1919'la 1922 arasında işgale uğradığı vakit bazı ilerici Müslümanlar familyalarını yanlarına alarak işgal kuvvetlerinin balolarına katılmışlardı. O tarihte Ankara rejimi çok sofu, Şeriatçı, dindar görünüyordu. Hatta "Men'-i Müskirat Kanunu" (alkollü içkileri yasaklayan kanun) çıkartılmıştı. Birtakım paşalar rakıyı, şarabı gizlice içmeye devam ediyorlardı ama halka dindar görünmeleri gerekiyordu. Karılarıyla birlikte balolara giden ilerici Osmanlılar aleyhinde Ankara Şer'iye Vekâleti (din ve şeriat işleri bakanlığı) zehir zemberek bir beyanname yayınlamış, memleket kurtulduğu ve İstanbul'u aldığımız vakit size çok ağır cezalar vereceğiz diye tehdit etmiştir... 1922'de Refet Paşa, Ankara Hükümeti adına İstanbul'u almış, son Halife-Padişah yurtdışına çıkmış, birkaç yıl sonra Türkiye Batı medeniyeti yollarında koşmaya başlamıştı.

 

İslam'a, Kur'ana, Sünnete, Şeriata hıyanet eden veya böyle hıyanetleri bütün gücüyle önlemeye çalışmayan; kendi öz İslam medeniyetini bırakıp, sefih ve sapık küfür medeniyetini benimseyen bir toplumun istikbali parlak değil, karanlık olur.

 

Hidayeti dalâletle değiştirenler dünyada rezil ve rüsvay, âhirette büyük zarara uğramışlardan olurlar.

 

Ne demiştim:

 

Büyük bela ve bir azap, musibet gelince artık kolay kolay gitmez.

 

Kaddafiler kolay kolay gitmez.

 

Bazen diktatörler ölür, onların hatırası ve ruhu daha şedit, beter, ekfer şekilde saltanat sürmeye devam eder...

 

Müslüman bir toplum "Din sadece bir vicdan işidir, dünyaya karışmaz" dedi mi, kısa zaman sonra belasını bulur. Allah hinleri zâlimlerle terbiye eder.

 

Azabın en şiddetlisi, ilim ve kültür sahibi olup da bildiklerini doğru bilgilerle amel etmeyenlere olacaktır.

 

Zamanımızda az veya çok haram menfaatler karşılığında dinlerini satan o bilenler yok mu...

 

Müslüman bir toplum ümmet şuurunu ve idrakini yitirip; hizip, fırka, cemaatçilik, parçacılık asabiyetlerine kapılırsa belasını bulur.

 

Benim cemaatim senin cemaatinden üstündür, benim şeyhim senin şeyhini döver... Öyle mi? Bela ve azap inince senin cemaatin mi, senin şeyhin uçuyor muydu uçmuyor muydu anlayacaksın...

 

Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri bize doğruyu da bildirmiş, bâtılı da... Kim hidayeti (doğru inançları, hükümleri, ahlakı) seçerse Mevlâsını bulur; kim de dalâleti (sapıklığı, bozukluğu, küfrü, bidati, günahı, isyanı, tuğyanı) seçerse belasını bulur.

 

Hilafet-i Uzma-yı İslamiye Allah'ın Müslümanlara ulu bir nimetiydi. Türkler bu mübarek müesseseye çok hizmet ettiler. 1924'te İslam'ın 101'inci son halifesi kovuldu ve Hilafet müessesesi tarihe karıştı. Elbette bunun hesabı sorulacaktır.

 

Boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkını soracak olan mutlak adalet sahibi Allahu Teala Hazretleri Hilafet-i

 

Kübrâ-yı Muhammediye'nin hesabını Türklerden sormaz mı?

 

Hilafeti kaldıran ve son halife Abdulmecid bin Abdulaziz Han hazretlerini aile efradıyla ve bütün Hanedan-ı Âl-i Osman mensuplarıyla birlikte tard eden kanun şöyle diyor:

 

"Hilafet Büyük Millet Meclisi'nin şahs-ı mânevisinde mündemic olduğu için..."

 

Merhum Adnan Menderes 1960'ta ülke iğtişaş ve kaynaşma içindeyken Meclis çatısının altında Demokrat Parti milletvekillerine hitaben şöyle demişti:

 

"Arkadaşlar!.. Millet size vekâlet vermiştir. Siz isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz."

 

Yaa, öyle mi?.. Bu sözünden dolayı Adnan Menderes'i astılar.

 

Ahkâm-ı Şer'iye bir kere gitmeyegörsün. Geri gelmesi zordur.

 

Hilafet yıkılmayagörsün. İhyası zordur.

 

Tağûtî düzenin haram, necis, kirli rantlarıyla ve nemalarıyla beslenen, az veya çok dünya menfaati karşılığında İslam'ı satan kimseler, zenginleşmenin verdiği sarhoşlukla işin farkında değildir.

 

Qâlû Belâ gününde Allah ile yaptıkları ahd ü misaka ihanet edenler, haram ve necis para ve mallarla zenginleşerek iyi bir ticaret yaptıklarını sanmasınlar. Onlar korkunç bir zarar içindedir.

 

Yakın tarihimizde İslam ilimlerini okuyup öğrenmiş bazı ulema ve fukaha, zalimlere yağcılık yaparak canlarını koruyup selâmete çıktıklarını sanmışlardı. Zehî gaflet!.. Onlar İslam'ı ucuza sattılar, çok kötü bir ticaret yaptılar.

 

Hikayenin sonuna gelmedik... Macera devam ediyor... Bakalım ileride neler olacak.

 

Deccâliyet, Kezzâbûn, Süfyânîlik öyle kolay kolay gitmez...

 

Derin şer güçleri sonuna kadar direneceklerdir. Kaddafi'ler, hayatına ve servetine dokunulmaması garantisine rağmen uçağa binip Libya'ları terk etmezler.

 

Bir İslam ülkesinde haram yeme, şeytani şekilde zenginleşme, lüks, israf, sefahat, fuhuş zina, âşikâre fısk ve fücur, isyan ve tuğyan yaygın ise oradaki maddi kalkınma, yüksek binalar, köprüler, barajlar, limanlar, hava alanları, otoyollar, lüks otomobiller, Nemrûdî oteller ve lokantalar, kadın erkek birlikte denize girilen plajlar, aşırı konfor kerâmât değil, hep birer istidractır. (İstidracın manasını bilmeyenler muteber din kitaplarına müracaat etsinler)

 

Bin kere tekrar etsem azdır: Azap, bela, musibet, dünyevi ceza gelince kolay kolay gitmez.

 

Kaddafi gitmez, Maddafi de gitmez.

 

Deccallar, Kezzaplar, Süfyanlar, Ekferîler öyle kolay kolay pes etmez.

 

İslam, Kur'an, Sünnet, Şeriat, tesettür nimetlerine küfranda bulunan Müslüman bir toplum, tövbe ve isyanlarında rücû' etmedikçe iflah olmaz, selamet sahiline çıkmaz.

 

Bozuk düzenin haram rant ve nimetlerine, cîfeye talip olan kilap gibi talip olanların gelecekleri nurlu değil, katrânîdir.

 

Bu yazımdan bir kişi, bir tek kişi mütenebbih olursa kendimi bahtiyar sayacağım.

 

Hiç kimse mütenebbih olmasa, bir nebzecik tek cılız bir iniltiyle vazifemi yapmış olur muyum acaba?

 

25 HAZİRAN 2011

 

 

MA
11.07.2011 22:07
#54

 

Bir Cuma Hutbesi Denemesi

 

 

 

Muhterem Müslümanlar!.. Hamdler, övgüler, senâlar âlemlerin Yaratıcısı, Mâliki ve Rabbi olan Allah'a mahsustur.Âlemlere rahmet ve insanlara en güzel örnek ve model olarak gönderilmiş Resûlullah Muhammed Mustafa'ya salât ve selâm olsun.

 

Onun bütün Ashabına, Etbâına, Ehl-i Beytine, Ezvâcına, Yârânına, bâhusus Hulefâ-i Râşidîne, Ebû Bekr Sıddiqa, Ömerü'l-Faruka, Osman Zinnureyne, Aliyyü'l-Murtazaya hayır dualar eder, Allah onlardan razı olsun deriz.

 

Üzerimize vâcib olan hamdele, salvele ve duadan sonra...

 

Ey Müslümanlar!.. İyi bilin ki, Hak ile bâtıl biz Müslümanlara kesin şekilde bildirilmiştir. Hakka tâbi olan Mevlâsını bulur kurtulur, bâtıla tâbi olan belâsını bulur, ebedî zarara uğrar, felâkete duçar olur.

 

Allaha ve Resûlüne iman edip İslam'ı din olarak kabul edenler bilsinler ki, Kur'an-ı Azimüşşan Allah'ın kadîm kelâmıdır ve biz Müslümanların düstur ve imamıdır. Kim ona, doğru şekilde anlamak ve yorumlamak şartıyla uyarsa kurtuluşa erer.

 

Kur'an'daki ilahî emirleri yerine getiren, ilahî yasaklardan uzak duran, ondaki ilahî öğütleri tutan aziz ve hür olur, böyle yapmayan zelil ve rezil olur.

 

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünneti de bir tür vahydir ve Müslümanların ona uyması vacibtir. Tevâtür beyyinesi ile sâbit olan sahih hadîsleri inkâr eden, dinden çıkar.

 

Muhterem Müslümanlar!.. İslam hükümlerinin dört kaynağı Kitabullah, Peygamberimizin Sünneti, Ümmetin icmâı ve kıyas-ı fukahadır.

 

Şeriat Allahın Kitabından ve Peygamberin Sünnetinden çıkartılmış din hükümleridir. Bütün iyiliklerin, doğruların, güzelliklerin kaynağı Şeriattır. Şeriatı inkar veya tahkir eden dinden çıkar.

 

Kur'ana, Sünnete muhalif olan, ters düşen her şey bâtıldır.

 

Allah zinayı haram kılmış ve kötülemiştir.

 

Peygamber-i Zişan bu hükmü te'yid etmiş, zinayı kötülemiştir.

 

On dört asır boyunca gelip geçen bütün din imamları, mezheb sahibi büyük müctehidler, rabbanî alim ve fakihler, kâmil mürşidler, sâlih Müslümanlar, Allah dostları zinayı kötü görmüşler, büyük bir günah ve suç olduğunda ittifak etmişlerdir.

 

Riba Kur'an, Sünnet ve icmâ ümmet ile haramdır, büyük bir günahtır.

 

Kadın ve kızların tesettüre girmeleri, iffetli ve namuslu bir hayat sürmeleri farzdır. Tesettürün Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sabit kesin bir farz olduğunu inkar eden dinden çıkar.

 

Ey Müslümanlar!.. Beş vakit namaz, kesin farzların başıdır. Atalarımız asırlar boyunca bu farzı dosdoğru eda etmişlerdir. Yakın tarihimizdeki fitneler yüzünden Ümmet-i Muhammed'in büyük bir kısmı, belki de yüzde 90'ı bunu terk etmiştir. Bî-namazlık büyük ve vahim bir isyandır. Ümmetin alimleri, fakihleri, âqilleri, bilgeleri, güç ve imkân sahipleri halkın tekrar beş vakit namaza başlaması için hayırlı bir seferberlik başlatmalı, bugünkü yüzde 10'luk kılan oranını yüzde 50'lere ve daha fazlasına çıkartmak için en etkili şekilde çalışmalıdır.

 

Namazdan sonra dinimizin önemli ibadetlerinden biri zekâttır. Zekat malla, parayla yapılan bir ibadettir. Zamanımızda Müslümanların bir kısmı ya hiç zekat vermiyor, yahut tam olarak vermiyor; bir kısmı zekat veriyor ama Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun olarak vermiyor, zekat borcunu ödemiş olmuyor. Zekat yerli yerinde ve doğru dürüst verilmediği için Müslüman fakirler, miskinler, mülteciler mağdur oluyor. Bu hususta da, gerçek ve muhlis ulema ve fukaha Ümmet'i uyarmalı, bilgilendirmeli, aydınlatmalıdır.

 

Muhterem Müslümanlar!.. İslam dini, Kur'an, Sünnet ve Hikmet bizi Allahü Teala ile olan bütün işlerimizde ihlaslı olmaya çağırmakta, ihlasla işlenmeyen amel ve ibadetlerin kabul olmayacağını bildirmektedir. Ulema, fukaha, mürşidler, ziyalı sâlih Müslümanlar ihlas konusunda Ümmet'i bilgilendirmeli, aydınlatmalı, uyarmalıdır.

 

Sevgili Müslümanlar!..

 

Din elbette bir vicdan işidir ama sadece bir vicdan işi değildir. Din vicdanlara haps edilemez. İslam, Kur'an, Peygamber ve Sünneti hayata uygulanmak için gönderilmiştir.

 

Ferdî/bireysel ve toplumsal hayatta yapılan, işlenen her şeyle ilgili olarak dinin bir hükmü ve değerlendirmesi vardır. Mesela namaz kılmak farzdır. Namaz kılmamak haramdır.

 

Uyumak mübahtır. Sabah namazı vaktinde uyumak haramdır.

 

Mükelleflerin bütün işleri ef'al-i mükellefîn denilen sekiz sınıf fiilden birinin kategorisine dahildir.

 

Ey firâset sahibi Müslümanlar!.. Dinimiz ilahî din olduğu için onda kesinlikle reform, yenilik, değişiklik yapılamaz. İslam dini Avrupa standartları ve normlarına göre yorumlanamaz. Sevgili Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) sahih hadîslerini AB normlarına, Feminizme göre ayıklamak korkunç bir ihanettir... Haçlıların ve Siyonistlerin istekleri doğrultusunda ılımlı bir İslam türetme teşebbüsleri bâtıldır.

 

M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra çıkartılmış Kemalizm ideolojisi ile ilahî İslam dini asla uyuşmaz ve bağdaşmaz.

 

Peygamberimizin risâletini ilanından ve İslam dinini tebliğinden sonra, bu risalet ve tebliği duyup işitip de inkar ve tekzib edenler ehl-i necat ve ehl-i Cennet değildir.

 

Zamanımızda üç değil, bir tek ibrahimî din vardır ve o da İslam'dır.

 

Tevhid inancı ile Teslis inancı asla uyuşmaz.

 

Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamı, Kur'an-ı Kerimi, ilahî ve hak İslam dinini inkar edenler, kurtulmuşlar zümresinden değildir.

 

Müslümanların temel vazifelerinden biri de, Ümmet-i dâveti imana, İslam'a, Kur'ana çağırmak için en etkili ve en uygun şekilde gece gündüz çalışıp hizmet etmektir.

 

Muhterem Müslümanlar!..

 

İslam hem bir din, hem bir medeniyet, hem bir dünya nizamı, hem de bir hayat/yaşama sistemidir.

 

Müslümanlara, inandıkları gibi yaşamak hakkını ve hürriyetini vermeyen düzen ve sistemler zâlimdir.

 

İyi, uyanık, olgun, şuurlu, firasetli bir Müslüman bâtıl nizam, sistem ve düzenlerden razı olmaz, onları benimsemez.

 

Müslümanın dini İslam'dır, milleti İslam'dır, medeniyeti İslam ve Kur'an medeniyetidir, kültürü İslam kültürüdür, takvimi İslam takvimidir.

 

Müslüman anne ve babaların küçük çocuklarına özel din ve Kur'an dersleri verdirmeleri yasağı insan haklarına, milli kimlik ve kültüre aykırı bir zulümdür.

 

İngiltere gibi Hıristiyan bir ülkede isteyen Müslüman kadın doktorlar, kadın öğretmenler, kadın memureler, hattâ kadın polisler başörtülü hizmet verebiliyor da bizim ülkemizde niçin veremiyor?

 

Ey Müslümanlar!.. Bilmiyorsanız öğreniniz, Hıristiyan İngiltere'de Müslümanlar için Şeriat mahkemeleri vardır.

 

Türkiye bir İslam ülkesidir. Halkın büyük çoğunluğu Müslümandır. İnsan hak ve hürriyetlerinin temel maddesi din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak, çocuklarını kendi dinine göre yetiştirebilmek hürriyetidir.

 

Ülkemizde İslam'ın ve Müslümanların, militan ve bağnaz düşmanları vardır, egemen azınlıklar vardır, derin gizli güçler vardır. Bunlar Müslüman çoğunluğun temel hak ve hürriyetlerini çiğnemektedir. Her Müslüman bu güçlerle yasal sınırlar içinde mücadele etmeli ve hür Müslümanlar olabilmek için var gücüyle çalışmalıdır.

 

Aziz Müslümanlar!..

 

Din, iman, İslam, Kur'an, Sünnet, Şeriat, mukaddesat hizmetleri kutsaldır. Bu hizmetler sırf Allah rızası için ihlasla yapılmalıdır. Yaratanın rızasını kazanmak için yapılan kutsal din hizmetlerinin ücret ve mükafatı yaratıklardan istenmemeli ve beklenmemelidir. Dünyanın en kötü, en iğrenç, en rezil ticareti din ticareti, mukaddesat bezirganlığıdır. Sevgili Müslümanlar!.. Din sömürücülerinin tuzaklarına düşmeyiniz, onların yalanlarına inanmayınız, onlara para kaptırmayınız.

 

Mukaddes dinimiz rüşveti, her türlü haram kazancı, ribayı, haram yemeyi, lüksü, israfı, aşırı tüketimi, gururu, kibri yasak kılmıştır.

 

Yirmi bin dolarlık bir araba kendisine yetecekken, ihtiyacını görecekken, sırf nefsini tatmin, gurur ve kibrini beslemek, çevresine caka satmak için 100 bin dolarlık lüks araba alan haram bir iş işlemiş ve büyük günaha girmiş olur.

 

Ey Müslümanlar!.. Çok iyi bilmiş olunuz ki, bazı tv kanallarının yayınlarını Müslümanların seyr etmesi caiz değildir. Müslümanın evi, onun harîm-i ismetidir. Orada içki alemleri, fuhuş ve zina, iğrenç, azgın ve taşkın seks sahneleri, İslam'a kesinlikle aykırı çıplaklıklar, ahlaksızlıklar, iffetsizlikler, hayâsızlıklar, edepsizlikler sergilenemez, sahneye konulamaz. Televizyondaki bu gibi haram ve kötü yayınları evinizde çoluk çocuğunuza seyr ettirirseniz, yarın Mehkeme-i Kübrada bunun hesabının sorulacağından korkunuz. Ne cevap vereceksiniz?

 

Ey Müslümanlar!.. Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) bin dört yüz yıl önce haber vermiş olduğu âhir zaman alâmetlerinin küçüklerinin tamamı, büyüklerinin büyük kısmı zuhur etmiştir. Ahir zaman fitneleri, kasırgaları, zelzeleleri ve pislikleri içinde yaşadığımızı unutmayalım. Cahiller ve gafiller sarhoş olmuştur. Para, mal, zenginlik, riyaset, ün, alkış hırsları gözlerini döndürmüştür. Seks azgınlıkları eski Sodom ve Gomore'yi geride bırakmıştır. Din konusunda cahillik karanlıkları çok koyulaşmıştır. Bu zaman gaflet zamanı değil, uyanıklık zamanıdır. Herkes kendisinin, ailesinin, çoluk çocuğunun, akrabalarının, hemşehrilerinin, din kardeşlerinin, vatandaşlarının, insanların imanını kurtarmaya baksın. İmanını kurtaranlar, ömrü ölümüne iman ile bitişenler kurtulacaktır.

 

Allah'ın rahmeti, selamı, bereketi, koruması üzerimize olsun... Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyeti bizi gölgelesin. Kur'ana ve Sünnete yapışalım. Allah'tan namaz ve sabır ile yardım isteyelim. En büyük düşmanımız olan nefs-i emmârelerimizle büyük cihad yapalım. Allah'ın yardımına nail olmak için Kur'anî, Nebevî, Şer'î vesilelere ve sebeplere yapışalım.

 

Rabb olarak Allah'tan, Nebi olarak Muhammed Mustafa'dan, Kitab olarak Kur'andan, Din olarak İslam'dan razıyız...

 

Kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahü Teala'ya hamd ediyoruz...

 

26 HAZİRAN 2011

 

 

MA
12.07.2011 16:21
#55

 

 

 

Nereye Sürükleniyoruz?

 

 

Türkiye nehri yatağından taşmış, büyük bir şelâleye doğru hızla akıyor... Seçimler bitecek, Meclis toplanacak, meseleler halledilecek, krizler yumağı çözülecek, memlekete huzur, iç barış, millî mutabakat (toplumsal uzlaşma) gelecek... Bütün bunların hayal olduğu anlaşıldı.

 

Türkiye'de, bildiğimiz (veya bilmediğimiz) satrançtan bin misli karışık, girift, büyük, dev bir satranç oynanıyor.

 

İdeolojik vesayet taraftarı egemen azınlıklar ile tarihî devamlılık, millî kimlik ve kültüre saygı ve riayet, çoğunluğun haklarının tanınması ve verilmesi, âdil hukukun üstünlüğü prensibi taraftarları arasında dehşetli bir satranç oynanıyor.

 

Bu memlekette (asıl kimliklerini bilsinler veya bilmesinler) bir buçuk milyon Kripto Yahudi, bir buçuk milyon da Kripto Hıristiyan bulunduğu realitesinden habersiz kimseler benim bu dediklerimi anlayamaz, beni komplo teorilerine inanan bir paranoyak olarak görebilirler.

 

Bendeniz bildiğini bilen, bilmediğini bilmek iddiasında olan bir hayalperest değilim.

 

Evet, Yahudiler 20'nci asırda iki Yahudi rejimi kurmuşlardır.

 

Bu ülkede iki tarih vardır.

 

İki kimlik vardır.

 

İki kültür ve medeniyet vardır.

 

Bu ülkede dehşetli bir tarihî bir ârıza ve kaza yaşanmıştır.

 

Tarihte hiçbir ülkenin başına, bizdeki kadar büyük bir kültür, kimlik ve medeniyet kazası ve ârızası gelmemiştir.

 

Halk yığınları bu ülkede seksen yıldan beri ideolojik bir eğitim çarkı içinde şekillendirilmektedir.

 

Bu ülkenin maarifi iyi ve vasıflı Türkiyeliler yetiştirmek için değil, resmî ideolojiye din gibi inanan robotlar ve zombiler yetiştirmek için çalıştı. Gerçi başarılı olamadı ama beyinlerde ve gönüllerde büyük tahribat yaptı.

 

1950'lerde böyle değildi ama artık Türkiye halkı, pek küçük bir azınlık dışında, dedelerinin ve atalarının Türkçe mezar taşlarını okumaktan âcizdir.

 

Genç nesillere tarih diye kavağa tırmanan balık mavalları, ideolojik masallar okutulmuştur.

 

Lisede iyi okumuş bir Fransız kaç yüz yıl önce yaşamış Pascal'in, Voltaire'in, Montesquieu'nün kitaplarını okuyup anlayabilir.

 

Kültürlü ve tahsilli bir İngiliz Shakespeare'i okuyup anlayabilir.

 

Okumuş bir Alman Goethe ve Schiller'i okur ve anlar.

 

Lise mezunu bir İranlı, 13'üncü yüzyılda yaşamış Hâfız'ı okuyup anlayabilir.

 

Lakin lise bitirmiş, üniversitede okumuş, sözde parlak bir tahsil yapmış bir Türkiyeli, 1928'den önce basılmış en basit Türkçe kitapları okuyamaz, hele edebiyatımızın şâhikası Fuzulî Divanının (Latin harflerine çevrilmiş bile olsa) mânasını anlayamaz.

 

Çünkü resmî ideoloji brehmenleri, egemen azınlıklar, Kriptolar dilimizi kesmişler, korkunç bir lisan tahribatı yapmışlardır.

 

Onların eğitim sisteminde mantık bile okutulmaz.

 

Onlar, yakın tarihin en güzel ve sade Türkçesiyle yazılmış Ömer Seyfeddin hikayelerini bile anlamaz mürekkeb câhil nesiller oluşturmuşlardır.

 

Onlar, millî kimliğimizin ana ve temel unsuru olan Müslümanlığa savaş açmışlardır.

 

Onlar, birleşip toparlanamasınlar diye, çoğunluğu oluşturan Müslümanları bir sürü birbirinden kopuk, birbiriyle tartışan hizip, fırka, cereyan ve cemaate ayırmışlardır.

 

Onların Müslüman halka karşı siyaset ve stratejilerinin ilk maddesi böl, parçala ve hükmet olmuştur.

 

Baskı, zulüm, tehdit altında yaşayan, cahil bırakılan, kimlik ve kültürleri erozyona uğrayan Müslümanların büyük kısmı bu tuzağa düşmüştür.

 

Bütün bu tahribata, bütün bu topyekun beyin yıkama faaliyetlerine, bütün hıyanet ve sabotajlara rağmen halkımızın büyük kısmı dinine, imanına, dinî kimlik ve kültürüne oldukça bağlı kalmıştır ama güç, şuur ve vasıf bakımından büyük yıkım olmuştur.

 

Egemen azınlıklar, resmî ideoloji Brehmenleri en çok Ehl-i Sünnet ve cemaati yıkmak, erozyona uğratmak için çalışmıştır.

 

Bu maksatla meydana bir sürü reformcu, yenilikçi, değişimci, Fazlurrahmancı, ılımlı İslamcı, BOP'çu, Kemalist ilahiyatçı provokatör çıkartmışlardır.

 

Bu memlekette gerçek demokrasi olursa, resmî ideoloji özelleştirilirse, vesayet sistemine son verilirse statükocular, Sezarcılar, Kriptolar, iki kimlikliler, egemen azınlıklar büyük darbe yiyecekler, yerlere serilecek ve bir daha toparlanamayacaklardır.

 

Bu yüzdendir ki, seçimlerden sonra bir ölüm kalım savaşı başlatacaklardır.

 

Halk çoğunluğunun oylarıyla başa geçen iktidarın oynanan dehşetli satrancı çok iyi, çok mantıklı, çok hikmetli, çok soğukkanlı, çok hesaplı bir şekilde oynaması gerekir.

 

Bu satranç partizanlıkla kazanılamaz.

 

Bu satrancı bilge satranççılar kazanabilir.

 

Unutulmasın ki, Ermeniler Türkiye topraklarına kesinlikle dönmek istiyor.

 

Unutulmasın ki, Elen şovenler Megali İdea'dan vaz geçmemişlerdir.

 

Unutulmasın ki, agresif ve mutaassıp haçlılar, Evangelistler, misyonerler bu coğrafyada tekrar Teslis bayrağını dalgalandırmak emelini besliyor.

 

Unutulmasın ki, çok gizli BOP protokollerine göre Türkiye'nin mutlaka parçalanması gerekmektedir.

 

Seçimlerden sonra her yer güllük gülistanlık olacak, Yüce Meclis toplanacak, bütün anlaşmazlıklar halledilecek... Güldürmeyin beni...

 

Bu memlekette uzun yıllar boyunca inkâr rüzgarları ektiler, şimdi onların fırtınalarını, kasırgalarını, boralarını biçiyoruz.

 

Egemen azınlıklar öyle kolayca pes demez. Gerekirse iç savaş bile çıkartırlar.

 

Onların ekmeklerine bilerek veya bilmeyerek yağ sürülmemelidir.

 

Dehşetli satrançta falso yapılmamalıdır.

 

Gençlere çok acıyorum...

 

Bu hengâme içinde hırsızlık yapan, haram rant ve nemalar peşinde koşan, gayr-i meşru yollarla zengin olan, altın ve gümüş, Euro ve Dolar biriktiren gafillere acımak mı lazım, lânet etmek mi gerek bilemiyorum.

 

Gemi korkunç bir fırtınada bata çıka gidiyor, onlarsa haram servetler edinmek için her haltı yiyor.

 

Sultan Abdülaziz Han'ın kahpece şehid edilmesinden bu yana bu ülke ne büyük ahlar aldı. Şimdi onların acısı çıkıyor.

 

Halife-i Rûy-i zemin Sultan Abdülhamid-i Sâni tahtından alaşağı edilip hakaret içinde Selanik'e (Ah Selanik!) sürülmesinin âhı.

 

Hânedanın ahları.

 

İskilipli Atıf Efendinin âhı.

 

Erbilli Şeyh Esad Efendinin âhı.

 

Yıkılan, satılan, kiraya verilen, düzlenen binlerce caminin, mescidin, medresenin, vakıf binasının, taş mektebin, imaretin ahları.

 

Sadece Ayasofya'nın âhı bizi yakmaya yeter de artar. Düzlenen tarihî İslam kabristanlarının âhı.

 

Zikrullaha kapatılan dergâhların, tekâya ve zevâyânın âhı.

 

İstiklal Mahkemelerinin karakuşî kararlarıyla asılan hocaların, şeyhlerin, dervişlerin, sülahının, mazlumînin ahları.

 

Erzincan'da şapka kanununu tenkit ettiği için asılan Şalcı Bacı.

 

Ah ya Rabbi, o kadar ah var ki, hangisini sayacağım.

 

Ahlar, fırtına olan rüzgârlar, inkârlar, zulümler, idam sehpaları...

 

"Her şey düzelecek, ufuklar çok pembe, gelecek çok aydınlık, her şey yolunda..."

 

Pardon, tekrar eder misiniz...

 

 

27 HAZİRAN 2011

 

 

 

SA
25.07.2011 13:37
#56

İcâzetli Ulema ve Fukaha Şûrası Kurulmalıdır

 

TÜRKİYE'de, (bu sayı yeterli değil ama) tahminimce bir iki bin icazetli Sünnî din âlimi, fâkih bulunmaktadır. Bunlar (nâdir istisnâlar dışında) elbette laik ve Kemalist rejimin baskısı ve kontrolü altındaki ilahiyat fakültelerinden çıkmadı. Bir kısmı dış ülkelerdeki İslam medreselerinde okudular, yetiştiler, icazet aldılar. Bir kısmı da, Kemalizmin bütün baskılarına, terörüne, sindirme hareketine rağmen ülkemizdeki medreselerde yetiştiler.

 

Vehhabî olarak yetişenleri bu sınıfa ve bu sayıya dahil etmiyorum.

 

Benim kasd ettiklerim akaitte İmamı Eş'arî ve İmamı Mâturidî'den birine bağlı olan ve Şeriat ahkâmında dört hak mezhepten birini taklid eden ulema ve fukahadır.

 

İşte bu icazetli Sünnî ulema ve fukaha bir dernek veya vakıf çatısı altında bir araya gelmeli ve ülkemizdeki dinî kaos ve anarşiye dur demelidir.

 

İcazetli Sünnî ulema ve fukahanın seçkinlerinden bir şûra ve fetva heyeti kurulmalıdır.

 

Bu hizmetlerde, ilahiyat fakültelerinde hocalık yapan Sünnî zevat da hissesine düşen vazifeleri yapmalıdır.

 

Kemalist vesayet rejimi, ilahiyat fakültelerindeki elemanlarına ve işbirlikçilerine şu misyonu vermişti:

 

1. İslam dininde reform yapılacak.

 

2. Dinde köklü değişim yapılacak.

 

3. Dinde yenilik yapılacak.

 

4. Şeriatsız ve fıkıhsız yepyeni bir İslam türetilecek.

 

5. Müslüman halk sekülerleştirilecek, yani din ile hayat birbirinden ayrılıp kopartılacak.

 

6. Pakistan'dan kovulan Fazlurrahman'ın Tâtiliye (tarihsellik) mezhebi hâkim mezheb haline getirilecek.

 

7. Diyanet, Sünnî bir kurum olmaktan çıkartılacak ve mezhepler üstü yapılacak.

 

8. Kemalizme uygun bir İslam oluşturulacak.

 

9. Yeni bir İslam Protestanlığı çıkartılacak.

 

10. Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) hadîsleri AB standartlarına, Kemalist ideolojiye ve Feminizme göre ayıklanacak. (BBC News'de yayınlanan "Turkey in radical revision of Islamic texts" başlıklı ve Robert Pigott imzalı yazıyı veya Türkçe tercümesini (internette var) okuyunuz.)

 

11. Türkiye'deki Sünnî halk mümkün olduğu kadar fazla hizip ve fırkaya ayrılacak.

 

12. Farmason Afganî büyük bir din imamı (önderi) olarak gösterilecek.

 

13. Yeni naylon "müctehidler" çıkartılacak.

 

14. İslam'ın tek hak din olduğu inancı kırılacak, üç hak ibrahimî din vardır akımı çıkartılacak.

 

Bu planlar maalesef hayata geçirilmiş bulunmaktadır.

 

Müslümanlar onlarca büyük, yüzlerce orta, binlerce küçük hizip ve fırkaya ayrılmıştır.

 

Ortaya, bazıları küfre giden ve götüren bir yığın bozuk fetva ve ictihad konulmuştur.

 

Ümmet paramparça edilmiş, Müslümanlar birbirleriyle çekişmeye başlamıştır.

 

Halk ve gençliğin önemli bir kısmı, gerçek dindarlıktan uzaklaştırılmış, faydasız veya zararlı münakaşaların içine itilmiştir.

 

Dinde bid'atler çıkartılmıştır.

 

Sünneti yıkmak için yoğun faaliyet yapılmıştır.

 

Mezhepsizlik yangını körüklenmiştir.

 

İslam'ı, Tevhid'i, Kur'anı, Resulullahı, Şeriat-ı Ahmediye'yi red, inkar ve tekzib eden kafirler de Cennetliktir bozuk inancı ortaya atılmıştır.

 

Farmason Afganî'nin tezi olan "Her Müslüman Kur'andan kendi re'y ve hevasına göre hüküm çıkartıp ictihad yapabilir" yolu açılmıştır.

 

Televizyonlarda, basında seviyesi çok düşük dinî programlar tertiplenerek en mukaddes konular ayağa düşürülmüştür.

 

Birtakım reformculara milyonlarca dolarlık servetlere kavuşma yolları açılmıştır.

 

Reform, yenilik ve değişim konusunda çok yüksek telif ücretleri dağıtılmıştır.

 

Ehl-i Sünnet İslamlığını yıkıp yerine yüzlerce ayrı ve birbirinden kopuk kiliselerden oluşan bir İslam Protestanlığı için hayli yol alınmıştır.

 

İslam'ı ve Ümmet'i içinden çökertmeye yönelik yıkıcı, tahrip edici faaliyetlere son verilmezse, Ümmet olarak geleceğimiz karanlıktır.

 

Bugünkü kaos, tefrika, çekişme ve anarşi içinde din ve iman kardeşliği kavramı yerlere serilmiş, çiğnenmektedir. Kimler tarafından? Maalesef bir kısım Müslümanlar tarafından.

 

İnternetteki e-maillerin bazısına bakınız: Kardeş olması gereken bazı Müslümanlar birbirlerini şirk ve küfürle itham ediyor.

 

Ülkemizde ve dünyada petro-dolarlarla taraftar kazanan bozuk bir mezhebe göre tasavvuf ve tarikat Müslümanları müşriktir, kafirdir.

 

Havada Kur'ana, Sünnete, icmâ-i ümmete uymayan birtakım saçma sapan fetvalar ve ictihadlar uçuşuyor.

 

Düşünebiliyor musunuz, kaderi inkar edenler bile var.

 

Haramı helal, helali haram yapan bazıları kısa zamanda şöhret-i kâzibe sahibi oluyor.

 

Türkiye'deki Müslümanlık Ehl-i Sünnet Müslümanlığıdır. Bizde Şeriatın yanında, Şeriata uygun olan tarikat ve tasavvuf da vardır. Tarikat ve tasavvuf kanadını kestiniz mi, Türkiye Müslümanlığı çöker.

 

Bir İslam toplumunu çökertmek istiyorsanız, o toplumun fertlerini birbiriyle çekiştiriniz, aralarına nifak ve tefrika tohumları ekiniz. Âlim, fazıl, kâmil insanların müzakerelerinden hakikat nurları çıkar.

 

Câhillerin çekişmesinden ve tartışmasından is, pas, kurum oluşur.

 

Mukallid Müslümanlara "Al eline bir Kur'an tercümesi, bir de hadîs kitabı, sen de bol bol ictihad yap" denirse tefrika, tartışma, fitne, fesat baş gösterir.

 

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye zamanında dinî konuların çocuk oyuncağı haline getirilmesine kesinlikle izin verilmezdi.

 

Dört hak mezhebe aykırı fetva ve ictihad yaptırılmazdı.

 

Ehl-i Kıble ve ehl-i Tevhid olan Müslümanlara kâfir ve müşrik diyen aşırılar ve azgınlarda hiç vicdan yok mu?

 

Teklif ettiğim icazetli ulema ve fukaha şûrası ve fetva heyeti kurulmazsa anarşi, kaos, fitne, fesat, nifak, şikak artarak sürecektir.

 

Tartışmalar, şirk ve küfürle suçlamalar yüzünden iman kardeşliği berhava olacaktır.

 

Sapıklıklar, dinde bid'atler ile gereği ve yeteri kadar mücadele edilemeyecektir.

 

Ehl-i Sünnet iyice sarsılacaktır.

 

Benden yazması...

 

25 Temmuz 2011

MA
08.08.2011 13:15
#57

Yangın Var!

Allahü Teâlâ Peygamber, Kitab, Din göndererek bizi uyarmıştır. Biz Müslümanlar "Haberimiz yoktu, uyarılmamıştık" diyemeyiz. Böyle dersek yalan söylemiş oluruz.

 

Müslüman toplumun durumu dinî açıdan, din gözlüğüyle bakıldığında çok kötüdür.

 

Toplumda çok büyük kötülükler, günahlar, isyanlar vardır:

 

İzin verirseniz bunlardan 33'ünü saymak istiyorum:

 

1. Çok vahim itikat bozuklukları görülmektedir. Mesela: İslam'dan başka hak ibrahimî dinler vardır ve onların mensupları da, İslam'ı, Kur'anı, Resulullahı yalanlamalarına rağmen Cennete girecektir mealindeki bâtıl iddia.

 

2. Beş vakit namaz halkın yüzde 90'ı tarafından terk edilmiştir.

 

3. Cemaat terk edilmiştir.

 

4. Eski Sodom Gomore'yi gölgede bırakacak fuhşiyyat, çeşit çeşit azgınlıklar, kumar, işret çok yaygın hale gelmiştir.

 

5. Toplumları çökerten lüks, israf ve sefahat çok artmıştır.

 

6. Riba alıp verme genelleşmiştir.

 

7. Gıybet ve diğer lisan afetleri genelleşmiştir.

 

8. İman ve İslam kardeşliği hemen hemen kalmamıştır.

 

9. Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzı yeteri kadar ve etkili şekilde yapılmamaktadır.

 

10. Halka yeteri kadar ve etkili şekilde nasihat edilmemekte, Müslümanlar uyarılıp bilgilendirilmemektedir.

 

11. Zekatlar Kur'ana, Sünnete, Şeriata göre doğru dürüst yerli yerinde verilmemekte, sarf edilmemektedir.

 

12. İstanbul için söylüyorum: Cuma ezanı okununca işyerleri, Cuma namazının bitimine göre kapatılmamaktadır.

 

13. Ahlaksızlık, dinsizlik, densizlik, sarhoşluk, fuhuş sokaklara meydanlara taşmıştır.

 

14. Mübarek Ramazan ayında bile İslam'a ve Şeriat'a aykırı Ramazan Şenlik ve Etkinlikleri fütursuzca yapılmaktadır.

 

15. Din ve mukaddesat sömürüsü görülmemiş korkunç boyutlara ulaşmıştır.

 

16. Birtakım Müslüman ruhbanlar erbab haline getirilmiştir.

 

17. Zengin Müslümanlarla fakir Müslümanlar arasında uçurumlar meydana gelmiştir. Yardımlaşma ve paylaşma ahlakı çok zayıflamıştır.

 

18. Halka ve bilhassa gençliğe, öğrenilmesi ve bilinmesi farz olan ilmihal bilgileri doğru dürüst öğretilmemektedir.

 

19. Mü'minler birbirlerini yeteri kadar sevmemekte, hattâ bazısı bazısına düşmanlık etmektedir.

 

20. Ümmet-i Muhammed yüzlerce birbirinden kopuk hizbe, fırkaya, cemaate bölünmüştür.

 

21. Beynelmüslimîn (Müslümanlar arasında) tartışmalar, çekişmeler, husumet ayyuka çıkmıştır.

 

22. Kur'ana iman ettik diyenlerin büyük kısmı Kur'anın kesin emirlerine uymamakta, Kur'anın kesin yasaklarından kaçınmamaktadır.

 

23. Biz Peygambere (Salat ve selam olsun ona) iman ettik diyenler onun Sünnetine, buyruklarına, emir ve yasaklarına, öğütlerine uymamaktadır.

 

24. Halkın büyük kısmı ebedî kalınacak âhireti unutmuş, var gücüyle çılgınlar gibi fânî dünya için çalışmaktadır.

 

25. Halkı uyaracak, çekip çevirecek yeterli miktarda icazetli, gerçek, 'âmil, kâmil ulema, fukaha ve mürşidler kalmamıştır, yetişmemektedir.

 

26. Yeterli miktarda iman hizmetleri yapılmamaktadır.

 

27. Koyu ve yaygın gaflet ve cehalet vardır.

 

28. Ümmet-i Muhammed bir İmam-ı Kebir'den, bir Emirü'l-mü'minînden mahrumdur, böyle bir reis seçilmesi hususunda bir çalışma da yoktur.

 

29. Müslümanların arasına sürülerle casus, ajan, istihbaratçı, provokatör, yönlendirici sızmıştır.

 

30. Din (büyük ölçüde) elden gitmiştir.

 

31. Parçalar bütünle özdeşleştirilmiş; bazı cemaatler, tarikatler, hizip ve fırkalar din ile eşit hale getirilmiş, hattâ ondan da üstün görülmeye başlanmıştır.

 

32. Müslüman ve dindar geçinen bazıları, canımızdan daha çok sevmemiz ve hatırasını titizlikle korumamız gereken Sevgili Peygamberimize saldırılınca tepki göstermiyor, kendi din baronlarına en ufak bir tenkit yöneltilince kıyamet kopartıyor.

 

33. Müslümanlar kültür, medeniyet ve zihniyet bakımından medenî ve vasıflı Müslüman olmaktan büyük ölçüde çıkmış, bedevî ve kırsal kesim Müslümanı statüsüne düşmüştür.

 

Yukarıda saydığım kötülük ve noksanlardan biri bile Müslüman bir toplumu çökertip yıkmaya yeter.

 

Okur-yazar bir Müslüman olarak bu konuda sevgili kardeşlerimi uyarmayı vazife bilmekteyim.

 

Çok kusurlu bir Müslüman olduğumun bilincindeyim.

 

Şahsımla ilgili herhangi siyasî, mâlî, nefsanî bir talebim yoktur.

 

Yangını söndürecek güce ve imkana sahip değilim.

 

Yangın var diye bağırmaktan başka bir şey yapamıyorum.

 

Yangın var diye feryat etmemi yaygaracılık olarak görecekler çıkacaktır.

 

Bilhassa onların tıkaçlı kulaklarının dibinde bağırıyorum: Yangın var!.. Yangın var!..

 

* (İkinci yazı)

 

 

Telgraflar

* PKK terörü bitmez... Bitirmeye kalkanı bitirirler... Yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı... Silah ve cephane kaçakçılığı... Bitmez... STOP

 

* PKK İsrail Ermeni Haçlı AB... STOP

 

* Doğu ve güneydoğu Anadolu'nun nüfusu boşaltılıyor... Tabiat boşluğu sevmez... Buralara ileride başka nüfuslar mı ithal edilecektir?... STOP

 

* 3500 köy düzlendi... Ahalisi sürüldü.... STOP

 

* Sünnetsiz PKK şehitleri Kürt müdür?... STOP

 

* Cihad fi sebilillah Kur'anla Sünnetle icmâ ile farzdır... Onlar cihadsız yeni bir İslam türetmek istiyor... STOP

 

* Din piyasasında aşırı miktarda petrodolar var... STOP STOP

 

* Reformcu kısa zamanda meşhur olmak için saçma sapan bir ictihad yaptı medya ictihadın üzerine atladı ve reformcu çok meşhur oldu... STOP

 

* Tebdilhava iznine çıkan askerin hiç parası yoktu... Köyüne otostop yaparak giderken motosiklet çarpması sonucu öldü... Ailesinin çocuklarının cesedini köye getirtecek parası yoktu... STOP

 

* Manken olmak için evden kaçan 14 yaşındaki hoppa kıza bir hafta içinde tam 14 kişi tecavüz etti... Sonuncusu kızı randevuevine sattı... STOP

 

* Karım zina yapıyor aşığı şu anda evimde hemen gelin baskın yapın zabıt tutun diyen kocaya polis "Zina yeni Ceza Kanununda suç değildir bir şey yapamayız" cevabını verdi... STOP

 

* Ey öğretmenler yeni nesiller sizin eserinizdir eserinize iftiharla bakınız... İmza M. Kemal... STOP

 

* Türkiye'de din çok ilerliyor... On milyon liraya yapılan büyük camide sabah namazındaki cemaat on kişi... STOP

 

* Bir cemaat marşı yazdırdı ve besteletti... Ey Hocamız sen ne büyüksün... STOP

 

* Geçen Ramazan Silvan'da bir fakir iftar yemeği olmadığı için ağlayarak intihar etti... Zekat zekat zekat... STOP

 

* Müslüman vatandaş on yaşındaki çocuğuna yaz tatilinde din ve Kur'an dersi verdiremedi... Yasak... STOP

 

* Bodrum'da lüks bir restoranda bir şişe İspanyol şaraplı yemek 2500 yeni lira... STOP

 

* Şehit olan askerlerden birinin ailesi naylon bir çadırda yaşıyormuş... STOP

 

* Köprü güzergahındaki tarlalar ve arazi kısa zamanda on misli değer kazandı... Birileri köşeyi döndü... Stop

 

* Şişman zenginlere müjde... Lüks diyet tedavisi başladı... STOP

 

* Fuhuşla mücadele sürüyor hamamın namusu temizleniyor... STOP

 

* Yaklaşan depreme karşı hazırlıklar çok yoğun... STOP

 

02 Ağustos 2011

MA
12.08.2011 13:02
#58

 

İslam'da Yenilik Fitne ve Fesadı

 

 

 

 

 

Bütün akıllı ve samimî Müslümanların, Türkiye'de yeni bir İslam türetme plan, çalışma ve girişimlerine karşı çıkması gerekir.

 

Yeni İslam projesi büyük bir fitne ve fesattır.

 

Bu işin arka planında Siyonizm, global kapitalizm, emperyalizm, sömürgecilik, Haçlı lobisi vardır.

 

Yeni İslam hareketi bir nifak hareketidir.

 

Yeni İslamcılar cihadsız bir İslam istiyor.

 

Yeni İslamcılar, İslam'ın tek geçerli, makbul, hak din olduğu inancını kırıp, onun yerine üç ibrahimî din vardır bozuk inancını ikame etmek (yerine koymak) istiyor.

 

Yeri İslamcılar Kur'an hükümlerini, Sünnet öğretilerini ve Şeriatı bozuk ve sapık Feminizm ideolojisine ayarlamak ve uyarlamak istiyor.

 

Yeni İslamcılar Şeriatsız ve fıkıhsız bir İslam türetmek istiyor.

 

Yeni İslamcılar Ehl-i Sünneti yıkmak istiyor.

 

Yeni İslamcılar, gerçek İslam'ın yerine beşerî bir hümanizma ve ideoloji getirmek istiyor.

 

Yeni İslamcılar, ilahî İslam dinini Avrupa Birliği ve Batı medeniyeti norm ve standartlarına uygun hale getirmek istiyor.

 

Yeni İslamcılar evrensel İslam dininde reform, değişim, yenilik, tâdilat, tahrifat yapmak istiyor.

 

Yeni İslamcılar Ehl-i Sünnet imamlarını, ulema ve fukahasını bırakıp Fazlurrahman'ı veya ona benzer yoldan çıkmışları imam yapmak istiyor.

 

Açıklamaya hacet yoktur ki, bunların hepsi İslam'a, Kur'ana, Sünnete, Şeriata, hikmete aykırı korkunç bid'atlardır.

 

Müslüman kardeşlerimi elimden geldiği kadar bu konularda uyarmaya çalışıyorum.

 

Bu vazife öncelikle benim işim değildir.

 

Memleketimizde ne kadar gerçek ulema, gerçek fukaha, gerçek ziyalı Müslüman varsa bu konuda seferber olup halkı ve bilhassa gençliği uyarmalıdır.

 

İslam'a ve Ümmet-i Muhammed'e ait dinî meseleler sadece Müslüman alimler, fakihler, münevverler tarafından tartışılmalı ve müzakere edilmelidir.

 

Bu işe Siyonistler, Haçlılar, İsrail, ABD, AB ve diğer İslam dışı güçler karışmamalıdır.

 

İslam düşmanlarıyla işbirliği yapan, onların uydusu olan, onların direktifleriyle hareket eden, onlardan teşvik ve destek gören yeni İslamcıları kınıyor ve protesto ediyorum.

 

Yüce İslam dinini AB ve Feminizm norm ve standartlarına uydurmaya çalışmak bir ihanettir.

 

İslam'a ters düşen, İslam'a zıt, İslamla uyuşmayan ve bağdaşmayan bütün (evet bütün) mesele ve konularda İslam doğrudur, İslam haklıdır.

 

Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) haber vermiş olduğu üzere Kur'ana, Sünnete, Allah rızasına uygun İslam Ehl-i Sünnet İslamlığıdır.

 

Türkiye'de Ehl-i Sünneti yıkmak veya devre dışı bırakmak İslam'ı yıkmak mânasına gelir.

 

Dinini ve imanını kurtarmak ve korumak isteyenler İslam'da yenilik ve değişim hareketinden uzak dursunlar.

 

*(İkinci yazı)

 

 

Ramazan'da Ye Ye Ye

Geçersiz gerekçe ve bahanelerle Afganistan'a saldırdılar. Milyonla ölü, yaralı, ülke harap, halk perişan. Asıl gayeleri: O İslam ülkesinde İslamî bir rejim olmasın.

 

Yine düzmece bahane ve gerekçelerle Irak'a saldırdılar. Milyonla ölü, yaralı, milyonlarca mülteci, ülke üçe bölündü. Kan, ateş, gözyaşı. Yaşasın demokrasi.

 

Libya'ya savaş ilan ettiler. Sivilleri öldürüyorlar. Amaçları, Kaddafi gitsin, nisbeten iyi bir rejim kurulsun mu? Ne gezer. Orayı da bölmek istiyorlar. Hele, Kaddafi'nin yerine islamî bir düzen gelmesini hiç istemiyorlar.

 

Suriye'deki Nuseyrî rejimini yıkmak istiyorlar ama yerine Sünnî bir sistem gelmesini istemiyorlar. Gayeleri iç savaş çıksın; Sünnîler, Alevîler, Kürtler, Dürziler birbirine girsin. Suriye bölünsün parçalansın, BOP olsun.

 

Mısır için en büyük korkuları Müslümanların o ülkeye hakim olmaları.

 

Filistin ve Filistinliler 1948'den beri kan ağlıyor. Gazze'de bir buçuk milyon Müslüman bin eziyet ve işkence altında açık cezaevi hayatı yaşıyor.

 

Somali'de İslamî Şeriat mahkemeleri rejimi vardı. Habeşistan'ı oraya saldırttılar. Şimdi on milyon Müslüman açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya. Tarihin en büyük faciası yaşanıyor orada .

 

Emperyalistler Pakistan'ı da karıştırıp bölmek istiyor.

 

Türkiye'yi de bölmek istiyorlar.

 

Emperyalistlerin, sömürgecilerin, Haçlıların, Siyonistlerin gayesi İslam dünyasından güçlü ülke ve devlet olmamasıdır.

 

İslam dünyasında İslamî rejimler, düzenler, sistemler olmamasıdır.

 

İslam dünyasının daha da parçalanması, balkanlaşmasıdır.

 

Müslümanların birbirileriyle savaşmasıdır.

 

Müslümanlar bu oyunlara geliyor mu?

 

Hiç gelmez olurlar mı?

 

Bugün Siyonist ve diğer emperyalistlerin en büyük destekçisi ve işbirlikçisi bazı Müslüman ülkelerdir.

 

Müslümanlar Siyonizmi ve emperyalizmi trilyonlarca dolarla şu veya bu şekilde desteklemektedir.

 

İslam dünyasında trilyonlarca dolar var ama bu paraların İslam'a ve Ümmete yararı yok.

 

Emperyalistler, sömürgeciler ve onların işbirlikçilerinin siyaseti:

 

Böl, parçala ve hükm et.

 

Müslümanları birbirinden kopuk, bazısı birbirine düşman fırka, hizip ve gruplara ayır ve birbirleriyle çarpıştır.

 

Aman Müslümanların başına Şeyh/İmam Şâmil gibi biri geçmesin.

 

Aman yeni bir Salahaddin Eyyubî zuhur etmesin.

 

Aman Müslümanlar cihad yapmasın.

 

Aman Müslümanlar birleşmesin.

 

Emperyalistler İslam dünyasında tavşana kaç tazıya tut siyasetini uyguluyor.

 

Bütün İslamî hizip, fırka, grup, cemaat, teşkilatların içi sürüyle casus, ajan, provokatör, Lawrence, yönlendirici doludur.

 

Müslümanlar birleşmemek konusunda birleşmişlerdir.

 

İslam dünyasında kokuşma, rüşvet, haram yeme, kara ve kirli para ve malla zenginlik, lüks, israf kol gezmektedir.

 

Müslümanların bir kısmı açlıktan ölürken, bir kısmı tokluk sancıları içinde kıvranıyor.

 

Hıyanet hıyanet hıyanet.

 

Nifak nifak nifak.

 

Riya riya riya.

 

Şu Türkiyemize bakınız: Müstehcen neşriyat, fuhuş, zina, ahlaksızlığın ve azgınlığın her türlüsü, seks şehvet gırla gidiyor.

 

Artık şu İslam diyarında zina suç bile değil.

 

Bir yanda geçim sıkıntısı çeken milyonlar, öbür yanda lüks, israf ve sefahatin en iğrencine ve âdisine batmış sözde dindarlar.

 

Teravih namazlarında yarıdan fazlası boş camilerin gölgesinde Ramazan etkinlikleri ve şenlikleri.

 

Vur patlasın çal oynasın.

 

Ah o eski Ramazanlar, Şehzadebaşı'nda Direklererası tiyatrolarındaki Kantocu Şamramlar, Peruzlar, Kamelyalar.

 

Ah komik-i şehîr Kel Hasan nerdesin?

 

Ramazan açlık ayı, ye babam ye.

 

Lüks iftar sofrasında ordövrlerin, çorbaların, ön yemeklerin, ana yemeklerin, zeytinyağlı yemeklerin, böreklerin, tatlıların, turşu ve salataların, peynirlerin, dolmaların, dondurmaların, meyvelerin, salataların, zeytinlerin, sucuk ve pastırmaların, humusların, içli köftelerin, çayların, kahvelerin, şerbetlerin yekun sayısı 50'yi geçiyor.

 

Ye ye ye.

 

Ramazan açlıkla terbiye ayıdır.

 

Ye ye ye.

 

Ramazan'da zenginler aç kalacak ki, fakirlerin halinden anlasın, onları düşünsün.

 

Ye ye ye.

 

Bu Ramazan'da Ayasofya yine ve hâlâ ibadete kapalı.

 

Önemi yok, şimdi yeme zamanıdır.

 

Ye ye ye.

 

Altın tozuyla yapılmış bir porsiyon tatlı bin liracıkmış.

 

Ye ye ye.

 

Bu düzen kötüdür.

 

Ye ye ye.

 

İslam ilerliyor, Müslümanlar kalkınıyor.

 

Ye ye ye.

 

Eski mücahidler, yeni müteahhidler yiyin yiyin yiyin.

 

Bu hân-ı yağma sizin.

 

M.Ş.EYG.

11 AĞUSTOS 2011

 

 

MA
14.08.2011 23:33
#59

Hacıbayram Camii'nde Vahim Bir Bid'at

 

Çağımızın büyük Ehl-i Sünnet âlimi dersiâm Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendi Büyük İslam İlmihali adlı çok faydalı ve değerli eserinde şöyle diyor:

 

"İmamın arkasında önce erkekler. Sonra erkek çocuklar, daha sonra kadınlar saf bağlar. Erkeklerin bu sıraya uyması sünnettir, kadınların (bu sıraya ) uyması ise farzdır."

 

Ankara Hacıbayram Camii'nde yatsı namazında caminin içine erkeklerin sokulmamasının, imamın arkasına kadınların yerleştirilmesinin fıkha aykırı vahim bir bid'at ve zorlama olduğunda hiç şüphe yoktur.

 

Niçin böyle bir uygulama yapılmıştır?

 

Niçin camideki kadın sayısını çoğaltmak için dışarıdan kadınlar taşınmıştır?

 

Böyle bir uygulamanın asıl ana sebebi nedir?

 

26 Şubat 2008 tarihinde BBC News'de yayınlanan "Turkey in radical revision of Islamic texts" (yazarı: Robert Pigott), adlı yazıda, Türkiye'de, 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir dinde reform yapılmak istendiği yazılmıştır.

 

Ülkemizdeki Sünnî İslam, ABD ve Feminizm normlarına göre biçimlendirilmek istenmektedir.

 

Diyanet Sünnî bir kurum olmaktan çıkartılıp Fazlurrahman mezhebine göre ayarlanmak istenmektedir.

 

1930'lu yıllarda ülkemizde Arapça asıl Kur'an-ı Kerimin yerine Türkçesinin konulması yolunda bazı tecrübeler yaşanmıştı.

 

Hattâ o zaman Mısır'da bulunan ve TC tarafından kendisine bir Kur'an tercümesi ısmarlanmış bulunan merhum Mehmed Akif, tercüme metninin göndermemiş, dostu İhsan efendiye emanet etmiş, ben ölünce yakarsın diye vaziyet etmiştir. Nitekim ölümünden sonra yakılmıştır.

 

Din konusunda Kemalizm devri reform hareketleri hortlatılmıştır.

 

Koskoca cami... Yatsı ve teravih namazında erkekler içeriye sokulmuyor, onlara siz avluda kılın deniliyor... Caminin içine, imamın arkasında kadınlar dolduruluyor. Mevcut kadın cemaat yeterli olmadığı için dışarıdan taşınıyor...

 

Siz bir Müslüman olarak böyle bir uygulamayı normal mi görüyorsunuz?

 

"Kadınlar rahat etsinler diye böyle yaptık" açıklamalarını samimî mi buluyorsunuz?

 

Ankara Hacıbayram cami-i şerifi çok eski ve tarihi bir mâbedimizdir.

 

Avlusunda evliyaullahtan Hacıbayram veli hazretlerinin türbesi vardır.

 

Sanırım o camide böyle bid'atler çıkartıp uygulayanlar uyarılacaktır.

 

İnşaallah mânevî tokatlar şefkatli olur.

 

*(İkinci yazı)

 

 

Müslümanların Sekülerleşmesi

On milyonlarca Müslüman halk çok kötü şekilde sekülerleşti, yani dinden uzaklaştı.

 

Sekülerleşenler içinde beş vakit namaz kılanlar bile var.

 

Müslümana soruluyor, "bu gün ayın kaçı?". Miladî Efrencî tarihi veriyor. Hicrî İslamî takvimden haberi yok.

 

Müslümana saati soruyorsunuz, vasatî alafranga saati söylüyor; ezanî alaturka saatten haberi yok.

 

Bundan elli altmış sene önce herkes başı örtülü olarak namaz takkesiyle namaz kılardı, şimdi bu sünnete ve edebe riayet edenler çok azaldı.

 

Alafranga seküler Müslümanlar devrinde yaşıyoruz.

 

Müslüman hanımların çoğu başlarına bir bez örtmekler her şeyi yapabileceklerini zannediyorlar.

 

Müslümanların çoğu Sultan Abdulhamid'i seviyorlar, ona hayır dua ediyorlar lakin Sultan Abdulhamid bizim halimizi görse çok üzülür, çok şaşar, çok öfkelenirdi.

 

Müslüman kadın ve kızlar nâ-mahrem erkeklerle çok laubali, çok serbest şekilde konuşup gülüşüp sohbet ediyorlar. İslam dini ve şeriatı böyle bir şeyi kabul etmez.

 

Birkaç sene önce bir tesettür defilesi yapılmıştı. Bir hafta önce bilmem ne trikonun mayolarını teşhir eden mankenlere sözde tesettür elbiseleri giydirmişler, cehennemî bir musiki ile podyumda rap rap, tak tak yürütüyorlardı. Yüzden fazla elbise teşhir edildi, bunların içinde bir tek geleneksel İslamî kıyafet yoktu. Eşarp, tunik, pantolon, pardösü, tayyör...

 

Yahu böyle İslamî tesettür olur mu?

 

Japonlar hâlâ yer sofralarında yemek yer, yer yataklarında yatar, biz ise bu konuda Avrupâîleşmişiz.

 

Çocukluğumda, gençliğimde yakın zamanlara kadar Müslüman bir eve misafir gittiğimiz zaman evin hanımları görünmezlerdi. Çay ve kahve mi verecekler, kapıyı tıklatırlardı, evin beyi yahut delikanlı oğlu gider, tepsiyi alır, kendisi dağıtırdı. Şimdi yine böyle Müslüman evleri var ama sayıları çok azaldı.

 

Sokaklarda tesettürlü genç hanımlar görüyorum. Ellerinde bir dondurma külahı, şap şap yalaya yalaya yürüyorlar. Böyle bir şey Sultan Abdulhamid zamanında olsaydı kadınlara bir şey yapmazlardı ama onların velilerini (kocalarını, babalarını) zaptiye nezareti vasıtasıyla ta'zîr ederlerdi.

 

Şehir terbiye ve görgüsüne sahip, medenî, mürüvvetli Müslümanlar sokaklarda, çarşılarda, pazarlarda açıkta bir şey yiyip içmezler, bu çirkin adet bize Batı'dan gelmiştir.

 

Eski Müslümanlar çarşıdan, pazardan, kasaptan pahalı bir yiyecek maddesi satın aldıklarında bunu kapalı hasır zembillerle eve götürürlerdi, alamayanları ezmemek ve üzmemek için...

 

Türkiye'deki Müslüman erkeklerin çok büyük bir kısmının kılık ve kıyafetleri tamamen Avrupâîdir. Sokakta yürüyen bir insanın Müslüman olup olmadığını ancak keşif ve keramet sahipleri anlayabilir.

 

Müslümanlar için yakasız gömlekler, istanbulinler yapılsa ne iyi olur. Kışın kürklü kalpaklar, Müslüman bereleri modası çıkartılsa...

 

Sultan ikinci Mahmud zamanında Avrupa kıyafeti alındı ama şapka kabul edilmedi. Fes, Osmanlılığı temsil ediyordu. Gayr-i Müslim Osmanlılar bile militan küfrü temsil eden şapkayı giyemezlerdi. Devlet-i Osmaniye'nin son zamanlarında İstanbullu Rum avukat Yorğaki Efiminiyadis şapka giydiği iddiasıyla barodan atılmıştır.

 

Cumhuriyet ilan edilince İstanbul'daki Avrupa hayranı birkaç mürted şapka giydiler, polis onları yakaladı. Durumu Ankara'ya bildirdiler, "onlara bir şey yapmayın, zaten biz bu meseleyi kökünden halledeceğiz" cevabı geldi. (O zamanın emniyet müdürü Hüsamettin Ertürk'ün hatıralarında yazılıdır.)

 

Müslümanları sekülerleşme erozyonundan koruyup kurtaracak, yeniden İslam kültürüne kazandıracak seferberliği hangi şahıslar, hangi zümreler, hangi cemaatler başlatacaktır?

 

14 AĞUSTOS 2011

 

 

 

MA
17.08.2011 18:20
#60

Ağlayabilsek Bari!..

 

 

İslam dünyası fâcialar ve felâketler yumağı. Bunlara alışmış ve kanıksamışız. Çok az üzülüyoruz, yeteri kadar tepki göstermiyoruz.

 

İniltilerimiz çok cılız. Halbuki çok şeyler yapabiliriz.

 

Suriye'deki Sünnî Müslüman kıyımına karşı bir milyon kişilik bir protesto yürüyüşü yapamaz mıyız? Yapabiliriz ama yapmıyoruz.

 

Ramazan, millet oruçlu, mevsim çok sıcak... Öyle ama Suriye'de sivil Müslümanlar öldürülüyor. Onlar ölürken bizim biraz yorulmamızın lafı mı olur.

 

Somali'de açlıktan ölme derecesine gelmiş on milyon Müslüman için yaptıklarımız yeterli midir? Yeterlidir diyen varsa gelsin, yeterli olduğuna dair Kur'an üzerine yemin etsin. Edebilir mi?

 

İslam dünyası parçalanırsa işte böyle olur.

 

Ümmet İmam'sız ve Emîr'siz kalırsa işte böyle olur.

 

İslam dünyasının zengin ve imkânlı kısmı, aç ve perişan kısmına yardım etse bütün Müslümanlar doymaz mı?

 

Ortadoğuda belki de bir trilyon dolar petrol ve sair paraları ABD'nin Siyonist bankalarında kenz edilmiş (istiflenmiş, yığılmış) vaziyette duruyor. Bu paranın bir kısmı ile Somali Müslümanlarına birkaç gemi dolusu yiyecek gönderilemez mi? Maalesef gönderilemez. Yeterli para var ama yeterli vicdan yok.

 

İslam dünyasında, uluslararası temizlik ve şeffaflık anketlerine göre, 10 üzerinden 5 veya 5'in üzerinde not alan tek ülke yoktur. Üç sene mi ne oluyor, İsrail Gazze'ye saldırdığı zaman Türkiye'nin Müslüman halkı zavallı Filistinliler için yardım paraları toplamıştı. Bunlar yerine ulaştı mı? Maalesef ulaşmadığı iddia ediliyor... Hâlâ bankada bekliyormuş. İsrail göndermeyin demiş. Filistinlilerin o yardımlara ihtiyacı çok. Bari şu Ramazan'da ulaştırılsın.

 

Bendenizin fazla bir imkanım yoktur ama az da olsa yardım edebilirim. Vereceğim zekat veya sadakanın tamamının (100 dolarsa, 100 dolar olarak) mesela Somali'deki bir fakire ulaşması, eline verilmesi gerekir. Zekatın şartlarından biri de temliktir. Şu anda bunu yapabilecek teşkilatımız var mıdır?

 

Somali'deki facia sadece açlık değil. Orada Müslümanlar birbiriyle savaşıyor. Vehhabî/Selefîlerle tarikat mensubu Ehl-i Sünnet Müslümanları... Açlığa çare bulsak bile bu kardeş kavgasını nasıl durduracağız?

 

Filistin'deki, Somali'deki, Suriye'deki faciaları biliyoruz ama Arakan'dan haberimiz var mı?

 

Somali'de bir Yahudinin burnu kanasa bütün dünya ayağa kalkar. Orada on milyon Müslüman aç...

 

Türkiye'de lüks iftarlar gırla gidiyor.

 

Lüks iftarların aleyhinde yazdığıma, verip veriştirdiğime bakmayın, bazen kıramıyorum ve gidiyorum. Biri yüzüme tükürsün veya ben aynaya tüküreyim.

 

Yahudilerin Kudüs'te bir Ağlama Duvarı var.

 

Bizim Ağlama Duvarlarımız sayısız.

 

Gerekeni yapamıyoruz, bari ağlasak. Onu da yapamıyoruz.

 

Cemaati yürekten ağlatan bir vaiz bulunsa... Sultanahmed veya Süleymaniye camiine on bin Müslüman toplansa... Vaiz konuşsa, cemaat ağlasa, gözyaşları seller gibi aksa... Bu manzarayı tv kameraları yüz milyonlarca insana gösterse... Onlar da ağlasa... Belki bu gözyaşları, içimizdeki ve dışımızdaki kirleri ve pislikleri biraz temizler de kendimize geliriz.

 

Bu akşam Galatasaray mektebi mezunlarından bir grubun orta bir lokantada verdiği iftara davetliyim.

 

Bende vicdan kalmamış. Suriye'de kardeşlerim öldürülürken, Somali'de Müslümanlar açlıktan ölürken, Arakan Müslümanları kan kusarken, Gazzeliler Cehennem hayatı yaşarken ben nasıl ziyafetlere gidip güzel yemekler yiyebiliyorum?

 

Mutlaka en azından ağlamamız lazım. Bunca facia, felaket, afet içinde ağlamamak çok kötü.

 

"Bende-i mü'min olan çeşm ter ü giryan olur

 

Çeşmi giryan olmayan elbette bî-iman olur"

 

*(İkinci yazı)

 

Doğru, Hayırlı, Faydalı, Meşru Cemaat Hangisidir?

ÜMMET içinde elbette olumlu çeşitlilik, faydalı cemaatler, hakka götüren tarikatlar, hizmet grupları olacaktır ama......

 

Hiçbir cemaatin kendisini İslam ile özdeş görmesi kabul edilemez. Cemaatse cemaatliğini bilecek, kendisini İslam ile eşit görmeyecektir.

 

Cemaat bir parçadır, bütün değildir. Hiçbir cemaat bütün olma iddiasına sahip olmamalıdır. İyi, faydalı, düzgün, dengeli cemaat; Kur'an, Sünnet, icmâ-i ümmet dairesindeki bütün doğru cemaatleri kardeş kabul edecek, onlarla irtibatlı olacaktır.

 

Bir cemaat ne kadar güçlü, bol taraftarlı, etkili de olsa mutlaka Kur'ana, Sünnete, icmâya, Şeriata, zâruriyat-i diniyeye uymaya mecburdur.

 

İtikatta vahim bozuklukları olan cemaat iyi ve hayırlı bir cemaat değildir.

 

Hiçbir cemaatin dinî konularda, din sahasında bid'at çıkartmaya, bid'atli olmaya hakkı yoktur. Böyle yaparsa meşruiyet dairesinden çıkmış olur.

 

Müslümanlıkta esas ve temel olan ümmet şuuru ve asabiyetidir. Cemaat, hizip, fırka, grup asabiyeti var, ümmet hassasiyet, şuur ve asabiyeti yok. Onlarda vahim bir yoldan çıkış vardır.

 

Hiçbir cemaat, İslam'ın Allah katında tek hak, makbul, geçerli din olduğu temel inancına aykırı bir inanç çıkartamaz. İslam Allah katında hak din olmakta müşareket (ortaklık) kabul etmez.

 

İslam'ın Allah katında geçerli, hak, muteber, makbul tek din olduğu Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sâbittir. Bunun aksine hiçbir inanç, görüş, düşünce kabul edilemez.

 

Hiçbir cemaatin "Bu devirde üç hak ibrahimî din vardır. Bunların üçünün mensupları da ehl-i necattır ve ehl-i Cennettir" demeye hakkı yoktur.

 

Hiçbir cemaat "İslam'ı, Kur'anı, Resulullah'ı inkar, red ve tekzib eden Ehl-i Kitab da kurtulmuşlar camiasındandır" bâtıl inancını yayamaz.

 

İslam'da üstünlük şu veya bu cemaate, hizbe, fırkaya, gruba, tarikata mensup olmakla elde edilmez, ancak takva ile elde edilir. Takva ise ilimle, irfanla, firasetle, ihlasla, salih ameller işlemekle, nefisle büyük cihad yapmakla, mürüvvet ve fütüvvetle olur.

 

Hiçbir cemaatin Kur'anın, Sünnetin, icmâ-i ümmetin, hikmetin öngörmediği keyfî sözde hizmetler yapmaya hakkı yoktur.

 

Her hayırlı ve faydalı cemaat şu değerlere hizmet etmekle mükelleftir:

 

Kur'ana hizmet... Sünnete hizmet... Şeriata hizmet... Ümmete hizmet... İslam ahlakına hizmet...

 

Müntesiblerinin (bağlılarının, üyelerinin) itikatlarını tashih etmeyen, onlara çok dikkatli bir şekilde cemaatle namaz kıldırmayan, kadınlarının ve kızlarını tesettüre sokmakta ihmal ve tehâvün sergileyen, zekatlarını Kur'ana, Sünnete, fıkıh ve Şeriata uygun olarak verdirtmeyen ve sarf ettirmeyen cemaatler hatâlı ve kusurlu cemaatlerdir.

 

Ehl-i Sünnet İslamlığında Peygamberan-ı izam hazeratından (aleyhimüsselam) başkaları mâsum değildir. Başındaki zatları mâsum, lâ yuhti (hatâ etmez) olarak kabul eden cemaatler ve tarikatler Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmış olur.

 

Bu ümmet, Peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olan Sıddiq ve Fâruk hazeratından bile hesap sormuştur. Hiçbir Ehl-i Sünnet cemaati başındaki muhterem zatı lâ yüs'el (kendisinden hesap sorulamaz) olarak göremez ve gösteremez.

 

Bugün ülkemizde çok şükür itikadı sahih ve düzgün, bid'atlerden uzak, Şeriata sımsıkı bağlı, ahlaklı, dürüst, faziletli cemaatler vardır ve İslam'a hizmet etmektedir. Kendilerine teşekkür borçluyuz.

 

 

15 AĞUSTOS 2011

18.08.2011 12:34
#61

Müstehcen Seks ve Şehvet Azgınlıkları

 

1970'Li yıllarda medyada bu kadar müstehcen yayın, seks ve şehvet yoktu ama o günlerde Müslümanlar o müstehcen yayınları protesto ediyorlardı. Hattâ bu konuda ağır kitaplar yazılıyor, iktidara telgraflar çekiliyor, dilekçeler veriliyordu. Müslümanların gündeminde bu konu vardı.

 

Bugün 70'li yıllara göre korkunç, iğrenç, rezil bir seks, şehvet, müstehcenlik patlaması var ama çoğunluktaki Müslüman kesim bu konuda bir reaksiyon göstermiyor.

 

Yine 70'li yıllarda Müslümanların bir Ayasofya hassasiyeti (duyarlılığı) vardı. Şimdi o da yok.

 

Müslümanlar hassasiyetlerini niçin yitirdiler, niçin kötülüklere ve münkerlere gereği gibi tepki göstermiyorlar?

 

İslam dininin temel kurallarından biri de iyiliği desteklemek, emr etmek, kötülüğü kösteklemek, yasaklamaktır.

 

Müslümanlar bu işi üç şekilde yapar:

 

(1) Emir sahipleri fiilen, (2) Ulema, fukaha, ziyalı Müslümanlar lisan ve kalem ile, (3) Halk tabakası kalben.

 

Seks ve şehvet azgınlıklarını kışkırtan, toplumun ahlakını bozan, bilhassa gençleri dejenere eden müstehcen yayınlar Kur'ana, Sünnete, Şeriata, hikmete, ahlaka aykırıdır. Tarihte nice toplumlar, kavimler, şehirler seks ve şehvet azgınlıkları yüzünden batmışlar, batırılmışlardır. Müslüman halkın bu kötülükle elinden geldiği kadar mücadele etmesi gerekir.

 

Dinî cemaatler, tarikatlar, vakıflar, dernekler, grup ve topluluklar; İslamî dergiler ve gazeteler; İslamî baskı ve güç grupları yasal sınırlar içinde müstehcen yayınlarla savaşmazlarsa toplumun bozulması kaçınılmaz olur.

 

Ülkemizde müstehcen yayınlardan bin kere daha korkunç ve yıkıcı bir kötülük vardır. O da genel, yoğun, yaygın kokuşmadır. Futbol şikeleri bunun en son örneğidir.

 

Müslümanların kokuşma konusunda da çok duyarlı olmaları ve bu kötülüğü protesto etmeleri gerekir.

 

Sevgili Peygamberimiz haber vermiş, uyarmıştır: Bir Müslüman toplum emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsa, yani iyiliği emredip kötülüğü yasaklamak için çalışmazsa onun üzerine azab iner.

 

Müslümanları bu konuda haddim olmayarak uyarıyorum.

 

(Müstehcen kelimesi: Cinsel bakımından açık saçıklık, edebe ve ahlaka aykırılık; insanların şehvetlerini gayr-i meşru şekilde tahrik eden, bireylerin ve toplumun azmasına sebep olan, bir yığın sosyal kötülüğe ve ahlaksızlığa yol açan resimlerin ve yazıların yayınlanmasıdır. İslam medeniyetinin temellerinden biri iffettir. Bu kavram ve değer Avrupa medeniyetinde çok zayıflamış, hattâ kalmamıştır. İslam'da zina ağır bir günah ve suç iken Avrupa Birliği'nde değildir. Bugün ülkemizde homojen bir halk yaşamamakta, halklar yaşamaktadır. Bunların hepsi müstehcen yayınlar konusunda aynı çizgide değildir.)

 

12.08.2011

MA
19.08.2011 14:32
#62

Hem Kur'an Hem İncil Okumuşlar

 

 

Herten Almanya'da 65 nüfuslu bir şehirdir. Burada Hacıbayram camii adında bir cami bulunmaktadır. /munsterditib.de/ sitesinde okuduğum bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum:

 

"HABER: Herten'de CIAK (Müslüman-Hıristiyan Çalışma Grubu) Toplantısı. Santa Barbara kilisesinde, Herten'de bulunan tüm cami ve kiliselerin görevlilerini ve cemaatlerini bir araya getiren bir toplantı yapıldı. Toplantıya Kur'an-ı Kerim ve İncil okunarak başlandı..."

 

Sitede sarıklı cami imamını, kendi özel kilise libaslarına bürünmüş olarak Katolik ve Protestan papazlarını bir arada gösteren fotoğraflar da yer alıyor.

 

Bu toplantıyı, cami imamının kiliseye gitmesini, orada Kur'anla birlikte İncil okunmasını bir Müslüman olarak garipsedim. Çünkü İslam'ın temel öğretilerine göre Yahudilerin ve Hıristiyanların ellerindeki kutsal metinler tahrife, değişime uğramıştır.

 

Peygamberimizin gelişinden sonra önceki dinlerin hüküm ve şeriatları nesh edilmiştir.

 

Kur'an'a, Sünnete, icmâ-i ümmete göre Allah katında tek hak, geçerli, makbul din İslam'dır. Hıristiyanlar İslam'ın hak din olduğunu kabul etmezler, biz Müslümanlar da Hıristiyanlığın hak din olduğunu kabul etmeyiz.

 

Bugün dünyada üç hak ibrahimî din olduğu iddiası ve inancı Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ulema ile, Şeriat ahkamıyla asla bağdaşmaz.

 

İslam'ın temeli Tevhid inancıdır, Hıristiyanlığın temeli ise Teslis inancıdır. Tevhid ile Teslis birbiriyle bağdaşmaz ve uyuşmaz.

 

Hıristiyanlar İslam'ın hak din, Hz. Muhammed'in (Salat ve selam olsun ona) Resulullah, Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın vahy etmiş olduğu ilahî ve kutsal kelam olduğuna iman etmezler. Aksine red, inkâr ve tekzib ederler.

 

Biz Müslümanlar Allah'ın Tevrat ve İncil adında ilahî kitaplar göndermiş olduğuna iman ederiz ama bugünkü metinlerin gerçek Tevrat ve gerçek İncil olduğunu kabul etmeyiz. Tahrif, değiştirme, çıkartma olduğuna, kul sözü katıldığına inanırız.

 

1400 yıllık İslam tarihinde Müslümanlarla Hıristiyanların bir araya gelip de Kur'an ve İncil okudukları görülmemiştir.

 

Biz Müslümanlar İsa aleyhisselamı Allah'ın ülülazm Resullerinden olarak kabul ederiz, kendisini severiz.

 

Hıristiyanlar ise Hz. Muhammed'in Allah'ın elçisi ve Hâtemürrüsul olduğuna iman etmezler.

 

Binaenaleyh Hz. Muhammed'i, Kur'anı, İslam'ı inkâr, red ve tekzib edenlerle diyalog yapılmaz.

 

Onlarla birlikte Kur'an ve İncil okunmaz.

 

Müslümanlar elbette Yahudilerle ve Hıristiyanlarla iyi geçinirler, bilhassa Hırıstiyan ülkelerinde onlarla iyi komşuluk yaparlar ama bizim ana vazifemiz, dâvet ve tebliğden ibarettir.

 

Herten'deki toplantıda İncil okunurken teslisle ilgili cümleler okunmuş mudur, bilmiyorum... Ben orada olsaydım ve Teslis inancıyla ilgili cümleler okunsaydı toplantıyı nazikçe terk ederdim.

 

Evet Tevhid ile Teslis asla ve kesinlikle bağdaşmaz ve uyuşmaz.

 

Bizi Ehl-i Kitab'tan ayıran temel fark şudur:

 

Biz "BÜTÜN" Peygamberlere iman ederiz. Onlar Son peygamber Muhammed Mustafa'ya iman etmezler; onu inkar, red ve tekzib ederler.

 

Biz Müslümanlar Allah'ın insanlığa göndermiş olduğu "BÜTÜN" kitaplara (orijinal, tahrife uğramamış sahih metinlerine) iman ederiz, onlar son ilahî Kitab olan Kur'ana iman etmezler.

 

Bizzat Batılı araştırıcılar Kitab-ı Mukaddes'te 50 bin yanlış bulunduğunu delilleriyle yazmışlardır.

 

Bible'ın ilk bölümlerinde Hz. Lût aleyhisselamın iki kızının babalarını sarhoş edip kendisiyle yattıkları ve gebe kaldıkları açıkça yazılıdır. Allah'ın muhterem nebisi. İsmet sıfatıyla sıfatlı Lût aleyhisselamı böyle bir iftiradan tenzih ederiz.

 

Lütfen internette "50 thousands errors in the Bible" kelimeleriyle arayın, on milyonlarca netice çıkacaktır. Birkaçını okuyun, meselenin künhünü anlarsınız.

 

*(İkinci yazı)

 

Müslümanlara Açık mektup

Aşağıdaki konu ve maddelere önem vermez, gerekeni yapmazsanız; iflah olmazsınız, kurtuluşa ermezsiniz, kendi vatanınızda Müslümanca haysiyetli bir hayat süremezsiniz, başınız beladan kurtulmaz, zillet ve rüsvaylık içinde sürünür durursunuz.

 

Birincisi: İmanını ve itikadını düzeltmek, Kur'an'a, Sünnete uygun hale getirmek.

 

2. Beş vakit namazı dikkatli ve titiz bir şekilde dosdoğru kılmak.

 

3. Farz namazları cemaatle kılmak.

 

4. Hizipçiliği, fırkacılığı, cemaatçiliği, tarikatçiliği bırakıp olumlu ve zenginleştirici çeşitlilik içinde tek bir Ümmet olmak.

 

5. Başınıza ehil, layık, vasıflı, güçlü bir İmam/Emîr seçip ona biat ve itaat etmek.

 

6. Bedevî Müslüman statüsünden çıkıp, medenî Müslüman olmak.

 

7. Din sömürüsünü ve ticaretini, dinî hizmetlerin zenginleşmeye ve benliğe alet edilmesini kesin şekilde önlemek.

 

8. AB'nin, Siyonizmin, ABD'nin, Haçlıların İslam işlerine karışmasını önlemek, onlarla bu konuda kesinlikle işbirliği yapmamak. Müslüman olmayanları dost ve veli edinmemek.

 

9. Allah ile olan bütün işlerde ihlaslı ve takvalı olmak, nifaktan kaçınmak.

 

10. Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına dayalı güçlü, vasıflı, üstün İslam mektepleri kurmak.

 

11. Emanetleri (işleri, vazifeleri, memuriyetleri, mevki ve makamları, başkanlıkları) ehliyetli ve liyakatli elemanlara vermek.

 

12. Lüks, israf, sefahat, gurur, kibir ve gösterişten vaz geçip Kur'ana ve Sünnete uygun şekilde mütevazı bir hayat sürmek.

 

13. Zekatlarınızı Kur'ana, Sünnete, fıkha ve Şeriata uygun şekilde verip sarf etmezseniz.

 

14. İslam ahlakıyla ahlaklı olmazsanız.

 

15. Sabah namazlarında ve diğer vakitlerde camileri bayram namazlarında olduğu gibi doldurmazsanız.

 

16. Gerçek din alimleri, gerçek fakihler, gerçek mürşidler yetiştirip dinî konularda onları dinlemez ve dediklerine uymazsanız.

 

17. Karılarınızı ve kızlarınızı şer'î tesettüre sokmazsanız.

 

18. Lanetli riba muamelerinden el çekmezseniz.

 

19. Başta gıybet olmak üzere lisan âfetlerinden uzak durmazsanız.

 

20. Bazı ruhbanları erbab haline getirip putlaştırmaktan vaz geçmezseniz.

 

21. Büyük ve küçük cihad yapmazsanız.

 

22. Emr-i mâruf ve nehy- münker farzını bugün olduğu gibi terk ve tâtil ederseniz.

 

23. Cuma günleri ezan okununca dükkanlarınızı, iş yerlerinizi kapatmazsanız.

 

24. Zaruriyat-ı diniyede tartışmaktan vaz geçmezseniz.

 

25. Uzaktaki bir Müslüman ayağına diken battığında onun acısını yüreğinizde hissetmezseniz.

 

26. Hayatınızı Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye göre tanzim etmezseniz.

 

27. Sabah namazlarında leşler gibi yatar uyursanız.

 

28. Az, eksik, yetersiz amelleriniz size ucba ve gurura düşürürse.

 

29. Bolluk, refah, zenginlik, saçıp savurma, zevk u safa, lüks, israf, sefahat konusundaki gelişmelerin istidrac olduğunu anlamaz, bunları kerâmât olarak görürseniz.

 

30. Din sömürüsüne göz yumarsanız.

 

 

16 AĞUSTOS 2011

MA
19.08.2011 14:34
#63

Genelevlerde Vesikalı Fahişe Çalıştırmak Düzenin Çok Büyük Ayıbıdır

 

 

 

 

Bugünkü düzenin/sistemin büyük ayıplarından biri, üzerinde TC başlığı bulunan "vesikalarla" birtakım kadınlara resmen fahişelik yapma izni vermesi, genelev adı verilen günah evlerindeki yasal fuhşu tanzim etmesi, koruması, bundan KDV ve gelir vergisi alması, bu günah evlerinin kapısında polis bekletmesidir.

 

Vesikalı fahişelik bir tür köleliktir.

 

Hiçbir medenî sistem/düzen böyle bir köleliğe razı olmaz, bunu yasallaştırmaz.

 

İslam dini böyle bir şeye izin vermez.

 

Gerçek İslam devletinde böyle bir kurum olmaz.

 

Yakın tarihimizde çok zengin Türkiye vatandaşı bir Madam vardı, genelevler imparatoriçesi idi.

 

Bu kadına, devlet büyüklerinin de bulunduğu resmî törenlerle vergi rekordmenliği ödülleri verilmiştir.

 

Bu kadının Atatürk akrostişli bir de şiiri vardır.

 

Ülkenin en lüks Rolls Royce otomobili bu kadının idi.

 

İslam dini kadının bu kadar alçaltılmasına, bu kadar köleleştirilmesine cevaz vermez, rıza göstermez.

 

Aykırı fikir ve görüşleriyle tanınmış bir ilahiyatçı, bugünkü ahlaksızlık, fuhuş ve rezillik tufanına karşı genelevler açılarak bunlar önlenebilir ve azaltılabilir mealinde bir çare ve çözüm bulmuş. Bu çare ve çözüm bâtıldır.

 

Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilişinden sonra Jön Türklerin Medine-i Münevverenin dış mahallelelerinden birinde gizli bir günah evi açtırdıklarını duymuştum.

 

Yine Osmanlı zamanını hatırlayan bazı ihtiyarlar, İttihadçıların Medine'ye borulu gramofon getirdiklerini, bu habis aletlerin çirkin gürültüsünün Harem-i Şerifin içine kadar sızdığını söylemişlerdi.

 

Devletimiz uluslar arası kadın haklarıyla ilgili sözleşmelere imza koymuş ve kadınları fahişe olarak çalıştırmayacağı konusunda taahhütte bulunmuştur.

 

Bugünkü resmî vesikalı, KDV'li, gelir vergili, polis korumalı fuhuş:

 

Evrensel insan haklarına ve haysiyetlerine aykırıdır.

 

Kadın haklarına aykırıdır.

 

İslam'a aykırıdır.

 

Ahlaka aykırıdır.

 

Bilgeliğe aykırıdır.

 

Laiklik laiklik deyip duruyorlar. Böyle bir şey laikliğe uygun mudur değil midir, bu sorunun cevabını bizzat laikler versin!

 

"Ahlaksızlığı ve fuhşu önlemek veya azaltmak için genelevler açılabilir" diyenleri protesto ediyorum.

 

Böyle giderse ülkemizin büyük bir kısmı açık bir geneleve dönecektir.

 

Zinayı suç olmaktan çıkarttılar...

 

Turizm patlasın diye her kötülüğe göz yumanlar var.

 

Kadın haklarından bahs edip duran çağdaşlar, Kemalistler, ateistler, laikler bugünkü resmî ve yasal vesikalı, KDV'li, korumalı fuhşu kötülemezse onları iki yüzlü, yalancı, sahtekar ilan ediyorum.

 

İnsanın olduğu yerde günah olur ama günahlar hiçbir zaman yasallaştırılmaz, meşru hale getirilmez, yapılması için vesika verilmez., ondan KDV alınmaz.

 

*(İkinci yazı)

 

Bu Gemi Nereye Gidiyor?

Jön Türklerin baskısıyla Sultan Abdülhamid anayasayı yürürlüğe koyunca Selanik ve İstanbul bir anda tımarhaneye dönmüştü. Yaşasın hürriyet, yaşasın meşrutiyet, yaşasın müsavat ve uhuvvet sesleri göklere yükseliyordu. Bir kısım insanlar delirmiş gibiydi. Herkes bir altın çağ başladığına inanıyordu. Pıtrak gibi yeni gazeteler dergiler yayınlanıyor, sansürsüz deli dolu yazılar kaleme alınıyor, nutuklar atılıyor, konferanslar veriliyordu.

 

1911'de İtalya Trablusgarp vilayetimize saldırdı.

 

1912'de, bizim meşrutiyet sarhoşluğumuzdan ve Jön Türklerin gaflet ve hıyanetinden yararlanan Balkan devletleri saldırdı, Rumeliyi kaybettik.

 

1914'te devlet birinci dünya savaşına sokuldu.

 

1918'de teslim olduk.

 

1922'de son Padişah ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, Osmanlı devleti battı...

 

1908'den sonra İstanbul haberle, dedikodu ile iddia, isnat, yalan dolan, entrika ile kaynıyordu.

 

Kâmil paşa... Said Paşa... Ferit Paşa...

 

Ayan azası Filan Paşa... Vüzeradan Falan Paşa... Sabık Bahriye nazırı Feşmekan Paşa...

 

Matbuatta (basında) dehşetli polemikler yapılıyordu... İstanbul'da üç gazeteci öldürülmüştü...

 

Enver Paşa, Cemal Paşa, Talat Paşa...

 

Yaver-i Hazret-i Şehriyarî M. Kemal Paşa...

 

Siyaset dedikoduları içinde Fısıltı gazetesinde o günün magazin haberlerine de yer veriliyordu: Yâver M. Kemal Paşa kerime-i Hazret-i Padişahî Sabiha Sultan'a tâlib olmuş ama Sultan ona varmamış.

 

Müslümanlar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Frenkler...

 

Günde yirmi dört saat yoğun dedikodu ve kulis...

 

Paşalar, vezirler, sefirler, Darülfünun müderrisleri, ayan azaları, mebuslar, ulema, kıssisler...

 

Heccavlar, karikatüristler.

 

Sayılamayacak kadar çok türedi, yeni yetme, kokuşma zengini.

 

Birinci dünya savaşında bulgur ve vagon spekülasyonlarıyla zenginleşenler. Kara ve kirli servetler.

 

Otuz bir Mart hadisesinden sonra Yıldız Sarayı'nın yağma edilmesi. Yağmaya iştirak eden paşaların listesi 1919'da yayınlanmış bir İkdam nüshasında ilan edilmiştir. Kıymetli bir pandantifi hangi paşa almış?

 

Sultan Abdülhamid zamanında tam 33 yıl topluma püskürtülemeyen bütün irinler, muzahrafat, pislik, kazurat seller, tufanlar gibi akmıştı.

 

Kazım Paşa... Salih paşa... Münir Paşa... Şu Paşa, bu Paşa, o Paşa... Paşa vü temaşa...

 

Birinci dünya savaşı kaybedilince üç ünlü paşamız Alman denizaltılarına binerek yurt dışına kaçmışlardı.

 

Devlet batmıştı.

 

Halk kırılmıştı.

 

Ülke harap olmuştu. Yunan İzmir'e çıkmıştı.

 

Aradan bir asır geçti. Dedikodular bitmedi. Paşaların yerini generaller aldı.

 

Gazetecilerin adları değişti.

 

Konular değişti ama dedikodular yoğun mu yoğun.

 

Hırsızlık, hortumlama, kokuşma yine hükümferma.

 

Belki eskisinden daha fazla.

 

Eskiden Rumeli teröristleri, Sandanskiler vardı. Şimdi Rumeli elimizde değil, doğru ve güneydoğu bölgesinde terör kasırgaları esiyor.

 

Şu sözde sofu Müslümana bakınız: İlmihalini bilmez, Haliç'teki Simon balıklarının kaç yüzgeci olduğunu bilir.

 

Karı iki saat uğraşmış nefis dolmalar sarmış. Ocağa koymuş, tv başına koşmuş, dedikoduları içer gibi dinlerken yemeği ocakta unutmuş, yanmış!

 

General Atılgan tutuklandı... General Saldıray sorguya çekildi...

 

Kamer Genç kükredi... Şu sayın esti gürledi... Bu sayın ateş püskürdü...

 

Tencere dibin kara!... Senin dibin benimkinden daha kara... Hah hah hah, kapkara mapkara...

 

Alçaklar hamiyetsizler...

 

Gericiler ilericiler...

 

İrtica tehlikesi var, otobüse kısacık şortla binip bacaklarını uzatan genç kız rahatsız edildi.

 

Generaller, gazeteciler, bürokratlar, milletvekilleri, politikacılar, iktidar, muhalefet...

 

Bir kör döğüşüdür gidiyor.

 

Hanefi Avcı... Haliç'te Simon balıkları... Bu balıklar pullu mu pulsuz mu? Al mı mor mu?

 

Hah hah hah...

 

1908 Meşrutiyetinden sonra gemi skandallar, fesatlar, yoğun dedikodular, çekişmeler, tepişmeler, siyasî kavgalar içinde 1918'da karaya vurmuş, dağılmıştı.

 

Yeni gemi şimdi yoğun dedikodular, polemikler, çekişmeler, tepişmeler, itiş kakış, karşılıkla söz düelloları, ağır ithamlar, yalanlar dolanlar, ağır suçlamalar, sen ben kavgaları, tencere dibin kara, hainler, hamiyetsizler, verip veriştirmeler içinde bir yere doğru bata çıka ilerliyor.

 

Bu gemi nereye gidiyor?

 

Selamet limanına mı, felaket kayalıklarına mı?

 

 

 

17 AĞUSTOS 2011

MA
19.08.2011 14:36
#64

Ramazan'da Fitneciler

 

Ramazan denince ne gelir Müslümanın hatırına?.. Oruç gelir, namaz gelir, ezan iftar sahur teravih gelir. Nefsini açlık ve susuzlukla terbiye... Dua niyaz... Günahlardan tövbe... Fakirlere ve miskinlere (hiçbir şeyi olmayan) yardım gelir... Zekat, fıtır sadakası, hayır hasenat gelir... İlim irfan, vaaz nasihat gelir... Zikrullah gelir... İhlas gelir... Öteki dünya gelir, hesap kitap gelir...

 

Ülkemizdeki milyonlarca Müslüman böyle ulvî düşünce ve hatıralarla oruç tutuyor. Ramazanları mübarek olsun, Allah ibadetlerini kabul buyursun... Amin âmin âmin...

 

Maalesef bazıları bunları pek düşünmüyor veya ikinci plana atıyor ve Ramazan denince birtakım dünyevî etkinliklere, şenliklere yöneliyor. Camide yatsı ve teravih kılınırken onlar vur patlasın çal oynasın gel keyfim gel oh kekâh Ramazan şenlikleri yapıyor.

 

Bazıları Ramazan denince açlığı, tevazuu, alçak gönüllüğü hatırlamıyor, lüks ve israflı iftar ziyafetleri tertipliyor. Lüks ve israf insanı (o farkına varmasa da) gurura, kibre götürür. Gurur ve kibre kapılan Mevlâ'sını değil, belâsını bulur.

 

Ramazan barış, kardeşlik, vifak ve ittifak ayıdır.

 

Ramazan insanlık, insaf, ahlak, fazilet, hikmet ayıdır.

 

Bazıları Ramazan'da bir sürü fitne ve fesat çıkartıyor.

 

Bu bazılarının bir kısmı bozuk Müslümandır, bir kısmı ise dinden çıkmışlardır.

 

İslam'da teravih namazı yokmuş... Peygamber teravih namazını yasaklamışmış... Buyurun size iki fitne.

 

Açın muteber ve güvenilir fıkıh ve ilmihal kitaplarını, onların hepsinde teravih namazı diye bölüm bulursunuz.

 

Dinde olmayan bir kurum ve değer din kitabında anlatılır mı? Var ki anlatılıyor.

 

Yoktur diyenler fitnecidir.

 

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) Ashabına Ramazan'da teravih (gece) namazı kıldırmış, sonra farz olur da ümmetim kaldıramaz diyerek yalnız kılmış.

 

Peygamberimizin vefatından sonra, din tamamlandığı, artık farz olma ihtimali kalmadığı için Hz. Ömer cemaatle kıldırmış.

 

Hem Peygamber ne demiş:

 

"Benim ve Râşid Halifelerimin sünnetine uyunuz."

 

İşte biz teravih kılarak hem Efendimizin, hem de Râşid halifelerinin sünnetine uyuyoruz.

 

Şu nev-zuhur reformcu ilahiyatçılar mı İslam'ı daha iyi biliyor, anlıyor, uyguluyor, yoksa Hazret-i Ömer Fâruk mu?

 

Başka Ramazan fitneleri de var:

 

Toplumu gerecek, Müslümanları töhmet altında bırakacak, sosyal barışı yıkacak asparagas haberler...

 

Sözde otobüse binen kısa şortlu, seksî kız rahatsız edilmiş. Müslümanlar tahammülsüzmüş.

 

Yalan yalan yalan...

 

Hepsi uydurma, hepsi düzmece, hepsi yalan dolan.

 

Maksat fitne fesat çıkartmak.

 

Gencecik bir kızın toplu taşıma vasıtasına kısacık şortla girip ayaklarını uzatıp teşhircilik yapması ayıptır. Hiç kimsenin vatandaşların cinsel duygularını tahrik etmeye hakkı yoktur.

 

Müstehcen kıyafetler, seksî provokasyonlar bir tür şiddet hareketidir.

 

Müslüman halkın, yasal sınırlar içinde bunları protesto etmesi gerekir ama halk uyuşturulduğu, pısırık hale getirildiği için bunu bile yapamıyor.

 

Asıl provokasyoncular mübarek Ramazan'da böyle asparagas haberler yayınlayan Selanik medyacıları ve benzetilmişlerdir.

 

Otobüste genç delikanlılar var, onlar kısa şortlu, çıplak bacaklı bir kızın müstehcen, aşırı seksî, kışkırtıcı kıyafetinden elbette rahatsız olurlar.

 

İffet ve hayâ denilen ahlakî bir değer vardır... İffetsizler ve hayâsızlar yoktur deseler de vardır...

 

Ramazan'da teolojik fitneler çıkartan,

 

Müstehcen ve provokatif kıyafetler sergileyen,

 

Teşhircilik yapan,

 

Çoğunluğun din ve mukaddesatına saldıran,

 

Sosyal barışı dinamitleyen kötü ve aykırı niyetli sahte ilahiyatçıları, kötü medyacıları protesto ediyor ve Allah'a havale ediyorum.

 

Müslümanları da yasal sınırlar içinde tepki vermeye çağırıyorum.

 

Müslümanların tepkisizliği de çok büyük bir fitnedir.

 

*(İkinci yazı)

 

Uzun Tutukluluk Müddeti

Birtakım gazetecilerin, subayların, yazarların iki sene, üç sene tutuklu olarak cezaevinde bekletilmeleri doğru mudur?

 

Elbette doğru değildir.

 

Peki niçin böyle oluyor?

 

Bizim hukuk ve yargı sistemimiz böyledir de ondan.

 

Bunların hukuku, yargıyı, siyaseti aşan gaybî boyutları vardır.

 

CHP oligarşisi, Selanikliler, Kemalistler, darbeciler yıllar boyu Sünnî Müslümanları ezdiler, onlara kan kusturdular.

 

Uyduruk Yüce Divanların zalimâne ve celladâne kararlarıyla halkın göz bebeği bir başbakanı ve iki bakanını astılar.

 

Elde bin kesinleşmiş mahkeme kararı olmasına rağmen suçsuz Nurcuları yine mahkemeye verdiler, yine tutukladılar.

 

CHP oligarşisi, Kemalistler, egemen azınlıklar, Selanikîler âdil yargı prensiplerine riayet etmediler.

 

Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini ayaklar altına aldılar.

 

Korkunç işkenceler yaptılar.

 

Şiddet içermeyen en mâsum dini inançları, fikirleri, görüşleri, uygulamaları suç saydılar ve cezalandırdılar.

 

Tutukluluk kurumunu ceza kurumuna döndüren onlardır.

 

Sonra rüzgar tersinden esti onlar için.

 

Men Dakka dukka oldu.

 

Etme bulma dünyası.

 

Çalma kapıyı çalarlar kapını.

 

Sen Adnan Menderes'i asar mısın, asanları alkışlar mısın?

 

CHP zamanında, darbeler devrinde böyle konforlu cezaevleri de yoktu.

 

Ben Gerede cezaevinde iken ziyaret gününde İstanbul'dan saatlerce otobüs yolculuğu yaparak gelen yakın dostlarıma görüşme izni vermemişlerdi de zavallılar ağlaya ağlaya geri dönmüşlerdi.

 

Sağmalcılar cezaevinden başka bir cezaevine nakl edilirken bileklerimi bir zincirle sıkıca bağlamışlar, zincire bir kilit takmışlar, mahkum arabasındaki tahta sıralarda oturan 25 mahkuma müşterek sevk zinciriyle bağlamışlardı. Ne bir yudum su, ne bir lokma ekmek, ne ilaç, ne de tuvalet ihtiyacını görmek.

 

Bendeniz nisbeten ucuz atlatmıştım yine. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun çektiklerini bir nebze anlatsam üzüntüden kahrolursunuz.

 

Hayır beni yanlış anlamayınız. Tutukluluk müddeti uzasın da uzasına taraftar değilim.

 

Sadece men dakka dukkaya dikkat çekmek istedim.

 

Dün mâsum, suçsuz Müslümanlara... Bugün darbe zanlısı Kemalistlere...

 

Müslümanlara attıkları bumeranglar döndü dolaştı kendi başlarına çarptı.

 

Alma mazlumun âhını çıkar aheste aheste.

 

 

18 AĞUSTOS 2011

MI
19.08.2011 14:53
#65

son yazı gerçekten çok hoş kaleme alınmış.

VE
21.08.2011 04:52
#66

Bu Toplum Bu Kadar Ahlaksızlığı Kaldırmaz!

20 AĞUSTOS 2011

- - - - -

 

Müstehcenlik konusunda artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Türkiye bu kadar ahlaksızlığı, edepsizliği, seks serbestliğini, seks provokasyonunu, seks terörünü, fuhşu kaldırmaz.

 

Bazı günlük gazeteler ve bazı tv'ler genelev yayın organı haline dönüşmüştür.

 

Bütün hürriyetlerin sınırı vardır.

 

Müstehcen yayın, seks terörü konusunda medyaya sınırlar konulmalıdır.

 

Biliyorum, yaygara kopartacaklar ve "Basın hürriyeti kısıtlanıyor, medya gemleniyor!..." diye feryat edeceklerdir.

 

Müstehcen yayınları kısıtlamak basın hürriyetinin ihlal edilmesi değildir.

 

Hiçbir gazetenin, tv'nin, derginin seks terörü yapmaya hakkı yoktur.

 

Müstehcen yayın yapanlar basın hürriyetini kötüye kullanan kötü niyetli kimselerdir.

 

Türkiye, halkının büyük kısmı Müslüman olan bir ülkedir. Bizim kültür yapımız bu kadar ahlaksızlığı, fuhşu, zinayı, müstehcen yayını, seks kışkırtıcılığını hazmetmez (sindirmez).

 

AB standartları dediler ve Ceza Kanunundan zina suçunu kaldırdılar.

 

Diğer şehirleri bilmem, İstanbul'un bazı bölgelerindeki ahlak bozukluğu had safhaya gelmiştir.

 

Sultanahmet camiine gidiniz. Oturulmaz levhaları bulunmasına rağmen ulu mâbedin mermer merdivenlerinde bir yığın çıplak turistin oturduğunu göreceksiniz. Bunların içinde, iç çamaşır giymediği için en mahrem yerleri, avret-i galizaları görünenleri vardır. Mukaddes caminin içi Kapalıçarşı'ya dönmüştür. Müslümanlar huzur içinde namaz kılamamaktadır.

 

Cami böyle olursa ana caddeleri, meydanları, toplu taşıma vasıtalarını düşününüz.

 

Turist gelsin camiyi gezsin ama aşırı çıplak, aşırı seksî kıyafetle gelip gezmesin.

 

Her şeyin bir kuralı vardır.

 

Otobüslerde, parklarda, meydanlarda, sokağın ortasında herkesin arasında birtakım laubalilerin sarılıp öpüşmesi ahlaka aykırıdır.

 

Bazıları değildir diyecektir.

 

İslam ahlakına, Türkiye ahlakına aykırıdır.

 

Ateistlerin, çağdaşların, Saylanîlerin, Selaniklilerin ahlaksızlık saymaması bizi ilgilendirmez. Biz bu ülkede çoğunluktayız, bizim millî kültürümüz ve kimliğimiz vardır, bizim kendi normlarımız, ölçülerimiz, kıstaslarımız, kuramlarımız vardır. Halkın istediği olacaksa, çoğunluğun millî kültür ve kimliğe dayalı isteklerinin yerine getirilmesi gerekir.

 

On sene kadar önce Bursa'da Ulucami'ye gitmiştim. O tarihî ve kutsal mâbedin içi de yürekler acısıydı. Başı açık, göğsü açık, kolları açık, etekleri kısa kadınlarla doluydu. Cami kadınlar hamamına dönmüştü. Ulucami'deki bu açık saçık laubali kadınlar turist değil, yerliydi. Valilik, belediye, müftülük, dinî cemaatler gerekeni yapmamışlardı.

 

Hiçbir haysiyetli Müslüman toplum bu kadar

 

*Müstehcen, rezil, ahlaksız yayınlara,

 

*Sultanahmet camiindeki rezilliğe,

 

*Zina ve fuhuş patlamasına,

 

*Edep ve ahlaka aykırı davranışlara

 

Tahammül etmez.

 

Bu gibi ahlaksızlıkları, yasal sınırları içinde ve şiddete baş vurmadan en sert şekilde protesto eder.

 

Cumartesiyi pazara bağlayan bir gece güvenlik tedbirlerini alarak Beyoğlu'na çıkınız ve rezaleti görünüz. Orada sabaha kadar süren bir çılgınlık vardır. Seks seks seks... İçki seller gibi...

 

Her toplumda ahlaksızlık, fuhuş zina, edepsizlik olur bu kadar olmaz.

 

Bu kadar olursa toplum batar.

 

Nasıl batar?

 

Sodom ve Gomore gibi batar.

 

Evet efendiler, evet sayın bayanlar ve baylar, evet sorumlular!.. Türkiye bu kadar ahlaksızlığı, bu kadar fuhşu, bu kadar zinayı, bu kadar seks serbestliğini çekmez, kaldırmaz.

 

Televizyon dizilerindeki seks ve zina sahnelerinde kadın ve erkek aktörlerin arasında yastık var mı, yoksa kameraların önünde gerçek seks mi yapıyorlar tartışmalarını duymuşsunuzdur.

 

Evet bıçak kemiğe dayanmıştır.

 

Ey Müslümanlar!.. Sözüm sizedir: Kur'ana, Sünnete, İslam'a, Şeriata, ahlaka, fazilete, iffete aykırı bunca fuhşiyata, seks azgınlıklarına, çıplaklığı, rezilliğe ses çıkartmaz, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsanız başınıza gelecek bir musibetten, tepenize inecek bir âfetten, gazaptan korkunuz.

 

*(İkinci yazı)

 

 

Karayılan Tamtamları

Tamtamlar çaldı, Karayılan yakalandı, Karayılan yakalandı, yakalandı, dı dı dı!..

 

Meğerse yakalanmamış...

 

İyi ki, yakalanmadı... Yakalansa ne olacaktı? İmralı'ya hapsedilemez. Küçük bir adaya iki imparator olmaz... Başka bir ada bulmak gerekecekti... Konforlu bir hapishane, kara, deniz, hava koruma kuvvetleri ... Muayyen günlerde gelen avukatlar... Bir yığın tantana. Karayılan eskiden Kandil dağından emir veriyordu. Yakalansaydı adasındaki hapishaneden emir verecekti.

 

Karayılan yakalansa terör bitecek mi?

 

Asıl iş bataklığı kurutmak.

 

Öcalan'ı yakalayıp İmralı'ya atmakla ne kazandık?

 

Yahut ne kaybettik?

 

PKK bataklığının suyu nereden geliyor?

 

Bu işin içinde Ermeniler var, Kripto Ermeniler; Siyonistler var, iki kimlikli Kripto Yahudilerimiz var. Daha kimler var? Terörün gölgesinde yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti yapanlar... Silah ticareti yapanlar...

 

Bataklık sadece PKK tarafından mı meydana getirildi?

 

Sen 3500 Kürt köyünü düzle, tahrib et, ahalisini sür.

 

Sen kendi vatandaşlarına insan pisliği yedir.

 

Sen Diyarbakır hapishanesinde korkunç ve vahşi işkenceler yap.

 

Sen milyonlarca vatandaşın temel insan haklarını çiğne.

 

Sen Türkleri ve Kürtleri kardeş yapan İslamî bağları tahrip et.

 

Sonra da kabahatin tamamı PKK'da olsun.

 

Bataklık mevcut oldukça terör sürecektir. Bir Karayılan Kandil dağındaysa bir sürü yılan başka dağlarda, vadilerde, ovalarda, büyük şehirlerdedir.

 

Yılanların hepsi de Kürt değildir.

 

Türkü var, Yahudisi var, Ermenisi...

 

Şu anda Karayılan'ın yakalanmaması belki de daha az zararlıdır.

 

Evet, Öcalan yakalandı da ne oldu?

 

Başımıza belâ oldu.

 

VE
21.08.2011 04:54
#67

Sabah bunu okuduğumda cız olmuş yüreğim bir parça daha cızz etti frown.gif

Çünkü bu bir müslüman'ın feryadı, bir müslüman'ın can simidi'ne (Hz. Kur'an ve Sünnet-İ Seniyye) sarılış çağrısı, uyarısı!

 

Ey Müslümanlar!.. Sözüm sizedir: Kur'ana, Sünnete, İslam'a, Şeriata, ahlaka, fazilete, iffete aykırı bunca fuhşiyata, seks azgınlıklarına, çıplaklığı, rezilliğe ses çıkartmaz, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsanız başınıza gelecek bir musibetten, tepenize inecek bir âfetten, gazaptan korkunuz.

 

Çok değerli büyüğümün yazılarını hergün takip ediyor ve nasiplenmeye en azından kalbimi malayani hallerden ve irademi nefsime kaptırmaktan bir parça olsun hocamın yazıları sayesinde men ettiğimi söyleyebilirim (Allah ondan katbe kat razı olsun).

Değerli hocamın her yazısı bir feryad! nasıl feryad olmasın ki? Merhum Zarifoğlu'nun hani bir tarifi varya şöyle ki; "İmanın en küçük zerreciği bir vakit namazını kaçırdığında yüreği cız edendir." İşte yüreğinde bir parçacık İman taşıyan İnsan olan insan Türkiye'nin, İslam aleminin bu ahvaline nasıl feryad etmez! nasıl dur demez! nasıl göz yumar en azından nasıl buğzetmez?!

Rabbim bizlerin basiretini, feasetini, aksiyon şevkini ve hizmet aşkını ilelebet en yüksek derecede diri kılsın.

Rabbim bizleri razı olduğu kullarından etsin. Rabbim bizlere merhamet etsin, affetsin (amin).

 

 

 

MA
23.08.2011 15:18
#68

Orduya Hürmet

 

 

Liseyi 1952'de bitirdim, aynı yıl üniversitede okumaya başladım, 1956'da diplomamı aldım, yine 50'li yıllarda dergicilik yaptım, yazı yazdım, kısa bir süre için memur oldum, Erzurum'da yedeksubaylık yaptım.

 

Bendeniz 1950 ile 1960 yılları arasındaki Türkiye'yi çok iyi hatırlayan bir kimseyim.

 

O tarihte Kemalist vesayet vardı ama askerî vesayet yoktu.

 

Ordu kışlasındaydı, siyaset arenasında değildi.

 

Ordu, siyasete karışmazdı.

 

Ordu, derin ve gizli bir siyasî parti gibi hareket etmezdi.

 

Ordu, sivil iktidara itaat ederdi.

 

Ordu, dindarlığı bir suç olarak görmezdi.

 

Ordu, Ankara İlahiyat fakültesinde üniformalı öğrencilerini moral subayı, din hizmetlisi olarak yetiştirirdi.

 

Askerî birliklerin bazısında camiler vardı, ezan okunurdu; hafız olan, yeterli din bilgisine sahip olan bir er mihraba geçer, bazen birlik kumandanı da arkasındaki safta yer alır cemaatle namaz kılınırdı. Kimse buna itiraz etmezdi.

 

O uğursuz 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra bütün dengeler bozuldu ve bugünkü buhranlara geldik.

 

28 Şubat post modern darbesinden sonra her şey zıvanadan çıktı.

 

Dindar subaylar, astsubaylar, askerî öğrenciler, bütün hakları çiğnenerek atıldı.

 

Din, inanç, ibadet, inandığı gibi yaşamak hak ve hürriyetleri ayaklar altına alındı.

 

Din bir tehdit ve tehlike olarak gösterildi.

 

Terör fırtınaları estirildi.

 

Bütün bu yapılanlar insan haklarına, adalete, insafa, vicdana, bilgeliğe, millî kimlik ve kültüre aykırı idi.

 

Vatana, halka, devlete büyük zararı oldu.

 

Çok şükür ordu konusunda normale dönüş başladı.

 

Ordumuz halkın ve devletin ordusudur.

 

Ordu, Kemalizm ideolojisinin değil, Türkiye'nin ordusudur.

 

Ordu yeni nesiller için bir mektep olmalıdır.

 

Orduya eksik giren tam, ham giren olgun, cahil giren bilgili, yaramaz giren uslu çıkmalıdır.

 

Ordu, ülkenin hakim dini olan İslam'a hürmet etmelidir.

 

Ben bir Müslüman olarak orduyu Peygamber ocağı bilirim.

 

Ordunun mânevî kimliğine toz kondurmam.

 

Lakin orduyu âlet edenleri, insan haklarını çiğneyenleri, orduyu herhangi bir ideoloji uğrunda kullananları sevmem.

 

Peygamber ocağı olan ordumuza saygılarımı sunuyorum.

 

*(İkinci yazı)

 

Dinî Kaos ve Anarşi

Bugün Türkiye'de Sünnî halkı ve bilhassa Sünnî gençliği Ehl-i Sünnet Müslümanlığından kopartıp bid'at fırkalarına çekmek için çok yoğun bir faaliyet görülüyor.

 

Bilhassa genç nesiller onlarca fırkaya ayrılmıştır.

 

İnanç konusunda vahim bozukluklar ortaya çıkmıştır.

 

Ümmet birliği parçalanmıştır.

 

Düzinelerle cemaat, tarikat, grup arasında irtibat yoktur.

 

Müslümanların müşterek bir İmamı/Emîri yoktur.

 

Ümmet içinde üniter bir hiyerarşi yoktur.

 

Ümmet kurumları yoktur.

 

Korkunç, iğrenç, rezil, kusturucu bir din ve mukaddesat sömürüsü vardır.

 

Hizip fanatizmi ve militanlığı yapılmaktadır.

 

Birtakım ruhbanlar erbab haline getirilmiştir.

 

Dinin temel direği olan beş vakit namaz ya tamamen terk edilmiştir, yahut hafife alınmaktadır (tehâvün).

 

Kutsal Kur'anın yorumu ayağa düşürülmüştür, cahiller re'y ve heva ile tefsir yapıp yanlış hüküm çıkartmaktadır.

 

Resulullah Efendimizin (salat ve selam olsun ona) Sünneti inkar edilmekte, kaynak olarak kabul edilmemektedir.

 

Derin şer güçleri Müslüman yığınları dünyevîleştirmek, sekülerleşmiş sürüler haline getirmek için cehennemî ve ifritî propaganda yapmaktadır.

 

Tesettür adı altında Şeriata aykırı şeytanî kıyafetler sergilenmektedir.

 

Bazı aykırı ve bozuk ilahiyatçılar Teravih namazını bile inkar etmektedir.

 

Şer güçleri AB, BOP, ABD, Siyonizm normlarına uygun yeni ve değişik bir İslam türetmeye çalışmaktadır.

 

Müslümanların harim-i ismetleri olan evlerindeki fitnevizyonlardan günde 24 saat fuhuş, içki, müstehcen yayın, günah, isyan, tuğyan, küfür, fısk ve fücur pislikleri akıtılmaktadır.

 

Türkiye'de medya özgürlüğü olmasına rağmen Ehl-i Sünnet Müslümanları yeteri kadar savunma yapmamaktadır.

 

Bir kısım İslamcılar İslam davasına ihanet etmiştir.

 

Dün bozuk ve sapık dedikleri düzenin haram nimetlerine saldırmışlar, Cehennem ateşi servetler edinmektedirler.

 

Din garip kalmıştır.

 

Lüks, israf, fuhşiyyat tufanı her yeri kaplamıştır.

 

Kur'anın, Sünnetin, Şeriatın ve Peygamberî Ahlakın yasak kıldığı, kötü gördüğü günahlar açıkça, küstahça işlenmeye başlamıştır.

 

Halk yığınları nasihatsiz ve uyarısız kalmıştır.

 

Bir kısım güçlü ve zengin Müslümanlar kâfirleri dost ve velî edinmişlerdir.

 

Müslüman kesimde yeteri kadar ve etkili emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmamaktadır.

 

Müslümanlar, çoğunlukta oldukları bu vatanda esir, zelil, zebun vaziyete düşmüşler; ikinci sınıf vatandaş, parya, zenci, sömürge yerlisi statüsünde yaşamaktadırlar.

 

Müslümanların temel insan hakları, kendi aczleri, gayretsizlikleri, cebanetleri yüzünden ayaklar altına alınmaktadır.

 

Cuma ezanı okununca dükkanların, lokantaların, iş yerlerinin kapatılmasını yasaklayan bir kanun olmadığı halde dindar Müslümanlar, Kur'anın emrine uymayarak dükkanlarını kapatmamaktadır.

 

Sabah namazında ve diğer vakitlerde camiler yetim ve garip kalmıştır.

 

Zekatlar bile Kur'anın, Sünnetin, şeriatın, fıkhın öngördüğü şekilde doğru dürüst verilmemekte, sarf edilmemektedir ve bu yüzden nice Müslüman fakir ve miskin sürünmektedir.

 

Farzlar terk edilirken, haramlar işlenirken tuzu kuru bir kesim akın akın turistik umre seyahatleri yapıp lüks otellerin üst katlarından Kâbe-i Muazzama seyri yapmaktadır.

 

Bütün bu anarşi ve kaostan kurtulmak, Kur'an ve Sünnet yoluna girmek, Şeriat ile amel etmek, ahlaklı ve doğru Müslümanlar olmak için yapılacak ilk iş bütün Sünnî Müslümanların ihtilafları ve tefrikayı bırakıp Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içinde birleşmeleri ve yerlerini almaları gerekmektedir. Başka yol ve çare yoktur.

 

Bugünkü kaos, anarşi, tefrika, fitne fesat, her kafadan ayrı ses çıkması, nifak şikak, devam ederse kurtuluş olmaz, murtuluş olur.

 

Müslümanları kimler uyaracak?

 

Kimler bilgilendirecek?

 

Kimler kurtuluş yoluna çağıracak?

 

21 AĞUSTOS 2011

MA
23.08.2011 15:20
#69

Deprem Katilleri

 

Çürük binalar inşa eden, bu binalar depremde yıkılan yahut deprem falan olmadan durup durduğu yerde yıkılan müteahhitler katildir.

 

Böyle binalara oturma ruhsatı verenler katildir.

 

Deprem bölgesinde, kanunların ve nizamların izin vermemesine rağmen bin türlü alavere dalavere ile fazla kat çıkılmasına izin verenler katildir.

 

Depremde yıkılacak çürük binalara af çıkartanlar katildir.

 

Deprem beklenen bir bölgede, ilk depremde yıkılacak ve içindekilere mezar olacak binalarda oturulmasına izin veren, göz yumanlar katildir.

 

İlk şiddetli veya orta şiddetli depremde yıkılacak binalarda çoluk çocuğuyla umursamazca oturanlar intihara niyet etmişlerdir.

 

Fay hattının tam üzerine bina yapımına izin verenler canidir.

 

İstanbul'da on binlerce binanın zemin katlarındaki kolonlar kaldırılmış, geniş mekanlar açılmış; dükkanlar, lokantalar, pastaneler, iş yerleri yapılmıştır. Bunlar ilk şiddetli zelzelede çökebilir, çökecektir. Bunları yapanlar, bunlara izin verenler, bunlara göz yumanlar bir tür katildir, canidir.

 

12'nci yıldönümünü idrak ettiğimiz büyük 17 Ağustos zelzelesinde on binlerce bina yıkıldı, kimisi yassıkadayıf gibi çöktü, kimisi yana yattı, elli bin vatandaş öldü, büyük facialar oldu. (Gerçek ölü sayısı 50 bindir...) Bunca facianın, ölünün, yıkılan binanın suçlusu olarak Veli Göçer adında bir müteahhit tutuklandı, hapse mahkum edildi. Böylece adalet yerini buldu. Adalet adalet adalet!... Ah adalet!..

 

İstanbul büyük depremini bekliyor.

 

Marmara bölgesi büyük depremini bekliyor.

 

Deniz kumuyla yapılmış çürük binalar yıkılmayı bekliyor.

 

Kaçak katlı binalar yıkılmayı bekliyor.

 

Alt katlarındaki kolonlar kaldırılmış binalar yıkılmayı bekliyor.

 

Deprem kuşağında depreme dayanıklı olarak yapılmamış bilcümle binalar yıkılmayı bekliyor.

 

Bütün deprem uzmanları koro halinde büyük olacaaaak diye bağırıp duruyor.

 

Bilinçaltımızda küllenmiş deprem korkusu var ama aldırmıyoruz.

 

Japonya'da sık sık deprem oluyor, orada bütün tedbirler alınmıştır. Bardaklar bile depremde kırılmayacak şekilde muhafaza edilmektedir.

 

Son tsunami felaketinde Japon halkının sabrı, metaneti, disiplini, ahlakı, feragati, azmi, fazileti bütün dünyayı hayran bıraktı.

 

Biz Japonlar gibi miyiz?

 

İstanbul halkı için bir "Deprem Andı" metni yazılmalıdır. Herkes her sabah bu metni okumalıdır. Milyonlarca nüshası görülecek yerlere asılmalıdır.

 

"Ben bir İstanbulluyum... Yaklaşan büyük depremi bekliyorum... Tedbirsizim... Hazırlıksızım... Vurdum duymazım... vs vs..."

 

*(İkinci yazı)

 

Haram Kazanç ve Zenginlik Felâket Getirirİman edenlerle iman etmeyenler arasındaki temel farklardan biri helal ve haram kazanç kavramıdır.

 

Mü'mine göre Allah ticareti helal, ribayı haram kılmıştır.

 

Helal ticaretten elde edilen gelir ve servet (zekat ve sadaka verilmek ve azgınlık yapılmamak şartıyla) hayırlıdır, bereketlidir, uğurludur.

 

Bir adam ribayla Karun kadar zengin olsa o servet onun için belâdır, âfettir, felakettir, ateştir, uğursuzluk kaynağıdır.

 

Allah ribadan başka şeyleri de yasaklamıştır.

 

İçki... Kumar... Yasal veya gizli, vesikalı veya vesikasız, KDV'li veya KDV'siz karı satmak, halka zararlı gıda maddeleri yedirmek, dana eti diye domuz eti, hileli ve mağşuş mallar...

 

Adam turistik otel yaptı, içinde içki satılıyor. Geliri haramdır.

 

Vitrine nefis döner bulunur diye yazdı ama döner nefis değil, berbat, onun kazancı da haramdır.

 

Malının kusurunu söylemeden sattı, ticareti haramdır.

 

Türkiye'de turizm patlaması var, her yıl ülkemize birkaç on milyon turist geliyor ve bundan büyük gelir elde ediliyor. Bu turistlerin bir kısmı temiz insanlar. Bir kısmı ise İslamî ölçülere göre ahlaksız. Bu turistler içiyor, zina yapıyor, bin türlü çıplaklık ve ahlaksızlık sergiliyor. Onların yaptıkları sadece İslam'a değil, kendi dinlerine göre de günahtır, ayıptır ama aldırmıyorlar.

 

Bu tür turistlerden ve turizmden kazanılan para haramdır ve ne kazananlara, ne ülkeye, ne devlete bu kazançtan bir hayır gelir.

 

İçki konusunda sadece içen değil, sâkilik yapan da günahkardır.

 

Faize aracı olan, faizin kâtipliğini yapan da günahkardır.

 

TC vesikalı, KDV'li, yasal ve açık fuhşa rıza gösteren herkes günahkardır.

 

Ülkemize dış ülkelerden bir ordu kadar fahişe geliyor, bunlar yoğun fuhuş yapıyor, bol para kazanıyor, bazısı fuhuş çetelerinin eline düşüyor, bir genel rezalet ki, sormayın.

 

Devlet bunları bilmiyor mu sanıyorsunuz?

 

Müslüman bir toplumda ahlaksızlık sereserpe açık hale gelirse.

 

Yaygın, genel ve yoğun olursa.

 

Tabiî görülürse.

 

Yüzde iki üç sınırını aşar yüzde elli olursa.

 

Memlekete bir meyhane-i kübraya dönerse.

 

Turizm sektöründe döviz gelecek diye her halt yenirse.

 

Müstehcen neşriyat azdıkça azarsa.

 

Milyonların seyrettiği dizi filmlerin zina sahnelerinde oyuncular kameralar önünde gerçekten çiftleşirse.

 

On milyonlarca vatandaş, çoluk çocuk hepsi bunları izlerse.

 

Bazı kısa etekli donsuz turist karıları Sultanahmet camiinin merdivenlerinde sere serpe oturur, bilmem nerelerini fütursuzca teşhir ederse.

 

Böyle bir ortamdaki gelir bolluğu ve servet uğur değil uğursuzluk getirir.

 

Saadet değil, felaket getirir.

 

İlgilileri, sorumluları, halkı uyarıyorum.

 

 

22 AĞUSTOS 2011

MA
23.08.2011 15:22
#70

Müslümanın Beğendikleri ve Beğenmedikleri

 

MÜSLÜMAN neleri beğenir, neleri beğenmez? Beğenilecek, kabul edilecek, inanılacak şeyler ile beğenilmeyecek, kabul edilmeyecek, inanılmayacak şeylerin birkaçını maddeler halinde sıralıyorum:

 

(1) Kur'an, Sünnet ve icmâ-i ümmet ile zina çirkin, kötü bir suç, büyük günah ve ahlaksızlık olarak görülmüştür. Müslüman zinayı beğenmez. Beğenirse dinden çıkar. Müslüman, yeni Ceza Kanunu'nda zinanın suç olmaktan çıkartılmasını kesinlikle beğenmez, doğru bulmaz, bunu en azından kalben kötüler.

 

(2) Müslüman tesettürü beğenir, çıplaklığı ve avret teşhirini kötü görür.

 

(3) Müslüman Kur'anda, Sünnette, Şeriatta kesin olarak iyi görülen her şeyi beğenir ve doğru bulur; kötü görülen hiçbir şeyi beğenmez ve doğru bulmaz.

 

(4) Müslüman israfı sevmez. İsraf büyük bir günahtır. Her şeyin en iyisi Müslümana layıktır diyerek israf eder ve bu israfı beğenirse dinen çok kötü bir duruma düşmüş olur. Kur'an "İsraf edenler şeytanın kardeşleridir" buyurmaktadır.

 

(5) Müslüman beş vakit namazı sever ve beğenir. Namaz kılınmamasını beğenmez ve doğru bulmaz. Hür ve mukim erkeklerin, şer'î bir özür bulunmadıkça farz namazları cemaatle kılmalarını beğenir, kılmamalarını beğenmez ve doğru bulmaz.

 

(6) Müslüman, mü'min bir kardeşinde beğenilmeyecek, sevilmeyecek bir günah görürse o kardeşine düşmanlık etmez, sadece ondaki günahlara ve kötülüklere karşı olur.

 

(7) Müslüman gıybeti çok kötü bilir ve onu asla beğenmez ve savunmaz. Bir kişiye gıybet etme denilse, "Ben gıybet etmiyorum, bu yaptığım tenkittir" dese dinini tehlikeye sokmuş olur. Şarap içen bir kimseye içme denildiğinde, bu üzüm suyudur, içmek caizdir demesi gibi.

 

(8) Müslüman kötü, bozuk, zâlim bir düzene ve sisteme iyi demez, eskisine göre daha iyi de demez.

 

(9) KURAL: Kur'anın, Sünnetin, icmâ-i ümmetin, Şeriatin iyi, mâruf, doğru dediği her şey güzeldir.

 

(10) KURAL: Kur'an'ın, Sünnetin, icmâ-i ümmetin, Şeriatin kötü, münker, çirkin dediği her şey kötüdür.

 

(11) Büluğa ermiş ve kuvve-i şeheviyeleri galeyanda olan kız ve erkek çocukların birlikte okutulmasını Müslüman beğenmez.

 

(12) Kimlik kartlarında Müslüman oldukları yazılı bulunan birtakım kadınlara TC başlıklı resmî fahişelik vesikaları vererek onlara "yasal" fuhuş yaptırmak, bu fuhuştan KDV ve gelir vergisi almak, fuhşun yapıldığı genelevleri polisle korumak beğenilecek bir iş değildir. Müslüman bunu beğenmez.

 

(13) Zerre kadar vicdanı, insafı, adaleti, hikmeti olan bir Müslüman, ülkenin en büyük tarihî camiinin, vakfiyesinde "Bu camiyi camilikten çıkartanların üzerine Allah'ın laneti olsun" yazılmasına rağmen, camilikten çıkartılmasını, orada namaz kılınmasının yasak edilmesini asla beğenmez, doğru bulmaz.

 

(14) Müslüman hırsızlığı, rüşveti, devlet ve belediye bütçelerinin hortumlanmasını, ihalelere fesat karıştırılmasını; haram, kirli ve kara kazançlarla zengin olunmasını asla doğru bulmaz, beğenmez. Bu düzen bozuktur, böyle bozuk düzenlerde haram yenir mealindeki fetvalar şer'î değil şeytanîdir. Şeriatin haram dediği bir şeye helaldir diyen kafir olur.

 

(15) Akıl teklif için şarttır ama iyinin kötünün, doğrunun yanlışın, güzelin çirkinin kaynağı akıl değil, nakildir/nasstır yani Kur'an ve Sünnettir. Aklın güzel, iyi, doğru bulduğu; Kur'anın ve Sünnetin doğru bulmadığı şeyler güzel, doğru ve iyi değildir.

 

*(İkinci yazı)

 

İftiralar Yalanlar

 

İYİ bir Müslüman olduğumu hiç iddia etmedim ve etmiyorum. İyi bir insan ve vatandaş olmaya çalışıyorum ama bunda başarılı olabiliyor muyum, bu hususta da bir iddiam yoktur.

 

Kendi halinde okur yazar bir kimseyim, elim kalem tutuyor, inançlarıma ve ideallerime hizmet için yazılar yayınlıyorum. Yirmi senedir Millî Gazete'de fahrî olarak yazıyorum. Profesyonel gazeteci değilim, elli küsur senelik yazı hayatım var, çok ses getiren günlük bir gazete bile çıkarttım ama sarı basın kartına bile sahip değilim.

 

Ömrüm boyunca milletvekiliği, herhangi büyük veya küçük bir başkanlık talep etmedim.

 

Mal beyanım da ortadadır. Oturduğum bir daire, tek katlı tuğladan bir bağ evi, kitaplarım, kiralık bir yerde hizmet veren küçük bir yayınevim... Ticaretle bizzat meşgul olmuyorum. Altı aydır dükkanıma bir kere uğramadım.

 

Hîn-i hâcette lazım olacak birkaç bin lira dışında birikmiş param, banka hesabım, servetim yoktur. Bankamatik, çek defteri kullanmam.

 

Bazıları aleyhimde yalanlar, iftiralar uyduruyor.

 

Din tahsili yapmamışım, kendimi büyük din alimi görüyormuşum... Ben nerede, din alimliği nerede... Ehl-i Sünnete göre iki kere iki dört eder kesinlikteki dinî gerçekleri, bilgileri, hükümleri yazmak din alimliği taslamak mıdır?

 

Tesettürü savunmak için din alimi mi olmak gerekir?

 

Bendeniz Büyük İslam İlmihali gibi muteber ve güvenilir kitaplardaki bilgileri kendi üslubumla, tarz-ı beyanımla tekrarlayıp duruyorum.

 

Fetva vermekten çok korkarım.

 

Namazı inkar eden kafirdir demek fetva değildir. İki kere ikinin dört ettiğini söylemektir.

 

Allah katında tek hak, makbul, geçerli din İslam'dır demek de fetva veya şahsî inanç ve görüş değildir. Dinimizin iki kere iki dört eder gerçeklerindendir.

 

Zamanımızda üç hak ibrahimî din vardır, bunların bağlıları Cennetliktir diyenlere karşı çıkıyorum. Çünkü onların dediği iki kere iki, eder beş demek kadar saçmadır.

 

Şeriat Kur'andan ve Sünnetten çıkartılmış hükümlerdir, Şeriatı tahkir eden kafir olur diyorum. Bu da fetva değil, çok mantıklı bir sözdür. İsim vererek Filanca böyle dedi, kafir oldu dersem o zaman fetva vermiş olurum ki, böyle bir şeyden Allah'a sığınırım.

 

Kelime-i Tevhid iki cümleden oluşan ayrılmaz bir bütündür, Lâ ilahe illallah deyip de Muhammed Resulullah dememek olmaz, ikisi birden söylenecektir diyorum. Bu da benim görüşüm değildir, on dört asırlık bir icmâdır.

 

Bugünkü Kitab-ı Mukaddes, Tevrat, İncil nüshaları Allah'ın inzal etmiş olduğu kutsal metinler değildir, zamanla tahrifata uğramıştır dediğim vakit fetva mı veriyorum, ictihad mı yapıyorum? Hayır hayır... Hıristiyanların bir kısmının bile kabul ettiği bir gerçeği beyan ediyorum.

 

Ben aydın mıyım, ziyalı bir vatandaş mıyım? Hâşâ!.. Böyle bir iddiam yok, aydınlık taslamaktan hayâ ederim. Yukarıda beyan ettiğim üzere okur yazar bir Müslümanım, o kadar. Okur yazar olduğuma yemin etsem başım ağrımaz. Hergün birkaç saat kitap okurum, yazı yazarım.

 

Fazlurrahmancılığa karşıyım.

 

Tasavvufa ve tarikatlere taraftarım; tarikatçiliğe karşıyım.

 

Mason, yalancı, taqiyyeci, aldatan Afganîye karşıyım. Onun izinden giden ye yine ikisi de mason olan Abduh'a ve Reşid Rıza'ya karşıyım.

 

Cahillerin ve yetersizlerin re'y ve heva ile Kur'an yorumlamasına, hüküm çıkartmasına karşıyım.

 

Allah'a noksan sıfatlar yakıştıran bozuk mezhep ve fırkalara karşıyım.

 

Din istismarı yoluyla zengin olunmasını din sömürüsü olarak görüyorum ve buna kesinlikle muhalifim.

 

Dinin ve mukaddesatın riyaset, şöhret, alkış, benliğini tatmin, zenginleşme vasıtası yapılmasına çok karşıyım.

 

Cemaatçiliğe karşıyım.

 

Mezhepsizliğe, telfik-i mezahibe karşıyım.

 

Bu gibi konularda Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zahid el-Kevserî, İsmail Yusuf en-Nebhanî, Mekke Şâfiî Reisüluleması Ahmed Zeynî Dahlan gibi büyük ulemaya tâbiyim.

 

"Allah gerçek bir Janus'tur" (iki çehreli bir Roma putu!) dediği için Ali Şeriatî'ye çok karşıyım.

 

Allah'ı bir puta teşbih eden kişiyi tenkit etmek, ona karşı olmak için din alimi ve fakih olmak gerekmez.

 

Dinde reformculuğa, dinde değişim ve yeniliğe, light/ılımlı İslam türetmeye, BOP'çuluğa, Kemalist İslam'a, ABD İslam'ına, Fazlurrahman'ın tarihsellik mezhebine, Feminizme uygun İslam çalışmalarına, hadîslerin AB normlarına göre ayıklanmasına karşıyım.

 

Bendeniz Ehl-i Sünnet itikadında ve mezhebinde bir ilmihal Müslümanıyım. Elim kalem tuttuğu, bir miktar kültürüm olduğu için ilmihal bilgilerini yazıyorum. Bundan iftihar ederim.

 

İlmihal bilgilerini yazarken, nakil ve anlama yanlışı yapmazsam, yanılmam. Çünkü bunlar bütün Ehl-i Sünnet ulemasının üzerinde ittifak ettiği temel bilgilerdir.

 

Hür ve mukim erkeklerin farz namazları, şerî bir özürleri bulunmadıkça cemaatle kılmaları gerekir derken nasıl yanılabilirim? Açın bütün fıkıh kitaplarını bakın, hepsi böyle yazıyor.

 

Ümmet birliğine, Hilafete, Şeriata taraftarım.

 

İtikaden Mâturîdiyim, mezheben Hanefîyim, meşreben bütün turuk-i aliyyenin muhibbiyim.

 

Dinde her türlü bid'ate, yeniliğe, değişikliğe muhalifim.

 

Müslümanım ama İslamcı değilim.

 

Bid'ati, yanlış yorumu, hatâlı inancı kendisini dinden çıkartmayan bütün Müslümanlar kardeşimdir.

 

Bana iftira eden, gıybetimi yapan, hakkımda yalan konuşan bütün Müslümanlara (namaz kılıyorlarsa) hakkım helâl olsun. Namaza başlarlarsa yine helal olsun.

 

Namaz kılmıyorlarsa işleri zordur. Biran önce başlarlarsa iyi olur.

 

Hem namaz kılan, hem gıybet ve iftira edenleri uyarmak lazımdır.

 

Herkese selam ve hürmetlerimi arz eder, Müslüman olmaları şartıyla düşmanlarım dahil herkesin ellerinden öperim.

 

 

23 AĞUSTOS 2011

MA
26.08.2011 00:42
#71

 

Camilerde Sandalya, Tabure Fitnesi ve Bid'ati

 

 

PROF. Osman Özsoy'un "Burası câmi mi, ortopedi servisi mi?" başlıklı yazısını (haber7.com) okudum... Bendeniz sona erdi sanıyordum, meğerse camilere kiliselerde olduğu gibi sıra/sandalye koyma fitnesi, dışarıdan tabure getirtme suretinde devam ediyormuş.

 

Bu işin kendi kendine olmadığını kesin şekilde bilmemiz gerekir.

 

Dinimizi değiştirmek, dinde yenilik yapmak, İslam'ı AB ve Feminizm standartlarına ayarlamak isteyen birtakım gizli, derin ve sinsi güçler mi yaptırıyor bu camilere sandalye doldurma işini?

 

Eskiden camilerde bugünkü gibi sandalyede namaz kılma yoktu. Sağlığı, secde etmesine mâni birkaç kişi oturarak kılardı. Sonra ne olduysa oldu, camilere sandalye, tabure, sıra doldurma modası, adeti ve furyası çıkartıldı.

 

Diyanet'in muhterem fetva heyeti buna karşı çıkmasaydı belki de bugün camilerin arka mekanı kiliseler gibi sıralarla, sandalye ve taburelerle dolmuş olacaktı.

 

Biliyorsunuz memleketimizde, "İslam'ın tek hak, makbul, geçerli" din olduğu kesin inancını yıkmaya yönelik açık veya gizli sinsi bir faaliyet ve propaganda vardır. Bir ara "Allah katında din İslam'dır" mealindeki ayetin Cuma hutbelerinde okunmaması için dışarıdan baskı yapılmıştı.

 

İslam'ın Allah katında tek hak ve makbul din olduğu kesin Kur'an ayetleriyle sâbittir.

 

Sünnet de böyle söylüyor.

 

Bu konuda icmâ-i ümmet vardır.

 

İslam'ın Allah katında tek hak, makbul, geçerli din olduğu inancını reddeden, "başka hak ibrahimî dinler de vardır, onların (İslam'ı, Kur'anı, Resulullahı inkar, red ve tekzib eden) mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennet'tir" bâtıl inancına sahip kimseler Ehl-i Sünnet akaidine göre dinden çıkarlar.

 

Benim kuvvetli zannım, camilere sandalye, tabure ve sıra konulmasını isteyenler bu taifedir.

 

Prof. Osman Özsoy'un makalesinde, Bartın'da teravih namazına giden kadınların ellerinde tabureler bulunduğu yazılı. Demek ki, Fetva Kurulunun kararından sonra, camiler sandalye ile doldurulamayınca, taburelerinizi alın da öyle gelin telkini yapılıyor.

 

Secde etmeye gücü yettiği halde secde etmeden namaz kılanın namazı sahih olmaz. Fıkhımız böyle diyor.

 

Bütün Ehl-i Sünnet hocalardan, imamlardan, müftülerden çok rica ediyorum:

 

Camilerdeki sandalye, tabure ve sıralar çıkartılmalıdır.

 

Camilerimiz kilise değildir.

 

Secde edemeyenler yerde oturarak, ayaklarını uzatarak namaz kılabilir.

 

Camilerin sandalye ile doldurulmasında bir bit yeniği vardır.

 

Bu işte Diyalogçuların olduğu kadar Fazlurrahmancıların (Tarihsellik, Tâtiliye mezhebi) parmağı olduğunu sanıyorum.

 

Bütün Ehl-i Sünnet hocaları ve Müslümanları bu çirkin bid'ati kötülemelidir.

 

"Camilere bol miktarda sandalye konulsa ne olacak..." demeyelim. Bu bid'ati yaygın hale getirebilirlerse ardından başka bid'atler sökün edecektir.

 

Camilere dışarıdan tabure ithaline de izin verilmemelidir.

 

Böyle bir bid'at kökleşirse kaldırılması çok zor olur.

 

Diyalogçuların, Feministlerin, Fazlurrahmancıların, Reformcuların, dinde değişim ve yenilik isteyenlerin Diyanet'i ele geçirmek için sinsice ve yoğun şekilde çalıştıklarına, kadrolaştıklarına dair haberler alıyorum.

 

Siyonistler, Haçlılar, Avrupa Birliği, Feministler; Şeriatlı Ehl-i Sünnet İslamlığını kovmak, onun yerine (ABD'nin, AB'nin, Siyonizmin, Haçlıların, sekülaristlerin işine gelecek) ılımlı, light, fıkıhsız, cihadsız, sulandırılmış, ilahî hak din olmaktan çıkartılıp beşerî bir hümanizma ve ideoloji haline dönüştürülmüş) yeni bir din, bir İslam Protestanlığı türetmek ve üretmek istiyor.

 

Dinimizi koruyalım.

 

Dinimize bid'at sokulmasına izin vermeyelim.

 

Uyanık olalım.

 

(Diyanet'in "Din İşleri Yüksek kurulu" camilere sandalye konulması aleyhinde fetva vermiştir. Lütfen bunun metnini internetten çıkartıp okuyalım. Din İşleri Yüksek Kurulu'nu bu kararından dolayı tebrik ediyor, selam ve hürmetlerimi sunuyor ve ellerinden öpüyorum. Derin ve sinsi bid'at ve reform güçleri bu yüzden kurula diş bilemektedir.)

 

*(İkinci yazı)

 

Emanetler ve Ehliyet

 

İSLAM'IN temel kurallarından biri de emanetlerin ehil olanlara verilmesidir. Emanetler ehil olanlara verilmezse emanete hıyanet edilmiş olur.

 

Bazı dinî cemaat, tarikat, grup, fırka, hizip ve klikler emanetleri ehil olanlara değil, kendilerinden olan ehliyetsizlere veya az ehliyetlilere vererek İslam'ın bu temel prensibini ihlâl ediyor.

 

Emanetler nelerdir?

 

Başkanlıklar... Makamlar mevkiler... Memuriyetler... Vazifeler... İşler... Hizmetler...

 

Şu anda ülkemizde çok hızlı, çok yoğun, çok genel bir kadrolaşma faaliyeti vardır.

 

Birileri:

 

Diyanet kadrolarını,

 

Polis teşkilatını,

 

Millî eğitimi,

 

Yargıyı,

 

Üniversiteleri ele geçirmek istiyor.

 

Ben bir Müslüman olarak bütün temel müesseselerde düzgün Müslümanların bulunmasını isterim.

 

Ancak bir şartla: Emanetlerin ehil olanlara verilmesi.

 

Bunun tek çaresi de, her sahada ehliyetli eleman yetiştirmektir.

 

Bir de şu husus var: Türkiye'deki Müslümanlar çeşitlilik içindedir.

 

Bütün temel kurumları, emanetleri, makam ve mevkileri tek bir cemaatin, tarikatin, hizip veya fırkanın ele geçirmesi doğru değildir.

 

Ehliyete riayet etmek şartıyla dağılım ve paylaşım olması gerekir.

 

Şu veya bu cemaate veya tarikate mensup olmak haklı ve meşru bir tercih sebebi teşkil etmez.

 

İlle de ehliyetli, liyakatli olacak.

 

Bütün Müslümanlar kardeştir. Şu veya bu kardeşliğe mensup olmak bu kardeşliği zedelememelidir.

 

Türkiye Müslümanlarının hepsi bir meşrebe sokulamaz.

 

Olumlu meşreb farklılıkları geniş bir rahmettir ve zenginliktir.

 

Nurcu, Süleyman Efendi bağlısı, Nakşiliğin şu veya bu koluna mensup, Kadirî, Büyük Doğu'cu, Şucu Bucu Ocu... Bunların hepsi muhteremdir ama iş emanete gelince öncelikli olan, önemli olan emanetlerin ehline verilmesidir.

 

Polis teşkilatı bizim hizip veya fırkanın eline geçsin.

 

Yargı bizim elimize geçsin.

 

Üniversiteler bizim elimize geçsin. Bütün temel müesseseler bizim kontrolümüzde olsun.

 

Millî eğitim bizim elimizde olsun...

 

Bu düşünce, bu strateji, bu siyaset yanlıştır.

 

Müslümanlıkta paylaşım vardır, işbirliği vardır, iş taksimi vardır.

 

Diğer cemaatler, tarikatlar, hizip ve fırkalar dışlanamaz.

 

Onlara üvey kardeş gözüyle bakılamaz.

 

Emanetler, makamlar, mevkiler, memuriyetler hep bir cemaatin mensuplarına üleştirilirse ileride fitne ve fesat çıkar.

 

Müslümanlar, kadrolaşma konusunda sekter zihniyeti bırakıp Ümmet şuuru ve birliği içinde hareket etmelidir.

 

Ümmet, İslam dâvası, İslamî hizmetler bir cemaatle sınırlandırılamaz.

 

Emanetlerin tevdiinde, ehliyetten önce bizim cemaate mensup olması şartı ön planda tutulursa hizmetler aksar, ileride telafisi çok zor bozukluklar olur.

 

Benden hatırlatması.

 

 

24 AĞUSTOS 2011

 

 

MA
30.08.2011 14:55
#72

Garip Bir Yazı

 

 

Türkiye'de "Kurtarılmış bölgeler" var mı?... Ben sen o biz, vatanın bazı bölgelerine gidip rahatça gezemiyor, tatil yapamıyorsak, var gibi geliyor bana.

Sanırım terörün merkezi Kandil dağında değil, Türkiye'nin içinde.

Konvansiyonel ordularla gerilla savaşı kazanılabilir mi?

ABD Vietnam'da kazanabildi mi?

PKK terörü bitirilebilir mi?

Bitirebilseydi, 1984'ten beri geçen 27 yıl içinde bitirilmiş olmaz mıydı?

Türkiye'deki terör... Ermenistan... Tel-Aviv... AB... ABD...

Büyük Ermenistan...

Büyük Kürdistan...

Eretz İsrail (Büyük israil)...

Küçük Türkiye... Küçültülmüş Türkiye...

Bir buçuk milyon Kripto Yahudi...

Bir buçuk milyon Kripto Hıristiyan...

Büyük Selânik...

Sünnetsiz PKK "Şehitleri"...

Türk ordusu için üretilmiş olan MKE mermileri PKK'nın nasıl eline geçmişti?

PKK terörünün gölgesinde yapılan yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ticareti.

Bir ara helikopterlerle taşınan uyuşturucu...

Sıfırdan başlayıp kısa zamanda doların mültimilyoneri olanlar.

Silah kaçakçılığı.

Beyaz işi.

Kürtler dağa çıksın diye insan pisliği yedirilen köy halkı.

Yerle bir edilen, halkı sürülen 3500 köy...

O köyler bizim köylerimizdi.

İslam medreselerini, tasavvuf tekkelerini yıkarsan, yasaklarsan, yerine PKK Zerdüştiliği gelmez mi?

Büyük Kürdistan kurulursa şu anda hızla boşalan, boşaltılan bölgelere Ermeniler göç edecek.

İsrail Türkiye'yi parçalamaya ahd etmiştir.

Bölücü Kürt hareketi "Made in Israel"...

Haçlı dünyası Türkiye'yi yeniden bir Hıristiyan ülke haline getirmek istiyor.

Türk hava kuvvetleri Kandil'i bombardıman ederken, PKK yurt içindeki hedefleri vurmaya devam ediyor.

Her gün yeni şehitler.

Bu şehitlerin içinde bir bakanın, milletvekilinin, generalin, umum müdürün, kodamanın, holding sahibinin, süper zenginin, ünlü bir gazetecinin, bir süper starın çocuğu var mı?

Asılarak şehid edilen şeyh devlete karşı değildi, dinsizliğe, Moiz Kohen Türkçülüğüne, Süfyaniliğe, Tağut'a karşıydı.

Ey Selanik!.. Ektiğin tohumlar meyvelerini verdi. Rüzgar ekmiştin, tayfun biçiyorsun şimdi.

Yurtta sulh, cihanda sulh...

Ne yurtta, ne cihanda barış var...

Eski ahlar...

Sultan Abdülaziz'in ahı...

Sultan Abdülhamid'in ahı...

Sultan Vahdettin'in ahı...

Son Halife'nin ahı...

Hanedan-ı Osmaniye'nin ahları...

İskilipli Âtıf Hocanın ahı...

Sürgünde ölen Abdülhakîm Arvasî'nin ahı...

Çile, eziyet, hapis, sürgün, eziyet içinde yaşayan Bediüzzamanın ahı.

Kiraya verilen, satılan, depo, işyeri, ahır yapılan, kimisi yıktırılan binlerce cami ve mescidin ahları...

İbadete kapatılan Ayasofya'nın ahı...

Ezan-ı Muhammedî'nin ahı...

Yok edilen, düzlenen, arazisi kapanın elinde kalan tarihî İslam kabristanlarının ahı.

Elifba'nın ahı.

Mecelle'nin ahı.

Çarşaf ve peçenin ahı.

Kapatılan binlerce tekke, dergah ve zaviyenin ahları...

Zalim İstiklal Mahkemelerinin karakuşî kararlarıyla asılan mazlumların ahları.

Faili mechul cinayetlere kurban gidenleri ahları...

O kadar çok ah var ki...

Bunca ah yangınını söndürmenin tek çaresi:

İslam'ı ilan etmek...

Ona da güçleri ve cesaretleri yetmez.

Öyleyse bitmeyen savaşa devam...

Yurtta sulh cihanda sulh...

Moiz Kohen Tekin Alp...

Yanmaya devam...

Hem kendini yaktın hem bizi...

*(İkinci yazı)

Ordu ve Devlet Düşmanlığı

 

Ordu bir kurumdur...

Ordu bir hükmî şahsiyettir...

Ordu bir cevherdir...

Çok basit bir misal vereyim: Ordu billur bir sürahi gibidir. İçine süt konulur, bal şerbeti konulur, memba suyu konulur...

Yahut içine şarap konulur, rakı konulur, bira konulur, başka haram bir sıvı konulur...

İçine şarap konuldu diye sürahi kırılmaz, sürahiye düşmanlık edilmez

Ne yapılır: Şarap dökülür, sürahi temizlenir şartlanır...

Ordusuz devlet olmaz, ülke olmaz, halk olmaz.

Devlet de ordu gibidir.

Rejim, düzen, sistem kötü diye devlet düşmanlığı yapılmaz.

Devlet kötü, o halde batsın diyen kişi, içinde bulunduğu geminin batmasını, uçağın düşmesini isteyen adam gibidir.

Devlet dursun, kötü düzen/sistem değişsin, yerine iyisi, âdili gelsin.

İslam'da devlet idarecilerine beddua etmek yoktur. Islahları için dua edilir.

Beddua edersen ve bedduan tutarsa, gemi batar, uçak düşer ve sen de yok olursun.

1970'lerde, 80'lerde birtakım radikal İslamcılar yoğun bir devlet düşmanlığı yapıyorlardı. Devlet kötü, bu devlet batsın!..

Aradan 30/40 yıl geçti, onların çoğunun artık sesleri solukları çıkmıyor.

Eski mücahitlerin ekserisi müteahhit oldu. Kötü dedikleri devletin rant ve nemalarıyla semirdiler, zenginleştiler.

Lütfen devlete sövmeyiniz.

Muhalefetiniz bozuk ve kötü düzen ve sisteme karşı olsun.

Geminin batmasını, uçağın düşmesini istemeyiniz.

Kaptanlara kızıyorsanız, ıslahları için dua ediniz.

Uçağın kaptan pilotuna kızıyorsanız, onun da ıslahına dua edin.

Dinsizler ordu Peygamber ocağı değildir diyecek...

Ben de bir Müslüman olarak ordu Peygamber ocağıdır diyeceğim.

Bugünkü haliyle mi? Elbette değil.

Orduyu Peygamber ocağı olarak görmek istiyoruz.

Bunun için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

Vaktiyle çocuklarını askerî mekteplere (Subaylıkta, astsubaylıkta iyi para yok diye) yazdırmayan, en istidatlı gençleri çok para var diye doktorluğa ve mühendisliğe yönlendiren kısa görüşlüler yüzünden bugünkü hallere geldik.

 

30 AĞUSTOS 2011

EB
05.09.2011 13:06
#73

İhlâs Olmadan ne İbadet olur, ne Cihad, ne Hayır Hasenat...

 

 

İyiMüslümanlık her şeyden önce İslam'ı iyi bilmek, doğru anlamak, doğru yorumlamak demektir. İyi bildiği İslam'ı hayata dosdoğru uygulamak demektir.

Bazı şeyler ticarete, benliğe, dünya menfaatlerine âlet edilmez.

Bu şeylerin başında İslam gelir.

İslam'ı ticarete, şahsî menfaate, zenginleşmeye, benliğine âlet edenler...

Karı satanlardan daha alçaktır.

Eşkiyalığın en iğrenci din ve mukaddesat bezirgânlığı yapmaktır.

İslam yücedir, yeryüzünde ondan yüce başka bir kurum yoktur.

En şerefli ve üstün hizmet İslam'a, maddî menfaatsiz, ihlasla yapılan gerçek hizmettir.

Maddî menfaat var, ihlas yok, böylesi hizmet değildir, din sömürücülüğüdür.

İslam nasıl yaşanır, nasıl hayata uygulanır? Bunun birinci örneği Peygamberdir. O, İslam'ı insanlığa ücretsiz, parasız öğretti.

Eline maddî imkan geçtiğinde hepsini dağıtır ve bazen kendisi aç kalırdı.

"Uhud dağı kadar altınım olsa, borç ödemek için saklayacağım birkaç dinar dışında hepsini sadaka olarak dağıtırım" derdi.

İslam dini faizi haram kılmış, helal ticareti teşvik etmiştir. Müslümanlar ticaret yaparak, üreterek, çeşitli dünyevî hizmetler görerek para kazanabilir, zengin olabilir.

Kur'an'a ve Sünnete uygun şekilde zekat vermek, sadaka dağıtmak, hayır hasenat yapmak, (bütün bunlar Allah'ın rızasını kazanmak için ihlâsla yapılırsa) en büyük sevap ve mânevî kazanç kaynaklarıdır.

Allah, ihlâsla yapılmayan ibadetleri kabul etmez.

İhlasla yapılmayan hayır hasenatı kabul etmez.

Hattâ, insanlar kendisi için "Yahu bu ne kahraman ve yiğit mücahitmiş" desinler diye sözde cihad yaparken zâhiren şehid olanın bile şehitliği geçerli değildir.

İhlâssız din aliminin, ihlassız hayırsever zenginin, ihlassız mücahidin yeri Cehennemdir. Peygamber böyle buyuruyor.

Gerçek Müslüman parayı sevmez. Parayı taparcasına sevenler mecâzi mânada müşriktir.

Gerçek Müslüman:

Namazı Allah için kılar.

Orucu Allah için tutar.

Zekatı, Allah Kur'an'da nasıl beyan buyurmuşsa Allah için verir ve sarf eder.

Gerçek Müslüman Allah için cihad eder.

Allah için hayır hasenat yapar.

İbadetlerinde, hayır hasenatında, cihadında, şehid veya gazi oluşunda Allah'ın rızasından başka bir şey gözetmez.

Gözeten münafık ve müraî (riyakâr) olur.

Hem dinime hizmet ederim, hem de din ve iman ticareti yaparak köşeyi dönerim... Niyeti böyle olan ne alçak ve düşük kimsedir.

Gerçek din alimleri din ilimlerini, Kur'an nurlarını, Sünnet hikmetlerini, Şeriat hükümlerini Allah'ın rızasını kazanmak için öğretirler, yayarlar.

Onlar te'lif ve tercüme ücreti almak, zengin olmak, dünyalık kazanmak, mal mülk edinmek, lüks ve konforlu bir hayat sürmek, halkın itibar ve rağbetini celb etmek için ilmî faaliyet yapmaz.

Gerçek âbidler (ibadet edenler), gerçek din alimleri, gerçek mücahidler, gerçek hayırsever zenginler yaptıklarının mükafatını fâni ve sebatsız dünyada değil, ebedî kalınacak yer olan âhirette almak isterler.

Gerçek muvahhid (tevhid eri) ihlâslıdır.

Bu dine en büyük zarar sahte mücahitlerden, sahte hayırseverlerden, sahte din alimlerinden, sahte hizmetkarlardan gelmektedir.

İhlas kesir kabul etmez, ya yüzde yüz tam olur, ya olmaz.

Din ve mukaddesat ticaret, zenginlik, benlik, riyaset, makam mevki, ün ve alkış elde etmek için kullanılırsa İslam toplumu sarsılır ve yıkılır.

İhlassız âbidler, mücahitler, hayırsever zenginler, hizmetkârlar İslam'ı anlayamamış kişilerdir.

Allah Kendisine yapılan ibadetlerde ve diğer işlerde ortak kabul etmez.

 

*(İkinci yazı)

 

Müslümanlığın Esası

 

1. Müslüman, miladî 571 yılında Mekke'de doğmuş, 632 yılında Medine'de vefat etmiş olan Resulullah Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme, insanlığa tebliğ etmiş olduğu Kitabullah'a iman eden, getirdiği ilahî dini benimseyip kabul eden kimsedir.

2. Kur'an'a, Resulullaha, onun öğretilerine öğrenip iman eden kişi Allah'ı en doğru şekilde, kemal sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh olarak öğrenmiş, tanımış olur.

3. Kur'an'da "Allah'a, Resûlüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz" buyrulmaktadır. Din konusunda kendilerine itaat edilmesi gereken kimseler bir ucu Resulullaha ulaşan silsileli icazetlere sahip gerçek din alimleri, gerçek fakihler, gerçek mürşidlerdir.

4. Allah Kur'an'da Resulullah'a itaat edilmesini kesin şekilde emir buyurmuştur. Resulullaha itaat etmeyen Allah'a itaat etmemiş olur.

5. İslam'ın en doğru uygulamasını Peygamber yapmıştır.

6. Peygamber'den sonra Ashab, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn yapmıştır. Onlara Selef-i Sâlihîn denir.

7. Selef-i Sâlihînden sonra, tarih boyunca çeşitli zamanlarda ve çeşitli coğrafyalarda İslam'ın çeşitli yorumları ve uygulamaları olmuştur. Bunlar içinde aslına en yakın, Kur'an'a ve Peygamberin sünnetine en uygun uygulama Osmanlı uygulamasıdır.

8. Peygamber mucizevî şekilde haber vermiştir: "Ümmetim (benden sonra) yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Biri dışında bunlar Cehennemlik olacak..." "Kurtulacak olan fırka hangisidir?" sorusuna "Benim ve Ashabımın yolundan gidenler" cevabını vermiştir.

9. Peygamberin ve Ashabının yolundan gidenler Sünnet ve Cemaat ehlidir. Ehl-i Sünnetin muttaqi ve muhlis alimleri, fakihleri, müfessirleri Kur'an'ı en doğru şekilde anlamış ve yorumlamıştır. Peygamberimizin sülalesinden gelen ve onun yolundan giden sâdat-ı kiram her devirde İslam bayrağını yüceltmiş, ilâ-i kelimetullah etmiş, Müslümanlara yol göstermiş, hidâyet rehberi olmuştur.

10. Peygamberin Sünneti İslam dininin hükümlerinin ve yüce Şeriatın ikinci kaynağıdır.

11. Peygamberin Sünnetini inkar edenler doğru yoldan çıkmıştır.

12. Allah'a noksan sıfatlar yakıştıranlar doğru yoldan çıkmıştır.

13. İslam bütün mü'minlere istikameti (doğruluğu) emr eder.

14. İslam adalet dinidir.

15. Müslümanlar tek bir Ümmettir. Allaha iman ederler, namazı kılarlar ve mâruf ile emr edip münkerden nehy ederler.

16. Kur'anla, Sünnetle ve icmâ-i ümmetle sabittir ki, Allah katında tek hak, makbul, geçerli din İslam'dır. İslam'dan başka hak ve makbul din yoktur.

17. İslam'da hiçbir eksiklik ve noksanlık yoktur. Eksiklik, kabahat, hatâ Müslümanlardadır.

18. İslam, Batılıların anladığı dar mânada bir din değildir, o bir medeniyettir ve barıştır.

19. İslam'da dünyevî ve uhrevî ayırımı yoktur.

20. Tarih boyunca Müslümanların zaman zaman geri kalması ve hezimete uğraması bazen İslam'ı iyi anlayıp iyi yorumlamamaktan, bazen de iyi anladıkları halde hayata uygulamamaktan kaynaklanmıştır.

21. Müslümanların kurtulması İslam'ı anlamakta, yorumlamakta, hayata uygulamakta, ahlakta, cihatta; Ashab'a, Tâbiîne, Tebe-i Tâbiîne benzemekle ve onlar gibi yapmakla olabilir.

Mehmet Şevket Eygi

05 EYLÜL 2011

EB
07.09.2011 11:35
#74

İsrail İle Ticari Münasebetlerimiz Devam ediyor

 

EKONOMİ Bakanımız, İsrail ile Türkiye arasındaki ticarî ve iktisadî ilişkilerimizde hiçbir değişiklik olmadığını resmen beyan etti. (Ayrıntılarını internetten öğrenebilirsiniz.)

İsraille ticaretimizin hacmi her geçen gün biraz daha artıyormuş.

İsrail'e karşı boykot ilan edilecekse, işe ticaretten başlanması gerekmez miydi?

Elçi gönderilmiş, yerine ikinci kâtip bakacakmış... Lakin ticaret tam gaz. Buna boykot denir mi?

İsrail nüfus ve yüzölçümü olarak küçük bir ülke. Lakin arkasında büyük güçler var. ABD, AB, global dünyanın derin güçleri, NATO...

İsrail'in elinde nükleer silahlar var. İki yüz civarında atom bombasına ve füzeye sahipmiş.

1948'den bu yana Arap dünyası İsrail ile yaptığı bütün savaşları kaybetti.

İsrail'in zayıf tarafları yok mu?.. Olmaz olur mu, hem de yığınla.

Bir kere İsrail'in kendi içinde sosyal barış ve mutabakat yoktur. Orada çoğunluk Sefarad'tır, Eşkenaz egemen azınlık çoğunluğu ezmektedir.

Orada halkın bilemediniz yüzde 15'i dindar Yahudididir, yüzde 50'den fazlasının dinle fazla ilgisi yoktur.

İsrail halkı, kendi dinine ve şeriatına aykırı bir sürü büyük günah işlemektedir.

İsrail ekonomisi ve finansı 15 kadar ailenin elindedir.

İsrail'de ahlak çok bozuktur.

Genel ve yoğun bir kokuşma hakimdir orada.

Arapların nüfusu hızla artarken, Yahudilerinki o nispette artmamaktadır.

İsrail, yıkılmaya mahkumdur. Niçin?

Zalim olduğu için.

İsrail'in yıkılacağı kehaneti bana ait değildir. Neturei Karta cemaati hahamları böyle söylüyor.

Bu hahamlar neler diyor:

Siyonizm küfürdür, Hz. Musa şeriatına aykırıdır.

Beklenen Mesih zuhur etmeden İsrail devleti kurulduğu için büyük ve ölümcül bir günah işlenmiştir.

İsrail devleti, Yahudi dinine ve şeriatına göre küfürdür. Bu devlete itaat edilmez, vergi verilmez, kanunlarına itaat edilmez, onun ordusunda askerlik yapılmaz.

Filistin ülkesi Filistin halkınındır.

Filistin ülkesi tekrar Filistinlilerin hakimiyetine girince, orada istedikleri kadar Yahudiyi barındırmaya, geri kalanını sürmeye hakları vardır.

Evet bunları ben söylemiyorum, başları şapkalı, sakalları uzun, zülüflü, redingotlu Neturei Karta hahamları söylüyor. İnanmayan internetten İngilizce veya başka büyük bir Batı diliyle arasın okusun.

Türkiye'de resmen 20 bin kadar Musevî vatandaşımız yaşıyor. Bunların yanında bir buçuk milyon Kripto bulunmaktadır.

(Konuyla doğrudan ilgisi yok ama bizde bir buçuk milyon da Kripto Hıristiyan vardır.)

Kripto Yahudilerin ve Kripto Hıristiyanların kaçta kaçı entegre olmuştur, bu konuyu bilen yok.

Bizde aslen/köken itibarıyla Müslüman olup da Yahudileşmiş vatandaşlar vardır.

Peygamberimizi bunlar için "Ümmetimin Yahudileri" buyurmaktadır.

Onlar haram kazanç elde eder, haram yer, haram işler yapar, riba/faiz işlerine bulaşır. Onlar Kur'anın yap dediklerini yapmaz, yapma dediklerini yapar.

Türkiye'de İsrail meselesinin içyüzünü, Türkiye-İsrail münasebetlerinin içyüzünü, Türkiye'deki dıştan Müslüman görünen, gerçekte ise Kripto Yahudi olan zümreyi kaç kişi bilir? Elli kişi çıkar mı dersiniz? (Ben biliyorum iddiasında değilim, sadece konu başlıklarını biliyorum.)

İsrail ile iktisadî ve ticarî ilişkilerimiz kesilmeden hiçbir boykotun kıymeti yoktur.

İsrail problemi ne zaman halledilir?.. ABD'nin, AB'nin desteği kalkınca...

Bir de işin teolojik boyutu var: Müslümanların beklediği Mehdi çıkınca, Melhame-i Kübra ve diğer korkunç savaşlar cereyan edince, Ortadoğu ve dünya altüstü olunca, yer yerinden oynayınca...

İsrail yıkılır ama dünya da yeniden taş devrine döner.

Müslümanları sevindirecek ve ümitlendirecek bir husus var: İslam dünyasında Mehdi'nin hakimiyetinde bir Altın Çağ başlayacaktır.

Bugünkü gürültülere, propagandalara fazla kulak asmayınız.

 

*(İkinci yazı)

Çok Kaygan Bir Yoldasınız

 

MAŞAALLAH birkaçınız çok iyi İngilizce biliyor. Yüzde yirminiz iyi İngilizce... Siyaset, iktisat, sanat, din, İslam dünyası, Medeniyetler çatışması, Marting Lings... Böyle konular dilinizden düşmüyor... Yüzde 60'ınız devamlı namaz da kılıyor. Çoğunluğunuzun hanımları başörtülü... Bir kısmınız Müslüman, bir kısmınız İslamcı... Somali, Arakan, Afganistan, Moro Müslümanları, Tataristan'da İslam, Sancak bölgesi ne olacak?.. Daha bunlar gibi düzinelerce konudan bahs ediyorsunuz.

Güzel de, niçin bazı itikad ve ilmihal konularında derbeder ve laubalisiniz?

Selefîlik diye bir laf edip duruyorsunuz? Siz bu Selefiliğin içyüzünü biliyor musunuz?

Hoca, din imamı, üstad bellediğiniz kimselere bakıyorum, içlerinde aykırı kişiler var.

Yahu azılı Farmason Afganî'den din imamı mı olur?

Bazınızın inançlarında ne bozuk maddeler var. Kur'an, Yahudileri İslam'a çağırmıyormuş... Hıristiyanları İslam'a çağırmıyormuş... Böyle hezeyanlara siz nasıl inanıyorsunuz?

Baş hocanız aykırı ve reformcu bir ilahiyatçı. Sizin kültürlü Müslüman oluşunuz nerede kaldı?

Bilmediğiniz yok ama İslam'da cadde-i kübranın Ehl-i Sünnet olduğunu iyice öğrenememişsiniz.

Bid'atçi adamlardan bahs edip duruyorsunuz, bir kere bile Şeyhülislam Mustafa Sabri, Zahid el-Kevserî'den bahs ettiğiniz yok.

Namaz kılanlarınızın yüzde biri bile başında imame/takke olduğu olduğu halde kılmıyor. Niçin namazın edeb ve sünnetini ihmal ediyor, hafife alıyorsunuz?

Niçin Ehl-i Sünnet çizgisini bırakıp sekter çizgilere sapıyorsunuz?

Demek ki, çok veya az İngilizce bilmekle, İslamî jargonla, Moro Müslümanlarının mücadelesinden haberdar olmakla, Martin Lings'le, Heidegger'le Meidegger'le iş bitmiyormuş.

İslam'ı icazetli Sünnî ulema, fukaha ve mürşidlerden öğrenmek gerekiyormuş.

Siz Heidegger'i, Martin Lings'i, R. Guenon'u, Garaudy'i, F. Fanon'u okumaya devam edin ama dininizi, ilmihalinizi onlardan öğrenmeyin. Aykırı ilahiyatçıları da imam (önder) kabul etmeyin. İlmihal bilgileri icazetli alim ve fakih Ömer Nasuhi Bilmen'in "Büyük İslam İlmihali"nden veya o ayarda güvenilir ve muteber kitaplardan öğrenilir.

Çok kaygan bir yolda ve meşrebtesiniz. İnşaallah ayağınız kaymaz.

Selam ve hürmetlerimle.

 

(İnşaallah bu mektubumdan dolayı bana darılmazsınız.)

 

*(Üçüncü yazı)

 

Eğitim Fâciası

 

Medyada eğitim konularından bahs edilmemesi, aydınların (daha doğrusu kendilerini aydın sananların) eğitim krizi üzerinde durmamaları, halkın bu konuda aydınlatılmaması çok üzücü ve korkutucu bir ihmaldir.

Şu anda Kemalist ideolojiyi, sekülarizmi, çağdaş hayat tarzını, ülkemizdeki bozuk düzen ve sistemi ayakta tutmak için çırpınan millî eğitim sistemimiz tam bir iflas manzarası arz etmektedir.

1928'den bugüne Türkiye'de atalarının Türkçe tarihî mezar taşlarını okuyamayan on milyonlarca vatandaş yetiştirilmiştir.

Bizim Kemalist eğitim sistemimiz sözde mecburî din eğitimi veriyor ama bu da bir aldatmacadan ibarettir.

Rejim, açılan özel okullara da müdahale ediyor ve millî kimlik ve kültüre dayalı güçlü ve etkili bir tahsil verilmesini engelliyor.

Okullarımızda yazılı, edebî, zengin Türkçe okutulmuyor ve öğretilmiyor.

Okullarımızda gerçek tarih kültürü verilmiyor.

Okullarımızda doğru dürüst mantık okutulmuyor.

Okullarımızda sanat kültürü verilmiyor.

Okullarımızda bilginin yanında ahlak ve karakter terbiyesi verilmiyor.

Ve Türkiye bu müflis (iflas etmiş) çağ dışı eğitim sistemini tartışmıyor, yerine gerçekten millî bir eğitim sistemi kurulması için çırpınmıyor.

Doğrusu ümit kırıcı bir durum.

 

 

Mehmet Şevket Eygi

 

07.09.2011

11.09.2011 23:46
#75

Müslüman Uyan Uyan Uyan

Müslümanlar imanlarını canlarından daha kıymetli bilmezlerse, Can imanlı giderse kurtuluş ve ebedî saadet olur ama iman giderse canın da kıymeti kalmaz, ebedî felaket ve zarar olur demezlerse,

İmanlarını korumak için her gayreti göstermez, her fedakarlığı yapmazlarsa,

İmandan sonra İslam'ın ikinci şartı olan beş vakit namazı koruyup dosdoğru kılmazlarsa,

Namazdan sonra en temel ibadet olan zekâtı Kur'an'a, Sünnete, Şeriata uygun şekilde vermez ve sarf etmezlerse,

Allah ile olan işlerde ihlaslı olmazlarsa, nifak ve riyaya düşerlerse,

Ebedî kalacakları âhirete yönelik olmazlarsa,

Hayatlarını Kur'an'a, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun bir şekilde yaşamazlarsa,

Kur'an ve Peygamber ahlakına uymazlarsa,

Allah'ın yapın dediklerini yapmaz, yapmayın dediklerini yaparlarsa,

Başlarına bir İmam-ı Kebir, bir Emirülmü'minîn seçip ona biat ve itaat etmezlerse,

Ezan okununca hür ve mukim erkekler farz namazları cemaatle kılmazlarsa,

Ümmet şuuruna ve birliğine sahip olmazlar; hizip, fırka, cemaat asabiyeti bataklıklarına saplanırlarsa,

Parayı, zenginliği, lüks meskenleri, lüks binitleri, lüks ve israflı bir hayatı Allah'tan ve Resulü yolunda yapılan cihattan daha fazla severlerse,

Doğudaki bir Müslümanın ayağına diken batınca Batıdaki Müslüman onun acısını yüreğinde hissetmezse,

Allah'a, Resulüne ve Müslüman emir sahiplerine itaat etmezlerse,

Komşusu aç iken kendisi tok olarak sabahlarsa,

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazlarsa,

Cahiller ve fasıklar Kur'an'ı kendi re'y ve hevaları ile yorumlarsa,

Resulallah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetini ve hadîslerini hafife alırlar veya büsbütün terk ederlerse,

Kafirleri taklid eder, onlara benzer, onlar sıçan deliğine girse, taklitçi Müslümanlar da girerse...

Yukarıda sayılan kötülükler yapılırsa bilin, âgâh olun ki:

Nimetler zâil olur,

Emanetler elinizden alınır,

Zillete duçar olursunuz,

Esir ve zebun olursunuz,

Büyük şehir elinizden gider,

Küffar size galebe çalar,

Büyük mâbette ezan okunmaz, namaz kılınmaz...

Ey Müslümanlar!

İmtihan olunuyorsunuz.

Nimetlerin kıymetini bilmiyorsunuz.

Elde hürriyet, fırsat, imkan, para varken din, iman, Kur'an, Sünnet, Şeriat için dosdoğru ve hakkıyla çalışmıyorsunuz.

Sabah namazlarında camilere gidip cemaatle namaz kılmıyorsunuz.

Lüks otomobillerinizle keyif sürüyorsunuz ama o nimetlerin şükrünü, onlarla Allah'a ibadet etmeye giderek eda etmiyorsunuz.

Bol gelirler, zenginlikler, süslü ve lüks meskenler, lüks yazlıklar, lüks dabbeler, lüks sofralar, lüks giysiler nice Müslümanı dünya sarhoşu etmiştir.

Ayık olanlar sarhoşları ayıltmaya çalışmıyor.

Dünya sarhoşları "Durumumuz çok iyidir, istikbalimiz parlaktır, gelecek toz pembedir, hep iyiye gidiyoruz" diyor.

Gaflet gaflet gaflet!..

Uyku uyku uyku...

Şeriat elden gitmiş, din ve iman tehlikede, biz oh kekâh keyfimize bakıyoruz.

Günah, isyan, tuğyan, fısk ve fücur ayyuka çıkmış, aldırdığımız yok.

Dini bozma, yeni bir İslam türetme sapıklıkları almış yürümüş, bize ne...

Bu uyku, bu rüyalar bir gün bitecek, ölüm gelip çatınca herkes uyanacak.

Lakin o zaman iş geçmiş olacak.

Müslüman!

Uyan uyan uyan...

*(İkinci yazı)

Kısa Zamanda Ünlü Olmak İçin

Kısa zamanda meşhur olmak isteyenlerin yaptıkları:

* Dinî bir konuda saçma sapan, delice bir iddiada bulunur, mesela "1400 senedir Müslümanlar yanıltıldı, aldatıldı, İslam'da Teravih (=Ramazan'da kılınan gece) namazı diye bir namaz yoktur, Peygamber bunu yasaklamıştır" diye bir hezeyan savurur. Selanik medyası bu haberin üzerine mal bulmuş magribî gibi atlar ve bizim naylon müctehid bir günde meşhur olur.

* Yahut mübarek Ramazan günü bir iki şişe berbat şarap alırlar, bir ayyaşın kabrine giderler. Peylenmiş fotoğrafçılar hazır beklemektedir. Yalancıktan ağlayarak şarap şişelerini açarlar ve "Ey yoldaş, mezarından kalk da memlekete ne hale geldi bak" diyerek şarapları kabrin üzerindeki küçük oluklara dökerler. Flaşlar patlar, bir gün sonra Selanik gazeteleri ve tv'leri haberi verir. Bir yığın alkış, bir sürü tepki ve lanet. Gelsin şöhret-i kâzibeler.

* On dokuz yaşındaki bir genç kız kısacık daracık küçücük şortu ile otobüse biner, bir yığın provokasyon yapar ve sonra kendini mağdur gösterir. Neymiş gericiler bu kıyafeti protesto etmiş, çıplaklık ve seksîlik hürriyetini engellemiş. Yalandır ama senaryo Selanik medyasının yaygaraları sayesinde tutar ve bizim kısa şortlu çok terbiyeli ve iffetli kızımız bir anda hem ünlü olur, hem münlü olur. Ünlüyü anladık da münlü ne demektir? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.

* Adam profesördür. İlim, irfan, araştırma, ciddî kitap konusunda ortaya fazla bir şey koyamamıştır. Yeterli üne sahip değildir. Nihayet canına tak eder ve bir gün "Ey Müslüman ahali! İslam'da kader yoktur, şefaat yoktur, Buharî'de mevzu hadîs vardır. Sizin inandığınız ilmihal İslam'ı hurafedir. Ben size Kur'an İslam'ını anlatıyorum. Benim peşime düşünüz" diye öyle bir haykırır ki, yer yerinden oynar, Bütün Selanik medyası adamı alkışlar, saçmalıklarına büyük yer verir. Otuz yılda ilim yoluyla elde edemediği şöhrete birkaç gün içinde sahip olur.

Böyle adamların bir kısmı sadece şöhret-i kâzibe elde etmekle kalmaz aynı zamanda para ve imkana da kavuşur.

Meşhur olmanın, dikkatlerini üzerine çekmenin çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri de Zemzem Kuyusuna işemektir.

"Bevval-i çeh-i Zemzem'i lânetle anar halk,

Sen kendini Kâbe gibi hürmetle benâm et."

mehmet şevket eygi

20.09.2011 17:30
#76

Müslümanların Dikkatlerine

LÜTFEN aşağıdaki başlıkları her gün bir kere tekrarlamanızı istirham ediyorum. Hafta tatili yapmadan senede 365 gün, dört senede bir 366 gün.

1. Ehl-i sünnet Müslümanlığı tehlikededir. İndirilmiş (münzel) Ehl-i Sünnet İslamlığının yerine (AB'nin, ABD'nin, İsrail'in, Siyonizmin, Haçlıların istediği) evcil, ılımlı, light ve uysal uydurulmuş bir İslam getirilmek istenmektedir.

2. Türkiye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu 10 üzerinden 4'tür, yani ahlak ve temizlik bakımından sınıfta kalmıştır.

3. Memleketin bütünlüğü tehlikededir. Vatan elden gitmektedir.

4. Güneydoğu'da bazı vilayetlerde ve şehirlerde devlet gündüz vardır, gece yoktur. Kurtarılmış bölgeler oluşturulmuştur.

5. Türkiye'nin bazı halkları arasında millî/toplumsal barış ve mutabakat bağları zayıflatılmış ve kopartılmıştır.

6. Alaçatı'da cami yapılmış eski bir kilisede papazlara Teslis âyini yaptırılmıştır.

7. Halkı ve gençliği aşırı derecede tahrik eden, ahlakı berhava eden müstehcen yayınlar almış yürümüştür.

8. Uyuşturucu 10 yaşındaki okul çocuklarına kadar inmiştir.

9. Fuhuş genelleşmiştir. Devlet, kadın haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelere imza koymuş olmasına rağmen TC başlıklı resmî vesikalarla fuhşa resmî izin vermekte, bu fuhuştan KDV ve gelir vergisi almakta, bu parayı bütçesine koymakta, yasal genelevlerin kapısında fuhşun güvenliğini sağlamak için polis bekletmektedir. Kadın hakları savunucuları bu rezalete ses çıkartmamaktadır.

10. Haram yeme yaygın hale gelmiştir.

11. Faiz ve riba yaygın hale gelmiştir.

12. Halkın yüzde 90'ı beş vakit namazı terk etmiştir.

13. Mal şehveti, para şehveti, lüks ve israf şehveti, gösteriş şehveti, cinsel şehvet, benlik şehveti korkunç boyutlara ulaşmış ve yaygın hale gelmiştir.

14. Türkiye'de 1,5 milyon Kripto Yahudi yaşamaktadır.

15. Türkiye'de 1,5 milyon Kripto Hıristiyan yaşamaktadır.

16. PKK hareketinin arkasında İsrail ve Ermenistan vardır.

17. PKK terörünün gölgesinde ve toz dumanı içinde yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu ve silah ticareti yapılmıştır.

18. Para, madde, lüks hayat ana değer haline gelmiştir.

19. Atalarının Türkçe mezar taşlarını okumaktan aciz mürekkep cahil nesiller yetiştirilmiştir.

20. Gayr-i millî eğitim sistemi iflas etmiştir.

21. Büyük medya halk yığınlarının beyinlerini yıkayarak onların bir kısmını zombi haline getirmiştir.

22. Gelir dağılımında korkunç bir adaletsizlik vardır. Zengin kesim daha zengin olurken, fakir kesim daha fakir olmaktadır.

23. Halkın yarısı birbiriyle nizalıdır. Mahkemeler dosyalara bakamaz hale gelmiştir. Hapishaneler tıklım tıklım doludur.

24. Trafik kazaları anormal halde çoğalmıştır.

25. Bazı üniversitelerin ilmî dergileri yirmi yıldan beni yayınlanmamaktadır.

26. Mısır bile İskenderiye'de dünya çapında 8 milyon kitaplık ve belgelik büyük bir kütüphane kurmuşken İstanbul'da büyük bir kütüphane yoktur.

27. Liselerde doğru dürüst yazılı Türk lisan ve edebiyatı, mantık, tarih, sanat kültürü okutulmamaktadır.

28. Toplumda dağılma, çürüme, dejenere olma, çöküş emare ve alametleri görülmektedir.

29. Futbol tutkusu din haline gelmiştir.

30. Sabah namazlarında camiler hemen hemen boştur.

31. Türkiye'de her gün 4,5 milyon ekmek çöpe atılarak korkunç ve dehşetli bir küfran-ı nimet ve israf sergilenmektedir.

32. Mürüvvet, fütüvvet, istikamet, fazilet, hamiyet gibi değer ve kavramların pabucu dama atılmıştır.

33. Malatya'da Cuma hutbesinde Şeriattan ve Hilafetten bahs eden bir imam minberden indirilmiş ve hemen imamlıktan atılmıştır.

*(İkinci yazı)

Bunca Kitap İçinde Korkunç Cehalet

TÜRKİYE'DE son elli yılda 200'e yakın Kur'an tercümesi, meali, tefsiri yayınlanmış...

Dinî kitaplar sektörü bir endüstri haline geldi.

İrili ufaklı beş yüz kadar (belki de daha fazla) İslamî-dinî yayınevi var.

Her yıl on milyonlarca dinî kitap, kitapçık, risale yayınlanıyor.

Çeşit çeşit ilmihaller peynir etmek gibi satılıyor.

Mushaf ticareti ayrı bir branş.

Yayınlanan kitapların bir kısmı (yüzde kaçı?) bozuk ama yüzde 99'unda İslam'ın emirleri ve yasakları yazılı.

Milyonlarca kitap satın alınıyor.

Satın alanların bir kısmı bunları okumuyor.

Okuyanların bir kısmı okuduğunun manasını iyice anlamıyor.

Manasını anlayanların bir kısmı öğrendikleri bilgileri hayatlarına uygulamıyor.

Bunca kitaba rağmen...

Sabah namazlarında İstanbul camilerine gidiniz ve fecaati bizzat görünüz.

Camiler (Eyüp Sultan camii gibi birkaç nâdir istisnâ dışında) hemen hemen boş.

Tefsir kitaplarını, hadîs külliyatlarını, ilmihalleri, fıkıh kitaplarını satın almış Müslümanlar sabahleyin camiye gelmiyor.

İhyau Ulumiddin'in çeşitli tercümeleri şimdiye kadar (korsan baskıları dahil) birkaç milyon adet tiraj yapmıştır.

Evet camilerde tefsir, hadis, fıkıh, İhyâ okuyan Müslümanları göremiyorsunuz.

Demek ki, bu kitaplar hakkıyla gerçekten okunmuyor.

Gözle okunsa bile içlerindeki bilgiler, emirler, yasaklar, öğütler kalplere inmiyor.

Tefsir, hadîs, fıkıh, ahlak okuyan bir kimsenin sabah namazında camiye gelmemesi mümkün müdür?

Bırakın camiye gelmek, halkımızın yüzde doksanı artık beş vakit namaz kılmıyor.

Cuma namazlarında halk bilgilendirilmiyor, aydınlatılmıyor, uyarılmıyor.

Hutbeleri görüyorsunuz, Din İman Şeriat elden gitmiş, minberlerden Kur'an kursunun damının tamiratı için para isteniyor.

On milyonlarca Müslüman medya dedikoduları ile kendinden geçmiş.

En faydalı bir yazıyı okuyan pek yok. İki kodaman yazar şiddetli bir polemik yaparlarsa milyonlar okur.

Yetmiş iki milyonluk Türkiye'de sahih itikad, beş vakit namaz, cemaat konusunda yoğun, genel ve etkili propaganda yapılmıyor.

Her yıl Müslümanlardan milyarlarca dolar yardım ve hizmet parası toplayanların öncelikle itikadın sıhhati ve beş vakit namazın dosdoğru kılınması konusunda halkı uyarmaları, bilgilendirmeleri, aydınlatmaları gerekmez mi?

Müslümanların başında ehil bir İmam-ı Kebir bulunmazsa işte böyle olur.

Ticarî gayelerle milyonlarca Mushaf, Kur'an meal ve tefsiri, hadîs külliyatı, dinî kitap basılır ve fazla faydası olmaz.

Din kitapları ihlasla hazırlanmaz ve yayınlanmazsa tesirleri ya hiç olmaz, yahut pek az olur.

Türkiye Müslümanların beş vakit namaz konusundaki notu, 10 üzerinden 1'dir.

Erkeklerin farz namazları cemaatle kılması dersindeki notu 1 bile değildir, 10 Üzerinden 0,1'dir.

Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan bu ülkede ahlak çok bozulmuştur.

Tesettürün bile bu ülkede cılkı çıkartılmıştır.

17 Ağustos büyük zelzelesinde bir kısım yağmacılar felaket bölgesine akın etmiştir.

İstanbul Ayamamaderesi sel baskınında suların sürüklediği mallar, koliler yağma edilmiştir.

Müslüman bir toplumun müstaqim/doğru olması gerekmez mi?

Dinî bir kurumumuzda bile yolsuzluk yapılmış, müfettişlerin raporlarını gördüm.

Cayır cayır Kur'an tercümesi, meali, hadîs kitabı, ilmihal satılıyor ama Müslümanlar paramparça olmuşlar.

Bu tefsirler, bu hadîs külliyatları, bu ilmihal ve ahlak kitapları Müslümanların bir tek Ümmet olması gerektiğini yazıyorlar ama zikr ettiğim kitapları satın alanlar onları ya okumamışlar, yahut okumuş olsalar bile anlamamışlar.

Yahu on milyonlarca din kitabındaki bunca bilgi ağaçlara, taşlara, odunlara söylenmiş olsalardı onlar bile secde ederdi.

Yolcu sarhoş hancı sarhoş...

Kur'an tercümesi, meali, tefsiri, hadîs kitabı, tek kelimeyle din kitabı nasıl yazılır?

İlimle ve ihlasla yazılır.

Mushaflar, tefsirler, mealler ve tercümeler, hadîs külliyatları, fıkıh ve ilmihal kitapları, ahlak ve tasavvuf kitapları para kazanmak, zengin olmak için yazılırsa ve yayınlanırsa işte manzara ortada, etkili olmuyorlar.

(Yazımdan sahih itikatlı ve namazı dosdoğru kılan salih ve muhlis Müslümanlar gocunmasınlar. Onların ellerinden öperim. Memlekette her şey yolundadır diyen varsa, kendileriyle görüşelim, bir program yapalım. Bir ay boyunca İstanbul camilerine sabah namazına gidelim...)

 

http://www.habervaktim.com/yazar/42606/muslumanlarin_dikkatlerine.html

20.09.2011 17:48
#77

Mehmet şevket eygi üzerine düşeni fazlasıyla yapan bir şahıs..Allah ebediyyen razı olsun kendisinden.

peki bizler ne yapıyoruz?

 

Müslümanlık nerde!bizden geçmiş insanlık bile!

Alem aldatmaksa maksad ,aldanan yok nafile!

Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir

Müslümanlık bilmem ama ,galiba göklerdedir!

M.A.ERSOY.

MU
17.10.2011 20:10
#78

Masonluğun Üç Sarıklı Şövalyesi Afganî, Abduh, Reşid Rıza

 

Şu üç ismi hiçbir uyanık ve şuurlu Ehl-i Sünnet Müslümanı hatırından çıkartmamalıdır: Cemaleddin Afganî, Muhammed Abduh, Reşid Rıza.

Bunların müşterek özelliği üçünün de sarıklı Farmason olmasıdır.

Bunların üçü de İslam'da reform, yenilik, değişim taraftarıdır.

Afganî, asıl kimliğini gizleyerek Müslümanları aldatmıştır.

O, aslen İran'ın Esedabad şehrine mensup olduğu halde kendisini Afgan göstermiştir.

O, aslen Şiî olduğu halde kendisini Sünnî göstermiştir.

Böylece "Bizi aldatan bizden değildir" hadîsinin tehdidi altına girmiştir.

Bunların üçü de Osmanlı Hilafetinin yıkılmasında, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak rol oynamıştır.

Bunların üçü de Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığına büyük zarar vermiştir.

Masonluk nedir?.. Evrensel, gizli ve özel bir kardeşlik hareketi perdesi altında dünyayı ve insanlığı hakimiyeti altına almak isteyen bir tür dindir. Masonlar iki ana gruba ayrılır: Allah'a inanan Masonlar. Allah'a inanmayan, kimi agnostik, kimi ateist Masonlar.

İki Mason grubu da İslam'a, Kur'ana, Şeriata, Hilafete karşıdır.

Masonlar kendi aralarına Hıristiyanları ve Müslümanları alırlar ama Masonluğu diğer dinlerden üstün kabul ederler.

Afganî, Abduh, Reşid Rıza Masonluğun İslam dünyasında üç büyük ajanı, üç şövalyesi olmuştur.

Afganî ve Abduh'un Masonlukları dışında Bahailikle de alakaları olduğuna dair iddialar ve belgeler vardır.

Hindistan arşivlerindeki şu belge hayli dikkat çekicidir:

(C:S:B) Report of D. E. McCracken, dated 14 August 1897, in file foreign: Secret E, Sept. 1898, no. 100. pp. 13-14; national archives of the governement of India, New Delhi.

Abduh Abdul Baha ile şahsen görüşmüş ve onun hakkında sitayişkar cümleler yazmıştır.

(Colm Juan R. I., "Rashid Rida on the Bahai Faith: A Utilitarian Theory of the Spread of Religions", Arab Studies Quarterly 5, 3 (Summer 1983): 278)

Bugünkü İslam dünyasındaki modernist, reformist, bazısı aşırı, bazısı ılımlı akım ve hareketlerde bu üçlünün büyük tesirleri ve tuzu biberi vardır.

Ehl-i Sünnet uleması, fukahası ve mürşidleri Masonluğa karşı olmuş, onu bir küfür ve fesat hareketi olarak görmüştür.

Hiçbir İslam aliminin, fakihinin, mürşidinin Bahailiğe en ufak bir sempatisi olmamış, görülmemiştir.

(Türkiye'de Bahaî cemaati vardır. Hattâ son birkaç yıl içinde onlardarn birinin bir üniversiteye rektör tayin edildiğini duymuştum.)

Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'nin yıkılmasında Masonlar büyük rol oynamıştır.

Hilafetin yıkılmasında Masonlar büyük rol oynamıştır.

Şeriatın kaldırılmasında Masonların büyük rolü vardır.

İslam medreselerinin kapatılmasında Masonların rolü büyüktür.

Bugün Türkiye'de bazı reformcu ve aykırı ilahiyatçılar Afganî'nin, Abduh'un, Reşid Rıza'nın hayranıdır ve onların izinden gitmektedir.

Alim, fakih, arif bir Müslümanın bu üç Masonun peşinden gitmesi, onları sevmesi, onların metot ve doktrinini benimsemesi dinen caiz olur mu?

Âqil ve bilge Müslümanların bu konuyu tartışmaları gerekir.

Kur'an tek hak, muteber, geçerli dinin İslam olduğunu, Allah'ın İslam'dan başka din kabul etmeyeceğini çok açık, çok seçik, çok vâzıh, çok sarih şekilde bildirmektedir.

Bir insan nasıl, hem Müslüman, hem Hıristiyan olamazsa; hem Mason, hem Müslüman olabilir mi?

Birtakım reformcu, yenilikçi, değişimci, yeni İslamcı ilahiyatçıların, Afganî, Abduh ve Reşid Rıza sevgilerini Ümmet'e açıklamaları ve savunabilirlerse kendilerini savunmaları onlar için bir vicdan vazifesidir.

Sünnî Müslümanlar bu üç ismi, bu sacayağını, Masonluk dininin bu üç şövalyesini bir an bile hatırlarından çıkartmamalıdır.

Onlar Osmanlı Hilafetini yıkarak, Müslümanlık alemini perişanlığa, esarete, zillete sürüklemiştir.

İslam alemi onların ektikleri zehirli tohumların ekinleriyle kaplanmıştır.

Onlar, bilerek veya bilmeyerek emperyalizme, sömürgeciliğe, global Kapitalizme ve Liberalizme hizmet etmiştir.

Ehl-i Sünnet Müslümanları böyle şâibeli, bulaşık, karışık, bulanık adamların peşinden gitmez.

Bizim yakın tarihteki imamlarımız Şeyhülislam Mustafa Sabri, Muhammed Zâhid el-Kevserî, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Halid-i Bağdadî, Şeyh/İmam Şâmil, Ahmed Zeyni Dahlan, Bediüzzaman, Abdülhakim Arvasî, Muhammed Zâfir el-Medenî, Ebu'l-Hüda es-Sayyadî ve benzeri ehl-i Sünnet uleması, mürşidleri ve mücahidleridir.

Peygamberimizin zuhurundan, risaletini ilanından, tebligatından itibaren önceki dinler ve şeriatlar nesh olunmuş, yürürlüktan kaldırılmıştır.

İslam, tek hak din oluşunda hiçbir ortaklık kabul etmez.

Masonluk, kendini dinlerin üzerinde gören bir doktrin olarak Kur'ana, Sünnete, Şeriata göre merduttur.

Afganî, Abduh, Reşid Rıza merduttur.

Onlan Müslümanlara önder olmaz, baş olmaz, örnek olmaz.

Onların yolundan gidilmez.

Onların eteklerini tutarak Mevla bulunmaz.

Gerçek, icazetli, muhlis, muttaki Ehl-i Sünnet ulemasının, fukahasının, mürşidlerinin peşinden gidenler Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) hidayet yolunda olur ve Mevlasını bulur.

Afganî'nin, Abduh'un, Reşid Rıza'nın yolundan gidenler, silsilenin sonunda Masonların Hiram Ustasını bulur. Hiram Usta'nın yolu necat yolu değildir. Hiram Usta'nın eteğine tutunarak ebedî saadet bulunmaz, Cennete girilmez.

Fa'tebirû yâ ülü'l-ebsar...

* (İkinci yazı)

Kulağından Tutup Atmışlar!

FİLAN Parti'nin bir üyesi bir belediye kararına itiraz şerhi koymuş. Sonra iş sahibi ile anlaşmışlar. Elli bin lira karşılığında itirazını geri çekmeye razı olmuş. Bu para 10'ar bin liralık beş taksitte ödenecekmiş. Birinci taksit ödenmiş, sonra iş açığa çıkmış. Filan parti hemen apar topar üyeyi ihraç etmiş.

Buraya kadar normal... Rüşvetçiyi ihraç ettikleri için tebrik ediyorum.

Yalnız işin gerisi de var.

Partinin sözcüsü "Îşte biz rüşvet alanı, yolsuzluk yapanı böyle kulağından tutup atarız. Öteki partiler de böyle yapsalar ya!.." demiş.

İşte buna çok güldüm.

Yahu bu gibi işler, uzun süreden beri yapılıp duran işlerdir.

Bir değil, iki değil, on değil, binlercedir.

Bu konuda kamuoyunda tevatür derecesine varmış rivayetler, dedikodular vardır. Pis kokular vardır.

Kararlara itiraz edenler, imzalarının altına cep telefonu numalarınıı yazıyormuş... Bu ne demektir?

Birbirleriyle kanlı bıçaklı bazı partililer bu gibi konularda sıkı fıkı can ciğer kuzu sarması işbirliği yapıyormuş.

İçişleri ve Adalet Bakanlığı'nın bu konuda çok geniş, çok kapsamlı, çok amansız bir araştırma ve soruşturma yapması gerekmez mi?

Bu gibi konular yekun olarak yüz milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelmiştir.

Bu konuda dönen dolapları Mısır'da Sağır Sultan bile duymuştur.

Bu gibi işler istisnâî suçlar olmaktan çıkmış genelleşmiş, kurallaşmıştır.

Bu yollarla muazzam paralar kazanılmış, kirli kara necis haram servetlere sahip olunmuştur.

Rezaletler ayyuka çıkmıştır.

"İşte biz yolsuzluk ve yamukluk yapanı ensesinden tutup böyle atarız..."

Yok canım!..

Öyle mi?

 

17.10.2011

19.10.2011 10:27
#79

müslüman cemaatçilik yapmaz ama cemaatleşir. Mehmet Şevket Eygi yine güzel bir noktaya temas etmiş Allah razı olsun...

 

 

 

İyi Müslüman Cemaatçilik Yapmaz

 

VASIFLI, olgun, şuurlu, ahlaklı, faziletli, akıllı, sağduyulu, mantıklı, ihlaslı, mürüvvetli iyi bir Müslüman dört hak fıkıh mezhebinden birine bağlanır ama asla mezhepçilik yapmaz.

Hak tarikatlardan birine mensup olabilir ama asla tarikatçılık yapmaz.

Şeriata uygun faydalı ve hayırlı bir cemaate mensup olabilir ama asla cemaatçilik yapmaz.

Şu veya bu meşrebe bağlı olabilir ama asla meşrepçilik yapmaz.

O, her şeyden önce Müslümandır.

O, şu veya bu tarikatın, mezhebin, cemaati üyesi ve mensubu olmanın üstünde evveliyetle (öncelikle) Ümmet-i Muhammed'in bir üyesidir.

Böyle bir Müslüman hayırlı ve doğru bir cemaatin bünyesi içinde hizmet edebilir ama asla dinî-/islamî bir sekte girmez, sekter düşünce ve zihniyete sahip olmaz.

Onun gözünde üstünlük şu veya bu mezhebe, tarikata, cemaate mensup olmakla elde edilmez, taqva ile elde edilir.

Onun nazarında hayırlı ve doğru cemaat amaç değil; imana, İslama, Kur'ana, Şeriata, Sünnete, Ümmete hizmet etmek için bir araçtır.

O, Parçayı bütünle özdeşleştirmek, parçayı bütünle eşit görmek, hattâ (Neuzübillah) parçayı bütünden büyük, üstün ve önemli görmek gibi dengesizlikler ve sapıklıklar yapmaz.

O, din ve iman kardeşlerini "Bizden olanlar" ve "Bizden olmayanlar" diye iki yapay sektöre ayırmaz.

O, cemaatini din haline getirmez.

O, bölücü, dışlayıcı değil, birleştirici ve kaynaştırıcıdır.

O, birtakım ruhbanları, din-başları erbab haline getirmez, putlaştırmaz.

O, futbol holiganları gibi cemaat holiganlığı yapmaz.

O, olumlu ve yapıcı eleştirilere kızıp köpürmez, sükûnetle karşılar.

Müslüman kardeşi ona bir tokat vurursa, o ona bir yumruk indirmez, tam aksine öbür yanağını uzatır.

O kin tutmaz, çünkü muhabbet fedaisidir.

O, din ve mukaddesat sömürüsünü en iğrenç ticaret olarak görür.

O, kötülüğe karşı iyilik yapar, böylece düşmanının kendisine dost olmasını sağlar.

İyi Müslümanlar!.. Selam size...

 

http://www.habervaktim.com/yazar/43782/iyi_musluman_cemaatcilik_yapmaz.html

MU
26.10.2011 16:36
#80


 

 

"Yüce Meclisimizi oluşturan zevat yalnız Türk, yalnız Çerkes, yalnız Kürd, yalnız Lâz değildir. Fakat bunların hepsinden oluşan Müslüman unsurlardır."

 

M. Kemal Paşa.

YIL 1920... Mayıs'ın 1'indeyiz. Vak'a Ankara'da geçer. Millet Meclisi daha yeni açılmıştır. 23 Nisan'la 1 Mayıs arasında kaç gün vardır...

Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey kürsüye çıkar ve Sıhhat Vekâleti (Sağlık Bakanlığı) hakkında bir konuşma yapar. Konuşmasında "Türk... Türklük..." kelimelerini sık sık kullanır. Bu konuşmadan bazı cümleler alalım.

Yusuf Kemal Bey (Kastamonu Mebusu)

" ...Her Türkün söyleyeceği şey: Memleketimizde görülecek ilk iş sıhhıye işidir. Çünkü sıhhat olmazsa, çünkü Türklük sıhhatli bulunmazsa, o Türkler üzerine bina edeceğimiz hiçbir iş kalmaz... Türkleri muhafaza etmek için evvelâ sıhhati muhafaza etmeli... Türklüğü bitiren hastalıkları bir an evvel kaldırmazsak, eğer Türk ailesinin ve Türk ferdinin refahını temin edecek esbabı istikmâl etmezsek hepsi boştur..."

Yusuf Kemal Beyin bu konuşması üzerine Sivas Mebusu Emir Paşa Kürsüye çıkar.

O da şöyle konuşur:

"Yusuf Kemal Beyefendi Hazretlerinin irad-ı kelâm ettiği sırada sıhhatlerinin muhafazası lüzumunu yalnız Türklere hasretmiş olmasına itiraz ediyorum... (İslâm demekti sedâları... Kelime ile oynamayın sesleri) Müsaade buyurun. Zannederim ki Müslümanlık namına teessüs etmiş bir Hilafet vardır. Değil buradaki Müslümanlar, aktar-ı cihanda bulunan umum Müslimînin bu Hilafete merbutiyetlerini unutmamak iktiza eder. Rica ederim ki, yalnız Türklük namını istimal etmeyelim. Çünkü Türklük namına biz buraya cem' olmadık. (gürültüler). Rica ederim sadece Türkler değil, Müslümanlar demek, hatta Osmanlılar demek kâfidir efendim. (İslâm deniliyor sadâları...) Bu vatanda Çerkes, Çeçen, Kürd, Laz ve daha birtakım İslâm kabileleri vardır. Bunları hariçte bırakacak, tefrikaya sebep olacak söz söylemeyelim." (Gürültüler)

Reis:

- Müsaade buyurunuz, devam etsin!

Emir Paşa (devamla):

"- Bendeniz bu mesele hakkında uzun söz söyleyecek değilim. Bu gibi sözlerin şimdiye kadar bir faidesini görmedik. Hepimiz Hilafete merbutuz. Bu Hilafet-i muazzamayı birçok asırlardan beri muhafaza edenin Türk kavm-i necibi olduğunu da kimse inkar edemez. Yalnız tefrikayı icab edecek hiçbir söz söylenilmemesini tekrar temenni ediyorum."

Sivas Mebusu Emir Paşanın bu ikinci konuşmasından sonra kürsüye, "Yaver-i Hazret-i Şehriyarî" Mustafa Kemal Paşa çıkar ve aşağıdaki konuşmayı yapar ki, Paşanın o tarihteki milliyetçilik anlayışını aksettirmesi yönünden son derece ehemmiyetli bir tarihî vesika teşkil etmektedir.

Muhterem okuyucularımın dikkatle mütalâa buyurmalarını istirham ederim.

Mustafa Kemal Paşa:

"- Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada maksud olan ve Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürd değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslâmiyedir, samimi bir mecmuadır. Binaenaleyh bu heyet-i âliyenin temsil ettiği; hukukunu, hayatını, şerefini kurtarmak için azmettiği emeller, yalnız bir unsur-ı İslâm'a münhasır değildir. Anasır-ı İslâmiyeden mürekkep bir kitleye aittir. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-ı millîmiz İskenderun'un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul'u, Süleymaniye'yi, Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hudud-ı millîmiz budur dedik! Hâlbuki Kerkük şimalinde Türk olduğu gibi Kürd de vardır. Biz onları tefrik etmedik. Binaenaleyh muhafaza ve müdafaası ile iştigal ettiğimiz millet bittabi bu unsurdan ibaret değildir. Muhtelif anasır-ı İslâmiyeden mürekkeptir. Bu mecmuayı teşkil eden her bir unsur-ı İslâm bizim kardeşimiz ve menâfii tamamıyla müşterek olan vatandaşımızdır. Ve yine kabul ettiğimiz esâsatın ilk satırlarında bu muhtelif anasır-ı İslâmiye ki, vatandaştırlar, yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ile riayetkârdırlar ve yekdiğerinin her türlü hukukuna; ırkî, ictimaî, coğrafî hukukuna daima riayetkâr olduğunu tekrar te'yid ettik ve cümlemiz bugün samimiyetle kabul ettik. Binaenaleyh menâfiimiz müşterektir. Tahsiline azmettiğimiz vahdet, yalnız Türk değil, yalnız Çerkes değil hepsinden memzuc bir unsur-ı İslâmdır. Bunun böyle telâkkisini ve sui tefehhümata meydan verilmemesini rica ediyorum." (Alkışlar)

1920'de böyle konuşulurken, daha sonra, CHP tek parti iktidarı zamanında, bu söylenilenlere tamamen zıt bir ideoloji benimsenmiştir. Bu ideoloji, Tekin Alp takma adıyla kitaplar ve makaleler yazan Yahudi Moiz Kohen'in ortaya attığı sahte Türk milliyetçiliği, sahte Türkçülüktür. Bu adam, kitaplarından birine "Kahr Olsun Şeriat!.." başlıklı bir bölüm koyacak kadar azılı ve şiddetli bir İslâm düşmanıdır.

Türkiye tarihini sorgulamıyor, Türkiye yakın tarihinde olup bitenlerin iç yüzünü bilmiyor. Türkiye yasaklar, tabular, tehditler, cahillikler, karanlıklar içinde boğuluyor.

Mâzide yapılan yanlışları bilmeden, onları sorgulayıp telâfi etmeden, geleceğimizi güven altına almamız mümkün değildir.

Moiz Kohen ideolojisi Türkiye'yi bugünkü hale düşürmüştür.

İslâm dini menfi kavmiyetçiliği kabul etmez, meşru görmez.

1920'lerde, Millî Mücadele yıllarında Müslüman Kürtlere verilen sözler tutulmamıştır. Müslüman Kürtlere zulm edilmiştir. Sadece Kürtlere değil, Türklere de zulm edilmiştir. En fazla Sünnî Türklere, Kürtlere ve diğer unsurlara zulm edilmiştir.

Çerkeslere de zulm edilmiştir. Diğerlerine de...

Bugünkü toplumsal çürümenin, dağılmanın, kopukluğun, yabancılaşmanın ana sebebi CHP'nin benimsediği Moiz Kohen ideolojisidir.

Evet bu ülkenin adı Türkiye'dir, burada Türk dili konuşulur, Türkler dominant unsurdur ama Kürtler, Zazalar, Çerkesler, Çeçenler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Araplar ve daha düzinelerce anasır-ı İslâmiye vardır. Onların altkimliklerine ve hukukuna hürmet edilmesi gerekir.

Türkiye bir İslâm ülkesidir. İslâm bu ülkedeki çeşitliliğin harcı ve çimentosudur.

Türkiye İslâmsız ayakta duramaz.

Toplumsal barışı ve mutabakatı korumak istiyorsak İslâm'a sarılmalıyız. İslâm ırkçılığı reddeder. Üstünlük ve fazilet şu veya bu kavme mensup olmakta değil; ilimde, irfanda, ahlak ve karakter yüksekliğinde, hayır ve hasenattadır.

Müslüman bir Türk, sâlih bir Kürdü, fâsık bir Türke tercih etmekle yükümlüdür.

Müslüman bir Kürt, sâlih Türkü, fâsık Kürde tercih edecektir.

Bu memlekette, Osmanlı cihan devletinden kalan Alman, İspanyol, Rus, Macar, Leh kökenli nüfus da vardır. Onların bir kısmı erimiş ve kökenlerini unutmuştur.

Bu memlekette milyonlarca Kripto yaşamaktadır.

Moiz Kohen Tekin Alp kavmiyetçiliği Türkiye'yi bir uçurumun kenarına getirmiştir. Bu ideolojiden dönülmezse, 1920'lerin doğru ilkelerine yönelinmezse geleceğimiz çok karanlıktır.

Moiz Kohen ideolojisini benimseyen, savunan, resmî ideoloji haline getiren Sabataycıların, statüko konusunda direnmeleri meşru değildir.

Bazıları Türkiye'nin bölünmesini yıllarca önce kapalı kapılar ardında gizli konuşmalar ve protokollerle kabul etmiştir.

Biz anasır-ı İslâmiye yâni Müslüman Türkler, Müslüman Kürtler, Müslüman Çerkesler, Müslüman Arnavutlar, Müslüman Boşnaklar ve diğer Müslüman unsurlar böyle bir bölünmeyi ve parçalanmayı asla kabul etmeyiz. Biz hep kardeşiz. Biz evrensel bir Ümmet'in içindeki çeşitlilikleriz. Bu çeşitlilik fitne, fesat, tefrika sebebi değil, zenginlik ve güç kaynağıdır.

Tekrar ediyorum:

İslâmsız kurtuluş olmaz. İslâmsız istikbal karanlıktır. Moiz Kohen ideolojisinde ısrar felaketimize yol açar.

(İLAVE BİRKAÇ CÜMLE: Sultan Vahidüddin'in yâveri, Osmanlı paşası M. Kemal'in (Atatürk olmadan önce) 1920'de Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmayı bu yazının başında okudunuz. Aradan 90 yıl geçti ve ülke büyük bir kaos, kriz, terör içinde... Bölünmeden, iç savaştan bahs edenler var. Felaketi önlemenin tek çaresi İslam'dır, İslam kardeşliğidir. Türkiye'de İslam vardır ama yeterli değildir. İslam prensipleri hayata geçirilmezse çözülme, çürüme, dağılma, bölünme, parçalanma, kaos, anarşi, kokuşma kaçınılmazdır. Moiz Kohen Tekin Alp'in ideolojisi bu ülkedeki çeşitli halkları bir arada tutmaya, birliği sağlamaya yetmez. Kemalizm ideolojisi M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra fabrike edilmiştir, memleketi ve devleti bugünkü hale bu ideoloji getirmiştir. Türkiye'nin bugünkü korkunç krizi, çürüme ve çözülmeyi yenebilmesi için tarihî kopukluktan, tarihî devamlılığa geçmesi gerekir. Bunu yapamazsa yıkım kaçınılmaz olacaktır.)

 

26.10.2911

HU
31.10.2011 12:42
#81

Uzun Korna Çalan Lüks Otomobil ve Madam Manokyan

DARACIK bir belde yolundan geçiyoruz. Yol kenarındaki levhalarda 30 km yazılı. Çocuk çıkabilir, hayvan çıkabilir... Biz bu sınıra uyuyoruz. Arkamızda lüks bir araba var. Hızlanmamız için korna çalıyor. Hızlanmıyoruz. Trafik kurallarını bozmaktan hoşlanmıyoruz. Sağda boş bir yer bulsak oraya çekileceğiz, arkadaki geçip gitsin. Öyle bir yer de yok. Nihayet birkaç kilometre sonra o lüks araba önümüze geçiyor. Geçerken uzun ve sinirli bir korna çalıyor. Çalarken bize küfr etti mi acaba?

 

Bir insanın ne mal olduğu arabasından değil, o arabayı nasıl kullandığından belli olur.

 

Trafik kurallarına uymayan bir vatandaş iyi değil, kötü bir vatandaştır.

 

Otomobili lüks ve pahalı ama kendisi sefil bir herif.

 

On gün kadar önce Sultanbeyli TEM yolunda feci ve korkunç bir kaza oldu. Dev bir TIR yolun karşı tarafına geçti, birkaç aracı biçti, 9 ölü, bir yığın yaralı...

 

Siz dünyanın en iyi şoförü olsanız, yolun karşı tarafına fırlayan alamet bir TIR'a karşı ne yapabilirsiniz? Alınacak hiçbir tedbiriniz yoktur.

 

Trafik konusundan devlet, halk, düzen ve ülke olarak çok ama çok kötü durumdayız.

 

Zenginleştik ama büyük kısmımız medenî insanlar olamadı.

 

Bu hasta toplumda otomobil bir ihtiyaç ve nakil vasıtası olmaktan çıkmış, bir fetiş ve statü haline gelmiştir. Otomobil fetişizmi.

 

Sadece otomobil mi?

 

Lüks mesken fetişizmi.

 

Lüks yazlık.

 

Lüks dekorasyon.

 

Markalı lüks giyim kuşam.

 

Lüks cep telefonu.

 

Lüks ve pahalı lokantalarda lüks yemekler yemek.

 

Bir porsiyon lüfer 500 TL.

 

İzmir'de şaraplı bir yemek adam başına 2500 TL.

 

Lüks Nermin'leşen bir toplum.

 

(Lüks Nermin bundan elli-almış yıl öncesinin en büyük lüks randevucusuydu. Zengin, paralı, yüksek, elit tabakaya hizmet verirdi.)

 

Lüks, israf, sefahat toplumu hasta etti.

 

Kırk bin liralık bir otomobil ihtiyacını görecek ama o gidiyor 150 bin liralık bir araba alıyor. Bu adam hastadır, dengesizdir.

 

Bu ülkede lüks, pahalı araba sevdasına son kırk yıl içinde belki de bir trilyon dolar harcandı. Bu para/sermaye olarak iktisadî faaliyetlere yatırılmış ve adam gibi çalışılmış olsaydı Türkiye kalkınmada Almanya'yı ve Japonya'yı geçebilirdi.

 

Vasıflı, sağlıklı, dengeli vatandaşlar lükse, israfa, aşırı tüketime kapılmaz.

 

Onlar çok zengin de olsalar mütevazı bir hayat sürer.

 

Lüks, gösterişli, pahalı bir otomobil hiçbir kimseye zerre kadar şeref, haysiyet, itibar, değer kazandırmaz.

 

Cumhuriyet tarihinde bu ülkenin en lüks otomobili genelevler imparatoriçesi Madam Matild Manokyan'a ait olmuştur.

 

Onun şahane bir Rolls Royce'u vardı.

 

Otomobil konusunda İngiltere Kraliçesi ile boy ölçüşüyordu.

 

Onun lüks otomobilinin döşemeleri, dikenli yerlerde otlamamış antilop derisindendi.

 

Madam Matild Manokyan işte böyle şahane bir arabaya sahipti.

 

O genelevler imparatoriçesiydi.

 

Evleri TC'nin koruması ve gözetimi altındaydı.

 

O evlerde, üzerinde TC başlığı bulunan resmî vesikalarla sermayeler çalışırdı.

 

Madam yasal kadın ticareti yapardı.

 

Madam TC vatandaşı kadınları satardı.

 

Kadın özgürlüğü adına.

 

Evlerinin kapısında devletin polisleri beklerdi.

 

Müşterilere yazar kasalardan fiş verilirdi.

 

Vesikalı TC vatandaşı kadınların kazançlarından KDV kesilirdi.

 

Ayrıca gelir vergisi.

 

Bu vergiler devlet bütçesine katılırdı.

 

Diyanet İşleri Başkanının maaşı bile bu paralardan ödenirdi.

 

Madam kaç sene İstanbul vergi rekortmeni olmuştu.

 

Kendisine görkemli törenlerle ödül ve berat verilmişti.

 

O, düzenin kadınlara sağladığı sonsuz özgürlüğün/esaretin bir simgesiydi.

 

O, Türkiye'nin en lüks otomobiline sahipti.

 

O çok zengindi.

 

O, genelevler patroniçesi ve imparatoriçesi anlı şanlı Madam Manokyan'dı.

 

Madam'ın edebiyat tarafı da vardı. Atatürk hakkında akrostişli bir manzume yazmıştı. Atatürk'e âşıktı o.

 

Bazı bürokratlar Manokyan'a hanımefendi derler, bazıları Ana diye hitap ederler, elini öperlerdi.

 

Atatürk öldüğünde Manokyan haftalarca acı içinde matem tutmuş, kendine gelememiştir. O çok koyu bir Atatürk hayranı idi.

 

Manokyan bir ara cami yaptırmak istemişti...

 

Manokyan'ın vergi kaçırmadığı, TC'ye kazancının vergisini tam olarak ödediği söylenir. Onun nazarında "Vergilenderilmiş kazanç kutsaldı!.."

 

Madam öldüğünde Ermeni Patrikhanesi onu ihtişamlı bir cenaze töreni ile toprağa verdi.

 

Sırmalı elbiseli papazlar, ilahi okuyan korolar, mumlar, buhurdanlıklardan fışkıran kokular... Madam bir imparatoriçe gibi mezarına indirilmişti.

 

O zaten bir imparatoriçe değil miydi?

 

TC'li, KDV'li, yasal, resmî koruma altında, kadın özgürlüğünün simgesi, laik düzenini vesikasıyla yapılan fuhşun imparatoriçesiydi.

 

Ve onun çeşitli özellikleri listesinin başında, Türkiye'nin en lüks, en pahalı, en şaşaalı, en ihtişamlı, en debdebeli, en göz kamaştırıcı otomobile sahip olması gelirdi.

 

Bazı bürokratlar ona Ana derdi.

 

Bazıları hanımefendi derlerdi.

 

Kendisi öldü.

 

Anısı ve Rolls Royce'u kaldı.

 

O Rolls Royce acaba şimdi kimin mülkiyetinde?

 

* (İkinci yazı)

 

Pislikler Cemahiriyesi

 

BİR dostum anlattı: İran'dan, tüketim tarihi çoktan bitmiş beş senelik bayat çayları çok ucuza ithal ediyorlar ve bunları Türkiye'de yerli çaylarla harman yapıp piyasaya sürüyorlarmış.

 

Buna izin verenler haindir.

 

Bunu yapanlar hain ve merduttur.

 

Bu iş ahlaksızlıktır.

 

Böyle bir şey halkı aldatmaktır.

 

Peygamberimiz "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuştur.

 

Böyle bir sahtekarlık dine ve hukuka aykırıdır.

 

Hiçbir şerefli ve namuslu insan böyle bozuk bir işe teşebbüs etmez.

 

İlle de zengin olmak, çok para kazanmak istiyorsa bunu meşru yollardan yapsın.

 

Kurban bayramına az kaldı. Kiloyla hayvan satan bazıları tuzu yediriyor, suyu içiriyor ve hayvanı şişiriyormuş. Sahtekarlık sahtekarlık sahtekarlık... Böyle kazanılan paranın hayrı olmaz.

 

Türkiye halkının büyük çoğunluğu Müslümandır. Müslümanlığın temel şartlarından biri doğruluk ve dürüstlüktür.

 

Gerçek Müslüman icabında ölür ama haram yemez, aldatmaz, yamukluk yapmaz.

 

Yahu şu memleketin haline bakınız:

 

Haram yemek yaygın, genel, yoğun halde.

 

Binlerce domuz çiftliğinde yetiştirilen domuzlar Müslüman halka yediriliyor.

 

Ormanlarda vurulan yaban domuzları Müslümanlara yediriliyor.

 

Fuhuş, zina, karı satışı dev bir sektör olmuş.

 

Uyuşturucu da öyle.

 

Ülke bir mafyalar ve çeteler cemahiriyesi haline geldi.

 

Kanunlara, nizamlara, tüzüklere aykırı olarak ilk zelzelede yıkılacak, içinde oturanlara mezar olacak çürük çarık binalar yapılıyor.

 

Zelzele bölgelerine sekiz katlı dev yapılar dikiliyor.

 

Faiz ve riba bütün ülkeyi ağ gibi sarmış.

 

Rüşvet rüşvet rüşvet...

 

Haram komisyonlar.

 

Yapılaşmaya açık olmayan araziye yapılaşma izni çıkart, al yüklü komisyonu.

 

Arazinin beşte birine yapılaşma izni var, bunu beşte üçe çıkart al komisyonu.

 

On iki kata kadar yükseltme izni var, bunu yirmi beş kata çıkart, al komisyonu.

 

Hırsızlar, haramyerler, yolsuzluklar cemahiriyesi.

 

Rantlar cemahiriyesi.

 

Zina ve bina cemahiriyesi.

 

İğreniyorum.

 

Beddua ediyorum.

 

Lânet olsun

NA
04.11.2011 14:35
#82

Göklerde Sana Gönderilmiş Mektuplar Var

 

Birinci ana madde: Var olmak bir sınavdır. İkinci ana madde: Ölüm yok ve hiç oluş değil, fânî dünyadan ebedî âleme geçiştir.

Üçüncü ana madde: Sana ötelerden müjdeler ve uyarılar gönderilmiş, dünya sınavında ne yapacağın bildirilmiştir. (Yüzünü semaya çevir, göklere bak. Orada sana ötelerden gönderilmiş mektuplar bulacaksın...)

Dördüncü ana madde: İnançlarından ve yaptıklarından dolayı hesap vereceksin.

Beşinci ana madde: Sınavı başarı ile verirsen ebedî saadete nail olacaksın.

Altıncı ana madde: İnanç konusunda ölümcül hatâlar yaparsan ebedî felakete uğrarsın.

Netice:

* Doğru inançlara sahip ol. Bu inançlar sana bildirilmiştir. Onları iyi öğren.

* Sen bir yaratıksın, senin bir Yaratıcın vardır. Ona itaat et, Onu râzı etmek için var gücünle çalış.

* Sana, doğrunun iyinin güzelin kaynağı olan bir anayasa, bir düstur, bir rehber kitap gönderilmiştir. O Kitaba uy, yap dediklerini yap, yapma dediklerini yapma, öğütlerine ve uyarılarına kulak ver ve yerine getir.

* Sana, insanlar içinden çok güzel bir örnek ve model gönderilmiş ve gösterilmiştir. İnanç, iş, ahlak konusunda ona uy, onu taklit et.

* Doğruluktan ve dürüstlükten ayrılma.

* Adaletten ayrılma, sakın kendine, insanlara, yaratıklara zulm etme.

* Merhametli ol. Merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceğini bil.

* Varlık sınavı icabı sende çeşitli şehvetler vardır. Bunları kontrol altında tut. Sakın azma. Azanın âkıbeti iyi olmaz.

* Dünyanın, dünya malının, dünya zenginliğinin geçici, emanet ve fânî olduğu bil ve bunları elde etmek hırsıyla imtihanı kaybetme.

* Senin en büyük düşmanın kendi nefsindir. Onu dizginle, onun esiri olma.

* Ya gerçek bir alim ol, yahut gerçek alimlere tâbi ol. Sakın sahte ve bozuk alimlere tabi olma.

* Kendin hikmetli bir insan olamıyorsan, hikmet sahiplerine bağlan, işlerini onlara danış.

* İyi ol, sakın kötü olma.

* Cimri ve bencil olma, cömert ol, paylaş.

* Sana en fazla zarar veren kendi dilindir. Onu zapt et.

* Ya hayırlı, faydalı, iyi şeyler söyle, yahut sus.

* Doğrudan ve dolaylı olarak hırsızlık yapma.

* Yalan söyleme.

* Cana kıyma.

* Zina büyük bir kötülüktür, onu işleme.

* Ehliyetin ve liyakatin olmadığı işlere, vazifelere, memuriyetlere, başkanlıklara talip olma, matlup olursan (istenir ve çağrılırsan) ehil değilsen sakın kabul etme.

* Doğru, iyi, güzel şeyleri sev; yanlış, kötü, çirkin şeylerden uzak dur.

* Fitneden fesattan, nifak ve şikaktan uzak dur.

* Fitne ve fesadı önlemek ve yer yüzünde doğruyu, gerçeği, adaleti hakim kılmak için yapılan kutsal savaşın dışındaki zâlimane savaşlara gönül rızası ile katılma.

* Anarşist olma.

* İnsanların meleği ol.

* Sahtekar, düzenbaz, haram yiyici olma.

* Öylesine iyi ve doğru ol ki, düşmanların bile senin faziletini (üstünlüğünü) kabul etsin.

* Parayı ve malı taparcasına sevme.

* İhtiyaçlarını çoğaltma, ihtiyacını çoğaltan ıstırabını çoğaltmış olur.

* İnsanların kötülüklerini iyilikle uzaklaştır ve def' et.

* Sen ölmeye, zevale, çökmeye mahkum bir yaratıksın; sakın büyüklenme, kibirlenme, gururlanma.

* Haddini bilen bir insan ol.

* Hayata, varlığa, dünyaya, imtihanına bir futbol holiganı gözüyle bakma. Mahv olur, ebedî felakete uğrarsın.

* Zulme, kötülüğe, yanlışa, çirkine razı olma.

* Beyinsizlerden olma.

* Şükrünü edebileceğin az ve yeterli mal, şükrünü eda edemeyeceğin ve seni azdıracak çok maldan hayırlıdır.

* Doğru ol.

* İyi ol.

* Güzel ol.

* Sonun iyi olsun...

*(İkinci yazı)

İran'dan İthal Edilen Bayat Çaylarla İlgili bir Soru

SORU: İran'dan beş senelik, günü geçmiş bayat ve içilmez çayları getirtip burada harman yapıldığını yazdın. Bunu sana anlatan dostun ve sen niçin gidip savcıya ihbar etmiyorsunuz?

CEVAP: Koskoca devlet var, o şehirde koskoca bir belediye var. Bu işle ilgilenmesini gereken sorumlu bakanlıklar var... Benim yazım ihbar mahiyetindedir. Elbette ilgilenmeleri, müfettişleri vazifelendirip araştırma yapmaları gerekir. Bu gibi yazılar suç ihbarı mahiyetindedir.

İran'dan, gübre olarak kullanılmaktan başka bir işe yaramayacak bayat çayları ithal edip halkımıza satanlar öyle dişsiz ve güçsüz kimseler değildir. Menfaatlerine dokunulunca fena halde ısırırlar.

Bu memlekette A'dan Z'ye kadar her şey bozuktur.

Maalesef halk da bozulmuştur.

Heyhat!.. Müslümanların da bir kısmı bozulmuştur... Acaba yüzde kaçı bozulmuştur?

Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Ülkemizde kaç dilsiz şeytan yaşamaktadır?

Cumhurbaşkanımızın özel müfettiş teşkilatı vardır. Elbette ilgili ve vazifeli kâtipler yazımı okumuş, not almışlardır ve üst mercilere haber verecekler, onlar da gerekeni yapacaktır.

Böyle bayat çayların öncelikle gümrüklerden geçmemesi, geçirilmemesi gerekir.

Bendeniz asgarî seviyede vazifemi yaptığımı sanıyorum.

Yazı ve araştırma işlerinde bana yardımcı olacak bir sekreter tutacak kadar maddî imkanım yoktur. Sokağa çıktığım zaman beni koruyacak bir veya iki gorilim yoktur. Bunu halimden şikayet etmek için yazmıyorum. Hiçbir yardım da kabul etmem. Binaenaleyh bu durumda güçlü haksızlarla daha fazla mücadele edemem.

Bugün haksızlıklarla mücadele çok külfetli, masraflı, tehlikeli ve "tehditli" bir şeydir.

Bir bakana taahhütlü mektup göndermek isteseniz, postahane idaresi bizzat gelmenizi istiyor. Bendeniz aylarca önce hüviyetimi birine verip Meclis Başkanına bir mektup postalatmak istedim. Postahane kabul etmedi, bizzat gelsin diye diretti.

Ülkemizde halen tavuk boğazlanır gibi adam öldürülmektedir. En kolay idam şekli de trafik kazasıdır.

Kokuşma korkunç boyutlara ulaşmış, genel ve yoğun hale gelmiştir.

Cesareti olan, uyuşturucu kaçakçılığı ve işi yapanları ihbar etsin. Leşini yere sererler.

Benden bu kadar...

 

M.Ş.EYGİ

OM
05.11.2011 14:09
#83

Birinci FIKIH, İslam ümmetinin bin küsur yıl boyunca yapmış olduğu en büyük ilim hizmetidir.

Fıkıh Kur'an, Sünnet'ten ve icmâ-i ümmetten çıkartılmış hükümlerin tamamına verilen isimdir.

Müslüman bir toplumun dünya hayatında iyi, doğru, güzel, haysiyetli, dengeli bir şekilde yaşaması için fıkıh gereklidir, fıkha uymak gereklidir.

Ehl-i Sünnet aleminde bin küsur yıl boyunca 15-20 kadar mutlak müctehid çıkmıştır.

Zamanımızda müctehidlik taslayanlar gerçek müctehid değildir.

Bunların dördünün fıkıh mezhepleri (ekolleri) kayıt altına alınmış ve Müslümanların yüzde sekseninden fazlası tarafından hükümleri hayata uygulanmıştır.

Fıkıh ilmi ve mezhepleri olmadan Kur'an ve Sünnet hayata doğru olarak uygulanamaz.

Mezhepsizlik ve fıkıhsızlık İslam Şeriatını tehdit eden en büyük tehlike ve bid'attir.

Mezheplerin hükümlerini karmakarışık şekilde uygulamak dini oyuncak etmek, dinle alay etmektir.

Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür.

Dört mezheb usûlde, temellerde, esasta bir ve beraberdir.

Sadece teferruata (ayrıntılara) ait hükümlerde ve ictihadlarda bazı çeşitlilik vardır ki, bu çeşitlilik Müslümanlar için geniş bir rahmettir.

Reformcular açıkça ve gizlice Sünnete saldırıyor. Sünnet yıkılırsa fıkıh da yıkılır. Fıkıh yıkılırsa İslam aleminde kaos ve anarşi başlar.

Fıkıh ilmi bir bahr-i bipâyandır.

Cahil ve mukallid Müslümanlar kendi kafalarına ve kendi re'y ve hevalarına göre Kur'andan ve Sünnetten hüküm çıkartamaz.

Kur'anı yorumlamak için icazetli din alimi, icazetli fakih ve icazetli müfessir olmak gerekir.

Onlar da mukaddes kitabımızı re'y ve heva ile yorumlayamaz.

Kur'anı re'y ve heva ile yorumlamak büyük günahtır. Küfre kadar gidebilir.

Ehl-i Sünnet fıkhına ve mezheplerine muhalif olanlar, onları yıkmaya çalışanlar bid'at fırkalarının ajanlarıdır. Ehl-i Sünnet yıkılsın ki, o bid'at fırkaları revaç bulsun, taraftar kazansın, hâkim olsun.

Ehl-i Sünnet Kur'anın ve Sünnetin doğru yorumudur.

Ehl-i Sünnet dışı fırkaların ve mezheplerin, Ehl-i Sünnete ters düşen hükümlerinin bir teki bile doğru değildir. Ehl-i Sünnet yüzde yüz doğrudur, haklıdır.

Ehl-i Sünnet, hadîste geçen Fırka-i Nâciyedir.

Ehl-i Sünnet hadîste geçen Sevad-ı Âzamdır.

Osmanlı devleti ve Hilafeti Ehl-i Sünnet inancı ve fıkhı üzerineydi.

Osmanlı İslam devletine hıyanet eden bid'atçilerin yaptıklarını biliyoruz ve görüyoruz.

"İslam'ın yanında iki hak ibrahimî din vardır, bunların mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir" bozuk inancı Ehl-i Sünnete aykırıdır.

Böyle bir inanca sahip kimselerin ardında namaz kılınmaz.

İslam'da cihad farizası yoktur diyenler Ehl-i Sünnet dışına çıkmıştır.

Ehl-i sÜnnete göre kafirler dost ve veli edinilmez. Edenler bid'atçidir.

Şefaati inkar edenler Ehl-i Sünnet dışıdır.

Kaderi inkar edenler de öyle.

Ehl-i Sünnette beş vakit namazı üç vakitte cem ederek kılmak yoktur. Böyle yapanlar Ehl-i Sünnet sınırları dışına çıkmıştır.

Ehl-i Sünnetin zaruriyat-ı diniye olarak kabul ettiği İslamî kurum, değer ve hükümler Kıyamet'e kadar bakidir, yürürlüktedir. Bunlara aykırı ictihad yapılamaz.

İslam Allah katında tek hak, makbul, geçerli dindir.

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) hadîslerinin yeni tasnifleri yapılabilir ama hadîsler asla ve asla AB normlarına, Feminizm ideolojisine, Batı medeniyeti kriterlerine, Kemalizme göre göre değerlendirilip ayıklanamaz.

Ehl-i Sünnet İslamlığında zina kebairdendir (büyük günahlardandır). Şeriat zina suçunu işleyenlere ağır cezalar verir. Zinanın suç ve günah olduğunu inkar edenler Ehl-i Sünnet'ten ve İslam'dan çıkmış olur.

İslam sekülarizmi kabul etmez.

İslam'da din ve dünya ayırımı yoktur.

Bu devirde mutlak müctehid yoktur.

Dinde reform yapılamaz.

Dinde değişim yapılamaz.

Dinde yenilik yapılamaz.

Ilımlı, light İslam olmaz; ılımlı Müslüman olabilir.

İslam'ın temel hükümleri, zaruriyat-ı diniye evrenseldir, değiştirilemez.

Bütün doğru inançların, iyi amellerin, güzel şeylerin kaynağı Şeriattır.

Osmanlı devleti maddî ve mânevî gücünü Ehl-i Sünnetten ve Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeden almıştır.

Ehl-i Sünnet İslamlığında taqiyye yoktur.

Ehl-i Sünnet İslamlığında din ilimlerini para kazanmak ve zengin olmak niyetiyle öğrenmek haramdır.

Ehl-i Sünnet İslamlığında Allah ile olan bütün işlerde ihlas, yaratıklarla olan muamelerde adalet esastır.

Ehl-i Sünnet İslamlığına göre bütün mü'minler tek bir Ümmet oluşturur.

Ehl-i Sünnet Müslümanında kuvvetli bir ümmet şuurunu vardır.

Olgun bir Ehl-i sünnet Müslümanı hizip, fırka, grup, cemaat, klik, tarikat asabiyetine saplanmaz.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında, Ümmetin başında âlim, fâzıl, ehil, layık, muktedir bir İmam-ı Kebir bulunması ve bütün mü'minlerin bu zata biat ve itaat etmeleri temel şartı vardır.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında, mü'minlerin Allah katında dereceleri taqvalarına göredir.

Taqva, ilim, irfan, fazilet, ahlak ölçüsünü bırakıp cemaat veya hizip mensubiyetini öne alanlar korkunç bir bid'at içindedir.

Bütün Sünnî Müslümanlar, en uygun ve etkili şekilde Ehl-i Sünneti korumak, güçlendirmek, yaymakla mükelleftir.

Ehl-i Sünnete hizmet etmek Kur'ana, Sünnete, Şeriata hizmettir.

Bu hizmet mutlaka ihlasla yapılmalıdır.

Allah ihlassız hizmetleri kabul etmez.

(Sahih-i Müslim'deki 1905 numaralı hadîse bakınız.)

Cenab-ı Hak cümlemizi ihlaslı, akıllı, firasetli, âdil, dengeli, gerçekten hizmet eden kullarından eylesin. Âmin.

OM
05.11.2011 14:12
#84

Soru ve Cevaplarla Bazı İslami Meseleler

 

SORU: Rabbin kimdir? CEVAP: Rabbim bütün âlemlerin Rabbi olan Allahü Teala hazretleridir. O, kemal sıfatlarla sıfatlıdır ve noksan sıfatlardan münezzehtir. On dört sıfatı vardır: Vücud... Kıdem... Beqa... Vahdaniyet... Kıyam binefsihi... Muhalefetün lilhavadis... // Hayat... İlm... İrade... Kudret... Semi'... Basar... Kelam... Tekvin. (Her Müslüman bu 14 sıfatı sırasıyla ve manalarını bilerek ezberlemelidir.) Ayrıca O'nun Esmâ-i Hüsnâsı vardır.

S. Nebin kimdir?

C. Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamdır. Gelmiş geçmiş, halen yaşayan ve istikbalde gelecek insanların derece itibarıyla en büyüğü, en doğrusu, en iyisi odur. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir. İnsanlar için en güzel örnek ve modeldir. Allah tarafından, kurtarıcı ve ebedî mutluluğa rehber olması için vazifelendirilmiştir. Bütün Peygamberlerde (aleyhimüsselam) şu beş sıfat mutlaka bulunur: Sıdk... Emânet... Fetânet... İsmet... Tebliğ... (Lütfen bu beş sıfatı manalarını bilerek ezberleyiniz.)

S. Dinin nedir?

C. Dinim İslam'dır. İslam'dan başka, Allah katında hak, muteber, makbul, geçerli din yoktur.

S. Kitabın hangisidir?

C. Kitabım, Allahın kelam-ı kadîmi olan Kur'andır, Kur'an düsturumdur

S. Şeriatın hangi şeriattır?

C. Şeriatım Muhammed Mustafa aleyhissalatü vesselamın Kur'ana, Sünnete, icmâ-i ümmete dayalı mukaddes şeriatıdır. Şeriat bütün doğruların, bütün iyilerin, bütün güzelliklerin kaynağıdır.

S. Hangi fırkadansın?

C. Fırka-i Nâciye olan Kur'an, Sünnet, Cemaat fırkasındanım.

S. Hangi topluluğun mensubusun?

C. İslam ümmetindenim.

S. Bir Müslüman için en önemli madde nedir?

C. Tashih-i imandır, yani Kur'ana ve Sünnete uygun şekilde doğru olarak iman etmektir.

S. İslam dinini anlamak, yorumlamak ve uygulamak konusunda hangi taifeye bağlısın?

C. Selef-i Sâlihîne ve onların yolundan giden müctehidlere, ulemaya, fukahaya, mürşidlere bağlıyım. Selef-i Sâlihîn Ashab-ı Kiram, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîndir.

S: Peygamberin Ashabının hepsi din konusunda âdil midir?

C. Hepsi de, istisnâsız âdildir, yani Hz. Peygamberden öğrendikleri Kur'anı, İslam'ı, Sünneti, Şeriat hükümlerini bildirmişler ve din-i mübin-i İslam'a canları ve mallarıyla hizmet etmişlerdir.

S. Ashab'ın içinde münafık var mıdır?

C. Hâşâ yoktur, onların hepsi de sâdıktır.

S. Ashabın günahları, ictihad hatâları olabilir mi?

C. İnsan olmaları hasebiyle olabilir.

S. İslam'da imandan sonra ikinci önemli madde, konu, vazife nedir?

C. Beş vakit namaz kılmaktır.

S. Hür ve mukim erkeklerin farz namazlarını, şer'î bir özürleri olmadıkça cemaatle kılmaları şart mıdır?

C. Şarttır.

S. Beş vakit namazdan sonra üçüncü vazife nedir?

C. Zekatı Kur'ana, Sünnete, Şeriata uygun şekilde vermek ve sarf etmektir.

S. İslam'ın iman, namaz, zekat, oruç, hac beş temel şartından başka da şartları da var mıdır?

C. Vardır... Bazıları şunlardır: Allah ile olan bütün ibadet ve işlerde ihlaslı olmak... Yaratıklarla olan bütün muamelelerde adaletli ve insaflı olmak... Müstaqim yani doğru ve dürüst olmak... Allah yolunda ihlasla cihad etmek... Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmak... Her Müslümanın kendisine yetecek ve kendisini kurtaracak kadar ilmihalini öğrenmesi... Peygambere biat ve itaat etmek ve onun Sünnetine uymak... Müslümanların başında ehliyetli bir İmam-ı Kebir bulunması ve mü'minlerin ona biat ve itaat etmesi... İslam ahlakıyla ahlaklı olmak... ve saire...

S. İslam'da hür kadınların ve bülûğa ermiş kızların tesettüre riayet etmesi farz mıdır?

C. Farzdır. Bu farziyet Kur'an, Sünnet ve icmâ ile sâbit olup münkiri dinden çıkar.

Bazı müteferrik meseleler:

S. Müslüman yalan söyler mi?

C. Asla yalan söylemez.

S. Müslüman aldatır mı?

C. Müslüman, iman ettiği Peygamber-i zîşan gibi emîndir, yalan söylemez, hıyanet etmez, aldatmaz. "Bizi aldatan bizden değildir." (Hadîs)

S. Müslüman haram yer mi?

C. Haram ateştir. Müslüman asla haram yemez. Devamlı haram yiyenler, haram servet edinenler münafıktır, fâsıktır, fâcirdir, merduttur, cehenneme atılmaya adaydır.

S: Müslümanın en büyük iki düşmanı kimlerdir?

C. Biri kendi nefsidir, ikincisi lânetli şeytandır.

S. Yeryüzü kaç kısma ayrılır?

C. İki kısma ayrılır: Darülislâm ve Dârülharb.

S. Darülislamın özellikleri nelerdir?

C. Kur'ana, Sünnete, Şeriata göre âdil ve hikmetli bir şekilde idare edilen ve içinde can, mal, ırz, din hürriyeti ve güvenliği bulunan yerdir.

S. Darülharb'te bir Müslümaın haram ve kötü işler yapabilir mi?

C. Yapamaz. Hicret edebilen hicret eder. Edemeyen namazını kılar, orucunu tutar, zekâtını (hak edenlere verir) ve her hâl ü kârda iyi, doğru, güzel bir Müslüman olarak yaşar. Kötü düzenden razı ve hoşnud olmaz.

S. Allah'ın inzal ettiği ahkâmdan başkasıyla hükm edenler kimlerdir?

C. Onlar Kur'ana göre zalimdir, gafildir ve kafirdir.

S. Bütün mü'minler kardeş midir?

C. Kardeştir. Bu, Kur'an ile, Sünnet ile sâbittir.

S. İman kardeşliği nasıl bir şeydir?

C. Talâkı olmayan mânevî bir nikâh gibidir.

S. Bir mü'minin diğer mü'mine düşman olmasının hükmü nedir?

C. Haramdır, büyük günahtır.

S. Her mü'min Müslüman mıdır?

C. Bütün mü'minler Müslümandır.

S: Her Müslüman mü'min midir?

C. Dıştan Müslüman göründüğü halde kalplerinde nifak olan münafıklar vardır. Onlar mü'min değildir.

S. Büyük günah işleyenler dinden çıkar mı?

C. İşlenmesi kesinlikle haram olan bir şeyi helal kabul ederek işleyenler dinden çıkar, haram olduğunu kabul ederek işleyenler dinden çıkmaz.

S. Tasavvuf ve tarikat nedir?

C. İslam'ı iyi uygulamak, iyi Müslüman olmak yoludur. İslam ahlakı ile tasavvuf ve tarikat müterâdiftir (eş anlamlıdır).

S. Tasavvuf ve tarikatın ilk ana maddesi nedir?

C. Şeriata sımsıkı bağlı olmak, Şeriattan kıl kadar ayrılmamaktır.

S. İslam, Kur'an, Sünnet nasıl öğrenilir?

C. Rehberlik (initiation) ile öğrenilir.Yani ucu Resullerin Seyyidine bağlı olan icazetli din alimleri, icazetli fakihler ve icazetli mürşid ve şeyhlerden ve onların kitaplarından öğrenilir.

S. Kaç çeşit ulema vardır?

C. İcazetli gerçek ulema vardır. İcazeti olmakla birlikte ulema-i rüsum ve su' onlar vardır.

S. Ulema-i su'a itimad edilir mi?

C. Edilmez.

S. İcazeti olmayan ilahiyatçılar ulema ve fukaha sınıfına dahil midir?

C. Değildir.

S. Kur'an ile ilgili ne gibi vazifelerimiz vardır?

C. Kur'an-ı Kerimi heva, re'y ile yorumlamak, ondan heva ve re'y ile hüküm çıkartmak haramdır, büyük günahtır, küfre kadar götürebilecek bir yanlışlıktır. Böyle bir günah ve saygısızlıktan bütün Müslümanlar kaçınmalıdır.

S. Zina nedir?

C. Evli olsun veya olmasın, iki Müslümanın gayr-i meşru cinsel ilişki kurmasıdır. Bu Kur'ana, Sünnet'e, Şeriat'a göre büyük günahtır, büyük suçtur, dünyada ve âhirette büyük cezası vardır.

Zinanın günah ve suç olduğunu kabul etmemek küfürdür.

S. İslam'da cemaatçilik var mıdır?

C. Müslümanlar Kur'ana, Sünnete, Şeriata, ahlaka uygun faydalı cemaatler oluşturabilir ve hayırlı işler yapabilirler. Lakin cemaatçilik yapmak yoktur. Müslüman hayırlı bir cemaate mensup olabilir ama cemaatçilik yapamaz, sadece cemaatli olabilir. Bir de, kendisinde Ümmet şuuru yok, aşırı derecede cemaat asabiyeti, fırka tekelciliği var. Böyle Müslümanlık olmaz. Önce Ümmet şuuru olacak, ondan sonra cemaat...

S: Emanetleri ehil olanlara vermek ne demektir?

C. Kur'ana, Sünnete ve Şeriata göre emanetlerin (başkanlıklar, memuriyetler, makamlar, mevkiler, işler, vazifeler) emîn ve ehil kimselere verilmesi farzdır. Emanetlerin ehil olmayanlara verilmesi haramdır. Emanetler ehline verilmezse Ümmet çöker, işler bozulur.

S. Şu veya bu cemaat emanetlerin hep kendi mensuplarına vermesi için çalışırsa ne olur?

C: Fitne ve fesat olur. Bundan İslam, Müslümanlar, Ümmet zarar görür. Ehl-i İslam arasında rekabet ve münâferet (nefretleşme) başlar. Şeytanlar, düşmanlar, münafıklar bundan yararlanır, Ümmeti birbirine düşürür.

S. Şu tarikat veya cemaat mensubu mu üstündür, yoksa bu tarikat veya cemaat mensubu mu?

C. İslam'a göre Allah katında üstünlük taqva iledir. Binaenaleyh hangi cemaatin veya tarikatin mensubu daha muttaqi (taqvalı) ise o üstündür.

S. Para kazanmak, köşeyi dönmek, voli vurmak, mal mülk edinmek, zengin olmak, halka kendileri için "Bu ne büyük alim dedirtmek" için fâsid niyetle tefsir, hadis, din kitabı yazan âlimlerin durumu nedir?

C. Onlar Sahih-i Müslim'de geçen 1905 numaralı hadîs hükmünce cehennemliktir. Yüz üstü sürüklenerek Cehenneme atılırlar.

S. Cami imamları namaz kıldırma memurları mıdır?

C: Kur'anın doğru yorumuna ve Sünnete dayalı gerçek İslam'da halka namaz kıldırma memuru diye bir iş v e meslek yoktur. Cami imamlarının alim, fakih, ahlaklı, faziletli, ihlaslı, taqvalı, vasıflı Müslümanlar olması şarttır. Onlar cami hinterlandındaki Müslüman halkı, gençleri, çocuklara önderlik eder, onların iyi ve vasıflı Müslüman olması için planlı ve programlı ve etkili şekilde hizmet görür, bu hizmetleri yaparken, geçimlerini sağlayabilmeleri için fetva ve ruhsat ile maaş ve ücret alabilirler.

S. Önüne gelen herkes, namaz kıldırabilecek ve hutbe okuyabilecek seviyede din ilmine sahip olsa bile Cuma namazı kıldırabilir mi?

C: Kıldıramaz. Cuma namazı kıldırmak için sultandan / veliyyülemrden icazetli, izinli, beratlı ve ruhsatlı olması gerekir.

S. Diyanet sultan sayılır mı?

C. Sayılmaz. TC Diyanet İşleri Başkanlığı laik ve Kemalist rejimin emrinde bir genel müdürlüktür, özerkliği bile yoktur. (Diyanet'teki ehl-i sünnet ulemasını tenzih eder, kendilerine hürmetlerimi sunarım.)

S. Cuma namazı kılınmasın mı?

C. Kılınsın, ardından dört rekat zuhr-i âhir namazı da kılınsın.

S. Bu konuda birtakım reformcu, yenilikçi, bid'atçi, değişimci, BOP'çu, Fazlurrahmancı, mezhepsiz, telfik-i mezahibçi, Afganîci, diyalogçu, oryantalist ilahiyatçı, light ve ılımlı İslamcı, Kemalist kişi ve kuruluşlardan kafa karıştırıcı, bazen birbirini nakz eden fetvalar ve görüşler ileri sürülüyor. Bunlar hakkında ne dersiniz?

C. Dinî konularda onlara kulak verilmez. Hanefî olanlar Hanefî fıkhına, Şâfiî olanlar Şafiî fıkhına uyar. Reformculara kulak verirsek din elden gider.

S. Bir imam Cuma hutbesinde Şeriatın mutlak ve kesin olarak tâzimini emr ettiği bir şeyi tahkir, tahkirini emr ettiği bir şeyi tâzim ederse, mesela Kur'an ve Şeriat düşmanı kişileri saygı ile anar ve onlara rahmet okursa ne lazım gelir?

C. Maazallah küfür lazım gelir. Tecdid-i iman ve nikâh gerekir.

S. Ehl-i Kitab ehl-i necat ve cennetliktir itikadına sahip bir imamın arkasında namaz kılınır mı?

C: Kesinlikle kılınmaz.

S. Kur'andaki 300 küsur kesin emir ve yasak tarihseldir, bugün geçerli değildir diyen bir imamın ardında namaz kılınır mı?

C. Neuzübillah, böyle bir itikad kişiyi dinden çıkartır. Böyle bir adamın, değil arkasında namaz kılmak, ona selam bile verilmez.

 

05 Kasım 2011

OM
08.11.2011 16:03
#85

  • Hangi Alimlere Fakihlere Tabi Olunmalı?

 

 

Ulema ve fukahanın türleri, sınıfları, tabakatı, rütbeleri vardır. İyi alimler, kötü alimler... Gerçek alimler, sahte alimler...

İyi alimlerin özelliklere nelerdir?

(1) Sahih bir icazetleri vardır. Bu icazet onları sağlam bir silsile ile Resullerin Seyyidi Efendimize (Salat ve selam olsun ona) ulaştırır ve bağlar.

(2) Onlar ihlaslı alimlerdir. İlmi Allah rızası için okumuşlar, yine Allah rızası için okutmuşlar, Allah rızası için sahih din kitapları yazmışlardır.

(3) Onlar Şeriat'a ve Sünnet'e uyarlar.

(4) Din ilimlerini ve fıkhı zengin olmaya, dünya serveti edinmeye, voli vurmaya, köşeyi dönmeye, zenginleşmeye âlet etmezler. Geçimlerini sağlamak için ücret ve maaş alabilirler ama din yoluyla zengin olmak niyetini beslemezler.

(5) İlmî hizmetlerinin ücretini yaratıklardan değil, Yaratan'dan isterler; dünyada değil, ahirette isterler.

(6) Kur'an-ı Kerimi ve hadîsleri re'y ve heva ile yorumlamazlar.

(7) Hanefî ulema ve fukahası yedi tabakadan hangisinde olduğunu bilir ve ona göre hizmet verir.

(8) Para, telif ücreti, dünya malı, makam ve mevki, ün, alkış için dünya büyüklerine yağ çekmez, yalakalık yapmaz, vakarını muhafaza eder.

(9) Mutlak müctehid seviyesinde olmayanlar kesinlikle ictihad yapmazlar.

(10) Allah'ın âyetlerini ucuza yahut pahalıya satmazlar.

(11) Onlar Resulullah Efendimize mânen biatlıdır ve onun emrinden, Sünnetinden dışarıya çıkmazlar.

(12) Hapse atılmayı, kırbaçlanmayı, hattâ ölümü göze alırlar ama kafir zalimlerin, kezzabların, deccalların, Ekber Şah'ların Kur'ana, Sünnete, Şeriata zıt isteklerine boyun eğmezler.

(13) İlim ve irfanları ile gururlanmazlar.

(14) Lisan ve yazı ile emr-i mâruf ve nehy-i münker yaparlar.

(15) Halkı müjdeler ve uyarırlar.

(16) Halka örnek olurlar.

(17) Müslümanların zekat, sadaka ve mallarına göz dikip onları zimmetlerine geçirmezler.

(18) Hak bir tarikata veya hak bir cemaate mensup olabilirler ama asla tarikatçilik ve cemaatçilik yapmazlar, sekter asabiyete kapılmazlar.

(19) Onlar Ümmet şuuruna sahiptir, Müslümanları bölmezler, parçalamazlar, birlik ve beraberliği sağlamak için gayret gösterirler.

(20) Halka nasihat ederler.

(21) Sahih itikad için çalışırlar, inanç konusundaki bid'atleri tenkit ederler.

(22) Beş vakit namaz ve cemaat için çalışırlar.

(23) Dolaylı şekilde bile olsa Tağut'a hizmet etmezler.

(24) Bütün halkın hidayeti için çalışıp çabalarlar.

(25) Kesinlikle lükse, israfa, sefahate kapılmazlar, Kur'ana ve Sünnete uygun mütevazı bir hayat sürerler.

(26) İlimleri ne kadar kuvvetli olursa olsun, mâneviyat konusunda bir mürşid-i kâmile intisab eder yahut muhib olurlar.

(27) Allah'tan çok korkarlar.

(28) Görme kabiliyeti olanlar onlardaki nur hâlelerini görür.

(29) Kur'an ve Sünnetteki müteşabihatı, Tevhid ve Tenzih akidesine aykırı bir şekilde te'vil etmezler.

(30) Ne kadar çok ibadet ve hizmet etseler de, hayırlı amelleriyle ve hizmetleriyle değil, Allahın lütuf ve keremi ile kurtulacaklarını ve ebedî saadete nail olacaklarını bilirler.

Böyle hayırlı alimlerin vce fakihlerin mükafatı Allah'ın yüce rızasına nail olmak, Ümmet-i Muhammed'in dualarını kazanmaktır.

Ne mutlu onlara.

Kötü alimlere gelince:

Onlar dünyaya, dünya mallarına, paraya, zenginliğe, yüksek te'lif ücretlerine meftun ve yöneliktir.

Tefsir yazarlar, para için.

Hadîs külliyatı hazırlarlar, para için.

Fıkıh ve başka din kitapları yazarlar, para için.

Akılları fikirleri yüklü te'lif ücretleridir.

Onlar Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in sınırları dışına çıkıp, kendi re'y ve hevalarıyla bozuk ictihadlar yapar, bozuk fetvalar verir, böylece hem dall, hem mudil olurlar.

Zamanlarındaki Ekber Şah'lara yağcılık, yalakalık, dalkavukluk yaparlar.

Zalimlerden korktukları kadar Allahtan korkmazlar.

Namaza ve cemaate önem vermezler. Bazısı büsbütün târik-i salattır.

Doğru dürüst fetva verecek ilim ve ehliyetleri olmadığı halde, mutlak müctehidlik taslar, naylon ictihadlar yapar, mevrid-i nassa aykırı bâtıl fetvalar verirler.

İslamı, Kur'anı, Sünneti, Şeriatı gereği gibi müdafaa etmezler.

Onlar gurur ve kibir küpüdür.

Din yıkılır, Ümmet sarsılırken onlar kendi menfaatlerini, kendi ikballerini, kendi zevk u sefalarını düşünür.

Onlar Süfyanlara, Deccallara, Tağuta, Kezzabîne bazen bilerek, bazen bilmeyerek hizmet eder.

Vah böyle kötü alimlere...

Aklı ve firaseti olan Müslümanlar sâlih, kâmil, ehil, icazetli, râsih, taqvalı, ihlaslı, yüksek ahlaklı, faziletli gerçek alimlere ve fakihlere tâbi olsun.

Ulema-i sû'dan bucak bucak kaçmak gerek.

* (İkinci yazı)

Demokrasi Sihirli Değnek Değildir

 

SADECE demokrasi kesinlikle yeterli değildir. Demokrasinin yanında bilgelik olmazsa işler düzelmez, ülke iyi idare edilmez.

Sadece bilgelik mi?.. Hayır, onun yanında, sandıktan çıkmayan başka değerler ve kurumların da olması gerekir.

Bir ülkede eğitim iyi değilse demokrasi de iyi olmaz.

Halkın ahlak ve karakteri iyi ve sağlam olmazsa o ülkeye iyilik hakim olmaz.

Van depremzedelerine yardım gönderilmiş, bir vatandaşa nevresim kaplı bir battaniye verilmiş, nevresimin içinden bir zarf çıkmış, zarfın içinde 5 bin TL varmış, bunu bulan felaketezede vatandaş sahibini aramış ve parayı ona ulaştırmış... Ne güzel değil mi? Lakin madalyonun arka tarafından vahşice yağmalanan çadırlar ve diğer yardım malzemesi var.

Bir halk, yararına ve zararına olan şeyleri bilmiyorsa, demokrasi orada fazla bir işe yaramaz.

Demokrasi var ama medya iyi değil, yine işler düzelmez.

Demakrasi var ama yiyicilik, kokuşma, rüşvet, alavere dalavere, haram yeme, gayr-i meşru komisyonlar, rezaletler gırla gidiyor. Ne yapsın fukara demokrasi böyle bir ortam içinde.

Hem demokrasi var, hem de onun yanında resmî vesayet ideolojisi, durum yine fena demektir.

İyiler korkak, pısırık, etkisiz; kötüler gözükara, cesur mu cesur... Böyle bir ülkede sabah olmaz.

Demokrasi bir din değildir.

Demokrasi mutlak ve evrensel bir değer değildir.

Halkı Müslüman olan bir ülkede ancak bir İslam demokrasisi olabilir. Müslüman ülkede İslam'a zıt, İslam'a düşman demokrasi olmaz.

Müslüman halkın büyük kısmı İslam'ı iyi bilmiyorsa ve hükümlerini hayata uygulamıyorsa orada dirlik, düzen, huzur, barış olmaz.

Sosyalizmin 360 çeşidi olduğu gibi demokrasinin de bir sürü türü vardır.

Türkiye'nin uluslararası temizlik ve şeffaflık notu, 10 üzerinden en az 7 olmadıkça işler yoluna girmeyecektir.

Böyle bir şey birilerinin işine hiç gelmez.

Bundan birkaç yıl önce Yunanistan'ın durumu pek parlak görünüyordu. Avrupa Birliği'ne girmiş, yardım ve destek paraları akıyor, her yer güllük gülistanlık, öğleden sonra herkes yatıp dinleniyor, geceleri keyif çatılıyor; içki, zevk u sefa, gel keyfim gel, sosyal yardımlar, primler, avantalar... Yunan demokrasisi... Sonra ne oldu? Şimdiki hallerine bakınız.

Demokrasinin yanına sandıktan çıkmayan değer ve kurumları koymazsanız geleceğe güvenle bakamazsınız.

İyi bir eğitim sistemi...

İyi bir medya...

Korunan, geliştirilen, ayakta tutulan millî kimlik...

Yaşatılan millî kültür...

Yazılı şehir ve medeniyet zihniyeti...

Bilgelik...

Yüksek ahlak ve fazilet...

Ülke idaresinde söz sahibi olan ve kendilerine danışılan bilge ve âqil insanlar...

Adalet...

Demokrasi var ama, binalar çürük yapılıyor ve ilk depremde bunların bir kısmı çöküyor. Yapan müteahhitlere gereken ceza verilemiyor... Nasıl bir demokrasidir bu? Sakın berbat ve b....n bir demokrasi olmasın...

Demokrasi var ama hapishaneler tıklım tıklım dolu; halkın yüzde ellisi birbiriyle nizalı; dev adalet sarayları inşa ediliyor; halka bozuk gıda maddeleri ve meşrubat tükettiriliyor; Müslümanlara domuz eti yediriliyor; ilaç sanayi devleşmiş, tıb ve tedavi yaman bir sektör olmuş; ahlak tepetaklak... Demokrasi kutlu olsun!

Adam karısını aşığı ile yatakta yakalıyor. Polise müracaat ediyor. Cevap: Yeni Ceza Kanunu'nda zina suç değildir, biz bir şey yapamayız, kendin başının çaresine bak... Al sana demokrasi!...

Herif on beş sene içinde büyük bir kara para zengini olmuş. Ona kimsecikler "Nereden buldun?" diye soramıyor.

Demokrasi her şeyi düzelten, ıslah eden sihirli bir değnek değildir .

 

06 Kasım 2011

MU
22.11.2011 12:10
#86

İslam'da İtaat ve Biat Kültürü

 

İSLAM'da itaat ve biat kültürü vardır. Müslüman ipsiz sapsız, başıboş değildir. Kur'an-ı Kerimde "Ey iman edenler Allah'a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz" buyrulmaktadır.

Mü'min, ezelde Allah ile yapmış olduğu ahd ü misakın bilincinde olan ve Rabbinini emirlerine ve öğütlerine uyan kimse demektir.

Kelime-i Tevhid'in ayrılmaz parçası olan Muhammed Resulullah diyen kimse Peygambere biat ve itaat emekle yükümlüdür. Peygambere biat ve itaat icazetli ve silsileli kâmil mürşidler ve yine icazetli ve silsileli ulema ve fukaha ile olur.

Mü'minler zamanlarındaki Halifeye, İmam-ı Kebire, Emîrülmü'minîne de (Kur'ana, Sünnete ve Şeriata aykırı hareket etmedikleri takdirde) itaat etmelidir.

Bu devirde Halife, İmam-ı Kebir ve Emîrülmü'minîn yoktur. Binaen aleyh mü'minler icazetli ve takvalı gerçek ulemaya. fukahaya ve kâmil mürşidlere itaat etmelidir.

Ulema ikiye ayrılır: Gerçek ulema ve kötü ulema.

Kötü ulemaya itaat edilmez.

Onlar, zalim ve mürted Ekber Şah'a yağcılık yapmışlar ve sapıklıklarını savunup te'vil etmişlerdi.

Onlar ilmi, fıkhı, İslam kültürünü dünyalık edinmeye alet ederler.

Onlar ihlaslı değildir. Münafıklara ve mürâîlere itaat edilmez.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz "Zamanındaki İmama biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur" buyurarak biatsizliğin vehametini bize bildirmiştir.

Zamanımızdaki İmamın kim olduğu bilinmiyorsa, gıyapta biat edilmelidir.

İcazetli ulemaya, icazetli fukahaya, kâmil ve gerçek mürşidlere itaat etmek insanı sapmaktan, saptırmaktan, sapıtmaktan alıkoyar.

Zamanımızda birtakım reformcu, yenilikçi, değişimci, BOP'çu, Kemalist, mezhepsiz, ılımlı İslamcı ilahiyatçılar bir tür İslam Protestanlığı çıkartmak için çalışıyor. Bunlara uyanlar büyük zarar uğrar.

İslam'da üniter bir hiyerarşi vardır.

Mü'min Allah'a itaatlidir.

Bize Allah katından din ve Kitab getiren Peygambere biatlidir.

Mü'min elbette alimlere itaat edecektir. Çünkü Kur'an "Bilenlerle bilmiyenler bir olur mu?" buyuruyor.

Gerçek ulema ve fukahanın Peygamberimize kadar uzanan silsileleri, icazetleri vardır.

Peygamber de, Cibril aleyhisselam vasıtasıyla zamandan ve mekandan münezzeh olan Rabbülaleminle irtibatlıdır.

İslam dini rehberlik ile öğrenilir.

Kemal rehberlik ile elde edilir.

Kur'anı re'y ve heva ile yorumlamak haramdır.

Ulema, fukaha ve mürşidleri reddedenler dinde anarşi ve kaos meydana getiriyor.

İslam Protestanlığı maazallah küfre yol açar.

Allahın Kur'anda koymuş olduğu kesin hükümlerde ve Resulullah'ın sahih ve mütevatir hadîslerinde değişiklik, yenilik, keyfî yorum ve ayıklama yapılamaz.

Üç yüz küsur kesin hükümlü ayet tarihseldir, bugün hükümleri geçerli değildir diyenler dinden çıkar.

Allah'ın inzal ettiği hükümlerden başkasıyla hükm edenler zalimdir, dinden çıkmıştır.

İcazetli ulema, fukaha ve mürşidleri bırakıp da Müslüman kılıklı oryantalistlere mi tâbi olacağız?

Evet İslam dini itaat ve biat üzerine kurulmuştur.

Allaha itaat.

Peygambere itaat.

Bizden olan emir sahiplerine itaat.

O emir sahipleri meyanında bulunan icazetli, ihlaslı, takvalı ulemaya, fukahaya, mürşidlere itaat.

İcazetli ulemaya, fukahaya, mürşidlere itaat etmeyenin şeyhi nefs-i emmaresi ve şeytan olur.

Ayette açıkça belirtildiği üzere Allaha, Resulüne ve BİZDEN olan emir sahiplerine İtaattan ayrılmayalım.

* (İkinci yazı)

Hitler 1938'de Ölmüş Olsaydı

HİTLER, 1938'de ölmüş olsaydı, bu ölüm hem kendisi, hem Almanya, hem de dünya için çok hayırlı bir ölüm olurdu.

Onun erken ölmesi Almanya'ya, Alman kültürüne, siyasetine, ekonomisine en az bir asır boyunca büyük üstünlük sağlayacaktı.

Hitler yaşadı... 1939'da Polonya'ya saldırdı. İngiltere ve Fransa Almanya'ya savaş ilan etti, dünya altı yıl sürecek çok kanlı, çok yıkıcı, çok dehşetli bir dünya harbine sürüklendi.

1938'de ölmüş olsaydı, Almanya'nın başına başka bir diktatör geçmiş olsa bile onun çapında diktatör olamazdı.

Hitler 1938'te ölmüş olsaydı, Alman Reich'ı ona muazzam ve ihtişamlı bir anıt-kabir yaptıracaktı. (Projesini her halde Albert Speer çizerdi.)

Hitler Alman milletinin kalbinde yaşayacaktı.

Anıt kabri bir tür tapınak haline getirilecekti.

Orada resmî törenler yapılacaktı.

Ey Führer sen ölmedin,

Sen gönlümüzdesin,

Sen bizim ulu önderimizsin,

Sen bizim başımızın tacısın,

Ey ulu Führer bizi sen kurtardın,

Almanya'yı, Alman milletini sen yarattın,

Selam sana!

Minnet sana!

Sonsuz teşekkür sana diye neşideler okunacaktı.

Hitler putlaştırılacaktı.

Hitler 1938'de diktatörlük kariyerinin limitine gelmişti.

Bu limit aşılınca, daha fazla yükselince talih tersine döner, liderin başı döner.

Bu konuda "Peter Prensibi" kitabını okumadınızsa vakit geçirmeden

MU
24.11.2011 11:50
#87

Davullar BOP BOP BOP diye Çalsın

 

1. Afganistan'daki Taliban Şeriat rejimi yıkıldı, yerine demokrasi getirildi. Milyonlarca Afgan öldü, yaralandı, ülke harabeye döndü, en az iki milyon insan açlıkla pençeleşiyor. Afganistan işgal altında. Siviller öldürülüyor. Yaşasın demokrasi, yaşasın çağdaşlık,yaşasın laiklik, yaşasın insan hakları, yaşasın kadın özgürlüğü!..

2. Irak'taki Sünnî rejim yıkıldı, ülke parçalandı, kuzeyinde ikinci bir İsrail kurulması hazırlıkları yapılıyor, Sünnîler eziliyor, zulüm ve kokuşma var. Ülke işgal altında. Bütün dengeler tepetaklak. Yaşasın demokrasi ve laiklik... Nakarat...

3. Sudan'ın parçalanması çalışmaları hızla ilerliyor. Güney Sudan ayrı bir devlet oldu. Sudan'daki İslamî rejim uluslararası abluka altında. Sudan daha da parçalanacak. Yaşasın demokrasi ve laiklik... Nakarat...

4. Somali'de Şeriat Mahkemeleri rejimi ülkeye huzur getirmişti. Bu rejim yıkıldı. Somali berbat oldu, Somali mahv oldu. On milyon Somalili aç ve perişan. Yaşasın Batı demokrasisi, yaşasın çağdaşlık...

5. Mısır'ın modern Firavunu devrildi. ABD, AB, Siyonizm, İsrail, global Kapitalizm ve Liberalizm Mısır'da İslamî bir rejim kurulmasını istemiyor. Mısır'ı bölmek, Mısır'a iç savaş çıkartmak için planlar var. Memlûk ordusu iktidarı sivillere teslim etmiyor.

6. Libya diktatörü devrildi. Şimdi en büyük tehlike o İslam ülkesinde İslamî bir rejim kurulmasıdır. Demokrat ve çağdaş batı böyle bir şeyi kesinlikle istemiyor.

7. Tunus diktatörü, akıllılık edip vaktinde kaçtı, şimdi Batı dünyası için en kötü senaryo bu ülkede İslamî bir rejim kurulmasıdır. Bunun mutlaka önlenmesi gerekir.

8. Türkiye'nin parçalanması, bölünmesi çalışmaları hızla ve başarılı bir şekilde ilerliyor.

9. Suriye'deki Nuseyrî diktatörlüğü çatırdıyor. Onun yerine Sünnî-İslamî bir rejim kurulması Batı ve İsrail için büyük felaket olur. Suriye'de mutlaka iç savaş çıkartılması gerekmektedir.

Geleneksel Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığı ABD, AB, Siyonizm, İsrail, Haçlı dünyası için en büyük tehdit ve tehlikedir.

Münzel Sünnî Müslümanlık yerine sulandırılmış, light/ılımlı hale getirilmiş, cihadsız, fıkıhsız, Şeriatsız yeni bir İslam türetilmelidir.

İslam dünyası balkanlaştırılmalı ve protestanlaştırılmalıdır.

Büyük İslam ülkeleri parçalanmalı, yerlerine daha küçük devletler kurulmalı, bu devletler birbirleriyle rekabet ve mücadele etmelidir.

Sünnîler ile Şiîler arasındaki tartışmalar ve çatışmalar teşvik edilmelidir.

Türkiye'deki bağımlı Diyanet Sünnî bir kurum olmaktan çıkartılıp sözde mezhepler üstü hale getirilmelidir.

Müslüman halk ve gençlik arasındaki dinî tartışmalar körüklenmeli, din konusunda kaos ve anarşi meydana getirilmelidir.

İslam'ın tek hak ibrahimî din olduğu akidesi yıkılmalı, onun yerine üç hak ibrahimî din vardır, bunların bağlıları Cennetliktir inancı getirilmelidir.

Müslüman halk hızla sekülerleştirilmelidir.

İslam Ümmeti birbirinden kopuk, aralarında hiçbir bağ bulunmayan, başkanları senede bir kere bile bir araya gelmeyen büyük, orta, küçük bağımsız sürü sepet cemaatlere ayrılmalıdır.

Müslümanlar tek bir Ümmet olmaktan çıkartılıp çeşitli sürüler haline dönüştürülmelidir.

Müslüman toplumlarda din sömürüsü, mukaddesat ticareti, ahlaksızlık körüklenmelidir.

Davullar BOP BOP BOP diye kulakları sağır edici ve cehennemî bir şekilde çalınmalıdır.

İslamcılar, bozuk küfür rejimlerinin haram rantlarıyla zengin edilmelidir.

Vs... vs... vs...

* (İkinci yazı)

Asıl Kültür ve İslam Mektepleri

CEBİR, geometri, fizik, kimya ve diğer fen konuları ve branşları asıl kültür değildir.

Asıl kültür şunlardır:

Zengin ve yazılı ana dilinin edebiyatını yeteri kadar bilmek. Türkiyeli ise Fuzulî Divanını Osmanlıca metninden okuyup, şerh edebilecek lisan ve edebiyat bilgisine sahip olmak.

Zamanımızın lingua franca'sı olan İngilizceyi, kültür ve düşünce kitaplarını okuyabilip anlayacak kadar bilmek. (Otel resepsiyon memuru veya turistik garson seviyesindeki İngilizce yeterli olmaz.)

Müslüman ise Arapça bilmek. (Osmanlı idadî ve sultanîlerinde (liselerinde) Arapça mecburî dersti.)

Doğru dürüst adam gibi tarih bilmek. Resmî ideoloji masal ve martavallarını bilmek, tarih bilmek değildir.

Felsefe grubu derslerini esaslı şekilde okumuş olmak. Psikoloji, mantık, ahlak, metafizik, estetik.

Sanat tarihi ve sanat kültürü okumuş olmak.

Beşerî, ticarî, iktisadî coğrafya kültürüne sahip olmak.

Gerçekten kültürlü bir kimse binlerce referansa sahiptir. Leb denilince leblebiyi hemen anlar.

"Bed-asla..." denilince hemen Ziya Paşa'nın:

Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma

Zerduz palan ursan eşek yine eşektir

beytini hatırlar.

Veni denilince Sezar'ın Senato'daki üç kelimelik "Veni vidi vici" hitabesini hatırlar.

Türkiyeli bir okumuşun hafızasında böyle beş on bin referans olmalıdır. Edebî, tarihî, felsefî...

Şâfiî ile Şiî kelimeleri arasındaki farkı bilmeyen kişi, üniversite mezunu da olsa okumuş cahildir.

Muhafazakâr Müslüman geçiniyor ve hâfızasında Divan edebiyatından hikemî beyitler ve mısralar yok. Vah vah.

Sultan Abdülaziz denilince nankör ve hain Serasker Hüseyin Avni Paşa'yı derhal hatırlamak gerekir.

Hukukçu olmasına lüzum yok, veteriner de olsa, bir Müslümanın Mecelle-i Ahkâm-ı Adlyiye'nin Kavaid-i Külliye bölümünü okumuş ve oradaki bazı maddeleri ezberlemiş olması gerekir.

Mantık bilmeyen kimse iyi siyasetçi, iyi hukukçu, iyi mühendis olamaz.

Yukarıda anlattığım şeyler nerede öğrenilir?

Liselerde. Bu ülkenin liseleri genç nesillere bu sosyal, felsefî, edebî kültürü veremiyorsa onlar gerçek liseler değildir.

Bu memlekette yaşayan vasıflı ve geniş ufuklu Müslümanların tezelden İslam mektepleri açarak kültürlü gençler yetiştirmeleri gerekir.

Yurt içinde açamazlarsa başka bir ülkede açsınlar.

Kolay değil...

Elbette kolay değil ama vasıflı ve şuurlu Müslüman zorluklardan yılmaz.

(Kültürlü Müslümandan bahs ederken sakın kendimi kültürlü sandığımı zannetmeyin. Geniş ve derin kültürü olmayan bir kimsenin, ülkesinde gerçekten kültürlü insanlar yetişmesini istemesi garip karşılanmamalıdır.)

 

Mehmet Şevket Eygi

21.11.2011

MU
27.11.2011 17:15
#88

Allah Kimleri Sevmez?

 

ALLAH şirkten ve küfürden razı olmaz. Şirki ve küfrü beğenen ve öven kafir olur. Allah ribacıları sevmez.

Allah zinayı haram kılmıştır.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) üç kere itiraf ederek zina yaptığını söyleyen kimseyi recm ettirmiştir.

Allah haram yenilmesinden razı olmaz ve haram yiyenleri sevmez.

Allah münafıkları (kalplerinde nifak olanları) kötülemiştir. Nifak küfürden eşeddir.

Allah rüşvet alınmasını ve verilmesini yasaklamıştır.

Allah adaleti emr etmiştir, zalimleri ve haddi aşanları sevmez.

Allah zulmün her türlüsünden razı olmaz.

Allah her türlü fuhşiyatı yasak kılmıştır; azanlardan, azgınlardan hoşlanmaz.

Allah israfı yasak ve haram kılmıştır, sefih (beyinsiz) müsriflerden (savurganlardan) hoşnud ve razı olmaz.

Allah kibirli ve gururlu insanları sevmez.

Allah Kur'anda doğruluğu emr etmiştir, eğrilik yapılmasından razı ve hoşnud olmaz.

Allah beş vakit namazı emr etmiştir. Namazın terk edilmesinden razı ve hoşnud olmaz.

Allah bütün mü'minlerin tek bir Ümmet olduğunu beyan etmiştir. Ümmeti parçalayan, bölen, fitne, tefrika ve fesat çıkartanları sevmez.

Allah, Resûlünü mü'minlere en güzel model ve örnek (usvetün hasene...) olarak göndermiştir. Onu örnek almayarak kezzabların, deccalların, tâğutların, münafıkların, fasıkların, facirlerin, müraîlerin, müşriklerin, kafirlerin, zâlimlerin peşine düşenlerden razı olmaz.

Allah iffeti emr etmiştir. Alenen ve küstahça iffetsizlik yapan, halkı baştan çıkartan namussuzları sevmez.

Allah mü'minlere el ve dil ile zarar verilmesinden hoşlanmaz.

Allah, birtakım ruhbanların erbab (rabler) haline getirilip putlaştırılmasından razı olmaz.

Allah zekatın hangi sınıf insanlara verileceğini Kur'anda çok açık ve seçik şekilde beyan etmiştir. Müslümanların zekatlarını Kur'ana, Sünnete ve Şeriata aykırı olarak toplayıp harcayanlar fasıktır, facirdir, merdduttur, Allah onlardan razı olmaz.

Allah, bir tür gizli ve mecâzî şirk olan paraya tapınılmasından, paranın put haline getirilmesinden, altın ve gümüşün (dolar ve euronun) kenz yapılmasından hoşlanmaz ve razı olmaz.

Allah İslam'ı ve Kur'anı insanlığa bir kurtuluş ipi (can simidi) olarak göndermiştir, bunlara yapışmayanlardan razı ve hoşnud olmaz.

Allah gıybeti haram kılmıştır, gıybetçileri sevmez.

Allah tecessüsü (insanların gizli ayıp ve günahlarını araştırmayı) haram kılmıştır, bu günahı işleyenleri sevmez.

Allah ihlası emr etmiştir. İhlassız ibadetleri ve amelleri kabul etmez.

Allah, kötülükle çok emr eden nefs-i emmaresini beğenenleri ve temize çıkartıp aklayanları sevmez.

Allah canıyla ve malıyla muhlisen cihad yapılmasını emr etmiştir, fi sebilillah cihaddan kaçanları sevmez.

Günahlarına tevbe etmeyip, ibadet ve hasenatıyla ucba düşenleri Allah sevmez.

Allah emanetlerin ehil olanlara verilmesini emr buyurmuştur. Emanetleri (başkanlıkları, müdürlükleri, memurlukları, makam ve mevkileri, işleri, vazifeleri, hizmetleri) ehil olanlara değil de yâranlara, hısım akrabaya, dostlara, hemşehrilere, oğullara damatlara peşkeş çekenlerden razı olmaz.

Allah Resulüne uyulmasını, ona itaat ve biat edilmesini, o ne getirdiyse alınmasını (kabul edilip yerine getirilmesini) emr buyurmuştur. Resulüne karşı gelinmesinden hoşlanmaz.

Allah mü'min kullarına emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmalarını farz kılmıştır. Resulullah bunun asgarîsinin kalben buğz olduğunu beyan buyurmuştur. Yüce Rabb emri mâruf ve nehy-i münker farzını eda etmeleri gerektiği halde, terk edenlerin bu terklerinden razı olmaz.

Allah samimiyetle tevbe eden kullarının tevbelerini kabul eder, tevbe etmeyen günahkarlardan razı ve hoşnud olmaz.

Allah, Nemrudların ve Firavunların yolundan ve izinden gidenleri sevmez.

Rahman, evliyasına düşmanlık edenleri sevmez.

Allah, kendilerine nimet verdiği kimselerin, bu nimetlerden başkalarını da nafakalandırmalarını sever; komşusu ve din kardeşi aç gecelerken tok sabahlayanları sevmez.

Allah merhametsizleri, gaddarları, zalimleri, haddi aşanları sevmez.

Kur'anda, Sünnette, Şeriatta, İslam ahlakını anlatan sahih ve muteber kitaplarda Allah'ın kimleri sevdiği ve kimleri sevmediği açıkça anlatılmaktadır.

Bu konudaki bilgileri öğrenelim ve hayatımıza uğrayalım.

Allah bizi afvetsin, bizi ıslah etsin, bize hüsn-i hâtime nasip etsin.

Allah'ın rızası ve hoşnutluğu dairesine çıkmak çok büyük bir felaket ve hasarettir.

* (İkinci yazı)

Uyarı

BİR Müslümana: Sizi uyarmama izin veriniz. Bozuk, fâsık, fâcir, âsi, günahkâr, sapık bir düzene iyi demek insanı küfre götürebilir.

Bozuk bir düzen için "eskisine göre daha iyidir" demek küfürdür.

Bozuk bir düzen için "Eskisine göre daha az kötüdür" denilebilir ama bu konu su götürür, tartışmaya açıktır. Her hal ü kârda İslam kötüye iyi denilmesine izin vermez.

Nemrud'a iyi diyen kâfir olur.

Firavuna ve Hâmana iyi diyen yine kafir olur.

Şeriatın ana ölçülerinden biri şudur:

Yüceltilmesi, tâzim edilmesi gereken bir şeyi tahkir eden kafir olur. Tahkir edilmesi gereken bir şeyi tazim edip yücelten kafir olur.

Firavun Kur'anda kötülenmiştir.

Ekber Şah'ı öven, beğenen, ona saygı gösteren, onun dine aykırı icraatını medh eden kimse kafir olur.

Çünkü o Ekfer ve zâlim hükümdar İslam, Hıristiyanlık ve Hinduizm karışımı bir din çıkartmıştır.

Kurtuluşa götüren tek hedy Hz. Muhammed Mustafa'nın rehberliğidir.

Ben hem Peygamberi severim, hem de zamanın Nemrudunu severim diyen kişi tecdid-i iman ve nikah eylesin.

Mustafa (Salat ve selam olsun ona) sevgisi ile Nemrud sevgisi mü'minin kalbinde bir arada olmaz.

Bir kalbe Deccal ve Tağut sevgisi girince, iman çıkar gider.

Allah kafirleri sevmez.

Müşrikleri sevmez.

Münafıkları sevmez.

Zaruret olmadan taqiyye yapılmaz.

Dişini sık, imanında sebat et, azmi elden bırakma.

İmanın elden giderse ebedî bir felâket ve hasarete duçar olursun.

Küfre, nifaka, şirke, zulme, fıska, fücura, isyana, fesada razı olma.

Makam, mevki, memuriyet, başkanlık elde edeceğim diye kendini yakma.

Bu deni dünya mü'minin zindanı, kâfirin cennetidir. Sakın dünyayı kendine sahte bir cennet yapmaya kalkma.

Aklın fikrin, ömrünün ölümüne hüsn-i hâtime ile bitişmesi olsun.

Hüsn-i hâtimenin vesileleri vardır, onları öğren ve uygula.

27.11.2011

OM
03.12.2011 16:14
#89

Gafiller ve Uyuşuklar!

 

BUGÜN Türkiye'de namaz kılan, oruç tutan, kendini dindar sanan öyleleri var ki, bendeniz hayatım boyunca bunlar kadar gaflet ve uyuşukluk içinde olan başka bir topluluk görmemişim.

Bunlar ve babaları hem sofu Müslüman geçindiler, hem de oğullarının bir kısmını subay, öğretmen, din görevlisi yetiştirmeyerek İslam'a zarar verdiler.

Suriye Sünnîleri de aynı gaflete düşmüş, aynı hatâyı yapmış ve cezalarını çekmiştir ve halen çekmektedir...

Zengin Hacı beyin çocuğu Robert Koleje, ardından tıp ve mühendislik fakültesine... Fakir tabakanın imkânsız ve rantsız çocukları İmam hatip mektebine... İşte bu kafa bizi bugünkü esaret ve rezalete mahkûm etmiştir.

Müslümanların en zeki, en kabiliyetli, en istidatlı, en imkânlı erkek çocuklarının askerî okullara gidip subay olmaları, muallim mekteplerine gidip öğretmen olmaları, yüksek din tahsili yapıp din görevlisi olmaları gerekir.

Subaylığı, öğretmenliği, din hizmetlerini küçümseyen bir Müslüman toplumun başına zillet, esaret, zebunluk, kölelik kara bir bulut gibi çöker.

Yahu Allah'tan korkun!.. Sizin servetiniz var, kendinize değil, yedi sülalenize yeter. Niçin üç oğlundan birini subay, öğretmen, din hizmetlisi yapmadın?

O mesleklerde para yok değil mi?

Onların dünya prestiji ve itibarı az değil mi?

Ya öyle mi?.. Al sana zillet, al sana esaret, al sana ezilmek ve tahkire uğramak!..

Bu zihniyet şimdi ne yapıyor?

Ne yapacak, yan gelip yatıyor.

Artık eskisi kadar baskı ve zulüm yok ya, selamet sahiline çıktıklarını sanıyorlar.

Gafiller!..

Bugünkü sistem ve düzeni İslamî sananlar bile var.

Gafletin böylesi...

Bozuk düzenin haram rantlarını yiyenler haindir, merduttur.

Tekrar ediyorum: Zengin, imkânlı, fırsatlı, rantlı kesimin çocuklarının en zekileri, en kabiliyetlileri, en istidatlıları subay, öğretmen, din hizmetlisi olarak yetiştirilmeliydi, yetiştirilmelidir.

Onların her birine zengin ebedî Türkçeyi öğretmek için bir servet harcanmalıdır.

Onlar mükemmel İngilizce bilmelidir.

Onlar paralel ve alternatif bir eğitimle millî kültürü ve genel kültürü çok iyi öğrenmelidir.

Onlar çok yüksek ahlaka ve karaktere sahip olmalıdır.

Ordu, eğitim, Diyanet kadroları böyle vasıflı, faziletli, güçlü, üstün, ahlaklı ve karakterli, idealist elemanlarla doldurulmalıdır.

Bunların aileden rantları olmalıdır. Devletten ayda iki bin lira maaş alıyorsa, aileden beş bir lira geliri olmalıdır.

Bugünkü gaflete, atalete, plansızlığa, programsızlığa, umursamazlığa, vurdumduymazlığa, ufuksuzluğa bakınız.

Bugünkü bozuk düzene iyi diyen şu dengesizlere bakınız.

Evet, ben böylesine gafil bir topluluk görmedim.

(Vazifelerini hakkıyla yapan doğru dürüst, vasıflı, şuurlu, uyanık Müslümanlara bir şey dediğim yoktur. Hepsine selam ve hürmetlerimi sunar, küçük büyük ellerinden öperim.)

* (İkinci yazı)

Halka Domuz Yedirenlere Beddua

SADE bir vatandaş olarak gıda kontrolü konusundaki vazifelerini ya hiç yapmayan, yahut iyi ve tam yapmayan resmî makamları ve belediyeleri protesto ediyorum.

(Tam yapanlara teşekkür ederim...)

Niçin?

Halkımıza büyük miktarda yaban ve evcil domuz eti ve yağı yediriliyor.

Ülkemizin batı bölümü domuz çiftlikleriyle doludur.

Avcıların vurdukları yaban domuzları da cabası.

Dışarıdan ithal edilen gemiler dolusu domuz yağı.

Belediyelerin vazifelerinden biri de et mamullerini tahlil etmek, kontrol altında tutmak ve Müslüman halka domuz yedirmemektir.

İlim ve fen çok ilerlediği için bir et ürününde (sucuk, sosis, salam, köfte vs) domuz eti ve yağı bulunup bulunmadığını tesbit etmek çok kolaydır.

Müslüman halka domuzlu gıdalar yediren belediyelere hakkımı helal etmiyorum.

Ya vazifelerini doğru dürüst, adam gibi yapsınlar yahut da gazaba uğramayı beklesinler.

Müslümanlara domuz eti yedirmenin vebali büyüktür.

Allah böyle bir şeyden razı olmaz.

Allah ihmal etmez imhal eder (mühlet verir).

Vatandaşlar büyük belediyelerin gıda tahlil merkezlerine müracaat ederek, piyasadan satın aldıkları et ürünlerinin analizini yaptırabilmelidir.

Böyle tahlil merkezleri var mıdır?

Geçenlerde İstanbul dışında bir marketin vitrininde şöyle bir ilan gördüm: "Elli adet hazır köfte 3,5 lira!..

Yahu etin bu kadar pahalı olduğu bir ülkede bu kadar ucuza köfte olur mu? Hem de elli adet...

Devlet ve belediyeler böyle anormal şekilde ucuz gıdaları kontrol ve tahlil ediyor mu?

Bu kadar ucuz köftelerin normal etten yapılamayacağı matematik olarak kesindir.

Peki, içlerinde neler var da bu kadar ucuz?

Bu sorunun cevabını benden değil, devletten ve belediyelerden sorunuz.

Bazı yerlerde kilosu 9 liraya sucuk satılıyor.

Dokuz liraya sucuk mu olurmuş. O sucuğun içinde ne var acaba ki, bu kadar ucuz.

Beddua etmek iyi bir şey değil ama bıçak kemiğe dayandığı için mecbur kaldım.

03 .12 . 2011

MU
04.12.2011 14:00
#90

Bütünüyle Hesap Sormak

 

SON bir asırlık tarihimizde çok büyük zulümler olmuştur.

Halka, vatana, devlete büyük hıyanetler edilmiştir.

Zulüm... Hıyanet... Bunları, birtakım yalancılardan başka kim inkar edebilir?

Türkiye halkının temel insan hakları ihlâl edilmiştir.

Uyduruk mahkemelerin zalimâne kararlarıyla çok insan asılmış, zindanlarda çürütülmüştür.

Nice vatandaşımız yargısız öldürülmüştür.

Yakın tarihimizde millî kimlik ve kültürümüz ayaklar altına alınmıştır.

Soykırımlar yapılmıştır.

Bunlar inkâr edilemez.

Devletimizin bütün bu zulümlerle, bu hıyanetlerle yüzleşmesi lazımdır.

Bu zulümler, bu hıyanetler teker teker ele alınmamalı, hiçbiri saklanmamalı, bütünüyle ele alınmalıdır.

Son günlerde Alevîlere yapılan zulümler gündemde.

Sünnî çoğunluğa onlardan çok daha fazla zulm ve hıyanet edilmiştir.

Son bir asırlık tarihimizde Türkiye yağma edilmiştir.

Ermenilerden, Rumlardan kalan mallar dosyası ne zaman açılacak?

Yakın tarihimizde tarihî İslam kabristanlarının büyük kısmı yerle bir edilmiştir. Bu Vandallığın hesabı sorulmayacak mıdır?

Yıkılan, satılan, kiraya verilen binlerce cami, sayısız medrese, taş mektep, vakıf eseri...

Bulgarlara balyalar halinde okkası iki buçuk kuruştan satılan millî arşiv.

Canına okunan zengin, edebî, yazılı Türkçe.

Kapatılan ecdat türbeleri.

Müslüman halka hacca gitme yasağı.

Kapatılan, yasaklanan tasavvuf tarikatları.

Şapka yüzünden idam edilenler.

Birtakım adamların, ömürleri boyunca ticaret yapmamalarına rağmen elde ettikleri efsanevî servetler.

Yıllar boyunca Ezan-ı Muhammedî okunmanın yasaklanması.

Fatih Sultan Mehmed'in "Benim bu camimle ilgili vakfı bozanların üzerine Allah'ın laneti olsun dediği" Ayasofya'nın kapatılması.

Büyük vatansever Trabzon milletvekili Ali Şükrü beyin alçakça ve kahpece şehit edilmesi dosyası ne zaman açılacaktır?

Türkiye halkının büyük kısmının fakirlik, sefalet, hastalık, bit, sıtma, açlık, kıtlık, dipçik, yolsuzluk, susuzluk ile terbiye edilmesi.

Türkiye'de bir korku imparatorluğu kurulması.

Evet bütün bu zulümler, bu hıyanetler; bu kötülükler bütün olarak ele alınmalı ve bunların hepsiyle yüzleşilmelidir.

Çok uzaklara gitmeye lüzum yok, Erzican'ın Başbağlar köyünde camiden çıkarken hiçbir suçu olmayan 33 Müslüman vatandaş gaddarca, vahşice, merhametsizce şehit edildi ve kanları yerde kaldı. Bunun hesabını kim soracaktır?

Ben sadece Müslüman çoğunluğun haklarını savunmuyorum. Karadeniz'in karanlık ve soğuk sularına atılarak öldürülen Mustafa Subhi'lerin de hesabı sorulsun.

Ortadoğu'nun Japonya'sı olabilecek Türkiye'yi geri bırakanlardan hesap sorulmayacak mı?

Ölmüşlermiş... Olsun... Ölülerden hesap sorulmaz mı?

* (İkinci yazı)

Korku ve Ümid

 

KABRİSTANLARIN önünden geçerken ölülere rahmet dilerim. Hastahanelerin önünden geçerken bütün hastalara âcil şifalar dilerim.

Hapishanelerin önünden geçerken içeridekiler için Allah kurtarsın derim.

Kendim, annem babam, hısım akrabam, dedelerim ninelerim, kendilerinden feyz aldığım hocalarım, ulema fukaha ve meşayih, tanıdıklarım, dostlarım arkadaşlarım, komşularım, tanıdıklarım, Hazret-i âdem aleyhisselamdan bu güne kadar gelip geçmiş ve halen yaşayan bütün mü'minler için bağışlanma dilerim.

Kendim ve yaşayan bütün mü'minler için hüsn-i hâtime dilerim.

İman etmemiş kimseler için hidayet dilerim.

Bana iyilik etmiş olan herkes için kat kat iyilikler dilerim.

Kendilerine bilerek veya bilmeyerek kötülük ettiğim kimselerden beni bağışlamalarını, haklarını helal etmelerini dilerim.

Nefsimin, insî ve cinnî şeyâtînin, zalimlerin, münafıkların, mürailerin, düşmanlarımın şerlerinden Allah'a sığınırım.

Gıybetimi yapanlara, sevaplarını bana verdikleri, benim günahlarımı yüklendikleri için teşekkür ederim.

Ayasofya'nın önünden geçerken, inşallah yeniden cami olur diye dua ederim.

Sesi bed, üstelik usûl erkan bilmez biri hoparlörü sonuna kadar açarak 130 desibel avaz avaz ezan okurken ne olurdu bu kadar bağırmasaydı derim.

Cenaze namazına gelmiş, neşeli bir şekilde gülüyor, yanındakilerle şakalaşıyor, böyleleri için keşke biraz hüzünlü ve ciddî olsalar derim.

Sokakta, açıkta, herkesin arasında yiyen içenlere keşke yemeseler, içmeseler derim.

Benim için Müslümandır diyenlere bir şey demem ama iyi Müslümandır diyenlere evet demem.

Herkes beni kötülemekte birleşse, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemesinler isterim.

(Not: Başbakanımız bir ameliyat geçirmişler, Allahtan kendilerine sıhhat, afiyat, şifa ve bütün hayırlı işlerinde muvaffakiyet dilerim.

Devlet, hükümet adamlarımızın hayırlı olmayan işlerde başarılı olmamalarını dilerim.)

Sokakta, caddede çok lüks bir otomobil görünce yüzümü buruşturur, israfı kötüler ve bunun sahibi keşke mütevazı bir arabaya binseydi derim.

Camide başları açık namaz kılanları görünce üzülür, inşallah başlarına takkeye benzer bir imame geçirirler de sünnete ve edebe uyarlar derim.

Halkın ucuza karnını doyurduğu esnaf lokantalarını görünce hafiflerim, lüks ve pahalı lokantalar bana kasavet verir.

İyi bir insan olmak isterim, olamam.

Salonumda Hattat Davud beyin yazdığı bir levha var: 'Abdün muznib... Rabbun Gafur...

Korku ve ümid...

 

04 Aralık 2011

MU
13.12.2011 17:19
#91

Câhil Yetiştirme Fabrikası

 

Câhillik ikiye ayrılır: Basit cahil, okula gitmemiş, okuma yazma bilmeyen bir yıldızlı cahil... Mürekkep cahil: Bunlar okumuştur ama yine de cahil kalmıştır, üstelik cahillikleri katmerli olmuştur. İki yıldızlıdan beş yıldızlıya kadar...

Vatandaş Türkiyeli, ana dili Türkçe ve 1928'den önce basılmış kitapları okuyamıyor. Mesela eline 1928'den önce yayınlanmış Çalıkuşu romanını veya Ömer Seyfeddin hikayelerini veriniz, aval aval bakıyor. Ha Çince ha Türkçe.

Adam veya kadın üniversite bitirmiş, yüksek lisans çalışması, sonra doktora yapmış ama Yakup Kadri'nin 1915'te yayınlanmış yazılarını okuyamıyor. Bunlara siz aydın, bilgili, okur-yazar kimseler mi diyorsunuz?

Vatandaş lise diploması almış, mantık bilmiyor.

Ülkesinin, devletinin, halkının tarihini doğru dürüst bilmiyor. Tarih diye balığın tırmandığı kavak masalları ve mavalları okutulmuş ona.

Adam Müslüman, lakin İslam dini ile ilgili en basit inanç maddelerini bilmiyor.

Üniversite mezunu ama yeterli ahlak ve karakter eğitimi almamış, görgü öğrenmemiş.

Lise bitirmiş, en basitinden estetik ve sanat kültürüne sahip değil.

İlköğretim ve lise 12 sene, üniversite en az dört sene, bizim vatandaş ilim, irfan, bilgelik, sağduyu sahibi olamamış.

Aksine, bir yığın ön yargı, bir sürü modern hurafe sahibi olmuş.

Beyni yıkanmış.

Zekası dumura uğramış, vicdanı körletilmiş.

Neymiş, diplomaları varmış... Olmaz olsun böyle diplomalar!..

Okumuş, aydınlanmış vatandaş 300 kelimelik basit, sade suya tirit, çarşı pazar sokak Türkçesiyle değil, en az on bin kelimelik ve terimlik edebî ve yazılı Türkçe ile düşünür.

Bir eğitim sistemi genç nesillere zengin, yazılı ve edebî lisanlarını öğretemiyorsa o eğitim değil, aptallaştırma, beyin yıkama fabrikasıdır.

Türkiye'nin bugünkü ideolojik vesayet eğitim sistemi bilgilendiriyor, aydınlatıyor mu, yoksa beyin mi yıkıyor?

Var mısınız bir sınav yapalım: Yüz sözde okumuş vatandaşa 1928'den önce basılmış bir roman verip oku şunu bakalım diyelim. Yüzde kaçı gürül gürül okuyabilir acaba?

Bu eğitime harcanan paralara yazık!

Boşa giden zamana, emeklere, harcanan kuşaklara yazık!..

 

 

* (İkinci yazı)

 

Kötülüklere Karşı Olmak

 

BEN Müslümanım ama dine, vatana, millete zarar veren; İslamın yap dediklerini yapmayan, yapma dediklerini açıkça yapan, haram yiyen, rüşvet alan, gayr-i meşru şekilde zenginleşen, fitne ve fesat çıkartan kötü Müslümanlara, daha doğrusu kötü İslamcılara karşıyım.

Onlara karşı olmam benim iyi ve olgun bir Müslüman olduğumu göstermez, zaten böyle bir iddiam da yoktur.

Dinimiz kesin şekilde rüşveti yasak kılmıştır.

Yine her türlü haram kazanç, gelir, zenginleşme büyük günah sayılmış kötülenmiştir.

Lüks, israf, sefahat de büyük günah ve isyan olarak bildirilmiştir.

Kur'an, Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) İslam düşmanı kafirlerin dost ve veli edinilmesini kötülemiş ve bu konuda Müslümanları uyarmıştır.

İslam zinayı çok büyük bir günah ve çok ağır bir suç olarak görmüş ve ispat edildiği takdirde ağır ceza vermiştir.

İslam emanetlerin ehline verilmesini emr etmiş, verilmemesinin büyük günah ve suç olduğunu bildirmiştir.

İslam, kadınlara vesika verilerek yaptırılan yasal fuhşu kabul etmez.

İslam ribayı kesin olarak yasaklamıştır.

İslam'da insanların gizli ve özel hayatları tecessüs edilmez, araştırılmaz ama yukarıda saydığım münker işler, kötülükler, suçlar açıkça ve küstahça işlenirse iş değişir, bunlara göz yumulmaz.

İslamın yasakladığı kötülüklerden biri de din ticareti ve sömürüsü yapmaktır.

Ümmet birliğini bozmak da günahtır.

Bugün Türkiye Müslümanları paramparça olmuşlar ve edilmişlerdir.

Din sömürüsü büyük bir "sektör" haline gelmiştir.

Müslümanların içine CIA ve Mossad girmiştir.

Müslüman kesimde casuslar, ajanlar, provokatörler, çeşit çeşit istihbaratçılar cirit atmaktadır.

Din yoluyla efsanevî servetler elde edilmektedir.

Mâruflar terk edilmiş, münkerler toplumu sarmıştır.

Bina, zina, lüks, israf, sefahat, gaflet korkunç boyutlara ulaşmıştır.

Müslüman toplum yapılması farz olan emr-i mârufu ve nehy-i münkeri yeteri kadar yapmamaktadır.

Beş vakit namaz terk edilmiş, şehvetlere uyulmuştur.

Dünyada her dinin bir reisi vardır ama Müslümanların tümünün bir İmam-ı Kebiri, bir Emîri yoktur.

Kötü ve bozuk düzenin haram rantları kapışılmaktadır.

Bunca kötülüğü, isim vermeden, savcılık taslamadan tenkit etmek, bunlara muhalif olmak hepimizin boynunun borcudur.

Namaz kılmayanları isim vererek tenkit etmeyiz ama namazın terkini tenkit ederiz.

Kimler haram yiyerek zenginleşiyor, isim veremem ama haram yollarla zenginleşmeyi tenkit ederim.

İslam'da gizli günahları araştırmak yoktur ama açıkça ve küstahça işlenen günahlara göz yummak da yoktur.

Müslümanların başsız olmalarının suçu hangi şahıslara ve sorumlulara aittir, bunu isim vererek yazamam ama başsızlığı, biatsizliği tenkit ederim.

Hangi Müslüman 200 bin dolarlık lüks ve israflı otomobille geziyor, onu isim vererek teşhir ve terzil (rezil etmek) edemem ama böyle otomobillere binilmesini tenkit ederim.

Bundan otuz kırk sene kimler radikal Müslümanlardı ve bozuk düzeni kıyasıya tenkit ediyorlardı da şimdi bunların bir kısmı müteahhit olmuş, bozuk dedikleri düzenin haram rantlarına saldırarak zenginleşmiş, bu konuda da isim veremem ama bu gelişmeyi tenkit ederim.

Nefsime ve şahsıma bir pay çıkartmaksızın açıkça işlenen kötülükleri, münkerleri tenkit etmek mütevazı bir yazar olarak benim vazifemdir.

Peygamberim (Salat ve selam olsun ona) "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" buyuruyor.

 

12 ARALIK 2011

25.12.2011 19:41
#92

Allah razı olsun, Mehmed Şevket Eygi yine güzel bir yazı kaleme almış, Cenabı Hakk sayılarını arttırsın inşallah...

 

 

Dinimizi Kimlerden Öğrenmeliyiz?

 

Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları, dinimizi itikadımızı kimlerden ve nasıl öğrenmeliyiz?.. Müslümanlar için çok önemli ve hayatî bir sorudur bu.

Sorunun cevabını vermeden önce, dinimizi kimlerden öğrenmemeliyiz sorusuna cevap verilse iyi olur.

1. Dinimizi Kemalist ilahiyatçılardan öğrenmemeliyiz. İslamla uyuşması ve bağdaşması mümkün olmayan bir ideolojiye bağlı oldukları için saptırırlar, şaşırtırlar; kafa karıştırırlar. Onlar doğrularla yanlışları bir araya koyar ve dini tahrif ederler.

2. Dinimizi, yeterli ilme ve icazete sahip olmayan mühtedilerden de öğrenmemeliyiz. Onların fikrî ve kültürel kitaplarını okuyabiliriz ama icazet sahibi olmadan din öğretmenliği yapmalarına razı olmayız. Hidayete kavuşmuşlardır, ne güzel, ne âlâ, tebrik ederiz; lakin din konusunda onlar bize muallim, mürşid ve rehber olamaz.

3. Din, yerli Müslüman oryantalistlerden de öğrenilmez.

4. Mason Afganî'yi din önderi, kılavuz olarak kabul edenlerden de din öğrenilmez.

5. Mason Abduh'u imam (önder) kabul ederlerden din öğrenilmez.

6. Reşid Rıza Masondur. İslam ile Masonluk uyuşmaz ve bağdaşmaz. Binaenaleyh ondan da öğrenilmez.

7. Din kültürü var ama adam veya kadın BOP'çu, AB'ci, ABD'ci, Batı medeniyetinin değer ve normlarını benimsemiş, ondan da öğrenilmez.

8. Reformculardan, dinde değişim ve yenilik isteyenlerden, light/ılımlı İslam taraftarlarından da öğrenilmez.

9. Mezhepsizlerden, telfik-i mezahib taraftarlarında da öğrenilmez.

10. Din, Tarihsellik ve Tâtiliye mezhebi kurucusu Fazlurrahman'dan hiç öğrenilmez. Ondan din öğrenmeye kalkanlar dinden çıkar gider.

11. Din, Kemalist rejimin bastırdığı din dersi kitaplarından öğrenilmez.

12. Din, bu devirde üç hak ibrahmî din vardır., üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir diyenlerden öğrenilmez.

13. Din, imanın temel şartlarını altından beşe indiren, kader inancını inkar eden bid'atçilerden öğrenilmez.

14. Din, Kur'anı kendi re'y ve hevasına göre yorumlayan bid'atçilerden öğrenilmez.

15. Sünneti, hadîsleri tamamen veya kısmen inkar edenlerden din öğrenilmez.

16. Müteşabihatı, Allah'a noksan sıfatlar izafe ederek tevil ve tefsir edenlerden; Allah zaman ve mekanla kayıtlıdır, Onun yaratıklar gibi eli, ayağı, yüzü vardır diyenlerden de öğrenilmez.

17. Cumhur-i ulema yolundan çıkıp şazz görüşlere kapılan bid'atçilerden de öğrenilmez.

18. Müslümanların yüzde doksanını şirkle, küfürle suçlayan ve karalayan mutaassıplardan öğrenilmez.

19. Ehl-i Sünnetin itikatta iki imamı olan İmamı Eş'arîyi ve İmamı Mâturidîyi sapıklıkla suçlayanlardan din öğrenilmez.

20. İctihad yapacak ehliyeti, liyakati, ilmi, irfanı, kudreti yok ama işkembe-i kübrasından bol bol aykırı ictihad yapıyor, Ehl-i Sünnete aykırı fetva veriyor. Bunlardan da din öğrenilmez. Öğrenen ne mi olur? Sapıtır...

Peki din hangi alimlerden, fakihlerden, hocalardan doğru şekilde öğrenilir?

(1) Âlet ilimlerini ve 'âlî ilimleri icazetli hocalardan okuyup imtihan verip kendisi de geçerli icazet alan ehliyetli alimlerden, fakihlerden, hocalardan öğrenilir. Böyle alimler, fakihler, müridler sahih ve kopuksuz silsilerle Resulullah Efenhdimize (Salat ve selam olsun ona) bağlı, biatli ve irtibatlıdır. Bunlar, İslam'ı ve Kur'anı kendi re'y ve hevalarıyla yorumlamazlar.

(2) Ehl-i Sünnet itikadına bağlı, âbid, muhlis ve takvalı ilahiyatçılardan öğrenilir.

İlmihal ve ahlak bilgileri ulemadan dersiâm Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen'den öğrenilir. Bu zat aynı zamanda seyyittir.

Nimet-i İslam kitabını derleyen Hacı Zihni efendiden öğrenilir.

Muhammed Esed (Leopold Weiss) hidayete gelmiş, Müslüman olmuş. Ne güzel!.. Onun yazdığı Kur'an mealini okumam, çünkü Ehl-i Sünnete uymayan tarafları vardır. Zaten kendisi, dâhi, çok zeki ve kültürlü olmasına rağmen tefsir yapabilmek için gerekli şartlara sahip değildir.

İslam Şinasî kitabında "Allah gerçek bir Janus'tur" diyen Şeriatî'den din öğrenilmez. Allah'ı iki yüzlü bir Roma putuna benzeten kimse bize hiç din öğretmeni olabilir mi?

Kural şudur: Bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı imanı, İslam'ı, Kur'anı, Sünneti, Şeriatı, İslam ahlakını ancak ve ancak icazetli Sünnî ulemadan ve fukahadan öğrenmelidir.

İslam'da teravih namazı yoktur, bu namaz kılınmamalıdır diyenler bu iddia ve beyanlarıyla Sünnîlikten çıkmış olur ve onların uyduruk ictihad ve fetvalarına kulak asılmaz.

Ehl-i Sünnet, İslam'ın cadde-i kübrasıdır.

Cumhur-i ulemanın icmâ ve ittifak ettiği konular ve meseleler doğrudur.

Şazz ictihad, fetva ve görüşler bâtıldır.

Gulüvve kaçan kimselerin ilimleri olsa da, dengeleri ve akıllar eksik olduğu için onlara itibar edilmez.

Zamanımızın Ekber Şah'larını, Deccalları, Kezzabları, Tağutları destekleyen, onlara yağcılık yapan, onlardan câize ve yağlı kemik alan ulema-i sû'a da itibar edilmez. Onlar dall ve mudildir.

Hüccetülislam ve Zeynüddin İmamı Gazalî'nin kitapları okunur.

İmamı Birgivî'nin kitapları okunur.

Ashab-ı kirama (Allah onların hepsinden razı olsun) ta'n edenlerin kitapları okunmaz.

İhtilaflı meselelerde Sevad-ı Âzamın dışında kalanlara itibar edilmez.

Ehl-i Sünnet dışı bid'atçilerin, içlerinde doğrularla yanlışlar karmakarışık yer alan ciltlerce kitabını okumaktansa, içinde yanlış bulunmayan, doğru bilgiler yer alan küçük ve muhtasar bir Ehl-i Sünnet ilmihalini okumak yeğdir.

 

http://www.habervaktim.com/yazar/45931/dinimizi_kimlerden_ogrenmeliyiz.html

27.12.2011 19:20
#93

İslam Dünyasında Rezaletler

 

SANKİ Avrupa'nın 15'inci asrında yaşıyoruz. O devirde Hıristiyan dünyasında rezaletin bini bin paraydı. Roma'da papalık tahtında Aleksandr Borjiya oturuyor. Fuhşiyyat, entrikalar, zehirlemeler... Papa değil bir canavar... Bir kısım kilise adamları pislik içinde. Tarih kitapları yazıyor: Akşam olunca Roma'nın seçkin fahişeleri Vatican sarayında toplanır, bütün gece iğrenç eğlenceler, işret, fuhuş, zina yapılırmış.

Biz Müslümanlar da kendi hicrî 15'in asrımızı yaşıyoruz.

Tek bir Ümmet olması gereken Müslümanlar paramparça.

Bütün İslam dünyasında, temizlik ve şeffaflık notu 10 üzerinden 5'in üstünde olan tek bir ülke bile yok.

Diktatörlükler, krallıklar, o biçim cumhuriyetler...

Halk sürünürken bazı kodamanların milyar dolarlarla ölçülen servetleri var.

Nasıl ve nereden elde edilmiş bu servetler?

Helal ak para mı, kara haram para mı bunlar?

İslam'ın kalbi Mekke bile mimarlık ve şehircilik bakımından Las Vegas'a benzetilmiş.

Kur'anın, Sünnetin, Şeriatin, tasavvufun yasak ve haram kıldığı bütün günahlar, yasaklar, kötülükler ayyuka çıkmış.

Yüz milyonlarca Müslüman, Yahudileri ve Hıristiyanları öylesine taklit ediyor ki, onlar sıçan deliğine girseler Müslümanlar da girecek.

Namaz büyük ölçüde terk edilmiş, şehvetler galeyana gelmiş.

Bir buçuk milyar Müslümanın bir İmam-ı Kebiri, bir Emîrülmü'minîni yok.

Dinde bid'atler almış yürümüş.

On beş milyon Yahudi, bir buçuk milyarlık İslam alemini parmağında çeviriyor.

Erkekleri namaz kılan, kadınları tesettürlü olan Müslüman ülkeler var. Mesela Somali. Oradaki durumu biliyorsunuz.

Bütün İslam dünyasında Şeriat üzerine kurulu, gerçek ve örnek bir tek İslamî düzen ve sistem yok.

Genel, yoğun, yaygın din edebiyatı yapılıyor ama Kur'an, Sünnet, Şeriat ve İslam ahlakı hayata geçirilemiyor.

Müslüman bir ülke olan şu Türkiye'nin haline bakınız:

Yurt sathına yayılmış yüz bine yakın camide sabah ezanları okunuyor, halkın yüzde 99'u yatıyor, camiler boş...

Cuma namazına biraz geç gidiniz ve sokaklara, caddelere, meydanlara, nakil vasıtalarına, dükkanlara lokantalara, pastanelere, çarşı ve pazarlara bakınız; her yer insan kaynıyor. Bir İslam ülkesinde ve beldesinde böyle mi olmalıdır?

Öyle bir irtidat yangını başlamış ki, onu söndürecek bir Ebubekir yok.

Bir yanda Nemrud ve Firavuna taş çıkartacak lüks, israf, sefahat; öbür yanda açlık, sefalet, yoksulluk. Şu koskoca İslam dünyası başsız bir gövde.

Biatsiz, itaatsiz yüz milyonlarca Müslüman.

Din iman elden gidiyor veya gitmiş bile, birileri üç şerefeli minareleri hoparlörlerle donatıyor.

Camilerde yeterli cemaat yok. Aman kışın soğuk olmasın, kalorifer, aman yazın serin olsun, gelsin klima cihazları...

Müslümanların çok büyük bir kısmı sahih itikadı, namazı dosdoğru kılmayı, ilmihal bilgilerini öğrenip hayata uygulamayı bırakmışlar; siyaset dedikodularıyla, magazin haberleriyle meşguller.

İslam dünyasını uyaracak, hizaya sokacak, birleştirecek faaliyetleri kimler yapacak?

Bir buçuk milyar Müslümana kimler nasihat edecek?

Kur'an, Sünnet ve Şeriat yoluna halkı kimler çağıracak?

Ey Abdülkadir nerdesin?

Ey Selahaddin nerdesin?

Eş Şâmil nerdesin?

Ey sâdıklar, ey ârifler, ey muhlisler, ey âmirine bilmaruf ve nâhine anilmünkerler, ey muhlisen lillah mücahidler, Ey âşıkan, ey mürüvvet ve fütüvvet ashabı!.. Zuhur ve huruc edin, sizi bekliyoruz...

Ey bayraklar, dalgalanın artık!..

 

M. Şevket Eygi - Milli Gazete

09.01.2012 19:56
#94

M. Kemal Az Zamanda Çok Şeyler Yapmıştır

 

ÇOK ateşli bir internet sitesindeki başlık şu: "Tarihi çarpıtanlara göre Atatürk bir şey yapmadı..."

Sadece başlığa baktım, metnini okumadım.

Hiç Atatürk bir şey yapmamış olabilir mi?

Az zamanda çok şeyler yapmıştır.

Sultan Vahdetinin yaveri olarak Samsun'a gitmiştir.

Oraya gitmeden önce Padişahın kızı Sabiha Sultan ile evlenmek istemiş, Sultan ona varmamıştır.

Meclis açılınca "Amacımız Halife hazretlerini ve vatanı kurtarmaktır" demiştir.

Büyük Millet Meclisi başkanlığını bir oy farkla kazanmıştır.

Millî Mücadele yıllarında çok namaz kılmıştır.

1924'te Hilafeti kaldırtmış, Halifeyi ve bütün Hanedan-ı Âl-i Osmanı yurt dışına sürmüştür.

Mecelleyi kaldırtıp yerine İsviçre Medenî Kanunu'nu tercüme ettirip yürürlüğe koymuştur.

İslam medreselerini kapatmıştır.

Bakanlar kurulundaki Şer'iye Vekaletini (Din ve Şeriat İşleri Bakanlığını) kaldırmıştır.

İstiklal Mahkemelerini kurdurmuş ve yurt sathında adaleti ve güvenliği sağlamıştır.

Şapka risalesi dolayısıyla ulemadan İskilipli Âtıf Efendi onun zamanında asılmıştır.

Dersim isyanını o bastırmıştır.

Fesi, sarığı yasaklayıp yerine şapka giymeyi mecburî kılmıştır.

Şapka isyanlarını bastırıp uygarlık ve çağdaşlığı güvence altına almıştır.

Tasavvuf tekkelerini ve tarikatlarını kapatmıştır.

Diyarbakır'da Şeyh Said'i astırmıştır.

Hafta tatilini cumadan pazara çevirtmiştir.

Osmanlı yazısını kaldırıp Latin yazısını almıştır.

Müslüman kadınları çarşaf ve peçeden kurtarıp açmıştır.

Ayasofyayı camilikten çıkartıp müze yapmıştır.

Şeriatı kaldırıp laikliği ilan etmiştir.

Bulgaristandan Agob Martayanı (A. Dilaçar) getirtmiş, Dil Kurumunun başına geçirmiş ve Türkçeyi arı, duru, sade, öz hale getirtmiştir.

Nazım Hikmet'i yakalatıp ağır hapis cezasına mahkum ettirmiştir.

Daha neler neler yapmıştır.

Hal böyle iken o hiçbir şey yapmadı demek mümkün müdür?

Evet o az zamanda çok şeyler yapmıştır.

 

Mehmed Şevket Eygi

 

http://www.habervakt..._yapmistir.html

17.01.2012 00:25
#95

Türkiye Müslümanları adam olur mı?

 

 

Eygi'nin "Kısa röportaj" yazısı şöyle:

 

SORU: Kazım Unutmaz beyin son iddiası hakkında ne diyorsunuz?

CEVAP: O kardeşimiz son derece unutkan ve dalgındır. Baksanıza benim ismimi Şevki yazmış. İddiası yersiz ve tutarsızdır. Allah yardımcısı olsun; akıl, fikir, hafıza ihsan etsin.

SORU: Gelecekten ümitli misiniz?

CEVAP: Allah'tan ümit kesilmez. Toplumdan (radikal bir şekilde kendini ıslah etmezse) ümidimi kestim.

SORU: Sizce en dürüst, ehliyetli, liyakatli politikacı kimdir?

CEVAP: Adnan Kahveci idi, Allah rahmet eylesin.

SORU: Niçin dürüsttü?

CEVAP: Milletvekili maaşlarına ve emekliliklerine kıyak zamlar yapıldığı zaman Maliye Bakanlığı'na dilekçe vererek bu zamları almamıştır. Başka dürüstlükleri vardı.

SORU: Türkiye Müslümanları adam olurlar mı?

CEVAP: Sabah namazlarında camileri cumalarda olduğu gibi doldurmadıkça adam olmazlar. Tabiî ki, bu yeterli değildir, sadece adam olmanın bir başlangıcı olur.

SORU: Adalet hakkında ne diyorsunuz?

CEVAP: Adalet teyze komşumuzdu, öleli çok oldu. Allah rahmet eylesin.

SORU: Toplumda mürüvvet var mı?

CEVAP: Artık kimse kızına mürüvvet ismini koymuyor, bu kelime ve kavram yürürlükten kalktı.

SORU: Profesör Tolgaç Olgaç hakkında ne dersiniz?

CEVAP: O cahilin tekidir. Üniversite kapısının üzerindeki dev Türkçe kitabeyi okuyamaz. Yani okuması yazması bile yoktur.

SORU: Enflasyon sizi vurdu mu?

CEVAP: Bendeniz kanaatle yaşarım, enflasyon bana vurmaz. Nitekim acı patlıcanı kırağı çalmaz.

SORU: En çok neye hayret ettiniz?

CEVAP: Hayret mezmum ahlaktandır, hayret etmemek gerekir.

SORU: İstanbul'a 7 yıldızlı çok yüksek ve çok lüks bir otel yapılıyormuş...

CEVAP: Onun gölgesinden bile geçmek istemem.

SORU: Bu sene lüfer çok pahalı...

CEVAP: Sen de ucuza satılan istavrit ye.

SORU: Müslümanların en büyük eksikliği nedir?

CEVAP: Başlarında ehliyetli, liyakatli, kamil, muttaqi, müdebbir, adil, Şeriata ve Sünnete sımsıkı bağlı bir İmam-ı Kebirin bulunmamasıdır, Böyle bir zat olsa Ümmet-i Muhammed'i çeker çevirir, terbiye ve ıslah eder.

SORU: Türkiye nereye gidiyor?

CEVAP: Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

SORU: Şevki beyciğim oldukça karamsar ve kötümser değil misiniz?

CEVAP: İzninizle ismimi düzelteyim, bendeniz Şevki değil Şevket'im... Kesinlikle karamsar ve kötümser değilim, gerçekçiyim o kadar.

SORU: Hazret-i Filanca günde yirmi kere ben Seyyidim diyormuş...

CEVAP: Seyyidliğinin şüpheli oluşu buradan bellidir. Merhum üstad Mahir İz hocaya yıllarca mülazemet ettim, evine gittim, onunla gezmelere gittim, Ankara'da üniversitede okurken bana mektuplar gönderdi. Onunla tanıştığım 1952 yılından, gurbete çıkmak zorunda kaldığım 1969 yılına kadar bir kere bile Seyyid olduğu söylemedi. Onun bu özelliğini geçen sene öğrendim. Hem baba, hem anne tarafından Seyyidmiş...

SORU: Siyonistler, ABD, Haçlılar Müslümanların başına bir Halife getirmek istiyormuş. Böyle bir zata biat eder misin?

CEVAP: Etmem.

SORU: Günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?

CEVAP: Okuyorum, yazıyorum, bazen gezmeye gidiyorum.

SORU: Televizyon seyrediyor musunuz?

CEVAP: Benim televizyonum yoktur.

SORU: İyi misiniz?

CEVAP: Ufak tefek rahatsızlıklar dışında sağlığım iyidir. Elhamdülillah başımı sokacak bir evim var. Geçimime yetecek gelirim var. Karnım tok, sırtım pek... Lakin kendim iyi Müslüman değilim. Müslümanlık açısından kendime iyi diyemem.

SORU: Yine antika toplamaya devam ediyor musun?

CEVAP: Benim topladığım şeylere antika denilemez. Yerli ve yabancı ucuz el sanatları objeleri toplarım.

SORU: Kitap toplamaya da devam ediyor musunuz?

CEVAP: Fırsat buldukça topluyorum.

SORU: İstanbul'un durumundan memnun musunuz?

CEVAP: Hiç memnun değilim. Trafik ve kalabalık çekilmez hale geldi. Bu şehrin nüfusu en fazla beş milyon olabilirdi. Şimdi 2o milyonu geçti. Yakında 40 milyon olacak. İstanbul'u bu hale getirenlere bir vatandaş olarak hakkım haram olsun.

SORU: Şehri terk edip sakin ve tenha bir yerde yaşamak istemez misin?

CEVAP: Çok isterim ama yaşım ilerledi, yakın dostlarımın kısm-ı azamı İstanbul'da, bundan sonra benim taşraya yerleşmem çok zor olur.

SORU: Kendini kurtaracak bir amelin, hayrın hasenatın var mıdır?

CEVAP: Maalesef yoktur. Allah'ın lütuf, kerem, afv ve rahmeti beni kurtarır ancak.

SORU: En büyük emelin nedir?

CEVAP: Hüsn-i hatimedir.

SORU: Başka bir diyeceğiniz var mı?

CEVAP: Dost veya düşman bütün Müslümanlara selam ederim, gayr-i Müslimler için de hidayet dilerim....

 

Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

31.01.2012 01:39
#96

mukaddesat sömürücüleri

Mukaddesat Sömürücüleri

Allah'ın rızasını kazanmak için ihlâs ve samimiyetle ibadet eden, hayır hasenat yapan, dinî hizmet ve faaliyetlerde bulunan her meşrepten bütün Müslümanları hürmetle selamlıyor, büyük küçük ellerinden öpüyor, dualarını bekliyor, onlara karşı kusurlarım olmuşsa bağışlamalarını diliyorum.

Aşağıdaki satırlar onlara değildir, kendilerini tenzih ediyorum.

Şimdi sadede gelelim:

Dinî hizmet ve faaliyetleri benliklerine, prestijlerine, zengin olmaya, voli vurmaya, köşeyi dönmeye, ün ve alkış kazanmaya, bozuk ve sapık düzenin haram rantlarını yemeye alet edenler vardır. Onların bu dine, bu ümmete verdiği zarar azılı, militan, agresif, amansız kafirlerin verdiklerinden daha fazla ve ağırdır.

Dini, Kur'anı, imanı, Şeriatı ucuz veya pahalıya satanlardan daha alçak kim olabilir?

Bu imana, bu dine, bu Kur'ana nasıl hizmet edileceğini Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz göstermiştir.

Ashab-ı Kiram radiyallahu anhüm ecmâîn onun yolundan gitmiştir. Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn efendilerimiz o yolda azimle ve istikametle yürümüştür.

Asrımıza kadar karnen ba'de karnin din eimmesi, gerçek ulema, gerçek fukaha, gerçek müfessirler ve muhaddisler, gerçek hizmetkarlar, gerçek meşayih ve mürşidler, Ehl-i Beyt-i Mustafa hep Peygamber yolundan yürümüşlerdir.

Onlar dini, imanı, Kur'anı, Şeriatı ticarete, benliğe, dünya çıkarlarına alet etmemişler, vasıta kılmamışlardır.

İcabında kırbaçlanmışlar, zindana atılmışlar, öldürülmüşlerdir ama doğru yoldan, hak metottan inhiraf etmemişlerdir (sapmamışlardır).

Bugün bazı sefiller dini, imanı, mukaddesat-ı islamiyeyi, Şeriat-ı garra-i Ahmediyeyyeyi sömürmektedir.

Onların yaptığı hizmet değil, sebeb-i hezimettir.

İhlasla kılınmayan namazın Allah katında makbul olmayacağına dair kesin haberler vardır.

Diğer ibadetler de böyledir.

Allah rızası için değil de, halka kendisi için bu ne hayırsever zenginmiş dedirtmek için hayır hasenat yapanların Cehenneme atılacağını Resulullah bildirmiştir.

Dinimizin temel farzlarından biri de istikamettir yani doğruluk ve dürüstlüktür.

Hayber gazvesinde bir çift ganimet ayakkabıyı alıp gizleyen sonra çarpışmada öldürülen kimsenin cenaze namazını Resûl-i Zişan Efendimiz kılmamıştır.

Riba alıp verenler ateştedir.

Zekatları, Kur'ana Sünnete ve Şeriata aykırı olarak toplayan ve sarf edenler haindir, merduttur.

İslam dininin yeminlerle ilgili hükümlerini çiğneyenlerin vebali büyüktür.

Haram yiyenlerin dünyada ve ahirette rezil ü rüsvay olacağı bildirilmiştir.

Müslüman, Kur'ana Sünnete Şeriata aykırı bir kötülük görürse, gücü yetiyorsa eliyle fiilen, buna gücü yetmiyorsa diliyle kalemiyle, buna da iktidarı yoksa kalbiyle buğz ederek o kötülüğe karşı gelir. Bu sonuncusu, yani kalbiyle buğz etmek imanın asgarîsidir buyurmuştur Resulullah.

Zulüm ve haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Zulüm ve haksızlığı alkışlayan yağcılar ve yalakalar denî, sefil insanlardır.

Elde fırsat ve imkan varken Müslümanların birleşmesi, tek bir Ümmet haline gelmesi, başlarına ehil ve layık bir İmam-ı Kebir seçmeleri için çalışmayanlar derin bir gaflet içindedir.

En büyük fitne ve fesat, imkan olduğu halde marufla emr etmemek ve münkerden nehy etmemektir.

Bilen Müslümanlar, bilmeyen Müslümanları bilgilendirmez, aydınlatmaz, uyarmazsa vazifelerini yapmamış olurlar.

Başlarındaki ruhbanları erbab haline getirenler, mâsum görenler açık bir sapma içindedir.

Kur'ana göre Allah katında üstünlük ancak taqva iledir. Taqvanın yerine cemaat intisabını koyanlar büyük yanılgı içindedir.

Emanetleri ehil olanlara değil de, "bizden olanlara" verenler hem dine, hem mülke zarar veriyor, darbe vuruyorlar.

Beş vakit namazda camilerin erkeklerle dolu olması gerekir, kadınlarla değil!

Resulullah'ın (Salat ve selam olsun ona) mütevatir, mânen mütevatir, sahih hadislerini inkar, red ve tekzib edenler hak yoldan çıkmıştır.

Kur'an ayetleri ve Peygamber Sünneti, AB'nin ve Feminizm ideolojisinin normlarına, değerlerine, kriterlerine göre ayarlanamaz, ayıklanamaz, yorumlanamaz. Böyle yapanlar haindir.

Bütün İslamî hizmetlerin, faaliyetlerin, lisan, beden, mal ile yapılan ibadetlerin ihlas ile yapılması gerektir.

Din ticareti ticaretlerin en kötüsüdür.

Ribayla, rüşvetle, haram yol ve metotlarla, ihalelere fesat karıştırılarak, gayr-i meşru komisyonlar alarak elde edilen bütün servetler cehennemî servetlerdir.

Fa'tebirû yâ ulü'l-ebsar!..

 

* (İkinci yazı)

Adalet İslam'ın Diğer Şartlarındandır

ALLAH biz mü'min kullarına adaleti emr ediyor.

İslam'ın, bildiğimiz beş temel şartından başka şartları da vardır, adalet bunlardan biridir.

Adalet Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sâbittir.

İslam adaleti emr etmiyor diyen dinden çıkar, kafir-mürted olur.

İslam'da, amaca ulaşmak için her vasıta mübah değildir.

Müslüman namazını kılar, orucunu tutar, zekatını (dosdoğru) verir, diğer farzları eda eder, Peygamberin Sünnetine ve ahlakına yapışır ve Allah'ın fazlını, nasrını, tevfiqini bekler. Allah doğru kullarına yardım edeceğine dair vaatte bulunmuştur.

İslamî hizmetler ve faaliyetler zulümle birlikte yapılmaz.

Beş vakit namaza ve cemaate önem vermemek, bunları ya terk etmek, yahut hafife almak bir zulümdür.

Kur'an zekatın kimlere, nasıl verileceğini beyan etmiştir. Zekatlar tüzel kişilere yani derneklere, vakıflara, cemaatlere, tarikatlara verilmez. Öncelikle Müslüman fakirlerin ve Müslüman miskinlerin hakkı olan zekatları fıkha ve Şeriata aykırı olarak toplayanlar ve sarf edenler zalimdir.

Müslümanların birlik ve beraberlik içinde bir Ümmet çatısı altında toplanmaları farzdır. Birlik ve beraberliği bozanlar zalimdir.

Mü'minlerin birbirlerini sevmeleri, hayırlı işlerde birbirlerine yardımcı olmaları farzdır. Mü'min kardeşine düşmanlık eden zalimdir.

Kur'an mü'minlerin kafirleri dost ve velî edinmesini yasak kılmıştır. Sâlih Müslümanları bırakıp da küffarla işbirliği yapanlar hain ve zalimdir.

Resulullah Efenhdimiz (Salat ve selam olsun ona) "Mazlum olsun, zalim olsun Müslüman kardeşine yardım et" buyurmuşlar, Ashab mazluma (zulme uğrayana) yardımı anladık da zalime yardım nasıl olur diye sorunca "Elini onun eli üzerine koyarsın" (yani zulmüne mani olursun) cevabını vermişlerdir.

Müslüman kin tutmaz, Müslüman intikam almaz.

Kimde kin varsa onda din yoktur.

Afv ahsen-i intikamdır.

Arıların, karıncaların bile başkanları varken, Müslümanların İmam-ı Kebirsiz, Emîrsiz olmaları reva-i hak mıdır, caiz midir?

Emanetleri ehliyetsizlere vermek büyük bir adaletsizlik, büyük bir zulümdür.

Fırka, hizip, cemaat holiganlığı yapmak zulümdür.

Mü'minleri bizden olanlar, bizden olmayanlar diye ayırmak büyük bir yanlıştır.

Ümmet-i Muhammed sarsılmaz bir birlik içinde çeşitlilikler arz eder.

İslamdan başka hak din vardır demek büyük bir zulümdür. Böyle söyleyenler öncelikle kendilerine zulm etmiş olur. Çünkü bu inanç onları manevî bir felakete sürükler.

Kandırdıkları Müslümanların veballeri de onlar üzerinedir.

Kur'ana uymayanlar, Peygamberin yolundan gitmeyenler, Şeriata aykırı işler edenler kendilerine büyük zulm etmiş olur.

Allah adaleti sever.

Allah zulmü ve zalimleri sevmez.

Allah, Müslümanların, işleri ehil ve mu'temen kişilerle istişare ederek halletmelerini ister.

Akıllı ve olgun Müslüman riyasete talip olmaz.

Matlup olursa, ehil değilse kabul etmez.

Nefs-i emmarelerinin esiri olanlar, hem kendilerine, hem Ümmete zulm eder. Kur'ana kulak ver, "Hiç şüphe yok ki, Allah adaleti ve ihsanı emr ediyor" buyruluyor.

05.02.2012 16:10
#97

Hak Mezhepler Niçin Lazımdır?

 

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun sona) sağlığında Ashab dini, imanı, işlemekle ilgili hükümleri ve bilgileri bizzat ondan öğreniyorlardı. Öğrenenler, henüz bilmeyenlere öğretiyorlardı.

Efendimizin vefatından sonra İslam dünyası hızla genişledi, kısa zamanda Atlas Okyanusu ile Çin sınırlarına dayandı.

Peygamberimiz zamanında Kur'an tek bir kitap (Mushaf) halinde toplanmamıştı. Bu iş Hz. Ebubekir zamanında yapıldı, Hz. Osman Mushaf nüshalarını çoğalttırdı, vilayetlere gönderdi. Böylece Kur'anın nazmı/metni korunmuş oldu.

Başta İbn Sebe' olmak üzere münafıklar, yalancıktan ihtida etmişler İslam'a bozmak istiyordu. Ortaya, Tevhid'e ve sahih akaide aykırı batıl ve bid'at inançlar ve görüşler atılmıştı. İşte bu devirde zuhur eden müctehid imamlar Kur'andan, Sünnetten ve icmâ i ümmetten çıkardıkları fıkıh hükümlerini sistemleştirdiler. Bu konuda dört fıkıh mezhebi yayıldı, diğerleri devam etmedi.

Fıkıh mezhepleri ile Kur'anın ve Sünnetin işlemeye, muamelata, hukuka ait hükümleri bir araya getirilmiş, sistemleştirilmiş ve korunmuş oldu.

İtikad bozukluklarını ortadan kaldırmak üzere İmamı Eş'arî ve İmamı Mâturidî sahih İslam akaidini ortaya koydular, Kur'ana ve Sünnete aykırı bâtıl ve bid'at inanç ve görüşleri ayıklayıp reddettiler.

Dört fıkıh mezhebi ve iki akaid ekolü usûlde (asıllarda), temelde, esasta birdir. Bunların mensupları birbirlerini sapıklıkla ve esasta yanılmış olmakla suçlamazlar.

Kan çıkmakla, yahut bir erkeğin eli kadına değmekle abdest bozulur mu, bozulmaz mı gibi farklı, çeşitli görüşler esasa ait değildir, teferruattır, dinde Rahmanî bir zenginlik ve genişliktir.

Vehhabîler, mezhepsizler, Selefîler, reformcular "Asr-ı Saadette mezhep mi vardı?" deyip duruyorlar.

Ehl-i Sünnetin başı, imamı, rehberi, mürşidi Resul-i Kibriya Efendimizdir.

Ehl-i Sünnetin pişivası ve muktedası Ashab, Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîndir, yani Selef-i Sâlihîndir.

Ehl-i Sünnet demek İslam'ın Kur'anın, Sünnetin Peygamber Efendimizin öğretilerine, metoduna, talimatına uygun yorumudur.

Peygamber ile Ehl-i Sünnet İslamlığı arasında hiçbir kopukluk yoktur. Pakistanlı bir yazarın "İslamın üç kuşağından sonra gerçek İslam'ın temel öğretileri unutuldu" iddiası iftiradır.

İmamı Eş'arî ve İmamı Mâturidî; dört fıkıh ekolünün kurucuları müctehid imamlar (Ebu Hanife, İmamı Mâlik, İmamı Şafiî, İmam Ahmed ibn Hanbel) Kur'ana, Sünnete, Selef-i Sâlihîn inanç, yorum ve uygulamalarına aykırı tek bir hüküm getirmemişlerdir.

Bu altı büyük imamın temsil ettiği Ehl-i Sünnet Müslümanlığı, kopuksuz bir şekilde Resulullah Efendimize ulaşır.

Asr-ı Saadette mezhep mi vardı diyenlere deriz ki:

Asr-ı Saadet'te tek bir kitap halinde Kur'an var mıydı?

Kur'anın tek bir Mushaf halinde toplanmasına da mı bid'at diyeceksiniz?

Ayetlerin Mushaf haline getirilmesi Kur'anı bir araya getirmiş ve korumuştur.

Fıkıh mezhepleri de Kur'anın hükümlerini, Sünnetin ve Selef-i Sâlihîn uygulama ve icmâının ışığında zabt, tanzim ve derlemiştir.

Asr-ı Saadette mezhep mi vardır diyenler ya cahillikten, yahut kasıtlı olarak yanılıyor ve yanıltıyorlar.

Asr-ı Saadette Ramazan'a mahsus gece namazı vardı ama ona teravih denmiyordu. Geçen Ramazan ayında bazı aykırılar İslam'da teravih yoktur diye bağırıp çağırdılar ama Diyanet fetva heyeti onların ağzının payını verdi.

İslam dini 23 yılda tamamlanmıştır. Kur'anın son ayeti Efendimizin vefatından kısa bir müddet önce inmiştir. Asr-ı Sadette fıkıh ilmi vardı ama onun sağlığında bugünkü şekilde tedvin edilecek vakit yoktu.

Dört fıkıh mezhebinin dördü de esasta, usulde, temelde birdir.

İhtilaflar ayrıntılara aittir ve hadîslerin yorumuyla ilgilidir.

Hülasa-i kelam:

Ehl-i Sünnetin iki akaid ekolü ve dört fıkıh mezhebi haktır.

Dört fıkıh mezhebinin üzerinde ittifak ettikleri konulara aykırı ictihad yapılamaz.

İmamı Eş'arîye ve İmamı Mâturidîye bağlanan, İslam'ı dört fıkıh mezhebinden birine göre hayata uygulayan Müslümanlar Resulullah Efendimize, Kur'ana, Sünnete kopuksuz bir şekilde bağlanmış olurlar.

Asr-ı Saadette mezhep mi vardı sözü safsatadan, mantıksızlıktan, basiretsizlikten ileri gelen bir insafsızlıktır.

Asr-ı Saadette Mushaf da yoktu, o da mı bid'attir?

Fıkıh mezhepleri olmadan Müslümanlar İslam'ın hükümlerini hayata nasıl uygulayacaklar?

Reformcuların hazırladıkları Kur'an tercüme, meal ve tefsirlerinden mi?

Yağma yok!

 

M. Şevket Eygi

12.02.2012 01:26
#98

PEYGAMBERİ sevmek sadece kuru lafla, sevgi edebiyatıyla olmaz. Peygamber yürekten sevilmeli ve bu sevgi yaşayışa yansımalıdır.

Peygamber'i hakkıyla seven, onun Hak katından getirmiş olduğu Kur'ana sımsıkı sarılır, o mukaddes Kitabın yap dediklerini yapar, yapma dediklerinden kaçınır.

Peygamber'i seven, Allah ile olan işlerinde ve ibadetlerinde ihlaslı olur, her türlü nifak ve riyadan uzak durur.

Peygamber'i seven âdil ve insaflı olur, zulm etmez.

Peygamber'i seven haram yemez.

Peygamber'i seven rüşvet alıp vermez.

Peygamber'i seven lüksten, israftan, aşırı tüketimden, gururdan, kibirden kaçınır.

Peygamber'i seven kişi, başta komşuları olmak üzere halkın meleğidir.

Peygamber'i seven, gücünün yettiği kadar ahlaklı ve faziletli bir Müslüman olmaya çalışır.

Peygamber'i seven, halkın bir kısmı sefalet ve yoksulluk içinde kıvranırken Nemrud ve Firavun gibi yemez içmez, yaşamaz.

Peygamber'i seven parayı putlaştırmaz, para ve mala tapmaz, zengin olmak için her haltı yemez.

Peygamber'i seven, aynı zamanda Ebû Cehil'i , Deccal'ı, Süfyan-'ı, Tâğut'u sevemez.

Peygamber'i seven, onun "Gözümün nuru" dediği namazı da sever ve kılar.

Peygamber i seven mürüvvetli olur.

Peygamber'i seven gıybet etmez, insanların gizli ayıp ve günahlarını araştırmaz.

Peygamber'i seven, onun Sünnetini hayatına uygular.

Peygamber'i seven kişi, Allah'ın kendisine lutf ve ihsan etmiş olduğu nimetleri paylaşır.

Peygamberi seven, ya hayır söyler, ya susar.

Peygamber'i seven fitne, fesat ve tefrika çıkartmaz.

Peygamber'i seven kişi, kendisi Batıda olsa bile, Doğuda ayağına diken batan Müslümanın acısını kalbinde hisseder.

Gerçek Peygamber sevgisi Müslümanı yüceltir, vasıflı ve güçlü kılar,

Peygamber'i seven, onun Şeriatına bağlanır.

Peygamber'i seven oğullarını ve kızlarını, onun seveceği ve beğeneceği iyi Müslümanlar olarak yetiştirir.

Peygamber'i seven, fânî ve aldatıcı dünyaya bel bağlamaz, âhirete yönelik olur.

Peygamberi gerçekten seven kişi, hiç mütemâdiyen haram yer mi?

Peygamber'i seven onun Ashabını da sever.

Onun Ehl-i Beytini de sever.

Onun sevenleri de sever.

Peygamber'i seven, dinde çıkartılan bid'atları sevmez.

Zulmü, fıskı, fücuru, yalanı, nifağı, şikağı, günahı, azgınlığı sevmez.

Peygamber, insanların en fazla istiğfar edeniydi, onun seven de tevbeli ve istiğfarlı olur.

Peygamber israf etmezdi, onu seven kuru ve bayat ekmeği asla çöpe atmaz.

Peygamberi seven doyduktan sonra veya tok iken yemez.

Peygamberi seven, seher vakitlerinde leşler gibi uyumaz.

Peygamberi seven, cimrilik yapmaz, cömertlik sergiler.

Peygamberi seven, Kıblegâh-ı- Kibriya olan kalpleri kırmaz.

Peygamber'i can u gönülden, yürekten, gerçekten seven Müslümana Nebevî nurlar yansır.

Bu sevgi lafla, edebiyatla olmaz... Peygamber sevgisi yaşanan bir sevgidir...

Hem Peygamberi seviyorum de, hem de onun yolundan gitme, onun yaptıklarını yapma, yapmadıklarını yap, onun Kitabına ve Sünnetine tamamen aykırı bir yolda yürü, olur mu böyle şey?

Kur'an "Peygamber size ne getirmişse onu alın" buyurarak, biz mü'minlere onun yolundan gitmeyi emr ediyor.

Peygamberi seven, onu kendisi için en güzel örnek, model, mürşid kabul eder.

Lafta ve yüzeyde kalan, hayata uygulanmayan sevgi eksiktir.

Kurtulmak istiyorsak, Peygamber sevgisini yaşayalım, hayata aksettirelim.

Edebiyatı bırakalım, bize bakan Peygamber sevgisi nasıl olurmuş görsün.

* (İkinci yazı)

Zekâları Körleştiren Bozuk sistem

BUGÜNKÜ ideolojik eğitim sistemi, bugünkü medya, bugünkü koşuşturma ve hengâme en zeki insanları bile birkaç sene içinde zeka özürlü haline getirir.

Evet, zekalar iyi bir eğitimle daha parlak hale getirilebileceği gibi, körleştirilebilir, dumura uğratılabilir.

Diktatörlük rejimleri bunu çok iyi bilir ve uygular.

Yakın tarihimizdeki diktatörlük devirlerinde çocuklarımız, gençlerimiz, insanlarımız yoğun bir beyin yıkama ameliyesine tâbi tutulmuştur.

Diktatörlük rejimleri hür düşünceli, geniş ufuklu, bilge insanlar istemez; robotlar, uyurgezerler, zombiler ister.

Yakın tarihimizde bu maksatla önce yazılı, edebî zengin Türkçeyi bozdular. Lisan ne kadar güdükleşir, erozyona uğratılır, daraltılarsa bir toplumun kültür, irfan seviyesi de o nispette düşer alçalır.

Türkiye halkı son seksen sene içinde dehşet verici bir kültür engizisyonuna mâruz kalmıştır.

İdeolojik azınlık rejimi ülkemizde çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanları bölmüş,parçalamış, birbirinden kopartmış ve onları Kur'anın istediği tek bir Ümmet olmaktan çıkartıp sürüler haline getirmiştir.

Divide et imperia!..

İdeolojik eğitim toplumda hafıza, dikkat, merak, idrak bırakmamıştır.

Toplumu çekip çevirecek, kılavuzluk edecek âqil ve bilge kişiler kalmış mıdır, kaldıysa kaç kişidirler, niçin ortaya çıkıp halkı aydınlatmıyorlar?

Müslümanlar nasıl irşad edilecek?

Tashih-i itikad meselesi nasıl halledilecek?

Sabah namazlarında boş kalan camiler nasıl doldurulacak?

Bugünkü tefrika nasıl sona erdirilecek?

Müslümanlar nasıl tek bir Ümmet olacak?

Korkunç ve yıkıcı ahlak fesadı nasıl düzeltilecek?

Bilge ve âqil kişilerin durumun fecaatini anlatan bir rapor hazırlamaları ve bunu halka ve idarecilere duyurmaları gerekmez mi?

Bin yıllık yazımızla okuma ve yazma konusundaki açığımız, ayıbımız, noksanımız nasıl bir çözüme kavuşturulacaktır?

Japonya, Güney Kore, Tayvan, Singapur, Finlandiya, İsveç, Norveç liseleri ayarında okullar nasıl kurulacaktır?

Türkçe konusundaki vahim kopukluk nasıl giderilecektir?

Berhava edilmiş olan toplumsal barış ve mutabakat nasıl geri getirilecektir?

Yalancı, düzmece, sahte ideolojik tarih nasıl iptal edilecektir?

Ahlak ve fazilet üzerine kurulu âdil ve hak bir sistem nasıl tesis edilecektir?

Bunlar ve bunlara benzer konular bu memlekette müzakere ediliyor da benim mi haberim yok?

Zeki insanlar iken zeka özürlü hale getirilenler nasıl bir rehabilitasyon tedavisine tâbi tutulacak?

Bütün bu konularda çok ciddî, çok seviyeli, çok faydalı, çok olumlu, çok uyarıcı ve aydınlatıcı makaleler yazılsa acaba kaç kişi okur?

Kaç kişi anlar?

Kaç kişi çareleri, çözümleri, teklif ve temennileri hayata geçirir?

12.02.2012 01:29
#99

İngiltere'de bir bakan yalan beyanda bulunduğu için koltuğundan olmuş. Yalan beyan ne demektir? Beyanını kaldırınız kısaca yalan söylemektir.

Dürüst, temiz ve şeffaf rejimlerde hiçbir idarecinin, siyaset adamının halka yalan söylemesi normal kabul edilemez ve cezasız bırakılamaz.

Hz. Muhammed'in (salat ve selam olsun ona) "Bizi aldatan bizden değildir" sözü İslam ülkelerinde geçerli midir?

Yalan söylemek hem ahlaksızlıktır, hem günahtır, hem de yerine göre suçtur.

Bir politikacı, bir idareci halka asla yalan söylememelidir. Yargıyı asla yanıltmaya teşebbüs etmemelidir.

İlk çağdaki muhaddisler, yürümemekte inat eden atını yürütmek için ona bir tutam ot gösteren, sonra otu ona yedirmeyen kimsenin rivayet ettiği hadîsi almamışlardır. Atı aldatan insanları da aldatabilir demişlerdir. Zavallı hayvana yeşil ot gösterip, sonra onu ona yedirmemek mürüvvetsizliktir demişlerdir.

Müslüman savaş dışında hile yapmaz.

Müslüman haram yemez.

Müslüman nepotizm yapmaz.

Müslüman riyasetini, makam ve mevkiini kullanarak gayr-i meşru gelir ve servet edinmez. Müslüman idareci âdil ve munsif( insaflı) olmakla yükümlüdür.

Müslüman idarecinin mal ve servet beyanı çok açık ve gerçeğe mutabık olmalıdır.

Şu Müslüman dünyasının haline bakınız:

Despotik idareler.

Milyarlarca dolarlık kara, kirli, necis, haram servetler.

Devlet ve belediye bütçelerinin hortumlanması.

Gulül gulül gulül...

Gulül nedir bilir misiniz?... Gulül, ganimet toplarken bir malı saklayıp, bildirmemek, zimmetine geçirmek demektir.

Fakihler, gulül kavramının içine beytülmal-i müslimîni soymayı, talan etmeyi, zimmete geçirmeyi de dahil etmişlerdir. Resul-i Kibriya Efendimiz (salat ve selam olsun ona) Hendek gazvesinde şehid olan bir mücahidin cenaze namazını kılmadılar. Çünkü (Peygambere mâlum olmuştu) o zat, ganimet olarak bir çift deri ayakkabı almış ve bunu gizlemişti. Daha önce de yazdım; tekrar ediyorum: İsveç, Norveç, Finlandiya Müslüman ülkeler değil ama oralarda İslam ahlakı bizden fazla.

Japonya da öyle.

Biz Müslümanız ama bizde, onlardaki kadar İslam ahlakı yok.

Şu Arap dünyasına bakınız... Şu Türk dünyasına bakınız... Şu İslam alemine bakınız... Hangi İslam ülkesinin uluslararası ahlak, temizlik ve şeffaflık notu (10 üzerinden) 5'in üzerindedir? Hiçbirinin...

Müslümanlığın kemali güzel ahlakla olur.

Resulullah Efendimiz mekârim-i ahlakı tamamlamak için gönderilmiştir.

Yalan, gıybet, tecessüs, iftira, nemmamlık hepsi haramdır.

Müslüman yalancı şahitlik etmez. Kendisinin, babasının, kardeşinin aleyhinde de olsa doğru şahitlik yapar.

Müslüman güvenilen, güvenilir insandır.

Sultan birinci Murad'ın askerleri Edirne'yi feth ettikleri zaman Rum köylüleri ormanlara kaçmıştı. Birkaç gün sonra döndükleri vakit, üzüm bağlarında dallara sarılmış çaputlar, onların içinde paralar bulmuşlardı. İslam askerleri olgun üzümlerden salkımlar koparıp yemişler, ücretini beze sarıp koymuşlardı...

Haram yiyenler haramidir.

On ülkenin Sultanı olan Emîrülmüminîn Selahaddin Eyyubî vefat ettiğinde terekesinde cenaze masraflarına yetecek şahsî parası çıkmamıştı.

Ah İslam ahlakı, vah İslam ahlakı!..

* (İkinci yazı)

Bütün Cinler İçeride

İSLAMÎ kesimin, İslamî hizmet ve hareketin içine kimler ve neler girmedi ki...

CIA girdi, MOSSAD girdi, ABD girdi; AB, Siyonizm, İsrail, Vatikan, Evangelistler girdi.

Nice insî ve cinnî şeytan girdi.

Münafıklar, müraîler girdi.

Yarı mühtediler girdi.

İbn Sebe'ler girdi.

Din ve mukaddesat bezirgânları girdi.

Patrikler, papazlar, monsenyörler, pastörler, hahamlar, zangoçlar girdi.

Allah'ın ayetlerini ucuza satanlar girdi.

Sarıklı Farmasonlar girdi.

Sürüyle casus, ajan, provokatör girdi.

Dinleri dinar, kıbleleri nisa olanlar girdi.

Mürüvvetsizler girdi.

Reformcular, dinde değişimciler, yenilikçiler, tarihselciler girdi.

Allah'ı bir Roma putuna benzetenler girdi.

Kemalistler girdi.

Eyyamcılar girdi.

İki dinliler girdi.

Kapı ardına kadar açık, giren girdi, çıkan çıktı.

Zekat uğruları girdi.

Gulül erbabı girdi.

Arsızlar hayâsızlar girdi.

Ayakta uyuyanlar girdi.

Cemaat holiganları girdi.

130 desibelle bağıran hoparlörler girdi.

Akortsuz seslerden gürültü ayyuka çıktı.

Rant yiyenler memnun, yiyemeyenler kızgın.

Muhlis mü'minler üzgün, münafıklar şad u hürrem.

İbn Sebe' orkestra şefi, çalan çalıyor, oynayan oynuyor, bir hangâme ki sormayın.

Mardin Kazımiye medresesindeki salaş köprüden papazlar ve hocalar çan ve ezan sesleri içinde geçiyorlar.

Bu gidiş Cennet'e mi, Cehenneme mi?

Beş yıldızlı lüks otelde iftar ziyafeti var. Papazlar, hahamlar, patrikler de davetli. Oh bu ne muhabbet. Çalsın çanlar, öttürülsün nefirler.

Erkeklerin dolduramadığı camileri bari taife-i nisa ile dolduralım.

Çanlar çalsın, ezanlar okunsun, diyalog var diyalog.

Zavallı Müslümanlar, siz bu günleri de mi görecektiniz?

07.02.2012

21.02.2012 01:53
#100

Çağımızın Yirmi Büyük fitnesi

Her devirde fitne ve fesat olmuştur ama şu içinde yaşadığımız fitneler ve fesatlar hepsinden korkunç, yaygın, yoğun ve geneldir.

Birinci fitne: İslam alemindeki dinden dönüş, dine arka dönüş (sekülerleşme), irtidat cereyanlarıdır. Adam sabah evinden imanlı olarak çıkıyor, akşama imansız dönüyor; yahut geceyi imanlı geçiriyor, sabaha imansız çıkıyor.

İkinci fitne: Ehl-i Sünnetin darbelenmesi, zayıf düşmesi ve itikad ve amel konusunda, bazısı küfre götüren bir yığın bid'atin çıkması.

Üçüncü fitne: Bilhassa Türkiye'de beş vakit namazın halkın yüzde 90'ı tarafından (belki daha fazlası) terki ve her çeşit şehvetlere uyulması.

Dördüncü fitne: İslam medreselerinin (Türkiye'de) kapatılarak dinî ilimlerin belinin kırılması, icazetli ulema ve fukaha yetişmemesi, halkın nasihatsiz kalması.

Beşinci fitne; Tasavvuf tarikatlarının (Türkiye'de ve Arabistan'da) kapatılması ve olgun Müslüman yetiştirme eğitiminin sekteye uğraması.

Altıncı fitne: 1924'te İmamet-i Kübra-i İslamiye'nin ilgası ve İslam aleminin başsız kalması.

Yedinci fitne: Yahudi Moiz Kohen'in, asıl ismini ve kimliğini gizleyerek Tekin Alp adıyla İslam'a karşı cehennemî ve menfi bir kavmiyetçilik çıkartması ve uhuvvet-i islamiyeyi zedelemesi.

Sekizinci fitne: Müslüman halkların kütleler halinde Yahudileri ve Hıristiyanları taklit etmeleri ve onlara benzemeye çalışmaları; böylece "Bir kavme benzeyen ondan olur" hadîsinin tehdidi altına girmeleri.

Dokuzuncu (ve zamanımızdaki en büyük) fitne: Bir kısım Müslümanların tevhid ile teslisi bir tutmaları, İslam'ın Allah katında tek olduğuna dair ayetin zıddına "Üç hak ibrahimî din vardır, üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir" bozuk itikadına saplanmaları.

Onuncu fitne: Bir kısım İslam kadın ve kızlarının açılıp saçılıp tesettür perdelerini parçalamaları ve nâmahrem erkeklerle fütursuzca ihtilat eylemeleri.

On birinci fitne: Fâsık-ı mütecahir sayısının patlaması, büyük günahların açıktan, küstahça ve korkusuzca işlenmesi, bazı İslam ülkelerinin bir meyhane-i kübraya, Sodom Gomore'ye, Roma ve Bizans'a dönmesi.

On ikinci fitne: Fütüvvet ahlakının ve teşkilatının yıkılması ve haram yemenin yaygın hale gelmesi.

On üçüncü fitne: Çocuklara, gençlere, yeni nesillere Tevhidî eğitim verilememesi, Tâğutî eğitimin yaygınlaşması.

On dördüncü fitne: Kur'anla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle, Şeriat ahkamınca büyük günah ve ağır suç olarak bildirilen zinanın (bazı İslam ülkelerinde) suç olmaktan çıkartılması.

On beşinci fitne: Bazı İslam ülkelerinde Müslüman kadınlara devletin resmî fahişelik vesikası vererek fuhuş yaptırtması, bundan vergi alıp bütçesine koyması.

On altıncı fitne: Din ile dünyanın ayrılması, İslam dininin Protestanlığa benzetilmek istenmesi, dinde sekülarizm cereyanının yaygınlaşması.

On yedinci fitne: Büyük miktarda Müslümanın vahşi kapitalizmi ve liberalizmi dünya görüşü olarak benimsemesi ve hayatlarını ona göre ayarlamaları.

On sekizinci fitne: İlimde, irfanda, sanayi-i nefisede, dinî kültürde büyük gerileme olması, çok sayıda Müslümanın bedevileşmesi.

On dokuzuncu fitne: Nice İslam ülkesinde dine açıkça veya kapalı bir şekilde düşmanlık eden, Müslümanları ezen, şer'î hürriyeti kaldıran despotik idarelerin kurulması, beytülmal-i müslimînin haydutça soyulması.

Yirminci fitne: İslam dünyasının onlarca devlete ayrılması, Müslümanların bir ülkeden öbürüne pasaportla geçmesi. Bazı İslam devletlerinin birbirileriyle savaşmaları.

Yukarıda yirmi büyük fitneyi yazdım. Bu liste elbette uzatılabilir.

Bu fitneler öldürücü, yere serici, yıkıcı fitnelerdir.

Bunlarda karşı çok etkili, çok disiplinli, çok güçlü, çok tâvizsiz bir ıslah ve emr-i mâruf ve nehy-i münker hareketi başlatılmazsa gelecek çok karanlıktır.

* (İkinci yazı)

Doğalgaz Faciası

İkinci dünya savaşında Alman ordusu Rusya içlerinde hızla yıldırım gibi ilerliyordu. Ancak hesapta olmayan bir şey Almanları durdurdu. O yıl kış ve soğuk çok şiddetliydi. Öyle ki, bazı yerlerde motorlu vasıtaların yakıtlarının bile donduğu rivayet ediliyordu.

İşte bu korkunç soğuklar, bu sert kış Almanya'nın talihini tersine döndürmüştü...

Yirmi küsur milyonluk İstanbul başta olmak üzere Türkiyenin büyük kısmı, dış ülkelerden pahalıya satın alınan doğalgaz ile ısınmaktadır.

Herhangi bir krizde, Allah vermesin bir savaşta dışarıdan doğalgaz gelmezse büyük sıkıntı çekeriz, felç oluruz.

Ülkemizin büyük miktarda parası, kanı iliği doğalgaza harcanmaktadır.

Yeni yapılan binalarda artık soba borusu için bacalar yoktur.

Doğalgaz kesilirse on milyonlarca vatandaş ne yapacaktır?

Yakutistan'ın başkenti Yakutks'ta kış aylarında derece sıfırın altında 50'ye düşüyor ama hayat durmuyor; dükkanlar açık, okullar ve üniversiteler açık, fabrikalar açık, vasıtalar çalışıyor, herkes işiyle gücüyle meşgul...

Bizde biraz kar yağar hayat felç olur... Yağmur uzunca yağar seller olur...

Ortadoğu çok karışık, Kafkaslar karışık... Büyük bir kriz olabilir... Doğalgaz kesilebilir. Bu kriz kışın çok soğuk günlerinde olursa milyonlarca vatandaş ne yapacaktır?

Bendeniz doğalgazla ısınmıyorum. Isınan dostlarıma soruyorum, ısıtma kalitesi düşükmüş, çok da pahalıymış, daha da pahalanacakmış.

Büyük bir krizde doğalgaz kesilirse halk nasıl ısınacaktır? İlgililerin bu konuda geleceğe dönük ciddî planları, programları, çare ve çözümleri var mıdır?

Kömüre, oduna dönmek mümkün değildir sanırım. Çünkü kaliteli kömürü de Sibirya'dan ithal ediyoruz.

Yirmi milyon insanı ısıtacak odun da bulunmaz.

Odun kömür bulunsa, yeni binalarda soba kuracak baca yok.

Baca olsa milyonlarca soba nasıl bulunacak?

Soba bulunsa milyonlarca bacadan fışkıran zehirli dumanları içinde halkın nefes alması mümkün olmayacak.

Ah doğalgaz ah doğalgaz...

Bir de şu rivayet var: Bu yıl veya en geç 2013'te güneşte, 150 senede bir olan patlamalar olacak ve dünyamızdaki bütün elektrik sistemleri bundan etkilenecekmiş. Elektrikler kesilecek, elektrikli cihazlar ve vasıtalar çalışmayacakmış. Düşünebiliyor musunuz?... Bankalar, haberleşme ve iletişim, hastaneler, yüksek binalarda asansörler, doğal gaz sistemleri, her şey her şey... Peki o zaman ne yapacağız? Doğalgaz olsa bile onu yakmak için elektrik lazım...

04.03.2012 02:12
#101

Türkiye Müslümanları Türkiye'de İslam için nasıl çalışıyor?.. İyi mi çalışıyor kötü mü çalışıyor... Yoğun mu çalışıyor gevşek mi çalışıyor? Yapılması gereken hizmet ve faaliyetler yapılıyor mu? Yapılıyorsa nasıl ve ne kadarı yapılabiliyor? Planlı ve programlı bir şekilde çalışılıyor mu?

Bu soruları mutlaka sormamız ve cevaplarını aramamız gerekmektedir.

Ülkemizde her yıl yekûn olarak milyarlarca dolar toplanıyor İslamî hizmet ve faaliyetler için, bu para yerli yerinde harcanıyor mu?

Müslümanlar elbirliğiyle mi çalışıyor; yoksa kopuk kopuk bölük pörçük mü çalışıyor?

Müslümanlar Kur'anın, Sünnetin emirlerine, Şeriatın hükümlerine, İslam ahlakına uygun şekilde çalışıyorlar mı?

Benim kanaatimce biz Türkiye Müslümanları, İslam için gerektiği gibi çalışmıyoruz.,

İslamî propaganda konusunda, Yahova Şahitlerinin kendi dinleri için çalıştıklarının, yaptıklarının binde birini bile yapmadığımız kanaatindeyim.

Mormonlar kadar da çalışamıyoruz.

Dinimiz hak ama bizim, o dine layık hizmet ve faaliyetler konusunda çok eksikliklerimiz ve gevşekliklerimiz var.

En büyük noksanımız üniter bir Ümmet yapısına sahip olmamaktır.

Başımızda, hepimizin biat ve itaat ettiği bir İmam-ı Kebir yok.

Lügat kitaplarında, Kur'an tefsirlerinde, hadîs mecmualarında Ümmet diye bir değer ve kurum yazılı ama realitede Ümmet yok. Biz Müslümanlar tek bir Ümmet olmaktan çıkmış, birbirinden kopuk cemaatlere, tarikatlara, sürülere, gruplara, hizip ve fırkalara ayrılmışız.

Dehşetli ve korkutucu bir tavaif-i müluk manzarası arz ediyoruz.

Sanki zamane Müslümanları, ittifak etmemek konusunda ittifak etmişler.

Müslümanların birleşmesi mümkün müdür? Teoride elbette mümkündür ama pratikte bu iş çok zordur.

İslamî cemaatler, tarikatlar, grup ve hizipler bugünkü kafa ile bir federasyon veya konfederasyon çatışı altında toplanamazlar.

Herkes ben diyor, Ümmet mânasında biz diyen yok denecek kadar az.

Mübarek Ramazan aylarında beş yıldızlı şaraplı günah fısk, fücur, mâsiyet mekanlarında papazlar, patrikler, monsenyörler, pastörler, zangoçlar, kıssisler, hahamlar, ehl-i Talmud ve ehl-i Teslis ile can ciğer neş'eli ve muhabbetli iftar ziyafetleri tertipleniyor ama on Müslüman cemaat reisi, tekke şeyhi, çeşitli meşreplere mensup kalburüstü Müslüman şahsiyet bir çay sohbetinde bir araya gelemiyor, hizmetler ve faaliyetler hakkında istişare etmiyor, karar almıyor.

Her cemaat kendi yayınevine, kendi gazetesine, kendi dergisine, kendi okullarına, kendi devletine sahip olmak istiyor.

Artık bir Meşihat makamı, onun teftiş heyeti, Meclis-i Meşayihi olmadığı için İslamî cemaatler, tarikatlar, gruplar, hizipler denetlenmiyor.

O hale düşmüşüz ki, öncelikle fakir Müslümanların, miskin Müslümanların hakkı olan zekatların büyük kısmı bile Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırı olarak toplanıyor ve sarf ediliyor.

Katoliklerin de çeşitli meşrepleri, tarikatları, kurumları var ama onlar bir ipe dizilmiş taneler gibi. Çünkü Katoliklikte Papalık var, üniter bir hiyerarşi var. Amazonya'daki bir misyoner bile Vatikanın denetimi altında, onun verdiği direktifler ile çalışıyor.

Bizim tesbihimizin ipleri kopmuş, taneleri çil yavrusu gibi dağılmış, saçılmış.

Biz şirazesi sökülmüş, sayfaları ayrılmış bir kitaba dönmüşüz.

Binlerce Mehdi, binlerce gavs, binlerce kutub...

Bazı Müslüman ruhbanlar uçuruldukça uçuruluyor.

Yahu İslamî hizmetler için toplanan bunca para nasıl harcanıyor diye sormak en büyük küstahlık.

Ümmet şuuru unutulmuş, hizip ve fırka asabiyetleri galeyan halinde.

Nie kadar bid'at cereyanı, fırkası, hizbi varsa Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığını yıkmak için seferber olmuş.

Müslüman kesimin içinde casus, ajan, provokatör, arivist, popülist, yönlendirici kaynıyor.

Müslümanlar, birbirinden kopuk binlerce gruba, hizbe, fırkaya ayrılmış, Protestanlaşmış.

Sekülarizm kanseri bünyeyi sarmış.

Namaz kılanların sayısı yüzde ona, belki o rakamın da altına düşmüş.

Bir kısım İslamcılar vur patlasın çal oynasın... Lüks umre seyahatleri... Lüks hayat... Yan gel de yat... On kekah... beş yıldızlı oteller bile beğenilmiyor, yedi yıldızlısı isteniyor... Lüks meskenler, lüks otolar...

Din iman, Şeriat elden gitmiş, onların umurunda mı?

Bir takım baronların (iyi saatte olsunlar) erbab haline getirilmesi.

Eskiden yeterli miktarda yoktu ama bugün hürriyet var, para ve maddî imkan var, meydan var, fırsat ve enerji var; lakin mutlaka yapılması gereken hizmet ve faaliyetler yapılmıyor.

Vaktiyle radikal mücahid iken sonradan rantçı ve müteahhit olan, voliyi vurup köşeyi dönen zevat-ı kiram pek duyarsız.

Yahu bugünkü ideolojik vesayet rejimi onların gözünde eskiden çok kötüydü, sonra nasıl iyi oluverdi anlamakta zorluk çekiyorum.

* (İkinci yazı)

Kriptolar

Biz hepimiz Ermeniyiz diye bağıranların kaçta kaçı Ermenidir? Sanırım onların içinde, kimlik kartlarının din hanesinde Ermeni Gregoryen yazan bir kişi bile yoktur.

Ülkemizde Kripto Ermeniler var mıdır? Vardır ve hem de çoktur.

İsmi Müslüman, kartta dini İslam yazıyor ama asıl kimliği Ermeni.

Fransa'da yayınlanan La Croix günlük gazetesinde (29 Ağustos 2005) Patrik Mesrob cenaplarıyla yapılan bir röportajda, 1915 ile 1918 arasında Müslüman yapılan 200 bin Ermeni kadın ve kızının torunlarının bugünkü sayısı bir buçuk milyon olarak gösterilmişti.

Rakamlar tartışılabilir ama ülkemizde hayli yüksek sayıda Kripto Ermeni bulunduğu tartışılamaz. Çünkü taş gibi bir realitedir.

Bunların büyük bir kısmı iğreti olarak Alevî görünmektedir.

Hepsini suçlamam ama PKK'nın beyin takımı, kurucusu bu Kriptolar ile Kripto Yahudilerdir. Kürt görünen, Alevî görünen Kriptolar.

Gerçek ve samimî Alevîleri ve gerçek Kürtleri tenzih ederim.

Türkiyenin en büyük problemlerinden biri Kripto Ermeniler ve Kripto Yahudilerdir.

Bu meselenin çözümü var mıdır?

Ölümden başka her şeyin çaresi olduğuna göre bunun da vardır elbette.

Birinci çare: Bu meseleyi iyi niyetli, bilgece, medenîce, yüksek seviyede araştırmak, incelemek.

İkinci çare: Gerçekleri, realiteyi inkar etmemek.

Üçüncü çare: Meseleye olumlu yaklaşmak.

Dördüncü çare: Osmanlı'nın "Milletler Birliği sistemine" dönmek. Bugünkü resmî ideoloji, bugünkü vesayet sistemi (hâlâ devam ediyor), ABD ve İsrail baskılarıyla bu sisteme dönmek çok zordur.

Halkımız birçok konuda kasıtlı olarak cahil bırakılmıştır. Osmanlı'nın milletler sistemi ne demektir, bilen kaç kişi çıkar.

Televizyonlarda, yazılı basında, akademik çevrelerde Kripto Yahudiler ile Kripto Ermeniler meselesi konuşulmuyor, yazılmıyor, tartışılmıyor. Başımızı kuma sokmuşuz, bilmezlikten gelmiyoruz.

Şunu artık kabul etmeliyiz: M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra uydurulmuş Kemalizm ideolojisi ve bugünkü düzen felsefesiyle temel problemlerimizi sağlıklı bir şekilde çözmenin imkanı yoktur.

Enkazından kırka yakın irili ufaklı devlet çıkan Osmanlı cihan imparatorluğu bunca çeşitliliği, bunca dini, bunca ırkı, bunca lisanı nasıl bir arada tutup idare edebilmiştir? Bunu düşünmemiz lazımdır.

Bu sorunun cevabı işkembeden uluorta konuşmakla, çalakalem yazmakla bulunmaz.

Türkiye'nin dominant faktörü olan Sünnî Müslümanlar bu konuda çareler, çözümler üretmekle vazifeli ve hükümlüdür.

Başbağlar köyündeki katliamın hesabını bile soramayan, canileri ve katilleri yakalatamayan Sünnîler mi? (Başbağlar şehitleri için Fatiha okuyup sevabını onların ruhlarına bağışlayalım. Kanları yerde kaldı. Rûz-i Cezada bizden davacı olacaklarından korkuyorum.)

(Türkiye gazetesinin 9 Şubat 2012 tarihli nüshasında yayınlanan "Ermeniler Gerçek Kimliğine Dönüyor" başlıklı haberi, internetten indirip mutlaka okuyunuz, bir kere daha okuyunuz, üçüncü defa okursanız daha iyi olur.)

02.03.2012

MU
21.03.2012 00:22
#102

Son zamanlar yine muhteşem yazılar sadır oluyor Eygi hocamızdan. Elimden geldiğince takip etmeye çalışırım. Link veremiyorum ben, hergün online olan arkadaşlar ihmal etmeseler ne hoş olurdu. Istifadesi bol bir hocamız. Mahrum kalmayın dostlar. Bizden demesi..

25.03.2012 00:00
#103

Türkiye nasıl kurtulur?

Yakın tarihimizde adalet, hukuk, millî irade, millî kültür, bilgelik, tarihî devamlılık ayaklar altına alınmış, büyük haksızlıklar, zulümler, zorbalıklar yapılmış; ülke, halk ve devlete karşı çok cinayetler işlenmiştir.

Yanlış ve kötü işlerin bir kısmı uyduruk mahkemelerin zalimane kararlarıyla yapılmıştır.

Stalin Rusyasında da sözde hukuk vardı, sözde adalet vardı, sözde mahkemeler vardı...

Bütün fenalıklar vesayet rejiminin,resmî ideolojinin gölgesinde sahneye konulmuştur.

Bizde, kalkınmak ve güçlenmek için yapılanlar Japonya'da yapılanların tersi ve zıddı olmuştur.

Japonlar tarihî devamlılıktan kopmamışlar, millî kimlik ve kültürlerine bağlı kalmışlar ve Batı dünyasına açılmalarından kırk sene sonra dev Çarlık Rusyasını yenecek bir güce ulaşmışlardır.

Son yüz yıl içinde bizde yapılan radikal değişikliklerin faydası değil, zararı olmuştur.

Ülkemizde köklü değişiklikler, derin inkılaplar yapan zihniyet, halkların da bireyler gibi kendilerine mahsus kan grupları olduğu gerçeğini hesaba katmamışlardır.

Japonya bütün imkansızlıklara, ülkesinin küçüklüğüne; demir, kömür ve petrolü bulunmamasına rağmen şu anda dünyanın üçüncü iktisadî gücüdür. Biz ise, Japonya'dan daha fazla imkana sahip olmamıza rağmen çok gerilerdeyiz.

Bizdeki Mason, Dönme, Kripto Yahudi, Kripto Hıristiyan inkılapçılar; ilim, üniversite, eğitim, teknik, temizlik ve şeffaflık, adelet, iç barış bakımından dünyanın ilk beş ülkesi içinde yer alması gerekirken Türkiyeyi çıkmaz yollara sokmuşlar, genel bir dağılma, çözülme, kokuşma oluşturmuşlardır.

Yazılı, edebî, medenî Türkçeyi yitirdiğimiz ve gayr-i milli eğitimimiz iflas ettiği için artık doğru dürüst düşünemez ve dertlerimize çare ve çözüm bulamaz hale gelmişizdir.

Bu safhada Türkiye için çıkış, kurtuluş, yükseliş imkanı var mıdır?

Vakit kaldıysa, hiç gecikmeden şu evsafta (vasıflara sahip) Türkiye hizmetkarları yetiştirilmelidir:

(1) Millî kültürü çok iyi seviyede bilecek.

(2) Türkiye Müslüman bir ülke olduğu için çok iyi, çok vasıflı, çok güçlü, çok ahlaklı, çok faziletli Müslüman olacak.

(3) Teknokrat da olsa yazılı, edebî kültür Türkçesini yüksek seviyede bilecek.

(4) Dış dünyaya açılabilmesi için en az iki Batı dilini, kültür ve düşünce kitaplarını okuyup anlayacak seviyede bilecek.

(5) Para, mal, şehvet, lüks, konfor tutkunu olmayacak.

(6) Siyasete atılacaksa, bir ceketle işe başlarsa bir ceketle (bazen onu da kaybetmiş olarak) ayrılacak.

(7) Nefs dereceleri itibarıyla en aşağı nefs-i levvâme derecesinde olacak.

(8) Kendisinde münafıklığın hiçbir alameti bulunmayacak.

(9) Ondaki faziletleri (üstünlükleri) düşmanları ve karşıtları da kabul ve teslim edecek.

(10) Bu değerli kimseler, siyasî mânada değil, kültürel ve sosyal açıdan bütün kötülüklere muhalif olacak; kesinlikle yağcılık, yalakalık, dalkavukluk yapmayacak, kuyruk sallamayacak.

Bugünkü Türkiye'de böyle üstün vasıflı elemanlar yetiştirecek hiçbir eğitim kurumu yoktur.

Böyle kimseler yetiştirmek için özel, paralel, alternatif eğitim sistemleri kurulmalıdır.

Bu anlattıklarım öğretilemez, kazandırılamaz mı?

Hepsi de öğretilebilir, kazandırılabilir.

Yeter ki, ehliyetli ve liyakatli öğretmenler, üstadlar bulunsun.

Zeki ve kabiliyetli bir gence bir iki sene içinde mükemmel Türkçe/Osmanlıca öğretilebilir.

Mantık okutulabilir.

Hukuk genel kültürü verilebilir.

Bilgelik öğretilebilir.

Hukuk öğretilebilir.

Sanat, mimarlık, şehircilik kültürü verilebilir.

Bu dediklerimi rasgele hocalar öğretemez.

Bu anlattığım vasıflara sahip bir Türkiyeliyi yüksek sınıfa mensup bir İngiliz gördüğü vakit onun kültürüne, irfanına, nezaketine, görgüsüne, efendiliğine, aklına, centilmenliğine hayran kalmalı, aşağılık duygusuna kapılmalıdır.

Türkiye sıradan Müslümanlarla kurtulamaz.

Dıştan Müslüman görünecek ama bozuk, kötü, çarpık düzenin haram rantlarına, menfaatlerine, yağlı kemiklerine köpek gibi talip olacak... Böyleleriyle köy olmaz, kasaba olmaz.

Bize Ömer ibn Abdülaziz, Nureddin Zengi, Selahaddin Eyyubî, Şeyh Şâmil, Emîr Abdülkadir ahlakında adamlar lazımdır.

Şu Selahaddin Eyyubî ki, öldüğünde on ülkenin sultanıydı ve terekesinden cenaze masraflarına yetecek parası çıkmamıştı.

* (İkinci yazı)

İslam Mektepleri Açılmadan Kurtuluş Olmaz!

Çoğunluğu oluşturan Müslümanlar, eğitim meselesini çözmedikçe, İslam okulları açıp genç nesilleri gerçek dindar olarak yetiştirmedikçe kendi vatanlarında köle ve ikinci sınıf vatandaş statüsünde esir ve zelil olarak yaşamaya devam edeceklerdir.

Müslümanlık cami binalarıyla, minarelerle, hoparlörlerle, şadırvanlarla, lüks ve israflı umre turizmiyle yücelmez. İşin başı İslamî eğitimdir.

İmam-Hatip okulları var ya...

Onlar yeterli değildir.

Mutlaka ve mutlaka İslam dinine uygun eğitim yapacak, vasıflı Müslüman yetiştirecek İslam mektepleri açılmalıdır.

Bu okulların (İngiltere kolejlerinin şapelleri gibi) camileri olacak ve öğrenciler namaz vakitlerinde öğretmenleriyle birlikte cemaatle namaz kılacaktır.

İslam mekteplerinde, bugünkü laik okullarda okutulan bütün dersler doğru dürüst okutulacak, onların yanında çok güçlü ve sağlam din kültürü verilecektir.

İslam mekteplerinde kız erkek karışık eğitim yapılmayacaktır.

İslam mektepleri dünyanın en parlak, en güçlü, en kaliteli, en beğenilen, en ciddî okulları olacaktır.

Böyle şey olur mu?

Niçin olmasın?.. Ülkemizde Lozan anlaşmasına uygun olarak faaliyet gösteren hayli Katolik özel okul bulunmaktadır. Mesela: İstanbul Karaköy'deki Sain Benoît okulu... Mesela: Pangaltı'daki Notre Dame de Sion (Hz. Meryem) Katolik kız lisesi.

Bu Katolik okullarında Müslüman çocuklar okuyor.

Müslümanların Saint Benoît, Notre Dame de Sion okullarına benzer İslam Mektepleri açmaları niçin çağdaşlığa ve laikliğe aykırı olacakmış.

Laik Fransa'da Katolik Kilisesi'nin hayli özel okulu var ve orada laik rejim devlet bütçesinden bu okullara yardım ediyor.

Türkiye Müslümanları, ülkenin 80 bin caminin kubbelerini altınla yaldızlatsalar, minarelerden 150 bin desibel ezan okutsalar, her yıl bir milyon kişi umreye gitse, şadırvanlardan sıcak menba suyu akıtsalar; yukarıda anlattığım İslam Mektepleri kurulmadıkça kurtulamazlar.

Böyle mektepler lafla açılmaz.

Bunları açıp, vasıflı Müslümanlar yetiştirebilmek için öncelikle şunlar lazımdır:

1. Şehir ve medeniyet kültürü. Böyle işler bedevîlerin becereceği hizmetler değildir.

2. Yüksek seviyede İslamî şuur.

3. Çok kaliteli idareciler ve öğretmenler.

4. Halis niyet ve aksiyon.

İslam mektepleri öyle uyduruk çirkin binalarda hizmet veremez.

Bu işler sıradan öğretmenlerle de olmaz.

İslam mektepleri cemaat ve tarikat asabiyeti ile yürümez.

Bu okullarda temel ve esas Ehl-i Sünnet olacaktır ama bu dairenin içindeki bütün olumlu çeşitliliklere kucak açılacaktır.

Vasıflı olmak şartıyla müdür Mevlevî olabilir. Müdür yardımcılarının biri Kadirî, biri Nakşî, biri Risale-i Nur talebesi...

Öğle ezanı okundu... Başta müdür beyefendi, muavinleri, öğretmenler olmak üzere bütün okul, okulun camiinde, mihraptaki sarıklı cüppeli imamın ardında cemaatle namaz kılacaktır.

Cemaat fanatizmi, militanlığı, holiganlığı bir tür (mecazî mânada) ırkçılıktır. İslam Mekteplerine ırkçılık giremez.

İslam mektepleri öyle güçlü, öyle vasıflı, öyle parlak, öyle başarılı okullar olacaktır ki, gayr-i müslimler, ecnebiler bile çocuklarını orada okutmak için sıraya gireceklerdir. Müslüman olmayan öğrencilere dinî zorlama yapılmayacaktır.

Türkiye Müslümanları acaba benim şu İslam mektepleri projeme ne diyeceklerdir?

Kaç kişinin bundan haberi olacaktır?

13.03.2012

M.Ş.EYGİ

MU
01.04.2012 11:29
#104

Vahim İtikat Bozuklukları

 

Allah'a, Resûlüne, Kur'ana iman eden bir Müslümanın devamlı/değişmez gündeminin ilk maddesi itikadının (inançlarının) doğru ve sağlam olup olmadığını kontrol etmektir.

Bugün İslam dünyasında onlarca, hattâ yüzlerce itikat ekolü bulunmaktadır. Bunların temel inançla ilgili bazı bilgileri birbiriyle uyuşmamaktadır.

Her Müslüman inançlarını Kur'ana, Sünnete uygun hale getirmelidir.

Bu da:

İcazetli gerçek İslam alimlerinin, fakihlerinin öğrettiği, bildirdiği inanç maddelerini kabul etmekle olur.

19'uncu yüzyılda, İslam dünyasında birtakım Mason sarıklılar zuhur etmiş ve dinde yenilik ve değişim yapmak istemişlerdir.

İngiltere'nin mısır başkomiseri Lord Cromer, bu sarıklı Masonlardan biri olan Muhammed Abduh için "I suspect my friend Abduh was in reality an agnostic" diyerek onun agnostic olduğundan şüphelendiğini yazıyor. Adam hem Farmason, hem de agnostik. Elbette böylesinden din iman öğrenilmez. Öğrenen ne olur? Sapıtır.

Usûle, temele, esasa ait bir konuda Ümmet içinde ihtilaf olduğu vakit:

*Cumhur-i ulemaya tâbi olmak gerekir.

*Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunmak gerekir.

Üzerinde icmâ bulunan görüşün kabul edilmesi gerekir.

İhtilaflı konularda şazz görüşlere itibar edilmemesi gerekir.

Son yıllarda ülkemizde din konusunda çok vahim bir fitne çıktı: Bazıları, İslam'ın tek hak din olmadığını, onun yanında başka ibrahimî hak dinler de bulunduğunu iddia ediyor.

Hattâ, Müslümanların yayınladığı büyük bir gazetede, Ehl-i Kitap ile Müslümanlar arasında Âmentü konusunda ittifak olduğuna dair bir yazı yayınlandı.

Allahın sıfatları konusunda ittifak varmış... Tevhid inancı ile Teslis nasıl uyuşur da arada ittifak olur?

Kur'an, Teslis inancını reddediyor, bizimkiler inançta ittifak vardır diyor. Fesubhanallah!

Ehl-i Kitab ile Peygamberlere iman konusunda aramızda nasıl ittifak olabilir ki, biz Müslümanlar BÜTÜN Peygamberelere iman ediyoruz, onlar ise Âhirzaman Peygamberi Hâtemülenbiya Resulullah Efendimize (Salat ve selam olsun ona) iman etmiyor, onu hâşâ sahte peygamber olmakla suçlayıp iftira ediyor.

İlahî Kitaplar konusunda da Ehl-i Kitab ile aramızda ittifak yoktur. Biz Müslümanlar, Allah'ın Tevrat ve İncil'i gönderdiğine iman ediyoruz, onlar Kur'anı kabul etmiyor.

Son yıllarda yayınlanan ve büyük miktarda tiraj yapan bir Kur'an mealine muharref Tevrat ve İncil'den 700 kadar "âyet" alınmıştır. 1400 yıllık İslam tarihinde böyle bir yenilik ilk defa Türkiye'de oluyor.

Yeni bir inanç çıkartıldı:

Hz. Muhammed'in dâveti ve tebligatı kendisine ulaştığı halde, bunları red inkar ve tekzib edenler de kurtuluşa ermişlermiş ve Cennete gireceklermiş.

Böyle bir inanç ve iddia:

Kur'ana... Sünnete... İslam'a kesinlikle aykırıdır.

Diyanet'in bu gibi konularda halkı uyarması, aydınlatması, bilgilendirmesi beklenir ama o makamdan da bir ses çıkmıyor.

Ülkemizde faaliyet gösteren birtakım gruplar ve cemaatler harıl harıl kadrolaşıyor.

Bendeniz eskiden her imamın ardında namaz kılmıyordum. Birkaç yıldan beri bazı din görevlileri konusunda tereddütlerim, şüphelerim var. Resulullahı, Kur'anı, İslam'ın tek hak din olduğunu kabul etmeyenlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduklarına inanan bir kimsenin ardında namaz kılmak istemem, çünkü onun bu inançları imamlık yapmasına kesinlikle mânidir.

Uzun yazmama hacet yok, ülkemizde bazı ilahiyatçılar kaderi bile reddediyorlar.

Sem'iyyat denilen, kabir ahvali ve şefaat ile ilgili din bilgilerini de reddedenler var.

Son zamanlarda bazı yenilikçiler ve değişimciler koyu laiklik taraftarı kesildi.

Müslümanların bir kısmı itikat konusunda hassas ama büyük bir kısmı cehalet ve gaflet yüzünden tashih-i itikat meselesine önem vermiyor.

Birtakım okumuş, yüksek ve parlak tahsil yapmış Müslümanların, Farmason sarıklıları kendilerine din önderi olarak kabul etmelerine şaşmamak mümkün değildir.

Kur'an, Sünnet ve Cemaat ehli bunca ulema, fukaha, allâme varken, nasıl oluyor da birkaç şaibeli adamı kendilerine mürşid ve rehber yapabiliyorlar?

Sarıklı Farmasonları imam=önder, rehber kabul edenlerin bir kısmı sanki Ehl-i Sünnete savaş ilan etmiştir.

Şöyle bir müdafaa yapanlar da var: O sarıklı Farmasonlar dine hizmet için Mason olmuşlardı. Sonra ayrıldılar... Bu iddianın ve müdafaanın tutar tarafı olmadığını ispat edecek bir yazı hazırlıyorum.

Ne kadar esef verici bir manzara: Birtakım İslamcılar Farmasonları, agnostikleri din önderi ve mürşid olarak kabul ediyorlar. Ne günlere kaldık!

* (İkinci yazı)

Âhireti Unutmak Felâketi

Dünyaya gerekenden fazla önem vermek bütün kötülüklerin anasıdır.

Gerçek ve olgun dindar, dünya için orada kalacağı kadar, âhiret için orada kalacağı kadar çalışır.

Dünya bir imtihan yeridir ve elbette dünyada çalışılacaktır. Lakin dünya için gerekenden daha fazla çalışmak yanlıştır, zararlıdır.

Kazandığımız paraların ve malların yeterli kısmını, Allahın rızasını kazanmak, âhiretimizi kurtarmak için sarf etmeli, mâlî ibadet yapmalıyız..

Olgun ve vicdanlı Müslüman öğretmen Seyyid Mahir İz hocamız, kira evinde oturduğu halde, her ay maaşını aldığı zaman kırkta birini hemen Allah yolunda sadaka verirdi.

Yakın tarihte öyle Müslüman zenginler gelip geçmiştir ki, evinde akşam sofrasında bir misafiri olmadan sofraya oturup yemek yemezdi.

Aklı olan bir Müslüman gerekenden fazla lüks evler yaptırır mı?.. Onları lüks eşya ve mobilyalarla döşetir mi?... Gerekenden fazla lüks otomobillere biner mi?

Bir ay kadar önce Adana'da, 26 yaşında genç bir anne, parasızlıktan intihar etti, iki çocuğu yetim kaldı. Sorumlu Müslümanlar vazifelerini hakkıyla yapmış, zekatları öncelikle fakirlere ve miskinlere vermiş olsalardı o kadıncağız intihar etmeyecekti.

Bir Müslüman, dinî vazifelerini ancak âhirete yönelik olursa hakkıyla yapabilir.

Din ilimlerini okumuş bir kimse dünyaya, paraya, mala çok değer veriyor, onları elde etmek için çırpınıp yırtınıyorsa, onca ilmine rağmen yine de iyi bir Müslüman olamaz.

Namaz ve oruç elbette dinimizin temel şartlarından ve farzlarındandır. Lakin iş onlarla bitmez. Namazın ve orucun yanında zekat da vereceğiz. Nasıl vereceğiz?.. Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha göre vereceğiz.

Peygamberlerden sonra, derece itibarıyla en yüksek insan olan Hz. Ebû Bekir, zekat ödemek istemeyen kabileleri savaşla, kılıçla yola getirmişti.

Yazık ki, zamanımızda zekat konusunda böyle âdil ve kararlı bir Ebû Bekir yoktur.

Min gayri haddin âcizâne bu sütunlardan sesleniyorum:

Müslüman halkın zekatlarını Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırı olarak toplayan ve sarf eden zâlimler titresinler.

Fakir, miskin, aç, sefil bunca Müslüman varken, sefalet içindeki zavallı bir anne parasızlıktan intihar ederken onlar hangi vicdanla birtakım hükmî şahsiyetler için zekat toplamaktadır?

Birtakım sekt holiganlıkları, militanlıkları, asabiyetleri dünyada söker ama öteki dünyada sökmez.

Zekat verdiklerini sanarak, zekatlarını zekat uğrularına kaptıranlara acımak mı, öfkelenmek mi gerekir?

Müslüman, lokantaya gidip yemek yiyeceği zaman bile, âhireti düşünmelidir.

Tek kişi elli liralık bir yemek yiyeceğine, yanına geliri az bir arkadaşını alıp aynı parayla iki kişi yerlerse Kur'ana ve Sünnete uygun olmaz mı?

Ey, Müslümanlık İslamcılık tasladıkları halde rüşvet yiyenler, haram gelir edinenler, zenginleşenler, haram komisyonlar alanlar, faiz/riba dalavereleri yapanlar!.. Siz kârlı işler mi yaptığınızı sanıyorsunuz?

Ateşle oynuyorsunuz ve tevbe edip bu haram malları dağıtmazsanız, âhirete yönelik olmazsanız Cehennemde yanmaya adaysınız.

 

30.03.2012

02.04.2012 17:32
#105

Vahim İtikat Bozuklukları

 

Allah'a, Resûlüne, Kur'ana iman eden bir Müslümanın devamlı/değişmez gündeminin ilk maddesi itikadının (inançlarının) doğru ve sağlam olup olmadığını kontrol etmektir.

Bugün İslam dünyasında onlarca, hattâ yüzlerce itikat ekolü bulunmaktadır. Bunların temel inançla ilgili bazı bilgileri birbiriyle uyuşmamaktadır.

Her Müslüman inançlarını Kur'ana, Sünnete uygun hale getirmelidir.

Bu da:

İcazetli gerçek İslam alimlerinin, fakihlerinin öğrettiği, bildirdiği inanç maddelerini kabul etmekle olur.

19'uncu yüzyılda, İslam dünyasında birtakım Mason sarıklılar zuhur etmiş ve dinde yenilik ve değişim yapmak istemişlerdir.

İngiltere'nin mısır başkomiseri Lord Cromer, bu sarıklı Masonlardan biri olan Muhammed Abduh için "I suspect my friend Abduh was in reality an agnostic" diyerek onun agnostic olduğundan şüphelendiğini yazıyor. Adam hem Farmason, hem de agnostik. Elbette böylesinden din iman öğrenilmez. Öğrenen ne olur? Sapıtır.

Usûle, temele, esasa ait bir konuda Ümmet içinde ihtilaf olduğu vakit:

*Cumhur-i ulemaya tâbi olmak gerekir.

*Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunmak gerekir.

Üzerinde icmâ bulunan görüşün kabul edilmesi gerekir.

İhtilaflı konularda şazz görüşlere itibar edilmemesi gerekir.

Son yıllarda ülkemizde din konusunda çok vahim bir fitne çıktı: Bazıları, İslam'ın tek hak din olmadığını, onun yanında başka ibrahimî hak dinler de bulunduğunu iddia ediyor.

Hattâ, Müslümanların yayınladığı büyük bir gazetede, Ehl-i Kitap ile Müslümanlar arasında Âmentü konusunda ittifak olduğuna dair bir yazı yayınlandı.

Allahın sıfatları konusunda ittifak varmış... Tevhid inancı ile Teslis nasıl uyuşur da arada ittifak olur?

Kur'an, Teslis inancını reddediyor, bizimkiler inançta ittifak vardır diyor. Fesubhanallah!

Ehl-i Kitab ile Peygamberlere iman konusunda aramızda nasıl ittifak olabilir ki, biz Müslümanlar BÜTÜN Peygamberelere iman ediyoruz, onlar ise Âhirzaman Peygamberi Hâtemülenbiya Resulullah Efendimize (Salat ve selam olsun ona) iman etmiyor, onu hâşâ sahte peygamber olmakla suçlayıp iftira ediyor.

İlahî Kitaplar konusunda da Ehl-i Kitab ile aramızda ittifak yoktur. Biz Müslümanlar, Allah'ın Tevrat ve İncil'i gönderdiğine iman ediyoruz, onlar Kur'anı kabul etmiyor.

Son yıllarda yayınlanan ve büyük miktarda tiraj yapan bir Kur'an mealine muharref Tevrat ve İncil'den 700 kadar "âyet" alınmıştır. 1400 yıllık İslam tarihinde böyle bir yenilik ilk defa Türkiye'de oluyor.

Yeni bir inanç çıkartıldı:

Hz. Muhammed'in dâveti ve tebligatı kendisine ulaştığı halde, bunları red inkar ve tekzib edenler de kurtuluşa ermişlermiş ve Cennete gireceklermiş.

Böyle bir inanç ve iddia:

Kur'ana... Sünnete... İslam'a kesinlikle aykırıdır.

Diyanet'in bu gibi konularda halkı uyarması, aydınlatması, bilgilendirmesi beklenir ama o makamdan da bir ses çıkmıyor.

Ülkemizde faaliyet gösteren birtakım gruplar ve cemaatler harıl harıl kadrolaşıyor.

Bendeniz eskiden her imamın ardında namaz kılmıyordum. Birkaç yıldan beri bazı din görevlileri konusunda tereddütlerim, şüphelerim var. Resulullahı, Kur'anı, İslam'ın tek hak din olduğunu kabul etmeyenlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduklarına inanan bir kimsenin ardında namaz kılmak istemem, çünkü onun bu inançları imamlık yapmasına kesinlikle mânidir.

Uzun yazmama hacet yok, ülkemizde bazı ilahiyatçılar kaderi bile reddediyorlar.

Sem'iyyat denilen, kabir ahvali ve şefaat ile ilgili din bilgilerini de reddedenler var.

Son zamanlarda bazı yenilikçiler ve değişimciler koyu laiklik taraftarı kesildi.

Müslümanların bir kısmı itikat konusunda hassas ama büyük bir kısmı cehalet ve gaflet yüzünden tashih-i itikat meselesine önem vermiyor.

Birtakım okumuş, yüksek ve parlak tahsil yapmış Müslümanların, Farmason sarıklıları kendilerine din önderi olarak kabul etmelerine şaşmamak mümkün değildir.

Kur'an, Sünnet ve Cemaat ehli bunca ulema, fukaha, allâme varken, nasıl oluyor da birkaç şaibeli adamı kendilerine mürşid ve rehber yapabiliyorlar?

Sarıklı Farmasonları imam=önder, rehber kabul edenlerin bir kısmı sanki Ehl-i Sünnete savaş ilan etmiştir.

Şöyle bir müdafaa yapanlar da var: O sarıklı Farmasonlar dine hizmet için Mason olmuşlardı. Sonra ayrıldılar... Bu iddianın ve müdafaanın tutar tarafı olmadığını ispat edecek bir yazı hazırlıyorum.

Ne kadar esef verici bir manzara: Birtakım İslamcılar Farmasonları, agnostikleri din önderi ve mürşid olarak kabul ediyorlar. Ne günlere kaldık!

* (İkinci yazı)

Âhireti Unutmak Felâketi

Dünyaya gerekenden fazla önem vermek bütün kötülüklerin anasıdır.

Gerçek ve olgun dindar, dünya için orada kalacağı kadar, âhiret için orada kalacağı kadar çalışır.

Dünya bir imtihan yeridir ve elbette dünyada çalışılacaktır. Lakin dünya için gerekenden daha fazla çalışmak yanlıştır, zararlıdır.

Kazandığımız paraların ve malların yeterli kısmını, Allahın rızasını kazanmak, âhiretimizi kurtarmak için sarf etmeli, mâlî ibadet yapmalıyız..

Olgun ve vicdanlı Müslüman öğretmen Seyyid Mahir İz hocamız, kira evinde oturduğu halde, her ay maaşını aldığı zaman kırkta birini hemen Allah yolunda sadaka verirdi.

Yakın tarihte öyle Müslüman zenginler gelip geçmiştir ki, evinde akşam sofrasında bir misafiri olmadan sofraya oturup yemek yemezdi.

Aklı olan bir Müslüman gerekenden fazla lüks evler yaptırır mı?.. Onları lüks eşya ve mobilyalarla döşetir mi?... Gerekenden fazla lüks otomobillere biner mi?

Bir ay kadar önce Adana'da, 26 yaşında genç bir anne, parasızlıktan intihar etti, iki çocuğu yetim kaldı. Sorumlu Müslümanlar vazifelerini hakkıyla yapmış, zekatları öncelikle fakirlere ve miskinlere vermiş olsalardı o kadıncağız intihar etmeyecekti.

Bir Müslüman, dinî vazifelerini ancak âhirete yönelik olursa hakkıyla yapabilir.

Din ilimlerini okumuş bir kimse dünyaya, paraya, mala çok değer veriyor, onları elde etmek için çırpınıp yırtınıyorsa, onca ilmine rağmen yine de iyi bir Müslüman olamaz.

Namaz ve oruç elbette dinimizin temel şartlarından ve farzlarındandır. Lakin iş onlarla bitmez. Namazın ve orucun yanında zekat da vereceğiz. Nasıl vereceğiz?.. Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha göre vereceğiz.

Peygamberlerden sonra, derece itibarıyla en yüksek insan olan Hz. Ebû Bekir, zekat ödemek istemeyen kabileleri savaşla, kılıçla yola getirmişti.

Yazık ki, zamanımızda zekat konusunda böyle âdil ve kararlı bir Ebû Bekir yoktur.

Min gayri haddin âcizâne bu sütunlardan sesleniyorum:

Müslüman halkın zekatlarını Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırı olarak toplayan ve sarf eden zâlimler titresinler.

Fakir, miskin, aç, sefil bunca Müslüman varken, sefalet içindeki zavallı bir anne parasızlıktan intihar ederken onlar hangi vicdanla birtakım hükmî şahsiyetler için zekat toplamaktadır?

Birtakım sekt holiganlıkları, militanlıkları, asabiyetleri dünyada söker ama öteki dünyada sökmez.

Zekat verdiklerini sanarak, zekatlarını zekat uğrularına kaptıranlara acımak mı, öfkelenmek mi gerekir?

Müslüman, lokantaya gidip yemek yiyeceği zaman bile, âhireti düşünmelidir.

Tek kişi elli liralık bir yemek yiyeceğine, yanına geliri az bir arkadaşını alıp aynı parayla iki kişi yerlerse Kur'ana ve Sünnete uygun olmaz mı?

Ey, Müslümanlık İslamcılık tasladıkları halde rüşvet yiyenler, haram gelir edinenler, zenginleşenler, haram komisyonlar alanlar, faiz/riba dalavereleri yapanlar!.. Siz kârlı işler mi yaptığınızı sanıyorsunuz?

Ateşle oynuyorsunuz ve tevbe edip bu haram malları dağıtmazsanız, âhirete yönelik olmazsanız Cehennemde yanmaya adaysınız.

 

30.03.2012

 

Allah razı olsun muhalif kardeş, mehmed şevket eygi'nin eklemiş olduğun yazısının ilk kısmını ben de eklemeyi düşünmüştüm, sen benden önce davranmışsın. yazının içeriğinde kendilerine atıfta bulunulan kişileri yazacaktım ondan da vazgeçtim. M.şevket eygi gerekli görse yazısında mahut isimleri zikrederdi....

09.04.2012 17:46
#106

İdealist Müslüman Gençlere

 

Zaruret derecesinde lüzum olmadıkça tatil yapmayınız. Gece gündüz ileride dine ve ülkeye hizmet etmek için kendinizi planlı ve programlı şekilde yetiştirmeye bakınız. Müslümanın tatili bu dünyada değil, öteki dünyadadır.

İyi, vasıflı, güçlü bir Müslüman olamazsanız ne kendinize faydanız olur, ne de dine ve memlekete.

Baktınız ki çalışmaktan çok yoruldunuz, bitkin hâle geldiniz, o zaman, bilmecburiye biraz dinlenirsiniz, soluk alırsınız... Sonra yeniden çalışma ve yetişme...

"Efendim ben zamanın gavsı şeyh hazre-i Filancaya mensubum, ulu devlet bulmuşum." gibi kuruntularla kendinize yazık etmeyin.

İnsan ölüp kabre konulunca suâl melekleri gelip "Rabbin kimdir? Nebin kimdir? Dinin Nedir?.." diye soracaklar, şeyhin veya hazretin kimdir diye sormayacaklar.

Türkiyeli bir Müslüman genç olarak mutlaka Osmanlıca okumasını öğren. Öyle kekeleyerek değil. Bundan 100 sene önce basılmış bir kitabı eline alıp gürül gürül okuyacaksın. Hem okuyacaksın, hem de manasını iyice anlayacaksın. Yine Müslüman bir genç olarak akaidini, ilmihâlini ve İslâm ahlâkının özetini çok iyi bilmelisin.

Allâh'ın 14 sıfatı nelerdir?.. Bütün Peygamberlerde olan 5 sıfat nelerdir?.. Bizim Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) bu 5 sıfattan başka daha ne gibi sıfatları vardır?.. Edille-i şeriyye nelerdir?.. Ef'âl-i mükellefîn kaçtır?.. Namazın, orucun, zekâtın, haccın farzları nelerdir? Bunları öğrenmezsen kendine kendine yazık etmiş olursun.

Bir cemaate, bir tarikate, bir meşrebe bağlı olabilirsin ama asla militanlık, holiganlık, fanatizm yapamazsın.

Zamanımızda nice Müslüman genç harcanıyor. Harcanmak ne demektir biliyor musun? İyi yetişemeyen, olgunlaşamayan, birtakım vasıf ve faziletlerle bezenemeyen genç, harcanmış demektir.

Dört ayrı kan grubu var. Bunlardan birine mensup olmak bir fazilet değildir. Cemaatler, tarikatler, meşrepler de buna benzer.

Tarikat veya cemaat sana imanını, itikadını, ibadetlerini, Kur'an ve sünnet ahlâkını, şeriatın temel prensiplerini, iyi Müslüman olmayı öğretemiyor ve kazandıramıyorsa ne faydası olur?

Tekrar ediyorum: gerekmedikçe tatil yapma. Gece gündüz, cumartesi pazar, yaz kış; faydalı ve kurtarıcı ilimleri öğren, ahlâkını düzelt, hüner ve marifet edin... Söylemeye hâcet yok: Kâmil ve vasıflı bir Müslüman olmanın birinci şartı ihlâslı olmaktır.

Şayet: Hem dinime hizmet edeceğim, hem zengin olacağım... Lüks bir evim... Lüks bir otomobilim.. Lüks bir yazlığım... Gardrobumda en pahalı elbiseler... Başı örtülü olmak şartıyla manken gibi bir hanım... Dünya güzeli çocuklar... En pahalı okul ve kolejlerde okuyacaklar... Böyle havalarla iyi Müslüman olunmaz ve doğru dürüst hizmet edilmez.

Peygamberimize (salat ve selâm olsun ona) bak, gerçek İslam hizmetkârlarına bak, ders al., ibret al. Şeytanî kuruntuları terk et.

Dünya bir müsabaka, bir sınav yeridir, bir tarladır, ekinini ve mükafatını ebedi olarak kalacağın âhirette alırsın.

Müslümanları en fazla zarara uğratan ve yanıltan şey, dünyayı kendilerine sahte ve yalancı bir cennet hâline getirmek için çırpınmalarıdır. Sakın bu tuzağa düşme.

Bu reçete hoşuna gider mi, bilmiyorum. Giderse bana dua edersin.

 

http://www.habervaktim.com/yazar/idealist-musluman-genclere-49497.html

MU
13.04.2012 12:49
#107

Ben Eygi Hocamı okudukça dört nala gidiyorum ya. Şu tatil yapmayın yazısını da okuduğumda dedim, uyumak yok uyumak.. Yazılarını bir ilim adamına diyecek olsan; Eygi mi hani şu köşeyazarı olan. Millet dinde elinde vesika olmadı mı amiyane tabirle "takmıyor" Oysa işin erbabı dim simsarlığı yapınca meydan böyle ihtisas değil de dininin gereği öğrenen insanlara kalıyor. Bu sefer karşı cenah dinde konumuna, rütbesine bakıyor. Üstad'ın yazdığı eserden devreye girdiğimde hocamın cevabı şu; Necip Fazıl'ı ben de severim ama bir şair olarak. Tüm kitaplarını da okumuş fakat öküzlüğünden soyunamamış. Bilimsellik diye tutturmadı mı bir de; dedim hocam bana mirac hadisesini rica ederim laboratuar kat'iyyetiyle sunun, yapabilir misiniz?Yapamazsınız, bizde nakil aklı geçmiştir. Bana, güldü, güldü bana sadece. İlerde bu heyecanlı hallerimi anımsayınca gülecekmişim. He yıkayacak sanıyor beni. Allah'ım ayaklarımızı, gönüllerimizi ehl-i sünnetin üzere sabit kıl. Gerçekten ciddi sıkıntım var. Yani derste anlattıklarından ruhum daralıyor yeri geliyor. Dini öğreti diye gidiyorsun, adama mirac hadisesinden sonra Mescid-i AKsa'nın inşa edildiğini savunuyor, mehdilik yahudilerden gelme inanıştır diyor. Gel de ağlama ya da çıldır!

 

Hangi Âlimlere ve Fakihlere Tâbi Olmalı?

 

Âlet ilimlerini ve 'âli ilimleri öğrenmiş, din âlimi ve fakih olmuş ama öğrendiği ilimlerin, edindiği bilgilerin, hayata mutlaka geçirilmesi, uygulanması gerekenlerini yerine getirmiyor, yaşamıyor... Böyle bir âlimi sakın kendine rehber ve mürşid edinme.

Yine âlim olmuş ama ilmini dünyalık edinmeğe, zengin olmaya âlet ediyor, Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satıyor... Bunun da peşine düşme.

Âlim ve fakih olmuş ama Ehl-i Sünnete aykırı inanç, görüş ve fikirlere sahip... Ondan bucak bucak kaç.

Âlim ve fakih olmuş ama din konusunda bid'atçi... Sakın onun tuzaklarına düşme.

Âlim ve fakih olmuş ama Ashab-ı Kiramın bir kısmını reddediyor, onlara dil uzatıyor... Ondan vebadan kaçar gibi kaç.

Âlim ve fakih olmuş ama Allah'ı kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh bilmiyor; O'nu zamanla, mekânla, cihetle kayıtlıyor, O'na cisim ve şekil isnad ediyor, O'nu yaratıklardan bir şeye benzetiyor Böylesine inanırsan küfre düşebilirsin. Kaç kaç kaç.

Bildiklerini Allah rızası için öğretmeyen; âyetleri, hadîsleri, fıkhı, mukaddesatı paraya ve maddî menfaate âlet ve tahvil eden âlim taslağından uzaklaş.

Lüks, israf, tebzir, gösteriş, gurur, kibir içinde yaşayan, halktan para toplayan, bunların bir kısmını zimmetlerine geçirenler sahte âlimlerdir.

Zalimlere yağcılık yapan, fâsıkları şakşaklayan âlimler bir vâdidedir, sen başka bir vâdide ol.

Tabakat-ı fukahanın en alt derece ve rütbesi olan müftülük makamında olduğu halde müctehidlik taslayanlara mağrur ve mütekebbirlere sırtını çevir, onları dinleme.

Mutlak müctehid bile olsa hiçbir âlim, Kur'anı ve Sünneti kendi re'yi ve hevası ile yorumlayamaz. Öyle yapanları gözün görmesin. Uzaklaş uzaklaş uzaklaş.

Peki hangi alimlere tabi olmalısın? Onların sıfatlarını sayıyorum:

* İlimleriyle âmil olacaklar, yâni bilgilerini hayata uygulayacaklar.

* İlmi Allah rızası için öğrenmiş ve yine Allah rızası için öğretir olacaklar.

* Muhlis (ihlaslı) olacaklar,

* Muttaki (takvalı) olacaklar.

* Müteverri (veralı) olacaklar, şüpheli şeylerden kaçınacaklar.

* Zalimleri ve fasıkları övmeyecekler, zaruret olmadıkça onların huzurlarına gitmeyecekler.

* Allahın ayetlerini, Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) hadîslerini ucuza veya pahalıya satmayacaklar.

* Kur'ana, Sünnete, Şeriata, Ehl-i Sünnet akaidine ve fıkhına hizmet yolunda icabında canlarını bile fedaya hazır olacaklar.

* Ücret ve mükafatlarını mahlukattan değil, Haliq Tealadan bekleyecekler.

* Dünyada değil, âhirette mükafatlandırılmalarını ve ücretlendirilmelerini isteyecekler.

* Selef-i Sâlihîn yolundan kıl kadar ayrılmayacaklar.

* Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişiklik taraftarı olmayacaklar.

* Masonluk, Dr. Moon dini gibi İslam dışı sektlere mensup olmayacaklar, onlarla işbirliği yapmayacaklar, onlardan para almayacaklar.

* Haysiyetli ve vakarlı olacaklar.

*Âmirîne bi'l-mâruf ve nâhine 'âni'l-münker olacaklar.

* Resulullah Efendimize (Salat ve selam olsun ona) biatli, rabıtalı ve onunla irtibatlı olacaklar.

Böyle gerçek âlimlere tâbi olan, onları mürşid ve rehber edinenler Mevlâyı bulur.

Sahte ve bid'atçi âlimlere tâbi olanlar, onları kılavuz edinenler de belâlarını bulur.

Kılavuzu karga olanın...

* (İkinci yazı)

Bizim Camiler, Minareler, Şerefeler, Hoparlörler...

Bizim minare sizin minareden daha yüksek...

Ya öyle mi?.. Ama bizim minare üç şerefeli, sizinki iki...

Bizim caminin kubbesinin üzerindeki alem altın yaldızlı pırıl pırıl ışıldıyor güneşin altında, göz kamaştırıyor...

O ne ki... Bizim caminin hoparlörleri 130 desibel ezan okuyor, cihanı çın çın çınlatıyor.

Bizim cami alttan ısıtmalı, sizinki öyle mi ya...

Bizim caminin klimaları en lüksünden...

Ama bizim caminin ışıkları lazerli...

Lazer nedir ki, bizimkinde ültrafeniks şualar var...

Bizim caminin şadırvanından kışın sıcak, yazın soğutulmuş su akıyor...

Bizim caminin muslukları elini uzatınca akar, kapatınca kesilir...

Bizim camide kapalı devre dijital kamera sistemli koruma var...

Hah hah hah!... Bizim koruma sizinkinden daha sofistik...

Bizim cami... Sizin cami... O cami... Bu cami... Şu cami...

Yaylamsı bir yerde küçük torun:

-Deda deda ezan okuniya...

-Sus velet, o bizim ezan değul, komşu mahalle camiinin ezanidur.

Kubbeli camiler... Uzun minareler... Şerefeler şerefeler şerefeler... Halılar, mermerler, yaldızlar... Şadırvanlar... Camiin WC'leri... Men women one lira...

Güneşin doğmasına bir saat var... Şehrin binlerce camiinin hoparlörlerinden aşırı yüksek sesle ezan okunmaya başlar... Yer gök inler...Civardaki evlerin camları zangır zangır titrer... Çocuk uyanır ağlamaya başlar... Yakındaki otelde kalan bir turist yataktan düşer...

Ezan biter, Eyüb Sultan ve bir iki cami dışındaki öteki binlerce camiye birkaç ihtiyardan başka cemaat gelmez... Camilerde sabah vaktinde liseli ve üniversiteli bir genç bulamazsınız...

Dindar, radikal, İslamcı gençlik ve halk ya yataklarında leş gibi yatar, yahut namazı gece kıyafetiyle, uyku sersemliğiyle alelacele kılar ve tekrar tumba yatağa girer...

Nerede kalmıştık?

Bizim caminin minareleri...

Bizim caminin kubbesi...

Bizim caminin hoparlörleri...

Bizim caminin klimaları...

Bizim caminin halıları...

Bizim caminin mermerleri...

Bizim cami mi büyük sizin cami mi büyük?

Sarı Hafız güzel Kur'an okuyor... Öyleyse camiye gelip dinlesene...

Camiler, minareler, yaldızlar, hoparlörler, klimalar, kaloriferler, soğuk su cihazları, cami kapısındaki ayakkabı poşetleri, sıcak günlerde fıldır fıldır dönen vantilatörler, İslamda millî birlik ve beraberliğe dair hutbeler, 19 Mayıs'ta M. Kemal'e yapılan dualar...

Ah hele şu sabah vakitlerinde camilerimizin hali...

Ah ah ah!...

Eyvah!..

12.04.2012

MU
15.04.2012 12:55
#108

Tek tip Müslüman Olmaz

 

 

Bazı sektler tek tip Müslüman yetiştirmek için çırpınıyor. Böyle bir şey İslam'ın ruhuna aykırıdır.

İslam dini çeşitlilik realitesini kabul eder.

Peygamberimiz "Ümmetimin çeşitliliği geniş bir rahmettir" buyurmuşlardır.

Müslümanların, çeşitlilik içinde sarsılmaz bir birlik oluşturmaları gerekir.

Tek tip Müslüman yetiştirmeye uğraşan nice sekt var ki, Ümmeti bölüyor da farkında değil.

Abbasî Halifesi Harunürreşid İmamı Mâlik hazretlerine "Bütün Müslümanları Mâlikî yapmak istiyorum" dediğinde büyük İmam bunu kabul etmemiştir.

İnsanların hepsini bir tek kan grubunda toplamak mümkün müdür? Elbette değildir.

Dört hak mezheb olmasında nice hikmetler, kolaylıklar, rahmetler vardır.

Müslümanlar arasında (olumlu) meşreb farklıları hep olagelecektir.

Asr-ı Saadet'te Resûl-i Kibriya Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) zamanında da meşreb farklılakları vardır. Ebu Zer Gıfârî ile Abdurrahman ibn Avf'ın meşrebleri başkaydı. İkisi de muhteremdi, ikisi de büyük mü'mindi. (Allah onlardan razı olsun)

Gerçek tasavvuf tarikatlarının hepsi "Tarikat-ı Muhammediyedir", isimlerinin değişik olması meşreblerindendir. Usûlde, esasta, temellerde hep birdir.

Hangi mezhepten, tarikattan, cemaatten, meşrebten olursa olsun bütün Müslümanların müşterek değerleri vardır. Bunlar kabul edilirse, çeşitlilik içinde birlik hasıl olur.

Bu değerler hangileridir? Sayayım:

1. Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim. Bütün Müslümanların, Kitabullahın doğru yorumu üzerinde birleşmeleri gerekir.

2. Resulullahın Sünneti.

3. Sahih itikad.

4. Fıkıh.

5. Şeriat.

6. İslam ahlakı.

7. İmamet/Hilafet.

8. Ümmet.

9. Adalet.

10. Ehl-i Sünnet ve Cemaat.

11. Sevad-ı Âzam.

Şu veya bu meşrebe sahip olmak bir nasip meselesidir. Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına, zaruriyat-ı diniyeye aykırı tarafları olmamak şartıyla Müslümanın birinin (A) tarikatından, diğerinin (B) tarikatından olmasında beis yoktur.

İslam'da üstünlük şu veya bu mezhebe, tarikata, cemaate mensup olmakla değil, taqva ile ölçülür.

Bütün tarikatların, cemaatlerin, grupların ana vazifesi, müntesiplerini (bağlılarını) yukarıda sayılan 11 ana prensibin dairesinde yetiştirmek, bulundurmak, terbiye etmek, olgun Müslüman yapmaktır..

Hangi cemaat tashih-i itikad konusunda daha hassas, daha şuurlu ise o konuda o üstündür.

Dinde bid'at çıkartan, Kur'anı ve Sünneti re'y ve heva ile yorumlayan bütün cemaatler bozuktur.

Bağlılarına beş vakit namazı emr etmeyen ve dosdoğru -kıldırtamayan bütün cemaatlerde bozukluk vardır.

Müslümanların zekatlarını Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata aykırı olarak toplayan ve aykırı olarak sarf eden bütün cemaatler vahim bir yanılgı ve günah içindedir.

Müsbet çeşitliliği kabul etmemek, ufuk darlığındandır.

Cemaatler, tarikatlar içinde elbette bir disiplin olacaktır ama öteki meşreblere asla rakip ve düşman olarak bakılmayacaktır.

On dokuzuncu asırda hem Mevlevî, hem Nakşî hilafet ve icazetine sahip şeyhler bulunmuştur.

Yine bundan yüz küsur yıl önce İstanbul Çarşamba Murad Molla Nakşibendî tekkesinde haftanın muayyen günlerinde Mesnevî-i şerif okunurmuş.

Yakın tarihimizde Çin diktatörü Mao, ülkesindeki bütün halkı tornadan çıkmış gibi tek tipe, tek kalıba, tek elbise içine sokmak istemişti ve elindeki korkunç imkanlara ve çok sayıda insanı ezmesine ve öldürmesine rağmen başarılı olmamıştı.

Çeşitli meşreblere mensup Ehl-i Sünnet Müslümanları birlikte sevgi ve saygı duyguları içinde hizmet edebilmelidir.

Sohbet edebilmelidir.

Namaz vakti geldiğinde, içlerinden en ehil olanını imam yapıp cemaatle namaz kılabilmelidir.

Birinin Nakşî, diğerinin Kadirî olması,

Birinin Risale-i Nur talebesi olması,

Birinin herhangi bir tarikata veya cemaate bağlı olmaması gibi farklılıklar, çeşitlilikler normal görülmelidir.

Onların müşterek/ortak bağı İslam ve iman kardeşliğidir.

Müslümanların meşreb, cemaat, tarikat yüzünden kavga etmeleri, birbirlerine düşman olmaları haramdır.

Ölçü şudur:

(Eğer Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına uygunsa) "Benim tarikatim, cemaatim çok iyidir" denilebilir ama öteki cemaat ve tarikatlar aleyhinde tek söz edilemez. Onların da iyi olduğu kabul edilir.

Hiçbir cemaatin ve tarikatin, başındaki zatı erbab haline getirmeye, putlaştırmaya hakkı yoktur.

Hiçbir şeyh ve başkan mâsum (günahsız) ve hatâsız değildir.

Şeyhlerin, başkanların günahsız olduğuna inanmak korkunç bir bid'attir ve kişiyi dinden çıkartabilir.

İsmet sıfatı sadece Peygamberlere (aleyhimüsselam) aittir.

Tasavvuf ve tarikat düşmanlığı, Vehhabîlerin ve neo-selefîlerin aşırılıklarındandır.

Birtakım cahillerin, sahte şeyhlerin, sahte müridlerin sözleri ve hareketleri yüzünden gerçek tarikatlar kötülenemez. Böyle bir şey haksızlık olur, adaletsizlik olur.

Gerçek tarikat büyükleri, İslam'ı hayata en iyi uygulamış kimselerdir.

Kendilerinden başka herkese kafir ve müşrik diyenler, mü'minleri tekfir ettikleri için kendileri kafir olur.

Tarikatlardaki zikirlerin ve merasimlerin fetvası ve ruhsatı verilmiştir.

Bunları kabul etmeyen etmez ve yapmaz ama fetva ve ruhsat ile yapanlara da dil uzatmaz.

Sahih/doğru, makbul, geçerli bir imana sahip olan herkes, (aralarında meşreb ve mezhep farklılıkları da olsa) kardeştir. Bu kardeşlik Allah tarafından kurulmuştur.

Bu kardeşliği bozanlar, zedeleyenler, kopartanlar, kardeşlerin arasını açanlar, kendi meşrebinden olmayanları rakip, hattâ maazallah düşman gibi görenler günahkardır, merduttur.

Türkiyede tek tarikatin, tek cemaatin hakim olması için çalışanlar boş bir hayal peşinde koşuyorlar.

Salih mü'min kardeşlerini bırakıp da kâfirleri dost ve veli edinenler sapıktır.

Meşreb olabilir ama meşrebçilik yapılamaz.

Genel davet dine, imana, Kur'ana, namaza, Şeriata, iyi ahlakadır.

Cemaatlere ve tarikatlara genel davet yapılamaz.

Can ciğer kardeş gibi olan iki Müslümanın birinin Nakşî, diğerinin Rufaî olmasını tabiî karşılamak gerekir.

Nasip meselesi...

Bütün Ehl-i Sünnet Müslümanlarının ehliyetli, liyakatli, âdil, âlim, idareci, liderlik sıfatlarına sahip, fedakâr, faziletli, ahlaklı, feragat sahibi bir zatı başlarına İmam-ı Kebir veya Halife-i Müslimîn olarak seçmeleri gerekir.

Bu zatın da elbette bir meşrebi olacaktır ama kendisi her meşrebten, her mezhebten Müslümanların reisi olarak vazife görecek, meşrebler arasında ayırım yapmayacaktır.

Şu hususu da belirtmekte fayda görmekteyim:

İslam ahlakında meşreb, cemaat, tarikat reklamı yapılmaz.

Bendeniz çok muhterem zevata, büyük ulemayla yetiştim. Onların tasavvufî intisapları vardı ama gizli tutar, söylemezlerdi.

Mezhepleri, meşrebleri, tarikatları, cemaatleri din ile özdeşleştirmek, din gibi benimsemek yanlış olsa gerek.

Üstünlük takva iledir. Kim daha takvalı ise Allah katında onun derecesi yüksektir.

Takva kalpte olan bir cevherdir. Dıştan onu şu ölçülerle sezebiliriz:

İlmi olan ve ilmiyle amel eden.

Beş vakit namazı cemaatle kılan.

Kur'ana ve Sünnete uyan.

Ahlakı ve karakteri yüksek olan.

Kendisinde ihlas alametleri bulunan.

Nefsiyle büyük cihad eden.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapan.

Büyüklere hürmetli, küçüklere şefkatli ve merhametli olan.

Mütevazı olan.

Zühd ve kanaat ile yaşayan.

Ucu Resullerin Seyidine ulaşan bir silsileye sahip olan.

İcazetli olan.

Gıybet ve tecessüs etmeyen, diğer lisan afetlerinden uzak duran.

Parayı sevmeyen.

Cenab-ı Hak biz mü'minleri ve Müslümanları kardeş kılmış, aramızda düşmanlığı, parçalanıp bölünmeyi, birbirimizle çekişmeyi haram ve yasak kılmıştır.

Cümlemizi ıslah buyursun. Âmin.

 

14.04.2012

MU
16.04.2012 16:42
#109

Ehli Sünneti Savunmak

 

Ehl-İ Sünneti yıkmak isteyenler, Ehl-i Sünnet denilmesinden hiç mi hiç hoşlanmazlar. "Hepimiz kardeşiz, hepimiz Kur'anda birleşelim", bu Ehl-i Sünnet de nereden çıktı, Kur'anda yazıyor mu böyle bir şey derler.

Ehl-i Sünnet Kur'an Müslümanlığıdır.

Ehl-i Sünnet Kur'anı doğru yorumlar.

Adından anlaşılıyor, Sünnet Müslümanlığıdır.

Cemaat yani Müslümanların büyük topluluğudur.

Sevad-Azam'dır.

İmanın, İslam'ın, Kur'anın, Sünnetin, Şeriatın Ana Caddesi'dir.

Cumhur-i Ulema yoludur.

Kur'an, Müslümanları birliğe davet ediyor.

Peygamber aleyhissalatü vesselam mü'minleri birliğe çağırıyor.

Peygamber Efendimiz, "Ümmetim yetmiş üç parçaya ayrılacaktır. Bunlar, birisi hariç Cehennemliktir. Kurtulacak parça benim ve Ashabımın yolundan gidenlerdir" buyuruyor.

Ehl-i Sünnet Ashab-ı kiramın hepsini sever, sayar, hepsine hayır dua eder, hepsini din konusunda âdil kabul eder.

Ehl-i Sünnet Selef-i Sâlihîn Müslümanlığıdır.

Ehl-i Sünnet Tevhid Müslümanlığıdır.

Ehl-i Sünnet Allahın kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna inanır.

Ehl-i Sünnet Peygamberler dışındaki insanların ismet sıfatı ile sıfatlı olduğunu kabul etmez.

Ehl-i Sünnet Peygamberimizin hanımlarını mü'minlerin anneleri bilir ve hepsine hürmet eder.

Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyt-i Mustafa'yı sevmenin ve tutmanın farz olduğunu bilir.

Ehl-i Sünnet, bin küsur yıl önce Ashab ve Tabiîn arasında geçmiş ihtilafların hükmünü Allahü Tealaya, Mahkeme-i Kübraya bırakır.

İnsanlık tarihinde en büyük İslam ve cihan devletini Ehl-i Sünnetin bayraktarı Osmanlılar kurmuştur.

Ehl-i Sünnet Müslümanlara ve insanlara taqiyye ve kitman yapmaz, mü'minleri aldatıp kandırmaz, gerçekleri acı da olsa, bütün çıplaklığı ile söyler.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığı ile laiklik kabil-i te'lif değildir.

Ehl-i sünnette, imandan sonra en büyük emir ve ibadet beş vakit namazdır. Sünnîlerin farz namazları (Şer'î özürleri) yoksa cemaatle kılmaları gerekir.

Ehl-i Sünnet İslamlığında hür kadınların tesettüre girmesi gerekir.

Ehl-i Sünnet İslamlığı, Allah ile olan bütün ibadet ve muamelerde ihlasın ana şart olduğunu bildirir.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında, dünya işlerinde adalet temel prensiptir.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığı din sömürüsünü, mukaddesat bezirgânlığını çok büyük bir günah ve hıyanet olarak görür.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında mâruf ile emr ve münkerden nehy farzı uygulanır.

Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra Kur'an'a Sünnete ve Şeriata en uygun İslamî sistem ve düzen Sünnî Osmanlı devletinin kuruluş ve yükseliş devridir.

Osmanlı devletinin ve hilafetinin en büyük düşmanları ve yıkıcıları Necid'de zuhur eden Vehhabiye fırkası olmuştur.

Safevî İran, Osmanlı ile asırlar boyu savaşmış ve büyük kan dökülmesine sebep olmuştur.

Farmason bir ihtilalci olan taqiyyeci Afganî'nin metodu ve görüşleri Ehl-i Sünnet İslamlığı ile bağdaşmaz.

Ehl-i Sünnet İslamlığı Kur'anı, Sünneti esas alır ve bunların hükmü varken re'yi kesinlikle kabul etmez.

Ehl-i Sünnet İslamlığı her Müslümanın Kur'anı kendi re'y ve hevası ile yorumlamasını, kendi kafasına göre hüküm çıkartmasını asla kabul etmez.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığı medenî Müslümanlıktır, bedevî ve â'rabî Müslümanlığı değil.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında ehl-i Tevhid ve ehl-i kıble kişi (dinden çıktığına dair kesin delil ve hüküm olmadıkça) mü'min ve kardeş kabul edilir.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığı dinde çıkartılan bütün bid'atleri reddeder.

Ehl-i Sünnet İslamlığı, büyük günah işleyenleri (o günahın haram olduğunu inkar etmedikçe) dinden çıkartmaz, onlar için kafir oldu demez.

Ehl-i Sünnet Müslümanlığının İslamın doğru yorumu olduğuna dair sayısız delillerinden biri, Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) İstanbul'u fethedecek kumandan ve ordusu ile hadîsidir. Fatih Sultan Mehmed Han Mâturidî inancına ve Hanefî mezhebine bağlı bir Ehl-i Sünnet Müslümanı idi.

Bütün bid'atçiler Ehl-i Sünnete karşıdır.

Mezhepsizler Ehl-i Sünnete karşıdır.

Telfik-i mezahib isteyenler Ehl-i Sünnete karşıdır.

Bütün bozuk fırkalar Ehl-i Sünnete can düşmanıdır.

Bendeniz (nefsime bir pâye vermemek şartıyla) Ehl-i Sünnet Müslümanı olmakla iftihar ederim.

Elimden geldiği, dilimin döndüğü kadar Ehl-i Sünneti savunurum.

Ehl-i Sünneti savunurken Kur'anı, Sünneti, Şeriati savunduğumu bilirim.

Ehl-i Sünnet Müslümanı olduğum için her türlü reforma, dinde yeniliğe, dinde değişime karşıyım.

BOP'un yeni bir İslam türetme planlarına karşıyım.

Bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak, M. Kemal paşanın ölümünden sonra türetilmiş bozuk bir ideoloji olan Kemalizme karşıyım.

Kemalist ilahiyatçıları çok ayıplar ve kınarım.

Ehl-i Sünnet Müslümanı olduğum için fıkha ve Şeriata taraftarım.

Siyonistlerin, Haçlıların, İslam düşmanlarının, Kriptoların, Üçgenli Biraderlerin direktifleriyle ılımlı ve light bir İslam çıkartmak isteyenlere karşıyım.

İslam'da kader yoktur diyenlere karşıyım.

Bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak Pakistanlı Fazlurrahman'ın Tarihsellik ve Tatiliye mezhebine çok karşıyım.

Bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak din sömürücülerine, mukaddesat bezirganlarına, Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satanlara son derece muhalifim.

Ehl-i Sünneti niçin savunduğumu, ehl-i bid'ati niçin reddettiğimi iyi biliyorum.

* (İkinci yazı)

Sabah Namazı ve Peygamber

Evvelki pazar sabah erkenden saat 5:30'da yola çıktım. Çengelköy'ün yükseklerinde bir camie namaza gittim. Kubbesiz, kiremit kaplı fakat çok sanatlı, çok şirin bir bina. Etrafı kabristan, havadar. İçeriye girdiğimizde hocası Kur'an okuyor, dört-beş kişi de önlerindeki rahlelere koydukları Mushaflardan takip ediyordu. Maalesef camide hiçbir liseli ve üniversiteli genç yoktu. Yahu ilaç için bir iki çocuk bulunsa olmaz mı? Neyse, namazı kıldık, çarşıya indik. Çengelköy'e her gelişimde oradaki bir fırından ıspanaklı börek alırım, yine aldım. Sonra kahvaltı etmek için Eyüp Sultan'a Özsaraylar Kebapçısı'na gittik. Bilahare Küçük Pazar'da kurulan bit pazarına uğradım. Vakit erken, belediyenin motorize kuvvetleri fukara satıcıları püskürtmek için gelmemişlerdi. Biraz kitap, el sanatı eşyası aldım. Oradan Dolapdere'ye geçtik. Birkaç kitap, porselen, seramik... Eve döndüm.

Bu pazar hava soğuktu. Şehir dışına gezmeye gitmedim.

Sabah namazlarında camilerin durumu iç acıcı değil. Eyüp Sultan, Sümbül Sinan gibi bir iki cami dışında mabetler bomboş.

Resulullah Efendimiz(salat ve selam olsun ona) "Münafıklara en ağır gelen iki şey sabah ve yatsı namazlarıdır. Bunlardaki hayrı bilmiş olsalardı sürünerek bile olsa gelirlerdi." buyurmuşlardır.

20-30 büyük ehl-i sünnet cemaat ve tarikatinin başkanları, hocaları, şeyhleri bir araya gelseler Müslüman halka hitaben bir beyânnâme hazırlayıp milyonlara duyursalar eminim ki hayırlı bir değişiklik başlar. Bugünküne nispetle seher vakitlerinde daha fazla cemaat olur.

Muhteremler niçin bu güzel işi yapmıyorlar acaba?

Halk ve gençlik gaflet içinde... Birkaç ay önce sur içinde Müslüman bir talebe yurdunun birkaç metre uzağındaki tarihi, küçük bir camiye gitmiştim. İmamı Şam'da okumuş muhterem bir kimse... Namazdan sonra sordum, "Karşıki yurttan, bilhassa sabah namazlarında öğrenciler geliyor mu?" Maalesef bir kişi bile gelmiyor dedi. Halbuki yurtta birkaç yüz öğrenci kalıyor.

İnsanlar gaflet edebilir, lâkin bilenlerin mutlaka uyarması gerekir.

Türkiye Müslümanlarının sadece yüzde 10'unun beş vakit kılması, yüzde 90'ının bînamaz olması büyük bir felakettir. Halk işin farkında değil.

Ehl-i dünyanın umurunda mı namaz? Şimdi rant devşirme, haram ganimet toplama hengâmıdır.

Resulullah Efendimizin ruhaniyeti bizimledir. Biz Müslümanlar onunla irtibatlı, rabıtalı olmalıyız.

Resulullah Efendimiz rüyada, bazen yakaza hâlinde görünebilir. Bu konuda aydınlanmak isteyenler "Tenbihü'l Gabi an Rü'yeti'n-Nebi" kitapçığına göz atabilir.

Resulullah Efendimizle konuşmak isteyenler onun sahih hadislerini okusunlar. Mana âleminde bilhassa sabah namazı hakkında sorsak bize hadisleriyle ne diyecek:

"Mutlaka cemaatle kılın... Cemaatten ayrılmayın..."

Sadece namaz konusunda değil dinle, hayatla, davranışlarımızla ilgili her hususta ona sormalıyız.

Paran var, yeni bir otomobil almaya gidiyorsun, Resulullah'a soracaksın:

"Nasıl bir otomobil edinmemi uygun görürsünüz?"

Hadisleriyle, sünnetiyle size ne diyecektir?

"Sakın israf etme, ihtiyacın neyse ona göre bir araba al. Seni gurura, kibre, tafraya, böbürlenmeye götürecek lüks bir araba senin için hayırlı olmaz."

İçinde içki içilen, fuhşiyyat yapılan, lüks, beş yıldızlı otelin restoranına giderken de sor, belki de yarı yoldan geri dönersin.

Evindeki plazma mı ne meretse o televizyonu da bir sorsana...

Peygambere imân etmek, ona bağlı olmak, kuru lafla olmaz. İsmi anılınca elini göğsüne götürmekle bitmez. Efendimiz milâdî 632 tarihinde bu dünya hayatına veda ettiler ama ruhaniyeti bizimledir, ayînemizi temiz tutarsak nebevî ruhların ışıltılarından hissemizi alırız.

 

16.04.2012

MU
28.04.2012 13:22
#110

İmamı Rabbanîye Kâfir Diyenin Kendisi Kâfir Olur

 

 

Birinci madde: Yirminci asrın ilk yarısında dünyada iki devlet tasavvufu, tarikatları yasaklamıştır. Biri TC, ikincisi Suudî Arabistan... Biri laiklik adına, ötekisi Vehhabilik adına...

İkinci madde: İslam tarihinde Din-i Mübin-i İslama en fazla hizmet edenler; Kur'an, Sünnet ve Şeriat yolunda olan gerçek tasavvuf ve tarikat erbabıdır.

Üçüncü madde: Namaza ve diğer ibadetlere en fazla dikkat eden ve onları dosdoğru eda edenler tarikat ve tasavvuf erbabıdır.

Dördüncü madde: İslam, bir yandan cihad ve gaza ile, öte yandan gerçek şeyhler ve dervişler ile yayılmıştır.

Beşinci madde: Bizim Anadolu'yu feth etmemiz hem kılıçla, hem tarikatla olmuştur.

Altıncı madde: Tasavvufun ve tarikatın hak, gerçek, doğru olması için Kur'anın zâhirine, Sünnete, Şeriata mutabık olması gerekir.

Yedinci madde: Birtakım bozuk kişiler ve bozukluklar tarikatın ve tasavvufun değerine, hak olduğuna gölge düşürmez.

Sekizinci madde: Tarikat ve tasavvuf düşmanı Vehhabilik hareketi; İngilizler tarafından Osmanlı İslam devletini ve Hilafetini yıkmak, İslam birliğini parçalamak ve emperyalizme hizmet etmek maksadıyla teşvik edilmiş, desteklenmiştir.

Dokuzuncu madde: Ehl-i Sünnet Müslümanlığı doğru yoldur, Sevad-ı Azamdır, fırka-i nâciyedir, cadde-i kübradır.

Onuncu madde: Vehhabilerin Ehl-i Sünnete aykırı olan bütün iddia ve görüşleri hatâdır. Diyelim ki, 120 konuda ve meselede Ehl-i Sünnetten ayrılıyorlar. Bunların 120'sinde de haksızdırlar, bir tekinde bile haklı değildirler.

On birinci madde: Vehhabilerin, Ehl-i Sünnet ile ittifak halinde bulundukları şeyler onların hak mezhep olduğuna delalet etmez.

On ikinci madde: İmamı Rabbanî çok büyük bir İslam alimi ve mürşididir. Onu tekfir edenin, ona müşrik diyenin kendisi kafir olur.

On üçüncü madde: İmamı Gazalî, Muhyiddin ibn Arabî, Abdülkadir Geylanî, Ahmed er-Rufaî, Hasan eş-Şazelî, İmam Şâranî ve benzeri büyükleri tekfir edenin kendisi kafir olur.

On dördüncü madde: Muhtelefün fih mesail konusunda kimse tekfir edilemez, şirkle suçlanamaz.

On beşinci madde: Bir Müslümanın kafir veya müşrik olduğuna dair geçerli fetva ve geçerli kadı ilamı olmadıkça onun Müslümanlığı esastır. Çünkü beraat-i zimmet asıldır.

On altınca madde: Vehhabilerin, Selefilerin, neo-Haricilerin, reformcuların, bazı Kemalist ilahiyatçıların; Ehl-i Sünnet imamları, uleması, fukahası, evliyası hakkındaki küfür ve şirk fetvaları hezeyandır ve bâtıldır. Asıl kafir olanlar, böyle fetvalar verenlerdir.

On yedinci madde: Muhyiddin ibr Arabî Şeyh-i Ekberdir.

On sekizinci madde: İslam büyükleri arasındaki tartışmalar ve füruata ait görüş ayrılıkları, biz Ehl-i Sünnet Müslümanlarının, onların hepsini sevmemize ve onlara hürmet etmemize mani olmaz. Başlangıçta İmamı Sevrî İmam Ebû Hanifeyi tenkit etmiştir. Biz ikisine de hürmet ederiz.

On dokuzuncu madde: İslam, Anadolu coğrafyasına tasavvuf ve tarikatlarla girmiş, tasavvufla yükselmiştir. Yakın tarihimizde küfürle, şirkle, irtidatla, deccaliyetle en fazla tarikatlar mücadele etmiştir. Türkiye'de tarikatları yıkmak isteyenler, bilerek veya bilmeyerek İslam'ı ve Ümmeti yıkmış olurlar.

Yirminci madde: Birtakım cahillerin, sapıkların, bid'atçilerin yaptıklarını bahane ederek gerçek tasavvufa ve tarikatlara saldırmak büyük bir adaletsizlik, insafsızlık ve zulümdür.

Yirmi birinci madde: Cahil ve hafif akıllı bir karı, bir evliya türbesine gitti ve ondan kendisine koca bulmasını istedi diye tarikatı, tasavvufu, evliyayı bütünüyle inkar etmek, küfür ve şirkle suçlamak Müslüman mantığı ve adaleti değil, eşek mantığı ve adaletidir.

Yirmi ikinci madde: Vehhabiliği çıkartan M. ibn Abdilvehhabın kardeşi Süleyman ibn Abdilvehhab, kardeşinin sapıttığına dair "Es-Savaiq el İlahiye fi'r-Red 'ale'l-Vehhabiye" kitabını yazmıştır. Biz Ehl-i Sürnnet Müslümanları bu muhterem zatı imam kabul ederiz.

Yirmi üçüncü madde: İbn Teymiye'nin, Ehl-i Sünnet cumhuruna uymayan şazz görüş, kanaat, inanç ve ictihadlarının hepsi yanlıştır. O, ilmi aklından fazla bir kişiydi ve bu yüzden aşırılıklara kaçmıştır. Kitaplarında doğrularla yanlışları bir araya getirmesi, onun bütün görüşlerinin isabetli olduğuna delalet etmez.

Yirmi dördüncü mesele ve netice: Tasavvuf ve tarikat haktır... Tarikat ve tasavvuf büyükleri İslam büyükleridir... Kur'ana, Sünnete, Şeriata uygun olan hakiki tarikat ve tasavvufu küfür ve şirkle suçlamak küfre götürür... Kur'ana, Sünnete, Şeriata bağlı olan ve müridini o yolda yürüten ve terbiye eden kâmil ve mükemmil bir şeyhe bağlı olmayan kimse (şayet tek başına kendisini kurtaramayacaksa) şeytanın maskarası olur.

* (İkinci yazı)

 

Hepsi, Her Şey Yargılanmalıdır

 

Sanıyorum bu iş gide gide Büyük Paşa'nın ve ekibinin de yargılanmasına yol açacaktır. Onlar hayatta olmadıkları için, vaktiyle Vietnam savaşı için filozof Russell'in kurduğu mahkemeye benzer sembolik bir mahkeme huzuruna çıkarılacaklar.

23 Nisan 1920'den bu yana Türkiye yakın tarihini yargılamak zorundadır.

M. Kemal Paşa, Samsun'a Sultan Vahdettinin yaveri sıfatıyla çıkmıştı.

İlik Büyük Millet Meclisinde Padişahı kurtarmak için toplanıldığı açıklanmıştı.

1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde devletin dini İslam'dı. (Anayasanın ikinci maddesi)

İstanbul'da 1924'e kadar devletin bir Halifesi vardı.

CHP'nin tek parti iktidarı zamanında yapılan bütün köklü değişiklikler, İstiklal mahkemeleri, devrimler, asmalar kesmeler, insan hakları ihlalleri hep yargılanmalıdır.

Zulme ve gadre uğrayan mağdurlar aklanmalıdır.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Şubat 1980, 28 Şubat hep yargılanmalıdır.

Son yüz yıllık tarihimizdeki iç soygunlar, talanlar, vurgunlar...

Birtakım büyük adamların edindikleri efsânevî servetler...

Yekunu trilyonlarca dolara varan kara, kirli, necis, haram servetler...

Akıl almaz rüşvet ve komisyonlar...

Daha bitmedi:

Müslümanların dillerini kesmek için Türkçenin katl edilmesi.

Millî kimlik ve kültüre karşı işlenen cinayetler.

Sayısı on bini bulan caminin, mescidin, medresenin, taş mektep binasının, tekkenin yıkılması, tahrip edilmesi, satılması, kiraya verilmesi...

Bütün tarihî İslam kabristanlarının ya tamamen düzlenmesi, yahut dehşetli şekilde tahrip edilmesi.

Halkın, atalarının mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahil bırakılması.

Kadın haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmelere aykırı olarak kadınlara resmî TC vesikaları verilerek yasal fuhuş yaptırılması.

İslam vakıflarının talan edilmesi.

Listede daha neler var:

Nuri Demirağ'ın uçak fabrikasının batırılması.

Yüzde yüz yerli ve millî bir otomobil sanayinin kasıtlı olarak baltalanması.

Beş milyondan fazla nüfusa sahip olmaması gereken İstanbul'un, rant yüzünden 20 milyonluk dev bir şehir haline getirilmesi.

Dava konuları bitmez...

Müslümanlar, kendi aralarında âdil mecazî mahkemeler kurarak yakın tarihteki korkunç din sömürüsünü yargılamak zorundadır.

Yekun olarak yüz milyarlarca dolarlık dâva paraları nasıl deve edilmiştir?

Birtakım çulsuzlar nasıl dünya çapında zengin olmuştur?

Saf Müslüman kitleler nasıl soyulmuştur?

 

28 NİSAN 2012

MU
03.06.2012 16:35
#111

Âsâyiş BerKemâl

 

Bir ülkede, bir halkta, bir devlette şu aşağıda sayacağım değerler ya hiç yoksa, yahut yeterli miktarda mevcut değilse ne olur? Önce bu değerleri sıralayalım:

1. Ahlak ve karakter terbiyesi... Yeni nesillere aile ocağında, okulda, toplum hayatında, çalışma mekanlarında, sokakta, medyada ahlak ve karakter terbiyesi verilebiliyor mu?

2. Genelleşmiş olan eğitimde millî kültür ve genel kültür verilebiliyor mu?

3. Liselerde ve üniversitelerde okuyan milyonlarca gence yazılı ve edebî Türkçe öğretilebiliyor mu? Yeni nesiller 1928'den önce yazılmış ve basılmış Türkçe metinleri okuyabiliyor mu?

4. Adalet, insaf, doğruluk dürüstlük, iffet, namus, fazilet, mürüvvet kavram ve değerleri beyinlerde, zihinlerde, gönüllerde köklü bir yere sahip midir?

5. Lise mezunları mantık bilgi ve kültürüne sahip midir?

6. Estetik ve sanat terbiyesi verilebiliyor mu? İnsanlar çirkinliklerden rahatsız oluyor mu?

7. Ülkede toplumsal barış var mıdır?

8. Çeşitlilikler ve "ötekiler" arasında uzlaşı/mutabakat var mıdır?

Evet bir ülkede, bir devlette, bir halkta bu değerler yoksa veya çok az ve yetersiz miktarda ise, orada neler olur? Bir de bu olacaklara bakalım:

1. Toplum sağlıklı ve dengeli olmaz.

2. Fitne ve fesadın ardı arkası kesilmez.

3. Vatandaşların bir kısmı birbirinin meleği değil, kurdu olur.

4. Bina ve zina çoğalır.

5. Dev adliye binalarında hizmet gören hakimler ve savcılar ordusu milyonlarca dava dosyasına bakmaya yetişemez.

6. Cezaevleri hep dopdolu olur.

7. Hırsızlığın, haram yemenin her türlüsü yaygınlaşır.

8. İffet, namus ve utanma kavramı ve değeri zayıfladığı için şehvetler galeyana gelir; gizlenmesi gereken ayıplar ve günahlar sokaklara, meydanlara, Kültür Parklara, feribotlara iner, medya müstehcenlik bataklıklarına yuvarlanır, Kürtaj ve bekaret tamiri yaygınlaşır.

9. Memleketin zenginlikleri soyguncular, rantçılar, hortumcular tarafından talan edilir.

10. Azınlıkta kalan namuslu vatandaşlar bunca pisliğe isyan ederken; soygun ve ranttan pay alamayanlar feryat eder.

11. Müslüman kesim de ahlakını ve kendisini ayakta tutacak dinî değerlerini yitirdiği için Adana'da aç kalan yoksul, perişan, zavallı 26 yaşındaki anneye kimse birkaç yüz lira zekat vermez ve kadıncağız intihar eder.

12. Ahlaksızlık ve beyinsizlik yüzünden ülke bir Tımarhâne-i Kübraya döner.

Türkiye'yi İslam ve onun değerleri ayakta tutuyor, birliğini sağlıyordu.

İslam'ı sarstılar, değerlerini yürürlükten kaldırdılar, onların yerine:

1. Uyduruk bir resmî ideoloji koydular.

2. Batı medeniyetinin ve AB'nin norm ve ölçülerini aldılar.

3. "Kahr olsun Şeriat!" diye haykıran Moiz Kohen Tekin Alp'in milliyetçiliğini benimsediler.

Sonunda, şu 2012 yılında karşımıza felaket bir manzara çıktı.

Yükselin biraz ve Türkiye'ye yukarıdan kuşbakışıyla bakınız.

Gazetelere bakınız... Tv'lere bakınız... Sokaklara, meydanlara, otobüslere, parklara, feribotlara, bilhassa "Kültür parklarına" bakınız.

Aman kaçırmayınız, bahar ve yaz aylarında Kültür Parklar bir alemdir.

Bursa Emniyet Müdürü beyefendi ne demişti:

Geceleri teftişe çıkıyorum, Kültür Park'ta her çalının dibinde sevişen bir çift... Kanunlar müsait olmadığı için bir şey yapamıyoruz...

Mübarek Ramazan yaklaşıyor... Yine Ramazan şenlikleri yapılacak. Aman ne şenlikler... Evlere şenlik...

Kürtaj bayağı bir sektör olmuş.

Bekaret tamiratı işi çok gelişmiş.

Garp cephesinde sükûnet hüküm-ferma, âsâyiş ber-kemal.

Kemal Kemal Kemal...

* (İkinci yazı)

 

Kurtulmak İsteyenin Dikkat Edeceği Hususlar

 

Muhterem kardeşim: İmanını, âhiretini ve ebedî saâdetini kurtarmak istiyorsan aşağıdaki maddelere dikkat etmelisin:

1. İslam'a, Kur'ana, Sünnete göre kötü olan bir düzene ve sisteme iyi demeyeceksin.

2. İtikadını tashih edeceksin yani seni küfre, dalalete=sapıklığa düşürebilecek, inançla ilgili bid'atlardan arınacaksın; Allahı kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh bileceksin.

3. Resûlullah Efendimizi (Salat ve selam olsun ona) canından ve çok sevdiğin kimselerden daha fazla seveceksin. Onu kendine en güzel örnek ve model olarak kabul edeceksin.

4. Allah ile ilgili bütün işlerinde ihlaslı olacaksın.

5. Yaratıklarla ilgili işlerde adaletli ve insaflı olacaksın. Öyle ki, bir çalıdan bir yaprağı bile lüzumsuz olarak kopartmayacaksın.

6. Sen merhamete çok muhtaçsın. Sana merhamet edilmesini istiyorsan sen de merhametli olmalısın.

7. Allahın kesin olarak haram kıldığı şeylerden birine bile helal demeyeceksin. Aksi takdirde kafir olursun.

8. Ribadan, faizden bucak bucak kaçacaksın.

9. Kafirleri dost ve velî edinmeyeceksin.

10. Nefsini emmâre derekesinden, en az levvâme derecesine çıkartmak için çırpınacak, gayret göstereceksin.

11. Din, iman, Kur'an, mukaddesat bezirgânlığı ve sömürüsü yapmayacaksın, böyle bir ticareti karı satmaktan daha kötü bileceksin.

12. Allaha, Resulüne (Salat ve selam olsun ona) ve BİZDEN olan emir sahiplerine (icazetli ulemaya, fukahaya, kâmil ve mükemmil mürşidlere, Müslüman ümeraya) itaat edeceksin.

13. İhtiyaçlarını çoğaltmayacaksın.

14. İsraf, lüks, gösteriş, aşırı tüketim, aşırı konfor, gurur ve kibir gibi helak edici şeytanî davranışlarından uzak duracaksın.

15. Zekatını Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata göre hak sahiplerine dağıtacaksın. Zekat ve sadakalarını uğrulara kaptırmayacaksın.

16. Beş vakit namazı kalacaksın.

17. Cemaat ehli olacaksın.

18. Mütevâzı, alçak gönüllü olacaksın.

19. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapacaksın.

20. Laik ve seküler olmayacaksın, gerçek dindar olacaksın.

21. Azgınlığın her türlüsünden uzak olacaksın. Âşikâre, küstahça fısk, fücur ve günah işlemeyeceksin.

22. Dünyayı imtihan meydanı, tarla bileceksin, büyük yolculuğa hazırlanacak, onun için azık toplayacaksın.

23: Haram yemeyeceksin, haram kazancın olmayacak, haram para ve malla zengin olmayacaksın.

03.06.2012

MU
11.06.2012 01:54
#112

Küfre ve Dalâlete Hizmet Eden Fâsıklar

 

Açık küfrün en büyük destekçisi, kendilerini iyi, sofu, koyu Müslüman gösteren fâsıklardır. Onlar küfre, dalâlete (=sapıklığa), kötülüğe, nifaka dolaylı şekilde nasıl yardımcı olurlar?

1. Tek bir Ümmet olması gereken Müslümanları bölerler, bin parçaya ayırırlar, Allahın kardeş kıldığı mü'minleri birbirine düşman ederler, tefrika ve şikak yangınları çıkartırlar; böylece Ehl-i İman'ı Ümmet olmaktan çıkartıp kurtların oyuncağı bir sürü haline getirirler.

2. Kur'an ve Peygamber (Salat ve selam olsun ona) gıybeti ve tecessüsü yasaklamışken, onlar devamlı ve sistemli olarak gıybet ederler, tecessüs ederler ve Müslümanları birbirine düşürürler.

3. Dini, imanı, mukaddesatı, Kur'anı alet ederek zengin olurlar. Onlar paraya, mala tapar.

4. Onlar nefs-i emmârelerine put gibi tapar.

5. İslam ribayı kesinlikle yasak ve haram kılmışken, onlar ribaya batmıştır.

6. Onlar şer'î tesettürün canına okumuşlar, ortaya şeytanî bir tesettür çıkartmışlardır.

7. İslam, israfı, gururu, kibri yasak kılmıştır ama onlar, kendilerini azdıran korkunç bir israf içindedir.

8. Onlar zekatlarını ya hiç vermezler, yahut az verirler ve verilmesi gereken yerlere vermezler. Bu memlekette her yıl milyarlarca dolar zekat toplanır; bu zekatlardan birkaç yüz veya birkaç bir lirası aç, perişan, yoksul, sefalet içinde çırpınan ve bu yüzden intihar ederek iki yavrusunu yetim bırakan 26 yaşındaki Adanalı anneye nasip olmaz.

9. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Birlikte olan iki Müslüman (farz) namazlarını ayrı ayrı kılsalar (cemaat olmasalar) şeytan onları istila eder" diye uyarmış olduğu halde onlar Ümmetin başına bir İmam-ı Kebir seçip mü'minlerin ona biat ve itaat etmesi için çalışmazlar.

10. Onlar birtakım muhterem ve gayr-i muhterem zatları erbab haline getirip putlaştırmış, böylece ortaya binlerce gavs ve aktab çıkartmıştır.

11. Onların bir kısmı Süfyanların, Deccalların, kezzabların hiç utanıp arlanmadan propagandasını ve övgüsünü yapar, onlara rahmet okur.

"İkinci yazı"

Müslümanlar Menfaatlerini Bilmiyor

Müslümanların çok büyük kısmı menfaatlerini bilmiyor. Yararlarına ve zararlarına olan şeyleri birbirinden ayırt edemiyor.

Bu hal çok büyük bir felakettir.

Bu felaketin en büyük sorumluları, ellerinde imkan olduğu halde halkı uyarmayan, bilgilendirmeyen, aydınlatmayan ilim sahipleridir.

Ellerinde fırsat olan siyasî, iktisadî, sosyal güç sahipleridir.

Müslümanlar hangi konularda gaflet içindedir? Bir bir sayayım:

1. İlmihallerini ve dinî ahlak prensiplerini öğrenmiyorlar.

2. İtikadlarını tashih etmiyorlar.

3. Yüzde 90'ı (belki daha fazlası) beş vakit namaz terk etmiş, şehvetlerine uymuş.

4. Hür ve mukim erkekler (şer'î mazeretleri yoksa) cemaate gitmiyor.

5. Ellerine para ve mal geçenlerin çoğu israf ve lüks büyük günahına batıyor.

6. Dünya için hep burada kalacakmış gibi, âhiret için hiç oraya gitmeyecekmiş gibi çalışıyorlar.

7. Kadınların ve kızların çoğu ya hiç tesettüre girmiyor, girenlerin büyük kısmı ise Kur'ana ve Sünnete aykırı kapalı çıplak tesettürlü oluyor, gülünç duruma düşüyor.

8. Nice Müslüman, futbol kulübü tutar gibi cemaat, tarikat, hizip, fırka, klik, sekt holiganlığı yapıyor.

9. Yardımlaşma, paylaşma, infak ahlakını büyük ölçüde unutmuş bulunuyoruz.

10. Zekatlarımızı Kur'ana, Sünnete, şeriata, fıkha uygun şekilde vermiyoruz, sarf etmiyoruz.

11. Uyanık, şuurlu, medenî Müslümanlardan oluşan bir Ümmet değiliz; bin parçaya ayrılmış, sürüler durumuna düşmüşüz.

12. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmıyoruz.

13. Nice cahil Müslüman birtakım ruhbanları erbab haline getirmiş, putlaştırmıştır.

14. Aşırı derecede dünyevîleşmiş, seküler Müslümanlar olmuşuz.

15. Başımıza bir İmam-ı Kebir seçmiyoruz, ona biat ve itaat etmiyoruz.

16. Dinimizi içinden, mihraptan yıkmak isteyen reformculara, yenilikçilere, değişimcilere, mezhepsizlere kapılıyoruz.

17. Çocuklarımızı gerçek dindar gençler olarak yetiştirmiyoruz.

18. Dünya kültürünün yanında Tevhidî eğitim veren, içinde cemaatle beş vakit namaz kılınan özel İslam Mektepleri açmıyoruz.

19. Siyasî iktidara baskı yapıp İslam Medreselerini, tasavvuf tarikatlarını açtırtmıyoruz.

20. Dinimize, imanımıza uygun bir hayat sürebileceğimiz İslam Komünleri kurmuyoruz.

Öyle sapık ve dengesiz Müslümanlar görülüyor ki, kendi büyüklerine saldırılınca aşırı tepki gösterip yeri göğü yıkıyorlar, Resulullah Efendimize (Salat ve selam olsun ona) saldırılınca sessiz ve tepkisiz kalıyorlar, yahut gerektiği kadar tepki göstermiyorlar.

İçimizdeki İbn Sebe'lerin, Lawrence'ların, Hempher'lerin, casusların, ajanların, şeytanların, provokatörlerin devamlı olarak oyunlarına geliyor, tuzaklarına düşüyoruz, yine de bir türlü akıllanmıyoruz, firaset sahibi olmuyoruz.

Peki, Müslümanlar nasıl ve ne zaman uyanacaklar?

Şu anda bir uyanma, toparlanma, kendine gelme ve kendine dönme hareketi görülmüyor.

Para en büyük değer olmuş... Dünyevîlik... Bölünmüşlük... Bedevî kültür ve zihniyet...

Kısa zamanda uyanıp toparlanmazsak geleceğimiz çok karanlıktır.

Sadece günlük namazları büyük ölçüde yitirmiş olmamız bile büyük bir felakettir.

Müslüman halkı uyarmaları üzerlerine vacip olan bilenler, vazifelerini yerine getirmezlerse, umumî gelecek musibetler içinde onlar da helak olacaktır.

 

10.06.2012

MU
18.07.2012 13:48
#113

Mali'nin kuzey kısmını ele geçiren Vehhabî ve Selefî meşrebli radikal İslamcılar evliya türbelerini yıkmaya başlamışlar. Ne kötü bir haber... Yıkılan türbelerin hem dinî kıymeti var, hem de mimarlık, sanat, kültür kıymetleri. Bunları yıkabilmek için Ehl-i Sünnet dünyasının ulema ve fukahasından fetva almak gerekmez miydi?

Cahil halk bu türbeleri ziyaret ederek şirke ve küfre düşüyormuş... Kimler söylüyor böyle?.. Vehhabîler, radikal Selefîler... Müslüman aleminin yüzde sekseninden fazlasını oluşturan Ehl-i Sünnet ve Cemaatin ulema, fukaha ve müftüleri böyle düşünmüyor.

Evet, yeterli din bilgisine sahip olmayan bazı cahiller aşırılıklar sergileyebilir ama onların yanlışları yüzünden evliya türbelerini yıkmak insafa, adalete, akl-ı selime, Müslümanlığa, insanlığa yakışmaz.

Suudî Arabistan'da şu anda Resulullah Efendimizle (Salat ve selam olsun ona) yanında yatan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in (radiyallahu anhüma) kabir ve kubbelerinden başka diğer bütün kabirler ve kubbeler düzlenmiştir. Peygamberimizin pak zevcelerinin, Aşere-i mübeşşerenin, Bedir ashabının, diğer sahabe, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiinin (radiyallahu anhüm ecmain), on dört asırdır gelip geçmiş ulemanın, fukahanın, evliyaullahın, müminlerin ve müminatın kabirleri artık silinmiştir. Ne korkunç vandallık!

Resulullah Efendimiz bir ara kabir ziyaretini yasaklamıştı ama sonra izin verdi, kabirleri ziyaret etmek ölümü hatırlatır buyurdu.

Vehhabiler Efendimizin türbesini de yıkıp düzlemek istiyor ama buna cesaret edemiyor.

Farz edelim Türkiye'de bir Vehhabî rejimi kuruldu, yapacağı ilk iş bütün türbeleri ve kabirleri yıkmak, mezarlıkları düzlemek olacaktır. Ne Sahabe kabri dinlerler, ne evliya, ne ulema, ne süleha...

Yıkacakları ilk türbe de Eyüp Sultan'daki Eba Eyyub el-Ensarî radiyallahu anhın türbesi olacaktır.

Zavallı Müslümanlar... İki ateş, örs ile çekiç arasında kalmışlar. Bir tarafta gaddar dinsizler, öteki tarafta gulüvve sapmış aşırı ve fanatik bid'atçiler...

1920'lerde İslam dünyasında iki ülkede tarikatlar, zikrullah, tekkeler, tasavvuf yasaklanmıştı. Kemalist Türkiye'de laiklik adına, Vehhabî Arabistan'da din adına...

Vehhabîler İbn Teymiye'yi büyük imam kabul ederler ama onun Şeyh Abdülkadir Geylanî'ye müntesip olduğunu bilmezlikten gelirler, onun vur dediğini öldürürler.

İman eden, beş vakit namazı kılan, zekatı veren, İslam'ın emir ve yasaklarına uyan tasavvuf ve tarikat Müslümanlarını şirk ve küfürle suçlayanların kendileri kafir olur.

1924'te son Halife Abdülmecid bin Abdülaziz Han İstanbul'dan kovuldu, Sultan Vahdettin Han 1926'de İtalyada San Remo'da vefat etti, Halife Abdülmecid Efendi 1944'te Paris'te dünya hayatına veda etti. İslam alemi başsız kaldı.

Emperyalistler, sömürgeciler, Dönmeler, Kriptolar, İbn Sebe'ler, Lawrence'lar, Hempher'ler, Moiz Kohen=Tekin Alp'ler İslam dünyasını paramparça ettiler, Protestanlaştırdılar. Maalesef Müslümanların çoğu onların zokalarını yuttu.

Şimdi, istihbaratıma göre CIA, MOSSAD, Haçlılar, Evangelistler ve diğer şer güçleri Müslümanların başına uysal, light, ılımlı, evcil, fantoş bir Halife getirme planları yapıyormuş.

Acaba Müslümanlar bu son zokayı da yutacak mı?

Bir yerde bir hahamın kabri tahrip edilse Yahudiler bütün dünyayı ayağa kaldırır.

Bir yerde bir Katolik azizinin kabri tahrip edilse Papalık yeri ğöğü inleterek protesto eder.

Mali'de evliya türbeleri yıkılırken İslam dünyası protesto etmiyor.

(Önemli not: Halifeliğin kaldırılmasıyla ilgili, 431 numaralı ve 1924 tarihli kanunda şöyle denilmektedir: "Halife hal' edilmiştir. Hilafet, hükümet ve cumhuriyet mâna ve mefhumunda esasen mündemic olduğundan Hilafet makamı mülgadır." Yani Hilafet şu anda Büyük Millet Meclisi'nin tüzel kişiliğindedir... Büyük Millet Meclisi'nde Hilafet tartışmaları yapılırken, Halifeliğin kaldırılmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü bey, Köşk muhafız kumandanı Topal Osman'a boğdurulmuş, bilahare onun da işi görülmüştür... Merhum Adnan Menderes, Demokrat Parti grup toplantısında milletvekillerine hitaben "Arkadaşlar, millet size vekalet vermiştir, arzu ederseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz" dediği için asılmştır.)

* (İkinci yazı)

 

Haramları İnkâr Eden Yahut Hafife Alan Kâfir Olur

 

ALLAH hırsızlığı, haram yemeyi, ribayı, zinayı, her çeşit fuhşiyatı (azgınlığı), rüşveti, kadın ticaretini, zulmü, bâtıl alış verişi, kumarı, işreti, çocuk öldürmeyi yasak kılmıştır.

Bu yasaklar Kitabullah Kur'an ile, Peygamberin (Salat ve selam olsun ona) Sünneti ile, icmâ-i ümmet ile kesin olarak bilinmektedir.

Bu sayılanlar hem büyük günah, hem ağır suçtur.

Bunların günah ve haram olduğunu inkar eden kafir olur.

Müslüman halka hitap ediyor ve nâçizâne uyarıyorum:

İmanınızı kurtarmak istiyorsanız bu haramları sakın hafife almayınız. Sakın bunları hoş görmeyiniz. Sakın sakın sakın ha, bunları önemsiz görmeyiniz. Sakın ola ki, biri, birkaçı veya hepsi için bu devirde geçerli değildir demeyiniz.

Böyle bir söz ederseniz namaz kılsanız da, cumaya gitseniz de, oruç tutsanız da İslam dairesi içinde kalamazsınız.

Çünkü kesin emir ve yasaklardan, zaruriyat-ı İslamiyeden birini inkar eden dinden çıkar.

Resûl-i Kibriya Efendimizin bir hadîs-ı şeriflerinde şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

"Âhir zamanda yaşları küçük, akılları güdük bir topluluk çıkacaktır. Onlar Kur'an okurlar, okudukları Kur'an boğazlarından aşağıya kalplerine inmez.

Onlar Hayrülberiyye'nin (Resulullahın) sözlerini söylerler.

Onlar, gergin yaydan fırlayan okun ava isabet edip, o hızla avı delip çıkması gibi dinden çıkarlar."

Evet Kur'an okuyan, hadîs zikr eden öyle beyinsizler vardır ki, dinden çıkmıştır.

Öyleleri vardır ki, Kur'an okurlar ama Allahın Kitabındaki 300 küsur muhkem=kesin âyetin tarihsel olduğunu, hükümlerinin bugün geçerli olmadığını iddia ederler.

Allah tarafından insanlığa hak din, hak nizam, hak yol olarak gönderilmiş ilahî İslam dinini; Avrupa medeniyetinin, Avrupa Birliği'nin, Feminizm ideolojisinin, kapitalizmin norm, kriter ve standartlarına ayarlamaya ve uydurmaya çalışmak hem ihanet, hem de hıyanettir.

Bir konuda, bir hükümde İslam ile AB, Batı medeniyeti, Feminizm, Kapitalizm, Liberalizm ters düşüyorsa, doğru olan İslam'ın hükmüdür.

Bütün doğru inançlar,

Bütün doğru hükümler,

Bütün doğru görüşler,

Bütün iyilikler, bütün güzellikler İslam'dadır.

İslamın yanlış dediğine doğru diyen,

İslamın çirkin dediğine güzel diyen,

İslamın kötü dediğine iyi diyen dinden çıkar.

İslamın temel ve zarurî hükümlerinde icmâ-i ümmet varsa, bütün mü'minler bu icmaya uymak zorundadır.

Zaruriyat-ı diniyedeki icmâı inkar edenler dinden çıkar, kafir olur.

Günlük namazlar, Ramazan orucu, zekat, hac tartışılamaz.

Kadınların tesettürü tartışılamaz.

Riba yasağı tartışılamaz.

İçkinin haram olduğu tartışılamaz.

Rüşvetin haram olduğu, rüşvet alanın da verenin de cehennemlik olduğu tartışılamaz.

Zinanın haram olduğu tartışılamaz.

İcmâya aykırı ictihad yapılamaz. Böyle ictihadlar merduttur ve bunlara kulak asılmaz.

Zinanın Ceza Kanunu'nda suç olarak zikr edilmemesini hiçbir Müslüman doğru bulamaz.

TC başlıklı vesikalarla kadın satışını, bu satıştan KDV ve gelir vergisi alınmasını hiçbir Müslüman doğru bulamaz.

Hiçbir Müslüman iffetsizliği hürriyet olarak kabul edemez.

Kur'ana, Sünnete, icmâ-i ümmete kesinlikle aykırı olan şeyleri en uygun ve en enerjik şekilde tenkit etmeliyiz.

Tenkit edemiyorsak, kalben buğz etmeliyiz. Bu ise (hadîs-i şerife göre) imanın asgarîsidir.

Zamanımızda hürriyet vardır.

Zamanımızda Müslümanlar inançları, fikirleri, görüşleri, tenkitleri yüzünden İstiklal Mahkemelerinde yargılanıp idam edilmiyor.

Bugünkü hürriyetten ve genişlikten yararlanarak münkerleri (dinin kötü gördüğü, yasakladığı şeyleri) tenkit etmez, bunların izale edilip, yerlerine mâruf (dinin iyi gördüğü emrettiği) şeyleri getirmek için çalışmazsak dilsiz şeytan oluruz.

Ey Müslümanlar!.. Parti, cemaat, tarikat, hizip, fırka, sekt, klik taassubu ve holiganlığına kapılıp da dinimize hıyanet etmeyelim.

Kur'ana, Sünnete, Şeriata hıyânet etmeyelim.

Kötü, bozuk, çarpık, sapık düzenin ve sistemin rantlarına, haram kemiklerine göz dikip de vazifelerimizi yapmazlık etmeyelim.

Âmirine bil mâruf ve nâhine 'anil münker olalım.

Kötülükler karşısında susmak (tenkit etme hürriyet ve güvenliği varsa) suç ve günahtır.

Geceleri her çalının altında bir erkekle bir kadının seviştiği Kültür Parkı'nı tenkit edelim.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Rüşvet alan da veren de Cehennem ateşindedir" buyurmuşlardır. Rüşvete karşı olalım.

Her Cuma namazında hatip minberden inmeden önce mü'minleri azgınlığa (fuhşiyata) karşı uyaran âyeti okuyor. Biz de iman eden kullar olarak fuhşiyatı, zinayı, israfı, çıplaklığı, işreti, lüksü, kumarı, açıkta küstahça işlenen ve toplumda fitne ve fesat çıkartan fısk ve fücurları tenkit ve protesto edelim.

Tevhid inancını, Resulullahı, Kur'anın hak kitap olduğunu, İslam'ın Allah katında tek hak, makbul din olduğunu inkar eden kafirlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia edenleri uyaralım.

Mârufu emr eden,

Münkerden nehy eden,

Doğruyu tutan ve destekleyen,

Bâtılı reddeden,

Allah ile ezelde yapmış olduğu ahd ü misaka sâdık olan,

Peygambere biat ve itaat eden vasıflı Müslümanlar olalım.

 

18.07.2012

MU
20.07.2012 18:50
#114

Sünnetsiz İslam Olmaz!

 

KİŞİ "Lâ ilahe illAllah" inancına sahip olsa bile, bunun yanında lisanen Muhammed Resulullah deyip kalben iman etmezse mü'min olmaz.

Kelime-i Tevhid iki parçadan oluşan bölünmez bir formülüdür.

Peygambere (Salat ve selam olsun ona) iman ve itaat etmek farzdır.

Peygamberin, yapışılması gereken Sünnetine yapışmak farzdır.

Peygamberimizin mütevatir ve sahih hadisleri de bir tür vahiydir (Gayr-i metluv vahiy). Çünkü Kur'anda Peygamber hakkında " O kendi hevasından konuşmaz" buyruluyor.

Peygamberimizin mütevâtir ve sahih hadîslerini inkar eden kafir olur.

Peygamberimizin Sünnetini hafife alan yahut istihza eden kafir olur.

Bize sadece Kur'an yetişir, Sünneti kabul etmeyiz diyenler açık bir dalalet=sapıklık içindedir.

Sünnet Kur'anın tefsiri ve şerhi mahiyetindedir.

Kur'anda mücmel geçilen konular, emir, yasaklar, hükümler Sünnetin ışığında anlaşılır.

İlmi ve icazeti olmayan cahiller, Kur'anı kendi nefis, heva ve re'ylerine göre yorumlasalar, bu yorumlarında isabet etseler bile günaha girerler.

Allah, Efendimizi öncelikle mü'minlere ve sonra bütün insanlığa en güzel örnek ve model olarak göndermiştir. Ona uyulmalıdır.

Bütün insanlık onun Ümmetidir. İnananlar Ümmet-i icabet, inanmayanlar

Ümmet-i dâvettir.

Allahın rızasını kazanmak ve ebedî saadete nail olmak için Resulullaha (Salat ve selam olsun ona) itaat ve biat etmek ve onun eteğine yapışmak gerekir.

Âlet ilimlerine, 'âli ilimlere, bilhassa hadîs ilmine vakıf olmayan, on binlerce hadîsi inceleyip ezberlemeyen, hadislerin nasih ve mensuhunu, tahsisleri, incelikleri bilmeyen kimseler onlardan din, fıkıh, Şeriat hükmü çıkartamaz.

Nasirüddin Albanî gibi icazetsiz kişilerin, hadîsleri hakkındaki söylediklerine itimad edilmez.

Albanî icazetli, ehliyetli Sünnî din alimi ve fakih değildir. Onun hezeyanlarını red, cerh, ibtal ve çürütme konusunda ulema ve muhaddisîn tarafından bazısı dört ciltlik ilmî reddiyeler yazılmıştır.

Sünnet yıkılır ve dışlanırsa fıkıh ilmi yıkılır. Fıkıh yıkılırsa İslam ism ve resmden ibaret kalır.

Bir konuda hadîs varsa ona itibar edilir, re'y ve heva ile hüküm verilmez.

Fukaha (müctehidlerin) sözü ile nass arasında bir uyumsuzluk görürlerse, mukallidler müctehid sözüne tabi olur. Çünkü cahillerin uyumsuzluk gibi gördüğü şey onların vehminden ibarettir. Nasih mensuh tahsis vs olabilir.

İslam dünyasını Protestanlaştırmak isteyenler Sünnete sinsice saldırıyor.

Sünnet ortadan kalkarsa Kur'anın doğru tefsiri yapılamaz.

Allah Kur'anda Peygamberimiz için "O size ne getirdiyse alın" buyurmaktadır.

Peygamberin getirdikleri: Emir ve yasakların, helal ve haramların açıklanması, Allahın rızasını kazanmak için nasıl ibadet edilecek, nasıl yaşanacak, dünya fitne ve fesatlarından, şeytanın tuzaklarından nasıl korunulacak, yeryüzünden nasıl güven, huzur ve selamet içinde yaşanacak, nefs-i emmare ile nasıl büyük cihad yapılacak, fuhşiyattan=azgınlıklardan nasıl uzak durulacak, Ümmet içinde birlik nasıl sağlanacak, çocuklar nasıl yetiştirilecek, kadınlara nasıl muamele edilecek... Ve daha bunlar gibi binlerce çare ve çözüm...

Sevgili Müslüman kardeşim:

Sünnet ve hadîs düşmanı şeytanların, yıkıcı reformcuların, dinde değişim, dinde yenilik isteyenlerin, light ve ılımlı İslamcıların tuzaklarına düşme.

Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz hazretlerinin hadislerini AB standartlarına, Feminizm ideolojisine, Batı medeniyetine, Fazlurrahman fırkasına göre ayıklamak küfürdür.

İslam'ın iki temel kaynağından biri Kur'an, diğeri Sünnettir.

Kur'ana ve Sünnete yapışan aziz olur, onları terk eden zelil ve rezil olur.

Allah Efendimizi alemlere rahmet olarak göndermiştir.

Onu ve sünnetini canımızdan daha fazla sevmeliyiz.

İhlaslı, takvalı, samimi, âbid, ehliyetli, icazetli büyük din alimlerinin Müslüman halk için yazdıkları hadis külliyatları (Mesela Riyazüssalihîn) başucumuzda durmalıdır ve onları devamlı okumalıyız. Okurken kendi kafamıza göre fıkıh hükmü çıkartmaya kalkmamalıyız.

Günlük hayatımızı Kur'ana ve Sünnete uygun hale getirmeliyiz.

Evlerimiz Sünnete uygun olmalıdır.

Lüksten israftan, şatafattan, ihtişamdan, debdebeden, israftan ve diğer beyinsizliklerden ateşten kaçtığımız gibi kaçmalıyız.

Otomobil alırken Efendimize sormalı, danışmalıyız. O bizim, ihtiyacımızın ötesinde lüks bir binit almamızı uygun görmez ve buna izin vermez.

Yemek yerken Sünnete uymalıyız.

Efendimiz bizim, hiç lüks ve ihtişamlı (!) turistik umre seyahati yapmamıza izin verir mi?

Biz elbette Resulullah ve onun Ashab-ı Güzini gibi olamayız ama yine de sınırları zorlamamalıyız.

Efendinmize sorar ve danışırsak, öğütlerini tutarsak Fir'avun, Nemrud, Neron gibi çılgınca bir hayat sürmeyiz.

Ramazan geliyor. İçkili, fısklı fücurlu lüks otellerde lüks iftarlar yapmanın caiz olup olmadığını Efendimize soralım.

Efendimizin müjdelerine, uyarılarına, ihtarlarına, emir ve yasaklarına, öğütlerine kulak verelim.

Mesela ne buyuruyor: Fakirlerin çağırılmadığı ziyafetleri tenkit ediyor. O halde iftar ve diğer ziyafetlerimize hiç olmazsa bir temiz fakir çağıralım.

Efendimiz bir hadisinde "Mü'min bir mideyle, kafir yedi mideyle yer buyuruyor" Bunu da dikkate alalım.

Efendimiz "Doğudaki bir Müslümanın ayağına diken batsa Batıdaki Müslüman onun acısını yüreğinde hisseder" buyuruyor. Suriye'de, Arakan'da, nice başka ülkede Müslümanlar tavuk gibi boğazlanırken biz ne yapıyoruz?

Efendimize edilen salat ü selamların kendisine ulaştırılacağı, onun selamlarımıza karşılık vereceği bildirilmiştir. Efendimizin bizim için dua etmesini istiyorsak onun Sünnetine uyalım.

Onun hayır dualarına nail olmak ne büyük saadettir.

Salat ve selam olsun ona.

* (İkinci yazı)

On Bir Ölçü

BİR ülkenin, bir halkın, bir devletin halinin iyi, orta veya kötü olduğu şu ölçülerle anlaşılır:

* Birincisi mimarlık ve şehirciliktir. Binin bir helikoptere, böyle bir lüksünüz yoksa şehir hatları vapuruna oturup seyredin ve şu İstanbulun mimarlık ve şehircilik rezaletine bakın. Dünyanın en güzel şehrini ne hale getirmişiz. Bereket eski Padişahlar büyük camiler yaptırmışlar da haysiyetli birkaç bina görebiliyorsunuz.

* İkincisi: Lisan ve edebiyattır. 1928'den önce yazılmış Türkçe kitapları, belgeleri okuyamayan cahil bırakılmış bir toplum... Atalarının, dedelerinin mezar taşlarını da okuyamıyor... Dilde devrim yaparak lisanı bitirmişler, sığır diline çevirmişler. Milyonlarca vatandaş ünlemlerle konuşabiliyor ancak. Aha oho moho... Yuh be... Amma da kral be... Çüş be... Ulan ben seni... Böğürtüler... Homurtular... Bazen iniltiler...

* Üçüncü kıstas: Binin bir tramvaya, metroya, otobüse ve gözlemleyin. On sekiz yaşında taş gibi bir delikanlı oturuyor, yetmiş yaşında ihtiyar onun yanında ayakta seyahat ediyorsa ve bu durum genelleşmiş ve normal hale gelmişse o toplum bitmiştir.

*Dördüncü ölçü: Her yıl yayınlanan uluslararası temizlik ve şeffaflık rapor ve anketlerinde Türkiye'nin hangi sırada olduğuna ve hangi notu aldığına bakınız. Notu 10 üzerinden 5'in altındaysa durumu berbat demektir.

* Siyasetine bakınız: Temiz mi, kaliteli mi yoksa kirli ve vasıfsız mı?

* Beşinci ölçü: Trafiğine bakınız. Anarşi ve kaos içindeyse, sık sık korkunç kazalar oluyorsa, sıkışıklıktan halk çıldıracak hale gelmişse, her gün trafiğe binlerce yeni oto çıkarken yollar aynı kalıyorsa, çare ve çözüm üretilemiyorsa o ülke iflas etmiş demektir.

* Altıncı ölçü: Toplumun israf durumuna bakınız. Eğer şu ülkede her gün evet her gün altı milyon ekmek çöpe atılıyorsa, o ülke başına gelecek afet ve belalara hazır olsun.

* Yedinci ölçü: Yüz kızartıcı ayıplar, günahlar, fısk ve fücurlar, çirkinlikler, azgınlıklar Allahtan korkulmadan, kullardan utanılmadan küstahça âşikâre rezilce işleniyorsa çok kötüdür o ülkenin hali, çok karanlıktır istikbali.

* Sekizinci ölçü: Kadın hak, hürriyet ve haysiyetleri ayaklar altına alınmışsa, devlet TC başlıklı fahişe vesikalarıyla birtakım bedbaht kadınların genelevlerde para karşılığında seks yapmasına izin veriyorsa, bundan KDV ve gelir vergisi alınıyorsa, genelev imparatoriçesi Madam'a devlet büyüklerinin de katıldığı resmî törenlerle vergi rekortmenliği ödülleri verilmişse...

* Dokuzuncu ölçü: Dere yataklarına dev binalar yapılıyor ve buraları seller basınca vatandaşlar boğulup ölüyorsa...

* Onuncu ölçü: Halka satılan gıda maddelerinin, meşrubatın, meyve ve sebzelerin içinde üç yüzden fazla kimyevî madde, boyla, aroma, hormon vs varsa... Mısır şurubuna boya ve aroma katılarak sahte bal üretilip satılabiliyorsa... Yüzlerce domuz çiftliğinde domuz üretilip halka daha diye yediriliyorsa... Müslüman halka eşek eti yediriliyorsa... Etin kilosu 25 lira iken pazarlarda kilosu 9 liradan sucuk satılabiliyorsa...

* On birinci ölçü: Terör şehitleri içinde bir tek kodamanın, büyük adamın, nüfuzlu ve zengin kişinin, holding sahibinin oğlu yoksa, ölenlerin hepsi fakir ve fukara çocukları ise...

Şimdi bu satırları yazdığım için birileri bana münafık diyecekmiş... Desinler!..

 

20.07.2012

MU
28.07.2012 16:00
#115

Arakan Müslümanları Diri Diri Yakılırken

 

İslam ve Müslüman karşıtı çevreler Arakan Müslümanlarına yapılan katliamı yalan ve şişirme göstermeye çalışıyor. Halbuki, yıllardan beri, Birleşmiş Milletler Teşkilatı, dünyada en fazla zulme ve haksızlığa uğrayan Müslümanların Arakan Müslümanları olduğuna dair raporlar yayınlamaktadır.

Dünyanın her hangi bir yerinde bir Yahudinin burnu kanasa büyük gürültü ve yaygara kopartan İslam düşmanları, Türkiye Müslümanlarının Arakan'daki kardeşleriyle ilgilenmesinden, onlara acımasından bile rahatsız oluyor.

Dünyanın nice ülkesinde Müslüman azınlık veya çoğunluklara zulm edilmektedir ama en büyük zulme uğrayanlar Arakan Müslümanlarıdır.

Paramparça olmuş Türkiye Müslümanlarının büyük ve ciddî bir bilgi bankaları olmadığı için bu gibi facialardan zamanında ve yeteri kadar haberleri olmuyor.

Hilafet müessesi var olmuş olsaydı bu gibi zulümlere karşı etkili tepkiler verilebilirdi.

Arakan'da din kardeşlerimiz diri diri yakılırken Türkiye'de bazı Müslümanlar ne yapıyor?.. Lüks iftardan lüks iftara koşuyor...

Lüks umreler yapıyor...

Cemaat ve tarikat holiganlığı yapıyor...

Dünyada millî devletlerin sınırları olabilir ama İslam kardeşliğinin sınırı olmaz. Hangi ülkede yaşıyorsa, hangi dili konuşuyorsa, hangi ırka mensupsa Müslümanlar kardeştir. Yaşayış tarzları, örfleri, adetleri, kültürleri farklı da olsa kardeştir.

Suriye'de zalim Nuseyrî rejimi tarafından vahşice öldürülen ve ezilen Müslüman kardeşlerimiz için yaptıklarımız yeterli midir? Kesinlikle değildir.

Arakan Müslümanları için ağlayabilmemiz, onlar için feryat edebilmemiz ve oraya kadar yardım elimizi uzatabilmemiz için gereken ilk şart Ümmet şuuruna sahip olmaktır. Müslümanlarda Ümmet şuuru yoksa işte böyle teker teker, parça parça ezilir ve öldürülürler.

On altınca asırda, Sumatra'nın bir bölümündeki Aceh sultanlığı Portekizlilere karşı Osmanlı halifesinden yardım istediği zaman, Devlet-i Aliyye Kızıldeniz'de bir donanma hazırlayıp göndererek o uzak Müslümanlara yardım etmişti.

Arakan Müslümanlarına yardımdan geçtim, hâlâ başörtülü kadın ve kızlarımızın haklarını bile yüzde yüz koruyamıyoruz. En son İstanbul'da büyük bir market, Kızılay namına çalışacak başörtülü kadını kapı dışarı etti.

İslam dünyası çok zengindir. Sadece petrol gelirleriyle bile muazzam hizmetler edilebilir ama bizde para kadar ilim, irfan, ahlak, fazilet, vicdan, himmet, gayret, hamiyet, mürüvvet yok.

Arakan'da, Suriye'de, başka yerlerde öldürülen, yakılan, gözleri oyulan, ezilen, sürünen kardeşlerimiz için yapabileceğimiz en kolay şey, onların acıları karşısında biraz olsun iştahımızın kesilmesidir.

Acaba bu ucuz ve kolay şeyi yapabiliyor muyuz?

* (İkinci yazı)

Mülk Allahın Emanetidir

Türkiye kime kalacak?.. Türkiye kimin olacak?... Aman Türkiye'yi ötekilere kaptırmayalım!.. Türkiye ilelebed hep bizim olsun!.. Hakimiyetimiz ebedî olsun...

Be mübarekler, siz bilmiyor musunuz ki, mülk Allah'ındır, dilediğine verir, dilediğinden alır...

Türkiye M. Kemal'e kaldı mı?

Millî Şef İsmet'e kaldı mı?

Adnan beye kaldı mı?

Irak Saddam'a kaldı mı?.. Mısır Mubarek'e kaldı mı?.. Libya Kaddafi'ye kaldı mı?

Emanetçi malikler gelirler giderler...

Kimi izzet ü ikbal ile gider, kimi zillet içinde ipte sallanarak...

Malikülmülk olan Allahtır ancak.

Bu mülk biz Müslümanlara emanet edilmişti. Kıymetini bilemedik, şartlarına riayet edemedik ve emaneti kaptırdık.

İstanbul şehri 1453'te bize verildi. Farkında mısınız acaba, aradan beş yüz sene geçtikten sonra emanet elimizden hızla kayıp gidiyor.

Aaaa İstanbul bizim tapulu mülkümüz değil mi?.. Değil tabiî... Emanete hıyanet edersen elinden alınır...

Nasıl olurmuş o?.. Gözünü açıp baksana, işte bugün olduğu gibi kayar gider...

Her yerde açık fuhuş, işret, fısk u fücur, isyan tuğyan, günah...

İslam ahlakına göre yüzlerce yolcu taşıyan bir feribotta bir erkekle bir karı bir saat boyunca herkesin arasında azgınca öpüşüp sevişir mıncıklaşır ve Müslümanlar da seyrine bakar...

Caddelere, lokantalara, kahvehanelere, hastanelere baksana, insanlar nehar-ı Ramazan'da Allah'tan korkmadan, kullardan utanmadan nasıl alenen nakz-ı siyam ediyor...

Muhadderatın haline bak, hamam anaları gibi...

Din elden gidiyor mu? Ne gidiyoru, gitmiş bile!

Yoksa sen 120 debisel bağıran hoparlörleri, cami klimalarını, cami wc'lerini, minareler arasına gerilen mahyaları, lüks iftarları, lüks umreleri (Zam Zam Tower!..), dinî folkloru İslam mı sanıyorsun?

İslam Kur'an, Sünnet, Şeriat, fıkıh, ahlak, hikmet, güvenlik ve adalet demektir.

İslam Ümmet demektir.

İslam, kadınların tesettürü demektir.

İslam ticaret ve iş hayatında fütüvvet ve ahîlik ahlakı demektir.

İslam, Cuma ezanı okunanca bütün Müslümanların dükkanlarını ve işyerlerini kapatıp camiye gitmeleri demektir.

İslam, Müslüman halkın en az yüzde 90'ının beş vakit namaz kılması demektir.

İslam, Müslümanların çocuklarının İslam mekteplerinde Müslümanca okuması ve yetişmesi demektir.

İslam, başkentte İmam-ı Müslimînin Cuma selamlığına çıkması demektir.

Açık yazıyorum:

Bir Müslüman toplum evamir-i Kur'aniyeye, Resulullahın Sünnet-i seniyyesine,

Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye, İslam kadın ve kızlarının hurmetine ihanet ve hıyanet ederse zillete, esarete, rezalete, rüsvaylığa ve izmihlâle duçar olur.

Emanet onun elinden alınır.

Bir toplum azarsa ve Allah yolundan saparsa ondaki zenginlik, maddî refah, israf, lüks meskenler, lüks binitler, lüks hayat keramet değil, istidractır. Ansızın tepelerine azap iniverir.

Bize kendimizi ıslah etmemiz, toparlanmamız, aklımızı başımıza toplamamız, günahlarımıza tevbe etmemiz, Kur'an Sünnet Şeriat yoluna girmemiz için mühlet veriliyor.

Toparlanıyor muyuz?

Toplanıyor, Kur'an ve Sünnete uyuyorsak gelecekten ümitli olabiliriz.

Azgınlıkta, günahta, lüks ve israfta, bînamazlıkta, isyanda tuğyanda, ekl-i ribada, fütuhulfüructa ilerliyorsak geleceğimiz karanlıktır.

Bunu anlamak için fakih olmak gerekmez.

Aynaya bakmak yeterlidir.

Mir'at-ı ibrete...

27.07.2012

MU
31.07.2012 01:21
#116

Tek parti faşizminden bu yana tarihimizin en liberal günlerini yaşıyoruz. Vesayet ve resmî ideoloji sisteminin beli kırılmıştır. 1920'lerde, 30'larda olduğu gibi vatandaşlar inançları, ibadetleri, kanaatları yüzünden hapse atılmıyor, bazısı idam edilmiyor. Artık tabutluk işkenceleri yapılmıyor, Varlık Vergileri alınmıyor...

Bugünkü sistem veya düzen İslamî ölçüler bakımından iyi midir?.. İyidir denilemez... Eskisine göre daha az kötü müdür? Bu husus tartışılabilir. Lakin zinanın suç olup olmaması bakımından eskisine göre daha kötü olduğunda zerrece şüphe yoktur.

Çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanlar için (yüzde yüz olmasa da) artık çok büyük hürriyet vardır. Müslümanlar bu hürriyeti iğtinam edip (ganimet bilip) dinlerine, ülkelerine, halklarına, insanlığa gereği gibi hizmet edebiliyorlar mı? Bu, tartışmaya açık bir konudur. Bence edemiyorlar.

1920'li, 30'lu yıllarda Müslümanlar büyük darbeler yemişler, sersemletilmişler ve henüz kendilerine gelememişlerdir.

1924'te Hilafet'in kaldırılmasından sonra Müslümanlar başsız kalmıştır.

İslam düşmanları, "Böl, parçala, hükm et" siyasetiyle Ehl-i Sünnet Müslümanlarını birbirinden kopuk irili ufaklı bin kadar cemaate, hizbe, fırkaya, kliğe, sekte ayırmıştır.

Tevhidî eğitimin kaldırılması, onun yerine ideolojik Tevhid-i Tedrisat anti eğitiminin getirilmesi, Müslüman halkın 1928'den önceki bin yıllık yazıyı okuyamaması, bu yetmiyormuş gibi Türkçenin faşist devlet terörü ile radikal bir değişime tabi tutulması millî, İslamî kültürde kapatılması çok zor rahneler açmıştır.

1960'lardan itibaren Haçlılar ve Siyonistler Türkiye'de yeni bir İslam türetmek için çalışıyorlar ve hayli başarılı olmuşlardır. Onlar münzel(=indirilmiş) İslam'ı kaldırıp, onun yerine uydurulmuş bir İslam getirmek istiyor.

İslamî kesimde yüzlerce yeni bid'at fırkası türemiştir.

Râfizîlik, Necdîlik, Selefîlik, mezhepsizlik, telfik-i mezahib, Sünnet düşmanlığı, Mealcilik, Fazlurrahmancılık, İslam'ı Feminizme uydurmak, İslam'ı AB norm ve standartlarına ayarlamak gibi sapık cereyanlar gece gündüz faaliyet gösteriyor.

Halkın yüzde doksanı namazı terk etmiştir.

Kadınların yüzde kırkı tesettürü terk etmiştir.

Cemaat, hizip, fırka militanlığı, holiganlığı, fanatizmi dehşet saçmaktadır.

Dinî hizmet ve faaliyetler yüz milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelmiştir.

Müslümanların başında bir İmam-ı Kebir yok.

Müslümanların tek bir hizmet ve faaliyet plan ve programı yok.

Müslümanların tek bir bütçesi yok.

Son yüz yıllık tarihimizin en hür, en fırsatlı, en imkanlı devrini yaşıyoruz ama...

İslamî kesimin içinde köpek sürüleri kadar casus, ajan, provokatör, manipülatör var. Çağdaş İbn Sebe'ler, Lawrence'lar, Hempher'ler, Moiz Kohen(=Tekin Alp'ler) kol geziyor.

İslam adına Sünnete saldıranlar bile görülüyor.

Fıkıh mezheplerine saldırılıyor.

Sahte müftilerin (aslında muhtiler), naylon müctehidlerin bini bir paraya.

Rezalet o dereceye geldi ki, "Allah gerçek bir Janus'tur" (Huda Janus-i hakikî est) diye yazarak yüce Allahı bir Roma putuna teşbih eden (=benzeten) İranlı yazar, bir İslam büyüğü ve önderi olarak tanıtılıyor.

Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir hürriyet, genişlik, fırsat ve imkan geldi ama bununla beraber bir gevşeme, yumuşama, keyif, oh kekâh, yan gel de yat, haram rantlar devşirme devri de başladı. Haram yeme, lüks hayat, israf, bin türlü beyinsizlik, sefahat ve fuhşiyat(=azgınlık) yaygınlaştı ve yoğunlaştı.

Farz değil, vacib değil Müslümanlar akın akın turistik lüks umre seyahatlerine gitmeye başladı.

Ramazanlarda içkili mekanlarda papazlarla, hahamlarla neş'eli iftarlar yapılır oldu.

Mübarek kutsal ayda İslam'a ve Şeriata sığmayan eğlenceler, etkinlikler, şenlikler, azgınlıklar... Camilere kiliselerde ve havralarda olduğu gibi sıralar, sandalyeler, tabureler koyma bid'ati...

Medenî İslam kültürünün yerini alan bedevî, a'rabî, göçebe kültürü...

Eski radikal mücahitlerin müteahhit olmaları...

Kur'ana, Sünnete, Şeriata zıt uyduruk, rüküş, rengarenk o biçim şeytanî tesettürler.

Bugünkü hürriyet, değeri bilinmez ve iğtinam edilmezse (ganimet bilinmezse) hep böyle sürmez.

Bugünkü imkanların, fırsatların, zenginliklerin bir gün sonu gelir.

Lükse, israfa batan, şehvetlerine uyan Müslüman toplumların sonları iyi olmaz.

Allah bize nasihat etmiştir... Resulullah (Salat ve selam olsun ona) bize nasihat etmiştir... On dört asır boyunca ulema, fukaha, meşayih, mürşidler , Sadat-ı Kiram bize nasihat etmiştir.

Bugünkü zenginlikler, genişlikler, konforlar, lüksler, müzeyyen meskenler, pahalı otomobiller, Karunvari gibi servetler keramet değil, istidractır.

İslam tarihine bakalım... Gaflet, ihmal, gevşeklik yüzünden ne büyük facialar cereyan etmiş. Niçin ibret dersleri almıyoruz?

Neler yapılmalıdır?

Yapılacak ilk iş ehliyetli ve liyakatli bir reis, bir İmam seçip ona biat ve itaat etmektir.

İkincisi, sürüler halinden çıkıp tek bir Ümmet olmaktır.

Üçüncüsü bedeviyetten medeniyete yükselmektir.

Dördüncüsü namazı ikame etmektir.

Beşincisi, bir tür ırkçılık olan cemaatçiliği ve hizipçiliği bırakmaktır.

Altıncısı Kur'ana, Sünnete uymaktır.

Yedincisi İslam'ı, Kur'anı, Sünneti ve Şeriatı icazetli ulemanın, fukahanın, meşayihin anladığı gibi anlayıp hayata tatbik etmektir.

Sekizincisi ihtilaflı meselelerde ve konularda Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunmaktır.

Dokuzuncusu, İslam'ın Cadde-i Kübrasında yürümektir.

Onuncusu, Cumhur-i Ulema yolundan gitmektir.

On birincisi, Selef-i Sâlihîn Efendilerimizi örnek almaktır.

* (İkinci yazı)

Okuma Yazma Öğrenmeyen bir Gence

BU millet anadilini bin yıldan fazla İslam/Kur'an alfabesiyle yazmış. 1928'den önceki basma ve yazma kitaplar, belgeler, mezar taşları, kitabeler hep bu yazıyla. Sen Müslüman bir gençsin ve bu yazının cahilisin. Yazık değil mi sana? Hiçbir şeye yanmam da senin bu konudaki umursamazlığına çok acırım. Okuma yazma bilmiyorsun ve bunun üzüntüsünü çekmiyorsun. Keyfin yerinde.

Bu sene yurt çapında bine yakın Osmanlıca kursu açıldı. Bunlardan birine kaydını yaptırıp millî yazımızı öğrensen iyi olmaz mıydı?

Kültürlü bir Müslüman genç olmak istiyorsun ama okuma yazma öğrenmiyorsun. Olacak şey midir bu?

Bir Fransız genci 1928'den önce basılmış, yazılmış Fransızca kitapları ve evrakı okuyamasa, onun kültürlü bir Fransız genci olması mümkün müdür?

Okuma yazma biliyorsun elbette. Hangi okuma yazmayı? Latin harfleriyle 1928'den sonraki kuşdili Türkçesini... Bu, sana yeterli midir sanıyorsun?

1928'den bu yana kaç sene geçmiş?.. 84 sene... Millî yazımız ise bin yıl sürmüş... Senin okur yazarlığın pek kısa, pek güdük...

Sen şu cemaate veya tarikata mensupmuşsun, senin hocan çok büyükmüş, cemaatin çok uluymuş... Bırak bu edebiyatları... İlmin, irfanın, kültürün, medeniyetin en büyük aleti ve vasıtası yazıdır. Onu biliyor musun, bilmiyor musun, ondan haber ver bana.

Okur yazar olmadığına üzülseydin, bin yıllık millî yazımızı öğrenmek için niyete, cehde, iradeye sahip olsaydın seninle görüşmeye devam edecektim. Lakin bugünkü halin ümit verici değil. Selam ve dua sana veda ediyorum. Ne halin varsa gör!..

29.07.2012

MU
31.07.2012 01:22
#117

İlan

 

Allah ile olan bütün işlerimizde, ibadetlerimizde ihlâs yani temiz niyet şarttır. Namazlar, oruçlar, hac, umre, yapılan hayır hasenat hep Allah rızası için yapılmalıdır. İhlas, katışıksızlık demektir ve kesir kabul etmez; ya yüzde yüz olur, ya olmaz. İnsanlar kendisi için ne dindar adammış desinler niyetiyle kılınan namazlar, tutulan oruçlar yahut halk kendisi için ne hayırsever kimse desin diye yapılan iyilikler, verilen sadakalar ihlâssızdır, bozuk niyetlidir ve makbul olmayacağı bildirilmiştir. Farz ibadetler açıkta yapılır, nafile ibadetler gizlenir. Nafile sadakalar, sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek şekilde verilir. Ramazanda verilen iftar ziyafetlerinde israftan, gösterişten, şatafattan, benim ziyafetim senin ziyafetinden üstündür beyinsizliklerinden, lüksten ve ihtişamdan kaçınılmalıdır. İsraf Kur'an, Sünnet, icmâ-i ümmet ile haramdır; Kitabullah'ta israf edenlerin şeytanın kardeşleri olduğu bildirilmiştir. Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz "En şerli ziyafetler, fakirlerin çağırılmadığı ziyafetlerdir" buyurmuştur. İçkili mekânlarda iftar ziyafeti verilmez. İslam'ın hak din olduğunu tasdik etmeyen, Resulullahı yalanlayan, Kur'ana inanmayan gayr-i Müslim ruhanilerin iftar ziyafetlerine çağırılması ve onlarla muhabbetli bir şekilde yenilip içilmesi günahtır. Milyonlarca fakir ve dar gelirli halkın geçim sıkıntısı çektiği, İslam âleminde korkunç zulümler işlendiği, Suriye ve Arakan gibi yerlerde Müslümanların kanlarının döküldüğü böyle bir devirde israflı ve pahalı iftar ziyafetleri vermek vicdana ve insafa sığmaz. Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına uygun şekilde verilecek mütevazı iftar ziyafetlerinde çeşitli İslamî cemaatlerin liderlerinin, hocalarının, hoca efendilerinin, Efendi hazretlerinin bulunmaları daha münasip olur. Zekâtlar Kur'anın, Sünnetin, Şeriatın ve fıkhın öngördüğü şekilde, Tevbe suresinin 60'ıncı ayetinde açıkça beyan edilen fakirlere, miskinlere ve diğer hak eden gerçek şahıslara verilmelidir. Yukarıdaki gerçekler ahali-i müslimeye hatırlatılır. Ramazan mübarek olsun. Cenab-ı Hak cümlemizi ihlâsla oruç tutan, ihlâsla namaz kılan, ihlâsla hayır hasenat yapan, ilahî rızasına uygun ziyafet veren sâlih kullarından eylesin.

(Bu, bir emr-i mâruf nehy-i münker ilanıdır.)

 

* (İkinci yazı)

Ramazan Showları

 

Geçen Ramazan'daki bazı hadiseleri hatırlıyor musunuz? Birkaç ilahiyatçı çıkmış, İslam'da teravih yoktur yaygaraları kopartmıştı.

Bir ilahiyatçı o kadar ileri gitmişti ki, yanındakilerle birlikte Sultanahmet meydanında güneş batmadan önce iftar etmişlerdi. Bunlar imsaktan sonra da sahur yemeğine devam ediyorlarmış.

Sabataycı gazeteler böyle dinsel showlara bayılır.

Geçen Ramazan Ankara'da da 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir bid'at yaşanmıştı. Bir yatsı/teravih namazında Hacı Bayram camiinin içine erkek cemaat alınmamış, mâbet kadınlarla doldurulmuştu!.. Yeterli kadın cemaat bulunamadığı için dışarıdan minibüs ve otobüslerle kadınlar getirilmişti. Peki, erkekler nerede kılmışlardı? Yıldızların altında, camiin avlusunda. İyi ki, mevsim kış değildi, soğuktan donarlardı. Ankara'nın kış soğukları da öyle böyle değildir.

Reformcu ve aykırı ilahiyatçılar ve onların peşlerinden gidenler showsuz duramaz.

Zaman zaman bombalarını patlatırlar:

Rabıta küfür ve şirkmiş, rabıta yapanlar müşrikmiş...

Sahabe, evliyaullah ve süleha türbelerini ziyaret etmek şirkmiş, eden müşrik olurmuş...

İslam'da kader yokmuş...

İslam'da şefaat yoktur...

İslam dininde kabir/berzah ahvali yokmuş...

Üç hak ibrahimî din varmış, üçünün mensupları da ehl-i necat ve ehl-i Cennet'miş...

Farmason Afganî büyük bir Müslümanmış...

Tasavvuf büyükleri İslam'ın Pavlos'larıymış...

Daha neler neler...

Son on-yirmi yıl içinde Ramazanların vaz geçilmez eğlencelerinden biri de, son derece lüks, son derece israflı, son derece ihtişamlı ve de alkollü beş yıldızlı mekânlarında iftarlar verilmesi ve bunlara bazı patriklerin, papazların, monsenyörlerin de davet edilmesidir. İftarı kimler yapar? Oruç tutan Müslümanlar? Peki, o papazların ve patriklerin ne işi var o sofralarda?

Hıristiyan ruhanileri Tevhid'i kabul etmezler, İslam'ın hak din olduğunu kabul etmezler, Hz. Muhammed'in (Salat ve selam olsun ona) Resulullah olduğunu kabul etmezler, Kur'anın Kelamullah olduğunu kabul etmezler ve sonra iftar sofralarında baş köşeye oturtulurlar. Fesubhanallah!

Bakalım bu mübarek ayda ne gibi reform showları yapılacak? Sürprizlere hazır olunuz...

* (Üçüncü yazı)

Müslüman Temiz bir gence

Beş vakit namaz kılan ahlâkı oldukça düzgün bir gençsin. İtlik serserilik yapmazsın, karı kız peşinde koşmazsın, içki içmezsin... Lakin bir ot gibi yaşıyorsun. İlme, irfana, sanata, kültüre, öğrenmeye hırslı olsana. Yaz tatili geldi, serseri mayın gibi dolaşıyorsun. Bir yere gidip tatilde bir sanat öğrensen iyi olmaz mı? Osmanlıca basit bir kitap alıp edebî Türkçeni ilerletsene. İnsanlar analarının karnından kültürlü, hikmetli, görgülü çıkmaz. Evet, bunlara kabiliyeti ve istidadı olmalıdır ama mutlaka bir üstattan ders alıp yetişmek, kemal bulmak gerekir. Bir yere kapılanıp biraz İstanbul âdâb-ı muaşereti öğrensen ne iyi edersin. Fotoğraf makineni alıp bir İstanbul kültürü resimleri albümü yapsana. Bir gece hatimle teravih namazı kılınan bir camiye gitsene. Bitpazarlarından kültürel değeri olan kitaplar toplasana (Ben tanesi 1 liradan topluyorum hâlâ...) Bir gün Yeniköy'deki Sadberk Hanım müzesine gitsene. Ciltli güzel bir defter alıp, ünlü kimseleri ziyaret edip, her birine birkaç satır da olsa o deftere yazı yazdırıp, izin verirlerse birer de resimlerine çekip yazının yanına veya karşısına yapıştırsana. Arada bir, bir tekkeye gidip, bir kenardan kemal-i edeb ile zikrullah dinlesene. Günde en az bir saat, internetten geleneksel el sanatları ile ilgili bilgiler edinsene. Sur içi İstanbul'un enteresan ara sokaklarını gezsene. Eski İstanbul'un eski evlerinin resimlerinden müteşekkil bir albüm yapsana... Yahu biraz kıpırdansana...

30.07.2012

MU
04.08.2012 15:37
#118

Yeni Sivas Oyunları

 

Sivas hadisesi plânlı programlı bir provokasyon idi. Piyesin yazarı kimdi? Bunu bilmiyorum ama başrolde oynayanı biliyorum.

Sivas'ta ne yapılmak istenmişti? Sünnîler ile Alevîler karşı karşıya getirilmek, bir iç savaş çıkartılmak istenmişti.

Bunun için Pir Sultan Abdal şenliklerini alet ettiler. Bu şenlikler bir köyde yapılıyordu, kasıtlı olarak Sivas'ın içinde yaptılar.

Hiç alâkası olmadığı halde Salman Ruşdi'nin Peygamberimize (Salât ve selam olsun ona) iğrenç şekilde saldıran rezil kitabının tercümesini yayınlanmaya başladılar.

Sivas Sünnîlerini üzdüler, gerdiler, kışkırttılar...

Sonra müessif hadiseler oldu.

Madımak otelinde solcu bir müzisyen tabanca ile iki kişiyi öldürdü, cinayet örtbas edildi.

"Birileri" yangın çıkarttı ve otuz küsur kişi boğulup öldü.

Hadiseler çorap söküğü gibi birbirini takip etti.

Sivas'ta öteden beri Sünnîler ile Alevîler birlikte barış içinde yaşarken, nasıl oldu da böyle hadiseler çıkmıştı? Bunlar hep planlıydı, programlıydı, provokasyondu.

Türkiye'yi bölmek isteyen Kriptolar böyle olmasını istiyorlardı. Sünnîler ve Alevîler, Türkler ve Kürtler, dindarlar ve laikler birbirine girip gırtlaklaşacak ki, onlar emellerine ulaşabilsinler.

Şimdi yeni iddialar var:

Dumandan öldü denilenlerin kurşunlanmış olduklarına dair resimler bulunmuş...

Sivas davasına bakan mahkemeye baskılar yapılmış...

Sivas faciası yetmemişti. Birkaç gün sonra Erzincan'ın Başbağlar köyünü bastırttılar ve camiden çıkan otuz küsur vatandaşı kurşuna dizdiler.

Ah milyonlarca Sünnî ve milyonlarca Alevî birbirlerine girseler... Kriptolar asıl bayramı o zaman yapacaklardı...

O günden bu güne Kriptolar dezenformasyon yaparak halkın beynini yıkamaya çalışıyor.

Yeni tiyatro:

Malatya vilayetinin bir beldesinde gece Ramazan davulu çalınırken bir tartışma olmuş, davul çalan Sünnî'ymiş, tartışan ve davulcuyu biraz tartaklayan aile Alevî imiş, bizim Kriptolar yaygarayı bastılar: Alevî Sünnî çatışması! Alevîlere baskı yapılıyor! Alevî ailenin evlerinin camları kırıldı! Halk Allahu Ekber diye haykırdı! Vaziyet çok vahim, durum pek gergin!

Tek kimlikli gerçek Alevîler ile Sünnîler, aralarında farklılıklar olsa da bu memlekette barış içinde yaşamaktadır.

Birbirlerine düşmanlık etmek, çatışmak, iç barışı zedelemek iki tarafın da aleyhine ve zararına olur.

Gerçek Alevîlik İslam'ın bir dalıdır. Onlar Allah'a, Peygamber'e, Kur'an'a, Ehl-i Beyt'e, âhirete inanır. Namaz kılan, oruç tutan Alevîler vardır.

Alevî görünen Kriptolar öyle değildir.

Görüyorsunuz, "Ben Alevîyim ama Müslüman değilim" diyeni vardır.

Haçlısı vardır, Yahudi'si vardır...

Pakraduni'si vardır.

Aman şu Türkler ile Kürtler, şu Sünnîler ile Alevîler, şu dindarlar ile laikler kardeş kavgasına girişsinler de biz kavga esnasında yorganı alıp kaçalım. Yorgan ne? Türkiye Türkiye!

Türkiye'de bir buçuk milyon Kripto siyon, bir buçuk milyon Kripto haçlı olduğuna dair çok ciddî iddialar var.

Şu anda bir tek Kürt Yahudi'si piyasada görünmüyor. Ne oldu onlara? Hepsi İsrail'e göç etmediğine göre kalanlar hangi boyaya girdiler? Sakın bir kısmı yalancıktan Alevî veya Sünnî Kürt oluvermiş olmasın?

Şu medyaya bakınız: Sünnîler Ramazan davulundan şikâyetçi olan Alevî aileye saldırdı, Allahu Ekber diye bağırdı, taş atıp camlarını kırdı diye nasıl da ciyak ciyak bağırıyorlar.

Yangının üzerine teneke teneke benzin döküyorlar.

İçleri yanıyor onların... Ah yeni Sivaslar olsa, ah yeni Başbağlar olsa... Ah ah ah! Sünnîler ile Alevîler, Türkler ile Kürtler birbirine girseler... Ah 1915'in intikamı alınsa... Ah mega Ermenistan... Ah Eretz İsrael... Ah Megali İdea Ah mikra Türkiye...

Allah bu memleketin Alevî'sine Sünnî'sine, Türk'üne Kürt'üne akıl ve feraset versin de hep birlikte bu Kripto tuzaklarına düşmesinler.

"İkinci yazı"

 

İslam'ın Paralı Askerleri

 

Müslümanlar şu sekiz şeye hizmet etmelidir: İman, İslam, Kur'an, Sünnet, Şeriat, Ümmet, İmamet-i Kübra (Hilafet), İslam Ahlâkı...

Sünnî Sünnî olsun, Şiî Şiî, Vehhabî Vehhabî ama bütün İslamî hizmetler sırf Allah rızası için, maddî menfaatsiz yapılsın.

İstisnalar var mıdır? Vardır... Niyetleri halis olmak şartıyla gazeteciler, tv'ciler, hademe-i hayrat (din görevlileri) ve diğer hizmet erbabı, geçimlerini temin için ücret ve maaş alabilirler. Lakin din ve mukaddesatı alet ve vasıta kılarak, istihdam ve istismar ederek zengin olamazlar. Böyle bir şey lanete ve nefrete mustahiktır.

Müslümanlar aralarındaki ihtilafları, çekişmeleri, tefrikayı kaldırmak, azaltmak için neler yapabilirler? İyi niyetli âlimleri, fazılları, ziyalıları olumlu ve yapıcı olmak şartıyla ilmî seviyede tartışabilirler.

Yukarıda saydığım sekiz şey için maddî manevî hiçbir dünyevî menfaat, ücret, karşılık almadan çalışanlar var mıdır? Vardır, bunlar elleri öpülesice has hizmetkârlardır.

Onlar İslam'ın gönüllü erleridir. Onlar paralı asker değildir.

Yabancı devletlerin emperyalist, ulusal, istilacı niyet ve planlarına hizmet etme karşılığında para alanların durumu nedir? Çok kötüdür.

İslam, iman, Kur'an diyor ve malı götürüyor... Böylesi haindir.

Ehl-i Sünnet kökenli iken Sünnîliği bırakmış, şu veya bu sebepten Şiî olmuş... Bu kimsenin mertçe, açıkça "Ben Şiî oldum. İslam'ın gerçek yorumu ve uygulaması Şiîliktir..." demesi gerekir. Taqiyye ve kitman yaparak Müslüman kardeşlerini aldatması hainliktir.

Hem Şiî, hem de şöyle böyle Sünnî görünüyor. Böyle bir şey İslam ahlâkına uymaz. Yakın tarihimizde İslam'ın ve imanın ücretsiz çalışan has hizmetkârları olmuştur. Onlar ücretlerini Haliq'tan istemişler, mahluqattan ücret almamışlardır.

Çoluk çocuklarını geçindirmek için ücret ve maaş alanlara da bir şey dediğim yoktur. Hürmet ederim.

Lakin din ve mukaddesatı alet, vasıta, istismar, istihdam ederek zengin olan dünyevîlerden hiç hoşlanmıyorum. (Bana gelince: Fakirin hizmet sahasında esamisi okunmaz...)

04.08.2012

MU
23.08.2012 15:16
#119

Allah'ı Puta Benzeten İslamcı

 

Bazı İslamcıların baş tacı ettikleri, öve öve bitiremedikleri, kendilerine bir tür imam edindikleri o İranlı yazar, İslam Şinasi adlı kitabında "Allah gerçek bir Janus'tur=Hoda Janus-i hakikî est" diyerek Yüce Allah'ı iki çehreli bir Roma putuna benzetmektedir. Bu benzetmeyi pekiştirmek için de gerçek=hakikî sıfatını kullanmaktadır.

Hiçbir Müslüman, kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allahü Teâlâ ve Tekaddes hakkında böyle bir benzetme yapamaz. Yaptığı takdirde İslam'ın dışına çıkmış olur.

Allah bildiğimiz şeylerin hiçbirine benzemez ve benzetilmez.

Hele bir Roma putuna...

Allah'ı bir şeye benzetmek küfürdür. Allah'ı bir Roma putuna benzetmek küfür üzerine küfürdür, katmerli küfürdür.

Doğrusu bazı İslamcıların itikad ve din konusundaki hoşgörüleri akıllara ziyan verecek bir sınıra dayanmıştır.

Bunlar kendilerini makas, İslam'ı kumaş mı sanıyorlar ki, re'y ve hevalarına göre kesip biçiyorlar?

Allah'a, noksan sıfatlar yakıştırılır, ses çıkartmazlar. Bırakın ses çıkartmayı, alkışlarlar.

Peygamber aleyhissalatü vesselama saygısızlık edilir, aldırmazlar.

Ashaba saldırılır, ses çıkartmazlar.

Dinî konularda saçma sapan yersiz ve aykırı ictihadlar yapılır, fetvalar verilir, bunlara cephe almazlar.

Öyle İslamcılar görüyorum ki, gerçek din yolundan ayrılmışlar, İslam'ı bir ideoloji, beşerî bir sistem gibi algılıyorlar.

Sahih itikadı, başta namaz olmak üzere ibadetleri, ihlası, taqvayı ikinci plana atmışlar; bitmez tükenmez bir İslamcılık edebiyatı yapıyorlar.

İslamcılık eşittir İslam Protestanlığı...

İlimleri, irfanları, istikametleri yok, kendi kafalarına göre, Allah'ı Roma putu Janus'a benzeten üstadlarının doğrultusunda yorumlar yapıyorlar.

Kimisi kaderi inkar eder.

Kimisi şefaati.

Kabir=berzah aleminin hallerini, Münker ve Nekir meleklerini, sorgu suali...

Ne mezhep kabul ederler, ne fıkıh...

Bunların İslam anlayışı Osmanlının Ehl-i Sünnet İslamlığına hiç uymuyor.

Ehl-i Sünnetin başının tacı olan, Hulefa-i Râşidîn'in üçüncüsü Osman Zinnureyn hazretlerine (Radiyallahu anh) dil uzatırlar.

Bazıları Ehl-i Sünnet Müslümanlarını hurafeci olarak karalar. Şunları bakınız: Allah'ı bir Roma putuna benzeten adamı yüceltiyorlar ve Sünnî Müslümanlara çamur atıyorlar. Dengesizliğin böylesi...

Müslüman kardeşlerime min gayri haddin hitap ediyorum:

Allah bize İslam'ı göndermiştir. Kur'anda ayet vardır, İslam mükemmel bir dindir, onda noksanlık, yanlışlık yoktur.

İslam bize yeter. İslam'ın yanında İslamcılıklara lüzum ve ihtiyaç yoktur.

Kurtulmak için İslam'a sarılmak gerekir.

İslam ile kurtulmak için onu aslına uygun şekilde bilmek, anlamak ve uygulamak gerekir.

Gerçek İslam, İslamcıların ideolojik kitaplarıyla değil, icazetli İslam ulema, fukaha ve mürşidlerinin kitapları okuyup bellemek ve derslerini dinlemekle öğrenilir.

İslamcılık tefrikasından kurtulmak için Ehl-i Sünnet Cadde-i Kübrasında olan cumhur-i ulemaya tâbi olmak gerekir.

İhtilaflı konularda Sevad-ı Âzam (büyük karaltı, büyük topluluk) dairesi içinde bulunmak gerekir.

Sünnî olsun, Şiî olsun, Vehhabî olsun, Selefî olsun, hangi fırkadan olursa olsun hiçbir aklı başında Müslüman, Allah'ın bir Roma putuna benzetilmesine razı olmaz.

Böyle bir şey küfürdür.

Küfre rıza gösteren, küfrü beğenen de kafir olur.

Diyanet İslamcılık(lar), Allahın bir Roma putuna benzetilmesi, bu benzetme yapılırken "gerçek bir Janus" denilerek pekiştirilmesi ve diğer lüzumlu konularda Müslüman halkı ve gençliği uyarmalıdır.

Ben neler diyorum?.. Allah gerçek bir Roma putudur diyen kişinin diğer kitapları Diyanet Kitapevlerinde satılıyor...

Allah bize din olarak İslam'ı göndermiştir... İslam, hak ve geçerli din olmakta tektir, ortağı yoktur.

İslamcılıkları bırakalım, İslam'da karar kılalım.

Dinimizi doğru şekilde öğrenelim... Öğrendiklerimizi hayata uygulayalım...

İlahî ve münzel din yücedir... Beşerî İslamcılıklarda, ideolojilerde, doktrinlerde az veya çok yanlışlar vardır.

Pakistan'a bakalım: İslamcılık orada başarılı olamadı, aslına uygun İslamî bir sistem kuramadı.

Biz Türkiyeli Müslümanlar zelil ve esir vaziyetteyiz ama bunun ilacı İslamcılık değildir, İslam'dır.

İslam'ı Ashab-ı Kiram, Selef-i Sâlihîn, her devirde gelip geçmiş rabbanî ulema ve fukaha, kamil mürşidler gibi anlar ve uygularsak inşallah kurtuluruz.

Allah'ı bir Roma putuna benzeten İslamcıların peşinden gider Protestanlaşırsak büsbütün batarız.

"İkinci yazı"

 

Özel Ordunun Özellikleri

 

OTUZ bin kişilik özel ordunun özellikleri:

1. Kumandanı askerlik ve strateji konusunda dâhi olacaktır.

2. Şeriat ve tarikat boyutları olan dindar bir Müslüman olacaktır.

3. Meşreb ve karakter itibarıyla Selahaddin Eyyubî'ye ve Şeyh Şâmil'e benzeyecektir.

4. Orduda beş vakit namaz cemaatle eda edilecektir.

5. Nakşibendî ve Kadirî tarikatı...

6. Müridizm disiplini...

7. Hem âbid, hem zâhid, hem mücahid fi sebilillah.

8. Mutlak doğruluk ve dürüstlük.

9. Alayların müftüleri, taburların imamları olacaktır.

10. Ordunun muharip efradı birinci sınıf komando eğitimi almış olacaktır.

11. Bütün efrad Resulullah Efendimizle (Salat ve selam olsun ona) mânen irtibatlı olacaktır.

12. Savaş Allah'ın rızasını, Resulullah'ın şefaatini kazanmak, i'lâ-i Kelimetullah yapmak, Kur'ana ve Sünnete hizmet etmek maksat ve niyetiyle yapılacaktır.

13. Otuz bin kişi içinde bir tek çürük ve zayıf eleman bile bulunmayacaktır.

14. Yine otuz bin kişi içinde nefs-i emmâre derekesinde bir tek eleman olmayacaktır. En düşük nefs derecesi nefs-i levvâme olacaktır.

15. Resulullah'ın, Selef-i Sâlihînin, Sadat-ı Kiramın, evliyaullahın ruhaniyetleri orduya sâyeban olacaktır.

16. Ordu, hizmet bölgesindeki en ufak bir yolsuzluğa, hırsızlığa, eşkıyalığa, namussuzluğa, haram kazanca izin vermeyecektir.

17. Ordu savaş hukukuna ve etiğine riayet edecek, en ufak bir haksızlığa sebep olmayacak, adaletten şaşmayacaktır.

18. Teröristlerle işbirliği yapmayan, onlara yataklık etmeyen hiçbir zararsız sivile bir fiske bile vurulmayacaktır.

 

23 AĞUSTOS 2012

MU
24.08.2012 19:31
#120

Yaktınız Kendinizi!..

 

 

İslam'ı, İmanı, Kur'anı, Sünneti, Şeriat'ı, mukaddesatı alet ederek:

Dünyalık elde etmeye, zengin olmaya çalışanlar...

Dini alet ederek şahsî prestij, siyasî nüfuz devşirmek isteyenler...

Ün, alkış, pohpoh peşinde koşanlar...

Benliklerini, nefs-i emmârelerini tatmin edenler...

Evet sizler sizler sizler!..

Geçici bir müddet başarılı olmuş gibi görünebilirsiniz,

Muazzam miktarlarda zengin olabilirsiniz,

Dünya emellerinize nail olabilirsiniz ama...

Ama ama ama...

Cehennemî bir yolda olduğunuzu bilin...

Başarılarınız, servetleriniz hep hederdir.

Başarılarınız, zenginlikleriniz keramet değil, istidractır.

İslam'a, İman'a, Kur'ana ihlasla hizmet edenler yücelir.

Onları istihdam edenler (kendilerine hizmet ettirmeye yeltenenler) alçalır.

Bütün ibadetlerde ihlas esastır.

İhlassız ibadetlerin, yapana faydası olmaz.

Namazlar, oruçlar, zekat, hac, umre, cihad, hayır hasenat, dine hizmet hep ihlasla, sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yapılmalıdır.

Kur'an tefsiri, hadis şerhi ve tasnifi, fıkıh ve diğer dinî ve imanî kitaplar İslam'a hizmet için yazılmalıdır.

İbadet ve hizmetlerde ihlas temel şarttır.

"Allah dilerse bu dini fâsık ve fâcir kimselerle de te'yid eder..." Bir münafık, bir kafir de İslam'a hizmet edebilir.

Lakin Müslümanın hizmetinde ihlas ile nifak bir arada olamaz.

Camiler Allah rızası için yapılacaktır.

Namazlara Allah rızası için gidilecek ve O'nun rızası için ibadet edilecektir.

İbadetin içine "halk görsün, ne dindar desin" karışınca ihlas gider.

Ey siz, zengin olmak için Kur'an tefsiri yazanlar!

Zengin olmak için hadis külliyatı hazırlayanlar!

Halk sizin için "Ne yaman din alimiymiş bu!.." desin diye çalışıp çabalayanlar!..

Kendilerine "Bu ne büyük mücahit..." dedirtmek için sözde cihad yapan sahte mücahitler!..

Ey eskiden cihad edebiyatı yaparken bugün mücahidlik postunu atıp müteahhit olanlar!..

Ey devşiriciler, ey gulülcüler, ey hortumcular, ey kara para zenginleri!..

Ey şöhret-i kâzibe sahipleri!..

Sizde hiç akıl, firaset, kiyaset, hikmet yok mu ki, kendinizi ateşin ortasına attınız?..

İşiniz zor sizin...

Ateşe attınız kendinizi...

 

 

"İkinci yazı"

Küfürdür

 

 

KUR'ANDA kesin=muhkem ayetler, emirler, yasaklar, haramlar vardır.

Bunları inkar ettiği fetva ve şer'î ilam ile sabit olan kişi kafirdir.

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) mütevâtir ve sahih hadîslerini, Sünnet-i seniyyesini inkar eden veya hafife alan kişi de kafir olur.

Zaruriyat-i diniye konusundaki icmâ-i ümmeti inkar eden de kâfir olur.

Ezan-ı Muhammedî şeâir-i islamiyedendir, Ezanı tahkir eden kafir olur.

Kader İslam'ın altı temel inancından biridir. İslam'da kader mader yoktur diyen dinden çıkar.

Şer'î tesettürü inkar eden dinden çıkar.

Ben Müslümanım ama Şeriatı kabul etmiyorum diyen kişi din sınırları dışına çıkmıştır. Çünkü Şeriat, Kur'an ve Sünnetten çıkartılmış din hükümlerinin tamamına verilen isimdir. Ha İslam'ı inkar etmiş, ha Şeriatı...

Haram yemek caizdir diyen dinden çıkar.

Bu devirde üç ibrahimî hak din vardır, bunların mensupları ehl-i necat ve ehl-i Cennettir diyen dinden çıkar. Çünkü Kur'an "Allah katında din İslam'dır" buyurmaktadır.

Tahrife uğramış önceki kitapların hükümleri bugün geçerlidir diyen İslam'dan çıkar, çünkü onlar tahrife uğramış ve nesh edilmiştir.

Küfrü ve kafirleri beğenen İslam'dan çıkar.

Kafirleri dost ve velî edinmek haramdır. Bu haramı helal gören dinden çıkar.

Önceki büyük alimlerin, fakihlerin, müftülerin, din imamlarının küfür olarak gösterdiği sözleri söyleyenler, yazanlar, amelleri işleyenler kafir olur.

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) hadîslerini AB norm ve standartlarına, Feminizm ideolojisine, Kemalizme, kafirlerin isteklerine göre ayıklamak küfürdür.

Kur'anda "Bugün dininizi tamamladım" buyruluyor. İslamda eksiklik, kusur, noksanlık, kemalsizlik görerek dinde reform, değişiklik, yenilik, hafifletme istemek küfürdür.

İcazetli, ihlaslı, taqvalı rabbanî ulemayı, fukahayı tahkir etmek ve dışlamak küfre yol açar.

İslam ile M. Kemal'in ölümünden sonra uydurulmuş Kemalizm ideolojisi bağdaşır ve uyuşur diyen açık bir dalalettedir.

İlmi, ehliyeti ve icazeti olmadığı halde Kur'an-ı Kerimi re'y ve heva ile yorumlayanlar büyük bir küfran-ı nimette bulunmuş olur.

Kur'anı re'y ve heva ile yorumlasa, bu yorumu isabetli ve doğru olsa yine günah işlemiş olur.

Hiçbir sarıklı Farmason Müslümanlara din imamı, önder, rehber olamaz.

Din konusunda şazz ictihadlara ve görüşlere itibar edilmez.

Din, silsileli icazetlerle Resulullaha (Salat ve selam olsun ona) irtibatlı olan gerçek ulema, fukaha ve mürşidlerden öğrenilir.

 

"Üçüncü yazı"

Eğri Otursa da Doğru Konuşmak

 

MÜSLÜMAN, insan olduğu için günah işleyebilir, hatâ edebilir, yanılabilir. Lakin kesinlikle yalan söylemez, aldatmaz, hıyanet etmez.

İnsan eğri otursa da doğru söylemelidir denilmiştir. Müslüman zaman zaman eğri oturabilir ama asla doğru(yu) söylemekten ayrılmamalıdır.

Yalan söylemek haramdır. Yalancılık caizdir diyen kafir olur. (İstisnaları vardır: Savaşta... Üçüncü kişilerde zarar vermemek şartıyla iki dostun arasını bulmak için...)

Müslüman günahkar da olsa aldatmaz.

Müslüman müstaqim (doğru ve dürüst) insandır.

Müslüman sahtekarlık yapmaz.

Müslüman soytarılık yapmaz.

Müslüman dolandırmaz.

Müslüman beytülmali (devlet ve belediye bütçelerini) hortumlamaz.

Müslüman saçı bitmedik yetimlerin ve fakir fukara halkın haklarına el uzatmaz.

Müslüman faiz ve riba yemez.

Müslüman gizlice günah işleyebilir ama asla ve asla açıkça, küstahça, utanmazca, hayasızca, rezilce fısk ve fücur yapmaz.

Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) "Hayâ=utanmak imandandır" buyurmuşlardır. Hayası olmayanın imanı da yoktur.

Müslüman öncelikle fakirlerin, miskinlerin hakkı olar zekatlara göz dikmez ve onları zimmetine geçirmez.

Müslüman zekat ile cami bile yaptırılamayacağını çok iyi bilen kişidir. Müslüman Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı olarak zekat toplamaz.

Müslüman birtakım ruhbanları, şeyhleri, hazretleri, muhteremleri, hocaları, hocaefendileri erbab haline getirip putlaştırmaz.

Müslüman arivistlik yapmaz.

Müslüman Makyavelist değildir.

Müslüman başkanlığa talip olmaz. Matlup olsa bile ehil değilse kabul etmez.

Müslüman, bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır, haram yenilir demez.

 

 

24 AĞUSTOS 2012

MU
01.09.2012 01:03
#121

Namazda Başı Taçlı Olmak

 

AMELÎ Sünnetlerin en kolayı erkeklerin namaz kılarken başlarına İslamî bir serpuş geçirmeleridir. Serpuş: Takke, imame, arakiye vs... (Kefere ve kıssis şapkası cinsinden bir şey olmaz!)

Allahın bizlere en güzel örnek ve model olarak gönderdiği ve Kur'anda kendisine uyulmasını, itaat edilmesini kesinlikle emrettiği Resul-i Kibriya Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) hac veya umre için ihramlı olduğu zamanlar dışında bütün ömrü boyunca bir kere bile başı açık olarak namaz kılmamıştır.

Başı kapalı olmak namazın sünnet ve edeplerindendir.

Zamanımızda namaz kılanlar azınlığa düşmüştür. Bu azınlığın büyük kısmı da başı açık olarak namaz kılmaktadır.

Hattâ bazen bir camiye gittiğimde, yeni bir cemaat görüyorum, imamının bile başı açık... Maalesef (bu teessüf benim için midir, başı açık imam için midir?) böyle bir imamın arkasında cemaat olmuyorum.

Hiçbir Müslümanı hor ve hakir görmem, hiçbir Müslümana düşmanlık etmem ama başı açık namaz kılanları, imamlık yapanları da uyarmak benim bir kardeşlik borcumdur.

Bu kadar kolay, zahmetsiz ve külfetsiz bir sünnet ve edep olsun ve Müslüman bunu terk etsin. Olacak şey değil!

Muhterem ve aziz okuyucularımdan çok rica ediyorum:

Lütfen güzel bir namaz takkesi edinsinler ve namaz kılarken bunu başlarına geçirsinler.

Cebimizde ağırlık ve fazlalık yapıyormuş... Şeytanî bir mazerettir bu. Cep telefonu namaz takkesinden daha mı kıymetlidir ki, ondan hiç vazgeçemiyoruz?

Lütfen lütfen lütfen... Öyle bir iki liraya satılan uyduruk Çin işi örme takkeler almayalım. Bangladeş'ten, başka ülkelerden gelen güzel takkeler var, onlardan alalım.

İmame, sarık, takke, fes, kalpak Müslümanı güzelleştirir, ona vakar ve heybet kazandırır.

Bir hadîs-i şerifte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Melaike-i kiramın imameli olarak namaz kıldığını bize haber vermiştir.

Dikkat edilecek husus: Câhillerin, mukallidlerin ulema, fukaha ve şeyh sarığı sarmaları ayıptır, had-nâ-şinaslıktır.

Seyyid ve Şeriflere ait sarıkları da herkes saramaz.

Her Müslüman sarık kullanmalıdır ama ilmine, seviyesine, icazetine göre...

Tarikat takkeleri şeyh efendinin ve halifesinin izniyle ve duasıyla başa geçirilebilir. Bunun için ya derviş yahut muhibb olmak gerekir.

Bir Müslüman gerçekten ihlaslı ve saygılı ise münferiden namaz kılarken bile temiz ve güzel elbiseler giymeli, varsa bir cübbe ve maşlaha bürünmeli, başına da değerli bir takke geçirmelidir.

Bazen camilerde eşofmanlı kimseler görüyorum. Çok utanıp üzülüyorum. Şehrin valisinin huzuruna bile eşofmanla çıkılmaz...

Evet eskiden gecelik entari ve hırka ile camiye gelmeye cevaz verilmiş ama o zamanlar gecelik kıyafetle sokağa çıkılıyormuş, mahalle kahvesine gidiliyormuş...

İmam-ı Âzam Ebû Hanife efendimiz hazretleri kumaş taciriymiş, helalinden zengin olmuş, pahalı ve güzel elbiseler yaptırıp bunları namazda giyermiş. Tahdis-i nimet için...

Bayram namazını Kasımpaşa Piyale cami-i şerifinde kıldım. Koca mabet doluydu ama düzgün ve doğru dürüst kıyafetli on kişi bile yoktu. Önümdeki saflardan birinde, beyaz tişörtünün sırtında iri harflerle "ITALIA... Sport... Club... Gloria..." yazılıydı!

Gaziantepteki cenaze namazına baktım. Başı örtülü bir tek kimse yoktu. Merhum Erbakan sağ olsaydı ve o namaza katılsaydı takkesini başına geçirirdi.

Müslümanlar!.. Sünnetler bizim başımızın taçlarıdır... Namazda başını örtmek Müslümanın manevî ziyneti ve süsüdür...

Huzur-ı Hakka çıktığımızda, mânevî mi'racımızda sünnete ve edebe uyalım.

Bazen camilerde Cerrahî, Uşşakî ve diğer tarikat taçlarıyla taçlanmış musalliler görüyorum ve onları çok takdir edip kendilerine min gayri haddin dua ediyorum. Ne mutlu onlara...

Başı açık olarak namaz kılmak, sünnetlere ve âdâba riayet etmemek Selefîlerin, reformcuların, Fazlurrahmancıların, light ve ılımlı İslamcıların, diğer İslamcılık fırkası mensuplarının, İslamda kader mader yoktur diyen zındıkların, mezhepsizlerin, fıkıhsız ve Şeriatsiz bir İslam türetmek isteyenlerin, Kur'anı kendi re'y ve hevalarıyla yorumlayanların, Sünnet inkarcılarının, şefaati ve berzah alemindeki sorgu suali, kabir hallerini, teravih namazını, cumanın sünnetlerini inkar edenlerin ve diğer bid'at ehlinin sergilediği bid'atlerden biridir.

Bir de fıkıh ve ilmihallerini iyi bilmeyen iyi niyetli Müslümanlar var. Onlara Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'ndeki veya Hacı Zihni Efendinin Nimetü'l-İslam'ındaki bilgilerin bir kısmını öğrenip ezberlemelerini ve hayata geçirmelerini nâçizane tavsiye ederim. (Reformcuların, Afganîcilerin, naylon müctehidlerin, Kemalist ilahiyatçıların, Ehl-i Kitab da Cennetliktir diyenlerin hazırladıkları ilmihalleri alıp okumayınız!)

İnternetten China Muslims Eid al-fitr kelimeleriyle görsellerden arayınız. Namaz kılan Türkistanlı ve Çinli kardeşlerimiz içinde bir tek başı açık kimse göremeyeceksiniz, hepsinin başlarında zarif, estetik, güzel takkeler vardır.

Cenab-ı Hak azze ve celle hazretleri cümlemizi Kur'ana, Sünnete, Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye, İslam âdabına, şeair-i islamiyeye uyan, Cadde-i Kübra'da yürüyen, ihtilaflı meselelerde Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunan, Ulema-i Cumhurun yolunda yürüyen, ilmihalini kendisini kurtaracak kadar bilen ve inşallah ve biiznillah Resulün şefaatine nail olan firasetli ve edebli kullarından eylesin.

Not: Tezellül niyeti ile olursa başı açık namaz kılmaya ruhsat verilmiştir. Lakin bu hal istisnaîdir. Tezellül ne demektir, bunun manasını bile bilmeyen, kalbinde tezellül niyeti olmayan kimselerin başı açık namaz kılmaları bid'attir, sünnet ve edebe mugayirdir.

ÇOK ÖNEMLİ BİR HUSUS: Namazda, evde, mümkün olan her yerde başını örtmenin; insan haklarına, millî kimlik ve kültürümüze, din ve vicdan hürriyetine aykırı olan şapka iksası inkılabına muhalefet olacağı hususuna da dikkat buyurulmalıdır. Bu muhalefet bir nev'i nehy-i münkerdir.

Müslümanlıkta, Osmanlı terbiyesinde erkeklerin başlarının kapalı olması terbiye, nezaket, kibarlık, görgü kuralıdır.

Genç nesillere bunları öğretmek ilgili, sorumlu, imkanlı Müslümanlar için bir vazifedir.

Diyanet İşleri Fetva Meclisi, camilere konulan kilise ve sinagog sıraları ve sandalyeleri aleyhindeki fetvası gibi, namazda başın örtülmesinin sünnet ve edeb olduğu, bu sünnetin ve edebin terkinin mekruh olduğu konusunda uyarıcı, aydınlatıcı bir fetva isdar buyursa ne iyi olur...

Kültürlü, şuurlu, medenî Müslümanların gerek erkekler, gerekse kadınlar için islamî kıyafet konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz.

Erkekler için: Çok zarif islamî serpuşlar, kalpaklar... Yakasız gömlekler... İstanbuline benzeyen ceketler, pardösüler...

Kadınlar için: Şer'î tesettür kıyafetleri... Cilbablar... Çarşaflar... Tek parçadan ibaret el dokuması ihramlar... Tek renkli başörtüleri...

Bir Müslüman erkeğin bugün olduğu gibi yüzde yüz Avrupaî kıyafete bürünmesi doğrusu çok ayıptır.

Şık bir "kostüm", pahalı bir "Frenk gömleği", yular gibi bir "kravat", içinde "atlet ve külot", kışın "palto ve pardösü", boynunda "fular veya kaşkol", ayağında "iskarpin"... Bari boynuna şöyle bir levha assın: "Şu halime bakmayın ben Müslümanım yahu!.."

Başları kapalı Müslüman hanımlara ve kızlara selam ve hürmetlerimi arzdan sonra şu uyarıyı yapmak zorundayım:

Bugünkü tesettür kıyafetlerinin çoğu şer'î tesettür değil, şeytanî tesettürdür.

Keşke, başta Diyanet olmak üzere bellibaşlı islamî cemaatler, tarikatlar, sivil kuruluşlar şer'î tesettür konusunda bir seferberlik başlatsalar da bugünkü düttürü leyla, gülünç, erkeklerin dikkatlerini açık kadınlardan daha fazla çeken rüküş şeytanî tesettürden uzak durulsa...

01.09.2012 01:16
#122

Namazda Başı Taçlı Olmak

 

AMELÎ Sünnetlerin en kolayı erkeklerin namaz kılarken başlarına İslamî bir serpuş geçirmeleridir. Serpuş: Takke, imame, arakiye vs... (Kefere ve kıssis şapkası cinsinden bir şey olmaz!)

Allahın bizlere en güzel örnek ve model olarak gönderdiği ve Kur'anda kendisine uyulmasını, itaat edilmesini kesinlikle emrettiği Resul-i Kibriya Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) hac veya umre için ihramlı olduğu zamanlar dışında bütün ömrü boyunca bir kere bile başı açık olarak namaz kılmamıştır.

Başı kapalı olmak namazın sünnet ve edeplerindendir.

Zamanımızda namaz kılanlar azınlığa düşmüştür. Bu azınlığın büyük kısmı da başı açık olarak namaz kılmaktadır.

Hattâ bazen bir camiye gittiğimde, yeni bir cemaat görüyorum, imamının bile başı açık... Maalesef (bu teessüf benim için midir, başı açık imam için midir?) böyle bir imamın arkasında cemaat olmuyorum.

Hiçbir Müslümanı hor ve hakir görmem, hiçbir Müslümana düşmanlık etmem ama başı açık namaz kılanları, imamlık yapanları da uyarmak benim bir kardeşlik borcumdur.

Bu kadar kolay, zahmetsiz ve külfetsiz bir sünnet ve edep olsun ve Müslüman bunu terk etsin. Olacak şey değil!

Muhterem ve aziz okuyucularımdan çok rica ediyorum:

Lütfen güzel bir namaz takkesi edinsinler ve namaz kılarken bunu başlarına geçirsinler.

Cebimizde ağırlık ve fazlalık yapıyormuş... Şeytanî bir mazerettir bu. Cep telefonu namaz takkesinden daha mı kıymetlidir ki, ondan hiç vazgeçemiyoruz?

Lütfen lütfen lütfen... Öyle bir iki liraya satılan uyduruk Çin işi örme takkeler almayalım. Bangladeş'ten, başka ülkelerden gelen güzel takkeler var, onlardan alalım.

İmame, sarık, takke, fes, kalpak Müslümanı güzelleştirir, ona vakar ve heybet kazandırır.

Bir hadîs-i şerifte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Melaike-i kiramın imameli olarak namaz kıldığını bize haber vermiştir.

Dikkat edilecek husus: Câhillerin, mukallidlerin ulema, fukaha ve şeyh sarığı sarmaları ayıptır, had-nâ-şinaslıktır.

Seyyid ve Şeriflere ait sarıkları da herkes saramaz.

Her Müslüman sarık kullanmalıdır ama ilmine, seviyesine, icazetine göre...

Tarikat takkeleri şeyh efendinin ve halifesinin izniyle ve duasıyla başa geçirilebilir. Bunun için ya derviş yahut muhibb olmak gerekir.

Bir Müslüman gerçekten ihlaslı ve saygılı ise münferiden namaz kılarken bile temiz ve güzel elbiseler giymeli, varsa bir cübbe ve maşlaha bürünmeli, başına da değerli bir takke geçirmelidir.

Bazen camilerde eşofmanlı kimseler görüyorum. Çok utanıp üzülüyorum. Şehrin valisinin huzuruna bile eşofmanla çıkılmaz...

Evet eskiden gecelik entari ve hırka ile camiye gelmeye cevaz verilmiş ama o zamanlar gecelik kıyafetle sokağa çıkılıyormuş, mahalle kahvesine gidiliyormuş...

İmam-ı Âzam Ebû Hanife efendimiz hazretleri kumaş taciriymiş, helalinden zengin olmuş, pahalı ve güzel elbiseler yaptırıp bunları namazda giyermiş. Tahdis-i nimet için...

Bayram namazını Kasımpaşa Piyale cami-i şerifinde kıldım. Koca mabet doluydu ama düzgün ve doğru dürüst kıyafetli on kişi bile yoktu. Önümdeki saflardan birinde, beyaz tişörtünün sırtında iri harflerle "ITALIA... Sport... Club... Gloria..." yazılıydı!

Gaziantepteki cenaze namazına baktım. Başı örtülü bir tek kimse yoktu. Merhum Erbakan sağ olsaydı ve o namaza katılsaydı takkesini başına geçirirdi.

Müslümanlar!.. Sünnetler bizim başımızın taçlarıdır... Namazda başını örtmek Müslümanın manevî ziyneti ve süsüdür...

Huzur-ı Hakka çıktığımızda, mânevî mi'racımızda sünnete ve edebe uyalım.

Bazen camilerde Cerrahî, Uşşakî ve diğer tarikat taçlarıyla taçlanmış musalliler görüyorum ve onları çok takdir edip kendilerine min gayri haddin dua ediyorum. Ne mutlu onlara...

Başı açık olarak namaz kılmak, sünnetlere ve âdâba riayet etmemek Selefîlerin, reformcuların, Fazlurrahmancıların, light ve ılımlı İslamcıların, diğer İslamcılık fırkası mensuplarının, İslamda kader mader yoktur diyen zındıkların, mezhepsizlerin, fıkıhsız ve Şeriatsiz bir İslam türetmek isteyenlerin, Kur'anı kendi re'y ve hevalarıyla yorumlayanların, Sünnet inkarcılarının, şefaati ve berzah alemindeki sorgu suali, kabir hallerini, teravih namazını, cumanın sünnetlerini inkar edenlerin ve diğer bid'at ehlinin sergilediği bid'atlerden biridir.

Bir de fıkıh ve ilmihallerini iyi bilmeyen iyi niyetli Müslümanlar var. Onlara Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'ndeki veya Hacı Zihni Efendinin Nimetü'l-İslam'ındaki bilgilerin bir kısmını öğrenip ezberlemelerini ve hayata geçirmelerini nâçizane tavsiye ederim. (Reformcuların, Afganîcilerin, naylon müctehidlerin, Kemalist ilahiyatçıların, Ehl-i Kitab da Cennetliktir diyenlerin hazırladıkları ilmihalleri alıp okumayınız!)

İnternetten China Muslims Eid al-fitr kelimeleriyle görsellerden arayınız. Namaz kılan Türkistanlı ve Çinli kardeşlerimiz içinde bir tek başı açık kimse göremeyeceksiniz, hepsinin başlarında zarif, estetik, güzel takkeler vardır.

Cenab-ı Hak azze ve celle hazretleri cümlemizi Kur'ana, Sünnete, Şeriat-ı Garra-i Ahmediyyeye, İslam âdabına, şeair-i islamiyeye uyan, Cadde-i Kübra'da yürüyen, ihtilaflı meselelerde Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunan, Ulema-i Cumhurun yolunda yürüyen, ilmihalini kendisini kurtaracak kadar bilen ve inşallah ve biiznillah Resulün şefaatine nail olan firasetli ve edebli kullarından eylesin.

Not: Tezellül niyeti ile olursa başı açık namaz kılmaya ruhsat verilmiştir. Lakin bu hal istisnaîdir. Tezellül ne demektir, bunun manasını bile bilmeyen, kalbinde tezellül niyeti olmayan kimselerin başı açık namaz kılmaları bid'attir, sünnet ve edebe mugayirdir.

ÇOK ÖNEMLİ BİR HUSUS: Namazda, evde, mümkün olan her yerde başını örtmenin; insan haklarına, millî kimlik ve kültürümüze, din ve vicdan hürriyetine aykırı olan şapka iksası inkılabına muhalefet olacağı hususuna da dikkat buyurulmalıdır. Bu muhalefet bir nev'i nehy-i münkerdir.

Müslümanlıkta, Osmanlı terbiyesinde erkeklerin başlarının kapalı olması terbiye, nezaket, kibarlık, görgü kuralıdır.

Genç nesillere bunları öğretmek ilgili, sorumlu, imkanlı Müslümanlar için bir vazifedir.

Diyanet İşleri Fetva Meclisi, camilere konulan kilise ve sinagog sıraları ve sandalyeleri aleyhindeki fetvası gibi, namazda başın örtülmesinin sünnet ve edeb olduğu, bu sünnetin ve edebin terkinin mekruh olduğu konusunda uyarıcı, aydınlatıcı bir fetva isdar buyursa ne iyi olur...

Kültürlü, şuurlu, medenî Müslümanların gerek erkekler, gerekse kadınlar için islamî kıyafet konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz.

Erkekler için: Çok zarif islamî serpuşlar, kalpaklar... Yakasız gömlekler... İstanbuline benzeyen ceketler, pardösüler...

Kadınlar için: Şer'î tesettür kıyafetleri... Cilbablar... Çarşaflar... Tek parçadan ibaret el dokuması ihramlar... Tek renkli başörtüleri...

Bir Müslüman erkeğin bugün olduğu gibi yüzde yüz Avrupaî kıyafete bürünmesi doğrusu çok ayıptır.

Şık bir "kostüm", pahalı bir "Frenk gömleği", yular gibi bir "kravat", içinde "atlet ve külot", kışın "palto ve pardösü", boynunda "fular veya kaşkol", ayağında "iskarpin"... Bari boynuna şöyle bir levha assın: "Şu halime bakmayın ben Müslümanım yahu!.."

Başları kapalı Müslüman hanımlara ve kızlara selam ve hürmetlerimi arzdan sonra şu uyarıyı yapmak zorundayım:

Bugünkü tesettür kıyafetlerinin çoğu şer'î tesettür değil, şeytanî tesettürdür.

Keşke, başta Diyanet olmak üzere bellibaşlı islamî cemaatler, tarikatlar, sivil kuruluşlar şer'î tesettür konusunda bir seferberlik başlatsalar da bugünkü düttürü leyla, gülünç, erkeklerin dikkatlerini açık kadınlardan daha fazla çeken rüküş şeytanî tesettürden uzak durulsa...

 

Mehmed Şevket Eygi'den Allah razı olsun, ehli sünneti savunduğu gibi müslümanlar için güzel hatırlatmalarda da bulunuyor. Yalnız bugün sabah bu yazısını okurken(sürekli yazılarını takip ettiğim yazarlardandır), şu düşüncenin zihnimde belirlemesine engel olamadım. Namazda başı örtme ile alakalı bu şekilde güzel bir yazı yazan birisi nasıl olur da sakalsız olur diye düşündüm. Namazda başın açık olması Ömer Nasuhi Bilmen Efendi'nin ilmihaline göre mekruhtur, sakalı kesmek ise 4 mezhebe göre de haramdır. Kendisine bu durumu mail yoluyla sordum bilmem cevap gelir mi? merakla bekliyor ve bir müslüman olarak bir ağabeyimin ve özellikle şu fitne zamanında ehli sünnetin kalelerinden bir kalemin sakallı olmasını arzu ederim. bu kadar hassas düşünen birinin sakalsız olmasının bilmiyorum sebebi nedir?

EM
01.09.2012 09:39
#123

abi mail yoluyla ulaşabileceğini sanmıyorum.ben de bir ara çok denedim.ama ulaşamadım.galiba mailler ona ulaşmıyor.

MU
01.09.2012 17:13
#124

Tazir ağabeyim haklısınız. Açıkcası şimdi ben de merak ettim. Dediğiniz gibi yazılarıyla bize şu fitne devrinde yol gösterici olan Eygi hocamızın neden böyle bir sünneti /ki sarığa bu denli hoş bir yazı yazarken/ es geçtiği merak konusu..Yazısında kendisine gelen sorulara cevap mahiyetinde değiniyor yer yer. Umarım bir sebebi vardır. Mesela evlenmemiştir de. Kendisine bir röportajında sorulduğunda "yorumsuz" demiş. Göz altına alınmalar falan. Aksiyonu bol biriymiş Eygi Hocamız. Biz Allah için kendisini severiz, yazılarını da takip ederiz.

01.09.2012 19:28
#125

milli gazete'nin sitesinden kendisine mesaj attım ama ulaşır mı ulaşmaz mı bilmem. internetle alakalı işlerinin başka birinin yaptığını duymuştum. artık neticeyi bilemiyorum. kendisini seviyoruz ve takip etmeye de devam edeceğiz inşallah. Allah kendisinden razı olsun...

MU
08.09.2012 17:36
#126

Sünnileri Kimler Uyaracak?

 

Türkiye Sünnîlerinin çok güçlü uyarılara ihtiyacı vardır. Uyanmazlarsa, bugünkü gidişlerinin sonu felakettir.

Durumlarının, gidişlerinin, hallerinin kötü olduğu akılla, mantıkla, hikmetle; Kur'anın ve Sünnetin ışığında kendilerine anlatılmalıdır.

Müslümanlara "Durum çok iyidir, çok parlak ufuklara yaklaşıyoruz, ileride her şey çok iyi olacaktır" diyenler onları aldatmaktadır.

Sünnî Müslümanlar bu ülkenin ezici çoğunluğunu oluşturuyor. Onlar iyi olmazsa, ülke de, devlet de, halkın bütünü de iyi olmaz.

Ne gibi kötülükler vardır?

Bir teki bile batırmaya ve çökertmeye yeterli olan birkaç kötülüğü sayayım:

1. Birlik ve beraberlik içinde tek bir Ümmet halinde olmamak.

2. İrili ufaklı, birbirinden kopuk binlerce hizbe, fırkaya, cemaate, sekte ayrılmış olmak.

3. İtikatta (inançta) çok vahim, çok korkunç fesatların ve bid'atlerin halk arasında yayılması.

4. Beş vakit namazın terk ve zayi edilmiş olması.

5. Milyonlarca Müslümanın çeşitli şehvetlerin ve azgınlıkların pençesine düşmüş olması.

6. Başta israf ve lüks olmak üzere birçok beyinsizliğin genelleşmesi.

7. Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmaması.

8. Genç nesillerin İslamî eğitim görmemesi.

9. En korkunç, en yıkıcı, en müthiş felaket: Bedevîlik, a'râbilik, kırsal kesim şifahî kültürünün hakim olması.

Ülkenin güneydoğusunun ucunda savaş var, teröristler kurtarılmış bölge kurmak için savaşıyor. Bazı bölgelerde ise vur patlasın çal oynasın eğlence var.

Tarihte görülmemiş bir din ve mukaddesat sömürüsü...

Beş yıldızlı muhteşem umre seyahatleri...

Ramazanda lüks iftarlar...

Ramazan açlık ayı mı, tıkınma ayı mı?

Cılkı çıkarılan tesettür... Şeytanî tesettür... Başları kapalı açık kadınlar ve kızlar...

Reformcu baykuşlar haykırıyor: İslamda teravih namazı ve kader yoktur... Daha nice hezeyan...

Papazlarla hahamlarla öpüşen, lakin birbirlerinin yüzüne bakmayan Müslümanlar.

Onlar ne biçim Müslüman?

Ortodoks Rumların Ekümenik Patriği, Ermenilerin Gregoryen Patriği, Katoliklerin Monsenyörü, Yahudilerin hahambaşısı, Masonların Üstad-ı Âzamı var da, Müslümanların niçin bir İmam-ı Kebiri yok?

Sünnî Müslümanlar, 1928'den önce vefat etmiş dedelerinin mezar taşlarını niçin okuyamıyor?

Müslümanlar niçin 1927'de yayınlanmış Türkçe hikaye kitaplarını okuyamıyor?

Dindar Müslüman kadın avukatlar niçin başlarında eşarp olduğu halde mesleklerini icra edemiyor?

Müslümanların Ramazanlarına, oruçlarına niçin saygı gösterilmiyor?

Bu Sünnîleri kimler uyaracaktır?

Kimler onlara birleşin birleşin birleşin diye haykıracaktır?

Bugünkü gaflete, ahlaksızlığa, cehalete karşı kimler gökgürültüsü gibi yeter artık diyecektir?

Kimler, bütün öğrencileri vakit namazlarını bir eksiksiz cemaatle kılan gerçek İslam mektepleri açacaktır?

Kimler gerçek şer'î tesettüre öncülük edecektir?

Bu Ümmetin Şeyh Şâmil'i nerededir?

Ey zamanın Hâlid'i zuhur et!..

Ey Salahaddin neredesin?

Ey Âkif, ruhlarımızı heyecana getirecek yeni neşidelerini bekliyoruz?

Ey Ali Şükrü bey!

Ey İskilipli Âtıf Efendi!..

Ey âşıkan, ey sâdıkan!.. Ey âmirine bi'l-mâruf ve nâhine 'ani'l-münker...

Ey Ahmed Yesevî'nin halifeleri nerelerdesiniz?

Ey mürüvvetli Müslümanlar!

Ey fütüvvet erbabı!

Ey zamanın Celalüddin'i!

Ey Ehl-i Beyt-i Mustafanın torunları...

Ey muhlisân!.. Ey cihad-ı ekber erbabı!..

Uyandırın bu ümmeti!..

Ashab-ı Kehf ne güzel bir uykudaydı... Biz ne kötü bir uykudayız...

Vakit geçmeden, nasıl uyanacağız?.. Kimler uyaracak bizleri?..

Gayret ve himmet köslerini, zemin ü âsümanı titretircesine kimler vuracak.

İş işten geçmeden...

Kaza okları gergin yaylardan fırlamadan...

* (İkinci yazı)

 

Polemikler

 

Sabah dokuzda arkadaşına telefon eder: "Rıfkı Rıfkı!.. Gazeteci Ahmet ile Gazeteci Mehmet dehşetli bir polemiğe başladılar. Birbirlerine ateş püskürüyorlar. Hakaretin bini bir paraya... Hiç vakit geçirmeden Ceride ile Feride gazetelerindeki yazıları oku"

Rıfkı: Teşekkür ederim benim canım kardeşim, bugün çok işim var ama hemen okuyacağım...

Gece saat dokuz... Hanım mutfakta çay hazırlıyor... Kocası televizyon başında, birden "Hanım hanım çabuk gel hemen gel şimdi gel... Açık oturumda dehşetli bir tartışma başladı. Konuşmacılardan biri ötekine küfür etti. O da onun üzerine yürüdü... Aaa aaa aaa birbirlerine girdiler... Sunucu bas bas bağırıyor... Goool gool gool!.. Kadın hemen gelsene beee kaçırıyorsun...

Hanım koşar, zevkten dört köşe heyecanla seyrederler.

Halkımızın bir kısmı (yüzde kaçı?) polemiklere, küfürleşmelere, kavgaya gürültüye, çekişip tepişmeye bayılıyor.

Çok faydalı yazıları okumazlar, iki muharrir polemik yaptı mı mutlaka okurlar.

Sadece kendisi mi okur? Hayır okur ve tavsiye eder okutur...

Dedikodu, horoz dövüşü, sövüp sayma ruhumuza, kanımıza, iliklerimize işlemiştir.

Hüseyin Rahminin romanlarındaki (Tesadüf) elleri maşalı takunyalı mahalle karıları gibi...

Birileri meşhur mu olmak istiyor, hemen ona buna saldırıp polemik çıkartırlar.

Havada küfürler uçuşmalı, ne kadar kirli çamaşır varsa ortaya saçılmalıdır.

Sonra ne olur: Polemik beş on gün sürer, sonra tavsar, zaten okuyanlar da bıkar...

Ne zamana kadar? Yeni bir polemik başlayıncaya kadar.

Tekrar telefon: Rıfkı Rıfkı Rıfkı!.. Uyuma benim canım kardeşim... Gazeteci Olgaç ile Tolgaç dehşetli polemik yapıyor, okusana...

 

08 EYLÜL 2012

MU
08.09.2012 17:53
#127

Bu yazı beni düşündürdü çok. Artık Türkiye'deki müslümanları sünnni-şii polemiği değil bizatihi sünnilerin içinde kendilerimi müslüman addedenler yapacaklarını yapıyorlar. O kadar yazık ve rezil manzaralara şahitlik ediyoruz ki filfişi kulelerine çekilmiş aydınları yadsımamalı, onu anladım. Evi ayrı beter sokağı ayrı beter. Eygi hocayı okur okur zaten kasvete bağlardım artık tamamen ümidimi kestim Türkiye müslümanları adına.

 

O kadar hasysiyet yoksunu insan var ki, islami hakkıyla benimsememiş, kimlikte kalmış etiketten ibaret. Hele bu cemaat-tarikat münakaşası. Allah habire dibini oyanları ıslah etsin. Okuyuculardan bir hoca, Cübbeli hocamızı ziyaret ediyor diğer nurcu gelip diyor ki nasıl yapar bunu, bize ettiklerini, tenkidlerini ne çabuk unuttunuz, yok unutturmayın falan feşmekan..Ya bu nasıl gaddarlıktır, iddia ediyorum ne Gülen Cübbeli hocaya bu denli düşmandır ne de Cübbeli Gülen'e. Ki Cübbeli hocamız Gülen'in şahsiyetini değil onun cemaati adı altında yapılanları tenkid eder. Çıksın reddetsin, kınasın der. Ama hoca sukuneti korur, korymaya devam eder.

 

Şimdi öyle kraldan daha kralcılar var ki inanın bırakın cemaatten insanlıktan tiksindirir hale getirdiler. Kalkar Efendi hazretlerinin kerametini paylaşır öte yandan STV dizilerinin verilen subliminal diyalog mesajlarını savunur.. Bunların safları belli, bunlar kripto, ucuz müslüman mümessilleri. Fıttırdım, zıvanadan çıktım. İnadına "yazacam, paylaşam, verem ol, geber" yahu Ebrehe kafa, Leheb tıynetli seni! Vallahi herkes hakkıyla müslüman olmadığı müdddetçe, böyle fitneliği fesatçılığı, iftirayı bırakmadığı müddetçe bırakın Suriye'yi o bombalar bizim başımıza da düşer.. Düşse de haktır, revadır!

 

Alimi içeriye tık, kerametleri yok say, iğrenç seviyesizliğinle kalk şalvara, sakala laf et, üfürükçü de sonra da aydın müslüman geçin, medeniyet de mağara adamları de! Bağnazlık kadar başına taş düşsün senin! Allah ıslah etsin, adam gibi, demir gibi müslüman etsin. Ferd cemiyete mâl edilmez ama bu nur cemaatii zevatının öyle karaktersizleri var ki yemin ediyorum dinde şiilerin gördüğü faaliyeti görüyor. Fitne, fesat gırla.. Kalkıp da, demiyor ki saygı duyuyorum senin meşrebin de demek ki tasavvufi bit yol seçmiş. Yookk ama bidat ama şirk, ama islam tahrifçisi.. Bu dine pranga olan, hakiki ehli sünnetleri ve ehli sünnet inancına kanalizasyon suyu bulaştıran, bu köhne ve kokuşmuş zihniyetin şahsiyetlerini ve yaptıklarını Allaha havale ediyorum.

 

Bu sünniler uyarılsa da adam olmaz Eygi hocam, mezhep tutar gibi parti tutar, görüşüne ters olanı giyotine verir, taraftardan daha amigo cemaatçilik yapar vesair vesaire.. Allah ya adam etsin ya da dine vurduğu balta, kendisini bulsun.

 

Fena doluyum fena.

MU
10.09.2012 23:39
#128

Fütüvvet Tâlimatnâmesi

 

Birinci Madde: Sahih Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikadına sahip olmak, Allah'ı kemâl sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh bilmek, inanç konusunda İmam-ı Eşarî'ye yahut İmam-ı Maturidî'ye bağlı olmak.

2. Kendisini kurtaracak kadar yeterli ve sahih ilmihal ve İslam ahlakı bilgisine sahip olmak, bu bilgileri hiç unutmamak şartıyla ezberlemek ve hayata uygulamak.

3. İslâm diniyle ilgili bilgileri, Resulullah'a (salat ve selam olsun ona) ulaşan kopuksuz sahih silsilelere ve icazetlere sahip gerçek ulema ve fukahadan öğrenmek. Bidatçilerden din bilgisi öğrenmemek.

4. Sahih ve kopuksuz bir icâzetle Resulullah Efendimize irtibatlı ve biatli bir mürşid-i kâmile bağlanmak ve onun öğütlerini dinleyip yerine getirmek.

5. Beş vakit namazı kılmak. Farz namazları şer'î bir özrü olmadığı zaman cemaatle eda etmek.

6. Rab olarak Allahü Teala hazretlerinden, din olarak İslâm'dan, Nebi olarak Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem'den, Kitab olarak Kur'an-ı Kerim'den, Şeriat olarak İslam Şeriatı'ndan râzı ve hoşnut olmak.

7. İslâm, Kur'an, Peygamber, Selef-i Sâlihin, Sâdat-i Kirâm, Evliyaullâh ahlâkı ile ahlaklı olmak.

8. Zahid olmak, ihtiyaçlarını çoğaltmamak. Mütevâzı ve kanaatli bir hayat sürmek.

9. Lüksten, israftan, aşırı tüketimden, aşırı konfordan uzak durmak.

10. Paylaşma ve infak ahlâkına sahip olmak.

11. İnsanların gizli ayıp, günah, kusur ve çirkin hallerini tecessüs edip araştırmamak; gizli günahlara ve ayıplara karşı karanlık gece gibi olmak.

12. Dükkan ve işyeri sahibi ise Cuma ezanından Cuma namazının bitimine kadar işyerini kapatmak, ticaretini durdurmak.

13. Başkalarının karılarına, kızlarına, eşlerine, analarına kötü gözle bakmamak, göz zinası yapmamak.

14. Riba ve faize bulaşmamak.

15. Haram ve şüpheli kazançlardan ve yiyeceklerden çekinmek.

16. Nefsine pâye vermemek, kendisini Müslümanların derece ve rütbe itibariyle en hakiri olarak görmek.

17. Ben kelimesini mümkün olduğu kadar az kullanmak, hattâ hiç kullanmamak.

18. Nefs derecesi ve rütbesi, nefs-i levvâme'nin altına düşmemek.

19. Zekâtı Kur'an a, Sünnete, Şeriata, fıkha uygun olarak hakiki şahıslara temlik etmek suretiyle vermek; zekat uğrularına vermemek, kaptırmamak.

20. Ümmet şuuruna sahip olmak; cemaat, tarikat, hizip, fırka asabiyet ve militanlığına kapılmamak.

21. Kötülükleri iyilikle uzaklaştırmak.

22. Komşularının meleği olmak.

23. Nefsiyle büyük cihat yapmak.

24. Yaptığı bütün işlerde öncelikle Allah'ın ve Resulü'nün rızasını düşünmek ve ona göre hareket etmek.

25. Müslümanlar arasında üstünlüğün takva ile, takvanın da ilim, irfan, firaset, zühd ile olduğunu bilmek.

26. Nafile ibadetleri kimseye göstermemek, söylememek, bunlarla övünmemek.

27. Din büyüklerini, muhterem kişileri, şeyhleri erbâb hâline getirip putlaştırmamak.

28. Parayı kenz etmemek. (Hiçbir işe yaramaz şekilde biriktirmemek, depolamamak, istiflememek.)

29. Devamlı havf ve reca arasında bulunmak. (Ne yüzde yüz ümit, ne yüzde yüz ümitsizlik.)

30. İbadetlerini, sâlih amellerini, hayr ve hasenatını vesile olarak düşünmek, kendisini sadece Allah'ın lütuf ve kereminin kurtarabileceğini bilmek.

31. Çocuklarını dünyaya, paraya, şöhrete, ikbâle, zengin olmaya, lüks bir hayat sürmeye yönlendirmeyecek; Allah rızasını kazanmaya ve hayırlı hizmetlere yönlendirecek.

32. Mesken, yazlık, otomobil, mobilya, beyaz eşya, cep telefonu gibi ihtiyaçlarda en lüksüne kaçmayacak, orta halli olacak.

33. Zararı faydasından bin kat fazla olan şeytanî, deccâli, tağutî,nârî cihaz ve aletleri evine sokmayacak.

34. Allah'ın ve Resûl'ünün razı olmadığı; Kur'an a, Sünnet'e ve Şeriat'a aykırı düzen ve sistemleri beğenmeyecek, onları övmeyecek.

35. On yaşından itibaren çocuklarına namaz kıldıracak, büluğa ermelerinden sonra namaz konusunda zecr edecek.

36. Ehl-i dünya olmayacak, dünyevileşmeyecek.

37. İslâm'dan başka, Allah katında başka hak din olmadığı zaruri inancından kıl kadar ayrılmayacak; batıl dinlere İbrahimî hak dindir demeyecek.

38. Küfür sözlerinden, küfür alametlerinden uzak duracak.

39. Ehl-i Sünnet Müslümanları arasında meşrep ayrımı yapmayacak. Bir fıkıh mezhebine bağlı olacak ama mezhepçilik yapmayacak. Bir tarikata mensup olacak ama tarikatçılık yapmayacak, her türlü ayrımcılıktan ve ırkçılıktan uzak duracak.

40. Kendisi Türk ise sâlih bir Kürdü, fâsık bir Türk'e; Kürt ise salih bir Türk'ü, fâsık bir Kürd'e tercih edecek.

41. Zamanındaki imamı, emirü'l müminîni tanıyorsa ona biat ve itaat edecek; tanımıyorsa gıyâben biat ve itaat edecek.

42. Dünyada kendisini bir yolcu gibi bilecek, ahirete hazırlanacak, azık toplayacak.

43. En hayırlı ticaretin Allah ile yapılan ticaret olduğunu bilecek. (Zekât, sadaka, hayır hasenat)

44. Her türlü din ve mukaddesat sömürüsünden ateşten kaçtığı gibi kaçacak, din sömürüsünü kadın satmaktan, eşkıyalık yapmaktan, adam öldürmekten, anasıyla zina etmekten daha kötü bilecek.

45. Allah'ın ve Resûlü'nün koyduğu kesin/muhkem hükümlere tâbi olacak, onlara aykırı hükümleri kabul etmeyecek.

46. Yaratana isyan konusunda yaratıklara itaat etmeyecek.

47. Dükkan işletiyorsa sabahleyin siftah yapınca ikinci müşteriyi siftah yapmamış komşu dükkana gönderecek.

48. Küfürden, şirkten, nifâktan razı olmayacak, küfre rızanın küfür olduğunu bilecek.

49. Bir delikten çıkan yılan tarafından ikinci defa sokulmayacak.

50. Allah ile olan bütün işlerinde ihlaslı, yaratıklarla olan işlerinde adaletli, insaflı, mürüvvetli olacak.

* (İkinci yazı)

 

Bir Okuyucu Mektubu

 

Esselâmu aleykum ve rahmetullah ve berekâtuh...

Bundan bir müddet önce zât-ı âlinize Beyazıd kitap fuarında müracaat ederek,"Namazı Dosdoğru Kılmak" adındaki kitabınızı almış, sizinle hatıra fotoğrafı çektirmiş ve biraz hasbihal etmiştik.

Öncelikle almış olduğum adı geçen eserinizi çok kısa bir zamanda okudum. Şimdiye kadar namazla alakalı birçok kitap okumama rağmen; cemaatle namazın önemine binaen "Nimet-i İslam" isimli kitaptan, adı geçen eserinize alıntı yapmış olduğunuz mevzuları ilk defa duydum.

Benim bildiğim: Cemaatle namazın tek başına kılınan namaza nazaran 27 derece daha sevaplı olduğu idi. Bundan dolayı cemaate giden 27 derece sevap alır, cemaate gitmeyen bir dereceyle yetinir diye düşünürdüm ve cemaatle namaz kılmanın mecburi bir vazife olduğunu bilmezdim.

Okumuş olduğum kitabınızdan öğrendim ki:

* Cemaatle namaz kılmak, sabah namazının sünnetinden daha kuvvetli, vâcibe yakın bir sünnet-i müekkede-i 'ayn imiş,

* Sünnet-i müekkedeler; sünnet-i müekkede-i 'ayn ve sünnet-i müekkede-i kifaye olmak üzere ikiye ayrılırmış,

* İslam nizamında tekbiri ula'ya yetişemeyene 3 gün, cemaate yetişemeyene ise 7 gün taziyeye giderlermiş,

* Cemaati terk etmek günahmış ve İslam nizamında cezası olduğu gibi cemaati terk eden Padişah da olsa şahitliği kabul edilmezmiş,

* Cemaati terk etmektense, bid'at sahibi bir imamın arkasında dahi olsa cemaatle namaz kılmak gerekirmiş (Bid'atı küfre sebebiyet vermemek şartıyla)...

Fitne ve fesadın yaygınlaştığı, ehli sünnet ve cemaat alimlerinin zindanlara atılarak itikadı bozuk kişilerin tepelere çıkartıldığı, zinanın suç olmaktan çıktığı, domuzun kasaplık hayvan kodeksine uygun hale getirildiği, eşcinsel evliliklere müsaade edildiği, bir emniyet müdürünün 'alenen fuhuş yapılıyor ve müdahale edemiyoruz' diyerek feryat ettiği, diyalogcuların, kriptoların, masonların, Afganî'cilerin, Abduh'çuların, ve Reşid Rızacı'ların, çeşit çeşit sapıkların milletin itikadını bozduğu, camilerin boşalıp bar, pavyon, kahvehane gibi yerlerin tıka basa dolduğu bu âhir zamanda az da olsa birkaç önemli meseleyi sayenizde öğrenebilmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.

Adı geçen eserinizi her Müslümana, özellikle işyerine çok yakın mesafelerde cami olduğu halde cemaati terk ederek namazlarını tek başlarına kılan veya hiç kılmayan kravatlı dindar beyefendilere tavsiye ediyorum.

Saygı ve hürmetlerimle... İbrahim Halil KANIKARA

 

10 EYLÜL 2012

KA
16.09.2012 23:13
#129

Kurtuluş İslam Birliğindedir

 

İslam âlemi bugünkü parçalanmış, bölünmüş, irili ufaklı millî devletlere ayrılmış şekliyle kalırsa kesinlikle hürriyetini, haysiyetini, kimlik ve kültürünü muhafaza edemez; bir esaretten başka bir esarete, zilletten zillete duçar olur.

Kurtuluş çaresi Müslümanların birleşmesidir. Nasıl bir birleşme? Ütopyaları bırakmalı ve gerçekçi ve pragmatist olmalıyız.

Türkiye'nin parçalanmasını kabul etmemeliyiz.

Irak'ın bugünkü parçalanmış durumunu kabul etmemeliyiz.

Parçalayıcı, bölücü, Müslümanları birbirine düşürücü BOP planlarını kabul etmemeliyiz.

Bir anda büyük birleşme hayaldir.

Önce, meselâ, Esed'siz bir Suriye ile vesayet rejimi boyunduruğundan kurtulmuş Türkiye gümrük birliği yapmalı, pasaport ve vizeleri kaldırmalıdır.

Aynı şey Kaddafi diktatörlüğünden kurtulmuş Libya ile de olabilir. Türkiye, Suriye, Libya...

Bağımsız devletler kalsın ama para birliği olsun... Devletlerin üzerinde İmamet-i Kübra müessesesi olsun, bir tür İslam ülkeleri commonwealth'i kurulsun.

Hiçbir üye devlet ötekilerine ağabeylik, vasilik, velilik taslamasın.

Bu birliğe zamanla Pakistan, Tunus, Sudan katılabilir. Birlik büyüdükçe üye olmak isteyenler çoğalacaktır.

ABD, İsrail, AB ve İslam düşmanı emperyalist devletler ve kuruluşlar böyle bir birliği kabul etmezler. Önlemek için gerekirse savaş çıkartırlar...

Birleşme konusunda, mutlak kudret sahibi Allahın yardımını kazanmak için sahih imana, ihlasa, ibadete, en geniş manasıyla büyük ve küçük cihadlara, ahlaklı ve faziletli olmaya tevessül edilmesi gerekir.

Bugün İslam dünyasında korkunç bir kokuşma vardır.

Korkunç hıyanetler vardır.

Bunların mutlaka izalesi gerekir.

Müslüman devletlerin başına Şeyh Şâmil, Emîr Abdülkadir, Nureddin Zengi, Salahaddin Eyyubî, Fatih Sultan Mehmed gibi büyük sultanların, İmamların, Reislerin geçmesi gerekir.

Türkiye'deki Kriptolar, iki kimlikliler böyle bir birleşmeyi önlemek için ellerinden gelen her türlü kötülüğü ve engellemeyi yapacaktır.

Müslümanlar Allahın rızasını kazanabilirlerse, ilahî tevfik ve nasra kavuşur ve emellerine nail olur.

Böyle bir fütuhata fıskla fücurla, nifak ve şikakla, haram yemekle, hortumculukla, haram rant yemekle, ribacılıkla, o biçim TC vesikalarıyla nail olunmaz.

Osmanlılar 1300'de iki küçük şehirle işe başladılar. Onlarınki devlet bile değildi. Pek küçük bir uç beyliği idi. İki buçuk asır içinde bir cihan devleti kurdular. Çünkü ihlaslı idiler... Kur'ana,. Sünnete, Şeriata hizmet niyetine sahip idiler... Âdil idiler... Âbid idiler... Mücâhid fi sebilillah idiler... Âmirine bi'l-ma'ruf ve nâhine 'âni'l-münker idiler... Allah da onlara zafer verdi. Allah Kur'anda sâdık, âbid, doğru, sâlih kullarına zafer vaad ediyor...

Münafıkların, fâcir ve fâsıkların, hainlerin, abede-i denânir ve derâhimin zâhirde keramet gibi görünen bazı halleri gerçekte istidractır. Onlar imtihan ediliyor. Sonları iyi olmaz.

Ya birlik, ya da esaret ve zillet içinde sürünmek...

* (İkinci yazı)

 

Yazılarım Vurucu mu?

 

Bazıları yazılarımı şiddetli, beni sivri dilli buluyor. Bendeniz aynı kanaatte değilim.

1960'lı yıllarda, bugünkülere nispetle çok vurucu yazılar kaleme aldığım sırada çok vurucu, İslam'ın fedakar ve ihlaslı savunucusu merhum avukat Bekir Berk "Yahu biraz diri yazılar yaz, nedir bu uyku ilacı gibi makaleler!.." demişti.

Yunus Emre "Şehre varam, feryad ü figan koparam..." demiş.

Onun zamanında bugünkü âhir zaman fitneleri ve fesatları yoktu. Ya bugün şehre gelip baksa, ne pislikler görecek, ne feryatlar kopartacaktı.

Ekranlarından necaset akan tv'ler... Nereye akıyor bu necasetler? Evlerin içine...

Genelev bülteni gibi müstehcen yayın yapan bazı gazete ve dergiler...

Fuhuş, kumar, içki... Yalan dolan aldatma...

Riba/faiz ... Lüks israf sefahat...

Yunus Emre'nin şehrinde bir tek İslam kadını bile başı açık gezmiyordu. Hattâ gayr-i müslim kadınlar da başlarını örtüyordu.

Onun kentinde fısk fücur günah vardı ama mahkemelerde kadılar Şer'-i şerife göre hüküm veriyorlardı.

İslam medreselerinde ilim öğretiliyor, icazetli ulema yetiştiriliyordu.

Tekkelerde zikrullah yapılıyordu.

Kötülükleri telafi edecek iyilikler de vardı.

İş, ticaret, alış veriş, üretim hayatını tanzim eden ahîlik teşkilatı, fütüvvet ahlakı vardı.

O zamanlar sabah ezanları okununca camiler ve mescidler doluyordu, Müslüman halk leşler gibi uyumuyordu.

Şehirde günah işleniyordu ama serhat boylarında fütuhat yapılıyordu.

Yunus Emre talihliymiş, bugünkü kötülükleri görmedi.

Bendeniz çok hassas, çok vicdanlı, çok gayretli bir Müslüman sayılmam. Öyle olsaydım feryad ü figanımdan, hıçkırıklarımdan zemin ü âsümanın titremesi gerekirdi.

Hatırlıyor musunuz, Bursa Emniyet Müdürü beyefendi birkaç ay önce ne demişti: "Geceleri Kültür Park açık bir fuhuş alanı oldu, her çalının altında bir çift sevişiyor..." Bendeniz konu ile alakalı acı bir yazı kaleme almaktan başka ne yapabildim...

Aaaah Yunus Emre talihliymiş, hiç olmazsa onun zamanında bugünkü İslamcılar yoktu.

Dinde reformcular, dinde değişimciler, dinde yenilikçiler yoktu.

Bir kadın müftü yardımcısının, Sahih-i Buharî'de geçen bir hadîs için, "Peygambere söyletmişler..." sözünü duysaydı Yunus kimbilir ne kadar üzülür, feryad ederdi.

Müftülerin kadın yardımcıları olduğuna kimbilir ne kadar şaşardı.

Hayır muhterem okuyucularım hayır... Hayli sakin bir insanım maalesef, yeteri kadar şiddetli, vurucu, uyarıcı yazılar yazamıyorum.

 

Merhum Üstad Necip Fazıl sağ olsaydı kimbilir ne ateşli makaleler yazardı.

 

16.09.2012

ID
22.10.2012 17:32
#130

Aşağıdaki soruların cevaplarının hazırlanmasında yardımcı olan Davud ve Burak beylere teşekkürü bir borç bilirim.)

1. Üstad Bediüzzaman'ın itikatta, fıkıhta, ahlakta bir ehlisünnet büyüğü olduğunun delilleri nedir?

- Üstad hazretleri ehl-i sünnet ve cemaatın ehl-i hak ve istikamet olduğunu (26. mektup), ehl-i sünnetten ayrılmanın ise fırka-i dalleye girmek olduğunu (26. söz) beyan etmiştir. Sünnet-i seniyyeye riayet etmeyi de hizmetinin bir düsturu olarak kabul etmiştir.

2. Üstad Bediüzzaman'ın kendinden önceki ehl-i sünnet âlimlerine bakışı nasıldır?

- Bediüzzaman hazretleri ehl-i sünnet büyüklerine çok hürmet etmiştir . Hattâ Abdülkadir Geylanî, İmam Rabbanî, Mevlana Celalüddin Rumî, İmam Gazalî ve Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî gibi alimlere 'üstadım' demiştir. (Emirdağ Lahikası, Şualar)

3. Bediüzzaman'ın zaruriyat-ı diniyye hakkındaki görüşü nedir?

- Hazreti üstadın zaruriyat-ı diniyyeye aykırı hiçbir görüşü yoktur, bunlara ictihad giremeyeceğini söylemiştir. (Sözler)

4. Bediüzzaman'ın Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) red, inkâr ve tekzib eden ehl-i kitabın cennetlik olduğuna dair bir görüşü var mıdır?

- Bediuzzaman hazretleri 1993 yılında Patrik Athenagoras'a şunları tebliğ etmiştir: "Hıristiyanlığın din-i hakikisini kabul etmek, Hz. Muhammed'i (a.s.) peygamber ve Kur'anı Kitabullah kabul etmek şartıyla ehl-i necat olacaksınız." (Bilinmeyen Yönleriyle Bediuzzaman, Necmeddin Şahiner). Hıristiyanlığın din-i hakikisi bugünkü Hıristiyanlık olmayıp Üstadın bu sözleri İslama davettir.

5. Bediüzzaman âhirzamanda dindar Hıristiyanlarla Müslümanların hangi konuda ittifak edeceğini söylüyor?

- Üstad hazretleri ateizme ve bolşevikliğe karşı İsevîlerin hakikî dindarları ile Ehl-i Kur'anın ittifak edip müşterek düşmanlarına karşı dayanacaklarından bahsetmiştir. Böyle demek, bugünkü Hıristiyanlığın hak din olduğu manasına gelmez. (Lem'alar)

6. Üstad Bediüzzaman Risâle-i Nurların, dinî kitapların ve matbuatın Latin harfleriyle basılmasına nasıl bakıyordu?

- Üstad hazretleri Latin harflerini ladinî huruf olarak nitelendirmiş ve bid'at olduğunu söylemiştir. Fakat nurların, zaruret miktarınca yeni huruf ile neşrine müsaade etmiştir. Burada ölçü şudur:"Risâle-i Nurun bir vazifesi huruf-u Kuraniyyeyi muhafaza olduğundan, yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur." (Kastamonu Lâhikası).Yani bu ruhsat, öğrenme imkânını bulduğu ve Risale-i Nurları da anladığı halde hâlâ zaruret var diyerek o yazıyı kabulü hoş görmez.

7. Bediüzzaman islamî kıyafeti ve serpuşu bırakıp Avrupa elbisesi giymiş, başına Frenk serpuşu geçirmiş midir?

- Hazret-i üstad baskılar altında bile sarığını çıkarmamış, Frenklerin serpuşunu asla giymemiştir. İslamî kıyafetlerden ödün vermemiş, asrî elbiselere muhalefet etmiştir.

8. Üstad Bediüzzaman namaz kılarken üzerinde, suret bulunan kâğıt ve madenî para bulundurur muydu?

- Pek çok talebesinin ittifakla söylediğine göre bulundurmazdı.

9. Üstad Latin harfleriyle okumayı öğrenmiş midir?

- Üstad bu hurufu bilmediğini 14. Şua'da söylemiştir.

10. Üstad Bediüzzaman Mevlana Halid Bağdadî (k.s) hakkında ne düşünürdü?

- Mevlana Hâlid (k.s) Risale-i Nurun farklı yerlerinde methedilmiştir. İsmi, Nurlarda Şah-ı Geylanî (k.s), Şah-ı Nakşibend (k.s) ve İmam Rabbanî ile beraber zikredilmiştir (Sikke-i Tasdiki Gaybî). Hazret-i Halid'in 100 senelik cübbesi kendisine geldiğinde Üstad Said Nursî çok memnun olmuş ve hürmet göstermiştir.

11. Üstad Bediüzzaman'ın Vehhabîliğe bakışı nedir?

- Mesleğinde Al-i Beyt muhabbetini esas alan hazret-i Üstad "Vehhabilik damarı, hiçbir cihetle Nurun hakiki şakirdinde olmamak lazım geliyor" (Emirdağ Lahikası) demiştir. Üstad, Ehli Sünnet düsturlarının Vehhabiliğin aykırı fikirlerini içermediğini hatta aksini ispat ettiğini ders vermiştir. (4. Lem'a)

12. Bediüzzaman'a göre manasını anlamadan okunan Kur'an sevap kazandırır mı?

- Bediüzzaman Hazretleri okunan her bir Kur'an harfinin sevap ve ahiret meyveleri kazandırdığını söylemiştir. Hayatı boyunca bilenleri Kur'an okumaya, bilmeyenleri ise Kur'an okumayı öğrenmeye teşvik etmiştir.

* (İkinci yazı)

 

Tartışmalı Dinî Konularda ne Yapmalıyız?

 

SORU: İhtilaflı, tartışmalı dinî konularda ne yapmamız gerekir?

CEVAP: Ehl-i Sünnet İslamlığında usûlde, temellerde, esasta, inanç şartlarında ihtilaf yoktur. Sünnî Müslümanları inanç konusunda İmamı Eş'arî ile İmamı Mâturidî'ye bağlı ve tâbi olur. İki imam arasındaki farklılıklar lafzîdir ve kesinlikle esasa taalluk etmez. Füruata (işlemeye) ait konuların esasında da ihtilaf yoktur. Fıkıh konusunda dört mezhepten biri, bütünüyle uygulanır, kesinlikle telfik-i mezahib yapılmaz. Çok istisnaî durumlarda, zaruret varsa, icazetli ve yetkili müftünün fetva ve ruhsatıyla, sadece bir konuda başka bir mezhebin hükmüyle amel edilebilir. Genel olarak telfik-i mezahib yapmak dini oyuncak etmektir. Bu yolu Telfik-i mezahib mezhebini) , bozuk fikirli ve bid'atçi Reşid Rıza çıkartmıştır. Muttefakun aleyh (üzerinde ittifak edilmiş) konu, hüküm ve meselelerde şazz ve aykırı ictihad, fetva ve görüşlere itibar edilmez. Zarurat-ı diniyede ictihad yapılamaz. Füruata ait ihtilaflı meselelerde, mesela kan çıkması abdesti bozar mı, bozmaz mı konusunda Müslüman kendi mezhebinin fıkhına tabi olur. Zaruriyat-ı diniye tartışma konusu yapılamaz. Namaz Kıyamet'e kadar günde beş vakitte kılınacaktır. Mukim kimselerin öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı cem' etmeleri Ehl-i Sünnette yoktur. Bu konudaki (Beşi üç vakitte kılmak) aykırı ictihadlar, fetvalar bâtıldır, geçersizdir, hükümsüzdür.

Üzerinde ihtilaf (çeşitlilik) bulunan tartışmalı konularda Müslüman cumhur-i ulema yolunda, Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulunur. Zamanımızda bazı reformcu, değişimci, yenilikçi, kimisi Kemalist, kimisi Fazlurrahmancı, kimisi Mason Afganîci ilahiyatçıların, Ehl-i Sünnet ulemasının cumhuruna aykırı gülünç ictihadlarının, aykırı fetvalarının kıymeti yoktur. Bunlar bid'atçidir. Bazı bid'atler Müslümanı dininden imanından edebilir. İslam'da kader yoktur diyen kişi zındıktır, ondan dinî bilgi öğrenmek mânevî intihar olur. Din ve inanç bilgileri ehliyetli, liyakatli, ihlaslı, taqvalı, faziletli, icazetli Ehl-i Sünnet ulema ve fukahasından, kâmil mürşidlerden öğrenilir. (Bütün ilahiyat hocaları bid'atçi, reformcu, yenilikçi, değişimci, Kemalist, Fazlurrahmancı, paracı, iktidar yağcısı, mezhepsiz değildir. Ehl-i Sünnet ilahiyatçılar da vardır. Onlar cumhur-i ulemanın doğru yolunda yürürler, sahih itikattan ve fıkıhtan ayrılmazlar. Onlar mezhepsiz değildir. Onlar ihlaslı, ahlaklı, faziletlidir. Onlar Allahın ayetlerini ucuza veya pahalıya satmazlar. Kendilerine hürmet ederiz.)

Müctehid derecesinde fakih olmayan hiçbir Müslüman Kur'andan ve Sünnetten kendi re'y ve hevası ile hüküm çıkartamaz.

Müteşabihat, tenzih inancına aykırı olarak lügavî manalarına alınmaz. Allah zamandan, mekandan, cihetten, inmek ve çıkmaktan, diğer noksan sıfatlardan münezzehtir. (O adamın eli uzundur demek, elinin ve kolunun fizikî olarak uzun olduğuna delalet etmez... Polisin her yerde gözü ve kulağı var demek, bildiğimiz göz ve kulak demek değildir...)

Dinini, imanını, âhiretini, ebedî saadetini kurtarmak isteyen akıllı, firâsetli, vicdanlı Müslüman cumhur-i ulema yolunda, Sevâd-ı Âzam dairesi içinde bulunsun; şazz , aykırı, şeytanî vesveselere kapılmasın, aykırı ve bid'atçi kişilerin saçma sapan aldatıcı, saptırıcı beyanlarına ve iddialarına itibar etmesin.

Rabbanî ulema, fukaha ve mürşidler, silsileli icazetleriyle Resulullah (Sayat ve selam olsun ona) Efendimize irtibatlıdır.

Din alimi gibi görünen ulema-i su'a da kulak asılmamalı ve itibar edilmemelidir.

Dünyevîleşmiş, dünya-perest, paragöz olmuş din alimlerine (Ehl-i Sünnetten görünseler bile) kulak asılmamalıdır.

Hakikî din alimi, hakikî fakih ve kâmil mürşid, Resul-i Kibriya Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) vekili, varisi ve halifesi durumundadır.

Allah'ın rızasını kazanmak isteyen akıllı ve firasetli Müslüman şu silsileye dikkat etsin:

1. Resulullah... 2. Ashab-ı Kiram... 3. Tâbiîn... 4. Tebe-i Tâbiîn... 5. Eimme-i müctehidîn... 6. Sahih inancın ve İslamın bayrağını yücelten ve halkı irşad eden Ehl-i Beyt-i Mustafa... 7. Her devirde gelip geçmiş ve bu devirde yaşayan ve hizmet eden icazetli ulema, fukaha ve mürşidler...

Zındıklardan uzak durulmalıdır. Hz. Osman Zinnureyn radiyallahu anh'ı tenkid ve tahkir eden kişi sapıktır. Ondan din öğrenilmez.

Kur'andaki üç yüz küsur muhkem ayetin bugün geçerliliği yoktur, onlar tarihseldir diyen kişi zındıktır. Ondan din öğrenilmez.

İlahî İslam dini ile (....) ideolojisi uyuşur diyen kişi zındıktır.

İslamdan başka hak ibrahimî dinler vardır diyen zındıktır.

Laikçilik hak ve doğrudur diyen kişi zındıktır.

Müesseselerinde çalışan tesettürlü hanımlara başınızı açın diye baskı yapan, açmayanların işten atanlar zalimdir, zındıktır.

Ben Müslümanım ama Şeriati kabul etmiyorum diyen zındıktır.

Şeriatın tâzimini istediği değerleri, kurumları ve şahısları tahkir eden; tahkirini istediklerini tâzim eden zındıktır, kafir olur.

"Allah gerçek bir Janustur=Hoda Janus-i hakikî est" diyen kimseyi İslam büyüğü, önder ve mücahid olarak kabul eden kimseye ne lazım gelir?

Cenab-ı Hak cümlemizi Kur'an, Sünnet, Şeriat, fıkıh ve sahih itikad dairesinde bulunan bahtiyar kullarından eylesin ve bizlere hüsn-i hâtime nasip eylesin. Bizleri insî ve cinnî şeytanların, zındıkların, reformcuların, bilhassa (Pakistan'da binden fazla ulemanın, fukahanın, müftünün ve din büyüğünün protesto ettiği) kovulmuş Fazlurrahmanın tuzaklarından korusun.

 

22 Ekim 2012

ID
31.10.2012 18:06
#131

İstanbullunun Özellikleri 1

 

Birkaç hafta önce Kubbealtı Vakfında yaptığım konuşmada, İstanbul kültürüne, medeniyetine, görgüsüne, terbiyesine, âdâbına, inceliğine, mürüvvetine ve nezaketine sahip kimselerde 250 kadar hasletin ve meziyetin bulunduğunu söylemiş ve kısmet olursa bunların bir listesini yapacağımı beyan etmiştim. Aşağıda bunlardan 59'unu sıralamış bulunuyorum. Daha sonra diğerlerini de düşünüp arayıp bulup listeyi tamamlamaya çalışacağım. Şu hususu da arz edeyim: İstanbullunun tabakaları; avammı, havassı ve ehassü'l-havassı vardır. Aşağıda saydığım faziletlerin bazısı avama, bazısı havassa, bazısı ehassü'l-havassa ait olabilir. Bu fazilet ve meziyetleri kitaplardan ve gerçek İstanbulluları görüp tanıyarak öğrenmiş bulunuyorum. Bendenizde bu kemalâtın bulunduğunu iddia edecek kadar akılsız ve idraksiz değilim. Çok okuyan, hasbelkader hayli insan tanımış olan değersiz bir vatandaş olarak birikimimi arz ediyorum. İnşallah birkaç gence faidem dokunur, hizmetim olur. (Bazı maddelere itiraz eden çıkabilir. Lütfen tartışmayalım, fakirin cehaletine versinler.)

1. Terbiyeli, kibar, medenî gerçek bir İstanbullu ben kelimesini çok kullanmaz, onun yerine bendeniz veya fakir der. İstanbul kültür ve âdâb-ı muaşeretinde sık sık ben demek çok ayıptır, büyük bir nakisedir.

2. Benim evim demez, fakirhane der.

3. Sizin eviniz demez, devlethaneleri der.

4. Baban anan nasıl diye sormaz, pederiniz beyefendi, valideniz hanımefendi nasıllar diye sorar.

5. Çeşitli konularda yazılı olarak (mektupla ve mail ile) teşekkür eder. Meselâ: "Dünkü nazik davetiniz ve ikramlarınız için çok teşekkür ediyorum. Sohbet çok faydalı ve zevkli oldu. Hiç unutamayacağım saatler geçirdim..." Davet sahibi de misafirlerine ayrı ayrı "Fakirhaneyi lutf edip teşrifinizden dolayı size minnettar ve müteşekkirim..." mealinde mektup yazar.

6. İstanbullunun en çok kullandığı kelimelerden biri efendim'dir. Nasılsınız efendim?.. Teşekkür ederim efendim... Saat kaç efendim?.. Saat beşe çeyrek var efendim..."

7. İstanbullu, iki öğün yemeği atlamış ve açlıktan başı dönmüş durumda olsa bile, sofraya sakin sakin oturur, sanki hiç aç değilmiş gibi ağır ağır sakin sakin yer. Gözlerini faltaşı, ağzını faraş gibi açıp çılgınca yemez. (İstisna: Bir yerde misafir ise ev sahibine hürmeten istiğnada ölçülü olur.)

8. İstanbullu oturduğu evin caddeye veya sokağa bakan balkonuna çamaşır asmaz. Kadın çamaşırlarını başkalarının göreceği yerde kesinlikle kurutmaz.

9. Genç İstanbullu toplu taşıma vasıtalarında yaşlılara, çocuklu kadınlara yer verir. Onlar ayakta iken kendisi kesinlikle oturarak seyahat etmez.

10. İstanbullu sokakta, meydanda, çarşıda pazarda açıkta yemez ve içmez.

11. Dondurmacıdan bir külah dondurma almış, sokakta herkesin arasında inek gibi yalayarak yiyor... İstanbullu böyle bir kabalık ve mürüvvetsizlik yapmaz.

12. İstanbul terbiyesine sahip kadın ve kızlar sokakta, toplu taşıma vasıtalarında, yabancıların arasında çıngıraklı kahkahalarla gülmez, hattâ dışarıda hiç gülmez.

13. Hakiki İstanbul görgü ve terbiyesinde sokak veya caddedeki kadın ve kızlara adres veya başka bir şey sormak çok ayıptır ve laf atmaktır.

14. Hakikî ve görgülü İstanbullu evde veya dışarıda yediği yemekleri ve tatlıları başkalarına anlatmaz. Çok yakın dostu veya akrabası ise "Evvelki gün çok enteresan bir lokanta keşf ettim, inşallah birlikte gidelim..." şeklinde bahs edebilir.

15. İstanbullu nasıl telefon eder? İlk defa bir yeri arıyorsa, numarayı çevirir, açılınca hemen, karşı taraf Müslümansa selamün aleyküm, çağdaş ise iyi günler der ve kendini tanıtır "Ben Âbid Yurdunusever, Kazım beyefendi (veya bey) ile görüşmek istemiştim..." der. Numarayı çevirdikten sonra "Ora nere?... Numarayı tekrar edin!.." gibi aptalca sorular yöneltmek kabalık ve bedeviliktir.

16. İstanbullu bir kapının zilini bir kere çalar. Aynı anda birkaç kere zile basmaz. Kapı açılmazsa bir iki dakika bekler, tekrar çalar, yine açılmazsa geri döner. Durmadan zile basmak, kapıyı yumruklamak çok ayıptır.

17. İstanbullu (bu telefon devrinde) randevu almadan ziyarete gitmez.

18. İstanbullu, ziyarete gittiği yerde (binde bir zaruret olmadıkça) tuvalete gitmez, abdest tazelemez. Dindar bir kimse ise, abdestli olarak gider.

19. İstanbul kültürünü ve ruhunu aksettiren iki özellikten biri eski sadaka taşlarıdır. Bir yol kenarında üstünde el sokacak kadar delik bulunan içi oyuk bir taş. Geçenler içine para atarmış. İhtiyacı olan fakir ve yoksul da elini sokar bir miktar alırmış. Tamamını almazmış... Eski taş binalardaki kuş yuvaları da İstanbul kültürünün ve merhametinin bir sembolüdür.

20. İstanbullu bir Müslüman, dindar ve namazlı bir kimse ise başı açık namaz kılmaz, ibadet esnasında başında mutlaka İslamî bir serpuş, takke, imame bulunur. Başı açık olarak namaz kılmak bedevîliktir. Başın örtülü olması sünnet ve edebtir.

21. Bir lokantada yemeğe davet edilen İstanbullu, yemek listesindeki en pahalı yemeği söylemez. En ucuzunu da istemez. En pahalısı olmamak şartıyla iyi yemeklerden birini söyler. Tatlısının üzerine kaymak istemez. Her hâl ü kârda mutedil olur. Yemek esnasında hem ayran, hem şerbet içmez.

22. Ramazanlarda, orucu açıp birkaç lokma aldıktan sonra akşam namazı cemaatle eda edilir, ondan sonra yemek yenir.

23. İstanbullu edebî, yazılı, zengin Türkçe bilir. Konuşurken ve yazarken yanlış yapmaz.

24. İstanbullu faydasız, boş, mâlâyâni konuşmaz. Söylerse hikmetli ve lüzumlu şeyler konuşur ve söyler. Asla zevzeklik ve gevezelik yapmaz.

25. İstanbullu gıybet etmez, nemime yapmaz, insanların gizli ayıp ve günahlarını araştırmaz, istemeden öğrenirse bunları fâş etmez, gizler. O, ayıpları setr eder, başkalarının günahlarına karşı karanlık gece gibi olur.

26. Kibar İstanbullu ulan, yuh, be, aha oha, kral gibi kaba kelimeleri ve ünlemleri kullanmaz.

27. İnce ruhlu ve mürüvvetli bir İstanbullu kendine bir ziyafet çekmek üzere bir halk lokanta ve kebapçısına gitti. Parası var, niyeti karışık bir kebap yemek. İçeriye girdi, boş masa yok. Bir kişinin oturduğu bir masaya geldi, "Afiyet olsun efendim, müsaade eder misiniz?" diyerek izin istedi. "Rica ederim, buyurun" cevabını aldı oturdu. Göz ucuyla o kişinin yediğine bakar, kurufasulya ve pilav... Bizim ince ruhlu İstanbullu, o vatandaşın yanında, lüks sayılabilecek pahalı karışık kebaptan vaz geçer, daha mütevazı ve orta bir şey yer.

28. İstanbullu lâf olsun diye saçma sapan, dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı cinsinden aptalca sorular sormaz. Soruları incelik doludur. Bana bir soru yönelt senin kim olduğunu söyleyeyim... Bir adamda veya kadında İstanbul terbiye ve kültürünün olup olmadığı, konuşmasından ve yönelttiği sorulardan anlaşılır. Bazı soruları sormak çok ayıptır.

29. İstanbul İslam kültür ve edebinde selamı önce küçük büyüğe verir. Hal hatır sormak, nasılsınız demek önceliği büyüğe aittir.

30. Kibar bir İstanbullu ziyarete gittiğinde yer gösterilmeden oturmaz.

31. İstanbullu yapmacık, câli hareket ve sözlerden, aşırılıklardan kaçınır.

 

(devam edecek)

31. 10. 2012

 

MU
24.11.2012 16:53
#132

Suriye'de güçlü bir İslâm Devleti kurulmasını kimler istemez?..

 

1.İsrail böyle bir şeyi kesinlikle istemez. Suriye İslâm Devleti, İsrail'in sonunun başlangıcı olur.

2.İsrail'in koruyucusu, destekleyicisi ABD böyle bir şeyi kesinlikle istemez. Onun istediği Suriye'nin parçalanması, Sünnîlerin, Nusayrîlerin, Hristiyanların, Dürzîlerin, Kürtlerin, Arapların birbirini yemesidir.

3.AB böyle bir şeyi istemez.

4.Haçlı dünyası için Suriye İslâm Devleti bir felaket ve yıkım olur.

5.İslâm'dan uzaklaşmış, sekülerleşmiş Araplar istemez.

6.Suriye İslâm Devleti Sünnî olacağı için Şii İran böyle bir şeyi istemez.

7.Rusya Federasyonu istemez.

8.Türkiye'deki bilumum çağdaşlar, Kemalistler, gizli Yahudiler, kriptolar istemezler.

Suriye İslam Devleti'ni kimler ister?..

1. Allah'a ve Resulü'ne hakkıyla inanan müminler bunu isterler, buna yardımcı olurlar.

2. Adalete ve hakkaniyete inananlar isterler.

3. İslâm Dünyası'na örnek olacak, Kur'an Sünnet ve Şeriat temelleri üzerine kurulu bir devletin vücut bulmasını arzu edenler ister.

Kafası karışık Müslümanların böyle konulara pek aklı ermez. Onların entelektüel boyutları, kafa yapıları, kültürleri, zihniyetleri günlük ajans haberlerinin ötesine gidemez.

Suriye'de bir İslâm Devleti kurulabilir mi? Kurulması mümkündür ancak ülkenin yüzde 10'unu oluşturan Hristiyanlara, onların dışındaki Dürzilere ve savaş suçu işlememiş Nusayrîlere garanti verilmelidir.

Hristiyanlar İslâm rejimi altında korkusuzca, güven içinde, dinlerini ve kimliklerini koruyarak yaşayabileceklerse İslâm rejimini niçin kabul etmesinler?

Suriye'de İslâm Devleti kurulabilmesi için şu şartlar gereklidir:

1.Çok sağlam bir niyet...

2.Gerekli irade ve aksiyon.

3.Gayrimüslimlerin de güvenebileceği Selahattin Eyyubî çapında Müslüman bir lider.

4.Suriye İslâm devleti kurulmasına yönelik çok tutarlı, çok gerçekçi bir plan ve program...

Basra körfezinden Atlantik sahillerine kadar uzanan Arap dünyasında şu anda bir tek Selahattin veya Emir Abdülkadir Cezairî olduğunu sanmıyorum.

Mısır'da Müslümanlar iktidarı aldılar ama çok büyük ödünler verdiler.

Müslümanların Suriye'de İslâm Devleti kurabilmeleri, Kadir-i Mutlak olan Allah'ın yardımını kazanmalarına bağlıdır. Bu yardımın şartları Kur'anda, Sünnet'te, Şeriat'ta, İslâm tarihinde yazılıdır. İlâhi yardım, tevfik ve a'vn olmadan bırakın İslâm Devleti kurmak, İslâm köyü veya kasabası bile kurulamaz.

Müslüman Arap kardeşlerimiz hizipçiliği, fırkacılığı, cemaatçiliği, şu veya bu İslâmî aktivizm ve ideolojileri bırakıp Resulullah Efendimiz'in (salat ve selam olsun ona) ruhani başkanlığındaki "Ceyş-i Muhammed" birliğine dahil olsalar Tevfikât-ı İlahiye'ye inşallah nail olurlar.

* (İkinci yazı)

Sarhoşluğun Çeşitleri

İnsan sadece alkollü içkilerle sarhoş olmaz. Başka nice şeylerin de sarhoşları, mestleri vardır. Maddi sarhoşluklar, manevi sarhoşluklar vardır... Ayık sarhoşlar vardır. Bu konuda birkaç kelam etmeme müsaade buyurunuz.

1. Haram gelirler, haram kazançlar, haram zenginlikler sahiplerini sarhoş eder. Öyle bir sarhoşluk ki, edilen nasihatleri anlamaz, kabul etmez. Şeytan ona fetvalar vermiştir. Bugün Türkiye'nin durumu bozuktur, binaenaleyh böyle bozuk bir düzende haram yollarla zengin olmak caizdir diye. Bu sarhoşluk ne zamana kadar devam eder; geberip kabre konuluncaya kadar. O zaman uyanacaktır ama iş işten geçmiş olacaktır...

2.Riyaset, makam, mevki sarhoşluğu. Buna Nemrud ve Firavun sarhoşluğu da diyebiliriz. Büyükler riyaset sevgisi ve ihtirası için, "cinsel şehvetten 360 derece şiddetlidir" buyurmuşlardır.

3.Şöhret, alkış sarhoşluğu. İçki içip zil zurna sarhoş olan biri, birkaç saat sonra ayılabilir. Ün, alkış sarhoşu ayılamaz. Ya ölünceye kadar devam eder bu sarhoşluk yahut alkışlar kesilip ün gidip halk kendisini terk edince. Bu da büyük bir zaman alır.

4.Cemaat, tarikat, sekt, hizib, fırka, grup militanlığından, holiganlığından, fanatizminden ileri gelen sarhoşluk. Bundan ayılmak da çok zordur.

5.Kendini beğenme sarhoşluğu. Bu sarhoşluk yarım litre rakının vereceği sarhoşluktan daha koyu, kötü ve öldürücüdür. Sarhoş hıçkırır durur, kendini beğenmiş durup dinlenmeden ben ben ben ben diye tekrarlar. Bu sarhoşluktan ayılabilenler çok azdır.

6.İsraf sarhoşluğu. İsraf, Kur'an Sünnet ve icma ile büyük günah ve haram olduğu sabit bir kötülüktür. Aynı zamanda derin bir sarhoşluk verir. İsraf sarhoşu, utanıp tevbe edeceğine lüks ve israflı eviyle övünür, lüks ve israflı otomobiliyle gurur duyar, lüks ve israflı yemek yer sonra gösteriş yapıp "Dün akşam Süper Zenginler Restoranda süper bir yemek yedim" diye utanıp arlanmadan konuşur. Sarhoştur...

7.İbadetlerinden, hayır hasenatlarından dolayı 'ucba düşen kimseler de bir tür sarhoş olur. Böyleleri, gizlenmesi gereken nafile ibadetlerin reklamını yapar adeta davul çalar. "Dün gece teheccüde kalkmıştım da... Bugün pazartesi orucu tutuyorum da... Yedinci umremde Zamzam Tower'ın üst katından aşağıya Kâbe'ye baktım da..." gibi gerçek bir dindara yakışmayacak davranışlarda bulunur. İbadetlerine güvenmek, onlarla övünmek ucbtur ve uyanık gerçek mümine böyle bir şey yakışmaz. Müslüman namaz kıldıktan sonra istiğfar eder. Niçin? Namaz kılmıştır ama Allahü Teala'ya layık ibadet edememiştir. Bunun bilincindedir.

8.İlim sarhoşları. Gerçek, muhlis, muttaki âlimleri tenzih ederek söylüyorum, bazı kimseler az veya çok ilim okuduktan sonra sarhoş olurlar. O ilim onları gurura, kibre, kendisi kadar âlim olmayanları tahkire götürür. Bu ise büyük bir ayak kaymasıdır. Gerçek İslâm âlimleri mütevazıdır, alçak gönüllüdür, kalp kırmaz, gönül yıkmaz. İlmi kendisini gurur ve kibre götüren kişi bir tür sarhoştur ve uyanıp kendine çeki düzen vermezse işi pek kötüdür.

Zamanımızda dünya fitne ve fesatları yaygın hale gelmiştir. Ahlaksızlık ve dinsizlik ayyuka çıkmıştır. Büyük günahlar, aşikâre, küstahça, hayâsızca, utanmazca, rezilce işlenmektedir. Dindar insanlar bunca pislik içinde namaz kıldıkları, oruç tuttukları için kendilerine pâye verebilirler. Mesela cahil bir âbid "Ya Rabbi, namazımı kılıyorum ama neden henüz uçamıyorum..." kuruntusuna kapılabilir. Bu gibi kuruntular da tekerrür ederse bir nevi sarhoşluk getirir.

Öyle sarhoşluklar vardır ki rakı veya şarap içenin sarhoşluğu onun yanında hafif kalır.

Hüccetü'l-İslâm İmam Gazali hazretlerinin İhyau Ulumi'd-din adlı kitabının Muhlikât (helâk edici huylar) cildini iyice okuyup, yazılanların manasını güzelce anlayıp hayata geçirenler sarhoşluklardan kurtulabilir. Yazık ki, zamanımızda Ehl-i Sünnet'e uygun nice kitaplar yayınlandı ama bunlar doğru dürüst okunmuyor, içlerindeki bilgiler gerektiği gibi anlaşılıp öğrenilmiyor ve en fenası hayata uygulanmıyor.

23.11.2012

06.12.2012 19:44
#133

mutlaka okunması gereken 2 güzel yazı

 

 

Mezhepli Olmak Mezhepçi Olmak Değildir!

 

SORU: Müslüman için en önemli şey nedir... Cevap: İmanını korumak ve öteki dünyaya imanlı olarak gitmektir.

 

SORU: Hüsn-i hâtime konusunu gündemine almayanlar kimlerdir... Cevap: Gafillerdir.

 

SORU: İmanını korumak için mezhep lazım mıdır?.. Cevap: Lazımdır, çünkü Ehl-i Sünnetin itikat (inanç) konusunda iki imamı vardır, onlar arasında usûlde, temelde ihtilaf yoktur. Ameliyat (İşlemeye dair hükümler) konusunda bildiğimiz dört mezhep vardır. Bunlar doğru yoldur.

 

SORU: Mezhepsizlik nedir?.. Cevap: İslamı tehdit eden en tehlikeli ve yıkıcı bid'attir.

 

SORU: Kur'an Müslümanlığı nedir?.. Cevap: Ehl-i Sünnet İslamlığıdır.

 

SORU: İtikatta ve ameliyatta mezhebe bağlı olmak mezhepçilik yapmak mıdır?.. Cevap: Hayır... Mezhepli olmak başkadır, mezhepçi olmak başka... Ehl-i Sünnet Müslümanları mezhepçi değil, mezheplidir.

 

SORU: Mezhep ve fıkıh ilmi olmadan namaz kılınabilir mi?.. Cevap: Kılınamaz... İki rekat namazı dosdoğru kılabilmek için fıkıh lazımdır.

 

SORU: Mezhepsizler, herkes Kur'anı ve hadîsleri okusun ve dinini öğrensin diyorlar, bu metot doğru mudur?.. Cevap: Halktan bir Müslümana on ayrı Kur'an meali ve tefsiri veriniz, ayrıca on adet de hadîs külliyatı, iki sene de mühlet tanıyınız, yine de iki rekat sahih namaz kılmasını öğrenemez. Çünkü halktan kişiler, Kur'andan ve Sünnetten din hükmü çıkartacak ilme ve birikime sahip değillerdir.

 

SORU: Mezhepsizliği kim çıkartmıştır?.. Cevap: Mezhepsizliği çıkartanlardan biri Mason Cemalettin Afgani'dir.

 

SORU: Mezhepler kalksın, bütün Müslümanlar Kur'anda birleşsin sözü doğru mudur?.. Cevap: Dört hak mezhep kalkarsa yetmiş üç mezhep birbirine karışır. Haricilik, Rafızilik, Necdilik, Kadiyanilik, Fazlurrahmancılık... Bir kaos ve anarşi oluşur, Ümmet parçalanır ve din sarsılır.

 

SORU: İşin doğrusu nedir?.. Cevap: İtikatta ve ameliyatta (fıkıhta) Ehl-i Sünnet mezhebinde olmaktır.

 

SORU: Bir Sünnî, Şiî bir imamın ardında namaz kılabilir mi?.. Cevap: Kılamaz, çünkü Şiîlikte abdest alırken ayaklar yıkanmaz, ayak yıkanırsa abdest bozulur... Ayrıca Sünniler ile Şiiler arasında itikat konusunda usûle ve temele ait ihtilaflar vardır.

 

SORU: Sünnî bir Müslüman, Fazlurrahman mezhebine bağlı bir imamın ardında namaz kılabilir mi?.. Cevap: Kılamaz, çünkü Fazlurrahman mezhebine göre, Kur'andaki üç yüz küsur kesin-muhkem ayet tarihseldir, bugün geçerli değildir, böyle bir inanış Ehl-i Sünnete göre küfürdür.

 

SORU: Necdîler sûfî Müslümanların kafir ve müşrik olduğunu iddia ediyor. Tarikata bağlı bir Ehl-i Sünnet Müslümanın, Necdî bir imam ardında namaz kılması caiz midir?.. Cevap: Değildir, çünkü mü'mini tekfir edenin kendisi kafir olur.

 

SORU: Kimler Ehl-i Sünnet mezheplerine düşmanlık ediyor?.. Cevap: Reformcular, dinde değişim ve yenilik isteyenler, Kemalist ilahiyatçılar, mezhepsizler, BOP'çular, ılımlı ve light İslam taraftarları, Ali Şeriat'çiler, yüze yakın İslamcılık fırkaları vs... vs...

 

SORU: Mezhep tartışmaları konusunda bizim yerimiz nerede olmalıdır?.. Cevap: İcazetli Ehl-i Sünnet ulemasının, fukahasının, müftülerinin, mürşidlerinin yolunda ve izinde olmalıyız.

 

SORU: Bazı isimler verebilir misiniz?.. Cevap: Şeyhülislam Mustafa Sabri, Düzceli Zahid el-Kevserî, Yusuf İsmail en-Nebhanî, Şeyh Ebü'l-Huda es-Sayyadî, Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Efendi...

 

* (İkinci yazı)

 

Müslüman Nasıl Yer İçer?

 

1. Hadîs-i şerif: "Mü'min bir mideyle yer, kâfir yedi mideyle."

 

2. Doyduktan sonra yemek haramdır.

 

3. İstisnâ: Misafirlikte ev sahibini üzmemek, memnun etmek için biraz (ölçüyü kaçırmadan) fazla yenebilir?

 

4. İstisnâ: Çok uzun sıcak günde oruç tutmuş, iftarda biraz fazla yiyebilir?

 

5. Dünya çok büyük bir sofradır. Gerekenden fazla yerseniz başka insanların hakkını ve payını yemiş olursunuz.

 

6. Müslüman infak ve paylaşma ahlakına sahiptir.

 

7. Unu elemek bid'attir. Buğdayın ve diğer tahılların en kıymetli ve sağlıklı kısmı kepeğindedir. Kepeği eleyip hayvanlara yedirmek akıl sahiplerine yakışmayan bir beyinsizliktir.

 

8. En iyi ziyafet sofrası, bir fakirin de yediği sofradır.

 

9. Ekmek çok büyük ve aziz bir nimettir. Ekmeği çöpe atan fertler ve toplumlar nimet nankörüdür.

 

10. İki kişi için hazırlanan yemek üç kişiye, üç kişi için hazırlanan yemek beş kişiye de yeter.

 

11. Şişmanlamamak için ekmek yememek, sadece yemek yemek beyinsizliktir. En iyi diyet=perhiz ekmek diyetidir.

 

12. Devamlı olarak beyaz un tüketenler uzun vadeli intihar etmiş olur.

 

13. Rafine edilmiş beyaz şeker zehirdir, ne kadar çok tüketilirse o nispette zarar verir.

 

14. Azı şifalı olan şeyin çoğu zehirler, hasta eder.

 

15. Devamlı olarak çok lezzetli, ağır, lüks yemekler yiyenler, başta gut hastalığı olmak üzere çeşitli vahim hastalıklara yakalanır.

 

16. İçlerinde yüzlerce çeşit kimyevî madde, aroma, boya, koruyucu, hormon bulunan gıdaları ve meşrubatı tüketenlerin sağlığı zamanla iflas eder.

 

17. Peygamberimiz (Salat ve selam olsun ona) ömrü boyunca buğday ekmeğiyle eti birlikte doyasıya yememiştir.

 

18. Türkiye'de her gün (her gün) milyonlarca ekmek çöpe atılmaktadır. Bu korkunç bir israftır. Kur'anda israf edenlerin şeytanın kardeşleri olduğu yazılıdır.

 

19. Vicdanlı, olgun, şuurlu bir Müslüman tabağında yemek artırmaz, pilav yedikten sonra bir tek pirinç tanesi bile bırakmaz.

 

20. Açık büfelerden büyük tabaklara çılgınlar gibi yemek doldurup sonra bunların bir kısmını yememek ve çöpe atılmalarına yol açmak beyinsizlik, fısk ve günahtır.

 

21. Ehlullah hazeratı dokuz lokmadan fazla yemezlerdi.

 

22. Nasıl ve ne kadar yemek yediğini göreyim, senin nasıl bir Müslüman olduğunu söylerim.

 

23. Akıllı Müslüman yemek için yaşamaz, yaşamak için yer.

 

24. Fasık, facir, azgın, açıkça günah işleyen Müslümanların rızıklarının ve kendilerine verilen nimetlerin çok olması keramet değil, istidractır.

 

25. Gerekenden fazla yemeyen perhizkâr ve kanaatli insanlar ve toplumlarda hastaların ve hastalıkların sayısı; çok yiyen, çok tüketen müsrif fertlere ve toplumlara nispetle en az yüzde elli daha azdır.

 

26. Yeme, içme, beslenme meselesi din dışı laik bir mesele değildir. İslamda dinî dünyevî ayırımı yoktur. Din, dünya hayatını tanzim, dünya hayatında başarılı olmak ve ebedî mutluluğu kazanmanın yollarını göstermek için gönderilmiştir. Yemenin içmenin mubahları, haramları, Sünnetleri, caiz olanları, caiz olmayanları vardır. Mahiyet itibarıyla helal olan şeyleri gerekenden fazla yemek, israf günahına sebep olacağından haramdır.

 

27. Âriflerin kutbu, mâneviyat âleminin güneşi Mevlânâ Celalüddin Rûmî hazretleri, vekilharcına sormuş, bugün evde yiyecek ne var demiş. Vekilharç boynunu bükmüş, efendim kiler bomboş, ocakta kaynayan bir şey de yok cevabını verince, ol Hazret "Ya Rabbi, çok şükür evim Peygamber evine benzedi" demiş... Kemale toklukla değil açlık yolundan ulaşılır.

 

28. Eski Romalıların zengin ve güçlü takımı üzerinde en pahalı ve en lüks onlarca çeşit yemek bulunan mükellef sofralar kurar, bunların kenarında yan yatarak saatlerce yer içerlermiş. İçlerinden biri tıka basa yediği için artık yiyemeyecek hale gelince biraz uzağa gider, bir kaz tüyüyle boğazını tahrik ederek kusar ve tekrar sofraya gelip tıkınmaya devam edermiş.

 

29. Bir Müslüman bir sofraya oturunca, düşüneceği ilk şey yiyeceği şeylerin helal olup olmadığı meselesi olmalıdır.

 

30. Haram kazançlarla kurulan sofralarda hayır, bereket ve yümn olmaz.

 

31. Tarhana çorbası, bulgur pilavı ve erik hoşafından oluşan helal bir sofra; haram kazançla kurulmuş şu sofradan hayırlıdır: On çeşit sıcak ve soğuk ordövr, fırında kuzu dolması, zeytinyağlı baklalı enginar, salata, turşu, cacık, künefe, saray muhallebisi, on çeşit meyve, beş çeşit ayran ve şerbet, nefis Himalaya çayı, keskin kokulu Habeşistan kahvesi...

 

32. Peygamberimiz veren al alan elden hayırlıdır buyurmuştur. Şeriat sınırları içinde yemek yediren, ikram eden, hele fakirleri ve yetimleri doyuran cömert kimse de böyle hayırlıdır.

 

33. Sofra başında çok tıkınan, helada çok ıkınır.

M. Şevket Eygi

 

6.12.2012

 

http://www.habervaktim.com/yazar/mezhepli-olmak-mezhepci-olmak-degildir-56255.html

08.12.2012 00:39
#134

Ehlisünnete Bağlılık Mezhepçilik Değildir

 

"Mezhepçilik kötüdür..." Bu söz ile mezhep realitesi, ehlisünnet mezhebi, ehlisünnet itikadı ve fıkhı inkâr edilip kötüleniyorsa, böyle bir hüküm son derece yanlış ve sakıncalıdır.

 

Mezheplilik ile mezhepçilik kesinlikle birbirine karıştırılmamalıdır.

 

Resulullah Efendimiz (salât ve selam olsun ona) "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, bunların biri dışında hepsi cehennemliktir..." buyurmuşlar, Ashabın, 'Bu kurtulacak olan fırka hangisidir?' sorusuna Peygamberimiz "Benim ve ashabımın yolundan gidenler" cevabını vermişlerdir. Ehlisünneti dışlamak bu hadis-i şerifi kaale almamak manasına gelir.

 

Geçmiş asırlarda yaşamış ulemadan bazıları bu hadîsle ilgili müstakil risaleler kaleme almışlardır.

 

Eskiden olduğu gibi bu devirde de İslam dünyasında acı bir realite vardır: Bid'at fırkaları... Haricilik, Mutezile Mezhebi, Rafızîlik, Arabistan'da zuhur etmiş Necdîlik ve daha onlarca fırka.

 

Mezhepçilik kötüdür deyip Ehli-i sünnet mezhebini saf dışı etmek dehşetli bir kaos ve anarşiye yol açar.

 

Lozan Antlaşmasının gizli protokollerine göre Türkiye'de İslamın gücü kırılacak, dinde reform yapılacak, devletimizin İslam dünyasıyla ilişkileri asgariye indirilecek, Şeriat düzeni kaldırılacak, yerine laikçi bir rejim getirilecekti.

 

Son yıllarda 14 asırlık İslam tarihinde görülmemiş dinde reform, değişim, yenilik faaliyetleri yürütülmektedir.

 

ABD, AB, İsrail ve Siyonizm Haçlılar, kendilerine zarar vermeyecek, kendileri için bir tehlike oluşturmayacak ılımlı, light, sulandırılmış, indirilmiş olmaktan çıkartılıp uydurulmuş yeni bir İslam türetmek istiyorlar. Bu İslam'ın özellikleri şunlardır:

 

Laik ve seküler bir İslam... Şeriatsız ve fıkıhsız bir İslam... Cihadsız bir İslam... Dünya nizamı olmayan bir İslam...

 

Değişimciler ve yenilikçiler itikadın sıhhatine, beş vakit namazın dosdoğru kılınmasına, zekâtın dosdoğru verilmesine, İslam kadın ve kızlarının tesettürüne, ümmet birliğine, bütün Müslümanların ehliyetli liyakatli, muktedir bir İmam-ı Kebir'e biat ve itaat etmelerine, Şeriat ahkâmının tenfizine önem vermezler.

 

Çağımızdaki dehşetli bid'atlerden biri de İslamın Allah katında tek hak, geçerli, makbul din olduğu inancını yıkılıp, onun yerine üç hak ibrahimî din vardır bozuk inancının getirilmek istenmesidir

 

1980 den sonra darbeci generaller rejimi ilkokuldan liseye kadar bütün mekteplere mecburi din dersleri koydurttu. Allah Allah!.. Bu Atatürkçü ve çağdaş generaller nasıl olmuş da böyle bir şey yapmışlardı? Okullarda okutulan din kitaplarını açıp tedkik ederseniz bu sorunun cevabını bulursunuz. Din kitaplarının başında besmele yok ama tam sayfa Atatürk portresi, M. Kemalin gençliğe beyannamesi yer alır... Ehlisünnetten ve Şeriattan bahsedilemez...

 

Ne yazık ki milyonlarca Müslüman oyuna geldi ve bu din dersleri zokasını yuttu.

 

Türkiye'nin dominant kültürü ehlisünnet Müslümanlığına dayalıdır. Ehlisünneti yıkar, sarsar, darbelerseniz Türkiye'yi yıkmış olursunuz.

 

Ehlisünnet şuuru en fazla Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı bölgelerde vardı. Bir yandan laik, Kemalist, vesayetçi rejim, öte yandan terörist Derin Kripto güçler ehlisünneti sarstılar.

 

Şu anda Diyanet ve İlahiyat bünyesinde birbiriyle bağdaşması, uyuşması, iş birliği yapması mümkün olmayan iki zihniyet ve meşrep vardır: Birincisi ehlisünnet zihniyetine sahip hocalardır; ikincisi yenilikçi, değişimci, reformcu, Fazlurrahmancı Jön Müslümanlardır.

 

Türkiye'de gerek yurtiçinde okumuş, gerekse İslam dünyasında medrese ve üniversite tahsil görmüş icazetli ulema, fukaha, din hocaları vardır ama ümmet birliği olmadığı için seslerini duyuramıyorlar.

 

Bir ehlisünnet Müslümanının İslamı hayata uygulayabilmesi için mezhep ve fıkıh şarttır, zaruridir.

 

Mezhepsiz ve fıkıhsız din uygulaması olmaz.

 

Mezhepçilik ortadan kalksın Müslümanlar Kur'anda birleşsinler sözü uygulanma imkânı olmayan yaldızlı bir edebiyattır.

 

1. Ehlisünnetin dört hak mezhebi, fıkıh ekolü vardır.

 

2. Ehlisünnet dairesi içinde şu anda dört mezhep dışında başka hak bir mezhep yoktur.

 

3. Ehlisünnetin inanç konusunda iki imamı, İmamı Eş'arî ve İmam Maturidî'dir.

 

4. Mezhepsizlik İslami tehdit eden en tehlikeli bid'attir.

 

5. Her Sünnî Müslüman, Kur'anın ve sünnetin hükümlerini dört mezhepten birine göre öğrenip uygulamalıdır.

 

6. Ehlisünnetin dört mezhebi usulde temellerde esasta ittifak halindedir; teferruata ait küçük çeşitlilikler bulunmaktadır, bu da bir rahmet ve zenginliktir.

 

7. Telfik-i mezahib yani mezheplerin hükümlerini karmakarışık uygulamak, mezheplerdeki kolaylıkları bir araya getirmek dini oyuncak etmek demektir.

 

8. Büyük din imamları, gerçek ulema ve fukaha, kâmil mürşitler mezhepsizliğe ve telfik-i mezahibe ruhsat vermemişlerdir.

 

9. İslamın zaruriyatından birini inkâr eden kimse dinden çıkar ve mürted olur.

 

10. Cihadsız, İmametsiz, Şeriatsız, namazsız, cemaatsiz İslam olmaz.

 

Ehlisünnet Müslümanlığı bize en büyük ve kutsal bir emanettir. Bu emaneti korumazsak cezasını hem dünyada hem ahirette çekeriz.

 

Tevhid ile Teslisin bir olduğunu iddia etmek küfürdür.

 

Resulullah Efendimizin peygamberliğini, davetini, tebligatını kabul etmeyen inkârcıların da ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia etmek küfürdür.

 

İslamın, Allah katında tek hak geçerli makbul din olduğu inancı Kur'anla Sünnetle icma ile sâbit bir gerçektir. Bunun aksini iddia etmek sapıklıktır. Yahudiler ve Hıristiyanlar İslamın, Peygamberimizin, Kur'anın hak olduğunu kabul etmezken, İslamı yıkmaya uğraşırken birtakım Müslümanların onların dinlerinin hak olduğunu iddia etmelerine şaşılmaz da ne yapılır?...

 

Laik ve seküler bir İslam olmaz... İslam'da din ve dünya ayırımı yoktur.

 

Ehlisünnet herhangi bir fırka, mezhep, hizip grup ve parça değil; İslamın doğru yorumudur. Bütün Sünni Müslüman kardeşlerimi ehlisünnet mezhebine sımsıkı bağlanmaya; her türlü reform dinde değişim, dinde yenilik, laik ve ılımlı İslam, Kemalist İslam, Fazlurrahmancılık bid'atlerinden uzak durmaya; ehlisünneti müdafaa içi birleşmeye nâçizâne davet ediyorum.

 

Mehmed Şevket Eygi/7.12.2012

EB
14.12.2012 16:26
#135

Reformcular ve Yenilikçiler Neler Yaptılar?

 

Reformcular, dinde yenilikçiler, dinde değişimciler, mezhepsizler, telfik-i mezâhib taraftarları, çeşit çeşit İslamcılar, Kemalist İslamcılar, Feminist İslamcılar, Aktivist İslamcılar hangi niyetlere sahipler, şimdiye kadar ne gibi tahribat yapmışlardır, yanlış ve bozuk tarafları ve fikirleri nelerdir, amaçları nedir?.. Çok açık ve seçik olması için maddeler halinde yazıyorum.

 

1. Bütün reformcuların ana amacı Ehl-i Sünnet İslamlığını yıkmaktır.

 

2. Onların çok büyük kısmı, farkında olarak veya olmayarak laiklik taraftarıdır, Müslümanların sekülerleşmesini, dünya işlerinde dinden kopmasını isterler, bazısı açıkça mezhep fıkıh Şeriat düşmanlığı yapar.

 

3. Münzel (İndirilmiş) gerçek İslam'ın yerine uydurulmuş türeme bir din çıkartmak isterler. Dini bir hümanizmaya veya bir ideolojiye yahut da aktivist bir harekete dönüştürmeye çalışırlar.

 

4. Onların bir kısmı Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinin, İslam'ın ikinci ana kaynağı olduğunu inkâr eder, tek kaynak Kur'andır der.

 

5. Sünneti yüzde yüz inkâr etmeyenler, onu hafife alır, Müslümanların kafalarına şeytani şüpheler ve tereddütler sokar, mütevâtir ve sahih hadislere gölge düşürür.

 

6. Onlar her Müslüman'ın Kur'an'dan, (kabul ediyorlarsa) Sünnetten kendi kafasına, re'yine, anlayışına göre hüküm çıkartmasını ister.

 

7. Reformcuların bir kısmı Kemalisttir. Birbirleri ile uzlaşmaları ve bağdaşmaları mümkün olmayan iki zıddı, İslam ile Kemalizm'i bağdaştırmaya uğraşırlar.

 

8. Reformcuların ve İslamcıların bir kısmı Tevhid ve Tenzih akidesine çok zıt olan, inananı küfre götüren, son derece bozuk inançlara ve zındıklıklara hoşgörü ile bakar. Mesela: Ali Şeriatî'nin 'Allah gerçek bir Janustur = Hoda Janus-i hakiki est' (Janus iki çehreli bir Roma putudur) cümlesinden hiç rahatsız olmazlar, Şeriatî'yi baş tacı ederler, öve öve bitiremezler, onu Müslüman gençliğe, peşinden gidilecek bir önder olarak tanıtırlar.

 

9. Bir kısım reformcular Ehli Sünnet Müslümanlığını aşağılamak, hafife almak için alaycı bir ifade ile ona İlmihal Müslümanlığı derler.

 

10. Onlar, Müslümanların dinlerini, güvenilir ve muteber ilmihal, akaid, fıkıh ve ahlak kitaplarından öğrenmelerini istemezler.

 

11. Reformcuların bir kısmı Kur'anda, Sünnette, Şeriatta kesin haram olan faize cevaz vermişler; Kitab ile, Sünnet ile, icmâ-i ümmet ile kesin haram olan bir günah ve isyanı helalleştirmişlerdir.

 

12. Onlar, binlerce ve binlerce Ehl-i Sünnet imamını, müctehidlerini, ulema, fukaha ve mürşitlerini saf dışı bırakarak; farmason Afgani'yi, farmason Muhammed Abduh'u, onun talebesi telfikçi ve Menarcı Reşid Rıza'yı, birkaç aşırıyı hidayet rehberi olarak gösterirler.

 

13. Reformcuların büyük ekseriyeti tasavvufa, tarikatlar, sufîlere karşıdır.

 

14. Reformcuların bir kısmı Tevhidi, İslam'ı, Kur'anı, Resulullah'ı yalanlayan Teslisçi Ehl-i Kitab'ın da cennetlik olduğunu iddia eder.

 

15. Reformcuların bir kısmı fanatik feministtir. Feminizm bozuk ideolojisine uymayan ayetleri te'vil ederler. İşlerine gelmeyen hadisleri de yok sayarlar.

 

16. İşlerine gelmediği için din ilimlerinde icazeti kabul etmezler.

 

17. Reformcular takiye yaparlar, Müslüman halkı aldatırlar.

 

18. Bir kısım reformcular Pakistan'dan kovulmuş, Kur'andaki 300 küsur kesin hükümlü ayetin bugün geçerli olmadığını iddia eden Fazurrahmanı imam kabul ederler.

 

19. Reformcular mucizeleri inkâr eder.

 

20. Onlar İslam Şeriatında recm cezası olduğunu inkar ederler. Hâlbuki Resulullah Efendimiz recm cezasını uygulamıştı.

 

21. Reformcular Kur'an-ı Kerim'in abdestsiz tutulabileceğini iddia ederler.

 

22. Onlar özürlü kadınların yapamayacakları şeylerin yapılabileceğine, bir takım şazz rivayetlere dayanarak fetva verirler, cumhur-i ulemaya muhalefet ederler.

 

23. Bazı reformcular haccın kesin tarihi değişebilir, başka zamanlarda da hacc edilebilir diyerek son derece bozuk ve bâtıl ictihadlar yumurtlamıştır.

 

24. Bazı reformcular tesettürü inkâr eder.

 

25.Bir kısım reformcular Derin Devletle, vesayet rejimi ile, resmî ideoloji ve faşist sistemle işbirliği yapmışlar ve karşılığında yüklü telif ücretleri almışlardır.

 

26.Hiçbir reformcunun 'Müslümanlar birleşsin, tek bir İmama biat ve itaat etsin, Ümmet haline gelsin' dediği görülmemiştir.

 

27. Onlar, ehliyet ve liyakatleri olmadığı halde bol bol bozuk ictihadlar yapar.

 

28. Onlar Kur'ana, Sünnete, icmaya aykırı saçma sapan fetvalar ve ruhsatlar verirler.

 

29. Onlar, din ile dünyayı ayırırlar, dinin hüküm dairesini daraltırlar.

 

30. Onlar, Ehl-i Sünneti herhangi bir fırka, hizip ve parça gibi görürler; onun İslam'ın gerçek yorumu olduğunu kabul etmezler.

 

31. Reformcuların hemen hemen ekseriyeti Osmanlı Devlet-i İslamiyesine ve Hilafetine karşıdır.

 

32. Reformcular Türkiye'nin Sünnî Müslüman çoğunluğunu, birbirinden kopuk, bazısı bazısıyla çarpışan, başlarındaki zevat yılda bir kez bile bir iftar sofrasında toplanamayan yüzlerce hattâ binlerce cemaate, gruba ayırmışlar, dehşet verici bir anarşi ve kaosa sebep olmuşlardır.

 

33. Reformcular âhir zamanda çıkacağı mânevî tevâtürle bildirilmiş olan Hz. Mehdi'nin zuhurunu ve yine mânevî tevâtürle haber verilmiş olan nüzul-i İsa aleyhisselamı inkar ederler.

 

34. Bazı reformcular imanın temel şartlarından kaderi inkar eder.

 

35. Bazısı Allahın izniyle yapılacak olan ve Kur'anla, Sünnetle, icmâ ile sabit bulunan şefaati ve kabir ahvalini inkar eder.

 

Bu çeşit çeşit, renk renk, kendi aralarında bir yığın meşrebe ayrılmış reformcular camiası Ehl-i Sünneti, Ümmet birliğini yıkmak konusunda ittifak ve ittihad etmiştir. Müslüman halkı bunlara karşı uyarmak gerekir. Bu hizmet benim yazılarımla olmaz, Türkiye Ehl-i Sünnet Müslümanları tez elden bir 'Ehli Sünnet Müslümanları Şûrası' toplamalı, neler yapılması gerekiyorsa o hizmet ve vazifeleri yerine getirmelidir. Bu dediğim yapılmazsa din konusundaki kaosun, anarşinin, çekişme ve tepişmenin, cahilliğin önüne geçilemez.

 

Dinin kesin inançları, helaller, haramlar, had cezaları, Allahın kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğu, müminlerin tek bir ümmet olması gerektiği, iman edenlerin Allah'a, Resul'üne ve kendilerinden olan emir sahiplerine itaatlerinin farz olduğu gibi temel din hükümlerinde çekişen, tartışan, doğru yoldan çıkan Müslümanlar iflah olmaz. İslam dünyasında tek bir ümmet olmaması, bir yığın birbirinden kopuk cemaat, fırka ve hizip bulunması büyük değil çok büyük bir felakettir. Kur'an-ı Kerim açıkça beyan ediyor: Allah katında geçerli, muteber, kabul edilen tek hak din İslam'dır. Reformcular bir bu temel inanca karşı çıkmıştır; onların uyarılması, aydınlatılması, bilgilendirilmesi Kuran ve Sünnet yolunda olan âlim ve muktedir Müslümanlara farzdır.

 

Reformcuların saçtıkları mikroplar, ortaya attıkları sapık yorumlar yüzünden Türkiye'de din, iman tehlikededir. Şeriat çoktan elden gitmiştir.

 

Reformculuk, dinde yenilik, dinde değişim, mezhepsizlik, Fazlurrahmancılık, Kemalizm'e uygun İslam, AB ve Feminizm normlarına ayarlanmış, ayıklanmış yeni bir İslam türetme gibi helâk edici yangınlar söndürülmezse, büsbütün söndürülemediği takdirde kontrol altına alınıp tecrid edilemezse Türkiye Müslümanları kurtulamaz. Ehl-i Sünnet elden giderse Kur'ana, Sünnete, icmâya uygun din de gider; bid'atler ortalığı istila eder, fitne fesat, nifak şikak, isyan tuğyan yaygın hale gelir, korkunç bir kaos ve anarşi oluşur.

 

14.12.2012

EM
02.01.2013 21:58
#136

Büyük medya düzelmezse Türkiye düzelmez, düzelemez. Bugünkü şekliyle büyük medyamız, istisnalar dışında, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak hayra değil, şerre hizmet etmektedir.

 

Büyük medyada neler var?..

 

Kasıtlı olarak fitne ve fesat, nifak ve şikak çıkartılmaktadır.

 

Ahlaksızlık, müstehcen yayınlar, şehvetleri galeyana getiren seksî resimler…

 

Kötülüklerin anası olan alkollü içki konusunda şu bazı gazete ve tv’lere bakınız. İçki konusunda en ufak bir kısıtlama ve engellemeye bile razı olmuyorlar.

 

Seks konusunda da öyle… Liseli kızların bekâretlerini korumaları konusunda harekete geçilse kıyamet kopartıyorlar.

 

Bazı gazete ve tv’ler sanki fuhuş yayın organları haline gelmiştir.

 

İyi ve hayırlı bir medyanın vazifesi nedir?..

 

Halkı, idarecileri ve idare edilenleri aydınlatmak, uyarmak, bilgilendirmektir. Bizde bu yapılıyor mu?

 

İslamcı iktidar medya konusunda yapması gerekeni yapabildi mi? Bendeniz yapamadı diyorum.

 

Şu anda ülkemizde üç çeşit medya vardır:

 

1. Bildiğimiz klasik basılı gazeteler, dergiler… 2. Televizyon kanalları… 3. İnternet gazeteleri…

 

Bu ülkenin halkının büyük çoğunluğu Müslümandır ama İslamî medya, egemen azınlıkların medyası kadar güçlü ve etkili değildir.

 

Onların medya konusunda çok büyük sermayeleri, tecrübe ve birikimleri, kıdemleri ve çevreleri vardır.

 

Türkiye Müslümanları her konuda bölünmüş, Protestanlaşmıştır. Bu bölünmüş, bu parçalanmışlık ve dağınıklık içinde medya üstünlüğünü kazanmak mümkün değildir.

 

Türkiye Müslümanlarının enerjisi, İslamî cemaatler tavaif-i mülûku mozaiği içinde heba olmaktadır.

 

Müslümanlar birlik olabilseler, bütün güçlerini enerjilerini bir araya getirebilseler günde en az iki milyon satacak bir gazete çıkartabilirler.

 

Çok satan cemaat gazeteleri yok mu?.. Var ama onların satışı zorlama ve taşıma su satışı… Tiraj bir milyon, bayi satışı otuz bin…

 

Müslümanların önünde şöyle bir imkân var ama bunu hayata geçirebilirler mi?

 

Her gün üç milyon basacak ve bedava dağıtılacak küçük hacimli, fakat çok güçlü ve vurucu bir gazete. Masraflarını ilanlarla ve sübvansiyonlarla karşılayacak bir gazete…

 

Tabiî muhalif olacak ama asla yıkıcı ve çökertici muhalefet yapmayacak.

 

Medya, özel hastahaneler, eczahaneler gibidir. Ticarîdir ama hukuk ve etik dairesi içinde hizmet vermeye mecburdur.

 

Baskıyla, zorlamayla, kanunla, polisle hür ve vatansever bir medya kurulamaz.

 

İslama, ülkeye, halka, devlete (rejime değil!), ahlaka, fazilete, hikmete hizmet edecek güçlü ve etkili bir medya için şu şartların bir araya gelmesi gerekir: (1) Müslümanların, bir

 

İmam-ı Kebire biat ve itaat ederek tek bir Ümmet haline gelmeleri… (2) Bedevî ve kırsal kültürden arınıp medenî Müslüman olmaları… (3) Yeterli sayıda çok güçlü, üstün ve vasıflı medyacılar yetiştirmeleri… (4) İslam ahlakından zerrece taviz vermemeleri… (5) Emanetleri ehil olan kimselere vermeleri…

 

Şimdi soruyorum: İslamî kesimde birleşmek, güçlenmek ve yukarıda bahs ettiğim gibi bir medya kurmak niyeti var mıdır? Yoktur.

 

Bu niyeti hayata geçirecek maddî imkan, para var mıdır? Vardır.

 

Bu konuda irade var mıdır? Yoktur.

 

Sözü uzatmayayım: Medya medenî ve demokratik ülkelerde dördüncü güçtür.

 

Bizde gizli birinci güçtür.

 

Türkiye Müslümanları medya konusunu halletmeden, esaret ve zilletten kurtulamaz.

 

Bugünkü bin parçalı İslam Protestanlığı anarşisi ve kaosu içinde güçlü bir İslam medyası kurmak mümkün olamaz.

 

Bir İmam’a biat ve itaat etmek.

 

Tek bir Ümmet olmak.

 

BİR’leşmek.

 

Emanetleri ehil olanlara vermek.

 

Kur’an ve Sünnet ahlakı ile ahlaklı olmak.

 

Zayıf Müslüman değil, kuvvetli Müslüman olmak.

 

02.01.2013

EM
05.01.2013 15:34
#137

Yakın Tarihimizdeki hıyanetler

 

Mehmet Şevket EYGİ

 

 

 

 

 

 

 

 

Kolay anlaşılsın, bilinsin, olumlu şekilde tartışılsın, gündeme alınsın, üzerinde ciddî olarak müzakereler yapılsın, çare ve çözümler bulunsun diye bazı konuları maddeler halinde, çok açık ve seçik yazıyorum.

 

*Birinci ve ölümcül hıyanet: Yakın tarihte zengin ve sofu Müslümanların yeterli sayıda kabiliyetli, zeki, düzgün ve istidatlı çocuklarını askerî mekteplere verip subay yetiştirmemeleridir. 1950’lilerde bu konuda çok fırsat ve hürriyet vardı ama Hacı Beyler camiası oğullarını öncelikle doktor ve mühendis yetiştirdiler. Çünkü bu iki meslekte para, itibar vardı!

 

*İkinci gaflet ve hıyanet: Zengin Müslüman tabakanın genel eğitim işlerine önem vermemesi, çocuklarının bir kısmını öğretmen yetiştirmemesi, dar dinî eğitime saplanıp kalmasıdır.

 

*Üçüncüsü: Dinî hizmetlere gereken önemin verilmemesi (önem verilmemesi demedim, “gereken” önemin verilmemesi dedim), bütün dikkatin ve enerjinin süslü cami binalarına yöneltilmesi, mihraplara icazetli ehliyetli kudretli hocalar geçirilmemesi, imamlığın, istisnalar dışında namaz kıldırma memurluğu seviyesine düşürülmesi.

 

*Dördüncüsü: Ümmet birliğinin parçalanması, Sünnî Müslümanların binlerce irili ufaklı ve birbirinden kopuk fırka, hizip, cemaat, dernek ve vakfa bölünmesi ve dehşet verici bir kaos ve anarşi meydana gelmesi.

 

*Beşincisi: Son on küsur sene içinde büyük bir hürriyet, imkan ve serbestlik olmasına rağmen Sünnî Müslüman çoğunluğun, kendisine itaat ve biat edilecek bir İmam-ı Kebir seçmemesi, bulmaması ve tek bir Ümmet olmaması.

 

*Altıncısı: Müslümanların bayi satışı (yapay abone ve zorlama satış değil!) iki milyon olan güçlü bir günlük gazete, yine bayi satışı en az bir milyon olan haftalık etkili bir dergi çıkartamaması.

 

*Yedincisi: Din, iman, İslam, mukaddesat hizmet ve faaliyetlerinin büyük kısmının paraya endeksli olması. (Allah için, yaratıklardan ücret istemeden ihlasla hizmet edenlerin ellerini öperim…)

 

*Sekizincisi: Müslüman tv’si kuracağız diye saf dindar halktan büyük paralar, altın ve mücevher toplanıp, sonunda büyük kısmı bozuk ve çağdaş yayınlar yapılması.

 

*Dokuzuncusu: Sünnet-i seniyyeyi yıkmaya, tahrife, ayıklamaya, AB standartlarına ve Feminizme uydurmaya çalışan modernist ve reformcularla gereği ve yeteri kadar mücadele edilmemesi, Ehl-i Sünnetin savunulmaması.

 

*Onuncusu: Birtakım fanatiklerin ve holiganların, cemaatlerini dinle özdeşleştirmeleri ve hattâ bazen dinin üzerinde görmeleri ve bunların uyarılmaması.

 

*On birincisi: Kur’anın yasaklamış olmasına rağmen bazı ruhbanların erbab haline getirilip putlaştırılması, böylece gizli şirke düşülmesi.

 

*On ikincisi: Vaktiyle bu düzen bozuktur, onun yerine hak ve âdil bir düzen getireceğiz diyen bir kısım sahte İslamcıların, ellerine fırsat geçince dün bozuk dedikleri düzenin haram rantlarına saldırıp zenginleşmeleri, mücahidlik postunu atıp müteahhit olmaları.

 

*On üçüncüsü: Emanetlerin ehliyetli ve liyakatli kimselere verilmemesi, ehliyetsiz bizdenlere, yandaşlara verilmesi. (Emanetlere hıyanetin yaygın hale gelmesi âhir zaman alametlerindendir.)

 

*On dördüncüsü: Tesettür konusumda Kur’anî, Nebevî, Şer’î normlara ve hükümlere aykırı şeytanî yollara gidilmesi, İslamî olmayan bir tesettür endüstrisinin kurulması.

 

*On beşincisi: İmandan sonra İslamın en önemli emri ve şartı olan cemaatle namaz kılmanın büyük ölçüde ihmal ve terk edilmesi.

 

*On yedincisi: Halka dinini öğretecek icazetli ve ehliyetli ulema ve fukaha yetirilmemesi.

 

*On sekizincisi: Müslüman kesimin büyük ölçüde İstanbul İslam kültürünü, medeniyetini, terbiye ve görgüsünü yitirmesi.

 

*On dokuzuncusu: İslamî kesimde birtakım arivistlerin (ikbal avcısı) büyük tahribat ve dolandırıcılık yapmaları ve halkı aldatmaları.

 

*Yirmincisi: Ümmetin tamamı için dört başı mamur bir kurtuluş plan ve programı yapılmaması ve hayata geçirilmemesi. Bölük pörçük ucuz reçetelerle yetinilmesi.

 

Vicdanlı, iz’anlı, şuurlu Müslümanların bu konuları olumlu şekilde tartışmaları ve müzakere etmeleri gerekir.

 

Bazı sekter düşünceli holiganlar, özeleştiri yaptığım için bendenize münafık diyecek kadar düşmanlık ediyor.

 

Müslümanlar tek bir ümmet olsun demek münafıklık mıdır?

 

Müslümanlar bir İmam-ı Kebir’e biat ve itaat etsinler demek münafıklık mıdır?

 

Zekatlar Kur’ana, Sünnete ve Şeriata uygun olarak verilsin ve sarf edilsin demek münafıklık mıdır?

 

Ehl-i Sünneti savunmak münafıklık mıdır?

 

Şeytanî tesettürü tenkit etmek ve yermek münafıklık mıdır?

 

Beş vakit namazın terkinin büyük felaketlere sebep olacağını söylemek münafıklık mıdır?

 

Sabah namazlarında camilerin boş kaldığını söylemek ve bu konuda Müslümanları tenkit etmek ve uyarmak münafıklık mıdır?

 

Allahü Tealayı iki çehreli bir Roma putuna benzeten kimseye zındık demek münafıklık mıdır?

 

İslam Protestanlığı çığırının Müslümanları böldüğünü söylemek münafıklık mıdır?

 

Sünnet düşmanlarını, reformcuları, mezhepsizleri tenkit edip uyarmak münafıklık mıdır?

 

Müslümanları sapıtmak, parçalamak, yanlış yollara sokmak isteyen Kriptoların aleyhinde yazmak münafıklık mıdır?

 

Fikirlerim, görüşlerim, tenkitlerim, tekliflerim, temennilerim, çare ve çözümlerim içinde yanlış ve isabetsiz olanlar var ise, gerekçe gösterilerek red ve cerh edilip çürütülmelidir.

 

Bendeniz İslam dininin iki kere iki dört eder temel gerçeklerini yazıyorum.

 

Dinî konularda kendi kafama, re’y ve hevama göre yazmıyorum.

 

Sahih itikat, beş vakit namaz kılmak, cemaat, şer’î tesettür, zekatı dosdoğru vermek, bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etmek, Ümmet şuuruna sahip olmak, dört hak fıkıh mezhebinden birini bütünüyle uygulamak gibi konular iki kere iki eder gibi doğru konulardır.

 

Kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh Allahü Tealayı bir Roma putuna teşbih eden, “Allah gerçek bir Janus’tur” (Hoda Janus-i hakikî est) diyen bir adamı baş tacı eden kimselerin bendenize münafık demelerine, hakaret etmelerine, saldırmalarına şaşmamak gerekir.

 

Ehl-i Sünnet Müslümanlarının 1924’ten beri başsız olmaları çok büyük fitnedir.

 

Ümmet birliğinin parçalanmış olması çok büyük bir fitnedir.

 

Bilenlerin ve imkanı olanların halka İslam ilmihalini öğretmemeleri büyük fitnedir.

 

Müslüman halkın birbirinden kopuk ve irtibatsız yüzlerce, belki de binlerce cemaate, hizbe, fırkaya, sekte ayrılmış olması büyük fitnedir.

 

Yeterli derecede emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmaması büyük fitnedir.

 

Zekatların Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha aykırı olarak toplanması ve sarf edilmesi büyük fitnedir.

 

Din sömürüsü, dinin siyasete alet edilmesi en büyük fitnedir.

 

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) mütevatir ve sahih hadislerinin AB ve Feminizm norm ve standartlarına göre ayıklanması korkunç bir fitnedir.

 

Sevgili Müslümanlar!..

 

Bilhassa Ümmet birliği ve İmamet meselesi konusunda tesirli=etkili propaganda yapınız.

 

Biz Türkiye Müslümanları önce kendi vatanımızda Ümmet olamazsak, ehliyetli bir İmam’a biat ve itaat etmezsek zilletten ve esaretten kurtulamayız, hür ve aziz Müslümanlar olamayız.

 

(Önemli rica: Sağlığım, yaşım ve imkanlarım ziyaretçi kabul etmeme izin vermiyor. Tanışmak ve sohbet etmek isteyen kardeşlerimin bu durumumu anlayışla karşılamalarını dilerim.)

MU
07.01.2013 12:07
#138

2015'te Türkiye'nin İşi Çok Zor

2015'te Türkiye'nin işi zor mudur?.. Hayır, zor değil çok ama çok zor olacaktır. Çünkü bu tarih Ermeni Tehciri'nin yüzüncü yıldönümüdür. Bir kısım Ermeniler bu konuda tam yüz yıl boyunca gece gündüz çalıştılar, didindiler, çırpındılar. 1915 Tehciri'nden sadece Türkleri suçlu ve kabahatli bulmak hiç de âdilane bir yargı değildir. Bütün Ermeniler de suçlu değildir, lakin Ermenilerin bir kısmı, uyruğu oldukları Osmanlı Devleti'ne hıyanet etmek suretiyle bütün Türkiye Ermenilerine kötülük etmişlerdir.

 

Ermeni milliyetçileri neler istiyor:

 

1. Türkiye'den tazminat istiyor.

 

2. Yaşadıkları eski topraklara dönmek, eski mülklerine sahip olmak istiyor.

 

3. Türkiye'den, bugünkü Ermenistan'ın dört misli toprak isteyenleri de var.

 

Türkiye'nin devlet olarak, üniversiteler olarak Ermeni emellerine ve isteklerine karşı hazırlıklı olması gerekir.

 

Bu hazırlık öncelikle ilmî araştırmalarla yapılabilir.

 

Türkiye ve Türkler yüzde yüz suçlu, Ermeniler hiç suçlu değil… Öncelikle bu tez çürütülmelidir.

 

Ermeniler Osmanlı Devleti'nin Tebaa-i Sâdıka'sı iken nasıl isyankâr olmuşlardır, bu anlatılmalı ve açıklanmalıdır.

 

Bütün Ermeniler Osmanlı'ya karşı değildi, isyankârlar, sadık Ermenileri icabında öldürerek susturmuşlar ve sindirmişlerdir. Bu da belgelerle açıklanmalıdır.

 

Savaş ateşleri içinde Osmanlı Devleti, düşman ordularını kurtarıcı gibi kabul eden ve kendi devletini sırtından bıçaklayan Ermenileri ülkenin iç taraflarına sürmekte haklıdır.

 

Bu tehcir, bu sürgün esasında bir takım çapulcular Ermeni kafilelerine saldırmışlar, cinayetler işlemişler. Sürgünlerin paralarını gasp etmişlerdir. Şişirme ve abartı rakamları reddetmek şartıyla bu acı gerçek de kabul edilmelidir.

 

On yıllardan beri Türkiye üniversiteleri bu konularda, bir kısmı İngilizce olmak üzere yüzlerce, binlerce ciddî ilmî araştırma yayınlamış olmalıydı.

 

Maalesef devletimiz, üniversitelerimiz bunu yapamadı.

 

Duyduğuma göre Başbakanımız Ermeni konusunda araştırma ve yayın yapılması için emir vermiş, çok acele edilsin demiş… Bir takım kurumlar bu isteğe karşı soğuk ve çekingen davranmışlar.

 

Biz hâlâ sen ben kavgaları içindeyiz.

 

2015'e kadar yetiştirilecek Ermeni meselesi kitapları için bir fon ayrılmış, bu fon nasıl harcanacak, kimlere üleştirilecek? O da ihtilaflı bir konu.

 

Bu konuda bendenizin elinde imkân ve salahiyet olsa neler yaparım:

 

1. Arménichantage (Arménichantage ismiyle internetten arayın) isimli ilmî araştırma dergisini Türkçe'ye tercüme ettiririm. (Tercüme ücreti konusunda da kimseye hak etmediği para vermem, zırnık yedirmem.)

 

2. Başta İngilizce olmak üzere resimlerle ve belgelerle bir kısım Osmanlı Ermenileri'nin devlete nasıl hıyanet ettiklerini, düşman Rus ordusunu nasıl kurtarıcı gibi karşıladıklarını, Müslüman halka nasıl kıydıklarını anlatan ve içlerinde zerrece yalan bulunmayan kitaplar, broşürler çıkartırım.

 

3. Bazı insaflı Ermenilerin Osmanlı Devleti ve Türkiye lehindeki yazılarını toplar, kitaplaştırırım.

 

4. On dokuzuncu asırda ve yirminci asrın başında Ermeniler'in var olmasının, menfaatinin birinci şartının Türkiye'yi benimsemek ve desteklemek olduğunu ispat ederim.

 

5. Osmanlı düşmanı militan Ermenilerin kendi bindikleri dalı kestiklerini, yanlış ata oynadıklarını ve kumarı kaybettiklerini anlatırım.

 

6. Sorumluluğun büyük kısmının Türkiye'de ve Türklerde olmadığını, aşırı giden fanatik Ermeni milliyetçilerinde olduğunu ispat ederim.

 

7. Ermeni tezlerini Hıristiyanlık öğretilerine, Kitab-ı Mukaddes'e ve İncil'e dayanarak çürütürüm.

 

Mülk Allah'ındır. Dilediğine verir. Dilediğinden alır. Dilediğini aziz kılar, dilediğini zelil…

 

1915'e kadar Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da Türklerle Ermeniler birlikte yaşıyorlardı. Hepsi için söylemem, bir kısım Ermeniler emperyalist ve sömürgeci devletlerin oyunlarına geldiler, paylaşmaya razı olmadılar, sadece bizim olacak dediler. Felaketin ana sebebi budur.

 

Şu hususu da bilhassa belirtmek isterim ki, Ermenileri yanlış yollara ve felakete sürükleyenler Pakradunîler olmuştur. Pakradunîler o zaman Ermeni postuna bürünmüşlerdi… Günümüzde ise PKK, dıştan Kürt görünen içten Pakradunî vesair Kriptolardan ve aldatılmışlardan oluşan bir harekettir. Şu anda bir kısmı İslamcı postuna bürünmüştür.

 

Elimde imkân olsa dünya çapında uzman tarihçilere Pakradunîler ve günümüzdeki uzantıları konusunda ilmî kitaplar da yazdırırım. Böyle bir şey yapmaya kalksam bazılarının foyaları açığa çıkacağından bendenizi yok etmeye çalışırlar.

 

Yazımın başında 2015'te Türkiye'nin işi zordur demiştim. 2015'e iki sene kaldı. Göz açıp kapayıncaya kadar kritik seneye geliriz. Bugünkü şartlar altında ne yapılabilir bilmiyorum.

 

Şunu temenni ediyorum: Bu konu Türkiye'nin hayatî bir meselesidir. Tahsisattan hiç kimseye hak etmediği bir kuruş bile ödenmemelidir. Dişe dokunur etkili hizmetler yapılmalıdır.

 

 

 

* (İkinci yazı)

 

Türkçe Namaz ve Ezan Olmaz!

 

NAMAZ kılarken Kur'anın Türkçe tercümesi okunamaz. Mutlaka Arapça asıl metin okunmalıdır.

 

Arapça Kur'an okunsun demek, Arapçılık yapmak değildir. Böyle bir iddia hezeyandır.

 

Bütün İslam dünyasında Ezan Arapça okunur. Millî dillerde okunsun diyenlerin bir kısmı Müslüman değildir, bir kısmı ise dindar ve şuurlu Müslüman değildir.

 

1930'lu yıllarda Arapça Ezan okumanın yasaklanması, Türkçe Ezan dayatması insan haklarına, din hürriyetine aykırı büyük bir zulümdü.

 

1950'de CHP iktidarı devrildi, Demokrat Parti başa geçti ve Tokat milletvekili merhum Ahmet Gürkan'ın teklifiyle bir kanun çıkartıldı ve Ezan serbest bırakıldı. İlle de Arapça Ezan okunacak, Türkçe Ezan okunmayacak diye bir hüküm getirilmedi ama bütün Türkiye'de on binlerce camide Arapça Ezan okunmaya başladı, bir tekinde bile Türkçe Ezana devam edilmedi. Sadece Kıbrıs Kemalistleri direndiler, bir müddet daha Türkçe okumaya devam ettiler.

 

Kur'an tercümeleri Kur'anın yerini tutmaz.

 

Ezanın tercümesi de asıl Ezan-ı Muhammedî'nin yerini tutmaz.

 

Osmanlı İslam devletinin bütün medreselerinde ve liselerinde (İdadî, Sultanî) Arapça okutulurdu.

 

Kur'an dili İslam âleminin din dilidir.

 

Namazda kıraat mutlaka Arapça Kur'an ile yapılmalıdır.

 

Ezan mutlaka Arapça okunmalıdır.

 

Arapça Kur'an ve Ezan Müslümanları birleştiren iki bağdır. Bu bağları kopartırsak büsbütün darmadağınık oluruz.

 

Kur'an ve Ezan Türkçe olsun istekleri iyi niyetli değildir, çatlak seslerdir.

 

Namazda Kur'an tercümesi okunsun diyen çatlak seslilere soruyorum: Yüzlerce Kur'an tercümesi vardır, hangisi okunacak?

 

Hiçbir icazetli ehl-i sünnet âlimi ve fakihi namazın kılınmasında ve Ezanının okunmasında Arapçadan başka bir dile razı olmaz.

 

Hiçbir Sünnî ilahiyatçı böyle bir bid'ate razı olmaz ve fetva vermez.

 

Ebu Hanife hazretlerinin yeni Müslüman olmuş, Arapçaya dili dönmeyen bir kimseye verdiği fetva istisnaî bir fetva olup geçicidir, genel değildir.

 

Müslümanları bin parçaya ayırıp Protestanlaştırmak isteyen bazı reformcuların Türkçe namaz, Türkçe Ezan safsatalarına ve oyunlarına hiçbir uyanık ve dindar Müslüman kanmaz.

 

 

2013-01-07

15.02.2013 18:25
#139

Tarikatlar ve Cemaatler Ticaret ve Bankacılık Yapmamalı

 

 

İslam tarikatlarının ve dinî cemaatlerin holdingleşmeleri, ticaret, bankacılık, sanayi işleri yapmaları çok sakıncalıdır ve doğru değildir.

 

Çünkü bu gibi kurumlar dini temsil ederler, din kutsaldır, ticaret ve bankacılık işleri ise kirlidir, kirletir.

 

Peki birtakım hizmetler nasıl yapılacaktır?

 

Tarikatlar ve cemaatler kendilerine bağlı Müslümanları teşvik ederler, onlar şirketler kurar, fabrikalar açar, ticaret yapar… Kazandıkları paraların bir kısmını da hizmetlere tahsis eder.

 

Dine, imana, Kur’ana, Sünnete, Şeriata hizmet eden has hizmetkarların, bu hizmetleri esnasında mukaddesatı alet ederek yüklü gelirler elde edip zenginleşmeleri asla caiz değildir.

 

Has hizmetkarlar zâhid olur, dünyaya sırt çevirir, para ve zenginliği ayak altına alır.

 

Din, iman, Kur’an hizmetleri ticarete alet edilirse ihlas bozulur. İhlas olmayınca hizmetler bereketli olmaz.

 

Din hizmetkarlarının israflı, şatafatlı, debdebeli ve sefih bir hayat sürmeleri asla câiz değildir.

 

Din, iman, Kur’an hizmetleri yapılırken kimler örnek alınacaktır?..

 

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

 

Ashab-ı Güzin.

 

Ehl-i Beyt-i Mustafa… Sâdat-i Kiram…

 

Tâbiîn… Tebe-i Tâbiîn… Selef-i Sâlihîn…

 

Eimme-i müctehidîn…

 

Her asırda yaşamış müceddidler, büyük ulema ve fukaha, gerçek şeyhler, kamil mürşidler…

 

Evliyaullah…

 

Hiçbir şeyh, mürşid, İslam hizmetkarı Hint mihraceleri gibi israflı, şatafatlı, ihtişamlı, tantanalı, debdebeli, gururlu, kibirli, sultanî bir hayat süremez.

 

Helal servetleri de olsa süremezler…

 

Hizmet paralarının bir kısmını zimmetlerine geçirenler, o paralarla lüks ve israflı bir hayat sürenler hâdim (hizmet edici) değil hâdimdir (yıkan, çökertendir).

 

Hizmet için toplanan paralar, son kuruşuna kadar ihlasla, istikametle, titizlikle, İslam ahlakının hükümlerine uygun olarak akıllıca gerekli hizmetlere harcanmalıdır.

 

Müslümanlardan toplanan paralarla kendilerine lojman, otomobil alan, şahsî masraflarını, otomobilini yakıtını o paralarla karşılayan kimseler gerçek hizmetkar değildir.

 

Zekat paralarıyla cami bile yapılmaz.

 

Hizmet ve cihad paralarını zimmetlerine geçirenler haindir!

 

Son yirmi beş yıl içinde Türkiyede İslama hizmet için yüz milyarlarca dolarlık yardım parası toplandı. Bu paranın bir kısmı hizmet için harcandı. Bir kısmı ise harcanmadı.

 

Hizmet paralarının bir kısmı (ne kadarı?) çar çur edildi.

 

Sabah namazlarında içi boş olan şatafatlı ve müzeyyen cami binaları yapıp, onların mihrabına geçecek, minberine çıkacak, kürsüsüne oturacak icazetli ulema yetiştirmemek… Bu nasıl hizmettir?

 

Öğrencileri beş vakit namaz kılmayan din okulları açmak… Bu ne biçim hizmettir?

 

En büyük hizmet, Müslümanları birleştirmek, tek bir Ümmet çatısı altında toplamak, tek bir İmam-ı Kebire biat ve itaat ettirmek değil midir?..

 

Lüks, ihtişamlı, israflı, şatafatlı, tantanalı turistik umre seyahatleri ve turları niçin tenkit edilmiyor?

 

Türkiye Müslümanlarının niçin müşterek bir hizmet plan ve programları yoktur?

 

Bunca hizmet cemaati bir federasyon veya konfederasyon çatısı altında niçin bir araya gelmiyor?

 

Şuculuk buculuk oculuk filancalık falancalık feşmekâncılık, bizden olanlar, öteki Müslümanlar; asabiyet, militanlık ve holiganlıkları, İslamın hak ölçüleri nazarında bir tür ırkçılık değil midir?

 

Biz Ehl-i Sünnet Müslümanları ne zaman uyanacağız ve Kur’anın, Sünnetin emr ettiği şekilde birleşeceğiz?

 

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

KA
17.02.2013 14:18
#140

tarikatların bu şekilde bankayla,finans kurumuyla,holdingle,sigortacılıkla ilgilenmesi ne yazık ki tarikatları bir bakıma "saadet zinciri" formatında çalışma sonucuna vardırıyor kanaatindeyim. Eygi hoca buna parmak basmış. önemli hadise. tarikatın amacı milletin cebini doldurmak değil millete Allah dedirtmektir.

MU
24.02.2013 19:50
#141

Artin Olacak İş Değil!..

 

Adam Kürtçe bile bilmiyor. Adamın asıl isminin Artin olduğu söyleniyor. Artin ismi konusunda mânevî tevâtür beyyinesi var. Adamın kökeni Ermeni veya Pakraduni… Adam kesinlikle Müslüman Kürtlerin sözcüsü, vekili veya temsilcisi değil.

Bizim büyük medyada yukarıda yazdıklarım dile getirilmiyor. Konu hakkında kitaplar, makaleler yazılıyor, bitmez tükenmez yorumlar yapılıyor, havanda su döğülüyor, tonlarla mürekkep harcanıyor ama bir kere bile Artin denmiyor.

Bu bir gaflet ve unutkanlık mıdır? Bu bir ihmal midir? Yoksa yakıcı gerçekleri halktan saklamak mıdır?

Kürt meselesinin çözümü için Kripto Ermenilerle, Kripto Yahudilerle, Pakradunilerle konuşuluyor ama Müslüman Kürtlerin uleması, şeyhleri, ziyalıları ile görüşülmüyor.

Olacak iş değil!

* (İkinci yazı)

Liseli Gençlere Öğütler

1. İtikadınızı tashih ediniz, yani Kur’ana, Sünnete, Fırka-i Nâciyeye uygun doğru inançlara sahip olunuz. İnanç konusunda Cadde-i Kübra’da, Sevad-ı Âzam içinde olunuz. Bozuk, bid’at, sapık inançlardan uzak durunuz.

2. Beş vakit namazı dosdoğru eda ediniz. Namaza çok önem veriniz, sakın hafife alıp savsaklamayınız.

3. Farz namazlarda cemaatin hür ve mukim erkekler için ihtiyarî (seçimlik) olmadığını, mecburî olduğunu biliniz.

4. İlmihalinizi güvenli, muteber, doğru Ehl-i Sünnet kitaplarından öğreniniz.

5. İslamın kemali güzel ahlak iledir. Kur’anın, Sünnetin, İslam büyüklerinin ahlakı ile ahlaklı olunuz.

6. Nefs-i emmârenizi dizginleyiniz ve en az nefs-i levvâme derecesinde olunuz.

7. Kur’an-ı Kerimi kendi heva, re’y ve kafanıza göre yorumlayıp hüküm çıkartmayınız. Böyle bir şey Kitabullah nimetine nankörlük ve küstahlık olur.

8. Kendi kafanıza göre sakın fetva vermeyiniz ve dinî konularda tartışmayınız.

9. Kemalli (olgun), bilgili, birikimli, ehliyetli, liyakatli, ihlaslı gerçek dindar büyüklerle istişare ediniz.

10. Mezhepsizlikten uzak durunuz. Din ve dünya işlerinde (muamelat) dört mezhepten birinin fıkhına göre amel ediniz. Sakın sakın sakın telfik-i mezahib yapmayınız. Telfik-i mezahib, mezheplerin kolaylıklarını cem etmek dini oyuncak etmektir.

11. Kafirler, münafıklar, mürtedler, çoğunlukta olan Müslümanları koyun sürüsü gibi kolayca gütmek için onları parçalamışlardır. Siz Ümmet birliğinden yana olunuz ve zamanın Büyük İmamına (İmam-ı Kebir) biat ve itaat ediniz. Bu zatın kim olduğunu bilmiyorsanız gıyabında biat ve itaat ediniz.

12. Okur yazar Müslüman olunuz. 1928’den önce bin yıldan fazla kullanılmış millî yazımızı öğreniniz.

13. Ana diliniz Türkçe olsun veya olmasın, Türkiyeli bir Müslüman olarak edebî, yazılı, zengin kültür lisanını öğreniniz.

14. Laikleşmekten, seküler olmaktan, dünyevilikten ateşten, vebadan kaçar gibi kaçınız. Gerçek dindar olunuz, Şeriatlı olunuz, din ile dünyayı ayırmayınız.

15. İnsanın en büyük düşmanı ve ona en fazla zarar veren şey dilidir. Dilinize hakim olunuz; gıybetten, yalandan, iftiradan, söz taşımaktan ve diğer lisan afetlerinden uzak durunuz.

16. Allah kendi hukukunu afveder ama kul hakkını afvetmez. Kul hakkı yemeyiniz. Üzerinizde kul hakkı varsa ödeyiniz, helallik alınız.

17. Zaruret olmadıkça tatil yapmayınız, tembellik yapmayınız. Var gücünüzle ilim, irfan ve kültür öğreniniz, iyilik ve hizmet yapınız. Allah sizi Cennetine koyarsa orada ebediyen keyif içinde tatil yaparsınız.

18. Haram yemeyiniz. Haram ateştir.

19. İslamın ince şehir kültürüne, terbiyesine, görgüsüne, nezaketine sahip olunuz. Kaba, bedevî, odun olmayınız.

20. Ben kelimesini mümkünse hiç kullanmayınız. Ben yerine bendeniz veya bu fakir deyiniz. Ben geldim diyeceğinize geldim deyiniz, kelimenin sonundaki m harfi zaten ben yerine geçer. (Bendeniz veya bu fakir kelimelerinden gocunacak ve öfkelenecek çağdaş yobazlara dikkat ediniz, onların yanında ben diyebilirsiniz…)

21. İstikamet sahibi, yani dosdoğru olunuz ve kesinlikle eğrilik ve yamukluk yapmayınız.

22. Büyüklerinize saygılı, küçüklerinize şefkatli ve merhametli olunuz.

23. Ya faydalı bilgiler öğrenen olunuz, ya bunları öğreten olunuz.

24. Lüks ve israftan, her türlü beyinsizlikten uzak durunuz.

25. Nasibiniz varsa, Şeriata uygun bir tasavvuf tarikatına girebilirsiniz. Tarikatlı olabilirsiniz ama asla tarikatçı olmayınız.

26. Cemaat, tarikat, grup, hizip, fırka, sekt, parça militanlığı, holiganlığı ve fanatizmi yapmayınız.

27. Feminizmin Kur’ana, Sünnete, Şeriata, bilimsel gerçeklere aykırı sapık ve çarpık bir ideoloji olduğunu, İslam Feminizmi diye bir şeyin olamayacağını iyi biliniz ve feministlerin tuzağına düşmeyiniz, feminizme karşı olunuz.

28. Evrim teorisi sapık ve ateist bir teoridir. Sakın inanmayınız, kanmayınız.

29. Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır… hadisini ezberleyiniz.

30. Dinde reform, dinde değişim, dinde yenilik olmaz. Reformculuk en büyük bid’at ve sapıklıktır.

31. Ehl-i Sünnet Müslümanlarına kafir ve müşrik damgasını vuran Vehhabîlerden uzak durunuz, onların tuzaklarına düşmeyiniz.

32. Mutezile mezhebi ve Haricilik bozuk iki mezheptir. Bu mezheblere bağlı bazı müfsidler taqiyye yaparak kendilerini gizliyor ve Sünnî Müslümanları saptırmaya çalışıyor. Bunların tuzaklarına düşmeyiniz.

33. Afganî Farmasondur, çok karışık ve karanlık bir kimsedir. Onun öğrencisi Abduh da Masondur ve karışık bozuk bir adamdır. Onun tilmizi Reşid Rızadır. Dinini, imanın, edebî saadetini korumak istiyorsan bu üçlüden uzak dur.

34. Kemal sıfatlarla sıfatlı ve noksan sıfatlardan münezzeh Allahü Teala için “O gerçek bir Janustur=Hoda Janus-i hakikî est” diyen İranlı zındıktan uzak dur, onu imam kabul edersen imanını kaybedersin. (Janus iki çehreli bir Roma putudur.)

35. Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) Ashabının ve Ehl-i Beytinin hepsini sev, sakın bir kısmını sevip bir kısmına düşmanlık etme. Ashab arasındaki ihtilaf ve savaşların hükmüne Allaha bırak, dilini tut.

36. Akranlarına imamet edip namaz kıldırabilecek kadar kıraat, fıkıh öğren.

37. Başı açık olarak namaz kılma. Cebinde namaz takken olsun.

38. Kültür ve sanatla ilgilidir: Sayıları 300’e yaklaşan geleneksel sanatlarımızdan birini öğren. Hat, ebru, tezhip, klasik Osmanlı ciltçiliği, sedefkarlık, tesbihçilik, yazmacılık (kumaş boyama), nahhatlık, dağlama sanatı, el yapımı kağıt gibi.

39. İleride bir sanat dalında ürün verirsen aç gözlülük edip çok ücret isteme, ölçülü ol. Sanat köşeyi dönme ve voli vurma vasıtası değildir.

40. Sendeki iyi, güzel halleri kendin değil, yakınların ve dostların değil, düşmanların kabul ve tasdik etmelidir. Asıl fazilet budur.

41. Küçük beyefendiler ve küçük hanımefendiler olunuz. Her türlü şımarıklıktan, serserilikten, yılışıklıktan, hoppalıktan, züppelikten, türedilikten, hafiflikten, görgüsüzlükten, bedevîlikten, farfaracılıktan, uzak durunuz.

42. Dindar olduğunuz için size gerici, çağdışı, tutucu diyenler olabilir ama hiç kimse sizin ilminizi, irfanınızı, yüksek ahlak ve karakterinizi, mürüvvet ve efendiliğinizi, doğruluk ve dürüstlüğünüzü, güvenli oluşunuzu inkar edememeli, hakkınızda “Biraz tutucudur ama direk gibi dosdoğrudur, ona senetsiz sepetsiz milyon dolar emanet edebilirsiniz…” demelidir.

43. Müslümanlığınızı kal (söz ve laf) ile değil hal (yaşayış, davranış ahlak) ile sergileyiniz. Çenenizi kapatınız, haliniz, efendiliğiniz, olgunluğunuz, dürüstlüğünüz adalet ve insafınız, nezaketiniz konuşsun.

Hepinize

MU
03.03.2013 18:51
#142

Feminizm Tehlikesi

 

Geçenlerde cuma namazına, Diyanet’e bağlı olmayan özel bir camiye gitmiştim, Diyanet hutbesi dinlemedim… Öteki camilerde kadınlar hakkında bir hutbe okunmuş. Camilerimizdeki bütün hazırlıklar tamamdır, kadınlarımız cuma namazlarına gelsinler denilmiş.

Birkaç yıldır Diyanet’in aşırı feminist çıkışları ve faaliyetleri göze batıyor. Herkes biliyor, iki sene önce bir Ramazan gecesi Ankara Hacı Bayram Camii’ne erkek cemaat sokmamışlar, kadın cemaat getirmişlerdi.

Reformcu ve modernist zihniyet bir İslam feminizmi türetti.

Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkıh hükümlerine aykırı olan her şeyin batıl ve heder olması gibi İslam feminizmi de batıldır, bid’attir ve hederdir.

Cuma namazı kadınlara farz değildir.

Kadınlar camilere gelmez, camide ibadet edemez diye bir kural yoktur. Lakin kadınların namazlarını evlerde kılmaları efdaldir=yeğdir.

Kadınları kitleler halinde cuma ve vakit namazlarında camiye çağırmak, on dört asırlık İslam tarihinde görülmemiş bir bid’attir.

İnsan olarak, Müslüman olarak erkekler ve kadınlar eşittir ama mutlak olarak eşit değildirler.

Kadınların üstün olduğu taraflar vardır, erkeklerin üstün olduğu taraflar.

Ailenin reisi erkektir. Kur’an, Sünnet ve Şeriat böyle söylemektedir.

Feminizm Kur’ana, Sünnete, Şeriata, tek kelimeyle İslam’a aykırı, bozuk ve sapık bir ideolojidir.

Batı dünyasında gayrimüslim veya ateist nice kadın bile feminizme karşıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl Marksist, Faşist, Nasyonal Sosyalist (Nazi), Kemalist olamazsa feminist de olamaz.

Ehl-i Sünnet mensubu İslam hanım ve kızlarının, yasal sınırlar içinde, feminizme karşı enerjik ve radikal muhalefet yapmaları gerekir.

Cuma namazlarında birçok camimizde erkeklere yer bulunamazken, mabetleri kadın cemaatle doldurmaya çalışmak dengeli bir hareket değildir.

Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) mütevatir ve sahih hadis-i şeriflerini, feminizm açısından ayıklamaya kalkışmak cüretten de öteye cinnettir.

Kadın konusunda Kur’an, Sünnet, Şeriat ne diyorsa doğru olan odur.

M. Kemal Paşa, İsmet, askerî darbe generalleri zamanında bile bu kadar feministlik yapılmamıştı.

İslam feminizminin sonucu aile kurumunun yıkılması olacaktır.

Bugünkü hukuk o hale gelmiştir ki evli bir erkeğin karısına tecavüzünden (!) bahsedilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de erkeklerin karılarını gerektiğinde te’dip etmelerine izin verilmiştir. Feministler buna karşı çıkıyorlar.

Sadece feministler değil Fazlurrahmancılar da… Neymiş efendim Kur’andaki üç yüz küsur ayetin bugün hükmü geçerli değilmiş.

Fazlurrahmancılar takiye ve kitman yaparak Sünni Müslümanları aldatıyor.

Her samimi Müslüman İslam kadın ve kızlarının saliha, bilgili, hünerli, marifetli olmasını ister. Bu istek başka şeydir, feministlerin istekleri başka.

Kur’anın, Sünnetin ve Şeriatın hükümlerine aykırı yollarla kadınlara ve kadınlığa hizmet edilemez. Bir koca karısını azarladı diye ona ceza verilemez.

Bugünkü evden uzaklaştırma cezaları yersizdir.

Diyanet’teki feministler, reformcular, modernistler, Fazlurrahmancılar, Afganiciler ne yapmak istiyor?

Bütün Diyanet hocalarını ve elemanları suçlamıyorum, tenkit etmiyorum ama reformcu, Fazlurrahmancı, modernist, Afganici, feminist olanları tenkit ediyorum. Bu tenkit benim hakkım ve vazifemdir.

Bu konuda muhalefet etmek, nehy-i münker yapmak öncelikle bana düşmez. Din tahsili görmüş muhterem hoca efendilerimizin harekete geçmesi gerekir.

Kadınları yapamayacakları işler vardır… Kadınlara uygun olmayan işler vardır… Kadın haysiyeti ve şerefiyle bağdaşmayan işler vardır…

Herkes için söylemiyorum, birileri tesettürün cılkını çıkarttı. Şer’î tesettürü bıraktılar, şeytanî bir tesettür modası türettiler. Başları örtülü ama gerçekte çıplak kadınlar ve kızlar görüyoruz.

Eşarplarının altında saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar ve kızlar görüyoruz. Resulullah Efendimiz (Salât ve selam olsun ona) saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınların Cennetin kokusunu alamayacaklarını haber vermiştir.

İslam kalesi içinden yıkılmak isteniyor.

Türkiye’de ehl-i Sünnet dışı, yeni bir İslam türetilmek isteniyor.

İndirilmiş=münzel İslam’ın yerine uydurulmuş bir İslam çıkartmak istiyorlar. Bendeniz Taliban gibi, kızların okutulmasına karşı değilim. Müslümanların doğru dürüst İslam kız mektepleri açmalarını isterim.

Kız çocuklarının eğitimi ve terbiyesi karma eğitimle olmaz.

Laik eğitimle de olmaz.

Mutlaka Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslam ahlakına ve medeniyetine uygun “İslam Kız Mektepleri” açılmalıdır. Bu okullardaki bütün kızlar ve öğretmenler ya çarşaflı, ya bol başörtülü olmalıdır. Sıkma başla, türbanla, bandana ile olmaz.

Mezhepsiz reformcular ve modernistler İslam’ı sulandırmayı kafalarına koymuşlar. Ehl-i Sünnet Müslümanları bütün yasal yollarla onlara engel olmalıdır.

İslam kadın ve kızları bazı çağdaşlar gibi yılışıklık yapamaz. Terbiyeli ve medeni bir İslam hanımı yaz günlerinde elindeki bir külah dondurmayı sokakta meydanda inek gibi yalayarak dolaşamaz.

İslam kadın ve kızları yabancıların yanında, sokaklarda, toplu taşıt vasıtalarında zilli, çıngıraklı kahkahalar atamaz.

Gerçek ve örnek İslam kadın ve kızlarını görenler onların asaleti, zarafeti, edebi, iffeti karşısında hayran kalır.

Ucuz İslamcılık edebiyatı yapmak, içi boş sloganlar atmak kolaydır ama İslam’ı hayata uygulamak için ilim irfan, geniş kültür, şehirlilik ve medeniyet gerekir.

Eski İslam hanımları sabahleyin evden çarşıya işe giden kocalarına “Akşam bize ve çocuklarımıza helal nimetler getir, bulamazsan biz açlığa dayanabiliriz ama Cehennem ateşine dayanamayız, sakın haram getirme” derlermiş.

Olgun İslam kadın ve kızlarına şımarıklık, hoppalık, züppelik, gösteriş, takıp takıştırıp, sürüp sürüştürüp sokaklarda meydanlarda salına salına kırıta kırıta gezip tozmak yakışmaz.

Ehl-i Sünnet Müslümanları konferanslarda, kültür faaliyetlerinde kadın ve erkek dinleyicileri ayrı yerlere koymalıdır. Bunlar çağdaşların hoşuna gitmezmiş. Gitmezse gitmesin!

Genç kadın ve kızların erkeklere ilahi konseri vermeleri caiz değildir.

Bugünün İslam kadın ve kızlarına en güzel örnek Ehl-i Beyt hanımları, Ezvac-ı Mutahhara ve Sahabiye hanımlardır (Allah onların hepsinden razı olsun.)

Müslüman kadın ve kızlar yücelmek istiyorlarsa kendilerini Hazret-i Fatıma annemize benzetsinler.

Hazret-i Aişe annemize benzetsinler. Hazret-i Aişe ilimde irfanda, fıkıhta, ensab bilgisinde erkeklerden üstündü.

Tesettür sadece İslam dininde değil, Musevilikte, Hristiyanlıkta, öteki dinlerde de vardır.

Kadınlar için evrensel olan tesettürdür. Açıklık saçıklık, dekolte kıyafetler çağdaş sapıklar ve bozukluklardır.

NETİCE: Türkiye Müslümanlarının yarısı kadın ve kızlardan oluşuyor. Onlar bozulursa din de bozulur, halk da bozulur, Türkiye de bozulur ve batar. Binaenaleyh Kur’ana, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslam ahlak ve hikmetine uygun şekilde bilgili, edepli, hünerli, marifetli kadınlar yetiştirilmesi için var gücümüzle planlı ve programlı şekilde çalışmamız lazımdır. Bu konuda yapılacak ilk iş laik eğitim vermeyen, İslamî eğitim veren “İslam Kız Mektepleri” açmaktır. Bu, lafla çok kolay, hayata geçirmekte çok zor ve çetin bir iştir. Çetin işleri ya Allah’ın izniyle başaracağız yahut bugünkü gibi darmadağın, paramparça sürüneceğiz.

03.03.2013

MU
06.03.2013 17:36
#143

1. Beş vakit namaz kılmayan bir Müslümana ne yapılır? O Müslümanın sevdiği, saydığı, dinlediği bir büyüğü veya kardeşi ona nasihat eder, “Benim muhterem ve sevgili kardeşim namaz kıl” der. O kılar veya kılmaz ama bu nasihat kendisine mutlaka yapılmalıdır. Nasihatin de tabii incelikleri vardır. Herkes hod be hod yapamaz.

2. İsraf eden bir Müslümana ne yapılır? Sevgili kardeşim israf haramdır bu haramı işleme, kanaatli ve iktisatlı ol denir.

3. Hiç lüzumu ve ihtiyacı olmadığı halde üç yüz bin liralık lüks bir otomobil alan Müslümana ne denir? Bu bir israftır, bu otomobili sat, sana yetecek yüz bin liralık yine güzel bir otomobil al, bu senin için daha hayırlı olur denir.

4. Futbol kulübü tutar gibi holiganlık, militanlık, fanatizm (=bağnazlık, taassup) yapan bir Müslümana ne denir? Öncelikle ümmetşuuruna sahip olmak gerektiği anlatılır. Cemaat holiganlığı iyi bir şey olmadığı, Müslümanları “bizim cemaatten olanlar ile bizim cemaatten olmayanlar”diye iki kısma ayırmanın çok yanlış ve yıkıcı bir ayrım olduğu söylenir.

5. Kadıncağız başını örtüyor ama saçlarını yukarıda topuz gibi topluyor, o da yetişmiyor fazladan bir yün yumağı veya topağı daha ekliyor, başı deve hörgücüne benziyor. Bu hatuncağıza ne denir? Resulullah Efendimiz (Salât ve selam olsun ona) saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar hakkında ağır konuşmuş, onlar Cennet’in kokusunu alamayacak demiştir, aman böyle yapma, yaparsan senin için iyi olmaz denir.

6. Bir Müslüman devamlı olarak iyi, lüks, pahalı, ağır yemekleri gerekenden fazla yani doyduktan sonra yiyip duruyor. Bu yüzden de semiriyor. Buna ne denir? Kardeşim doyduktan sonra yemek haramdır. Arada bir misafirlikte, Ramazan’da iftarda biraz ölçüyü kaçırabilirsin ama her gün böyle tıkınmak Müslümana yakışmaz. Müslüman yemek için yaşamaz, yaşamak için yer. Devamlı olarak ve bol miktarda lüks ve ağır yemek yiyenler ileride vahim hastalıklara duçar olurlar, mesela gut hastalığına yakalanabilirler. Benim canım kardeşim az ye denir.

7. Farz namazlarını hep münferiden (=tek başına) kılan musalli bir Müslümana ne denir? Allah kabul etsin… Dinimiz ve Şeriatimiz, hür ve mukim erkeklerin farz namazları cemaatle kılmalarını emrediyor. Târik-i cemaat olma… Hiç olmazsa arada bir cami cemaatine katıl, camiye gidemezsen birkaç Müslüman cemaat olup öyle kılın denir.

8. Bin yıllık milli ve İslamî yazımızla okuma ve yazma bilmeyen Müslümana ne denir? Muhterem kardeşim, tezelden, an kaybetmeden bin yıllık Osmanlıca Türkçesi’ni okumayı ve yazmayı öğren. Senin gibi bir Müslümanın bunu bilmemesi büyük noksanlık ve ayıptır. Nihayet senin lisanındır, kısa zamanda öğrenirsin, öğrendikten sonra da ilerletmeye çalışırsın denir.

9. İlmihalini bilmeyen bir Müslümana nedir? İlmihal bilgilerini öğrenmek, erkek kadın her Müslümana farzdır. Muteber, ehl-i Sünnet kitaplarından ve hocalarından sana yetecek miktarda ilmihalini öğren, cahil kalma denir.

10. Kardeşiniz Müslüman ama marka fetişizmine batmış.Markalı giysiler, ayakkabılar, eşyalar almak için israf yapıyor, beyinsizlik sergiliyor. Markalı lüks giysileriyle övünüyor, hatta prestij için lüks restoranlara gidiyor. Böyle bir Müslümana ne yapılır? Nasihat etmeye ehliyeti ve icazeti olan kimse onu uyarır, aziz kardeşim markacı olma, yüz elli liraya alacağın cekete bin beş yüz lira verme, lüks restoranlarda tıkınmak için avuçla para ödeme. Şayet bu nasihati dinlemezsen ceket ve paltonun içindeki markayısöktür yakana diktir bari denir.

Bendeniz gerçek şahıslara isim vererek nasihat edemem. Böyle bir şey beni aşar. Yukarıdaki yazım anonim bir yazıdır. Ortayadır…Ehliyet, liyakat ve icazeti olmayanlar, samimi olmadıkları kimselere nasihat ederlerse üzücü reaksiyonlar, tepkiler alabilirler.

İslam dini zaten nasihattir… Kur’an insanlığı nasihat etmektedir. Resulullah Efendimiz (Salât ve selam olsun ona) hem insanlığa, hem ümmetine nasihat etmektedir. Hadis-i şerifte “Din nasihattir” buyurulmaktadır.

Müslüman bir toplumda nasihat ortadan kalkarsa o toplum dejenere olur ve bozulur.

Keşke Müslüman gazeteler, dergiler, televizyonlar halka her konuda devamlı olarak nasihat etseler. Kısa kısa… Etkili=tesirli şekilde

Yazık ki toplumumuz büyük ölçüde nasihatsiz kalmıştır.

 

(İkinci yazı)

Tevhid-i Tedrisat Kanunu Kaldırılmalıdır

Tevhid-i Tedrisat Kanunu faşist bir kanundur. Bu kanun Müslüman çoğunluğun temel hak ve hürriyetlerini çiğnemektedir. Bu kanun İslam’a karşı çıkartılmıştır. Türkiye Ortadoğu’nun Japonya’sı olamadıysa böyle adaletsiz ve ideolojik kanunlar ve baskılar yüzündendir. Türkiye’deki Kemalist eğitim sistemi iflas etmiştir. 1928’den önce yazılmış ve yayınlanmış romanlarıve hikâye kitaplarını okutamayan bir eğitime müflis (=iflas etmiş) sıfatından başkasıyakışmaz. Laik Fransa’da olduğu gibi (orada Katolik okulları var) ülkemizde de genel eğitim veren İslam okulları açılmalıdır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu millî kimliğimize, millî kültürümüze, kendi medeniyetimize aykırıdır. Açılacak özelİslam mekteplerini devlet elbette denetleyecektir ama resmî ideolojinin ve vesayet sisteminin ilkelerine göre değil; insan haklarının, âdil hukukun, millî kimliğin, millî menfaatlerin, bilgeliğin ışığında denetleyecektir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türkiye’de, İngiltere’deki Eton Koleji ayarında mükemmel liseler açmak ve vasıflı bir gençlik yetiştirmek mümkün değildir. Çocuklarımızın, gençliğimizin doğru inançlı, geniş kültürlü, ahlaklı,karakterli, faziletli, sanat ve estetik boyutuna sahip olması için genel kültür, yazılı lisan ve edebiyat, tarih, felsefe (Psikoloji, mantık, ahlak, metafizik, estetik), beşerî ve iktisadî coğrafya, sanat kültürü ve tarihi doğru dürüst ve sağlam şekilde öğretilmelidir. Bir aldatmaca olan test sınavlarına son verilmeli, kompozisyon sınavları yapılmalıdır. Tevhid-i Tedrisat eğitimi genç nesilleri Türkçe bakımından cahil bırakmıştır. Bugünkü mecburî din dersleri bir aldatmacadan ve göz boyamadan ibarettir. Gençliğe yeterli ahlak ve karakter terbiyesi verilememektedir. En büyük klasik şairimiz olan Fuzulînin Divanını orijinal metninden yanlışsız okuyabilen ve şerh edebilen bir tek liseli bile yetişmemektedir… Bu köstekleyici, ideolojik, baskıcı, temel insan haklarına aykırı faşist kanunun kaldırılması için TBMM’ne kanun teklifi veren Diyarbakır milletvekili Altan Tan beyi tebrik ediyorum.

06.03.2013

14.03.2013 19:52
#144

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=J6Rv5cISNCQ

EM
15.03.2013 21:40
#145
Afyon Valisini Tebrik Ediyorum
Mehmet Şevket Eygi
15 Mart 2013 Cuma 00:22

Afyonkarahisar valisi beyefendiyi üç hizmetinden dolayı tebrik ediyorum. Vilayette içki tüketimini kısıtlamak için tedbirler almış… Liselerde, ibadet etmek isteyen öğrenciler için mescidler açılmasını emr etmiş… Kadınlar ve kızlar için bedava otobüs seferleri koydurmuş. Bu üç şey de onun vazifelerindendi. Bunları yerine getirmiş.

Sabataycı ve Kemalist basın öfke ve panik içinde… Afyon’a Şeriat geliyor diye feryat ediyor. Bu dediklerine kendileri inanıyor mu acaba? Eminim ki, inanmıyorlardır. Maksat yaygara ve gürültü…

İçki içilmesini kısıtlamaktan daha iyi ne olabilir? M. Kemal Paşa’nın başkanı olduğu ilk Büyük Millet Meclisi 1920’de Men’-i Müskirat kanunu çıkartarak bütün alkollü içkileri yasaklamamış mıydı?

Vaktiyle Amerika Birleşik Devletleri de içkiyi yasak etmişti ama başa çıkamamıştı. Büsbütün yasak edilemezse de kısıtlanmasında büyük yarar vardır.

Liselerde mescid açılmasından daha tabiî ne olabilir. Devlet bütün okullarda mecburî din dersleri okutmuyor mu? Namaz dinin direği olduğuna göre namaz kılmak isteyen öğrenciler için elbette mescit olacak. Birleşik Krallığın (İngilterenin) büyük kısmındaki kolejlerde her sabah derslere başlamadan önce öğrenciler, okulun şapelinde toplanıp ibadet eder. Bunlara katılmak mecburîdir. İngiltere oluyor da bizde niçin olmasın? Hem orada mecburî, bizde isteyen namaz kılabilsin.

Kadınlar ve kızlar için özel parasız otobüs… Bunu herkesin alkışlaması gerekmez mi? Ayrımcılık ama kadınların lehine.

Bu üç şeyle Şeriat gelmez…

Şeriat düzeninde Müslümanların farz namazları kılmaları mecburî olur.

Sultan Abdülhamid zamanında, başta Galatasaray lisesi olmak üzere bütün liselerde Müslüman öğrencilerin beş vakit namazı okulun camiinde, okulun resmî imamının ardında cemaatle kılmaları mecburî idi. Galatasarayın 1924’e kadar imamı olmuştur.

Şeriat düzeninde kadınlar ile erkekler birlikte seyahat edemezler. Şeriat kadınlara çok hürmet ettiği, değer verdiği için onları korur ve rahat edebilmeleri için kendilerine özel vasıtalar, bölümler ayırır. Bunu, TC başlıklı vesikalarla KDV’li yasal seks köleliği yaptıran zihniyete anlatamazsınız.

Sabataycı, Kripto, Pakraduni, Kemalist vatandaşlarımızdan, bilhassa medyacılardan çok rica ediyorum. Sakin ve makul olsunlar. Şeriat geliyor yaygaraları kopartmasınlar. Afyonda yapılanlar çok iyi ve doğru şeylerdir. İnşallah bu uygulamalar ve benzerleri Türkiyenin genelinde yapılmalıdır.

Bunlarla Şeriat gelmez, biraz ahlak ve dirlik düzen gelir.

Türkiyeye bir gün elbette Şeriat gelecektir. Şeriat uygulaması tabiî ki, türbeleri yıkan Selefilerin zihniyetine uygun olmayacaktır. Ülkemize Osmanlı tipi, Mevlana Celalettin Rumî zihniyeti ışığında Şeriat gelmelidir.

Şeriat adalet, güvenlik, insaf, ahlak, fazilet, yardımlaşma, iyilikleri emr etmek, kötülükleri yasaklamak, mürüvvet, fütüvvet demektir.

Şeriat düzeninde gayr-i Müslimlere de hürriyet vardır.

Müslüman ile İslamcı başka olduğu gibi bedevî usulü Şeriat düzeni ile medenî Müslümanların Şeriat düzeni farklıdır.

Şeriat düzeninde hırsızlık olmaz, sömürü olmaz, soygun ve talan olmaz. Şeriat, saçı bitmedik yetimlerin haklarını kimseye yedirmez. Yemeye kalkanı tepeler.

Şeriat düzeni haram, kara, kirli, necis servetler edinilmesine izin vermez.

Şeriat düzeninde müstehcen medya olmaz.

Şeriat düzeninde büyük soyguncular, büyük uyuşturucu tacirleri icabında asılır.

Şeriat düzeninde iç savaş ve terör olmaz.

Şeriat düzeninde kapıları kilitlemeye lüzum kalmaz.

 

“İkinci yazı”

Niçin polemiğe girmiyorum

Tam tarihini hatırlamıyorum, bundan 10–15 yıl önce kadim dostlarımdan bir zat aleyhimde bir yazı yayınlamıştı. Hakkımdaki suçlayıcı, küçük düşürücü iddialar ipe sapa gelir ciddi şeyler değildi. Kendimi çok kolay bir şekilde savunabilir, onu mahcup edebilirdim. Düşündüm taşındım, cevap vermekten kaçındım. Niçin?.. Dostluğumuz bitmiş olsa bile, hatıralarımız vardı. O bendenizin aleyhine yazınca, pek dikkati çekmezdi ama cevap verdiğim takdirde zararlı, utandırıcı bir polemik, kalem dövüşü, söz düellosu başlayacak ve dikkat çekecekti. Normal olarak, az veya çok faydalı yazılarımı tenezzül edip de okumayan kimseler kavga yazılarını içercesine okuyacaklar, zevk alacaklardı. Böylece İslamî kesimde, küçük de olsa, fitne fesat çıkacaktı.

Halkımız, bu arada Müslümanların büyük bir kısmı polemikten, çekişmeden, düellolardan çok hoşlanıyor. Bunlara alet olmak istemiyorum, bu yüzden aleyhimdeki yazılara cevap vermiyorum.

Tenkitler, suçlamalar birkaç türe ayrılır:

DOĞRU ve YAPICI TENKİTLER: Bunlara karşı savunma yapılmaz, kabul ve teşekkür edilir.

HAKSIZ YANLIŞ YIKICI TENKİTLER: Bu konuda (affedersiniz) sidik yarışı yapmak doğru olmaz. Binaenaleyh zaruret olmadıkça cevap verilmemelidir.

İÇİNDE HEM DOĞRULAR HEM YANLIŞLAR OLAN KARIŞIK TENKİTLER: Bunlara çok yumuşak ve kibar bir üslupla cevap verilmeli, doğru olanlar için teşekkür edildikten sonra yanlış olanlar, gerekçe gösterilerek reddedilmelidir.

Kaç sene oldu tam hatırlamıyorum, Hürriyet Gazetesi’nde reformcu bir ilahiyatçı bendenize günler boyunca çok bayağı şekilde hakaret etmişti. Cevap vermemiştim, avukatım savcılığa müracaat etmiş, savcılık küfürbaz aleyhine kamu davası açmıştı. Neticede saldırgan ilahiyatçı mahkûm oldu, ahım ve bedduam tuttu, çok şey yitirdi, bitti.

Televizyonlardaki açık oturumların bazısında çok çirkin, çok üzücü, çok yüz kızartıcı sahneler oluyor. Bazen karşıt görüşlü iki kimse düşünce düellosunun sınırlarını aşıyor, havada küfürler hakaretler uçuşuyor. Birbirlerinin üzerine yürüyenler… Çantasını karşıtının kafasına fırlatanlar… Hepsi için söylemem ama bazı sunucular “Yapmayın, etmeyin” diyorlar ama içlerinden de seviniyorlar. Rating meselesi…

Muhterem okuyucularımdan rica ediyorum: İki Müslüman şahsiyet, yazar, düşünür çatışırlarsa, polemik yaparlarsa bunların kavgasıyla ilgilenmesinler.

Maalesef, bir muharririn normal yazıları bir sitede günde 500 kere tıklanıyorsa, aynı muhabir kavga ettiği zaman tıklama sayısı 5000 oluyor. Kavga edenler de, merak edip okuyanlar da yanlış yapıyor.

Medya kavgalarını, horoz dövüşü gibi merakla, heyecanla takip edenler yangına benzin dökenler gibidir.

Cenab-ı Hakk yazarlarımızı ve okuyucuları bu gibi çirkinliklere düşmekten korusun.

15.03.2013

MU
27.03.2013 14:27
#146

Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi hayatındaki lüksleri yazdı. İşte Eygi'in hayatındaki onaltı maddeden oluşan lüksleri:

Benim lükslerim

Lüks ve şatafatın aleyhinde bulunduğuma bakmayın. Benim de lükslerim var:

Birincisi: Ekmeği kızartarak yerim.

İkincisi: Salata yaparken domatesi soyarım.

Üçüncüsü: Kaliteli çay içerim. Çin’in Yunnan bölgesinde yetişen üç çeşit çayım vardır. Ayrıca Paris’teki Palais des Thés mağazasından alınma, her biri birbirinden leziz ve nefis çay içerim. Bunların hemen hepsi feb_mehmet_sevket_eygi.jpghediye olduğu için israf etmiş sayılmam.

Dördüncüsü: Hoşafı şekersiz içerim ama bazen lükse kaçar üzerine biraz krema koyarım.

Beşincisi: Zaman zaman civardaki içkisiz lokantalarda, bir defasında 15 TL’yi aşmayan güzel yemekler yerim.

Altıncısı: Kaç senedir gidemiyorum, inşaallah havalar biraz ısınınca Kadıköy Baylan’da Coupe Grillé (Kup griye) yiyeceğim.

Yedincisi: Cep telefonum ucuz ve berbat bir şeydir ama Mont Blanc dolma kalemim fevkaladedir. Onu satın almaya bütçem elvermez, hediye geldi.

Sekizincisi: Geçenlerde Avrupa malı harika lüks bir palto aldım. Satıcı 150 TL dedi, pazarlık sonunda yüz liraya benim oldu. Böyle bir paltoyu lüks mağazalardan bin liraya bile alamazsınız.

Dokuzuncusu: Çok para ödememek şartıyla bazen lüks ayakkabı giyiyorum. En son Balat’tan bir çift aldım, tam 90 TL verdim.

Onuncusu: Kendi otomobilim mütevazı küçük bir araba. Bazen dostlarım lüks arabalarıyla geliyorlar, bendenizi alıp şuraya buraya götürüyorlar. Onların lüksü bana da bulaşmış oluyor.

On birincisi: Fiyatı çok yüksek olmamak şartıyla bazen lüks kitaplar alıyorum. En son Fatih’te bir sahhaf dükkânından büyük boy 227 sayfalı, içindeki resimlerin bazısı renkli Le Palais Altieri isminde Fransızca bir kitap aldım (yayınlayan: Association Bancaire Italienne). Bu güzel ve lüks kitaba inanmayacaksınız tam on lira verdim.

On ikincisi: Geçenlerde bir dostum Avrupa’dan trüflü lüks bir peynir getirdi, birazını yedim, acayip bir tadı vardı… Sonra hediye eden zat telefon etti “Özür beyan ediyorum, o peynirde alkollü içki varmış aman yemeyin, dikkat etmemişim kusuruma bakmayın” dedi… Peynir konusundaki o lüksüm hüsranla sonuçlandı.

On üçüncüsü: Kedilerimin de bazen lüks yemekleri olur. Tavuk ciğeri alır, kaynatır, veririm. Yalnız kedilerin kötü bir ahlakı var: Lüks ciğeri yedikten sonra ucuz kedi maması yemiyorlar.

On dördüncüsü: Balkonuma gelen kumrulara bazen lüks buğday veriyorum, bazen de daha mütevazı kırık pirinç.

On beşincisi: Hayli namaz takkem vardır. Bunların birine lüks diyebiliriz. İpliği Özbekistan’dan gelmiş, İstanbul’da tabiî boyalarla boyandıktan sonra Ermenistan’a gönderilmiş; orada büyük anne, anne ve kızdan ve yardımcılarından oluşan bir ekip tarafından Selçuklu motiflerine göre işlenmiş. Bu takkeleri sanat tarihçisi Mehmet Çetinkaya yaptırıp Amerika’da Santa Fe şehrine (Teksas) ihraç ediyor. Tanesi 150 dolar ama ben hayli ucuza aldım.

(bizim İslamcı zenginler lüks yaşarlar ama namazı ya baş açık kılarlar, ya ucuz bir takkeyle…)

On altıncısı: Beyaz ekmek yemem, kepekli ekmek tüketirim. Bulabildikçe Belediye Halk Ekmeğin en lüksü olan Ekolojik doğal buğday ekmeği alırım.

 

(milligazete.com.tr)

 

 

Ne kadar mütevazi ya, müthiş. Tam on lira verdim derken yanına sanki 5 sıfır daha ekliyor mübarek..Bu adamı seviyorum ben.

MU
01.04.2013 18:30
#147

Ümmet ve İmamet

 

BÜTÜN Müslümanların tek bir Ümmet olmaları gerekir. Bir Müslümana “Sen hangi topluluğa mensupsun?” sorusu yöneltildiğinde “Ben elhamdülillah İslam Ümmetindenim” cevabını vermelidir.

Müslümanların etnik kimlikleri olabilir. Türk, Kürt, Arap, Çerkes… Müslümanlar çeşit çeşit diller konuşabilir… Müslümanların farklıtarafları olabilir ama birinci ve temel mensubiyet İslam Ümmetidir.

Kendisinde Ümmet şuuru(=bilinci) olmayan Müslüman eksik bir Müslümandır.

İslam dini ırkçılığı, bölücülüğü, menfi kavmiyetçiliği yasaklamıştır.

Kendisinde cemaat, hizip, fırka, tarikat, sekt asabiyeti var ama Ümmet şuuru yok, böylesi tam ve gerçek Müslüman değildir.

Ümmet’in başında ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, muktedir bir İmam-ı Kebir bulunması ve bütün Müslümanların bu muhterem zata biat ve itaat etmesi gerekir.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındakiİmam’a biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurarak Müslümanları uyarmıştır.

İslamda din ve dünya ayırımı yoktur.

Uyanık, olgun, şuurlu Müslüman İmama bağlı olmamasının üzüntüsünü çeker.

Müslümanların ileri gelenleri Ümmetin başına geçecek birİmam aramak, bulmak ve ona biat etmekle yükümlüdür. Bunu yapmazlarsa sorumlu olur, vebal altında kalırlar.

İmam veya halifeler ikiye ayrılır: Gerçek imam, sûrî imam.

Şeriata aykırı işler yapmaması ve kendisinde bozuk inançlar bulunmaması şartıyla sûrî imama da biat ve itaat edilir.

Son gerçek İmam, Sultan Abdülhamid’tir.

Ondan sonra gelen Sultan Reşad ve Sultan Vahidüddin, İttihad Terakki çetesinin, dinsiz Jön Türklerin, Dönmelerin ve Masonların gölgesinde kaldıkları için sûrî imamlardır.

Son Halife, bir tür ruhanî liderdi ama yine de İslamı ve Müslümanları temsil ediyordu, hiç halife olmamasından iyiydi.

Hilafet 1924’te kaldırılmıştır.

Sultan Vahidüddin 1926’da İtalyada San Remo şehrinde, Halife Abdülmecid bin Abdülaziz 1944’te Pariste vefat etti.

İslam dünyası şu anda başsız vaziyettedir ve param parçadır, pek perişandır. Ümmet birliği bitmiş, İslam dünyası bir sürü ulusal devlete, hizbe, fırkaya, diktatörlüğe, vesayet rejimine ayrılmıştır.

İmâmet veya Hilafet boşluğu İslam dünyasına kaos, anarşi ve zaaf getirmiştir.

Hilafetin kaldırılmasının Lozan’ın gizli protokollerinde yazılı olduğu iddia edilmektedir.

Müslümanların başsız olmaları çok büyük bir felaket ve hezimet sebebidir.

İslam dünyasındaki millî devletler, krallıklar=saltanatlar Hilafet istemezler.

Bid’atçi cemaatler ve sektler Hilafet istemezler.

Siyonistler ve Haçlılar istemezler.

Emperyalistler ve sömürgeciler istemezler.

Münafıklar Hilafet istemezler.

Dönmeler ve Pakraduniler istemezler.

Devlet içinde devlet gibi ve holdinge yapılı büyük cemaatler Hilafet istemezler.

İslam dünyasındaki kaos ve anarşi ancak İmametle ve Ümmet teşkilatı ile giderilebilir.

Bütün mü’minlere ve Müslimlere Hilafet şuuru aşılanmalıdır.

Hilafet konusunda en büyük tehlike Siyonistlerin, Haçlıların, ABD’nin, Kriptoların Müslümanların başına emr-i vaki ile fantoş bir Halife müsveddesi getirmeleridir. Böyle bir şey gerçekten büyük felaket olur.

İslam dünyasında şu anda Halife, İmam-ı Kebir olabilecek ehliyet ve liyakatte bir kimse var mıdır?

İnşallah bir buçuk milyar Müslüman içinden böyle bir kimse çıkar.

Müslümanların gelecekleri, başlarına bir İmam-ı Kebir seçip Ümmetleşmezlerse çok karanlıktır.

İlim, irfan, hikmet, yüksek kültür sahibi ehliyetli bir Halife Ümmete nasihat edecek, onları doğru yolu gösterecektir.

Böyle bir Halife Allahın tevfikine nail olacak, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyetinin gölgesinde bulunacaktır.

Müslümanlar ehliyetli bir İmama biat ve itaat edip de Ümmet haline gelmezlerse kurtulamazlar.

(İkinci yazı)

Alâmet bir Gemi

KÜÇÜK veya büyük bir gemide yolculuk yapan kimselerin, binmiş oldukları gemi ile bazı sorular sormaları, ona ait bazı sağlam bilgilere sahip olmaları gerekir.

Siz “yemîn” istikametine gitmek istiyorsunuz, gemi ise“şimale” gidiyor…

Şimale doğru hızla, bata çıka yol alan çok uzun, Keşti-i Nuh gibi büyük bir geminin ön ucundan (burnundan) arka tarafına doğru yürümüşolsanız, göreceli olarak yemîn istikametine gitmiş olursunuz ama, gemi şimale gittiği için bunun bir kıymeti olmaz.

Üzerinde hayat yolculuğu yaptığınız geminin sistemini veya düzenini mutlaka bilmelisiniz.

Bu gemi bir İslam gemisi midir?

Bu gemi bir Hıristiyan gemisi midir?

Bu gemi bir Yahudi gemisi midir?

Bu gemi laik bir gemi midir?

Geminin sistemi Laik midir, Laikçi midir?

Gemide büyük sayıda tayfa ve yolcu bulunmaktadır. Bu gemide adalet ve güvenlik var mıdır?

Yolcu ve tayfaya dağıtılan yemekler, içecekler sağlıklımıdır?

Halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bu gemide yolculara haber verilmeden evcil ve yaban domuzu, eşek eti yedirilmekte midir?

Gemide bankacılık, ticaret, sanayi işleri yapılmaktadır. Bunlar meşru ve helal şekilde mi yapılıyor, yoksa içlerine haram karışıyor mu?

Gemi nüfusunun yarısı kadın ve kız. Bunlara saygıgösteriliyor mu? Gemide namus, iffet ve şeref var mı? Seks azgınlıkları teşvik mi ediliyor, bastırılıyor mu?

Gemide yasal, gizli veya yarı gizli seks ticareti ve seks köleliği var mı?

Geminin çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, çok uzun yolculuk esnasında çocuklarını kendi dinlerine ve imanlarına uygun şekilde yetiştirecek bir eğitim sistemi var mı?

Gemide âsâyiş, huzur, dirlik düzen, rahat ve saadet var mı?

Yolcuların işte bunlar gibi bir yığın soruyu sormaları ve cevap aramaları gerekir.

Geminin yolcu ve tayfasının ezici çoğunluğu Müslüman olduğuna göre, seyir istikametinin Yemîn olması gerekir.

Gemide Müslümanlar için din, iman, inandığı gibi yaşamak, eğitim hürriyeti olması gerekir.

Geminin güvenliğine, İslamî ölçü ve nizamlar dairesinde dikkat edilmesi gerekir.

Geminin, uluslararası sularda herhangi başka bir gemi ile çarpışmaması için tedbirler alınmalıdır.

Titanic gibi batmaması için buzdağlarından korunmalıdır.

Geminin her yerindeki direklerde hoparlörler varmış ve günde beş kez ezan okunuyormuş, öyleyse gemi ve gidişat iyiymiş… Böyle konuşanlara güvensinler mi yolcular?

Doğrusu bu gemi hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.

Geminin doğru dürüst bakımı yapılıyor mu?

Gemide adalet, güvenlik ve huzur sağlanıyor mu?

Geminin bir bölümünde otuz yıl boyunca çarpışmalar olmuş, ya gemi batarsa, batırılırsa?

Gemi hikmetle=bilgelikle idare ediliyor mu?

Gemide birtakım acayip iki kimlikli zümreler var.

Gemi çok büyük… Gemi bir alamet… Gemi zaman ve tarih denizinde yol alıyor…

Geminin içinde casuslar var, civarında ise su sathında periskoplar görülüyor.

Geminin çok lüks lokantalarında tabağı 269 TL’ye yemek yeniyor.

Geminin halkı bölünmüş… Müslümanlar yekun olarak çoğunlukta ama bin parçaya ve fırkaya ayrılmışlar.

Gemide müthiş bir faiz sektörü var.

Gemide genelevler var, vesikalı seks köleleri çalışıyor.

Gemide kumar, gemide her çeşit günah ve eğlence var.

Yolcuların bir kısmı ibadet ederken, üstteki lüks salonlarda mutlu bir azınlık gel keyfim gel, oh kekah fısk u fücur içinde yaşıyor.

Ufukta üçüncü dünya savaşının fırtınaları…

Geminin etrafı dev köpek balıkları ve deniz canavarları ile sarılmış.

Geminin stadyumlarında futbol maçları yapıldığı zaman takım holiganlarının tezahüratı tekneyi tir tir titretiyor.

Gerçekten bir alamet olan bu gemi nereye gidiyor?

Yolcular, quo vadis?

 

01 Nisan 2013

MU
05.04.2013 17:13
#148

Çok mühim ve harika tahlil edilmiş bir yazı. Kesinlikle okunmalı.

 

BU yazımda, olanca gayretimi sarf ederek düşmanlığa, kine, nefrete, fitne ve fesada sebep olacak kelimeler kullanmaktan kaçındım. Objektif olarak birtakım realitelere dikkat çekmek istiyorum. Konu şudur: Türkiye’de türeyen İslami hizipler, fırkalar… kamplaşmalar… Şimdi madde madde konuya giriyorum:

 

 

 

1. YOĞUN ŞİİLİK PROPAGANDALARI, ŞİİLEŞTİRME FAALİYETLERİ: Şiileştirme propaganda ve faaliyetleri sadece bizde yapılmıyor, çoğunluğu Müslümanlardan oluşan, hatta Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde de yapılıyor. İslamcı iktidarın engin hoşgörüsü sayesinde yakın zamanda Türkiye’de beş yüze yakın Şiî camii yapılmıştır. Komşu bir devlet Türkiye Alevilerini Caferi mezhebine sokmak istemektedir. Alevilerin daha dindar Müslümanlar olmalarını istiyorsak, onların fıkıh konusunda Ehl-i Sünnete yaklaşmaları için çalışmamız gerekir. Şiileştikleri takdirde, Pakistan’da olduğu gibi kutuplaşmalar ve çatışmalar olmasından korkulur. Şu hususu da belirtmek isterim ki, Sünnilik ile Şiilik arasında usule dair büyük ihtilaflar ve uçurumlar bulunmaktadır. Safevi zihniyetli ve meşrepli Şiiler, Sünnilere iyi gözle bakmazlar. Onlarda takiyye ve kitman namaz gibi farz olduğu, takiyye ve kitman yapmayanın dinden çıkmış olacağına inandıkları için dini konuları, bilhassa ihtilaflı meseleleri onlarla açık, samimi, şeffaf bir şekilde tartışmak mümkün değildir. Şu hususun da altını çizmek gerekir: İran’da en az yirmi milyon Sünni Müslüman yaşamaktadır ve onlar din konusunda büyük baskılar altındadır. Tahran’da 500 bin Sünni yaşamasına rağmen onlara Cuma namazını kılacakları Sünni camii yapmak izni verilmemektedir. Şii makamlar onların cami isteklerini şu gerekçeyle reddediyorlar: Cami mi yok?.. Buyurun gelin, ibadetinizi mevcut (Şiî) camiler(in)de yapın… Peki o zaman Türkiye’de niçin Şii camileri yapılıyor? Cami mi yok, buyursunlar onlar da Sünnî camiler(in)de namaz kılsınlar.

 

 

2. SELEFİ VEHHABİ PROPAGANDA VE FAALİYETLERİ: Vehhabiler Vehhabi kelimesinden hoşlanmazlar. Kendilerine Selefi ismini verirler. Bütün İslam dünyasında olduğu gibi Türkiye’de de çok yoğun bir Selefilik propaganda ve faaliyeti vardır. Ehl-i Sünnete göre, Selefilik diye ne bir itikat ne de fıkıh mezhebi bulunmaktadır. Selefilik faaliyetlerini Orta Doğu’daki çok zengin bir Arap ülkesi manen ve maddeten desteklemektedir. Osmanlı Devleti’nin ve İslam Hilafeti’nin yıkılışında Vehhabi isyanlarının büyük rolü olduğunu kimse inkâr edemez. Ehl-i Sünnet Müslümanlığı ile Selefilik arasında derin ve temel uyuşmazlıklar bulunmaktadır. Arap Baharı isyanlarından sonra Selefiler Libya’da, Tunus’ta, Mali’de evliya türbelerini ve bitişiklerindeki camileri buldozerlerle yıktılar. Onlar tasavvuf konusunda İbn Teymiye’den de aşırıdırlar. İbn Teymiye Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne hürmet ettiği, ona seyyidimiz dediği halde Vehhabi-Selefiler bütün tasavvufu, tasavvuf evliyasını red ve tekfir ederler.

 

3. NEO-HARİCİLİK: Hariciler dindar insanlardır. Namazlarını kılarlar, oruçlarını tutarlar. Lakin Ehl-i Sünnet açısından itikatlarında ve zihniyetlerinde büyük ve vahim bozukluklar vardır. Hazret-i Ali Efendimizi sabah namazında Kûfe Camii’nde şehit ettiklerini düşünürsek onlar hakkında fazla bir şey söylemeye lüzum kalmaz. Haricilik aşırılıktır, sertliktir, vurup kırmadır, dediğim dediktir… Selefiler ile Hariciler arasında paralellikler vardır. Nice Harici, Harici olduğunu bilmeden Haricilik yapar.

4. FAZLURRAHMAN’IN TARİHSELLİK MEZHEBİ: Pakistan’dan bin civarında icazetli din âliminin, fakihin, müftünün, şeyhin mahkum edici fetvaları sonunda kaçan, Kur’anın 300 küsur muhkem=kesin hükümlü ayetinin bu devirde geçerli olmadığını iddia eden bu zatın maalesef ilahiyat fakültelerimizde hayli taraftarı bulunmaktadır. Bu mezhebin yayınevleri vardır… Onlar da Şia gibi takiyye ve kitman yaparak Ehl-i Sünnet Müslümanlarını aldatırlar. İsrail, Siyonizm, Vatikan, Evangelistler, kapitalist ve liberal derin güçler, velhasıl Ortodoks=Sünni İslam’ı değiştirmek isteyen bütün mihraklar doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Fazlurrahmancılığı desteklemekte ve teşvik etmektedir.

5. BOP’un LIGHT/ILIMLI İSLAMCILIĞI: Bu cereyan oldukça yenidir. Fıkıhsız, şeriatsız, cihatsız, suya sabuna dokunmaz, sulandırılmış bir İslam ister. Bunun arkasında Avrupa Birliği, ABD ve Ortodoks İslam’dan korkan bütün derin güçler bulunmaktadır.

6. MEZHEPSİZLİK CEREYANI: Bu camianın içinde fıkıh mezheplerini put olarak gören aşırılar bile bulunmaktadır. Bunlar Sünni, Şii, Vehhabi, Fazlurrahmancı, Mutezile, Harici, Afganici, Mürcie, kaderi inkar edenler, tesettürü inkar edenler velhasıl yetmiş üç mezhebin Kur’an etrafında birleşmesini isterler. Peygamberin “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri dışında diğerleri cehennemliktir. Kurtulacak olan fırka benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir” sahih hadisini dikkate almazlar.

7. SÜNNET DÜŞMANI REFORMCULAR ve MODERNİSTLER: Bu camia içinde sünneti bütünüyle inkâr edenler olduğu gibi, İslam’ın bu ikinci kaynağını hafife alanlar da vardır. Bu zümre Peygamberimizin (Salât ve selam olsun ona) sahih ve mütevatir hadislerinin AB ve Batı medeniyeti normlarına ve Feminizm ideolojisine göre ayıklanmasına taraftardır. Bunlar hakkında dünyaca maruf ve güvenilir BBC Radyosu çok önemli bir röportaj/makale yayınlamıştır. (BBC, Robert Pigott, TURKEY IN RADİCAL REVİSİON OF ISLAMIC TEXTS.) Duyduğuma göre bu camia altı veya yedi ciltlik bir yeni hadis külliyatı hazırlamış, yayınlamış lakin her isteyene satmıyorlarmış.

8. İSLAM PROTESTANLIĞI FETRETİ: Türkiye’nin dominant unsuru Ehl-i Sünnet Müslümanlarıydı. Maalesef günümüzde ehl-i sünnetin Ümmet birliği parçalanmış, ortaya birbirinden kopuk irili ufaklı sayısız cemaat, fırka, hizip, grup, klik, sekt çıkmıştır. Bunların hepsi kendi başına buyruktur, her hangi konfederasyon veya federasyon çatısı altında yer almış değildirler. Dünyadaki bütün dinlerin, mezheplerin, sektlerin, cemaatlerin, grupların hepsinin başında bir reis veya lider bulunmaktadır ama Türkiye ve dünya Ehl-i Sünnet Müslümanlarının müşterek bir İmamı, Emîri yoktur.

9. AFGANİCİLER MEZHEBİ: Afgani’nin ünlü bir şahsiyet olduğunda hiç şüphe yoktur ama onun Müslümanları selamete ve felaha çıkartacak bir İslam önderi olduğu iddiası son derece tartışmalı bir konudur. Bu zat takiyye ve kitman yaparak Şiiliğini gizlemiş, kendisini Afgan olarak göstermiştir, bu suretle Müslümanları aldatmıştır. Kendisi Farmasondur, ihtilalci ve aktivist bir çığır açmıştır. İslam’ın son gerçek halifesi Sultan Abdülhamid-i Sanî Hazretleri’ni tahtından indirmek için Blunt adlı bir İngiliz casusuyla işbirliği yapmıştır. Türkiye Farmasonları bu zata hayrandır. Nitekim Mimar Sinan adlı Mason Dergisi’nde Afgani hakkında 29 sayfalık sitayişkâr, çok övücü bir makale yayınlamıştır.

10. İSLAM FEMİNİZMİ: Ehl-i sünnet Müslümanlığı ile Feminist ideolojinin bağdaşması ve uyuşması mümkün değildir. Diyanet kadrolarına son yıllarda beş bin kadar kadın eleman alındığı bilinmektedir. Bunların bir kısmı Feministtir. Bundan üç yıl önce bir Ramazan gecesi Feministler Ankara Hacı Bayram Camii’ne yatsı-teravih namazı kılmak için gelen erkekleri sokmamışlar, otobüs ve minibüslerle taşıdıkları kadınları doldurmuşlardır. Diyanet hür ve mukim erkekleri namaza, cemaate, camilere çağıracağına mabetleri kadınlarla doldurmak için yoğun şekilde çalışmaktadır. Ehl-i Sünnet Müslümanlığında kadınlar elbette camilere gelebilirler lakin namazlarını evlerinde kılmaları efdaldir=yeğdir.

11. HAK İBRAHİMÎ DİNLER CEREYANI: İslam’ın Allah katında tek hak, makbul, geçerli din olduğu inancı Kur’anla, Sünnetle ve icma ile sabit zaruri bir hükümdür. Son yıllarda bu hükme aykırı bir cereyan türemiştir. Bunlar bir tek İbrahimî hak din olduğunu inkâr ediyor ve üç İbrahimî hak din bulunduğunu iddia ediyorlar. Onlar ehl-i kitap ile Müslümanlar arasında amentü konusunda birlik bulunduğunu söylüyorlar. Tevhid inancıyla Teslis inancını bağdaştırıyorlar. Resulullah’ı red, inkâr, tekzip eden Yehud ve Nasara ile aramızda peygamberlere inanç konusunda birlik olduğunu söylüyorlar. Onların Kur’anı inkâr etmelerine rağmen, ilahi kitaplar konusunda onlarla aramızda birlik vardır diyorlar.

Osmanlı Devleti ve Hilafeti zamanında Türkiye Ehl-i Sünnetin kalesiydi. Devlet Ehl-i Sünneti destekliyor, ülkeyi ve halkı Ehl-i Sünnet hükümlerine ve prensiplerine göre idare ediyordu.

M. Kemal Paşa, İsmet Paşa zamanlarında bile Diyanet (ağır baskılar altında olmasına rağmen) Sünni bir kurumdu. Son yıllarda Diyanet’in Sünnilik vasfını kaldırıp ona mezhepler üstü bir renk verilmek istenmektedir.

Şiilik, Selefilik ve diğer aykırı cereyanlar konusunda dışarıdan Türkiye’ye maddi yardım gelmekte midir? Bu konuda elimde ispat edici belge yoktur. Lakin insan, bunca propaganda ve faaliyet parasız dönmez demekten kendini alamamaktadır.

Türkiye’de Ehl-i Sünnetin ayakta kalabilmesi için aşağıda sayacağım şartların, teklif ve temennilerin mutlaka hayata geçirilmesi gerekir:

A. Ehl-i Sünnet İslam medreselerinin açılması ve laik devletten bağımsız olarak tedrisat yapması, icazetli ulema, fukaha, müftüler ve hademe-i hayrat yetiştirmesi.

B. Şeriat sınırlarını zorlamamak, dinin zahir hükümlerini hassasiyet ve titizlikle yerine getirmek şartıyla tasavvuf tarikatlerinin, tekkelerin, dergâh ve zaviyelerin yeniden açılması; bunların başına Meclis-i Meşayih’ten tasdikli icazetleri olan kâmil, fadıl, âlim, muhlis, muttaki ziyalı zevatın getirilmesi.

C. Ehl-i Sünnet Müslümanlarının ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, icazetli, son derece derin kültürlü, faziletli bir İmam-ı Kebir’e biat ve itaat etmeleri…

Biliyorum İslam’da din ve dünya ayrımı yoktur. İmam-ı Kebir’in aynı zamanda dünya işlerini de idare ve tanzim etmesi gerekir ama bugünkü şartlar altında böyle bir liderin olması çok zordur. Binaenaleyh geçici olarak ruhani bir lider de olabilir.

Bu yazımdaki konuların Ehl-i Sünnet Müslümanları tarafından bilinmesinde büyük yararlar vardır. Ehl-i sünnetin âlim, fadıl, kültürlü, ziyalı şahsiyetleri, muharrirleri, sorumluları bu meseleleri yapıcı bir şekilde müzakere etmelidir.

Şiiler Şiilik için, Selefiler Selefilik için, Feministler Feminizm için, Müslüman Protestanlar Protestanlık için, her cemaat kendi inançları ve emelleri için çalışıyor; Ehl-i Sünnet de Ehl-i Sünnet İslamlığını, ümmet-i Muhammed’i korumak, güçlendirmek, yüceltmek için çalışmalıdır.

Bendeniz Şiilere, Haricilere, BOP’çulara, Üç İbrahimî dincilere niçin bu inançlar ve görüşler için çalışıyorsunuz diye çatmıyorum. Sadece Ehl-i Sünnet ulemasına, fukahasına, meşayihine, Sünni sorumlulara hitap ediyor ve beni affetsinler, serzenişte bulunuyorum.

Ehl-i sünneti müdafaa ederken her türlü şiddet hareketinden, söz ve yazıyla kırıcı ve yıkıcı olmaktan kaçınmalıyız.

Türkiye Sünnileri tek bir İmam-ı Kebir etrafında birleşmedikçe, Ümmeti hayata geçirmedikçe, en yüksek seviyede İslamî eğitim yapan mektepler, medreseler ve üniversiteler kurmadıkça, çok güçlü bir İslam medyası (Cemaat medyası değil!) kurmadıkça, şifahî kültürden yazılı ve medenî kültüre geçmedikçe krizler içinde bocalamaya, düşmanlarından darbe üstüne darbe yemeye, zelil ve esir vaziyette sürünmeye mahkumdur.

04.04.2013

 

 

 

MU
07.04.2013 14:14
#149

Çok veciz bir yazı daha. Bırakın kelamı kalemle bile ahlakı güzelleştirebilen adam. Allah hayırlı ömürler versin de umarım kendi gibi pek çok genç yetiştirmiştir..

 

 

 

Niçin Kendimizi Sorgulamıyoruz?

 

Halkın büyük kısmı doğru dürüst dini eğitim alamadı, milyonlarca insanımız en basit ve temel ilmihal bilgilerinden mahrum. Bir kısım halk ve gençlik az buçuk dini bilgiye sahip ama o bilgilerin bir kısmı negatif.

Farmason Cemalettin Afgani taraftarları her Müslüman kendi kafasına göre içtihat yapabilir diye bozuk bir çığır açtılar.

Ehl-i sünnet İslamlığında içtihad makamı din âlimliğinin ve fakihliğinin en yüksek derecesidir. Bırakın önüne gelen Müslümanın içtihad yapmasını, nice büyük âlimler bile yapamaz.

Zamanımızda yine önüne gelen fetva vermeye başladı. Bazı televizyonlarda gülünç, gayrı ciddi din programları yapılıyor, bol keseden, işkembe-i kübradan fetvalar veriliyor.

Bu reformcu, modernist, mezhepsiz ilahiyatçıların fetvaları kesinlikle kabul edilmemelidir.

Prensip itibariyle din konularında, bozuk ilahiyatçılara başvurulmamalı, onlardan fetva istenmemeli, verdikleri fetvalara itibar edilmemelidir.

Fetva verebilmek için icazetli din âlimi ve fakih olmak gerekir.

Bir müftü kendi kafasından fetva veremez. Muteber din, fıkıh, fetva kitaplarına müracaat etmesi gerekir.

Verilen fetvaların altında mutlaka kaynak gösterilmelidir.

Zaruriyat-ı diniyyeye ve mevrid-i nassa aykırı fetvalar geçersizdir.

Dört hak Ehl-i Sünnet fıkıh mezhebinin üzerinde ittifak ettikleri müttefakun aleyh mesele ve hükümlere aykırı fetva verilemez.

Din konusunda işler o kadar sarpa sardı ki, halen yabancı bir ülkede oturan, kendisini peygamber ilan eden bir zatın davetçileri bile Türkiye’de cirit atıyor, konferanslar veriyor ve cahil halkı idlal ediyor.

Maalesef Diyanet bu konuda halkı uyarmıyor.

Bendenize, sen din hocası değilsin, dini konularda niçin bu kadar çok yazı yazıyorsun diyenler var. Muhterem ulema, fukaha, müftüler halkı uyarırlarsa bana iş düşmez. Lakin ortalıkta büyük bir sessizlik, nemelazımcılık var; bilmecburiye yazmak zorunda kalıyorum.

Bazı ilahiyatçılar kaderi inkâr ediyorlar. Kadere iman İslam’ın, imanın zaruri şartlarındandır. Kur’anla, Sünnetle ve icma ile sabittir.

İran’daki Şii devriminden sonra bazı Sünni gençler mu’ta nikahıyla gizlice evlenmeye başladı. Şu anda eski yoğunluk var mıdır bilmiyorum. Mu’ta nikahı dört mezhebe göre haramdır, yasaktır. Bu haram ve yasaklık Kıyamet’e kadar devam edecektir. Mu’ta nikahı yapan gençlerimizi kim uyaracak?

Sünni sorumluların bir kısmı bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Ehl-i Sünnet itikadını ve fıkhını korumak konusunda vazifesini tam yaptığını sanmıyorum.

Umre nafile bir ibadettir. Fıkıh kurallarına, İslam ahlakına, ihlasa uygun bir şekilde yapılırsa elbette sevap kazandıracak iyi bir ameldir. Lakin zamanımızda Umre ibadet olmaktan çıkartılmış, turistik bir seyahat haline dönüştürülmüştür.

Umre yapmak sünnettir, israf haramdır. Umre esnasında israf haramından kaçınmak gerektiğini Müslümanlara kimler, hangi kurumlar anlatacaktır?

Günlük namazları kılmayan fakat senede iki kez lüks Umre seyahati yapan Müslümana “Kardeşim önce namaza başlasan daha iyi olmaz mı?..” uyarısını kim yapacaktır.

Her sene mübarek Ramazan ayında bir yığın lüks, israf, aşırılık, haram eğlenceler ve etkinlikler yapılıyor. Bunlara kim dur diyecektir?

İstanbul’da çalgılı gazinolarda semazenler döndürülüyor. Sema etmek Tarikat-i Seniye-i Mevleviye’nin erkânındandır. Hiç çalgılı gazinoda semazen döndürülür mü? Bu konuda ilgililere kimler nasihat edecektir?

Birtakım cemaatler, tarikatler, dini gruplar banka, anonim şirket, holding gibi çalışıyor ve muazzam miktarda para topluyor. Bu para toplamaların hepsi Şeriata, İslam ahlakına uygun mudur?

Tesettür modası diye bir çığır açtılar ve gerçek tesettürünün canına okudular. Tesettür sektörü büyük bir endüstri haline geldi, yılda milyarlarca dolar dönüyor. Bu tesettür modası Kur’ana, Sünnete, Şeriata uygun mudur? Tek cümleyle şer’î tesettür müdür, şeytanî tesettür mü?

İmam-hatip liselerinde bütün öğrencilerin beş vakit namazı okulun mescidinde, okul imamının ardında topluca tek cemaat olarak kılmaları gerekmez mi? Bunu gerçekleştirmeyenleri kimler uyaracaktır?

İyi niyetli, temiz delikanlı imam-hatip lisesinin son sınıfına gelmiş Allahü Teala’nın ön dört sıfatını bilmiyor… Hepsi için söylemem ama öyle imam-hatip öğrencileri var ki, imam olup dört rekât namaz kıldıracak fıkıh bilgisine ve kıraate sahip değil. Çocuklarımız bu konuda niçin iyi yetiştirilmiyor? Bu soruyu kim soracak?

Maalesef biz Müslümanların büyük kısmı kendimizi ve ümmeti sorgulayamıyoruz.

Yazıyı bitirecektim hatırıma yeni bir soru geldi: Sabah namazlarında camilerimiz niçin boştur?.. Dindar denilen veya sanılan gençlerimiz sabah namazlarında niçin camilere gelmiyor?.. Sağa sola bakınmayalım, aynalara bakalım, o mübarek vakitlerde biz niçin camilerde değiliz?

 

“İkinci yazı”

Hüsn-i Hâtime

Aziz kardeşim… Size çok önemli bir konu hakkında yazıyorum… Sadece sizi ilgilendirmiyor, hepimizle alakalı… Bu konu bizim için bir ölüm kalım meselesidir…

Aman kardeşim, aklınız fikriniz hüsn-i hâtime olsun… Kaba Türkçe ile imanla, imanlı olarak ölmek meselesi… Ömürleri ölümlerine imanla bitişmeyenler korkunç bir felaket ve zarara uğramış olur.

Cenab-ı Hakkın canımızı imanlı olduğumuz halde alması büyük bir saadettir, büyük kurtuluştur.

Bunun için neler yapabiliriz? Müsaadenizle sayayım:

1. Hüsn-i hatime meselesini hep düşünmek… Bunun korkusu ve dehşeti içinde olmak…

2. Allahtan hüsn-i hatime ile canımızı almasını istemek, dua etmek…

3. Hüsn-i hatime ile ölebilmek için itikadımızı tashih etmek…

4. Beş vakit namazı dosdoğru kılmaya çalışmak…

5. Cemaat ehli olmak… Târik-i cemaat olmamak… Cemaat içindeki salihlerin dualarından yararlanmak…

6. İhlasın ne olduğunu bilmek, ihlaslı olmaya çalışmak… İhlasın Allahın sırlarından bir sır olduğunu ve onu sevdiği kullarına nasip ve ihsan ettiğini bilmek.

7. Elinden geldiği kadar Allah rızası için sadaka vermek. Zekatı alenen verebilirsin ama nafile sadakaları, hayır hasenatı gizlice vermelisin. Öyle ki, sağ elinin verdiğini sol elin bilmesin…

8. Günahlarına, kusurlarına, noksanlarına, ayıplarına çok üzülmek, tevbekâr bir kul olmak…

9. Gururdan, kibirden, gösterişten, israftan, her türlü azgınlıktan kaçınmak…

10. Haram ve şüpheli kazançlar elde etmemek. Bunlardan ateşten kaçar gibi kaçmak.

11. Parayı ve dünyayı sevmemek. Bu iki şey insanı mânen mahv eder.

12. Mü’minleri Allah rızası için sevmek.

13. Allah rızası için afv etmek, asla kin tutmamak ve intikam almamak. İlle intikam alacaksa ahsenü’l-intikam şeklinde almak.

14. Kötülükleri iyilikle uzaklaştırmak.

15. Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Kur’ana, Sünnete, Şeriata ve İslam ahlakına hizmet etmek.

16. İnsanların günahlarına, ayıplarına, noksanlarına karşı karanlık gece gibi olmak; gıybet ve tecessüs etmemek.

17. Nefs-i emmaresini çok kötülemek… Emmare derekesinden levvame derecesine yükselmek için cehd ü gayret göstermek.

18. Ümmet’in bir üyesi ve ferdi olduğu şuuruna sahip olmak; cemaat, tarikat, hizip, fırka, sekt, grup, klik, parça holiganlığı, militanlığı ve fanatizmi yapmamak.

19. Kanaatkâr olmak.

20. Paylaşma ve dağıtma ahlakına sahip olmak.

21. Emr bi’l-maruf ve nehy ‘ani’l-münker yapmak. Güç sahibi ise fiilen, ilim ve irfan sahibi ise lisanen, avamdan biri ise kalben…

Aman kardeşim, sakın ömrünün sayılı dakikalarını; boş dünya dedikoduları, siyaset entrikaları, şeytanî magazin haberleri, parça holiganlığı ile harcama, ziyan etme. Önemli, en önemli meseleleri düşün. Hüsn-i hatime ile ölmek senin, benim, hepimizin en önemli melesidir.

Aklını, fikrini, gönlünü dünyaya ve onun maddî kazançlarına verme sakın.

Allahı düşün, Resulullahı düşün, dini düşün, kendi selametini ve kardeşlerinin necatını düşün hep.

Hüsn-i hatimeyle ölmek için dua et. Dualarına sahih itikad, namaz, cemaat, zekat, sadaka, hayr u hasenat, büyük ve küçük cihad, iyi ahlak, mürüvvet ve fütüvvet, ilim irfan karıştır bol bol.

Kuru dua yetmez. Onlara bol bol göz yaşı ilave et.

Nefsine levm et. Nefsini tezkiye edip gururlanırsan sonun çok kötü olabilir.

Sana bir kural öğreteceğim. Gururdan ve nefs azgınlığından kurtulmak istiyorsan kendini mü’minlerin derece itibarıyla en sonuncusu, en hakiri bil.

Ölmeden önce ölmeye, hiç olmaya çalış…

Allahın sevdiklerini, Allah dostlarını, evliyaullahı sev.

Kefereyi fecereyi deccalları kezzabları Firavunları Ebu Cehilleri sevme…

Yoldan git… Yoldan çıkma… İrtibatlı ol… Birilerinin eline eteğine yapış…

Hüsn-i hatime… Hüsn-i hatime…

06.04.2013

YE
08.04.2013 18:31
#150

Vasıflı Müslüman Subay Yetiştirmek

 

CİHAD fi sebilillahı terk eden Müslüman bir kavim veya toplum iflah olmaz. Allah rızası için cihad eden aziz olur, cihadı terk eden zelil ve rezil olur.

1300 tarihinde Anadolu’daki en küçük İslamî birim Osmanlıbeyliği idi. Söğüt ve Domaniç ile iki küçük beldeden ve birkaç köyden ibaretti. Allah bu küçük beylikten bir cihan devleti çıkardı. Çünkü onlar Allah rızasıiçin, i’la-ı kelimetullah yaparak ya şahid ya gazi olmak için cihad ediyorlardı.

Gücü yeten her Müslüman İslamın bir askeridir.

Müslüman aileler vasıflı oğullarının bir kısmını askerî mekteplerde mutlaka subay yetiştirmelidir.

Subay yetiştirilecek gençler akıllı, zeki, yüksek ahlaklı,yüksek karakterli, fedakar, feragatli, idealist, mürüvvetli, kabiliyetli, istidatlı olmalıdır.

Subay yetiştirilecek gençlere, resmî eğitimin yanında paralel ve alternatif bir eğitim verilmelidir. Onlar en az üç yabancı dili konuşacak, yazacak, kültür kitabı okuyacak derecede bilmelidir. Edebî-yazılıTürkçeyi Türkologlardan daha iyi bilmelidir.

Müslümanlar subaylar Türkiyenin millî kültürüne, millî kimliğine, millî değerlerine, millî sanatlarına sımsıkı bağlı olmalı ve onlarıkorumalıdır.

Yakın tarihte Türkiyenin Sünnî Müslümanları bu konuyu ihmal ettiler ve cezalarını çok ağır ve çok acı şekilde çektiler.

Benim çocuğum niçin bir mahrumiyet mesleği olan subaylığıyapsın? O çok para getiren, çok prestijli, çok parlak meslekler olan doktorluğa ve mühendisliğe yönelecek ve dünyasını mamur edecektir… Ne kadar yanlış bir düşünce!

Suriyede Sünnîler çoğunlukta idiler ama oğullarının yeterli kısmını subay yapmadıkları için şimdi perişan vaziyetteler.

Müslüman subaylar resmî ideolojilere, vesayet rejimlerine, egemen azınlık iktidarlarına tabi olmazlar, devletin ve halkın hizmetindedirler.

Müslüman subaylar ahlaka aykırı eğlenceler yapmazlar.

Müslüman subaylar vazifelerini kusursuz şekilde yerine getirirler.

Müslüman subaylar kendilerine emanet edilen halk çocuklarının kurdu değil, meleği olur, onları iyi insanlar, iyi vatandaşlar olarak yetiştirir.

Vasıflı Müslüman subaylardan oluşan bir ordu genç nesilleri öyle terbiye eder ki, onlar terhis olduktan sonra ülkeyi mânen ve maddeten kalkındırır.

Müslüman subaylar o kadar âdil, mürüvvetli ve iyi ahlaklıdır ki, gayr-i müslimlerin çocukları bile terhis olduktan sonra subaylarına mektuplar yazarak dostluklarını devam ettirler ve herkese “O Müslümandı ama bana kendi dindaşımdan daha fazla ilgili ve şefkat göstermişti” derler.

Subaylıkta para yok, ben yavrumu niçin subay yetiştirecekmişim diyenler haindir, gafildir.

Müslüman subay asla İslamcılık yapmaz… Asla cemaatçilik, tarikatçılık, grupçuluk yapmaz. Asla fitne ve fesat çıkartmaz.

İyi, güçlü ve vasıflı bir Müslüman subayın meziyet ve faziletlerini karşıtları bile kabul eder ve onun hakkında “Biraz tutucudur ama biz onun gibi doğru, vazifeşinas, âdil, yüksek ahlak ve karakterli kimse görmedik derler.

(İkinci yazı)

Bilenler Bilmeyenleri Uyarmalı ve Aydınlatmalı

DÜNYANIN faydasız, boş, fani, gelip geçici, oyalayıcıfaaliyetlerinin, koşuşturmalarının, patırtı gürültülerinin iki rekât namaz kadar değeri yoktur.

Dünya bir oyalanma yeridir… Dünya gerçekten bir aldanma mekânıdır… Ömür gelir, geçer gider… Hayat nedir ki? Doğduğun tarihle öldüğün tarih arasındaki zamandır. Zamanını boşuna harcayanlar, zamanlarını öldürenler ne korkunç bir zarar ziyan içindedirler.

Gençlik geçicidir… Sağlık geçicidir… Mallar, servetler, paralar hep geçicidir... On sene önce Yunanistan ve Kıbrıs’ta refah vardı,sonra iktisadi ve mali kriz geldi, halkın büyük kısmı perişan oldu, çöplüklerden ekmek toplayanlar bile varmış… İşte dünya böyledir.

Gafil, günahkâr, müsrif insan bugün ekmeği çöpe atar sonra zaman gelir çöplükten ekmek toplar.

İnsan ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.

Dinsiz ve inançsız birinin gafil olması tabiî ve normal karşılanabilir ama gaflet Müslümana hiç yakışmaz.

İnsan hem dünyevî çalışmalarını ve faaliyetlerini yürütmeli, hem de büyük ve uzun vadeli düşünmeli.

İnsan, İslam’a göre niçin yaratılmıştır? Kur’an bu konuda açık ve kesin bilgi veriyor. İnsanlar, yaratıcıları olan Allah’a ibadet için var edilmişlerdir. İbadet ne demektir:

1. Doğru şekilde inanmak…

2. Kur’anda ve sünnette bildirilmiş olan kulluk vazifelerini yerine getirmek… Günde beş kez namaz kılmak… Oruç tutmak… Zekât vermek…Emirlerini yerine getirmek… Yasaklardan uzak durmak… Güzel ve yüksek ahlak ve karakter sahibi olmak…

3. İslam’ın beş temel şartı vardır ama bunlardan başkaşartlar da vardır: Nefsiyle büyük cihad, şartlarına ve hükümlerine uygun olmakşartıyla cihad fisebilillah yapmak… Mü’minlerin oluşturduğu ümmet birliğinin içinde olmak… Resulullah’ın (Salat ve selam olsun ona), yaşadığı zamandaki vekiline biat ve itaat etmek… Maruf ile emretmek, münkerden nehy etmek…

Dünya bir imtihan yeridir, dünyaya gelen herkes sınav vermektedir; binaenaleyh din ayrı dünya ayrıdır, din sadece bir vicdan meselesidir ve dünyaya karışamaz demek büyük bir sapıklıktır. Gayrimüslimlere dinde zorlama yoktur ama mü’minlere İslam’ı yaşamaları, hayata uygulamaları,hükümlerini tatbik etmeleri için nefret ve ikrah ettirmeden, baskı ve cebr yapılabilir.

Peygamber Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) bildirdiği gibi din nasihatten=öğütten ibarettir.

Bilen, âlim, ârif, vazifeli, sorumlu Müslümanların bilmeyenlere dini öğretmeleri, dinî konularda nasihat etmeleri vazifeleridir. Bu hususta kimsenin, tercih hakkı yoktur. Biliyorsan, bildireceksin.

İnsanları irşad, aydınlatma, ıslah, davet, doğru yola çağırma vazifesi icazetli ulemaya ve fukahaya, icazetli meşayih ve mürşidlere aittir.

İrşad, davet, tebliğ, tenvir=aydınlatma vazifeleri para kazanmak, zengin olmak, köşeyi dönmek, voliyi vurmak niyetiyle yapılamaz; sadece Allah’ın rızasını kazanmak, Resulullah’ın şefaatine nail olmak için yapılır. Bu hizmetleri ticarete, bezirgânlığa, nefsaniyete alet edenler fasıktır, münafıktır.

“İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar” buyrulmuştur. Cenab-ı Hakk cümlemizi ayakta uyuyanlar zümresi içinde bulunmaktan muhafaza buyursun.


MU
19.04.2013 19:48
#151
Seks Pisliklerini, Ahlaksızlık ve İffetsizliği Niçin Protesto Etmiyoruz?
Mehmet Şevket Eygi
19 Nisan 2013

 

Öncelikle Sünnî Müslümanların sorumlularını protesto ediyorum. Ehl-i Sünnet Müslümanları bu ülkenin çoğunluğunu oluşturmaktadır. Onlar iyi olursa ülke de iyi olur, onlar iyi olamazlar ve vazifelerini yapmazlarsa ülke kötü olur.

Sünnî halktan çok, onların başını çeken muhteremlere hitap ediyorum ve soruyorum: Bugünkü ahlaksızlık, faziletsizlik, iffetsizlik, müstehcenlik, şehvet yangınları, fuhşiyyat karşısında niçin susuyoruz?

Türkiyemizde ahlaksızlık lağımları patladı; büyük sayıda çocuğumuz, gencimiz, insanımız pislikler ve pis kokular içinde yaşıyor.

Marmara bölgesindeki önemli bir şehrimizde 13 yaşındaki öğrenci bir kıza 29 kişi tecavüz etti, kız durumu aylarca gizledi, sonra okulda ağzından kaçırdı.

Daha önce Mardinde 12 yaşında bir kızın başına böyle toplu bir tecavüz felaketi gelmişti.

Hindistanda toplu tecavüzler oluyor, yer yerinden oynuyor, yüz milyonlarca insan protesto ediyor ama Müslüman Türkiyede yeterli protesto, kınama ve lanetleme yok.

Birtakım gazetelerden, tv ekranlarından şehvet, fuhuş ve seks pislikleri akıyor milyonlarca Müslüman evinin içine.

Müslümanların bütün bu pislikleri yeteri ve gereği kadar protesto ettiğine inanıyor musunuz?

Feministlerin topuna Müslümanına, Kemalistine, dindarına, ateistine, sağcısına, solcusuna, hepsine birden soruyorum: Devlet TC’li fahişelik vesikalarıyla yasal seks köleliği yapılmasına izin veriyor. Yasal seksten KDV ve gelir vergisi alıyor, bu haram paraları bütçesine koyuyor. Yasal seks köleliği evlerinin önünde resmî polisler güvenliği sağlıyor. Pek yakın bir tarihte Türkiye genelevler imparatoriçesi Madama resmî törenlerle vergi ödülleri verildi. Bu rezaletler, bu iğrenç kölelikler karşısında niçin susuyorsunuz? Bunları niçin güçlü ve etkili şekilde protesto etmiyorsunuz?

En başta sayın Diyanet İşleri Başkanlığına soruyorum:

İslam, devletin resmî vesikalarıyla yasal seks köleliği yapılmasına izin verir mi? Bu sorunun cevabını vermek için elbette din alimi, fakih olmak gerekmez. İslam böyle bir rezalete, böyle bir köleliğe asla yeşil ışık yakmaz. Öyleyse bu utanç verici hali Diyanet niçin münasip, fakat enerjik şekilde protesto etmiyor?

Bırakın şu veya bu köşedeki yasal, vergili, korumalı, hijyenik (!) fuhuş evlerini; ülkenin büyük bir kısmı fuhuş yuvasına dönmüştür. Geçen sene Bursa Emniyet müdürü, elimizden hiçbir şey gelmiyor, gece karanlık basınca Kültür Parkı bir açık hava fuhuş yuvası haline geliyor diye feryat etmedi mi?

M. Kemal Paşa, İsmet Paşa, Celal Bayar, 27 Mayıs, 12 Eylül devirlerinde bile suç olan zina şimdi niçin serbesttir?

Bir İslam ülkesinde çocuklar, eskiden 12 yaşındayken buluğa ererken şimdi 9 yaşında eriyorsa orada anormal bir gidişat var demektir.

1960’a kadar Türkiyenin otellerinde, beraber gelip tek bir oda isteyen çiftlere evlilik cüzdanı soruluyordu.

Halka haber vermekle yükümlü gazetelerdeki bu müstehcen resimler, bu seks furyası normal midir?

Bunca zengin, güçlü, imkanlı, fırsatlı Müslüman bugünkü ahlaksızlık ve iffetsizlik ile niçin mücadele etmiyor?

Diyanet niçin mücadele etmiyor?

Cuma hutbelerinde niçin ahlaksızlık, iffetsizlik, seks azgınlığı, fuhşiyyat aleyhinde zehir zemberek hutbeler okunmuyor.

13 yaşındaki bir kız öğrenciye 29 kişinin tecavüz etmesi skandalı patlayınca niçin bütün memleket ayağa kalkmıyor?

Bazı tv kanallarından Müslüman evlerinin içine fuhuş, şehvet, müstehcenlik, âdilik lağımları akıyor. Bu pisliklere karşı niçin sessiz kalıyoruz?

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapan bütün hocaların, şeyhlerin, kanaat önderlerinin, yazarların ellerinden öperim ama marufu emr, münkeri nehy farzını tatil edenleri doğrusu kınıyorum.

Bu ahlaksızlık, bu faziletsizlik, bu iffetsizlik, bu yaygın ve yoğun fuhşiyyat, bu seks lağımlarının patlaması, bu müstehcen neşriyat furyası, bu yasal seks köleliği, bu 13 yaşındaki kıza 29 azgının tecavüz etmesi olayları, ülkeyi modern Sodom ve Gomoreye çeviren bunca rezillik, bu zinanın suç sayılmaması böyle sürer giderse (haber veriyor ve uyarıyorum) başımıza afetler ve felaketler gelir. Azap gelince sadece günahkarların üzerine gelmez, toptan gelir, kurunun yanında yaş da yanar.

Hürriyet var, niçin protesto etmiyoruz?

Niçin Hint Mecusileri kadar bile olamıyoruz.

MU
19.04.2013 19:58
#152

"Bedenimize dokunma" diye Taksim meydanında seslerini yükselten merdiven altı cemiyetini yine duyarlılığa davet ediyorum.

 

İğrenç bir manzara. Havsalam almıyor. Bu insandan çıkmış varlıkların insafını, vicdanını sorgulamak fuzuli zaman. Şimdi düşünüyor musun "recm" nedir lazımdır, "kısasta neden hayat" buyurmuş Mevlam. Damarlarında azgınlığın kıl gezdiği bu mankurt nesli bu denli zıvanadan çıkartan basını-medyayı da kutluyorum. Şuur altına yıllardır tesir edemeyen mütefekkirler, yaşasaydılar da görseydiler başaran nasıl başarıyor.(!) Bugünun mermer bilinç altına dinden, imandan ve ahlaktan başka her şey sızar olmuş, sadece iyiye güzele yer yok. Bacak arası tacirliğin ucuz acılısı. Acınacak haldeyiz.

 

Geçen Anadolu Gençlik'in Suriye resim sergisi vardı. Parçalandım. Baasçıların kollarına girip götürdüğü cellabe içinde filiz gibi bir kadın. Akıbet malum.

 

Bir kadın televizyona haykırıyor; "Ey Müslümanlar, madem silah gönderemiyorsunuz bari doğum kontrol hapları gönderin!"

 

Gözlerim doldu. İnsanlığımdan iğrendim. Tamam mutlak adalet tecelli edecek ve son mahkeme gerçekleşecek ama bu kadar da tevekkül fazla değil mi?! Marx'ın dediği "din afyondur" bence tam anlamıyla bu.

 

 

 

27.04.2013 11:55
#153
Müftülük Dergisinde Haham Papaz Makalesi ve Melek Tasviri
27 Nisan 2013 Cumartesi 00:01

BEYOĞLU Balık Pazarı Aslıhan Sahaflar Çarşısı’ndan Fransızca Almanca dergiler bir de Türkçe dergi aldım. İsmi “DİN ve HAYAT” İstanbul Müftülüğü’nün dergisiymiş. Sayı 16, yıl 2012… Büyük boy 152 sayfa. Bu sayısı ahiret konusuna ayrılmış. İstanbul Müftüsü Doç. Dr. Rahmi Yaran’ın, İlahiyat Profesörlerinin makaleleri var. Şekil, dizayn, baskı itibariyle birinci sınıf bir dergi, lakin garibime giden tarafları vardı..

* Birinci garabet, İstanbul Müftülüğü dergisinde Türkiye Hahambaşısı Genel Sekreteri Yusuf Altıntaş’ın “Yahudilikte Ahiret Anlayışı” adlı makalesidir.

* İkinci garabet Elpidophoros Lambriniadis isimli Rum Ortodoks papazının “Hıristiyanlıkta Gelecek Hayat” adlı makalesi. Tam sayfa bir ikona resmi basmışlar. Adı geçen papaz profesör ve doktor, Bursa Metropoliti, Heybeliada Aya Triada Manastırı baş rahibi. Aya Triada, Rumca’da Kutsal Teslis demektir.

*Üçüncü garabet Müftülüğün dergisinde (S. 32) minyatür şeklinde kanatlı bir melek resmi var. Ağzını elleriyle tuttuğu Sûr’a dayamış ve üflüyor. Dergide başka resimler, dini konulu minyatürler de var.

Doğrusu bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak Müftülük dergisinde bir Yahudi hahamının, bir Ortodoks Rum papazının makale yazmalarını çok yadırgadım.

Niçin yadırgadım? Çünkü Yahudiler ve Hıristiyanlar İslam dininin hak din olduğunu kabul etmezler; Peygamberimizin peygamberliğini kabul etmezler; Kur’anın kutsal kitap olduğunu kabul etmezler. Biz Müslümanlar ise bütün peygamberlere inanırız. Allah’ın Tevrat ve İncil isminde iki ilahi kitap gönderdiğine, lakin zamanla bunların tahrife uğradığına inanırız.

İslam medeniyeti çerçevesi içinde tarih boyunca birtakım melek tasvirleri yapılmıştır ama bunları heterodoks kültür içinde mütalaa etmek gerekir. İstanbul Müftülüğü, dergisinde melek resmi de minyatürü basamaz, basmamalıdır.

Hacimli dergiyi baştan sona mütalaa edemedim. Tenkit konusu olacak başka garabetler de bulunabilir.

Ömer Nasuhi Bilmen, Elmalılı Hamdi Efendi, Bekir Haki Efendi, Eminönü Müftüsü Yekta Efendi, Ahmed Davudoğlu Efendi, Ermenekli Saffet Efendi, Dersiamdan Hüsrev Efendi ve diğer rasih ulema ve fukaha sağ olsaydı yukarıda arz ettiğim garabetleri mutlaka tenkit ederlerdi.

Müftülüğün vazifesi Müslüman halka Ehl-i Sünnet İslamlığını anlatmaktır. Ehl-i sünnet kelime ve kavramı üzerinde hassasiyetle duruyorum. Ne Diyanet İşleri Başkanlığı, ne İstanbul Müftülüğü İslam’ı Mutezile, Şia, Hariciye, Cemaleddin Afganiyye, Fazlurrahmaniyye ve diğer fırka ve hizipler gözüyle ve açısından anlatamaz.

İstanbul Müftüsü Efendi Hazretleri’ne asla hürmetsizlik etmek istemem. Bu yazımdaki tenkitlerin yapılması zaruri idi. Bendenize kısmet oldu.

Ülkemizde yaşayan Musevilerle, Hıristiyanlarla elbette iyi geçinmeliyiz. Ehl-i zimmet, Resulullah Efendimizin (Salât ve selam olsun ona) biz Müslümanlara vediasıdır. Lakin bu devirde İslam nizamı hakim değil, Türkiye Darülislam değil, korkunç bir cehalet ve fetret hüküm sürüyor, milyonlarca Müslüman halk en basit itikat ve ilmihal bilgilerine sahip değil, böyle bir kaos ve anarşi içinde İstanbul Müftülüğü’nün dergisi içinde haham ve papaz yazısı basılmamalıdır.

Melek tasvirine gelince, tasviri meneden sahih hadisler bulunmaktadır. Müftü efendi ve dergide yazıları çıkan ilahiyatçılar bu hususu bendenizden daha iyi bilirler.

Fotoğraf konusunda tartışma vardır. Fotoğraflar kalem ve fırçayla yapılmış tasvirler değil, kimyevi usullerle zaptedilmiş gölgelerdir.

Senelerce önce eski ulemadan bir zatın “Misbahu’l-munir fi men’it- tasvir” adlı Osmanlıca matbu kitabını görmüştüm. Beyrut Şeriat hâkimlerinden Yusuf İsmail En-Nebhanî’nin de bu konuda Arapça bir kitabı vardır.

Meleklerin büyüklerinden İsrafil aleyhisselam’ın Sûr’a üfürürken tasvir eden bir resmin müftülük dergisinde yayınlanması Ehl-i Sünnet, ilim, dindarlık açısından kesinlikle kabul edilemez. Böyle bir şey günahkar insanların yayınladığı bir fikir, sanat, edebiyat dergisinde yapılsa yine vahim olur ama bu derece olmaz.

Muhterem İstanbul Müftülüğü, bu yazımla ilgili bir açıklama göndermek isterse (çok uzun olmamak şartıyla) sütunumda aynen dercederim.

 

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

30.04.2013 17:53
#154
Unutulan İslami Kavramlar ve Değerler

ZAMANIMIZDA kullanılmayan, zikr edilmeyen bazı kelimelerden, kavramlardan, değerlerden bahsetmek istiyorum.

*Birincisi: Mürüvvettir. Anlatması, tarif edilmesi zor bir değer ve kavram… Sadece lafla öğretilemez. Mürüvvetli insanları gören çocuklar ve gençler mürüvvetli olur.

2. Fütüvvet: Fütüvvet Arapça feta kelimesinden gelir, delikanlılık yiğitlik demektir. Bugünkü lisana gönül yiğitliği şeklinde tercüme edebiliriz. Eskiden çalışma, iş, zanaat, ticaret, üretim hayatı dini, ahlaki, tasavvufi kontrol altındaymış. Loncalar ve ahilik dini bir kurummuş. Bu yolla birçok kötülükler, soygunlar, sömürüler, zararlar önleniyormuş. Bir çocuk bir işyerine çırak verilirmiş, epey çalışır kalfa peştamalını dini törenle kuşanırmış. Öyle önüne gelen herkes ayakkabıcılık, kebapçılık, börekçilik yapamazmış. Esnafların, çarşıların şeyhleri varmış. Halka çürük bozuk mal satamazlarmış. Satmaya kalkan intihar etmiş olurmuş; damını başına yıkarlarmış. Fütüvvet teşkilatına üye olanlar doğru, dürüst, ahlaklı, faziletli insanlar olarak çalışırmış.

3. Adab-ı muaşeret, bugün görgü diyorlar. Eskiden şehirlerde insanları bağlayan görgü kuralları varmış. Çocukluğumda duymuştum, bundan yüz küsur sene önce küçük bir Anadolu şehrinde her gün dükkânına inen çok yaşlı bir esnaf varmış, yaşça en büyük o olduğu için akşam dükkânı kapatıp evine giderken hiç kimse önüne geçemezmiş. O ağır ağır yürür, halk ve gençler mecburen onu ağır ağır takip ederlermiş. Ana yoldan evinin bulunduğu yokuşa sapınca halk hüryâ gidermiş. Şimdi böyle bir şeyi düşünmek bile mümkün değil. Eskiden kadınların ve kızların iç çamaşırları herkesin göreceği yerlerde kurutulmazmış. Sokaklarda, meydanlarda herkesin göreceği açık yerlerde yemek içmek mürüvvete ve adab-ı muaşerete aykırıymış.

4. Eskiden iki çeşit tesettür varmış. Birincisi Müslüman kadın ve kızların örtünmeleri. İkincisi namahrem erkeklerle ihtilat etmemeleri, görüşmemeleri. 1950’li yıllarda Tarikat-i Nakşibendiyye mensubu merhum Doktor Yüzbaşı Dursun Aksoy Bey’in Ankara Namık Kemal mahallesindeki evine giderdim, bazı geceler güzel sohbetler yapılırdı. Hanımı erkek misafirlere görünmezdi. Çayları hazırlar, bir tepsiye koyar, kapıyı tıklatır, Dursun Bey gider, alır dağıtırdı. Şimdi başı örtülü Müslüman hanımlar namahrem erkeklerle hep birlikte güle oynaya sohbet ve yarenlik ediyor.

5. İlmihalini öğrenme kavramı… Bu da büyük ölçüde yitirildi. Akıllarınca tefsir, hadis okuyan ve okuduğuna sanan öyle Müslümanlar görüyorum ki Allah’ın on dört sıfatını, Peygamberlerin beş sıfatını, namazın iç ve dış farzlarını bile bilmiyorlar. İsimleri yaldızlı ve cafcaflı birtakım din kitapları okuyorlar lakin istibrayı bilmedikleri için abdestleri bozuluyor, farkında olmadan abdestsiz namaz kılıyorlar. Modernist ve reformist bidatçiler Sünni halkın ilmihal öğrenmesini istemiyor. Hâlbuki Efendimizin buyurduğu gibi “İlim (yani zaruri ilmihal ve faydalı hayat bilgilerini) öğrenmek erkek kadın her Müslümana farzdır”

6. Zamanımızda helal ve haram kavramları da çok sulandırıldı. Para, kazanç, zenginlik olsun da nasıl olursa olsun. Eskiden aile, mektep ve toplum Müslüman halka haram ve helal kavramlarını ve ölçülerini iyice öğretirdi. İyi Müslümanlar haram kazanmaktan ve yemekten ateşten kaçar gibi kaçarlardı. Şimdi bazıları şeytandan fetvalar almışlar, “Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır” diyerek haram kazanıyorlar, haram zengini oluyorlar, haram yiyorlar. Bu yüzden de bet bereket kalmadı.

7. Eskiden ekmek ve kâğıt kutsaldı. Bir duvar dibinde, sokakta kuru bir ekmek parçası bulan onu alır kuşların ve başka hayvanların yemesi için müsait bir yere bırakırdı. Yerdeki yazılı kâğıtlar da ihtiramla alınır, temiz bir yere konurdu. Bugün ülkemizde altı milyon ekmek her gün çöpe atılıyor. Her yer kâğıt dolu. Bazen bir otomobile biniyorum, hava yağmurlu olduğu için ayakaltına gazete serilmiş. Gazete deyip geçmeyin, orada futbolcu Abdullah… Hakem Şükrullah… Şoförler derneği başkanı Nurullah ismi yazılı olabilir ve bunlara basmak haramdır, büyük günahtır. Günümüzde böyle bir hassasiyet yok.

8. Hayâ… Bu kelime ne kadar az kullanılıyor. Zamanımızda utangaçlık bir fazilet değil sanki bir ayıptır. Arsızlık, yırtıklık, terbiyesizlik, şirretlik, edepsizlik geçer akçedir. Peygamberimiz hayâ imandandır buyurmuş… Hayâ şişesini taşa çalanların dinlerini ve imanlarını korumaları çok zor olur.

9. İffet… Bu devr-i dilârada iffetin pabucu dama atıldı. İffet erdem olmaktan çıktı. Eskiden insanlar, hasbelbeşeriye bir günah işledikleri vakit gizlerlermiş. Şimdi iftiharla anlatılıyor. Öyle kimseler görüyoruz ki, evli bir kadınla zina etmiş, bunu fahr ederek söylüyor. Yıllar önce anlatmışlardı, herifin biri yüklü bir ihaleye girmemek için o zamanın parasıyla beş yüz bin lira almış. Bunu da otuz iki dişini gösterecek şekilde pişmiş kelle gibi sırıtarak anlatmış.

10. Eskiden insanların bir kısmı edep taçlarıyla taçlı olarak gezerlermiş. Şimdi böyle taçlı kimseler çok azaldı.

On değer ve kavram saydım. Bunlar İhyau Ulumiddin gibi muteber din ve ahlak kitaplarında yazılıdır. Böyle kitaplar lisanımıza çevrildi, yayınlandı, milyonlarca adet satıldı. Lakin dikkatle okunup içindeki bilgiler sağlam şekilde öğrenilip hayata uygulanmadığı için faydası az oluyor.

Bazen pazar günleri yaz aylarında Haliç’ten geçerken sahilde dehşetli dumanlar görüyorum. Yüzlerce mangal yakılmış, üzerlerinde et, tavuk kızartılıyor, bazı kimseler ateşi yelpazeliyor, üflüyor, kimisinin suratı mosmor kesilmiş, dumanlar kokular gelip geçeni rahatsız ediyor… İstanbul terbiyesinde ve görgüsünde pikniğe gitmek vardır ama bu anlattığım gibi mangalcılık hoş görülmez. Bir gün önceden evde soğuk yenen börekler, kuru köfteler, zeytinyağlı dolmalar yapılır… Bugünkü piknikçiler akşam ayrılırken mangallardaki ateşleri de çimenlerin üzerine döküyor. Oradaki karıncaları böcekleri yakarak öldürüyorlar.

Ehl-i Sünnet dairesi içindeki dini cemaatlerin ve tarikatlerin İslam’ın temel kavram ve değerlerini halka öğretmek için etkili faaliyetler ve hizmetler yapması temenni olunur. Lakin bu hizmet ve faaliyetler ayrı ayrı yapılmaz, birleşerek yapılabilir. Müslümanlar ise birleşmemek konusunda ittifak etmişlerdir.

 

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

 

MU
31.08.2013 13:31
#155

Varlıklı Sünni ailelere uyarı:

 

En zeki, en istidatlı, en kabiliyetli, en başarılı, en çalışkan, en vatansever, en faziletli çocuklarınızı subay olarak yetiştirmedikçe; esaretten, zilletten, rezaletten, tekmelenmekten kurtulamazsınız. Bugünkü hürriyete ve genişliğe aldanmayınız… İleride kara günler geri gelebilir.

Başka bir uyarı:

Orduda dindar subay olmalıdır ama şucu, bucu, ocu, cemaatçi, tarikatçi subay olmamalıdır. Hiçbir devlet, hiçbir ordu cemaatçilerin, tarikatçilerin, şucuların, bucuların, sekt militanlarının orduyu ele geçirmesini hoş görmez.

Önemli bir husus:

Bir subay Nakşî veya Kadirî olabilir ama Nakşî veya Kadirî militanlığı yapamaz.

Müslüman askeri öğrencilerdeki ve subaylardaki özellikler şunlar olmalıdır:

1. Yüksek ahlak ve karakter… 2. Türkçeyi Fuzuli Divanı’nı orijinal metninden kolayca okuyacak, bu kıraatten haz ve zevk alacak derecede bilmelidir… 3. En az iki yabancı dili kültür ve edebiyat kitapları okuyacak, konuşacak, yazacak derecede bilecektir… 4. Herkesle geçimli, ülfet ve ünsiyete yatkın olacaktır… 5. Dindar olmayan arkadaşlarından daha fazla çalışacak, daha başarılı olacaktır… 6. İstanbul görgü, kültür, edep ve terbiyesine sahip olacaktır… 7. İyi insan, iyi Müslüman, iyi vatandaş olacaktır… 8. Onun fazilet ve üstünlüklerini ötekiler, karşıtları ve hatta düşmanları bile kabul, teslim ve itiraf edecektir… 9. Askerler ve astları onları babalarından ve öz kardeşlerinden daha fazla sevecektir…

Halkının ezici çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede ordunun İslam’la barışık olması lazımdır.

Türkiye benim anlattığım Müslüman subaylarla yükselir.

Ordu bir kurumdur, hükmi bir şahsiyettir; birtakım dinsizlerin, haksız, yanlış işlerini bahane ederek orduya düşman olmak doğru olmaz.

Tekrar ediyorum oldukça dindar bir Müslüman olarak ordu içinde mezhepçilik, cemaatçilik, tarikatçilik, sektçilik, hizipçilik, fırkacılık yapılmasına karşıyım.

Sünniler Türkiye’nin dominant unsurunu oluştururlar, binaenaleyh yeterli sayıda, hali vakti yerinde Sünni ailenin ehliyetli ve kabiliyetli çocuğunu askeri okullara göndererek subay yetiştirmesi bir zarurettir. Bunu ihmal ederlerse başlarına gelecek felaket ve zulümlerin sorumluluğu onlara ait olacaktır.

 

Mehmet Şevket Eygi
31 Ağustos 2013 Cumartes

 

 

HA
03.10.2014 10:48
#156
Okullarda başörtüsünün serbest olması yetmez!

Gazeteci Yazar Mehmed Şevket Eygi, Ortaöğretim kurumlarında başörtüsünün serbest bırakılmasını gündemine aldığı bugünkü yazısında önemli tespitlerde bulundu ve artık çok radikal kararların alınması gerektiğini vurguladı.

İŞTE O YAZI:

Okullarda kız çocuklarının başörtüsü takmasının serbest bırakılmasıyla iş bitmez.

Din ve eğitim hürriyetiyle ilgili çok radikal kararlar alınmalıdır.

Madde madde yazıyorum:

1. İngilterenin Büyük Britanya kısmında 1944’ten beri geçerli olduğu gibi bizde de her sabah okulun camiinde ibadet edilmeli, Kur’an okunmalıdır. Tabiî ki. gayr-i müslim aileler çocuklarının bundan muaf olmasını isteyebilir.

2. Kemalist ideolojik eğitim sistemi değiştirilmeli, millî kültüre uygun ciddî bir eğitim sistemi getirilmelidir.

3. Bin yıl boyunca halkımızın, ülkemizin, devletimizin yazısı olan Osmanlıca bütün okullarda okutulmalı, yeni nesiller atalarının Türkçe mezar taşlarını okuyamayacak kadar cahil olma ayıbından kurtarılmalıdır.

4. Bütün okullarda zengin, yazılı, edebî Türkçe ve millî edebiyat dosdoğru öğretilip okutulmalı; kolej mezunu bir İngiliz gencinin Shakespeare’i okuyup anlayabilmesi gibi Türkiyeli çocuklar da Fuzulî’yi okuyabilmelidir.

5. Anne ve babaların, velîlerin çocuklarına istedikleri din eğitimini vermeleri ve verdirmeleri temel insan haklarındandır. Bu konudaki bütün Kemalist ve ateist engeller kaldırılmalıdır.

6. Karma eğitime son verilmelidir. İngilterede, ülkesine 19 başbakan kazandırmış olan Eton kolejinde karma eğitim yapılmıyor.

7. Okullarda gayr-i ilmî Darvinizm teorisi safsataları, sanki bilimsel gerçeklermiş gibi okutulmamalıdır.

8. Okullarımızda resmî ideolojik tarih martavalları ve mitolojisi değil, gerçek tarih okutulmalıdır.

9. Liseli gençler beyefendiler ve hanımefendiler olarak yetiştirilmelidir.

10. İslam ahlakına aykırı 19 Mayıs gençlik törenlerine son verilmelidir.

11. Liselere lise bitirme ve bakalorya imtihanları konulmalıdır.

12. Test usulü imtihan sistemi kaldırılmalı, yazılı kompozisyon usulüne dönülmelidir.

13. İlköğretimden sonra, okumaya istidadı ve kabiliyeti olmayanlar, Almanyada olduğu gibi meslekî pratik eğitime yönlendirilmelidir.

14. Müslümanlara İslam mektepleri ve liseleri açma hürriyeti verilmelidir.

15. Bu mekteplerde bütün Müslüman öğrencilerin beş vakit farz namazları okul imamının ardında cemaatle kılmaları sağlanmalıdır. Sultan Abdülaziz ve Abdülhamid zamanında Galatasaray Sultanisinde (lisesinde) böyle idi.

16. Müslümanların açacağı kız liselerine, çarşaflı veya şer’î tesettürle örtülü olmayan kızlar alınmamalıdır.

17. Türkiyede, İngilteredeki Eton Koleji gibi dünya çapında vasıflı ve güçlü mektepler açılmalıdır.

18. Dünyanının en güçlü ve vasıflı on lisesi listesine en az iki lisemiz girebilmelidir.

19. Bütün okullarda bilgi ve kültür yanında ahlak ve karakter terbiyesi de verilmelidir.

20. Okullarda genç nesillere sanat, estetik, güzellik boyutu kazandırılmalıdır.

Müslüman ailelerin çocuklarına başörtüsü hürriyeti verilmesi iyidir, doğrudur, insan haklarına uygundur. İngilterede bu hürriyet varsa, Türkiyede de olmalıdır, olacaktır.

Gizli Yahudilerin, Gizli Haçlıların, ateistlerin, İslam düşmanlarının, egemen azınlıkların, resmî ideoloji faşistlerinin, mürtedlerin bu hürriyete karşı çıkmalarını insan haklarına, millî kimlik ve kültüre, adalete, eşitliğe, demokrasiye aykırıdır. Onlar yerden göğe kadar haksızdır.

02.10.2014 milli gazete

mehmet şevket eygi

MA
03.10.2014 11:14
#157

Allahu aqbar! :)

Bkz: iktidar bizde olsa ne olur?

HA
12.12.2014 11:06
#158

Çıkarın şunları hayatınızdan Cep telefonu sersem, televizyon şaşkın eder...

12 Aralık 2014

Cep telefonu… Televizyon… Günümüzün iki büyük azılı belası… İki büyük uyuşturucusu… Dalaletin iki büyük âleti…

Bunlara bağımlı olan kimselerin beyinleri, onlar aslında çok zeki olsalar da körleşir…

Ha esrar eroin kokain bonzai… Ha cep telefonu, televizyon…

Bu ikisi büyük çocukların afyonlu oyuncaklarıdır… Çinin zehirli oyuncakları gibi…

Cep telefonu sersem eder, televizyon şaşkın eder… Sonunda insanın insanlığını nakavt eder…

Yanlış anlaşılmasın, bu iki cihaz yüzde yüz zararlıdır demiyorum, bağımlılığı insanı insanlıktan çıkartır, Müslümanı rezil eder diyorum.

Müslümana en fazla zarar verenler bu ikisidir.

Cep telefonu ile bol bol gece gündüz mütemadiyen zevzeklik, gevezelik, mâlâyâni boş ve kof konuşmalar, gıybet yapılır.

Bunların bağımlıları o hale gelir ki, beş dakika zili çalmasa içinde bir boşluk hisseder, ne oldu meret çalmıyor, beni kimse aramıyor der. (...)

Cep telefonu bağımlıları toplama, çıkarma, çarpma ve bölme bile yapamaz hale gelir.

Benim telefonum daha lüks, senin telefonun lüks ama eski… He he he…

Yenisi çıktı, 1500 liraya aldığım eskisini atıp onu almalıyım…

Cebinden pahalı, lüks, gösterişli, marifetli cep telefonunu gururla, kibirle çıkartır. Gözlerinde sersemce ışıltılar, dudaklarında aptalca bir tebessüm…

Marifetli ve hünerli telefon marifet ve hüneri katl eder…

Lüzumluysa, faydalıysa, gerekiyorsa cihaz elbette alınacak, konuşulacak ama asla bağımlı olunmayacak… (...)

ABD’de iki milyar dolarlık serveti olan akıllı bir zenginin cep telefonu yokmuş. Demek ki onun için gerekli ve lüzumlu değil… (...)

Bugün bazı televizyon kanalları şirkin, küfrün, Tağutun, nifakın, fitne ve fesadın, ahlaksızlığın emrindedir.

Bazı ekranlardan nur, edeb, ilim, irfan, hikmet değil; mürekkep cehalet, fısk fücur, ahlaksızlık, dinsizlik, densizlik, donsuzluk, edepsizlik akmaktadır.

Küçük çocuklara, bilhassa küçük kızlara kocasını aldatan karılı filmler gösteriliyor. (...)

Evini genelev, fuhuşhâne, kumarhane, meyhane, batakhane haline getirmek isteyenler kötü büyük kanalları hep açık tutsunlar.

Açık oturumda dine hakaret ediliyor, milyonlarca Müslüman seyr ediyor…

Bu memlekette şerre, şirke, küfre, nifaka, fitneye, tefrikaya, fuhşiyata alet edilen ne kadar çok “ekmek bıçağı” var.

Cep telefonu ve tv bağımlıları o kadar aptal, sersem, afyonlanmış duruma düşüyormuş ki, 300 kelimeden fazla yazıları okuyup anlayamıyormuş. Beyin dumuru!..

Televizyon reklamları toplumu robot, esir ve zombi yapıyor…

İffetin, ailenin, faziletin düşmanı o biçim tv’ler…

Ayranı yok içmeye, cep telefonuyla gidiyor memşaneye…

Bazı televizyonlar lüksü, israfı, fuhşu, her tür azgınlığı teşvik ediyor. Sersem ediyor, şaşkın ediyor, köle ediyor, milleti birbirine düşman ediyor…

Ben hür bir vatandaşım, cep telefonu televizyon bana hiçbir şey yapamaz!.. Ya öyle mi?.. A robot kafalı, Şu haline baksana…

MEHMED ŞEVKET EYGİ / MİLLİ GAZETE

ME
12.12.2014 17:49
#159

Siteniz çok faydalı ve güzel, çok güzel sözü bile yalın kalır. fakat;

Mehmet Şevket üstadın güncel yazılarınızı da eklemenizi, sayfaların ve konularınızın güncel olarak devam etmesini yönetimdeki arkadaşlardan rica ediyorum. Allaha emanet olun.

HA
30.12.2014 11:05
#160

 

Müslüman gence 16 öğüt

 

Mehmed Şevket Eygi, her Müslüman gencin muhakkak dikkat etmesi gereken 16 hususa dikkat çekti.

30 Aralık 2014

***************************************************************************************************************************************************

İŞTE O YAZI:

1. Cep telefonunuzu arada bir evde unutabilirsiniz ama namaz takkenizi daima cebinizde taşıyınız ve reformcular Selefiler gibi başı açık namaz kılmayınız. Başı örtülü olarak namaz kılmak Ehl-i Sünnetin şiarıdır, edeb ve sünnettir.

2. Osmanlıca bilmiyorsanız, hemen ücretsiz MEB Osmanlıca kurslarına kayd olup kısa zamanda millî yazımızla okuyup yazmayı öğreniniz.

3. İstanbul Osmanlı İslam adab-ı muaşeretini= görgüsünü, terbiyesini, kültürünü ehliyetli ve liyakatli bir hocadan öğreniniz. Sakın ehliyetsizlerden öğrenmeye kalkmayınız. Bir de: Bu işler parayla öğretilmez, bulabilirseniz parasız öğretecek bir üstad bulunuz. (Bendeniz bu işin üstadı değilim…)

4. Günde birkaç kez “Ben ehl-i iman ve ehl-i kıble olan bütün din kardeşlerimi seviyorum…” deyiniz.

5. Ümmet birliği, İmam-ı Kebire biat ve itaat şuuruna sahip olunuz.

6. Küfür ve sapıklık dışında her hale şükr ediniz.

7. Bir toplumun layık olduğu şekilde idare edileceğine dair hadîs-i şerifi aklınızdan çıkartmayınız.

8. Her türlü israftan kaçınınız. Küçük bir bardak çaya iki adet şeker atmak bile israftır.

9. Nefsinizi emmâre bataklığından levvâme kıyısına çıkartmak için mânevî eğitim alınız. Böyle bir eğitimi ancak ve ancak kâmil mürşidler verebilir. Sakın müteşeyyihlerin tuzaklarına düşmeyiniz.

10. Cebinizde güzel küçük bir defter, yine güzel bir dolmakalem bulunsun. Ayrıca, birisine bir not vermek için dört kenarı da düzgün kesilmiş küçük kağıtlar bulundurunuz.

11. Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihalinin İslam Ahlakı bölümünü dikkatle okuyunuz ve öğrendiklerinizi hayata uygulayınız.

12. Hüsn-i hâtime nedir, bu konuda yeterli bilgi sahibi olunuz ve ömrünüzün ölümünüze imanla bitişmesi için Allaha yalvarınız ve bunun sebeplerine vesilelerine tevessül edeniz.

13. Her gün on adet Osmanlıca kelime, kavram, terim öğreniniz. (Birinci teşrin… Şura-yı Devlet… ders vekili… inas mektebi… tahtelbahir… Bahr-i müncemid-i şimâlî… Muhadderat-ı islamiyye… Ceride… müstatil… zevrakçe… kupa arabası…)

14. Her gün tarih, coğrafya, edebiyat, tasavvuf vs konularında on adet özet bilgi öğreniniz. Üç sene sonra on bin kültür referansına sahip olursunuz. (İbn Battuta kimdir?.. Erbilli Esad Efendi… Esad Efendinin ateş redifli gazeli… Şâire Nigar hanım… Onun “Feryad ki…” kelimesiyle başlayan meşhur şiiri… Bu şiiri Tanburî Cemil beyin şehnaz makamında bestelemiş olduğu… Muallim Mahir İz… Muallim Cevdet bey… Mimar Le Corbusier… Mısırlı mimar Hassan Fathy… Cezayirli mühtedi korsan Murat Reisin İzlanda seferi… Osmanlıların Sumatradaki Aceh Sultanlığına yardımı… Seyyah Abrürreşid İbrahim efendi… Osmanlı devletinin Güney Afrikaya gönderdiği ulemadan Bağdadlı Ebubekir efendi… Japonyada batan Ertuğrul fırkateyni… Sultan Abdülhamid’in İngiltereye şeyhülislam nasb ettiği Abdullah William Quillam… Tibet gezgini Alexandra David Neel… İzmir Rufai dergahı şeyhi, daha sonra Hisar camii imamı meşhur bestekar Rakım Elkutlu efendi… Ayasofya hatibinin ebruları… Kumran tomarları… Champollion’un eski Mısır hiyerogliflerini okuması… Afganînin masonluğu… Bunlarla başlarsınız, bitince fakirden yeni listeler istersiniz…)

15. Günde en az üç kere “Benim en büyük düşmanım kendi nefs-i emmaremdir…” demelisiniz.

16. İleride ürün vermek ve talebe yetiştirmek şartıyla geleneksel İslam sanatlarından birini öğreniniz.

MEHMED ŞEVKET EYGİ / MİLLİ GAZETE

Akit Arşiv sayfasından...