Üstünüze sağlık afiyet bizim ev tastamam revire döndü. "Kuş gribi" bundan iyiydi vallahi. Hiç değilse nane limon marifetiyle "kışkış" yapardık, "pırrr" uçuverirdi.
Bu öyle mi ya! Tevekkelli "keçi gribi" dememişler; bir yakaladı mı, inadına gitmek bilmiyor!
Bütün aile fertlerini yakalayıp yere serdi namussuz. Hemen her gün hastaneye koşuyoruz.
Henüz ben yıkılmadım / ayaktayım ama hiç takatim kalmadı.
Zaten biraz dermanım olsaydı "Neden hepimiz Mehmet Metiner'iz demiyoruz?" serlevhalı bir yazıyla huzurlarınıza çıkardım.
Adı "yandaşa" çıkmış bu kadar gazete, bu kadar köşe yazarı, bu kadar televizyon kanalı varken neden Metiner'e karşı yapılan bu hayasız tehdit karşısında bu kadar sessiz kalınıyor diye sorardım.
Neden?
Ah şu "köle ahlakı"; ah şu bize bizi hatırlatacak her şeye mesafe koyma illeti...
Bu illetten kurtulamadığımız müddetçe birbirimizin ölülerini seveceğiz sadece.
Almanya'ya giden Türk işçilerinin Türkleri aşağılamasına benzeyen ilençli bir kompleks bu.
"Evin danaları" sürünse, aç kalsa, çıplak kalsa, ölse veya öldürülse ne gam! Yeter ki konumumuz sarsılmasın, yeter ki kamuflajımız zeval görmesin, yeter ki makyajımız akmasın!
Bakın bakalım ne değişti televizyonlarda!
Yine aynı firmalar, yine aynı adamlar, yine aynı Gani Müjdeler, yine aynı Kerem Çataylar, yine aynı Birol Güvenler arz-ı endam ediyor...
Sonra da bu adamların yaptıkları dizi filmlerin naklettiği "yaşam tarzını" mahallemizin tehdit ettiği iddia ediliyor, biz de "tehdit etmediğimizi" kanıtlamak için diller döküyoruz.
Bu nasıl iştir ey erenler: Hem bu mahalleden bize "ekmek" yok; hem de bu mahalleden "ekmek" yiyenler tarafından aşağılanıyoruz.
Felaket bizarım, ama dedim ya, anlatacak halim yok...
Biraz dermanım olsaydı, "Osmanlı'dan günümüze Soner Yalçın vakası" başlıklı alegorik bir yazı dercederdim.
Bu vesileyle Soner Yalçın'ın bir hakkını da teslim ederdim:
Kılıçdaroğlu'nun bilinenin aksine Kürt ve Alevi olmadığını, Türkmen olduğunu, Nasreddin Hoca'nın soyundan geldiğini söylemişti ya, en azından Nasreddin Hoca konusunda haklı çıktı.
Bu "tersinden binme" işinde Gandi Kemal bence Nasreddin Hoca'dan daha başarılı.
En azından mesaj vermek gibi bir kaygısı yok.
Zaten mesaj kaygısı güden sanat, edebiyat ve mizahtan nefret ederim.
Hele güldürürken düşündüren işlere oldum olası ifrit olurum. Bir türlü senkron tutturup da gülerken düşündüğümü hatırlamıyorum.
Kılıçdaroğlu bize bir şey anlatmaya çalışmayıp da öylesine (belki de can sıkıntısından) merdivene tersinden bindiyse, bence onda (hesap uzmanlığından ziyade) sanatçı istidadı var.
Hem insanlık hali yahu, olur böyle şeyler!
Demem o ki, "Yürüyen merdiven ıssız adaya düşerse yanına Kılıçdaroğlu'nu alır" gibi bir yığın zırtapoz espri denemesinde bulunmanın alemi yok.
Hepsi bir yana, Einstein'ın izafiyet teorisine göre yürüyen merdiven yürüse ne olur, yürümese ne olur?
Size bir sırrımı vereyim mi: Kılıçdaroğlu'nun en çok bu hallerini seviyorum.
Yani, seçim sandığına gitmeyi unutmasını, semtleri karıştırmasını, 7 ile 4'ü toplayıp 12 elde etmesini, yürüyen merdivene tersinden binmesini...
Yazık ki yazık, benim sevdiğim şeyler de kimsecikleri başbakan yapmaz.