Kadın Nasıl Olmalı?

Başlatan: pürmelâl Tarih: 10.03.2012 02:35 Cevap: 113

10.03.2012 02:35
#1

Kadın nasıl olmalı?

Yazar: Prof. Dr. Mustafa NUTKU

Kadın nasıl olmalı?

Kadın hakkında ne kadar çok şey yazılmıştır, bilinmez. Kadının nasıl olması icap ettiği de bu yazılanların bir kısmını teşkil eder. “-Kadın nasıl olmalı?” sorusu bana sorulsa, bir tek kelime ile cevap vermeyi kâfi görürüm : “-Meczûbe..”

Bu da ne demek oluyor, diye merak ve tecessüsle birbirine sormaktan, lügat arayıp karıştırmaktan kurtarmak için manâsını da burada vereyim: “Cenâb-ı Hakkın emirlerine, kendinden geçercesine, titizlikle itaat eden.

” Kadının hiç bir vasfı bu vasfından öncelikli olamaz; diğer vasıfları ancak bu vasfından sonra gelebilir ve dikkate alınması uygun olabilir. Bu şahsî bir tercih değil, Yaratan’ın koyduğu bir ölçüdür.

“-Kadın nasıl olmalı?” sorusu, “Sâliha Kadın”ı da hatıra getirir. Mü’min dünyada takvâdan sonra, sâliha kadın kadar hiç bir hayır ve mutluluktan faydalanmış değildir.

Bir hadis-i şerifte : “Sâliha kadından daha kıymetli bir dünya nimeti yoktur.” buyurulmaktadır. Sevgi, itaat ve sadakat, sâliha kadının vasıflarıdır. Bunları ibadet bilecek, kocasını bu hususlarda memnun etmeyi kendisi için en büyük cihad olarak benimseyecek eş, sâliha bir kadındır.

Diğer bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (SAV) sâliha kadının şu vasıflarını belirtmiştir : “Yüzüne baktığı zaman kocasını sevindirir, emrettiği zaman itaat eder, yanında olmadığı zaman da kocasının haklarını korur.

”Mümine hanımların kendilerine örnek alabilecekleri Hz.Aişe validemiz, Hz.Peygamberin arzu ve isteklerini fevkalade bir hassasiyetle dikkate aldığı için,

Hz.Peygamberin : “-Sen gurab-ul-âsamsın.” iltifatına mazhar olmuştur (Senin gibisine çok nadir rastlanabilir, manâsında).

Bazı sözlükler; sâliha kadın için “uygun ve uyumlu eş” demekle, manâsını çok geniş tutmuşlardır. Bu durumda, her aile reisinin kendi düşünce ve yaşayışına uygun, yani “eşi ile uyumlu” olan kadın, bu sözlüklere göre “saliha” kabul edilmiş olmaktadır.

Ancak, “aile reisinin kendi düşünce ve yaşayışı” nın Yaratan’ın onun için çizdiği programa uygunluk göstermediği hallerde de “eşi ile uyumlu” olan bir kadına, “Sâliha Kadın” sıfatını yakıştırmak isabetli olabilir mi?

Bu lügat manâsına itibar edilmeyip, saliha kadınlığın ancak Yaratan’ın insan için çizdiği program dahilinde söz konusu olabileceğini kabul etmek doğru olur.

Dünya hayatının saadeti, âhiret hayatının huzuru, dindar aile ve sâliha kadın ile yakından alâkalıdır.

Ahmet bin HANBEL’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Resulullah (SAV) efendimizin sâliha hanım, uygun mesken ve iyi bir bineği, insanoğlunun dünyadaki saadet vesileleri arasında saydığı ifade edilmektedir.

Hz.Ali (RA)’ nin “Rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten ve kinâ azâben-nâr...” duasını çeşitli kadın tiplerine göre yorumlayarak;

“Dünyada bir iyilik : Saliha eş,

âhirette bir iyilik : Hurûl-iyn,

bizi cehennemden koru : Eşine hükmetmeğe çalışan kadın ( el-Meret-üs selita) dan koru.”

manâsını verdiği rivayet edilmektedir (Tiybî).

Hem Saliha eş, hem de eşine hükmetmeye çalışan eş, her ikiside bu dünya hayatı içinde kurulan aile topluluklarında olur. Aile, karı, koca ve çocuklardan meydana gelen fıtrî bağlar üzerine kurulan küçük fakat sosyal bir topluluk olarak tarif edilebilmektedir.

Yüzyıllar boyunca geniş aile yapısını da muhafaza etmemize rağmen, sanayileşme ve kentleşme ile geniş aileden dar aile tipine geçiş olmaktadır.

Zamanımızda kitle iletişim vasıtaları fevkalade gelişmiş ve maalesef bunlar hayırdan ziyade şerrin propagandası için kullanılır hale gelmiştir. Güya kadın haklarını savunan, aslında kadını yaradılış programından, yüksek ahlâk ve seciyelerinden uzaklaştıran azgın feministlerin propaganda ve iğfallerine kapılmamak, kendilerini asıl değerli kılacak vasıfları kazanmağa ve yaşamağa çalışmak, bu zaman diliminde yaşayan kadınlarımızın ve kızlarımızın gayesi ve hedefi olmalıdır.

Bu zamanda müslüman ailelerine bile bulaşmış manevî hastalıklara karşı koruyucu ve tedavi edici aşıları bilmeden ve kullanmadan, sadece yuva kurup aile olmayı düşünmek, basiretsizliktir, tedbirsizliktir; dünya ve âhiret saadetini tehlikeye atmaktır.

“-Kadın nasıl olmalı?” sorusunu, erkeklerden önce onların karşı cinsleri olan kadınlar düşünmeli ve gereğini yapmalıdır.

MA
10.03.2012 14:09
#2

Esselam.

Efendim evvela bu bunun gibi ailevi hayatın şekillenmesinde şer'i esaslara itibar eden yazıların hem medyada hemde n-f-k.com'da çoğalması mutlu ediyor. Zira toplumun çekirdeğini oluştıran ve sağlam olduğu mikyasta tüm cemiyeti sağlamlaştıran aile mef'umu günümüz müslüman dünyasının en mühim meselesi.

Bu çerçevede yaraya parmak basıp şer'i çözüm onerileri sunan tüm yazar ve düşünürlerimizle birlikte burada bizim okumamıza vesile olan kardeşlerimize gönülden teşekkürler.

 

Yalnız hemen hemen her yazıda vurgulanan "feminist" tiplemesine dair iki çift lafım olacak.

Bana göre, feminist ve feminizm kapital düzenin imparatorları tarafından oyuna sürülmüş, sistemi müdafa görevi verilmiş kuklalardan öte şeyler değiller. Bugün feminizm olarak kapital düzeni besleyen olgu ortadan kaldırıldığında, yerine ikame edecek başka bir ideoloji(!) ve başka bir kukla kolaylıkla tedarik edilir. Buradaki mesele sistemi genel yapı itibariyle ele alıp, mücadeleyi sistemin tamamına karşı verebilmek.

Biz İslam'ın camiye ve kendi evlerimize hapsadilmesine razı olup cihanşumul olarak İslam dışında bir sistemi benimsediğimiz sürece, bu kuklalarla daha çok uğraşmak zorunda kalırız.

13.03.2012 02:27
#3

Önce Âilemiz mi, Yoksa Hizmet mi?

Sekiz-dokuz yıl önceydi. Akşam namazımı kıldım. Büyük kızım henüz bebekti. Onu sıkıca giydirdim. Kursun lojmanında oturuyordum. Alt katımda olan sınıfıma indim. Problemi olan talebelerimi tek tek karşıma alıyor, onlarla sohbet ediyor, dertlerini çözmeye gayret ediyordum. Bu sırada bebeğim, kucaklarda dolaşıyordu. Karşıma gelen talebeme:

"-Hoş geldin, Yararlı!.." dedim.

O da gülümsedi.

"-İlk defa birisi bana «yararlı» diyor. Hâlbuki herkes «yaramaz» olduğumu söyler!" dedi.

Biraz hoşbeşten sonra:

"-Onaltı yaşındasın. Niçin namaz kılmıyorsun? Hâlbuki üç-dört aydır namazı yeterince öğrendiniz, faziletini de biliyorsun!.. Bu konuda sana daha nasıl yardımcı olabilirim!" dedim.

Şöyle karşılık verdi:

"-Hocam! Hiç uğraşmayın. Ben namaz kılmayacağım. Hatta buradan gidince sırf inat olsun diye başımı da açacağım!.."

Şok olmuştum.

"-Biz seni kızdıracak ne yaptık?!" dedim. O da:

"-Siz değil, hocam!.." dedi. "Ben hayatımın en güzel günlerini burada geçiriyorum. Bütün olumsuzluklarıma rağmen bana herkes çok iyi davranıyor. Bazen hocaların bu kadar sabırlı olmaları beni sinir ediyor."

"-Peki, öyleyse senin tepkin kime?" diye sorunca:

"-Âileme!.." dedi.

İyice şaşırmıştım. Annesini yıllardır ismen tanıyordum. O hizmetten bu hizmete koşuşturan bir hanımdı. Herkes de gıpta ediyordu bu hâline...

"-Ama annen çok hizmet ehli... Allah için her yere koşuşturuyor!.." deyince...

"-Hocam, Allah için biraz da bize vakit ayırsaydı, çok iyi olurdu!.." dedi. "Babam haftanın üç günü o sohbetten bu sohbete koşuyor. Diğer günlerde de işten eve geç saatlerde geliyor. Bazen üç-dört gün yüzünü görmediğimiz oluyor!.. Annem ise, eskiden sabah bize bir kahvaltı hazırlar çıkardı. Biz, üç kardeş, akşama kadar okul için hazırlanır, kendi kendimize giyinir, karnımızı doyurur ve okula giderdik. Akşam eve gelirdik. Ev yine bomboş!.. Annem ya kermeste, ya toplantıda ya da kimsesiz çocukların yanında!.. Bunları yapar, akşam gelir:

«-Yemek yediniz mi?» diye sorardı. Biz, «Hayır!» dediğimizde de:

«-Şimdi aperatif bir şeyler hazırlar, yeriz. Sonra da yatarız!..» diye karşılık verirdi.

İşte hocam, benim çocukluğum bu minvalde geçti. Ben annem gibi bir kadın olmayacağım. Namaz da kılmayacağım, tesettüre de girmeyeceğim. Hizmet de etmeyeceğim!.. Allah, beni böyle sevecekse sevsin, sevmeyecekse..." dedi ve sustu.

Ben, âdeta donmuştum. Ama bu talebem, benim en çok ihtiyacımın olduğu zamanda bana gönderilmiş ilâhî bir ikaz gibiydi sanki... Yoksa benzer bir hatâya ben de düşebilirdim. Önce kendime çekidüzen verdim. Sonra da, arkadaşlarımla beraber, bu kızımıza çokça vakit ayırarak bu buhranı üzerinden atması için çaba gösterdik. Şimdi hâlâ görüşüyorum. Evlendi, çocukları var. Tam dediği gibi, sadece evine adadı kendini...

Geçen yılki Anadolu seyahatlerimizin birinde hanımlar, ergenlikteki oğullarına söz geçiremediklerinden, onların kötü arkadaşlar edindiğinden ve namaz kılmadıklarından şikâyet etmişlerdi. Ben de cevâben, babaların, çocuklarına biraz daha fazla zaman ayırmalarını, baba-oğul ortak bir şeyler yapmalarını ve gençlerin arkadaşlarını tanımaya çalışmalarını söylemiştim. Gerçi bu söylediklerim, daha çok ergenlikten önceki dönemde yapılması gerekenlerdi. Ergenlikte ise, sadece uzaktan bir kontrol ve onların yanında olduğunuzu dostça hissettirmenin yeterli olacağını söyledim. Hanımlar:

"-Ah hocam, sormayın, burada işler böyle yürümez!.. Beylerimiz, akşamları ya sohbette, ya toplantıda, ya halı saha maçında ya da işte... Eve geldiklerinde ise, çocuklar çoktan yatmış oluyorlar!.." dediler.

Problem aynı... Gidilen yol ise yanlış!..

Rahmetli Mûsâ Topbaş Efendimize, bir vazife için bir şahsı tavsiye etmişler. Mûsâ Efendimiz, tavsiye edilen kişi için:

"-O, daha saçını-başını taramaktan âciz!.. Başkasına nasıl hizmet edecek?!" diye o kişiyi uygun görmeyerek vazifeyi başka birisine vermişler.

Düşünsenize, kilolarınızdan kurtulmak için bir diyetisyene gidiyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki, doktorunuz, yüz kilo!.. Kendi göbeğini taşımaktan âciz, size diyet listesi veriyor. Ne kadar etkili olur sizce?!

Eğer Rabbimizin râzı olacağı bir hizmet etmek istiyorsak, O'nun rızâsına giden yolu, O'nun bize rehberlik etsin diye gönderdiği kitaba bakarak öğrenelim:

Kur'ân-ı Kerîm'de Şuarâ Sûresi, 214. âyette:

"Önce en yakın akrabânı uyar!" buyruluyor.

Başka bir âyet-i kerîmede ise;

"Ey îmân edenler! Kendinizi ve âilenizi (öyle) bir ateşten koruyun ki, onun yakıtı, insanlar ve taşlardır. Onun başında gâyet katı ve şiddetli melekler vardır, onlar Allâh'a isyân etmezler ve emredildikleri her şeyi yaparlar." (et-Tahrîm, 6) buyruluyor.

Demek ki, hizmetimiz öncelikle âilemize olmalı... Bu hizmet ve tebliğimizin daha tesirli olmasına da zemin hazırlayacaktır.

Bizlere "üsve-i hasene" (en güzel örnek) olarak gönderilen Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de tebliğe âilesinden başlamıştı. Abdesti ve namazı Cebrâil -aleyhisselâm-'dan öğrenir öğrenmez önce gelip hanımı Hazret-i Hatice Annemize öğretmişti. Ona ilk inananlar hanımı, kızları, en yakın arkadaşları ve akrabaları olmuştu. Sabah namazı hazırlığını tamamlayınca, önce kızı Hazret-i Fâtıma Anamızın kapısını çalmıştı.

Tesettür âyetindeki ifadeler de hep dikkatimi çekmiştir:

"Ey Peygamber!.. Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle! Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (el-Ahzâb, 59)

Âyet-i kerîmedeki sıralamaya bir daha dikkat edin:

"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına ... söyle!"

Demek ki, sıralama, en yakından, en uzağa doğru gidiyor. Yanıbaşımızdakini ihmal ederek, yok sayarak uzaktakilere ulaşmaya çalışmanın bir mânâsı yok!.. En azından bu, nebevî bir usûl değil!..

Tabiî, bu, sadece kendimize ve âilemize bakalım; gerisi ne olursa olsun demek de değil!.. Sadece bir sıralama... Öncelik listesi... Hizmetimize nereden başlamamız gerektiği çok önemli!..

Hizmet deyince hep aklımıza dışarıda koşuşturmak geliyor. Hizmet, aslında en yakından, bize en çok muhtaç olanlardan başlamalı... Bir hanımın evini, dînen mes'ul olmadığı hâlde temizlemesi, eşinin ve çocuklarının kıyafetlerini yıkaması, ütülemesi; yemeklerini feyiz, sevgi ve şifâ olması duâ ve niyeti ile pişirmesi... Çocuklarına kaliteli zaman ayırıp onları İslâm ahlâkı ile yetiştirmesi, eşini huzur ve neşe ile karşılaması, iktisatlı olması... vb. Aslında bütün bunlar da hizmet ve hatta en mühim hizmetlerin başında geliyor. Siz yapmasanız bu işler hep ağır aksak ilerleyecek... Bu da âilede huzursuzluklara ve geçimsizliklere sebep olabilecek!..

Yine bir erkeğin, evi için harcadığı veya hanımının ağzına muhabbetle uzattığı lokmalar bile hizmet ve sadaka kabîlinden... Öyleyse hizmetin büyüğü küçüğü olmaz!.. Hizmetimizi büyük veya küçük kılan, niyetimiz ve o andaki ihtiyaçlar... Düşünün bir kere, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çölün ortasında kendisi gibi susamış bir köpeğe, su çeken günahkâr kadının cennetlik olduğunu haber veriyor. Yine ashâb-ı kiramdan, gece-gündüz ibâdetle meşgul olan bir kadının, evindeki kediyi açlığa terk etmesi yüzünden cehennemlik olduğunu...

Demek ki, bir kedi, bir köpek bile insanın kurtuluşuna veya helâk olmasına yetiyor. Bırakın, evlâdı, anne-babayı veya eşe hizmet etmeyi... Kendisine muhtaç kimseleri yüz üstü bırakıp da dışarılarda hayır, hizmet ve fazilet arayanlara bir de bu gözle bakmak lâzım!.. Ama birisi, en yakınındaki insanlara gerektiği gibi hizmet ve lütuflarda bulunduktan sonra, dışarıya da zaman ayırabiliyor ve oradaki insanları da memnun edebiliyorsa, onun hakkında da bize sadece "ne bahtiyar kimse" demek düşer!..

* * *

Dînimiz, bizim ifrat ve tefritte olmamızı istemiyor. Gücümüz nisbetinde her şeyin hakkını vermemizi istiyor. Bir yeri yaparken diğer tarafı yıkmayalım. Hizmet edelim, ama öncelikle mes'ul olduklarımızın da hakkına girmeyelim. "Bu nasıl olacak?" derseniz çok kolay!.. Her şey planlı olmakla alâkalı...

Önceliklerimizi belirleyip her şeyi sıraya koymak, bir de bütün hizmetlere tek başımıza girmeye çalışmamakla... Bütün hizmetleri yüklenmeye çalışanlar, hem kendilerini, hem de yakınlarını çok yıpratıyorlar. Ayrıca başarı hâlinde benlik büyüyor. Başarısızlık hâlinde küsme ve kenara çekilme durumu sözkonusu oluyor. Hâlbuki herkes, istişâre ve paylaşarak bu yüklerin altına girmiş olsa, hem nefisler kabarmayacak, hem herkes hizmetin lezzetini tatmış olacak ve hem de hiç kimse haddinden fazla yorulmamış olacak!...

Birçok kimse hizmet etmek istiyor. Ama kendisine fırsat verilmediği için kendi içine kapanıyor ve hizmet merkezlerinden uzaklaşıyor. Aslında bu da başka bir vebale sebep oluyor.

* * *

Her işte "en güzel örnek" olan Peygamber Efendimiz'e bu hususta da müracaat etmek lâzım... O, Allâh'ı en çok seven ve O'ndan en çok korkan bir insan olmasına rağmen, bütün vaktini ibâdete vermemiş. Bütün vaktini, insanların işlerini çözmek veya onları yetiştirmek için de ayırmamış. Hanımlarına, çocuklarına, öğrencilerine, insanlara, Rabbine ve kendine de ayrı ayrı vakit ayırmış.

O'nun güzîde mektebinde yetişenlerden Selman-ı Fârisî'nin, ibâdete aşırı derecede meyledip âilesini ihmal eden, Ensar kardeşi Ebu'd-Derdâ'ya nasihati ne kadar güzel!

"-Kardeşim!.. Üzerinde muhakkak ki, Rabbinin hakkı vardır. Kendinin de böylece hakkı vardır. Âilenin de bir hakkı vardır. Hattâ misafirin bile hakkı vardır. Dolayısıyla her hak sahibine hakkını vermelisin!.. Evet, ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu ve hayat yoldaşına da vakit ayır!.."

O'nun bu söylediklerinin dînen mahzuru olup olmadığını öğrenmek için Peygamber Efendimiz'e müracaat eden Ebu'd-Derdâ'ya, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"-Evet, Selman doğru söylemiş!.." buyurdular. (Bkz: Buhârî, Savm, 51; Edeb, 86)

Demek ki, hayat, herkesin hakkını vermeye göre tanzim edilmeli...

Allah Rasûlü, insanların, kendisini ve âilesini ihmal etmesine sebep olacak şekilde bırakın dünyevî meşgalelerle meşgul olmasını, ibâdet ederken bile aşırı gitmeyi hoş karşılamamıştır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır:

"Bu din, gayet sağlam bir dindir. Bu yolda yürürken rıfk ile yürü. Allâh'a ibadet etmeyi nefsine sevimsiz hâle getirme. Zira deveye fazla yük vuran, ne mesafe alabilir, ne de de­veyi sağ kor. O hâlde hiç ölmeyeceğine kânî olan adam gibi çalış, ama yarın ölecekmişsin gibi de tedbirli ol." (Aclûnî I, 257; II, 217; Ayrıca bkz: Kuşeyrî, s: 526)

* * *

Son söz olarak, hizmetlerimiz, bizi Allâh'a yaklaştıran birer vesîle... Suya düşen bir taşın hâleleri gibi, içten dışa doğru en yakınımızdan en uzaktaki insana kadar hizmet ve himmetimizin ulaşmasına gayret etmeliyiz. Rabbimiz, bize gücümüzün üstünde bir yük yüklememiş. Ancak gücümüzün yettiği kadarını da istiyor. İnsanlara hayrı dokunan, "en hayırlı" kimselerden olabilmek niyâzıyla...

Halime Demireşik

GU
13.03.2012 12:43
#4

Bu konuyla alakalı olarak çok önemli bir yazı hatırladım.Bu yüzden aradım taradım nette o yazıyı buldum.Çok beğendiğim bir makale.Buyrun birlikte bi daha okuyalım...

 

Kadın toplum içinde nasıl davranmalıdır?

 

Müslüman bir kadının toplum içinde nasıl davranması gerektiği ölçüsü ayet ve hadislerde belirtilmiştir. Kur'an ahlakı, tüm insanlara olduğu gibi, kadınlara da olabilecek en güçlü, en sağlam ve en güzel kişiliği kazandırır. Allah'ın, "... Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz..." (Müminun Suresi, 23/71 meali) ayetiyle bildirdiği gibi, Kur'an ahlakı insanlara 'şan ve şeref' kazandırmaktadır. Dolayısıyla bu ahlakı yaşayan bir kadın, saygı duyulacak, onurlu ve vakarlı bir karaktere sahip olur.

 

İman sahibi insanlar, yaşadıkları toplumdan, ailelerinden ya da arkadaş çevrelerinden aldıkları telkinler her ne olursa olsun, bunları bir kenara bırakır ve Kur'an'da belirtilen Müslüman karakterini yaşarlar. İşte mümin bir kadın da karakterini Allah'ın beğendiği ve hoşnut olacağı ahlakı ölçü alarak, Kur'an'a göre belirler.

 

Hz. Meryem, bu kişiliği yaşayan kadınların en güzel örneklerindendir. Hz. Meryem cahiliye ahlakını yaşayan bir toplum içerisinde pek çok zorlu imtihanla karşı karşıya kaldığı ve tüm bunlara tek başına karşı koymak durumunda olduğu halde, çok güçlü ve dirayetli bir karakter sergilemiştir. İslam ahlakının, Allah'a gönülden bir imanın, derin bir tevekkül ve teslimiyetin kendisine verdiği güç ile her işinde daima üstün gelmiştir. Karşılaştığı tüm zorluklara rağmen onurunu ve vakarını korumuş, bu özellikleriyle insanlar arasında dikkat çeken bir kişilik ortaya koymuştur.

 

"Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti." (Al-i İmran Suresi, 3/42 meali)

 

Müslüman bir kadının tüm tavırlarından, konuşmalarından, hareketlerinden, yüzündeki ifadeden, bakışlarından, gülüşünden ne kadar iffetli ve vakarlı bir kimse olduğunu anlayabilmek mümkündür. İffetli bir kadının doğal bir asaleti, insani bir heybeti ve güvenilir bir kişiliği vardır. Mümin kadının belirleyici bir diğer özelliği ise Allah (cc)'ın Kur'an'da emrettiği üzere giyiminde tesettür ölçülerine dikkat etmesidir. Kur'an'da bu konudaki hüküm şu şekildedir:

 

"Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Ahzab Suresi, 33/59 meali)

 

“Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet yerlerini açmasınlar, bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üstüne koysunlar, zînet yerlerini, kendi kocalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden, erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine muttalî olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nail olursunuz.” (Nûr, 24/31 meali)

 

İman eden kadınların şerefi olan tesettür, Kur'an-ı Kerim'in, sünnetin ve İslam alimlerinin ittifakıyla sabit olan kesin bir emirdir. Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri şöyle söylemiştir:

 

"Kur'an'ın tesettür emri fıtri (yaratılışa uygun) olmakla beraber; o maden-i şefkat (şefkat kaynağı) ve kıymettar birer refika-i ebediyye (ebedi dost) olabilen kadınları tesettür ile sukuttan (ahlaken bozulmaktan), zilletten ve manevi esaretten ve sefaletten kurtarıyor." (Hanımlar Rehberi, s. 52) Tesettür kadının kalkanıdır, onu kendisine karşı gelebilecek kötülüklerden korur, iffetli, temiz, güvenilir ve emin bilinmesini sağlar.

 

Kadının sesi yaratılışı icabı dikkat çekicidir. Özellikle ses normalin dışında bir tonda çıkarsa birtakım mahzurları beraberinde getirmektedir ve dinî tabiriyle “fitneye” sebep olmaktadır. Demek ki, haram olan sesin kendisi değil de, kontrol dışı bir mahiyet taşımasıdır.

 

Ahzab Sûresinin 32. âyet-i kerimesi bu husustaki ölçüyü Peygamber hanımlarının şahsında mealen şöyle veriyor:

 

“Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer halinize layık bir takva ile korunacaksanız, yabancılarla câzibeli bir şekilde konuşmayın ki, kalbinde fesat bulunan kimse bir ümide kapılmasın. Konuşurken ciddiyet ve ağırbaşlılıkla söz söyleyin.”

 

Müfessir Vehbi Efendi bu âyeti tefsir ederken, “Söylediğiniz söz fitneye sebep olmasın. Yani cazibeli ve ecânibi şüpheye düşürecek bir halde edalı ve naz ü istiğna ile söylemeyin” şeklinde izah getirmektedir. Elmalılı’nın ifadesiyle “Yayılarak, kırıtarak, sınık, yılışık” olduğunda “kalbi çürük kötülüğe meyilli kimseler” bir ümide kapılırlar. Bundan dolayı da günaha girilmiş olur.

 

İbni Âbidîn ise meseleye şu şekilde bir açıklık getirir:

 

“Tercih edilen görüşe göre kadının sesi avret değildir. Yalnız zekâsı kıt olanlar zannetmesinler ki, ‘biz kadının sesi avrettir demekle konuşmasını kasdetmiyoruz. İhtiyaç halinde ve benzeri durumlarda kadının yabancı erkeklerle konuşmasına cevaz veriyoruz. Yalnız kadınların yüksek sesle konuşmalarını, seslerini uzatmalarını, yumuşatmalarını ve nağmeli bir şekilde okumalarını caiz görmüyoruz. Çünkü bunlarda erkekleri kendilerine meylettirmek ve şehvetlerini tahrik etmek vardır. (Reddü’l-Muhtar, 1: 272.)

 

Mahrem olmayan kadına bakmak haram olduğuna göre, onlara dokunmak veya tokalaşmak mutlaka haramdır. Peygamber'e (sav) biat eden kadınlar dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, biat ederken elimizi tutmadınız. Peygamber (sav) kadınların elini tutup tokalaşmam, buyurdu (Ahmed bin Hanbel, Nesâî, İbn Mâce). Hazreti Aişe (ra) biat ile ilgili şöyle buyuruyor: "Allah'a yemin ederim ki Resûlüllah'ın eli bir kadının eline dokunmadı. Sadece sözle onlardan biat aldı" (Müslim).

 

Peygamber (sav) bir hadisi şerifinde şöyle buyuruyor: "Sizden biriniz, başına iğne ile dürtülmesi kendisi için helâl olmayan bir kadına dokunmaktan daha hayırlıdır." İslâm dini, kadınla tokalaşmayı yasaklamakla kadını tezyif etmiyor. Bilakis şerefini kurtarıyor. Kötü niyetli kimselerin şehvetle el uzatmasına engel oluyor. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II. 170)

 

Bir kadının eli, yabancı bir erkeğin eline değmesi zaruret yokken haramdır. Bu itibarla, hiçbir ihtiyaca dayanmayan tokalaşmada bu haramlık bahismevzu olur. Yabancı bir erkek yabancı kadınla tokalaşamaz, elini namahremin eline süremez. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv), yabancı bir kadının elini tokalaşmak için tutmanın ateş tutmaktan daha korkunç olduğunu haber vermiş, namahremin elini tutanın Cehennem ateşi avuçlayacağına işarette bulunmuştur.

 

Peygamber (sav): "Herhangi bir kimse, bir kadınla yalnız kaldığı takdirde, mutlaka onların üçüncüsü şeytandır." (Tirmizi, Rada' 16) buyurmuşlardır.

 

 

Sorularla İslamiyet

Ayrıca mahlas kardeşmizin söylemiş olduğu "feminist" kelimesi ile de bir şe söylemek istiyorum.İslam usulune göre yaşarsak eğer hakikaten feminizmlik birşey yok ortada.Çünkü İslam kadına nasıl değer vermiş hepsini görüyoruz.İslam Hukuku kadını öylesine yüceltmiş ki feministler okusu emin olun ki hepsi ALLAH-U EKBER diye bağırır.Düşünsenize meydanlarda dolaşan cumhuriyet feministleri İslamı gerçekten anlamış ve ALLAH diye bağırıyor. :)

 

 

Dünyadaki tüm canlıların bütün hayvanat börtü böcek ne var hepsinin sadece erkekleri güzel olduğunu dişilerinin çirkin olduğunu ancak sadece insanın dişisinin güzel yaratıldığını biliyor muydunuz?Kadının dünyadaki en güzel varlık olduğunu biliyor muydunuz?Demek ki tesettür resmen kadının kendini savunma mekanizmasıdır o halde.Bu ve bunun gibi durumlar dinimizin ayrıcalıklarını ve kadına verdiği değeri vurgulamaktan öte geçmez.Haksız olduğumu düşünen varsa beri gelsin...

ID
16.08.2014 21:47
#5

Kırıp bacağını oturacak. Otesini istedi mi hakkında fazla hüsnü zan beslenmiş olur.

FA
18.08.2014 01:25
#6

Kırıp bacağını oturacak. Otesini istedi mi hakkında fazla hüsnü zan beslenmiş olur.

Bu gerçekten komik (!) Bacağını kırıp oturacakmış.. Çok güzel bu düşünceler, devam edin.. Islamın kadına yüklediği misyon bu değil..

18.08.2014 11:57
#7

Bu gerçekten komik (!) Bacağını kırıp oturacakmış.. Çok güzel bu düşünceler, devam edin.. Islamın kadına yüklediği misyon bu değil..

 

Arkadaş biraz mübalağa yapmış...

 

Yani bacağını kırmadan da oturabilir tabi.

18.08.2014 12:10
#8

Cumhuriyet kadını yerde oturmaz, laiklik bu değil :/

TR
18.08.2014 12:15
#9

Açılın geliyorum: http://www.youtube.com/watch?v=K5oH89DNkgk

FA
18.08.2014 13:15
#10

Sayın mütereddid ve Hâcegân, güzel gırgıra sarıyorsunuz Bahsettiğim şeyin cumhuriyet kadını olmakla alakası yok elbette. Ama dindar geçinen bazı kişilerde malesef böyle bir algı var, kadının yeri dört duvar arasıdır gibi. İlkokulda münazara yarışmasında bu tezi savunmuş ve kazanmıştım. Tabi aileden öyle gördük yaş ilerledikçe fikrim değişti. Kadının evde oturması onu muhafaza etmek değil toplum hayatından soyutlamaktır.

Dinimizde kadın, sadece aile içi sorumluluklarını yerine getiren bir anne değildir. Sosyal hayatta da aktif rol almalıdır. Hz. Haticenin ticaretle uğraşması, Hz. Safiyenin diğer Müslüman kadınlarla birlikte müşriklere karşı mücadelede aktif rol oynaması da buna örnek teşkil eder.

Günümüzdeki gibi teşhir edici bir şekilde ortalığa düşsünler de demedik zaten Müslüman kadının misyonu ve vizyonuna göre hareket etmeli tabi ki.

Toplumun yarısı biziz yahu, yarısını da yetiştiriyoruz :)

TR
18.08.2014 13:37
#11

Latife yaptık efendim, ben şahsen sizin tarafınızdayım. Ama bu mevzuda topa gireceğime şoförler odasında başkanlık seçimine girerim zaten. Bu mevzu çok su götürür. Bir kere levyeyi yeyip aşağı oturmak ehveni şerdir yani.

MA
18.08.2014 15:34
#12

Hiç bir erkek çıkıp da çağdaş düzen, günümüz çalışma şartları erkekler için uygun değildir; erkeğin çalıması caiz midir, değil midir demiyor.Niçin böyle başlıklar görmüyoruz..Günümüzde erkeğin de harama bulaşmadan çalıştığı söylenemez. Kadın için haram ne ise erkek için de o. Yoksa erkekler bayanları iş sahalarından çekmek kaydı ile mi kendilerini günahtan soyutluyabiliyorlar. İslamî bir sakınca var ise bu hem erkek hem de kadın için var, iki tarafında dikkatli davranması lazım. Kadına "fitne makinesi" gözüyle bakıp onu toplumdan soyutlamak, arındırmak, çözüm müdür? Kadını koyun gibi güdemezsin, dört duvar arasına mahpus ve mahkum ederek koruyamazsın.

Ama kadını ahlak, inanç ve edep ile donatabilirsiniz, yoğurabilirsiniz. Bunlardan mahrum olan kadını veya insanı dört duvar, dört kalıp arasına da koysanız hiç bir faydası yoktur. Ancak yozlaşma yoğunluğunu Hızlandirmis olursunuz.. Böyle bir yozlaşma da karşı cinsin payı ve ortaklığını yok sayamayız.Bir cinste yozlaşı görüyorsanız, bu yozlaşıda öbür cinsin ortaklığını görmezden gelmeyiz zira. Bu kısır bi döngü. Burada eleştirilecek olan çağdaş düzen ve kapitalist sistemin kadınları calismaya teşvik ve mahkum etmesidir. "kadın çalışmasın" diyerek kestirip atamayiz. Kadın ille de çalışacak ise kendine ihtiyaç duyulan lokal sahalarda çalışmalıdır.Burada bizim eleştirileceğimiz sistemdir. Fakat bizim kadına dönük alerjimiz tutuyor ve direk kadını hedef tahtasına koyuyoruz. Ataerkil bir toplumun mensupları olaraktan bu örselemeyi pek de güzel yapıyoruz. Güzel ülkemin şartları düzelmeden kadınlar kapitalist sistemin kucağından alınamaz. Kadın kapitalist sistemin kucağından alınmadikca da sistem değişmez. Neresinden bakarsanız bakin elinizde kalan bir durum. Kadının ihtiyaç dahilinde çalışma ortamı bellidir. Çağdaş olmayan zamanda kadınlar çalışmıyor muydu? Günümüz zemininde bu konuyu çatışma ortamına çeken önce kadının sonra erkeğin tavrıdır. Kadın, erkekle aşık atıp onun dahil olduğu her alana müdahil olmamalı. Içindeki feministe dur demeli. Erkekle eşit olma, üretken ve idealist kadın, lüzumsuz başarı odaklanmaları ve sosyal statü gibi bir sürü saçma istek ve mazeretten uzak durmalı.

Mesele aslında çalışıp çalışmamak değil; mesele klas ve vakur duruşa sahip olmaktır.Ama şahsi kabulüm kadın ille de çalışacaksa da "evinin kadını, çocuklarının anası olacaksın" kutsal prensibine uygun çalışmalıdır :)8 toplumda yer edinmeden önce toplumun atomu olan yuvasın da, evinde yer edinmelidir. Kadının erkekleşmesine, erkeğin kadınlaşmasına, kreş mahsulû çocuklara da Hayır diyorum.

HA
18.08.2014 15:50
#13

bu topyekün genellemeyi nasıl başarabildiniz mabed arkadaşım?? erkeğinde harama bulaşmadan çalışamayacağı hususunu?

 

kadın için haram ne ise erkek için de haram :) yapmayın lütfen burayı tekrar düşünün .(yazınızın çoğuna katılıyorum )

18.08.2014 18:29
#14

ne yazmışım be... maşallah diyorum;

 

şuna bir göz atın da ondan sonra konuşalım;

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/13323-yerini-bilmeyen-musluman-kadin/?hl=%2Byerini+%2Bbilmeyen+%2Bm%FCsl%FCman+%2Bkad%FDn

18.08.2014 18:44
#15

Ataerkil toplum olarak biz, kadınlarımıza da çalışma sahasında yer açtık. Hem de yarı yarıya... Aslında kadınlar bir adım önde de olabilir yani... İnanmıyorsan say da bak!!!

 

E öyle tabi, eşitlik var... Bazen bu eşitlik, kadının zarif yapısını zorlasa da, e öyle tabi... Bu eşitlik bahsinde kadınları daha yüksek bir basamağa mı çıkarsak ne? Belki böylelikle kadının zarif yapısını, duygusallığını eşitleriz hem... Tabi kadın erkek fark etmez, arada ölçüsüz bir eşitlik olunca, o zaman ortada nezaket de kalmaz, kalmıyor yani...

 

Şimdi insanlar otobüse binebilmek için hücum ediyorlar kapıya... Kadın seslenir:

- Hey kaba adam! Biz bayanız, biraz nezaket, saygı!..

O kaba adam, kendinden emin cevap verir:

- Bayan eşitlik var, biz eşitiz... Sırası geldi mi ''eşitlik'' laflarıyla başımızın etini yiyorsunuz ama işinize gelmediği yerlerde kadına ayrıcalık istiyorsunuz!

 

Aslında eşitliği İslam sağlamış. Çünkü kadınıyla erkeğiyle insanı Allah yarattı, bu mevzuda hükmü veren de O. Mutlak eşitlik... Allah'ın merhamet eli de bu eşitliğin üzerinde...

 

Kadının yargı makamlarında yeri yok da bunu modern insanlara nasıl anlatacaksın? Hadi bakalım... Eşitlik desen, hani nerede eşitlik??? Eşitlik kavramını Peygamber kucağının dışında ararsan, o zaman burada bir eşitsizlik görürsün. Ama bu eşitsizlik fikri, kadının fıtri yapısını devre dışı bırakır. Eğer kadın yargı makamlarından uzak durursa, işte o zaman mutlak eşitlik sağlanır. Bu işin kuralı bu, çünkü mutlak hüküm sahibi O.

 

Biz eşitiz... Erkekler doğurur, kadınlar sakal bırakır...

FA
18.08.2014 21:05
#16

Bizim dinimizde eşitlik var da benim mi haberim yok. Kullanılması gereken ifade adalet olmalıydı. Kadın-erkek eşitliği değil, kadın-erkek ilişkisinde adalet..

Hafakan, kadına tokalaşmak haramdır, derler genel olarak, oysa kadın ve erkeğin tokalaşması haramdır, daha uygun bir kullanım olur.

Kadın toplumun inşasında rol alır, erkek inşaatında :) amelelik kısmı size ait. Latife ediyorum aman erkeklik gururunuz şahlanmasın boşa:)

Fıtraten farklıyız o kadar, başka bir farklılık göremiyorum

Not: Acaba feminist miyim, diye kendimi sıgaya çekeceğim, söz.

18.08.2014 22:30
#17

Fatma Topçu!

 

Sana lafın tamamını anlatmamız gerekiyor galiba... Bundan sonra senin için onu da yaparız... Yazdığımı bir oku bakayım, ne anlama geliyor, o yazıdaki fikir nereyi işaret ediyor... O senin dediğin yeri, biz yazımızda işaret diliyle gösterdik zaten ama senin için bir de yazmak gerekmiş, ete kemiğe bürümek gerekmiş...

 

Leb... Yani leblebi :)

MA
18.08.2014 23:12
#18

bu topyekün genellemeyi nasıl başarabildiniz mabed arkadaşım?? erkeğinde harama bulaşmadan çalışamayacağı hususunu?

 

kadın için haram ne ise erkek için de haram :) yapmayın lütfen burayı tekrar düşünün .(yazınızın çoğuna katılıyorum )

Mevcut sistemde çalışan

erkek ve kadın üzerinden bunu yorumlar isek ne demek istediğim anlaşılır galiba. Benim kast ettiğim kadının mahrem olduğu için çalışmasına karşı çıkanların işaret ettikleri "bakmak haram, tokalaşmak haram" gibi hükümler erkek için de haram. Sanki bu ahkam sadece kadınlar için varmış gibi algılanıyor. Hakan bey kadın ile toka yapmak normal. Hülya hanim bunu yapınca "anormal" oysa ki ıkisine de Allah kendilerini muhafaza etmelerini emir etmiş. Mesela kadın kuaförlüğü yapan erkek eleştiri konusu olmaz ama aynı şeyi kadın yapınca eleştiri konusu oluyor.

Yoksa sizin anladığınız gibi erkeğe ait calisma ortamı, iş sahası tanzim etmek gibi bir söyleme sahip değilim, olmakta tam bir cinnet hali olurdu ki aksine bu ortam kadın için oluşturulmalı. Kadına cinsiyet bakımından haram olan ne ise karşı cinse dayalı olarak haram kılınmış. Dolayısıyla erkek için de Allah hududlar belirlemiş. Erkeğin çalışmasını mecburidir ve hatta ailesinin geçimini helal rızık peşinde koşarak temin edene Allah cennet vaad etmiştir. Gelgelelim

kapitalist sistemin olumsuzlukları ve oluşturduğu devasa dejenerasyon sadece kadına değil erkeğe de zarar veriyor ama kadını fıtratı gereği daha fazla etkileniyor. Bana göre kadın, erkek çalışma ortamının aynı olmasi ruh ve ahlak dünyasında oluşturduğu derin izler aynı ama erkekte göze batmıyor. Eleştirdiğim tam olarak da budur.

18.08.2014 23:50
#19

Birisi kadın için mahremiyetten bahsederken, bunu erkek için de düşünmüyorsa, o kişi bizim mevzumuzun dışındadır zaten... Düşünsenize, kadın erkek ilişkisinde, kadın bir haram işlediğinde, erkek de onun suç ortağı olmuyor mu? Neticede bu haltı beraber işliyorlarsa, bizim fikrimiz ne olur? Tutup da erkeği savunmayız, kadını da haram işledi diye kıyasıya eleştirmeyiz elbet... İkisini de eleştiririz, olur biter...

 

Aslında aynı şeyleri yazıyoruz...

19.08.2014 01:00
#20

Erkeğini kıramayan, dizini kırar. (Bir Amazon atasözü)

 

 

Yok bence bacağını kırsın gene... Diz fena...

HA
19.08.2014 09:30
#21

durum anlaşılmıştır......

bir işaret bir misal,,,,,, ayrılık remzi visal,,,,,, Allaha yol bir timsal,,,,,, kadın.....

 

FA
19.08.2014 10:40
#22

Fatma Topçu!

 

Sana lafın tamamını anlatmamız gerekiyor galiba... Bundan sonra senin için onu da yaparız... Yazdığımı bir oku bakayım, ne anlama geliyor, o yazıdaki fikir nereyi işaret ediyor... O senin dediğin yeri, biz yazımızda işaret diliyle gösterdik zaten ama senin için bir de yazmak gerekmiş, ete kemiğe bürümek gerekmiş...

 

Leb... Yani leblebi :)

Ünlemini sevsinler. Ne bu ihtar mı? Ne densiz bir üslup bu? Bak yine üslup dedik, tüh.. Oysa siz ifade ederken karşınızdakini düşünme derdinde değilsiniz.. Ne burası babanızın çiftliği ne de ben ego tatmin aracınızım. Fikirlerinizi saygı çerçevesinde tutarsanız sevinirim. Lafı uzatmaya gerek yok. Nasılsa karşımda leb demeden leblebiyi anlayabilen mükemmel bir zeka var..

19.08.2014 12:50
#23

Aman Yarabbim aman...

 

Densizlik mi??? Bu ne ağır bir hakaret böyle!!! Peki densizlik nerede, onu da gösterin?.. Hangi cümlemde densizlik yapmışım ben böyle yahu!!!

 

Anlamıyorsun işte, sana bir şeyi en ince noktasına kadar anlatmadıkça anlamıyorsun... Yukarıdaki yazıda hiçbir hakaret yapmadığım halde bizi densizlikle suçladın. Yazının ana konusunu yine anlamadın. E ama suç bende tabi... Sana bütün incelikleri ile anlatmadık meramımızı... Suç bizim, bizim suç...

 

Bir yerden atlayan bir adam, yere çakılır herhalde... Adam atladı deyip, yere çakıldı demesek de, anlarsın ki adam haliyle yere çakıldı... Ama sana lafı yarım anlatınca, sanki adam havada kalmış gibi algılıyorsun... Öyle gibi he???

 

Bir de şu üslup... Yahu kendinizde olmayan bir şeyi başkasından niye beklersiniz ki? Densiz filan... Benim şuradaki yazdıklarıma bir bakın bakalım, böyle densizce laflar bulabilecek misiniz? Ama üslup dersi vermeye kalkanlar da sizlersiniz. Erdoğan'a sabah akşam hakaret ediyorlar, sülalesine hakaretler, rahmetli annesine küfürler kırla gidiyor... Her gün hakkında bir sürü yalan uyduruluyor, Erdoğan'ın... Diktatörlük söyleminden alın da, türlü türlü hakaretlere kadar... Ama size bi eleştiri geldi mi, üstelik içinde hakaret namına hiçbir şeyin olmadığı bir eleştiri geldiğinde hemen üslubunuzu bozuyorsunuz… Hemen ‘’densizlik’’ filan diyebiliyorsunuz… Bari bu söylemi ilk önce kendi nefsinize de gerçekleştirseniz…

 

Bir de şu ünlem işareti… ‘’Fatma Topçu!’’ ifadesinden ne anlatınız, Allah aşkına??? Yani ben burada ne yapmış oldum sizce??? Küfür filan mı ettim acaba??? Öyle ya densizlik yaftasını boynumuza asacak kadar ağır bir şey yapmalıyım… Bu ünlem işareti herhalde hakaret anlamına geliyor, yeni öğrendim doğrusu… Belki de tehtit filan mı etmiş oluyorum, kim bilir? ‘’Senin ağzını kırarım’’ demenize gerek yok yani, bir ünlem ile halledebilirsiniz işi…

 

Mesela insan bir başkasına seslenince de kelimenin sonuna ünlem koyulmaz mı acaba? Ünlemden illa ihtar anlamı mı çıkar? Kaldı ki, ben sizi ne için ihtar edeceğim?

 

Üslup filan diyorsunuz ama benim üslubun sizden çok daha düzgün…

 

Üç nokta, cümle daha bitmedi demek oluyor bu arada!!!

MA
19.08.2014 13:31
#24

Bu konu daha fazla kırgınlığa ve alınganlığa meydan vermeden kapayalim, lütfen. İstirham ederim. Ortada bir yanlış anlama veya anlamama da olabilir. Neticede karşınızdaki bir bayan size normal gelen üslup bize sert ve aşağılayıcı gelebilir ve bu da bizi gerebilir. Neticede forumda yeniyiz birbirimizi fikir ve üslup olarak tanımıyoruz. Askere giden ere bile bir kaç gün ültimatom gecerler yahu.

FA
19.08.2014 18:11
#25

Birincisi ünlemi seviyorsun anladık. Ikincisi hakaret yapılmaz edilir, kırla değil gırla gitmek, tehtit değil tehdit. Hayır yani şimdi çoluk çocuk okur, yanlış öğrenmesinler. Üçüncüsü Topçu değil Topcu, ç'li olsa öyle yazardım zaten. Neyse.. Galiba öğrencilerimi özledim ben..

 

Sayın Hâcegân, sen büyüksün, sen haklısın, kesinlikle yanlış ifade etmezsin biz yanlış anlarız.. Allah'ım o ünlemi, o üç noktayı ne de güzel kullanıyor ve de ne demek olduğunu biliyor, çok zeki olmalı.. Önünde şapka çıkarıyorum haşmetlüm. Bu seferlik affediniz, ağzımı kırmayınız. Gelecekte sizi başbakan olarak görmek isteriz, ülke bu üsluba âşinâ nasılsa..

Topu aldım, göğsümde yumuşattım ve taca atıyorum. O top oyun sahasına dönmesin, maç tatil edilsin. :)

19.08.2014 18:32
#26

Birincisi ünlemi seviyorsun anladık. Ikincisi hakaret yapılmaz edilir, kırla değil gırla gitmek, tehtit değil tehdit. Hayır yani şimdi çoluk çocuk okur, yanlış öğrenmesinler. Üçüncüsü Topçu değil Topcu, ç'li olsa öyle yazardım zaten. Neyse.. Galiba öğrencilerimi özledim ben..

 

Sayın Hâcegân, sen büyüksün, sen haklısın, kesinlikle yanlış ifade etmezsin biz yanlış anlarız.. Allah'ım o ünlemi, o üç noktayı ne de güzel kullanıyor ve de ne demek olduğunu biliyor, çok zeki olmalı.. Önünde şapka çıkarıyorum haşmetlüm. Bu seferlik affediniz, ağzımı kırmayınız. Gelecekte sizi başbakan olarak görmek isteriz, ülke bu üsluba âşinâ nasılsa..

Topu aldım, göğsümde yumuşattım ve taca atıyorum. O top oyun sahasına dönmesin, maç tatil edilsin. :)

 

Ha hadise şimdi anlaşıldı. ''Topçu'' dan rahatsız oldunuz... Ama haklısınız tabi... Çünkü benim onu bilinçli yaptığımı düşünüyorsunuz ki, böyle düşününce sonuna kadar haklısınız. Ama ben hadiseyi şimdi fark ettim. Yani bu bir hata idi, bilerek yaptığım bir şey değildi. İmalı bir şey değildi. Sizin isminizi ilk aklımda kaldığı şekli ile yazmışım, oradan kaynaklanan bir hata oldu... Mesela Kılıçdaroğlu değil de Kılıcdaroğlu yazmam gibi... Bu hatamdan dolayı, yanlış anlaşılmalara da sebep olduğum için sizden özür dilerim.

 

Size kırgınlığımı da dile getirmek istiyorum. Her ne olursa olsun, karşınızdaki insanın eksikliğini yüzüne vurmayın. Hele bu kadar kişinin önünde. Bu durum beni çok üzdü. Ama dile getirdiğiniz bu durma da açıklık getirmek istiyorum. Bizim buralarda konuşma dili bu. Annem, babam ve ailem hep böyle konuşur... Ben de onların arasında yaşıyorum haliyle... İşte bundan dolayı yazdıklarımıza şive de karışıyor, ne kadar dikkat etsek de yazımıza karışıyor şive, bu elimde olmayan bir durum. Bizi böyle kabul etmeniz gerekecek.

 

Ha mesela bir resmi yazı yazarken, bir dilekçe yazarken bu hatalara düşmüyoruz. Orada dikkat ediyoruz... Ama sizin aranızda, bu sitede kendimizi serbest bırakmışım, öyle olunca bu hatalar kendiliğinden çıkıyor. Hele siz benim ailemi görseniz var ya, o zaman anaokuluna hasret kalacaksınız galiba. :)

 

Neyse... Şu son yazdıklarınız hiç hoş olmadı. Çok üzüldüm.

FA
19.08.2014 21:30
#27

Biraz taşkınlık yaptım, bir anlık sinirle, kabul. Ama kırgınlık karşılıklı. Bu arada ben şiveli konuşanları çok severim. Memlekete gidince hemen oraya ayak uydururum. Ve soyadımı ç'li yazmanıza hiç kırılmadım. O sadece 3. Madde işte o kadarcık, madde olsun torba dolsun. Ben böyle madde dizdirmeyi severim. Aha bi daha yapacağım.

 

Bir siteye üye olmadan önce yapılması gereken 3 altın kural:

 

1) Dövüş Sanatları Dersleri Alınmalı. (Judo, taekwondo, karete Allah ne verdiyse.)

2) Sinirler aldırılmalı. (Böylece her denilene gülüp geçilir.)

3) Sitede dayın olmalı. (Şöyle arka çıkacak, sana laf ettirmeyecek.)

 

Not: Işte bunlar hep şaka. Yeminlen..

HA
20.08.2014 10:21
#28

çok alıngan gördüm sizi arkadaşlar.....

relax pls..... :) arada yanlış anlaşılma-lar olur. kimsenin art niyetli olcağı kanısında değilim. ama an geliyorki aynı dili konuşamıyor olabiliyoruz. büyütmeye gerek yok

FA
20.08.2014 17:08
#29

Çok haklısınız. Ama kırgınlık geçti diye umuyorum. Hem n'olmuştu ki ya, unutmuşum. :)

21.08.2014 22:50
#30

"-Dünkü kadın, mahfaza içinde mahfaza, perde ardında perde, binbir
mefkureleştirme vasıtasının sakladığı sonsuz bir kıymet gibi, erkek
ruhuna nakşedilmiş, çözülmesi gereken bir şifre, bir bilmece, bir
sırdı. Bugün ise 50-60 kilo, derisi yüzülmüş cılk et ve bütün tılsım
nahiyeleri galiz birer maddecilik halinde, sadece gaseyen ettirmeye
memur bir cifedir.

-Bugün, devrim Türkiyesinde, büyük bir gençlik yığınının yalnız
hazmi ve tenasuli cihazlarıyla yaşamasındaki hiçbir şeyle kıyas
kabul etmez müthiş felaket, çekilmiş bir su dibinden çıkan pislikler
ve leşler gibi, iman denizinin neleri örttüğüne ve başını alıp
gidince meydanı nelere bıraktığına en canhıraş şahittir.

-Bugün güya gasbedilmiş haklarını kendisine verdiği için
herkesten fazla devrimci geçinen Türk kadını bilmelidir ki aynı
devrim kendisine kadınlığını kaybettirmiştir.

-Plakalarında "İslam" yazılı itfaiye otomobilleri ve onların
gökdelenleri deviren hortumlarıyla bu yangının üzerine varmadan,
Türkiye'de insan ormanlarındaki yangını söndüremezsiniz!"


Necip Fazıl Kısakürek-Türkiye'nin Manzarası(Kadın)

MU
22.08.2014 00:46
#31

Tazir hocam, ne diyebilirim ki size; yine taş gediğine oturdu. Üstüne tek heceli laf dahi edilemez.

 

Üstad her defasinda ilk okunuyor etkisini nasıl yaratıyor hayret ediyorum! Ne çarpıcı ifadeler bunlar! Şimdi tüm yangın kadının evde oturmasıyla mi nihayete erecek? Tamam ilmek ilmek kendini, yavrusunu ve beyini işlesin.. Bu ulvi istidat salt evde oturmakla mi oluyor?yine ve hala kabullenmek zor geliyor.

 

Emir telakki ederim üstadimin sözünü yalnız kadına biçilen rolün dört duvar arasi olmadığını zikreden de yine merhum ustadimizdir. Ben bocaladım şu an..

FA
22.08.2014 01:51
#32

 

Müennes bir mümine olması gereken müzekker mümin, yukarıdaki pasajdan kadının dört duvar arasında kalması sonucunu nasıl çıkardın, doğrusu hayretteyim. (Biraz da ben şok olma eylemini gerçekleştireyim.) :)

Üstadın bahsettiği müptezel kadınlar, Cunhuyet kadınları, sen gibi Osmanlı kızı değil be heyyyy ( Fatih Tezcan efekti de vereyim.)

Neyse sen daha çok bildiğin için bocalıyorsun. ;) Zîrâ çok bilen çok yanılırmış, tecrübeyle sabit tatlim ;)

IB
22.08.2014 04:31
#33

Avratlar su gibi sessiz ve sakin , güçlü olmalı.

KA
22.08.2014 10:12
#34
Selamlar,


Mesajlarımızda kullandığımız üsluba biraz dikkat edelim. Forumun ruhuna, çizgisine, benimsediği anlayışa uygun olmak kaydıyla kaba, nahoş ve müstehcen ifadelere yer vermeden fikir beyanında bulunalım. Aynı hassasiyeti diğer paylaşımlarda da göstermemiz yerinde bir davranış olacaktır.


Saygılarımızla..

IB
22.08.2014 15:32
#35

Şimdi ecdadımız hanımlarına "avrat" diyerek hakaret mi ediyorlardı?

 

İnsanlar sevmediği insanların doğrularında hata arar, sevdiği insanların hatalarında doğru arar.

Eğer sitenizin böyle bir iki yüzlülüğü varsa hemen üyeliğimi silmenizde sakınca yoktur. Emekler zai edilmeden...

 

Sizi ecdadımıza saygısızlıktan uyarırım.

 

 

IB
22.08.2014 15:36
#36

Şimdi ecdadımız hanımlarına "avrat" diyerek hakaret mi ediyorlardı? "avrat" Köylerde ak sakallı dedelerimizin kullandığı bir kelimedir. Sitenizde taşralı ayrımı var mı ? Hani , cumhuriyetin ilk yıllarında şehre köylüleri sokmazlarmış ya , burada da böyle bir uygulama mı var? İnsanlar sevmediği insanların doğrularında hata arar, sevdiği insanların hatalarında doğru arar. Eğer sitenizin böyle bir iki yüzlülüğü varsa hemen üyeliğimi silmenizde sakınca yoktur. Emekler zai edilmeden...

IB
22.08.2014 15:38
#37

Şimdi ecdadımız hanımlarına "avrat" diyerek hakaret mi ediyorlardı?

"avrat" Köylerde ak sakallı dedelerimizin kullandığı bir kelimedir.

Sitenizde taşralı ayrımı var mı ? Hani , cumhuriyetin ilk yıllarında şehre köylüleri sokmazlarmış ya , burada da sinsice böyle bir uygulama mı var?

 

İnsanlar sevmediği insanların doğrularında hata arar, sevdiği insanların hatalarında doğru arar. Eğer sitenizin böyle bir iki yüzlülüğü varsa hemen üyeliğimi silmenizde sakınca yoktur. Emekler zai edilmeden...

Es Selam

KA
22.08.2014 16:34
#38
Selamlar,


Sitemizde herhangi bir ayrım söz konusu değildir. Böyle bir kanıya varmanızı gerektirecek bir açıklama yapılmadığını da dikkatlerinize tekrar sunuyorum. Sadece kullanılan üsluba yönelik ikazda bulunarak dikkat edilmesi gerektiğini vurguladım. Sizi tanımadan hakkınızda hüküm vermemiz, dışlamamız doğru olmayacağı gibi sizin de, site hakkında iki yüzlü ifadesi kullanmanız pek yakışık almadı. İkili ilişkilerde insanların birbirlerine nasıl hitap ettikleri, ak saçlı dedelerin, amcalarımızın, babalarımızın hanımlarına nasıl muamele ettikleri, site kurallarımızı belirlemez ve bunlara da müsamaha göstereceğimiz anlamına gelmez. Her sitenin kendine münhasır kuralları ve prensipleri vardır. Yöneticeler de dahil olmak üzere her kullanıcı bu kurallara riayet etmek zorundadır. Müsterih olunuz köylü kentli ayrımı yapmıyoruz böyle bir şeyi de tasvip etmiyoruz, zira ayırım mevzubahis olsaydı ben de bir köylü olarak bu sitede yer alamazdım.


Saygılarımla...

IB
22.08.2014 17:03
#39

aleykümselam.

 

Niye çelişkili cevaplar veriyorsunuz açık konuşmuyorsunuz anlamıyorum. Kurallarda bayanlara "avrat" demek suç mu ?

Cevabınız : evet veya hayır

 

Eğer cevabınız "evet" ise sizi yalnış almamış olmuyorum. Ki ben de hala dahi kaba ve müstehcen konuşmamam gerektiği ile uyarılmama göre cevabınız evet.

 

"avrat" kelimesinden neden rahatsız olduğunuzu açıklarsanız daha çok anlamlı olacak benim için.

 

Sizi açık konuşmaya davat ediyorum. Buna göre biz de gerçek bir yüzle muhattab olmayı bekliyoruz tabiki.

 

Belkide taşra uslubunun kabul edilmeyişi açık ve anlaşılır olmasıdır...

 

 

Olabilir köylü veya taşralılar bazı yerlere kabul edilmeye bilir. Cumhuriyette yaşanmıştır böyle şeyler. Kıyafetinden dolayı , konuşmasından dolayı hor görülüp şehirlerden uzaklaştırılmıştır... Yaşanmamış şeyler değil bunlar.

MA
22.08.2014 17:13
#40

Tazir hocam, ne diyebilirim ki size; yine taş gediğine oturdu. Üstüne tek heceli laf dahi edilemez.

Üstad her defasinda ilk okunuyor etkisini nasıl yaratıyor hayret ediyorum! Ne çarpıcı ifadeler bunlar! Şimdi tüm yangın kadının evde oturmasıyla mi nihayete erecek? Tamam ilmek ilmek kendini, yavrusunu ve beyini işlesin.. Bu ulvi istidat salt evde oturmakla mi oluyor?yine ve hala kabullenmek zor geliyor.

Emir telakki ederim üstadimin sözünü yalnız kadına biçilen rolün dört duvar arasi olmadığını zikreden de yine merhum ustadimizdir. Ben bocaladım şu an..

İşlenilen amellere karşılık verilen mükafat veya ceza açısından kadın erkek arasında fark olmamakla birlikte iffeti ve hicabı muhafaza etmenin sosyal hayata dönük yüzünde cazibe merkezi olma sebebiyle kadının daha çok dikkat olması gerekir. Kadın sosyal yapıda İslamın kendisine verdiği değeri, itibarı, şerefi, haysiyeti ve onuru ayaklar altına alacaksa evet evinde yerli yerinde otursun. Bu onun şerefini alçaltmaz, aksine yükseltir. Günümüz toplumunda kadının sosyal-leşme sevdası kadını iyiden iyiye leşleştirmeye başladı zira.

HA
22.08.2014 17:17
#41

Günümüz toplumunda kadının sosyal-leşme sevdası kadını iyiden iyiye leşleştirmeye başladı zira.

 

müthiş.....

IB
22.08.2014 17:22
#42

Aziz Kardeşlerim bidatlerin hiçbirisinde nur yoktur.
Bayanların herhangi bir yerde yöneticilik yapması bence bir felakettir.

Başörtüsü konusundaki hassasiyet nicin Bidatler için gösterilmiyor?

 

Bidatlerin kapısını açan bir başörtüsü düşüncesi olabilir mi?

Ne yazıkki zannımca bir çok önemli yerlerde Erkek yöneticiler Kadınların etkisi altında kalmıştır.

MU
22.08.2014 20:44
#43

Hep kadın zaten bütün musebbib kadın. Erkeği konuşmayalım, ideal adam kimdir konuşmayalım. Erkek yöneticiler kadın etkisinde kalmış çapsızın biri o zaman. Adam olaymış. Şimdi arkadaş bahsetti, beş yıllık bir ilişki ve beyfendi kendisine faceden gelen mesaja kayıtsız kalamıyor. Oturun bunu konusun o hayvan iştahı nedir onu tartışın. Kadının basortusu, toplum içinde durusu, ağzındaki sigara, dilindeki argo size pelesenktir. Ne güzel. Ama hiç erkek ne ile kayıt altına alınmalıdır. Nasıl terbiye edilmelidir demeyin.

 

Korkunç ya!

IB
22.08.2014 21:23
#44
Aziz kardeşlerim etrafıma baktığımda kendi çapımda bazı toplumsal tranvalar görüyorum. İnsanlar zıttına benzemeye başlıyor.

Yani zengin kesim sosyete kesim hep akp düşmanı , aslında sabahtan akşama kadar onlara çalışıyor devlet. Neden şikayetçiler anlamak zor. İşçi kesimi savunuyor sosyeteler. Acıyormuş da perişanmışız da aslında bir bakıma da haklılar...

Bu bir tatmin mi acaba , yani sosyetenin fakiri siyasi alanda sahiplenmesi , normalde sosyete "yaralı parmağa ......." Özl seektörde milletin sırtına çıkıp bu şekilde de kendini rahatlatıyor olmalı. Hatta "has oluyor bunlara" diyen bile vardır.

Şimdi bu işçi toplumun yükünü çeken kesimde bu şekilde sosyeteden intikam alma peşinde gibi. Sosyete çaresiz kaldıkça fakirler de basıyor kahkahayı...


Yani acaba yalnış mı yapıyoruz çünkü bu hareketler her işimize yansıyor. Bu tepkiler her insan ilişkisine yansıyor. Erkek - avrat ilişkisinde de aynen. avratlar , erkekliğe özenmiş intikam alırcasına saldırıyor, erkekler zaten yelkenleri çoktan suya indirmiş . O onu beğenmiyor , o onu beğenmiyor...


Bu kıyamet alameti olabilir. Kaddınların erkekleşmesi - Erkeklerin kadınlaşması...


Mesela çelik bilekli yiğitler beğenilmek için fino köpeği oluyor...


Bu durumdan kurtulmanın tek yolu yine resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize uymakla olur.

"Ey avrat ne kadar caziben olsada bak senin yerin na şurası , bir adım öteye zinhar gidilmeye"


Bunu diyeceksin , sonuçta oklava da yesen kafana diyeceksin.


3 türlü direniş var


1) içinden buğuz edeceksin

2) Dilinle uyaracaksın

3) Elinle tutacaksın.


yani ben düşünüyorum aklım bilgim buna yetiyor. Belki çok kaba bir fikir . Aklı kullanmak gerek birlikte düşünmek lazım.

Şaka maka Türk milletinin savaşçı özelliği elden gitti

Normalde Türkler için sevgi önemlidir. Kadın seviyorsa iş bitmiştir. Ne olursa olsun buluşursun Cengiz Han filminde var. Ama kadın istemiyorsa iş bitmiştir . Kesinlikle Türkler Kadın için kan dökmez. Zorlama yoktur...


Sevgi mühessesesi gereklidir. Bu zıtlıklar intikamlaşmalar her iki tarafın da kaybıdır.


Şimdi uyanık olmak lazım aziz kardeşlerim. Zamane zibidi sosyete kızlarını eleştirirsen zaten artı puan alırsın. Çünkü gerçek ev hanımları olsun Annelerimiz bacılarımız olsun bu zibidi bayanlardan bizden daha çok rahatsızlar.


Tabi zinetini açması onu utandırır en çok....

FA
22.08.2014 21:28
#45

Sevgili mümin kardeşim,

Öncelikle sert girersem fikrimi daha iyi savunurum düşüncesinden kurtulmalısınız. Yargılayıcı da olmamalısın. Her kadın birbirinin aynısı olmadığı gibi her erkeğe de "Hepiniz aynısınız." muamelesi yapmak takdir edersin ki yanlış bir tutumdur.

Şuna katılıyorum: Kadın nasıl kendini sakınıyorsa erkek de sakınacak. Orta çağın kadını şeytan ilan ettiği gibi şimdi de suçher dem kadında bulunmayacak. Zaten dini vecibelerini güzelce yerine getiren her Müslüman da sosyal ilişkilerin ne boyutta olması gerektiğini bilir.

Merhaba demekten bile çekinen tavırlara gerek olmadığı gibi tokalaşmaya da gerek yoktur. Dengeyi kurmak elzem vesselam..

MU
22.08.2014 21:53
#46

Sert gireyim ki galibi ben çıkayim falan değil. Zikrettiğim hususta tatsız örnekler çoğalınca yine sinirlendim. Burada da yok yöneticiler kadın etkisi altında diye okuyunca. Genelleme elbette yanlış yalnız problemin başı olarak sürekli kadının lanse edilmesi yanlış.

 

İbrikçi kesinlikle toplumsal travma içinde olduğumuz doğrudur. Evlenmeden ziyade boşanmanın yaşandığı bir ülkede devlet hala üç çocuk diyor. Aile değeri erimeye durdu. Hatta değer dahi değerini yitirdi. Bizim ele almamız. Gereken problem salt kadın sorunu değil kadın erkek sorunu.

 

Ayrıca eşinin isteği doğrultusunda biraz törpülenmek neden fino köpek olarak değerlendiriliyor? Ne kadar yakışıksız. Oklava yese de yeri orası öyle mi?hayır aynı mesajda sözde hadisten alıntı var ya o garibime gitti.

 

Ha fatma dindar olan ne yapacağını bilir değil kuzum. İmam nikahı diyor, hatta nikah demeden de. İçim karardı. Bir evlilik danışmanından dinledim "parası var yapar gerekçesi dindar yapmaz cümlesi ile birebir eşittir" dedi. Çok korkunç mide bulandırıcı ihtimaller bunlar. Allah sonumuzu hayr eyleye.

FA
22.08.2014 22:08
#47

Devlet kesinlikle yanlış yapıyor, 3 çocuk az :)

Boşanmaların çoğalmasının 1. etkeni bence kadınlar. Ekonomik özgürlüğünü eline alan kadın en ufak bi anlsşmazlıkta mahkemeye götürüyor işi. Tahammül yok, karşılıklı anlayış yok. Aldatma hususunda da ben hakiki bir dindar erkeğin aldatacağına inanmıyorum. Toplumsal yapımızdaki dejenerasyonun nedenleri araştırılmalı. Islamdan uzaklaştıkça sıkıntılar çoğaldı. Dizi ve filmler ahlakî yozlaşmaya neden oluyor. Ya da gençler oradaki gibi bir aşk umuduyla evleniyor sonra tek celsede boşanıyor. Evlilik gerçekten çok düşünülüp öyle adım atılması gereken bir müessese. Fikri, ruhu uyuşacak kişilerin önce. Üstadın evliliğini yine bu sitede okudum ve Neslihan Hanım'ın nasıl sabrettiğini gördüm. Şimdikilerde sabır da yok. Hayırlı, kaliteli evlatlar yetiştireyim düşüncesi de yok. Şu an garip ve isyankar bir ruh hali içerisindesin ya da öyle hissediyorum. Allah temizleri temizlere nasip eder, bu minvalde bir ayet vardı sen daha iyi bilirsin.

 

Konuyu derinlemesine işlemek isterdim seninle ama burası yeri olmayabilir. Sonra mesajlarımıza dikkat etmemiz hususunda uyarılar alıyoruz falan hiç gerek yok yani :)

22.08.2014 22:18
#48

---

 

Edit/ kuzenim..

FA
22.08.2014 22:23
#49

Kaçış kurtuluş değildir. :)

MA
22.08.2014 22:56
#50

 

 

İffet mücahideleri

Nurettin Yıldız

 

 

Müslüman insanın, insan olarak ortaya koyduğu en açık farklardan birinin iffet olduğu tartışılamaz bir hakikattir. Müslüman erkeğiyle kadınıyla iffetlidir. İffet bilhassa kadın üzerinde çok daha açık bir farktır. Müslüman kadın iffetlidir. Üzerinde izlenebilen iffetli şahsiyeti onun karakteridir. Erkeklerin veya kadınların iffetten taviz vermeleri ve neticede de iffet sorunlu şahsiyetler olarak yaşamaları, yeryüzünü imar etmek için görevlendirilmiş bir ümmetin en öncelikli sorunlarından biridir. İffetin ağırlıklı yörüngesi kadındır. Bu ümmetin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem den sonraki en büyük fitnesi olan kadının iffetten taviz vermesi sadece kadın ekseninde kalabilecek bir sorun olamaz. Kadın, erkeğin de aslı olması açısından, kaybettiği değerlerinin bedelini kadın olarak kendisi ve erkek aynı anda ödeyecektir. Ne kadın tek başına düşünülebilir ne de erkek tek başına yaşama iddiasında bulunabilir. Birbirini tamamlayan iki parçadan biri için bütünlük iddiası olamaz.

İffet:

- Nefsin hayvanî isteklerine karşı kendini koruyabilmektir.

- Şeriata aykırı olan şehevî isteklere karşı kişinin kendisini dengede tutabilmesidir. Şehvetleri tamamen köreltmeden ama onlara esir de olmadan yaşayabilmektir.

- Nefsin haram isteklerine karşı kendini koruyabilmektedir.

- Yeme ve cinsel şehvet konusunda aşırıya kaçmamayı becerebilmektir.

- Helal ile yetinmek, haramdan uzak kalmaktır.

Müslüman kadının iffeti, İslam’ın insan üzerindeki ilkelerinin ne denli korunduğunun göstergesidir. Kadının veya erkeğin iffetli olması, özellikle de kadının iffeti ile bilinirliği bir toplumda şu hususların aktif olarak bulunduğunu gösterecektir:

İffetin korunması, Allah’ın haramlarının çiğnenmediğini gösterir. Başta zina olmak üzere haramların aşılmaması, kişiler ve toplum açısından Müslümanca yaşama, Allah’ın Şeriat’ını esas almaktan kaynaklanacaktır. Bu da İslam’ın yaşanan bir din olduğunu ispat eden delillerden biridir. Yükselen ezanlara rağmen ulu orta işlenebilen haramlar ise tam bir çelişkiyi gösterir. İslam’ın ezan iddiasının, ezana iman edenler arasında kimlik oluşturacak bir etkiye sahip olmadığı bu çelişkiden anlaşılabilir. Ya da, ezana iman edenler, haramları ulu orta işleyebilenlere karşı, engelleyici nitelikte bir güç sahibi olamadıkları da bu çelişkiden anlaşılabilir. İffeti dikkate alan bir anlayışın üstün tutulduğu toplum, bu çelişkinin yaşanmayacağı toplumdur. Adına `İslam’ takısı getirilebilecek toplum da o toplum olmalıdır. Böyle bir toplumun, iffet üzerindeki emellerini canlı tutan her kadın, sonuç olarak `İslam’ vasfının bir toplum üzerinde izlenmesine etki eden tutumuyla toplumun dinamiği durumundadır. İffetli kadın, haramlarla mücadele eden kadındır. Haramlarla mücadele de İslam’ı yaşamanın en belirgin örneklerindendir.

İffet cihadında cepheler:

En önemli cephe cinsellikle alakalı konulardaki cephedir.

Onun ardından mide cephesi gelir.

Bütün çeşitleri ile haramlardan korunmak da iffet uğruna yapılan mücadeledendir.

Seviyesizliklere karşı seviyeli duruş da bir iffet mücadelesidir. Bu mücadele, bir Pazar yerindeki ilişkiden siyasete kadar insanın bulunduğu her yerde vardır.

Dil iffetinden de söz edebiliriz. Meleklerin konuşulan her şeyi yazdığına inanarak konuşmak bu anlayışın ürünüdür.

Bakarken göz iffetine sahip olmak mü’min insandan beklenendir.

İffetin korunduğunun en belirgin göstergesi hiç şüphesiz, erkek kadın ilişkilerinde din kurallarının esas alınmasıdır. İffetin sadece halk arasında `namus’ olarak adlandırılan bölümü ile ele alınması yeterli değildir. Elbette iffet, namus konusu olarak bilinen düzeyi de ihtiva etmektedir. Onunla beraber kadını, kadın yapan, erkeği de erkek olarak şekillendiren ve cinsellik etrafında dolaşan her konu iffet konusu olmalıdır.

Kadının bakışı, konuşması, giyimi ve onu erkekten farklı yapan her meziyeti iffetinin arandığı alan olmalıdır. Basit bir telefon görüşmesi üzerinden kadının iffet mücadelesi izlenebilir. İffetli bir kadın, herkesin rahatlıkla en azından sakıncalı veya ayıp görebileceği düzeydeki konularla iffetliliği belgelenirse bu düzey, İslam Düzeyi değildir. İslam, sıradan bir sistem olmadığı gibi ona iman edenlerin üzerindeki ilkelerinden biri de sıradan kurallarla belirlenemez. Müslüman kadının iffeti, yürüyüşündeki sadelik ve vakar ile anlaşılabilir. Konuşurken kullandığı kelimeler hatta kelime kullanma tarzı bile özenle seçilmiş olmalıdır. Bu da bir mücadeleyi gerektirmektedir. Kız çocuğu olarak doğduğu andan itibaren Müslüman bir hanımefendi olarak ortaya çıktığı zamana kadar iffet onun yaşam tarzı olmalıdır. Böylece Müslüman kadın, erkeklerin onun uğrunda meydanlarda yaptıkları cihadın ruhunu oluşturan kimliğini korumuş olur. Bu da onun cihadıdır. Biz buna, meydanlardaki cihadın alt yapısı da diyebiliriz. Kadın böylece, Uhud’dan Çanakkale’ye kadar bütün cihatların alt yapısı durumuna gelmiş olur.

Hayâ, iffetle beraber kullanılabilecek en yakın kavramlardan biridir. Erkek veya kadın, her mü’min hayâyı imandan bir parça olarak görür. İmanını koruduğu gibi hayâsını korur. Hayâ gittikten sonra iman zarar göreceği için iffetin de anlamı kalmayabilir. Özellikle kadınların hayâyı koruması, tam anlamıyla insanı ve insan üzerinden dini korumadır. Hayâyı koruma ve hayâlı kalma mücadelesi veren kadının, şeytana karşı en önemli cephelerimizden birindeki mücahide olarak görülmesi kadar tabii ne olabilir?

 

 

IB
22.08.2014 23:10
#51

aziz kardeşim mumin o an aklımdan geçenleri yazdım. yanlış anlama olması yüksektir.

Fino köpekliğinin çok yakışıksız olduğunu düşünmene sevindim.

 

oklavayı genelde kadınlar kullanır. Yani o cümlede oklavalı saldırıya uğraması muhtemel kişi erkektir. Önerdiğim çümleyi söylediğinde direk "ipler elden gidiyor " düşüncesiyle kadın anlamadan oklava ile saldıracaktır.

 

Yani bu şekilde kafamızda canlandırıyoruz.

 

3 çocuk muhabbetinde de çok önemli bir detay atlanmaktadır. bir ailenin günümüz şartlarında üç çocuk yapması ,eğer miras yoksa, kadın ve erkeğin çalışmasını gerektirir. Çalışan ebeveyinler çocuğun bakımında çok pasiftir. Yani çocuk okulaa gidecek olsa mecbur özel okula yazdırmk zorunda ve ek masraflar ödemelidir.

1 çocuk için yaklaşık bin TL 3 çocuk için 3 Bin sadece okul masraafı olur. Bu çekirdek aile bunu kaldıramaz.

Devlet okulları talebleri karşılayamamaktadır. Bir şekilde devlet okulunun talebi karşılaması engellenmiştir. Para tuzağı yani...

Bu bir soy kırımdır ne yazıkki...

FA
22.08.2014 23:22
#52

Sayın İbrikçi, karamsar yaklaşıyorsunuz. Yoksa rızkımızdan şüphe mi ediyoruz? Çoğumuz devlet okullarında okuduk. Iyi yetiştik çok şükür. Her şeyi okuldan beklemek yanlış olur. Eğitim ailede başlıyor. Özel okula da versen çocuğuna belli prensipler kazandıramamışsan yine kayıp bir çocuk olur. Öyle evlat yetiştirmeliyiz ki aklımız onda kalmamalı. Üniversiteyi il dışında okudum, afedersiniz istediğimi yapabilirdim. Ama kendimizi muhafaza ettik çok şükür. Özel okuldan ziyade sırf kız ya da sırf erkeklerin okuduğu okula verilmeli.

 

Geçim meselesinde haklısınız. İstanbul gibi büyük şehirlerde kadın-erkek beraber ancak geçim sağlar. Devrin şartları bunu gerektiriyor. Ama çalışan anne de olsa çocuğunu 3 yaşına kadar anne yetiştirmelidir. Lüks yaşamdan kaçınıldığı sürece Rabbim yardım eder. Geçim endişesiyle çocuktan kaçınmak yanlış. Ben özellikle dindar ailelerin mücahit ve mücahideler yetiştirmesinden yanayım. Diğerleri zaten köpek gezdiriyor, afedersiniz. :)

IB
22.08.2014 23:29
#53

Aziz kardeşim demek istediğim şu , gözden kaçıyor olabilir. Kadın ve erkeğin çalıştığı aile çocuğu öğle yemeği veya öğleden sonra gibi zaman dilimlerinde yani çocuklar eve gitsin diye salındığında çocuk ortada kalıyor . Anne baba işte olduğu için çocuk ortada kalıyor. Adam da mecbur özel okula veriyor sabah bırakıyor akşam iş dönüşü alıyor. Mecbur kalıyor özel okula vermeye. Çevremde bu şekilde aileler var. Adam beş vakit namazında oğlunu vermiş amerikan kollejine ...

Kara mizah...

Mecburen en hesaplısına veriyor. Kurda kuzuyu teslim edince çocuk Yunan kültüründe yetiştiriliyor...

Adam ne yapsın 3 tane yunanlı yetiştireceğine bir tane de karar kılıyor.

Bunlar haytın gerçekleri ne yazıkki. Gözden kaçıyordur belki kasıt yoktur. Bilemeyiz tabi...

IB
22.08.2014 23:33
#54

Bugün ashabı suffa sohbetinde dinledim inanamadım Sad Bin Ebu Vakkas radyallahu anh ın oğlu Hazreti Hüseyin Radyallahu anh efendimizi şehid edenlerin içindeymiş inanamadım ama gerçek . Sad Bin Ebu Vakkas radyallahu anh cennetle müjdelenmiş sahabede 10 kişiden biridir. Çok büyük bir sahabedir. Yani gerçekten evladını babadan ayırırlar...

Çok tehlikelidir bu kollejler. Ama anlatamıyoruz...

Devletin bunu çözmesi gerekiyor...

MA
22.08.2014 23:42
#55

Papazlar, Istanbulun fethedileceği dönemde kiliselerde

melekler erkek mi, dişi mi, kadınlar Insan mı değil mi onu tartışıyorlarmış. Bizim yaptığımız da şu anda ondan farksız.

Hasta ortada, teşhis belli 'reçete' nerede demek yerine hala teşhis üzerinde kafa patlatıyoruz

FA
22.08.2014 23:45
#56

Ben de katsayı sorunundan dolayı son yıl kolejde okumuştum. Bütün kolejler Yunan ilmini dayatmıyor. Yunan ilmi diyince aklıma Mahmut Efendi'nin "Yunan ilmi kucakta, Kur'an ilmi bucakta" sözü geldi. Yine diyorum çevre önemli amenna aile daha önemli.

Rabbim yolundan ayırmasın..

IB
22.08.2014 23:52
#57

Allahtan temelimiz sağlam , amerikan kollejinin müdürü diyor ki "aslında ben faşist derecesinde milliyetçiyim ama mecburen amerikan kollejinde çalışıyorum. Korkmayın bunun adı amerikan." Keşke dediği gibi olsa gavur boş durmuyor çocuğa tango öğretmişler. Bir seyrettim utandım ben . Kıza sarılıyor bilmem ne ....

 

10398666_734138646658392_905240924651271

IB
23.08.2014 11:11
#58

Bunun için Aziz kardeşlerim mesele çocuk yapmak değil çocuğu yetiştirmektir.

Aynı mantıkla düşünürsek , mesele Avrat bulmak değil aavradı yetiştirmek, Avrat için de aynen erkek bulmak değil erkeği yetiştirmek.

Yatişmiş erkek veya yetişmiş avrat diye bir şey yoktur.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Birbirinizi hiç bilmiyorsunuz ki , kendinizle alakalı birbirini yetiştirecek. Mesele budur Aziz kardeşlerim.

HA
23.08.2014 11:29
#59

ibrikçi bilader seviyeli ve düzgün uslübuna rağmen avrat ta ısrarcılık neden?

IB
23.08.2014 11:35
#60

cevap alamadığım için. Cevap bekliyorum. Yasaksa uyarız tabiki

HA
23.08.2014 11:37
#61

bööğğ geliyo kulağa yasak meselesi değil

IB
23.08.2014 11:47
#62

Banada çok sevimli geliyor aksi gibi.Bazı yerlerde "Arvat " bak "ar" kelimesiyle başlıyor. "Ar" çok güzel bir kelimedir. Hele bayanda olunca Allahın nimeti gibi... Nimeti yerde görsen alıp öpüp anlına koyarsın. Buna kabadayılık denir. Yani kabadayılık , nimeti yerden alıp öpüp alnına koymaktır.

"v" harfi zaten arapçada doğruluk , ciddiyet anlamında. Yemin gibidir "v" harfi. Beni çok etkiler...

"at" zaten atalarımız demiş at, avrat, silah...

 

Ulul emre uyarız o ayrı mesele.

Taşralılara "Girme" deseler şehirlere girmez vesselaam...

HA
23.08.2014 11:54
#63

tamam bilader kullanmakta ısrarcısın ve ,art niyet taşımıyosun. eyvallah. küfürde etmiyorsun sonuçta . he sana hoş geliyomuş onuda anladık. ama kusura bakma ama , bu tarz ifadenle ... beni senin hakkıda zonta.... kıro... hırbo...vs diye düşünmekten alıkoyamamış oluyorsun

IB
23.08.2014 11:56
#64

Eyvallah

BY
23.08.2014 15:51
#65

Ak sakallı dedesi kullanmış diye bu amiyane tabiri ısrarla kullanıyor hafakan abi, böğğ geliyor çok güzel dedin, kulak tırmalıyor ilaveten. Bizim için yegane ölçü Kuran'dır ve Efendimizdir (s.a.v). Kuranda ve Hadislerde kadın, hanım, eş ve zevce kavramları kullanılır. İçtihat sahipleri, alimler bu kavramı tefsirlerde, şerhlerde arvat şeklinde pardon avrat şeklinde kullanmamış. Toplum içinde insan ağzının ayarına dikkat eder değil mi? Birşeyin kullanılıp kullanılmayacağını insan kendisi bilmez mi? Hanım kardeşler var sitede, bu tabiri kabul eden yada hoşgören var mı acaba? Düşünmüyorki adam, ben seviyorum diye herkesi aynı kefeye koyuyor sen sevdin madem bizde sevelim oldu mu? Her doğru her yerde söylenmez efendi. Hahaha birde kelimenin etimolojik kökenine inmişsin ancak mevzuya kelalaka giriş yapmışsın ibrikçi, bazı yerlerde "Arvat" diyorlarmış bazı yerlerde de "Avrat" diyorlarmış karar verelim kim ne diyor, dedelerin dediği mi bazı yerlerde söylenilen mi doğru? Tdk'ya bakbakalım arvat diye bişey var mı, arapça lugatlara bakalım avrat avret manasında karşılık buluyor arvat arvet diye bir şey oluyor mu? Güzel yuvarlamışsın ar başta olursa pek güzelmiş "V" vavın yemin hali, at da şu dört ayaklı binek hayvanı hepsini topladık mı kırk eder? Kırkda mübarek sayı.. :). Kalemdar başkan izin verirseniz ben de kullanmak istiyorum baksanıza zararlı değil aksine faydalı bir şeymiş bu. Hatta konu başlığını değiştirelim "Arvat nasıl olmalı" Kadın ne abi siz burjuva mısınız? Taşralıyız biz istemiyorsanız silin üyeliğimi, taşralıysanız taşlanırsınız abi..... :)

HA
23.08.2014 16:09
#66

:) eyvallah by x haksız değilsin.... ibrikçi kötü niyetli olmasada sanırım marjinal olmanın peşinde. tuhaflıkta ısrarediyor.onu 3 cümle ile bağdaştırdım ben kafamda..... ne diyim daha

23.08.2014 16:30
#67

Arvat kelimesinden ''ar'', ''v'' ve ''at'' anlamlarını çıkarıp, hadiseye etimolojik bir mana verilince aklıma mevzu ile alakalı olmayan bir şeyler geldi.

 

Biliyorsunuz ki, bizim çok eski tarihimizde ''İl'' kelimesi vardı. Neydi bu? Doğru hatırlıyorsam devlet demek... Günümüzde de şehir/kent neyse il de o... Ama bir de dört büyük melek var. Şimdi diyeceksiniz ki, ''İl'' kelimesinden bahsediyorsun, sonra da dört büyük melek var, diyorsun. Ne alaka kardeşim!?!'' O zaman ben de size derim ki, ''Ama melek isimlerinin sonunda il var!'' Evet, böyle bir cevaba ne dersiniz? Acele etmeyin derim...

 

Azrail, Mikail, İsrafil, Cebrail... Bakın sonlarında ''il'' var. Bu ''il'' nereden gelmiş, biliyor musunuz? Şu bizim eski tarihimizden kalma ''il''den. Diyeceksiniz ki, hani kaynağın??? O iş basit...

 

1932 yılında Atatürk tarafından kurulan bir kurum var. Evet tahmininiz doğru... Türk Dil Kurumu... O vakitler bu kurumda anlı şanlı bilim adamları toplanıp, dilimizin etimolojik geçmişini ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. (Toplantılara Atatürk de katılıyor.) Yani bütün dillerin aslında Türkçe'den çıktığını bilimsel olarak kanıtlamaya çalışan bir kurul işte. İşte bu garip ''il'' iddiaları orada devlet politikası haline getiriliyor. Kurulda bu konular ciddi ciddi konuşuluyor. Tutanaklarda var bunlar... Ah o tutanaklarda daha neler var... Ben o tutanakları görmedim ama Cumhuriyet gazetesinin arşivine girdim. 10 lira verince, arşivde 24 saat dolaşabiliyorsunuz, internet üzerinden. 1932 yılında çıkan Cumhuriyet gazetelerinde kuruldaki bu konuşmalar çarşaf çarşaf verildi. Bizzat oradan okudum. Yani bunlar bilimsel çalışma arkadaşlar...

 

Niagara Şelalesi bile bizim Türkçe'den üretilmiş mesela... Bizim atalarımız oraya gidince, şelaleyi görmüşler ve şöyle demişler: Ne yaygara, ne yaygara!!! Sonra zamanla burası Niagara Şelalesi olmuş. Mesela Amazon Nehri... Bizim atalarımız keşfe çıkmışlar... Bir nehrin yanına gelmişler... Gitmişler, gitmişler ama nehrin sonunu bulamamışlar... Sonra da demişler ki: Amma uzun!.. Amazon Nehrinin ismi de buradan geliyormuş... Güneş Dil Teorisi kapsamında bu konular devlet kurullarında konuşuldu, ciddi ciddi konuşuldu. Arkadaşlar şaka filan yapmıyorum ha... Bir devlet politikasından bahsediyorum.

 

Neyse... O kadar çok şey var ki... Buraya yazsam gülmekten yerlere yatarsınız...

 

Yahu ''üçgen'' bile uydurma, ben daha ne diyeyim!!!

IB
23.08.2014 16:49
#68

By_x kardeşim "avrat nasıl olmalı?"

Şimdi hacegan hocayı okudum tam derviş modundayım ama haklı olduğum şeyde de tevazu gösteremeyeceğim kusura bakmayın.

 

Bir defa islam dini ata bablarımızı aşşağılık görmeyi, küçümsemeyi emretmez bilkis anne babaya saygılı olmayı emreder.

Böööğğ demek bir yana of bile diyemezsin.... Bir gün gelir bizde koca karı ata dede oluruz kocalanırız...

Herkesin saygıya sevgiye ihtiyacı var.

 

 

Taşralılara olan bu kin ve nefreti birlikte aşabiliriz.

 

Hani bir söz vardır civciv yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmemiş.

Sitede bazı konuları da okudum orada da "kocakarı inancı" diye bazı şeyler var kimse rahatsız olmamış . Tabi bazı sosyeteler" koca karı " kelimesi geçtiği için rahatsız olmuştur mutlaka...

Senin için ölçü Kuran ve sünnetler de bizim için başka bişe mi?

Slogan atıyorsun resmen...

 

"ar" "v" "at" hepsini toparladın mı namus eder.

Böyle güzel düşünmelisin.

 

Neyse uzatmayayım meseleyi zaten çözdük. Eğitim şart...

KA
23.08.2014 16:54
#69

Kadın da erkekte Kuranı Kerim'in, sünneti seniyyenin emrettiği gibi olmalıdır. Ayrıca kadının sosyal hayattaki yeri ile ilgili yorum yapan arkadaşlardan, muteber fıkıh kitaplarında kadının sosyal hayattaki yeri ile ilgili kendi fikirlerini destekler mahiyette fıkhi hüküm istiyorum?

 

@Fatma topçu?

IB
23.08.2014 17:12
#70

kanijeli kardeşim sizin için bazı araştırmalarım;

 

 

"İşlerini bir kadına bırakan topluluk asla felah bulamaz." (Buhârî, Meğâzî, 82, Fiten, 18; Tirmizî, Fiten, 75; Nesaî, Kudât, 8; Ahmed b. Hanbel, V, 43, 51, 38, 47).

 

Allah Teâlâ, kadınların şahitliği konusunda onların bir özelliğini şöyle belirler:

"Erkeklerinizden iki de şahit yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa, razı olacağız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter. Böylece kadınlardan biri unutursa diğerinin hatırlatması (sağlanmış olur)."
(Bakara, 2/282).

Bu duruma göre kadınlar İslâm devlet başkanlığı veya vâlilik görevi için de elverişli bulunmazlar. Çünkü ne Hz. Peygamber (asm) ne dört halife ve ne de ondan sonra gelenler, herhangi bir kadına yargı veya vâlilik görevi vermemişlerdir. (bk. İbn Rüşd, II, 449; eş-Şirbînî, IV, 375; İbn Kudâme, IX, 39).

Konunun devamını okumak için : TIKLA

HA
23.08.2014 17:35
#71

eyvallah hacegan, gayette uyumlu bune yaygara...... amma uzun ....amazon :)

hatta bi kıyak yapıp elindekileri bizimle paylaşırsan seviniriz

 

kanjeli kafadan koparmış olayı ... doğru söze ne hacet.

KA
23.08.2014 17:36
#72

ibrikçi kardeşim ben o rivayetleri biliyorum, kadının sosyal hayatta yeri edinmesini savunan arkadaşlardan, savundukları ile alakalı fıkhi hüküm istiyorum İslam ulemasının eserlerinden.

23.08.2014 19:51
#73

Sonuna kadar haklısınız ibrikçi kardeşim. Ben şahsen bu insan nevine "karı" diye hitap ediyorum. Etrafımda "hanım efendi" hitabını duyunca gayrı ihtiyari tüğlerim diken diken oluyor, dişlerim gıcırdamaya başlıyor, suratım kıp kırmızı kesiliyor, yumruklarımı sıkmaktan avuçiçlerimi kanatıyorum. Evlad-ı Osmanlı bu olamaz, olmamalı, İslam bu değil :(

(edit: İroni içerir)

IB
23.08.2014 20:05
#74

Aziz kardeşim Kız kısmısına gelince aynen ben de bir gıcık alma hasıl oluyor gayri ihtiyari. Şimdi demek istemiyorum ama ayette de böyle bir gıcık alma var gibi...

Allahın gönlüne güç gitmesin. Kız kısmısını kontrol çok önemli. Aslında Allah da çok mutlu oluyor Kızların dindar olmasından. Mesela derlerki Kadınlar kırk günde evliya olurmuş. (Şöyle bir silkinip ceylan olurlar. D.Cebeci)

Ama bir günde kaybedermiş. Erkeklerin işi daha uzun sürermiş.

Yani Allahın Merhameti gazabını aşmıştır. En sevmediği bir kişi tövbe ettiğinde bir anda en sevdiği olabiliyor.

Hazreti Musa aleyhisselamın olayını bilirsiniz...

Bence aslında Allahın kulluk olarak kadınlardan beklentisi daha çok olabilir. Çünkü Merhamet vermiş . Erkeğe güç kadına merhamet vermiş...

Niye cehennem kadınlarla dolu?

Bakmaya kıyamıyor insan...

 

Erkeklerin korkak ve pısırıklığı kadınları daha çok azdırıyor...

 

Allah affetsin bişeler yazdık yine..

23.08.2014 20:30
#75

Bir şaka olmalısınız.

BY
23.08.2014 21:06
#76

İbrikçi yine meydanı boş bulmuşsun yarım gazla bu ne hız kuzum? İki dakikada alleme kesilip sitenin kürsüsünden fetva üfürüyorsun. Sen bu çok mühim bilgileri neye dayandırıyorsun hacı? Nedir bunların istinad noktaları, dayanakları? "Allah mutlu olacakmış, kullarından beklentileri varmış" hangi ayetlerin tefsiri bunlar? İbrikçi zade efendinin mi? Lisanın da yamuk yumuk tasavvufdan dem vurup edebe mugayir ifadeler kullanman senden işkillenmeme sebep oldu, iyice şirazeden çıktın sen, bu ibrikten temiz su akmıyorya hadi hayırlısı bakalım.

IB
23.08.2014 21:27
#77

"İnsanın dini aklıdır ,aklı olmayanın dini yoktur."Bu hadisi şeriftir.

by_x;

soru: Yarım gazla bu ne hız?

Cevap: Burada bir sürat göstergesi yok. Biz tam gazla gideriz Allah ne verdiyse... Yarım gaz sizin uydurmanızdır

 

idda: fetva üfürme

Cevap : Fetva üfürülmez uslubunuz çok bozuk. Anlayana söylenir.

 

Soru: Sen bu bilgileri neye dayandırıyorsun hacı?

Cevap: Tabiki Kuran ve sünnet bilgime.Duyuşuma ve uyuşuma. Hacca gitmedim . Hacı Lakabının dalga geçme ve aşşağılama olarak takılmasını sevmem.

 

Soru: "Allah mutlu olacakmış , kullarından beklentileri varmış" hangi ayetlerin tefsiri bunlar?

Cevap: Günaydın ! Allah var Allah...

 

İdda : Lisanın yamuk yumuk ... edebe mugayir ifade...

Cevap: avrat kelimesinin kullanımının edepsizlik olmadığını anlayamadınsa hala gidip dedenle bu konuda dövüşebilirsin. Uslubum sizin uslubunuzdan kat kat daha edeplidir, Açık ve anlaşılırdır.

 

İdda: İbrikten temiz su akmıyor

Cevap: Bu sizin görüşünüzdür. Fetva değildir sanırım...

FA
23.08.2014 21:44
#78

Yazdıklarınızı görünce aman Tanrım didim. Ibrikçi sen kız kısmından, mütereddid sen de karı kısmından uzak durabilirsin. Yoksa ihtiyârınızda değil mi? Tek muhatabım olmaya değer Kanijeliye ise cevap vereceğim.

FA
23.08.2014 21:48
#79

Prensip olarak kadının çalışması haram değildir. Örtünmeye riayet etmemesi, yabancı erkeklerle kırıla döküle konuşması, yabancı erkekler için süslenmesi ve kokulanması haramdır. Erkeklerle karma olarak çalışmasında bunlardan birinin bulunmaması hemen hemen mümkün olmadığı için bu da haram sayılmıştır. Helal olan bir işte, helal bir iş akdi ile çalışmış olduktan sonra elde edeceği kazanç da helal olur. (Faruk Beşer-Hanımlara Özel Fetvalar)

 

Bir erkek yerine iki kadın şahitliği meselesine gelince bu erkeklerin üstünlüğünü göstermez. "Fikirler, kadınların dimağına değil kalbine işler. Ve bu yoldan onlara tesir ederler. Bîtaraf olamamak, tessürden hoşlanmak, muhakemeden ziyade duygu ile hareket etmek rekabetin bütün ahlakî ve amelî aksiyonlarına, nihayet sezişe dayanan bir istikamet verir. Kadın muhayyilesinin realiteyi değiştirici olan hassası yüzündendir ki kadın, daha vesveseli daha kuruntuludur. Yani bu durum kadının fizyolojik ve psikolojik özelliklerinden ötürüdür." ( Cemil Sema Ongun-Yeni Kadın)

 

Serbest hayat, iş hayatı ve memuriyet kadının yaratılışına, ruh yapısının gelişmesine uymayan şeylerdir. Evinden ve aile çevresinden uzaklaşan kadın ya kadınlık niteliklerinden kaybeder ya da işi ve memuriyetini eve çevirir. Buna rağmen İslâm'ın önerdiği tedbirler çerçevesinde kadınların başarabilecekleri memurlukları yapmalarında sakınca görmemek gerekir. İslâmî hükümlerin uygulandığı bir toplumda kadını tacir, tabip olmaktan meneden bir şey yoktur. (İslam'da Kadın-Prof.Dr. Bekir Topaloğlu)

 

Evet arkadaşlar şimdilik bu kitaplardan alıntı yapmak daha işime geldi zira ev İsmailağa Cemaati'nin savunduğu görüşleri yansıtan kitaplarla dolu ve bu cemaatin de bu hususta ne düşündüğü hepimizce mâlumdur.

Şeriat ve takva açısından kadının çalışmaması gerekir ben de bunun bilincindeyim. Yalnız fetvaya göre hayatımı idâme ediyorum doğrusu. Hanefi mezhebinde zorlama bir ittifakla kadının çalışmasında bir beis bulunmadığı belirtilir. (Mezkûr eserlerin birinde gördüm ama hangisiydi hatırlamıyorum.) Ancak şunu diyebiliriz, bu fitne ortamında kadının çalışması uygun değildir. Her ne kadar kendimizi muhafazaya çalışsak da (Koku sürünmek bile yok yani düşünün, bunu uygulayabilen kadın sayısı çok azdır.) Benim de tek isteğim sadece kız öğrencilere eğitim veren bir İhl'de vazife yapmak. Rabbim niyetimi biliyor. Ama o kadar tahsil görüp evde oturmak da işime gelmiyor.

 

Geçim derdi erkeğin boynuna amenna ama günümüzde bu mümkün mü? Ha şunu da diyeyim, imkanlar el verirse ille de çalışacağım diye tutturmak niyetinde değilim zaten. Evde otur, çocuğu uyut, kitap oku, ohh miss. :)

 

Feminist ayaklarına girmeme bakmayın, o, damarıma basılınca ortaya çıkıyor. Olması gerekenin biz de farkındayız ama yapamıyoruz. Aynı çarşafın en iyi örtünme şekli olduğunu düşünüp de giyememem gibi.

 

Ama yine diyorum, kadın toplum hayatından so-yut-la-na-maz. Gidip araba reklamında kadınların kullanılması da hoş değil tabi. İslâmî değerlere riâyet edilerek orta bir çizgi bulunmalıdır. Kadın doktor olmazsa olmaz, kadın eğitmen olmazsa olmaz, bu açık. Bayan kuaförü de mi olmasın ;)

 

Velhâsılı efendim haklıyım, haklısınız.. Nasreddin Hoca'nın fıkrası misâli..

23.08.2014 21:53
#80

Kadın da erkekte Kuranı Kerim'in, sünneti seniyyenin emrettiği gibi olmalıdır. Ayrıca kadının sosyal hayattaki yeri ile ilgili yorum yapan arkadaşlardan, muteber fıkıh kitaplarında kadının sosyal hayattaki yeri ile ilgili kendi fikirlerini destekler mahiyette fıkhi hüküm istiyorum?

 

@Fatma topçu?

 

 

Yahu bugün bana neler oldu böyle? Yazılan her mesaj beni farklı dünyalara alıp götürüyor.

 

Bakın Necip Fazıl ne diyor: ''Şahsiyeti, Fransızların (Lejyon donör) nişanıyla mükafatlandırılan Tanzimat Mecellesine karşılık, boyacı küpü tercüme kazanına sokulup çıkarılmış İşviçreli Türk Medeni Kanunu nedir?

Aynı kazana bir kerecik sokulup çıkarmakla elde edilen Türk Ceza Kanunu?..'' Yani deli gömleği gibi üzerimize giydiğimiz elbise... Toplumuzun dini değerleri ve kültürel yapısı ile hiçbir ortak yanı olmayan bir medeni kanun, sırf batı medeniyetinin düzeyine gelebilmek için üzerimize geçirildi. Sanki bunun için referandum yaptılar... Çok merak ediyorum, bunun için o zamanlar referandum yapılsaydı sonuç ne çıkardı? Buna verilebilecek cevap, işte o zaman CHP'nin ismindeki halk kısmını havada bırakır, değil mi? Bu medeni kanunda miras nasıl geçiyor? Muteber fıkıh kitaplarında miras nasıl geçiyor?
Bir de bizim ülkemizdeki belediye otobüslerini kim üretiyor, biz mi? Hepsi ithal, değilse bile montaj sanayi... Peki, bu belediye otobüslerinde oturaklar karşı karşıya... Yani yolcular buralara oturduklarında birbirlerine bakabiliyorlar, göz göze gelebiliyorlar. Erkek bir tarafta, kadın bir tarafta; mecburi de olsa birbirlerini süzerek oturmak zorundalar. Muteber fıkıh kitaplarında kadının yerini tespit ederken, buna göre de otobüs ithal etmek gerekir, olmadı üretmek gerekir diye düşünüyorum.
Ah bu mevzular birbirlerine o kadar bağlı ki... Galiba bir hadiseyi tartışırken, hadiseye çok boyutlu bakmak gerekiyor.
FA
23.08.2014 21:56
#81

Bu ibrik ya porselenden, kırılmış

Ya demirden, eğilmiş

Ya naylondan, yamulmuş. Normal değil kesinlikle, katiyyen değil. "Bakın, görün böyle numuneler de var." diye Allah tarafından bize ibretlik gönderildin herhalde. Kadınlardan bahsederken bir bedevî edâsına bürünmezseniz sevinirim.

IB
23.08.2014 22:27
#82

Aziz kardeşlerim neden bu kadar üzerime geldiğinizi anlayamadım.

İbrikçi şöyle ibrikçi böyle...

Aslında çok önemli açıklamalarım oldu neden bunlar böyle kişiselletirme ile üstü kapandı. Konuşmamız gereken ibrikçi değil. Yani bu konuda ibrikçi değil.

Bak mesela ben burada çok önemli bir şey dedim ama kimse ilgilenmedi...

"Yetişmiş kadın veya yetişmiş erkek yoktur. Bunlar birbirlerini yetiştirirler"

Zamanımızda kimse kimseyi beğenmiyor evlenmiyor. İşte bu toplumsal sorunda bir kapı açıyor şu söz.

Eş seçme konusunda bence çok olumlu , yapıcı bir düşünce bu.

 

Şimdi bunları diyince yine lafı döndüreceksiniz, ibrikçi eş semeye akıl çelmeye çalışıyor.

Kardeşlerim hayır burada benim yapmaya çalıştığım Faydalı olmak. Aile kurumun temellerinin sağlam fikirlerle ve beklentilerle kurulmasını sağlamak.

Yanılıyor da olabilirim. Ama anlatmaya çalıştığımla kimse ilgilenmiyor ki...

IB
23.08.2014 22:33
#83

Sen bir defa bedivilerin kadınlara verdiği değeri idrak edebilseydin böyle konuşmazdın...

 

kaç defa açıkladım "ar" "v" "at" bu çok güzel bir iltifattır aslında.

Ama sana kim diksindirdi bunu onu bir düşün.

 

Neden diksindin bu kelimeden?

Kim seni kopardı bu insanlardan?

23.08.2014 22:36
#84

Arkadaşlar, muhalif kaldığımız yerlerde birbirimizi mazur görelim,müşterek noktalarda ittifak edelim. Ama şu başlıkta ortak noktalarımız çok daha fazladır; muhalif kaldığımız alanlar da esas üzerinde değil, tali noktalardadır.

 

Fıkıh kitaplarında kadının ve erkeğin toplum içindeki rolleri belirtilmiştir. Bu mevzuda bir dünya eksiklerimiz de elbette vardır.

 

Mesela Bülent Arınç çıktı ne dedi? Kadın kahkaha atmamalı... Buradaki herkes bu söze imzasını atar, değil mi? İşte bizim asıl hedefimiz bu söze karşı gelenlere olsun.

IB
23.08.2014 23:10
#85

Neyse sataşmalara uymadan biz faydalı açıklamalarımıza devam edelim Allahın izniyle.

 

Aziz kardeşlerim kadın erkek birbirlerinin elbiseleridir. Hadisi Şerif Vardır

Örtüleridir.

 

Bence bir arvatın en önemli tesettürü eşidir. Eşi yanında olunca en güzel elbisesini giyinmiştir kişi.

Bu yer ehlinin ve gök ehlinin çok hoşuna gider.

Melekler o çekirdek aile için dualar eder.

 

Tamam artık arvat demiyelim. elbise diyelim o zaman.

 

Elbise nasıl olmalıdır?

 

Sünneti seniyeye uygun olmalıdır en güzel elbise sünnet olan elbiseder. Cuma günleri beyaz giyilir. Sünnettir...

Eşi , annesi tertemiz yıkamış gidirmiş gururlayollamış herifi...

Eğer eşini tertemiz elbiselerle cumaya göndermenin gururunu ve mutluluğunu bilseydi elbiseler (avratlar)...

Cumada değildim diyemezdi...

IB
23.08.2014 23:17
#86

Aziz kardeşlerim bakın elbise dedik aklıma geldi.

Sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz bir gün Hazreti Ayşe annemize bir elbise aldı. Elbise Hazreti Ayşe annemize büyük geldi yerlere değdi.

Resulullah dedi ki " Artık salınır gezersin huriler gibi"

IB
23.08.2014 23:33
#87

Aziz kardeşlerim sıkılmayınız bir kaç gün boş zamanım var YAni bu yoğun mesajlarım fazla uzun sürmeyecek endişelenmeyin.

 

Neyse biz sohbetimize devam edelim.

 

Aziz kardeşlerim, meseleyi de çözdük, boş konuşmak olmaz...

Hacegan dostum gülmekten bahsetmiş. Kahkaha ile gülmek zaten kim olursa olsun sakıncalıdır.

 

ben biraz da başka konulara göz atayım .

23.08.2014 23:35
#88

Neyse sataşmalara uymadan biz faydalı açıklamalarımıza devam edelim Allahın izniyle.

 

Aziz kardeşlerim kadın erkek birbirlerinin elbiseleridir. Hadisi Şerif Vardır

Örtüleridir.

 

Bence bir arvatın en önemli tesettürü eşidir. Eşi yanında olunca en güzel elbisesini giyinmiştir kişi.

Bu yer ehlinin ve gök ehlinin çok hoşuna gider.

Melekler o çekirdek aile için dualar eder.

 

Tamam artık arvat demiyelim. elbise diyelim o zaman.

 

Elbise nasıl olmalıdır?

 

Sünneti seniyeye uygun olmalıdır en güzel elbise sünnet olan elbiseder. Cuma günleri beyaz giyilir. Sünnettir...

Eşi , annesi tertemiz yıkamış gidirmiş gururlayollamış herifi...

Eğer eşini tertemiz elbiselerle cumaya göndermenin gururunu ve mutluluğunu bilseydi elbiseler (avratlar)...

Cumada değildim diyemezdi...

 

 

 

Yahu kardeşim, hadi avrat diyorsun arvat diyorsun... Olmadı elbise dedin... E peki herif ne oluyor? Hani herifi en küçük parçalara da bölsek bir şey çıkmıyor... Bir tek ''er'' çıkıyor. er asker anlamında kullanılabilir. Ama herifin anlamı pek iyi değil gibi geliyor bana.

TR
23.08.2014 23:41
#89

Arkadaşlar sakin olun, bir troll ile karşı karşıyayız, ibrikçi akhiyi dikkate almaktan ziyade kendisiyle eğlenmek çok daha makul bir tercih gibi görünüyor. Rahat olun, keyfinize bakın. Tarzı da şu yazımda, yani 31 numaralı mesajda anlattığım arkadaşa çok benziyor. Hatta yine bu başlıktaki atışmaya benzer bir konu görmek isteyenler, http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/7854-simdi-secim-zamani-allah adresindeki konuda ehli kalender nickli ruh hastasının diğer üyelerle atışmasını inceleyebilir.

IB
23.08.2014 23:46
#90

Aziz kardeşim hallederiz Allahın izniyle bir bakalım hatrınız için.

Tövbe estafurullah biz de bilir kişi gibi ...

 

Bilemiyorum dediğiniz gibi pek bişe çıkmıyor...

 

 

Herifin tarifi belkide kelimeyle olmuyordur...

24.08.2014 00:03
#91

Aziz kardeşim hallederiz Allahın izniyle bir bakalım hatrınız için.

Tövbe estafurullah biz de bilir kişi gibi ...

 

Bilemiyorum dediğiniz gibi pek bişe çıkmıyor...

 

 

Herifin tarifi belkide kelimeyle olmuyordur...

 

 

 

 

 

 

Herifi tersten de okudum yine bir şey çıkmadı. Belki harflerin yerlerinde oynama yaparsam bir mana yakalayabilirim :)

IB
24.08.2014 00:06
#92

Arkadaşlar sakin olun, bir troll ile karşı karşıyayız, ibrikçi akhiyi dikkate almaktan ziyade kendisiyle eğlenmek çok daha makul bir tercih gibi görünüyor. Rahat olun, keyfinize bakın. Tarzı da şu yazımda, yani 31 numaralı mesajda anlattığım arkadaşa çok benziyor. Hatta yine bu başlıktaki atışmaya benzer bir konu görmek isteyenler, http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/7854-simdi-secim-zamani-allah adresindeki konuda ehli kalender nickli ruh hastasının diğer üyelerle atışmasını inceleyebilir.

 

Evet sizinle dövüştüğüm kişi. Kalender di adı o zaman. Babalar kulu benden önce ...

Kendisiyle bir kız meselesinden dolayı tartıştık . Ayıptır söylemesi çok pis sövüştük,

Onu bir yakalasam varya ...

Gerçi yiğidi öldür hakkını ver demişler. O tartışmada haklıydı. Siz haksızdınız.

Ama tekrar o tartışmayı açmayalım çünkü söylenecek her şey söylendi ama netice alınamadı.

 

Burada neler karıştırdı başka bilemiyorum.

IB
24.08.2014 00:13
#93

"Herif "in tarifi kelimeyle olmuyor demek ki kardeşim...

Arife tarif gerekmez...

24.08.2014 00:26
#94

"Herif "in tarifi kelimeyle olmuyor demek ki kardeşim...

Arife tarif gerekmez...

 

Neyse... Konu başlığı epey saptı...

24.08.2014 01:04
#95

Yazdıklarınızı görünce aman Tanrım didim. Ibrikçi sen kız kısmından, mütereddid sen de karı kısmından uzak durabilirsin. Yoksa ihtiyârınızda değil mi? Tek muhatabım olmaya değer Kanijeliye ise cevap vereceğim.

Fatma Hanım, sarfettiğim kelam ironi gayesi taşıyordu. Mazur görürsünüz inşallah değil mi.

FA
24.08.2014 14:42
#96

Hep kadın şöyle olmalı, kadın böyle olmalı diyip duruyorsunuz. Sanki kadının kahkaha atması anormal erkeğin pek tabii hakkı. Sanki toplumsal çöküntünün tek müsebbibi kadınlar. Kadın bir halt yiyorsa -afedersiniz- tek başına yemiyor. Adamın birine kızmışlar "Neden böyle kadın ticareti yapıyorsun?" diye, "Alıcısı var." demiş. Demek ki bu nevi kadınlara ilgi duyulmasa sayıları azalacak. Erkek de en az kadın kadar kendini sakınmalı. Mesela ben bir erkeğin yanına oturmam ama bir erkek benim yanıma çok rahat oturuyor. Ben 2. kez göz temasından kaçınmaya gayret ederim, bir erkek senin anatomi kitabını yazacak kadar inceleme hakkı bulur kendinde. Bir sıkıntı zuhûr etmişse iki tarafın da katkısı var bunda. Aynı şey toplumsal hayatta kadının yeri mevzusu için de geçerlidir. Günahtan korunmak istiyoruz öyleyse kadınlar evlere. Hayır efendim, siz de o göz kapaklarınızı sadece uyurken kullanmayın.

HA
24.08.2014 15:50
#97

Hayır efendim, siz de o göz kapaklarınızı sadece uyurken kullanmayın.

burası gayet iyi...

bu tartışmanın sonu gelmez bence..... herkesin kafasında bi portre var ve herkes dünyayı kendi penceresinden görüyor...

annem var , karım var kızım var ve kızkardeşim var.... ama birde Allahın örneği var cc .... efendimizin ,s.a.v in sahabenin, hanımları ve kızları vs.....

benim çevremde bunların takliden de olsa benzeyeni yok. herkesin dili papuç kadar.....herkes bi moda sokmuş kendini.... yaşlısı bundan ne çıkar.... genci ben daha gencim... buyüğüklerin tembihi, ''onlar daha genç''! ileride............................ güzel ahlaklı kadına ne mutlu arkadaşlar......

kendini maddi manevi muhafaza eden kadına ne mutlu .....

son söz ..... olmazsa olmaz İLLA EDEP!

Rabbim hanımlarımızı kızlarımızı annelerimizi razı olucağı şekle soksun..... razı olacağı bir hayat nasip etsin... ahir zaman herkesin işi zor.

ve son duam... Rabbim kadınla imtahan etmesin....

24.08.2014 16:19
#98

Hep kadın şöyle olmalı, kadın böyle olmalı diyip duruyorsunuz. Sanki kadının kahkaha atması anormal erkeğin pek tabii hakkı. Sanki toplumsal çöküntünün tek müsebbibi kadınlar. Kadın bir halt yiyorsa -afedersiniz- tek başına yemiyor. Adamın birine kızmışlar "Neden böyle kadın ticareti yapıyorsun?" diye, "Alıcısı var." demiş. Demek ki bu nevi kadınlara ilgi duyulmasa sayıları azalacak. Erkek de en az kadın kadar kendini sakınmalı. Mesela ben bir erkeğin yanına oturmam ama bir erkek benim yanıma çok rahat oturuyor. Ben 2. kez göz temasından kaçınmaya gayret ederim, bir erkek senin anatomi kitabını yazacak kadar inceleme hakkı bulur kendinde. Bir sıkıntı zuhûr etmişse iki tarafın da katkısı var bunda. Aynı şey toplumsal hayatta kadının yeri mevzusu için de geçerlidir. Günahtan korunmak istiyoruz öyleyse kadınlar evlere. Hayır efendim, siz de o göz kapaklarınızı sadece uyurken kullanmayın.

 

 

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hayatında bir kez dahi olsa kahkaha ile gülmemiş, hep tebessüm etmiştir. (Efendimiz Sultanımız (S.A.V) bir erkektir.) Bu durum da O'nun en büyük mucizelerinden kabul edilir. Kahkahanın kadını erkeği olmaz, ayıp ayıptır; kadına da ayıp, erkeğe de... Yukarıdaki yazıda Bülent Arınç'ın bir sözüne karşı, o söze saldıran kesimi işaret ettim sadece.

 

Bak ısrarla anlamıyorsun... Niye anlamıyorsun ama? :)

 

Neyse, şimdi oldu mu? Düzelttik mi? :)

MA
24.08.2014 22:08
#99
Hep kadın şöyle olmalı, kadın böyle olmalı diyip duruyorsunuz.[/quote\]

Modernizm karşısında erkek-kadın tüm Müslümanların değişimiyle birlikte ele alınmadığından bazı yorumlar sadece kadını hedef alır hale geliyor. Yani hep evin kızını görüyorlar, soruyorlar oğlanı soran, gören yok.Toplumun ahlak seviyesinin düşmesinde yalnızca kadınların çalışma problemi mi yatıyor? O kadınlara yol açan erkekler var bir defa.Babaları var, kocaları var, kardeşleri var.

Mesuliyet var ortada.Kızını niçin ortaya çıkarıyor? Erkek, hanımının neden bu kadar gevşek davranmasına mani olmuyor? Evvela burada bir sıkıntı var. Mesuliyeti sadece kadınlara yüklemek bedavacılıktır.

FA
24.08.2014 22:34
#100

Canımsın Mabed. Çikolatayı kesinlikle hakettin ;)

(Öğretmen alışkanlığıdır, yanlış anlaşılmasın. Dolabımda çikolata kalmadığında elmamı ödül olarak verdiğim de olmuştur. :) )

FA
24.08.2014 22:40
#101

Meramım anlaşıldı mı meraktayım Fatma Hanım.

Anladığımı umuyorum. Anlama hususunda sıkıntı var da. Ama bir kez daha okursam anlarım. Herkes 2. şansı hakedermiş, öyle işte..

HA
27.08.2014 12:29
#102
Kadın, mücerret olarak kadın, mücerret güzellik ölçüsüyle, ancak İslâm şeriatinin gizlenme hadleri ve görünme şartları içindedir ki, tesir ve kıymetinin azamîsine ulaştırılmıştır.

Kasap dükkânlarında kuyruğuna kadar yüzülmüş çırılçıplak etin vahşetini esirî bir tılsıma götüren ÖRTÜ SIRRI, münhasır estetik gözüyle de yalnız İslâmdadır.

s. mirzabeyoğlu_
HA
27.08.2014 15:08
#103

:)

NF
28.08.2014 22:20
#104

Selamlar,
İbrikçi kullanıcı isimli üye bayan üyelerimize yönelik edebe mugayır ve tahkir edici tavrı neticesinde 5 hafta süreyle uzaklaştırılmıştır. Ceza bitiminde dönmeyi düşünürse benzer en ufak bir davranışında forumdan atılacak ve tespit edildiği takdirde diğer nickleri de banlanacaktır.
Saygı ve selamlarımla

IB
28.09.2014 00:11
#105

Bu nasıl bir suçlama ve nasıl bir tesbit ise artık.

Suçlamaların hiç birini kabul etmiyorum. Aksine şahsıma insafsızlık ve adaletsizlik yapılarak zulmedilmiş olduğuna inanıyorum.

 

Siz kafanıza koyduğunuzu yapıp duracaksınız zaten...

Dediğim gibi Taşralılara düşmanlık ve köylüleri şehre sokmama kavgası...

 

İpek libaslar içerisinde tokluğun zemmi...

EM
28.09.2014 01:05
#106

Kurbanım sen bıkmadın mı?
22 yaşına geldin hala kavga edecek yer arıyorsun.

Az sakin ol.
İnsanlar hakkında ithamda bulunmakta acele etme.

Ortada düzeltilmesi gereken bir yanlış varsa da düzeltmenin bir adabı vardır.

Buyur derdin neyse bana anlat dinleyeceğim inşaallah.

IB
28.09.2014 03:38
#107

Size de tek tek cevap vermek gerekecek sanırım...

 

 

Kurbanım sen bıkmadın mı?

 

-Kafanızda nasıl bir kurgu var bilmiyorum." Bıkmadın mı ?" Derken neyi kasteddiğiniz belli değil. Haksız bir şekilde cezalandırdınız ceza bitti geldik hakkımızı arıyoruz. Hakkımızı aramaktan bıkmamız mı gerekiyordu?

 

Sakin ol insanlar hakkında ithamda bulunmakta acele etme

 

- Burada ilk olarak kendisine sataşılan , dalga geçilen kişi benim. Ben durup dururken kimseye ithamda bulunmuyorum. Neden taşlandım ve dalga geçildiğimi sorarsan bayanlar için "avrat" kelimesini kullanmam.

Yasaksa "yasak" deyin kullanmayayım dedim bir tane adam çıkmadı ... İftiraya ve cezaya gelince ...

 

 

Düzeltmenin bir adabı vardır

 

-Bence kimsede bir düzeltme kaygısı yok ...

 

Derdin neyse bana anlat

 

- Aslında bu soruyu benim sormam lazım. sizin derdiniz ne ?

 

Netice olarak , şu yukarıda bana iftirayı atan teşirci arkadaş gelsin aynen burada kendini de teşir etsin ve özür dilesin. Kovarsa tabi gideriz o ayrı mesele... Açıkça işlenen günahın tövbesi de açıkça olur. Gelsin o arkadaş aynen özür dilesin

veEsSelam

IB
28.09.2014 10:39
#108

10320287_382774891871124_482107591783405

IB
28.09.2014 13:39
#109

Ayrıca 22 yaşında değilim. 36 yaşındayım.

 

 

Söyleyin o vefasıza gelsin hemen özür dilesin vesselam...

 

Bir şiir;

 

Nedir bu sevdalar serde ilâhî

Ben yanarım ağlayanım el oldu

Hicran döşeğinde müşkil hâlim var

Ağlamaktan dîdelerim kan oldu

 

Kavim kardeş yüz çevirdi yanımdan

Daha sormaz oldu ad u sânımdan

O kadar usandım tadı canımdan

Her bir günüm bana birer yıl oldu

 

Sâkî son camından verdi zülâlim

Kazındı defterim doldu zevalim

Gelsin o vefasız helâllaşalım

Bugün Celâlî'ye gel ha gel oldu

 

Bayburtlu Celali Baba

MA
28.09.2014 15:30
#110

Ruhu genç kardeşim, git atarını facebook'tan falan yap Allah rızası için.

IB
28.09.2014 16:21
#111

Buyur facede son paylaştığım

 

Bunun yanında Başbakanımız Davudoğlunun gülüşüne hastayım...
Böyle ensesini düzelterek ,kafasını hafif öne eğerek gülüşü var ya...
Buyur gel çık işin içinden...

AL
04.07.2017 10:43
#112

can, canan, kan, ekmek, su, hava, çay gibi olacak. insanın içine, gözüne, gönlüne dolacak kadın. erkeği tüm alemle savaşır hale getirecek, erkeğin sırtını dayayabileceği erlikte olacak, söz gibi olacak, su gibi olacak, eşine erine muhabbet duyacak.

 

gerekirse meydanda, gerekirse evde, gerekirse ameliyathanede, gerekirse kürsüde, gerekirse bağda bahçede, gerekirse evinin en mahrem yerinde olacak. nerede olması gerektiğini, kendisinin neye ve nereye yakıştığını kendi bilecek belleyecek. yerini ve yurdunu bilecek.

 

kadın güzeldir, kadınlar değerlidir, kadınlara ilişkin mis gibi hadisler, şiirler, türküler vardır.

 

kadın ötelenmeyecek, dışlanmayacak, bir şey bilmez muamelesi yapılmayacak, erinin eşinin babasının abisinin annesinin ardında değil yanında duracak.

 

onun ne olduğu, ne olması gerektiği, neden olması gerektiği erkeklerin cinsellik ve fantezi mevzuları üzerine değil; fıtratında ve şahsiyetinde malum olduğu bilinecek. buna göre muamele yapılacak.

 

çok söyledim azca bitireyim: erkeğe erkek olabilmek, kadına kadın olabilmek yaraşır vesselam.

ŞA
04.07.2017 11:05
#113

Kadın nasıl olmalı? Soru açık ancak cevap o kadar açık değil. Herkes ideal kadın profilini hayal ederek yorum yapmakta. İdealarda ki kadın mükemmeldir her zaman. Kimi zaman şiirler yazarsın ona monna-rossa,piraye,lavinia gibi kimi zamanda ilahi aşka ulaşmak için araç görürsün Leyla,Şirin,Aslı gibi...

Kimi zaman ceylan gibidir su başında kimi zaman avcıdır su kıyısında en güzeli en yakışanı da aşktır sahipsizliğin ortasında.... Geceleri yıldızlara el uzatırsın gündüzleri görmeyince güneşe yolculuk sayarsın kimi zaman cezayir çiçeklerine daha bir yakıştırırsın bazende nefret askerine teslim edersin. Kadın nasıl olma(ma)lı bilmiyorum ama kadına en çok yakışan ünsiyettir azizim aşka ünsiyet sevgiye ünsiyet yaradana ünsiyet...