Mahmud Esad Coşan

Başlatan: kosem Tarih: 10.02.2010 18:28 Cevap: 56

10.02.2010 18:28
#1

mec1cu5.jpg

 

Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A

 

14 Nisan 1938 yılında, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde doğdu. Babası Halil Necâti Efendi, annesi Şâdiye Hanım'dır. Anne ve baba tarafından soyu, Buhàra'dan Çanakkale'ye göç etmiş seyyidlere dayanır.

 

Küçük yaşta iken ailesi İstanbul'a taşındı. 1950'de İstanbul Vezneciler İlkokulu'nu, 1956'da Vefa Lisesi'ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü'ne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslâm Sanatı sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu.

 

Aynı yıl, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde açılan asistanlık imtihanını kazanarak, Klasik-Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yaptı. 1965 yılında, XV. Yüzyıl şairlerinden olan Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri konusunda doktora tezi vererek ilâhiyat doktoru ünvanını aldı. 1967-1968 yıllarında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu'nda Türkçe ve Hümaniter Bilgiler derslerini verdi.

 

Askerlik görevine Tuzla Piyade Okulunda başladı (15 Ekim 1971). Ağrı Patnos'ta yedeksubay olarak tamamladı (31 Aralık 1972).

 

1973 yılında, Hacı Bektâş-ı Velî, Makàlât adlı doçentlik tezi ile doçent ünvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü'ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Yurtdışında çeşitli üniversitelerde misafir öğretim üyeliklerinde bulundu.

 

1982 yılında, "İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye" isimli takdim teziyle ilâhiyat profesörü oldu. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle, 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı.

 

* * *

 

İlk dînî eğitimini ailesinde gördü. Dedesi İstanbul'da medreselerde ilim tahsil etmiş ve Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Hazretleri'ne intisab etmiş bir kimseydi. Çanakkale Savaşı'nda şehid olmuştur.

 

Babası Halil Necâti Efendi, küçük yaşta köyünde hafızlığını tamamladı. Gençliğinde Gümüşhaneli dergâhına mensub Çırpılarlı Hacı Ali Efendi'nin medresesine devam etti. İlk tasavvuf dersini de ondan aldı. Medreseler kapandıktan sonra tekrar köyüne döndü. Şadiye Hanım'la evlendi (1928). Şâdiye Hanım da aynı sülâleden zikir ehli, bilgili bir hanımdı. Bu evlilikten beşi erkek, ikisi kız, yedi çocukları oldu. Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Hocaefendi, ailenin dördüncü çocuğudur.

 

Halil Necâti Efendi, çocuklarını okutmak amacıyla 1942 yılında İstanbul'a taşındı. Bir süre ticaretle meşgul oldu. O sırada, Şehzâdebaşı Damat İbrahim Paşa Camii'nde Serezli Hasîb Efendi'nin sohbetlerine devam etti. Onun vefatından sonra, Kazanlı Abdül'aziz Efendi'ye intisab etti. Onun Ümmügülsüm Camii'ndeki sohbetlerine katıldı. Abdül'aziz Efendi'nin tavsiyesi ile girdiği müezzinlik imtihanını kazanarak, Fatih Müftülüğü'nde göreve başladı. Abdül'aziz Efendi'nin vefatından sonra (1952), irşad görevini sürdüren Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin sohbetlerine devam etti. Onun yakın dostlarından oldu.

 

Bu münasebetle, Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Hocaefendi, küçük yaşta hocaefendilerin meclislerinde bulundu, onların maddî ve manevî ilgilerine mazhar oldu.

 

* * *

 

Edebiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, 1960 yazında Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin kızı Muhterem Hanım'la evlendi. Aynı yılın sonbaharında, Ankara İlâhiyat Fakültesi'ndeki asistanlık görevi dolayısıyla Ankara'ya taşındılar.

 

İlâhiyat Fakültesi'ndeki öğretim üyeliği yıllarında, Hocaefendi'nin kapısı herkese açıktı. Öğrencilerin çok sevdiği ve saygı gösterdiği bir kimseydi. Talebe gelir, kapıyı çalar, derdini anlatır, cevabını alır, müsterih bir çehre ile ayrılırdı. Olaylı ve kavgalı zamanlarda öğrencilerin arasına girer, onları akl-ı selime davet eder, kavgaları önlemeye çalışırdı.

 

1960'lı yıllarda fakültede resmî ders olarak Kur'an-ı Kerim dersi yoktu. Öğrenciler kendi gayretleriyle, Arapçadan, Farsçadan faydalanarak Kur'an-ı Kerim öğrenmeğe çalışıyordu. Bunu gören Hocaefendi, müsait zamanlarında hasbî olarak, isteyenlere Kur'an-ı Kerim ve Osmanlıca dersleri veriyordu. Öğrencilerini bilimsel araştırmalara, master ve doktora yapmaya teşvik ederdi.

 

Öğretim üyeleri arasında saygınlığı vardı. Sahasında söz sahibi idi. Özellikle Türk-İslâm edebiyatında, ilk müracaat edilen kimseydi. Kendisinden önce profesör olmuş hocalar bile, ağır bir parça, çetin bir şiir oldu mu, "Es'ad Bey, şuna beraber bakabilir miyiz?" diye kendisine gelirlerdi. Herkese yardımcı olmaya çalışırdı.

 

İlk yıllar Kurtuluş'ta oturuyorlardı. Daha sonra Kalaba'ya taşındılar (1963). Evlerinin yakınında cami yoktu. Bir mescid açılması için önderlik etti. Daha sonra onun gayretleriyle bir dernek kurulup, cami yeri alındı. Üstte Kur'an Kur'an Kursu, altta cami olmak üzere cami inşaatının yapılmasına gayret etti. Buralarda zaman zaman hadis ve tefsir sohbetleri yaptı.

 

Komşuluk ilişkileri çok mükemmeldi. Bütün yorgunluklarına ve yoğunluklarına rağmen, komşularına da vakit ayırırdı. Karşılıklı ziyaretleşmeler olurdu. Ziyaretlerde tebessümü eksik etmezdi. Ziyaret sırasında, kütüphaneden uygun bir kitap alır, orada bulunanlardan birisine bir yer açtırırdı. Sonra oradan bir miktar okuyarak sohbet ederdi.

 

Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri, hemen her yıl Ankara'ya gelir, evlerinde bir süre misafir kalırdı. Ankara'nın çeşitli semtlerinde, çevre ilçelerde sohbetler, ziyaretler olurdu. Bazen da M. Es'ad Hocaefendi'yi de yanına alır, Anadolu'nun muhtelif şehirlerine beraber seyahat ederlerdi.

 

* * *

 

Mehmed Zâhid Kotku Efendi'nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile, İskenderpaşa Camii'nde hadis derslerine başladı (1977). Hafta sonlarında İstanbul'a gidiyor, hadis dersini yapıp Ankara'ya dönüyordu.

 

Mehmed Zâhid Efendi'nin hastalığında, ameliyatında hep yakın hizmetinde bulundu. Son demlerinde de yanıbaşındaydı. Onun arzusu üzerine, 13 Kasım 1980 günü vefatından sonra, cemaatin eğitimiyle ve her türlü meselesiyle ilgilenme, tebliğ ve irşad görevini üstlendi. (5 Muharrem 1401)

 

Tasavvufî nisbeti; hocası Mehmed Zâhid Efendi vasıtasıyla Nakşibendî Tarikatı'nın, Hàlidiyye kolunun, Gümüşhâneviyye şubesidir. Ayrıca Kàdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Mevleviyye, Halvetiyye ve Bayrâmiyye tarikatlarından da irşada me'zundu.

 

Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı. Cemaat yer bulamadığı için camiye ilâveler yapıldı, ders dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi. Caminin yanındaki eski binalar alınarak camiye katıldı. Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir'de mutad hadis dersleri başlatıldı.

 

Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin emri üzerine kurduğu "Hakyol Vakfı"nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde şubeler açtırdı. Eğitim ve yardımlaşma faaliyetini yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptı. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim, Kültür ve Sanat Vakfı"nı, sağlık hizmetleri için "Sağlık Vakfı"nı kurdurdu. Hanımların eğitimiyle ilgili olarak "Hanım Dernekleri"nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim, Ahlâk, Kültür ve Çevre Dernekleri"nin kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını teşvik etti. Bu çalışmalarla toplu-mun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını sağlamaya çalıştı.

 

Vakıflara ait, harabe haline gelmiş birtakım ecdad yadigârı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi. Onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti. (Ahmed Kâmil Tekkesi, Selâmi Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergâhı, Şadiye Hatun Şifâ Külliyesi... )

 

Eğitimin yaygınlaştırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 Eylülünde İslâm dergisi, 1985 Nisanında Kadın ve Aile ve İlim ve Sanat dergisi yayınlanmaya başladı. Daha sonra Gülçocuk dergisi çıkartıldı. Sağlık ve bilimle ilgili konularda ise Panzehir dergisi yayınlandı. Vefa Yayıncılık adına yayınlanan bu dergilerle yakından ilgilendi ve makaleler yazdı.

 

Bu dergiler ilgilendikleri sahalarda kamuoyuna önderlik ettiler. Yayınladıkları yazılarla, araştırma dosyalarıyla ve İslâm dünyasından haberlerle halkımızın bilgilenmesine ve bilinçlenmesine katkıda bulundular. İyimser, ümit verici, yol gösterici yazılarla pek çok hayırlı gelişmelere sebep oldular. Haklarında sempozyumlar, doktora tezleri yapıldı. Bir ara İslâm dergisinin tirajı yüzbini aştı. İslâm ve Kadın ve Aile dergileri, 1998 Haziranına kadar aksamadan yayınlarını sürdürdüler.

 

Kitap yayıncılığı için Sehâ Neşriyat'ı kurdu; çeşitli dinî, edebî, tarihî, kültürel eserler neşredildi. Yayıncılığın geliştirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar başlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Dehâ).

 

Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, millî ve mânevî değerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere, Ak-Radyo (AKRA) adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul'dan radyo yayınları yapılmakta; bu yayınlar uydu vasıtasıyla Türkiye'nin her yerinden, Orta Asya'dan ve Avrupa'dan dinlenebilmektedir.

 

Onun teşviki ile Ak-Televizyon adı altında Marmara Bölgesine yönelik bölgesel televizyon yayını başlatıldı (1997). Basın-yayın alanında Sağduyu isimli günlük bir gazete yayınlandı (3 Mayıs 1998 - 11 Temmuz 1999).

 

Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri, okullar ve dersaneler kurdurdu. (Asfa)

 

Halka güvenilir bir sağlık hizmeti verilmesi için poliklinikler ve hastaneler açılmasını teşvik etti. Buna bağlı olarak başta İstanbul olmak üzere bir çok ilde sağlık kuruluşları hizmete açıldı. (Hayrunnisâ Hastanesi, Esmâ Hatun Hastanesi, Afiyet Hastanesi...)

 

Yurtdışındaki müslümanlarla diyaloğu sağlamak, ziyaretleri kolaylaştırmak amacıyla İskenderpaşa Turizm (İSPA) adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti. Bu şirket vasıtasıyla hac ve umre programları, çeşitli yurt içi ve yurt dışı geziler; aile ve eğitim toplantıları düzenlendi.

 

İlmî seviyesi yüksek hocalar yetiştirmek amacıyla İstanbul'da, Ankara'da, Konya'da ve Bursa'da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda ilâhiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.

 

Sohbet ve vaazlarına yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeşitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa'da, Kuzey Amerika'da, Afrika'da, Orta Asya'da ve Avustralya'da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eğitim programlarına katıldı.

 

Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu. Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışmalar yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.

 

1997 Mayıs'ından itibaren hizmetlerini yurtdışında sürdürdü. 1998 yılında Avustralya'nın Brisbane şehrine yerleşti. Tebliğ ve irşad çalışmalarını Avustralya'nın her tarafına yaygınlaştırdı. Pek çok yerde camiler, kültür merkezleri açıldı. Brisban'daki camide, her gün sabah ve yatsı namazlarından sonra, hadis sohbeti yapıyordu.

 

Radyo sohbetleri yine devam etti. Cuma günleri Ak-Radyo'da yapmakta olduğu hadis sohbetlerine ilâve olarak, salı günleri tefsir sohbetleri yapmaya başladı (29 Eylül 1998). Fâtiha Sûresi'nden başladı. Her sohbette birkaç ayet-i kerime okuyup, izah ediyordu. Vefat etmeden önce yaptıkları son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi 224. ayetine kadar gelmişlerdi.

 

4 Şubat 2001 (10 Zilkade 1421) Pazar günü, bir cami açılışı yapmak için Grifit şehrine giderlerken, Avustralya yerel saatiyle 12'de (Türkiye saatiyle 04'te) Sydney civarında, Dubbo kasabası yakınlarında geçirdikleri elim bir trafik kazası sonucu, yanında bulunan damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel'le birlikte ahirete irtihal eylediler. Ani ölümleri ailesi, yakınları, sevenleri ve bütün müslümanlar tarafından derin bir üzüntüyle karşılandı.

 

Mübarek naaşları, Sydney'de Auburn Gelibolu Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Türkiye'ye getirildi (8 Şubat Perşembe). 9 Şubat Cuma günü, Fatih Camii'nde yüzbinlerin iştirak ettiği muhteşem bir cenaze namazından sonra, tekbirlerle, salevatlarla, dualarla, gözyaşlarıyla, Ebû Eyyûb el-Ensàrî Hazretleri'nin kabri civarında, Eyüp Mezarlığında toprağa verildi.

 

 

 

Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Rh.A, doğu dillerinden Arapça ve Farsça'yı, batı dillerinden Almanca ve İngilizce'yi bilmekteydi. Yurt içinde ve yurt dışında çok yönlü sosyal faaliyetlerini, tebliğ ve irşad çalışmalarını vefat edinceye kadar devam ettirdi. Kendisinden sonra bu hizmetleri, emir ve işaretleri üzere oğlu Muharrem Nureddin Coşan üstlendi.

10.02.2010 18:35
#2

Rahmetullahi aleyhim vasia...

***

TAVSİYELERİ

Cehalet felakettir, amelsiz ilim ise vebal! Silkinelim, atalet ve cehaleti yenelim.

Hakkı istemeli, gerçeği aramalı, onu sevmeli ve saymalı.

Gülün dikenine değil, kokusuna ve rengine bakın.

Az uyuyup çok çalışın, ilmi çalışmalara önem, bilgin ve uzmanlara kulak verin.

Gevşemeyiniz, ahireti, hesabı unutmayınız, hiç olmazsa düşmanların çalışmalarına bakıp gayrete geliniz.

İlerleme, kalkınma ve yükselmenin sonsuz değerli, vazgeçilmez şartı, her yönü ve çeşidi ile, gerçek ilimdir.

Evlerimizde sadece akla uyan, işe yarayan lüzumlu, faydalı eşya bulunsun.

Çocuklarını millî kültüre bağlı ve uygun yetiştirmeğe var gücüyle çalışmalıdır.

Çok ve devamlı okumalı, meslekî literatürü, ilmî gelişmeleri yakından, -ilmî mecmualar, yeni etüd ve makaleler seviyesinde- takip etmeliyiz.

Kur'ân'ı Kerîm'i ve hadis-i şerifleri sağlam kaynaklardan öğrenin ve sahih hadisleri ezberleyin.

Kur'ân-ı Kerîm'in en güzel izahı Rasulullah'ın hayatıdır. Sahabe-i Kirâm'ın hayatıdır. Onların hayatı çok önemlidir. Sahabe-i Kirâm'ı iyi öğrenin.

İlme sarılacağız, gerçek âlim olacağız, müslümanları kaliteli, meziyetli, bilgili, görgülü, ahlâklı yetiştireceğiz.

Üç kuruşluk maaş için çalışan basit insanlar olmayın. İdealleri unutmayın.

Büyükşehirlerde yığılmak yerine, rahat yaşayabileceğiniz kenarları bahçeli yerleri tercih edin. Dünyanın her yerinde İslâm'ı yayma, tebliğ, irşad, talim ve terbiye çalışmalarına yeni bir hız ve güç vermeliyiz.

Müslüman olarak giyimine dikkat etmen gerekli; pabucunun çamursuz olması, pantolonunun temiz olması önemli! Hatta, giyiminin renklerinin uyumlu olması önemli.

İlim öğrenin, hadis öğrenin, Kur'an öğrenin, büyüklerimizin hallerini öğrenin; söylenecek yerde onları söyleyin!..

Kur'an-ı Kerim ne dediyse, "Amennâ ve saddaknâ, sadakallàhul-azîm. Cenâb-ı Hak doğru buyurmuştur, elbet öyledir." deyip onu tasdik etmemiz lâzım!

Zikir ehli; yâni ilim ehli, o meseleyi bilen kimseler demek. Bilene sormak çok önemli. Bir sorun çıktı karşınıza... Arayıp, bulup bilene sormak lâzım!

O halde müslümanlar ilmi, hakyolda ve hayra ve Allah için öğrenmeli, kullanmalı, ilmi ile âmil olmalı, takvâyı şiâr edinmeli.

Bir insan her şeyi tam bilemez, bilmediği konularda "burası benim saham dışındadır" diyebilmeli, konuşmak kadar edebi, sukût etmeyi de öğrenmelidir.

Cahil cahilliğiyle öyle kenarda yıllarca kalmamalı, cahil gelip cahil gitmemeli! Cahil yaşayıp cahil göçmemeli!..

esadcosan_kabrtas.jpg

Kabir Taşı / Eba Eyyube'l Ensarî Kabristanı - İstanbul

TASAVVUF ANLAYIŞI

esadcosan1.jpg

Tasavvuf geleneğinin içerisinde yetkin bir şahsiyet olarak Es’ad Coşan Hocaefendi’ye göre, tasavvuf dinin özge, farklı bir şeklidir. Bir dînî hayat vardır bir de dindarâne hayat vardır. Dindar insanların içinde de bir meşrep, tarz, özge bir düşünce ve hayat tarzı vardır ki o tasavvuftur…

Tasavvufun iştigal sahası, Allah’ı sevme ve O’nun sevgisini kazanmadır. Bu ölçülerle düşünüldüğünde, İslâm tasavvufu İslâm’ın özü ve ruhudur. Menşei, Kur’ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîfler ve Hz. Peygamber ile ashabının hayat tarzlarıdır.

Tasavvufun bir çok tarifinin yapıldığını, her sûfînin kendi kavrayış ve meşrebine göre bir tanımlamaya gittiğini belirttikten sonra Hocaefendi, efrâdını câmî ağyârını mânî şu tarifi yapar: “Tasavvuf Hâlık’a itaat, mahlûka şefkattir.”…

Tasavvuf sayesinde insan ahlâkî, sosyal ve estetik olgunluğa ulaşır. Ulvî ideallerle yoğrularak hayatı anlamlı yaşar. Birlik, beraberlik ve sevgi duygusuyla kucaklaşır. O’na göre tasavvuf dünyadan uzak, insanlardan kopuk, münzeviyâne bir yaşantıyı asla kabul etmez. İnsanların içerisinde olup verdikleri sıkıntılara tahammülle onlara hizmet etmek ferdî ibadetlerin erdiriciliğinden çok daha etkilidir.

Tasavvufun, iki kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet ölçülerine uymayan taraflarının her zaman tenkid gördüğünü, reddedildiğini, böyle bir anlayışı reddedenlerin başında da kendisinin geldiğini her fırsatta vurgulamaktadır. Bir aksiyon insanı olarak bizzat kendisinin tasavvufu Allah’ın rızasına uygun hayat tarzı olarak algıladığını, ille mutasavvıf olacağım diye yola çıkmadığını, yola Allah’ın rızasını kazanmak için çıktığını, o yolun nereye götürürse kendisinin o olduğunu belirtmekte ve bu ana ölçüye göre; “Mutasavvıfsam mutasavvıfım; fakihsem fakihim; softaysam softayım; yobazsam yobazım kim ne derse desin. Evet, isterse ‘softa’ desinler; isterse ‘yobaz’ desinler; isterse ‘gerici’ desinler, bana ne! Ben Allah’ın rızâsının nerede olduğunu anlayabilirsem, sezebilirsem ona uymaya çalışırım. Gerisi vız gelir! Benim çıktığım hedef, vardığım nokta, görüntüm ne? Bilmem, eğer tasavvufsa tasavvuf o işte...

 

Tasavvuf içe önem veriyor, için güzel olmasına önem veriyor.” Dinin özüne, kalbe bakıyor. “Dış şekil itibariyle, formel olarak bir şey güzel görünebilir. Ama içinden güzel olmayabilir… İnanca dayanmayan, pozitivist ve Sokrates’in ahlâkı gibi değildir. “İnanca dayalı, Allah’a inanmaya ve Allah’a hesap vermeye yönelik bir samimiyet içindeki bir güzel ahlâk”tır. Dinî olduğu için de tasavvufun ilk meselesi Allah’a inanmak, Allah’ı bulmaktır. Buna tasavvufun verdiği tabir de ma’rifetullah ve irfandır… __________________

EL
26.02.2010 23:40
#3

Ben de bu sayfayı arıyordum uzun zamandır bulamasam ben açıcaktım Büşracım bu sayfayı senin açmanı beklerdim zaten...

 

Mahmut Esad Coşan.(K.S)..Hayatımın kilometre taşlarından bir zat...Kötü bir tevafuktur ki O mübarek zatı ölümüyle tanıdım..Ölümü hayatımda iz bırakan ilk insan desem yalan olmaz...Onu yaşarken tanımak isterdim ama bana böylesi nasipmiş..

26.02.2010 23:55
#4

eyvallah sağol ablacım malesef bende aynı şekilde tanıdım ama bişey kaybettiğimi sanmıyorum evet Esad hocamızın ruhu bedeninden ayrılmıştır ama kınından ayrılan kılıç daha keskin ve etkili değil midir ?

EL
27.02.2010 16:28
#5

Evet canım kesinlikle öyle etkili olmasa şimdi onların açtığı yolda bunca insan yürüyemezdi...Onların düsturları ölümsüzdür...O!nu tanıyamasam da elhamdülillah önderliği yaptığı yolu tanıdım...Allah ayırmasın..

SE
28.02.2010 14:24
#6

Maşallah maşallah! Allah bizleri böylemübarek insanlardan eksik etmesin. İnşallah istifade etmek lazımdır böyle kullardan. Konuyu açan kardeşten de Allah razı olsun. Bende pek yok ancak kitaplarından seçmeler de yayınlamak lazım sitede. İskenderpaşa Cemaatinden kardeşlerimiz varsa, bu işin üstüne düşmeleri iyi olur.

Allah'a emanet olunuz...

EL
28.02.2010 14:49
#7
Maşallah maşallah! Allah bizleri böylemübarek insanlardan eksik etmesin. İnşallah istifade etmek lazımdır böyle kullardan. Konuyu açan kardeşten de Allah razı olsun. Bende pek yok ancak kitaplarından seçmeler de yayınlamak lazım sitede. İskenderpaşa Cemaatinden kardeşlerimiz varsa, bu işin üstüne düşmeleri iyi olur.

Allah'a emanet olunuz...

 

Evet üzerine düşmek iyi olur bence de Mahmut Esad Coşan hocaefendi şu zamanda fazlaca istifade edilecek bir zattır..Müridleri onun bilgilerinden gelecek nesillerin de faydalanabilmeleri için oldukça güzel çalışmalar yapmışlar..Bunlardan diğer insanları haberdar etmek de bizlere düşer..

SE
28.02.2010 16:27
#8

Esad Coşan Hocaefendi'nin (Rahmetullahi Aleyh) Üstad Hazretlerini yad konuşmasını sitemizden indirebilirsiniz. Selametle...

 

Esad Coşan Efendi'nin Üstad'ı Yad Konuşması

01.03.2010 00:13
#9
Evet üzerine düşmek iyi olur bence de Mahmut Esad Coşan hocaefendi şu zamanda fazlaca istifade edilecek bir zattır..Müridleri onun bilgilerinden gelecek nesillerin de faydalanabilmeleri için oldukça güzel çalışmalar yapmışlar..Bunlardan diğer insanları haberdar etmek de bizlere düşer..

 

 

ELDEVARHÜZÜN KARDEŞİM (NE UZUN RUMUZUN VAR BU ARADA :) BUGÜN MEAL OKURKEN BİR ŞU AYET DİMAĞIMDA SENİ CANLANDIRDI -ENFAL SURESİ 63- OKURSUN İNŞ ...

BU ARADA SELMAN BEY ABİMİZEDE KATILIYORUM EZBERCİ KALIPLARI YAZMAKTANSA HOCAMIZIN KİTAPLARINDAN OKUDUĞUMUZ BÖLÜMLERİ AKTARMAMIZ DAHA KALICI OLUR BEN BAŞLAYIM :

BENİM FELSEFEME GÖRE DEME,"KUR'ANA KERİME GÖRE, HADİSİ ŞERİFE GÖRE ŞÖYLE YAPMAM LAZIM! DE,KENDİNİ DÜZELT .

MEC(TASAVVUF YOLU NEDİR ESERİNDEN )

KURU BİLGİ HER YERDE VE HER ZAMAN SADECE GURURA,BİLGİÇLİK TASLAMAYA VEYA SUİSTİMALE YÖNELTİR.

MEC(İDEAL YOL)

ALETİMİZ İLİMDİR AMA İLİM BAŞLI BAŞINA FAZİLET DEĞİLDİR,İLİMİ KULLANIŞ TARZI FAZİLET GETİRİYOR İNSANA.. İLİM ÖĞRENECEĞİZ,KENDİMİZ YAŞAYACAĞIZ,SONUCUNU ALACAĞIZ .

MEC(TASAVVUF NEDİR?İLİM KÜLTÜR SANAT)

 

SEVAP İÇİN ÇALIŞ YORUL Kİ GÜNAH İŞLEMEYE DERMANIN KALMASIN.

MEC

SE
01.03.2010 00:38
#10

SEVAP İÇİN ÇALIŞ YORUL Kİ GÜNAH İŞLEMEYE DERMANIN KALMASIN.

 

Fevkalade!.. Müthiş bir kelam!.. Var ya şu söz fırtınalar koparttı içimde de gel de yaz.

Mecalimle yalnız şunu diyebilirim ki hep düşün, hep muhasebe et, hem murakabe et, hep çalış... Ama...

Üstad Hazretlerinin dediği gibi hey gidi 'kafir nefs' heeey!

EL
01.03.2010 14:22
#11
ELDEVARHÜZÜN KARDEŞİM (NE UZUN RUMUZUN VAR BU ARADA :) BUGÜN MEAL OKURKEN BİR ŞU AYET DİMAĞIMDA SENİ CANLANDIRDI -ENFAL SURESİ 63- OKURSUN İNŞ ...

BU ARADA SELMAN BEY ABİMİZEDE KATILIYORUM EZBERCİ KALIPLARI YAZMAKTANSA HOCAMIZIN KİTAPLARINDAN OKUDUĞUMUZ BÖLÜMLERİ AKTARMAMIZ DAHA KALICI OLUR BEN BAŞLAYIM :

BENİM FELSEFEME GÖRE DEME,"KUR'ANA KERİME GÖRE, HADİSİ ŞERİFE GÖRE ŞÖYLE YAPMAM LAZIM! DE,KENDİNİ DÜZELT .

MEC(TASAVVUF YOLU NEDİR ESERİNDEN )

KURU BİLGİ HER YERDE VE HER ZAMAN SADECE GURURA,BİLGİÇLİK TASLAMAYA VEYA SUİSTİMALE YÖNELTİR.

MEC(İDEAL YOL)

ALETİMİZ İLİMDİR AMA İLİM BAŞLI BAŞINA FAZİLET DEĞİLDİR,İLİMİ KULLANIŞ TARZI FAZİLET GETİRİYOR İNSANA.. İLİM ÖĞRENECEĞİZ,KENDİMİZ YAŞAYACAĞIZ,SONUCUNU ALACAĞIZ .

MEC(TASAVVUF NEDİR?İLİM KÜLTÜR SANAT)

 

SEVAP İÇİN ÇALIŞ YORUL Kİ GÜNAH İŞLEMEYE DERMANIN KALMASIN.

MEC

 

"Ve onların kalplerini birbirine ısındıran da (O'dur).Eğer yeryüzünde bulunan herşeyi sarf etseydin de,yine onların kalplerini birbirine ısındıramazdın.Fakat Allah, onların aralarını (İslâm sayesinde sevgiyle) kaynaştırdı.Çünkü O,mutlak galip,hüküm ve hikmet sahibidir."(Enfal 63)

Feyz'ül Furkan Kur'an-ı Kerim Meali Hasan Tahsin Feyizli(Allah ondan razı olsun)

 

 

Baktım ve senin düşündüklerini ben de düşündüm Büşracım.İnsanlar her konuda her alanda her düşüncede ortak noktada olabilirler ama eğer ortak nokta mukaddes bir yol ise işte o zaman kalpler de ortak bir yol bulurlar...

 

Ben de Mahmut Esad Coşan Hocaefendinin(Allah'ın rahmeti üzerine olsun) sohbetlerinden tuttuğum notlardan yazayım bir kaçtane söz:

 

Kim Allah'a tam anlamaıyla güvenir tam tevekkül ederk dar bir zamanında Allah'a sığınırsa,Allah da onun sıkıntısını giderir.Sabr-u sebat ve takva güzel başarının vazgeçilmez şartlarından biridir.

 

Halkı hor görmek büyük bir hastalıktır.

 

İnsanın iyi huyu kötü huyu sofrda a bile belli olur.

 

Mücahid Allah u Teala yolunda nefsi ile cihad edendir.....

 

 

Ve daha nice not.İnşallah zamanla bunları paylaşırız..Allah gücümüzü ve şevkimizi artırsın..

 

Rumuzuma gelince Büşracım :) insanın yaşadıkları çok olunca içinden dökülenler de çok oluyo malesef...Çok yaşayınca demedim sakın yanlış anlama o kadar yaşlı değilim :) Üstad gibi az sözle çok şey anlatma kabiliyetimiz de olmayınca işte böyle rumuzlar uzuyo :)

EL
01.03.2010 14:35
#12
SEVAP İÇİN ÇALIŞ YORUL Kİ GÜNAH İŞLEMEYE DERMANIN KALMASIN.

 

Fevkalade!.. Müthiş bir kelam!.. Var ya şu söz fırtınalar koparttı içimde de gel de yaz.

Mecalimle yalnız şunu diyebilirim ki hep düşün, hep muhasebe et, hem murakabe et, hep çalış... Ama...

Üstad Hazretlerinin dediği gibi hey gidi 'kafir nefs' heeey!

 

Mahmut Esad Coşan..Tabiri caizse tek kişilik dev kadro.. :) Çok naif..Çok yumuşak..Ama sözleri de hedefi tam onikiden...Seyid olmasının verdiği şerefle mi bilmiyorum ama Rabb'im ona Peygamber Efendimiz (sav) gibi tane tane konuşmayı sıkmadan konuyu biraz da insanların ilgisini cezbedecek düzeyde sürdürmeyi nasip etmiş..Konuşmalarında bu tür tespit ve sonuç cümleleri çok fazladır...İnsanın kalbini öyle bir ısıtır ki ne diyeyim tekrar tekrar Allah ona rahmet etsin..:)

01.03.2010 16:01
#13

ALLAHIN GÖZÜNDE NE OLDUĞUNU MERAK EDİYORSAN"ALLAH SENİN GÖZÜNDE NE ONA BAK"

M.NURETTİN COŞAN

HÜSNÜ NİYET SAHİBİ NE ZARARA UĞRAR NE DE UĞRATIR.

MEHMET ZAHİD KOTKU

BİZ İNSANLARIN KÜLTÜRÜ DOĞU BATI KÜLTÜRÜ DEĞİL İSLAM KÜLTÜRÜDÜR.

MEC

HER TEHTİDE BİR TEDBİR VARDIR.

MEC

TEFEKKÜR;ÇİÇEĞE BÖCEĞE BAKMAKTANSA İÇİNİZE BAKALIM.:)))))

MEC

AMACIMIZ BENLİĞİMİZDEN RUHUMUZU SATIN ALMAK.

M.NURETTİN COŞAN

LÜTFEN HER TÜRLÜ ÖN YARGIDAN UZAK DİNGİN BİR KALP İLE OKUYUNUZ KURANI KERİMİ.

MEC

KİŞİSEL MENFAAT VE HEVESLERİMİZDEN ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ SATIN ALALIM.

M.NURETTİN COŞAN

YOKSA EĞER KURUN.

MEC

EL
01.03.2010 16:16
#14

TEFEKKÜR;ÇİÇEĞE BÖCEĞE BAKMAKTANSA İÇİNİZE BAKALIM.))))

MEC

 

 

:) Bayılıyorum sohbetlerine yaa :)

CE
01.03.2010 17:13
#15
TEFEKKÜR;ÇİÇEĞE BÖCEĞE BAKMAKTANSA İÇİNİZE BAKALIM.))))

MEC

 

 

:) Bayılıyorum sohbetlerine yaa :)

 

 

Bayılma öl, sonra da diril :) bu da manevi doğumdur :)

02.03.2010 19:49
#16

Güç ve kuvvet Allah’ındır; O’na dayanan bir imanla bağlanmalı, yardımı O’ndan dilemeli, O’nun sevdiği kul olmaya itina göstermeliyiz. İki cihanda aziz ve galip, muzaffer ve muvaffak olmanın mânevî sırrı budur. Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan (Rh.A)

EL
02.03.2010 21:13
#17
Bayılma öl, sonra da diril :) bu da manevi doğumdur :)

 

Hamdım,piştim,yandım..

Mevlana

11.03.2010 12:08
#18

cennet yolu olduğu için ilme aşığız. PROF.MEHMUD ESAD COŞAN

NE
11.03.2010 21:54
#19

Süfyan b. Hüseyin der ki:

"Bir gün İyâs hazretlerinin meclisinde bir adamı çekiştirerek bazı kötü fiillerini beyan ettim. İyâs hazretleri bana:

 

' Sen cihad ve gaza kastıyla Rum (yani Anadolu) cihetine gittin mi?' dedi.

'Gitmedim' diye cevap verdim.

'Sind yahut Hint taraflarında cihada azimet ettin mi?'

'Oralara da gitmedim' diye mukabele ettim.

'Senin elinden Rum, Sind ve Hint ahalisi olan kâfirler selamet bulmuşlar iken mü'min kardeşin niçin selamet bulmuyor? Bundan sonra bir daha bu şekilde sözler söyleme.' diyerek bana hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi."

 

Merhum Hocaefendi'nin "Başmakaleler 1" adlı kitabından ufak bir kısım. Bir kimseye "gıybet etme" demenin son derece zarif ve nezih hali (:

EL
11.03.2010 23:37
#20

Allah'ın mahkemesinde yanılma yoktur..

Mahmut Esad Coşan(k.s)

 

Özellikle Büşra kardeşimden ricam,arkadaşlar lütfen bu başlığı güncelleyelim sürekli,kaybolmasın...Çelebi17 kardeşim senden de aynı performansı bekliyorum :tek_dis:

12.03.2010 00:37
#21
Allah'ın mahkemesinde yanılma yoktur..

Mahmut Esad Coşan(k.s)

 

Özellikle Büşra kardeşimden ricam,arkadaşlar lütfen bu başlığı güncelleyelim sürekli,kaybolmasın...Çelebi17 kardeşim senden de aynı performansı bekliyorum :tek_dis:

 

 

bencede hüzün kardeşim celebi mehmet herşeyi devletten bekliyo :shiny:

14.03.2010 12:26
#22

''Sen ALLAH 'a kul ol , ALLAH dünya işlerini senin arkandan burnu sürte sürte getirir'' M.ESAD COŞAN (Rh.A)

İslâm, dünya tarihinde, kadınların huzuru, rahatı, himayesi, istismarlardan ve hakaretlerden kurtarılması, büyük medenî haklara kavuşması bakımından, “altın bir çağ” açmıştır. Prof.Dr. Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a)

*** "Ne dervişlikte, Ne şeyhlikte, Ne imamlıkta İŞ yok; İŞ Allah'ın rızâsını kazanabilmekte, İŞ Allah'a kul olabilmekte!.." *** (M. Zahid KOTKU (Rh.A)

"Namazı sevmeyen İslam'dan bir şey anlamamıştır. Halini düzeltsin, Kırmızı ışıklar yanıyor demektir." Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan(rah) ...

15.03.2010 22:35
#23

Niye başka öğütçü arıyoruz; her an ve her yerde, çevremizde dönüp duran ölüm bize nasihatçi ve vâiz olarak kâfi gelmiyor mu? Prof.Dr. Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a)

EL
15.03.2010 23:51
#24

İnsan Kur-an'ı Kerim'i kekeleyerek okur ama kulluğu tökezleyerek yapamaz...(M.E.C)(k.s)

16.03.2010 11:31
#25
İnsan Kur-an'ı Kerim'i kekeleyerek okur ama kulluğu tökezleyerek yapamaz...(M.E.C)(k.s)

 

 

ÇOK SÜPER SÖZ ALLAH RAZI OLSUN..

EL
16.03.2010 23:06
#26

*İslam ibadetlerinin ziirvesi cihaddır.Allah yolunda canıyla ,malıyla cihad..Her mimininn Allah'ın dinine yardım etmek maksadıyla cihad etmesi lazım...

 

*Malını vermeyen insanın imtihanı canına gelir(Çok dehşet verici).

 

*İnsan gayretli müslüman oldu mu şoförken bile İslam'a hizmet eder..

(Servis şoförlüğü yapan bir adam, okula gelip giderken çocuklara namaz surelerini öğretmiş.Buna binaen söylediği bir söz.)

M.E.C (ks)

EL
22.03.2010 00:06
#27

*Takva nefis ve şeytanın isteklerinden kaçınmak,onları yapmamaktır...

 

*İnsan eğer Allah'ın emirlerine itaat etmiyorsa demek ki şeytanın esiri,nefsinin esiri..

 

***Kötü huylar insana günahlar kadar zarar verir..

 

*Tsavvuf tepeden tırnağa güzel ahlaktır.

 

*Allah'ın emirlerini yapmaya başladığın zaman hürsün...

 

Mahmut Es'ad Coşan (R.ah)

03.04.2010 19:04
#28

TASAVVUF KULA ALLAHA ;ALLAHI KULA SEVDİRME SANATIDIR..

EL
06.04.2010 16:58
#29

Büyük insanların işleri de büyük olur. MEC

KA
15.04.2010 13:19
#30

an Geliyor bir garip duyguya dalıyorum,ben bu garip dünyada acep ne arıyorum??

Üstadın sözlerini en iyi şekilde yorumlayan manevi yönden oldukça dolu olan kişidir..

16.04.2010 15:09
#31

şahver teyze kitabında paylaşmış hocamız dediğine göre muhtemelen Mahmud Esad CoşAn hocamızdır ama isim verdiği için tam emin değilim sözü paylaşıyım;

Allah tan korkuyor musun sorusuna hayır deme küfre girersin evet de deme yalan söylersin sus...

NE
20.04.2010 01:13
#32

Esat Coşan Hocamızın üstadı Mehmet Zahit Kotku (rahmetullahi aleyh)'dan:

 

...Binaen aleyh, bunların terki hepsinden evlâdır (günahlardan bahsediyor. "en ufak bir günahın terki yer ve gök ehlinin yaptığı nafile ibadetlerden hayırlıdır" hadisini anlatıyor). Bunları terkettiğimiz takdirde, bizim okuduğumuz bir Fâtiha yeter, baska duaya lüzum yok!.. Dualar çok... Herkes bunları bulup da okuyamaz. Fakat Fâtiha-i Serife'yi herkes bilir. Bir Fâtiha kâfi gelir, sifâ için her derde... Yalnız, o ağzı o kalıba sokabilmek lâzım

KA
22.04.2010 15:06
#33
Esat Coşan Hocamızın üstadı Mehmet Zahit Kotku (rahmetullahi aleyh)'dan:

 

...Binaen aleyh, bunların terki hepsinden evlâdır (günahlardan bahsediyor. "en ufak bir günahın terki yer ve gök ehlinin yaptığı nafile ibadetlerden hayırlıdır" hadisini anlatıyor). Bunları terkettiğimiz takdirde, bizim okuduğumuz bir Fâtiha yeter, baska duaya lüzum yok!.. Dualar çok... Herkes bunları bulup da okuyamaz. Fakat Fâtiha-i Serife'yi herkes bilir. Bir Fâtiha kâfi gelir, sifâ için her derde... Yalnız, o ağzı o kalıba sokabilmek lâzım

Allahu ekber..bu nasıl bir sözdür..M.Z.KOTKU bu işin gerçekten ehlidir.

NA
28.04.2010 22:12
#34

Batıya medeniyetİ öğretebilecek kadar medeniyiz. (M.E.C.)

28.04.2010 23:04
#35
Batıya medeniyetİ öğretebilecek kadar medeniyiz. (M.E.C.)

 

 

hocam maşallah o kadar zarif o kadar hoş o kadar doyurucu ki maşallah rabbim feyzinden almayı nasip etsin bu sözüde çok hoş nameless:P:P:P kardeşim

"Biz otobanda hızımızı aldık arkamızdan gelen gelsin"

MEC

NA
28.04.2010 23:22
#36
hocam maşallah o kadar zarif o kadar hoş o kadar doyurucu ki maşallah rabbim feyzinden almayı nasip etsin

Amin.

"Biz otobanda hızımızı aldık arkamızdan gelen gelsin"

MEC

Maşallah...

namelessP:P:P kardeşim

Yorumsuz...

NE
11.07.2010 23:25
#37

Güzel giyinin, güzel giyinmeye dikkat edin! Çünkü Allah'ın kendisi güzeldir, güzelliği sever. Bir de siz İslâm'ı temsil ediyorsunuz, uzaktan görenler İslâm'dan korkmasınlar; bir müslüman nasıl olur, görsünler. ?Bak işte giyimi güzel, hâli güzel, yüzü güzel, davranışları güzel, sözü güzel, yumuşak, tatlı, sevimli, sokulgan, ılık, hoş bir insan!? desinler. (30. 05. 1997 - Almanya)

KA
12.07.2010 00:04
#38
Güzel giyinin, güzel giyinmeye dikkat edin! Çünkü Allah'ın kendisi güzeldir, güzelliği sever. Bir de siz İslâm'ı temsil ediyorsunuz, uzaktan görenler İslâm'dan korkmasınlar; bir müslüman nasıl olur, görsünler. ?Bak işte giyimi güzel, hâli güzel, yüzü güzel, davranışları güzel, sözü güzel, yumuşak, tatlı, sevimli, sokulgan, ılık, hoş bir insan!? desinler. (30. 05. 1997 - Almanya)

 

 

Hocaefendinin sohbetlerini denk geldikçe akra fm'den dinliyordum gerçekten çok akıcı vede akılda kalıcı bir üslübu var.

Böyle yapsak olmazmı, bu daha uygun değilmi hangisi daha yararlı şekinde sorgulayıcı bir anlatım modelini tercih ediyor kendileri, bu yöntem dinleyicinin dikkatinin dağılmasını engelliyor dinlerken sıkılmak gibi bir lüksünüz olmuyor.

Zaman zaman Mehmed Zait Kotku (K.S) ninde sohbetleri yayınlanmakta yumuşak sesiyle dinleyeni hemen etkisi altına alıyor sesi adeta insanın iliklerine, kalbine işliyor kısa sürede bir çok meseleyi izah ediyorlar.

Zaten havvasın ehlullahın şiarı budur.Çoğu az, azı da öz söylerler.Malayaniden kaçındıkları gibi malaniden de kaçınırlar.

Allah Teala şefaatlarına nail eylesin çok kıymetli eserleri vede sohbetleri var inşallah layıkı veçhile yararlanmak nasip olur.

NE
12.07.2010 01:08
#39
Hocaefendinin sohbetlerini denk geldikçe akra fm'den dinliyordum gerçekten çok akıcı vede akılda kalıcı bir üslübu var.

Böyle yapsak olmazmı, bu daha uygun değilmi hangisi daha yararlı şekinde sorgulayıcı bir anlatım modelini tercih ediyor kendileri, bu yöntem dinleyicinin dikkatinin dağılmasını engelliyor dinlerken sıkılmak gibi bir lüksünüz olmuyor.

Zaman zaman Mehmed Zait Kotku (K.S) ninde sohbetleri yayınlanmakta yumuşak sesiyle dinleyeni hemen etkisi altına alıyor sesi adeta insanın iliklerine, kalbine işliyor kısa sürede bir çok meseleyi izah ediyorlar.

Zaten havvasın ehlullahın şiarı budur.Çoğu az söylerler azı da öz söylerler.Malayaniden kaçındıkları gibi malaniden de kaçınırlar.

Allah Teala şefaatlarına nail eylesin çok kıymetli eserleri vede sohbetleri var inşallah layıkı veçhile yararlanmak nasip olur.

 

amin, cümlemize inş. gerçekten de çok tatlı bi üslupları var. Mehmet Zahit Kotku Hoca'yı dinlerken tek sıkıntı, ses kayıtları çok kaliteli değilmiş o zamanlar, söylediklerinin çoğu anlaşılmayabiliyor. Onun dışında cidden çok güzel anlatımları var ikisinin de.

NA
12.07.2010 13:19
#40
Hocaefendinin sohbetlerini denk geldikçe akra fm'den dinliyordum gerçekten çok akıcı vede akılda kalıcı bir üslübu var.

Böyle yapsak olmazmı, bu daha uygun değilmi hangisi daha yararlı şekinde sorgulayıcı bir anlatım modelini tercih ediyor kendileri, bu yöntem dinleyicinin dikkatinin dağılmasını engelliyor dinlerken sıkılmak gibi bir lüksünüz olmuyor.

Zaman zaman Mehmed Zait Kotku (K.S) ninde sohbetleri yayınlanmakta yumuşak sesiyle dinleyeni hemen etkisi altına alıyor sesi adeta insanın iliklerine, kalbine işliyor kısa sürede bir çok meseleyi izah ediyorlar.

Zaten havvasın ehlullahın şiarı budur.Çoğu az söylerler azı da öz söylerler.Malayaniden kaçındıkları gibi malaniden de kaçınırlar.

Allah Teala şefaatlarına nail eylesin çok kıymetli eserleri vede sohbetleri var inşallah layıkı veçhile yararlanmak nasip olur.

 

Mehmet Zahit Kotku(r.a) hocaefendinin sohbetleri, özellikle de ses tonu itibarıyle biraz tatlı sert bir havadadır ve kendileri Kafkas göçmen olduğu için şivesinde de çok sempatik farklılıklar var. Halk ağzıyla konuşurlar çoğu zaman. Bu da bir samimiyet katıyor.

 

Mahmut Esad Coşan hocaefendi (r.a) 'nin konuşması, üslübu ise göreceli olarak -ki Peygmber efendimizin sohbet metodunu uygularlardı, kullanırlardı kendileri: Sade, tane tane bir konuşma, her seviyeden insanın anlayacağı bir dil ve anlatımla- daha karşılıklı sohbet modunda ve zaman zaman sanki sohbete sizi de dahil eder tarzda. Ayrıca farklı kulvarlarda sohbetleri var. Tasavvuf, fıkıh, tefsir, o zamanın güncel konuları ile ilgili konferanslar vs. Çok eğitici gerçekten.

 

Allah rahmet eylesin..

14.10.2010 00:50
#41

Nefis tembeldir, yatmak uyumak ister; halbuki hayat ciddî bir mücadele,

acımasız bir savaş, devamlı bir uğraştır; gevşememeyi, gaflete

düşmemeyi, sıkı çalışmayı, cehd etmeyi gerektirir.

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN (Rh.A)

14.10.2010 00:52
#42

Çocuğunun mutluluğunu, mürüvvetini, hayrını görmek isteyen sadece onu dindar, edepli, vicdanlı yetiştirmeye gayret etsin, kâfi!

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN (Rh.A)

14.10.2010 00:54
#43

Gerçek dostluk PEKİ demekle kaimdir.

Mehmed Zahid Kotku

NE
17.10.2010 22:56
#44
Gerçek dostluk PEKİ demekle kaimdir.

Mehmed Zahid Kotku

 

Bunu ben bir hadis olarak hatırlıyordum aslında. Esad Hoca'nın hadis sohbetlerinin birinde...

 

Tekrar düşündüm de, zaten gerek Esad Hoca'nın gerekse Mehmet Zahid Kotku Hoca'nın söylediklerinin çoğu doğrudan ya da dolaylı olarak hadislerden başkası değil.

NA
23.12.2010 14:54
#45

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

 

 

-------------------------

 

 

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN ENDİŞESİ

 

 

 

 

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

 

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler! Allah cümlenizden razı olsun... Cumanız mübarek olsun... Cenâb-ı Hak nice hayırlara dünyada, ahirette hepinizi erdirsin... Sevdiği kul eylesin, mes'ud ve bahtiyar olun...

 

 

 

a. Rasûlüllah Efendimiz'i İhtiyarlatan Sûreler

 

 

 

Peygamber SAS Hazret-i Ebûbekr RA'dan ve İbn-i Abbas RA'dan rivayet edildiğine göre buyurmuşlar ki:

 

 

 

RE 306/10 (Şeyyebetnî hûdün vel-vâkıatü vel-mürselâtü ve amme yetesâelûn, ve izeş-şemsü küvvirat.) Tirmizî ve Hàkim'in Müstedrek'inde yer alan bir hadis-i şerif. Peygamber SAS buyurmuş ki:

 

(Şeyyebetnî) "Beni ihtiyarlattı." Şeybe, saçın sakalın ağarması mânâsına gelen bir kelime. Şeyyebe de, öyle yapmak, insanın saçını sakalını ağartmak demek. Tabii bu saçın sakalın ağarması bir yaşlanınca oluyor, saçlar sakallar aklaşıyor; ihtiyarlık alâmeti... Bir de elemden, kederden, üzüntüden dolayı ağarıyor. Hattâ tıp kitaplarına geçmiş olaylar var, çok vahim, çok acı, çok elim bir haber aldığı için, veya bir olayla karşılaştığı için bir gecede saçları bembeyaz oluveren, sakalı bembeyaz oluveren insanlar olduğu söyleniyor. Yâni birden bu renk kaçabiliyormuş, doktorların, tıp alimlerinin söylediğine göre.

 

Onun için, saçımı sakalımı ağarttı ama, telâştan, üzüntüden dolayı ağarttı, veyahut beni ihtiyarlattı mânâsına.

 

 

 

Peygamber Efendimiz'in saçını, sakalını telâştan, üzüntüden ağartan ne?.. (Hûdün) "Hûd Sûresi." (Sûretül-hûd) demiyor, ama, (hûdün) derken, içinde Hûd AS'ın da kıssasının geçtiği sûreyi kasdediyor. "Ve Vâkıa Sûresi, ve Mürselât Sûresi, ve Amme yetesâelûn Sûresi, ve İzeş-şemsü küvvirat Sûresi; bunlar beni ihtiyarlattı, saçımı sakalımı ağarttı, üzdü, telâşlandırdı."

 

Peygamber-i Zîşânımız SAS, tabii habîbullah, Allah'ın sevgili kulu... Hem de ehabbül-halk, insanların, yaratıkların en sevgilisi... Eşrefül-mürselîn, habîbullah, halîlullah, safiyyullah, her türlü güzel vasfı kazanmış, Makàm-ı Mahmûd'un sahibi... Makàm-ı Mahmud cennetin en yüksek derecesi, tek kişiye verilecek; o da Peygamber SAS Efendimiz.

 

Hem de hakkında:

 

 

(İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ. Liyağfira lekellàhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara ve yütimme ni'metehû aleyke ve yehdiyeke sırâtan müstakîmâ.) [Ey Muhammed! Doğrusu biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır. Allah böylece senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.] diye, günahlarının afv ü mağfiret edileceği, geçmiş günahlarının ve gelecek günahlarının bağışlanacağı; kendisinin füyûzât ve fütûhâta mazhar olacağı müjdelenmiş olan, Allah'ın en sevdiği peygamberi...

 

Niye endişe ediyor?.. Allah'ın en sevgili kulu, ama Allah'a da en güzel ibadet eden, en candan ibadet eden, en yüksek seviyede, en yüksek şuurla, en büyük irfanla ibadet eden bir kul... Kul ama, emsalsiz bir kul.. Yakut da bir taş ama kıymetli bir taş, kıymetli taşların da en kıymetlisi; onun gibi.

 

Saçının sakalının ağarması neden?.. Bu surelerin içindeki mânâlardan, sûrelerin mâhiyetinden, sûrelerin içindeki emirlerden, anlatılan konuların öneminden... Hem kendisi, "Cenâb-ı Hakk'a daha iyi kulluk yapayım!" diye;

 

 

 

(Efelâ ekûnü abden şekûrâ?) "Allah'a çok şükreden bir kul niye olmayayım?" diye, gayretinden dolayı böyle endişelenmiş olabilir. Hem de ümmeti nâmına endişelenmiş olabilir. Çünkü ümmetine şefekati, merhameti, yarsıması, sevmesi, koruması, ümmetine gelecek felâketlerden üzülmesi, ümmetinin üzerine titremesi ayetlerle sabit...

 

Hattâ Süleyman Çelebi ne kadar güzel söyler. Mevlid'in her tarafını okumuyor mevlidhan kardeşler, belirli bölümlerini okuyorlar; Vilâdet bahri diyorlar, Mi'rac bahri diyorlar, Vefat bahri diyorlar. Bir yerinde diyor ki, beşikte ümmetini dilemiş Peygamber Efendimiz SAS. Daha doğduğu zaman bir şeyler söylüyormuş. "Ne söylüyor?" diye yanaştıkları zaman, "Ümmetim yâ Rabbi!.. Ümmetim yâ Rabbi!.." diyormuş diye rivayet var. Bunu söyledikten sonra Süleyman Çelebi, şâirâne ama çok derin anlamlı bir beyit de kaydediyor:

 

 

 

Ol beşikte diler idi ümmetin;

Sen kocaldın, terk edersin sünnetin!

 

 

 

O Peygamber daha beşikteyken, "Ümmetim, ümmetim!.." diye, ümmetini Cenâb-ı Hak affetsin diye dua ederdi. Sen beşikte değilsin, çocuk değilsin, kocaman adam oldun; hâlâ sünnetine tam uymuyorsun, terkediyorsun! Bu nasıl iş?.." diyor.

 

Çok etkileyici bir söz. Tabii herkesin, her müslümanın Rasûlüllah SAS Efendimiz'in sünnetini ihyâ etmeğe, îfâ etmeğe, yaşamaya, uygulamaya gayret etmesi lâzım! Onu yapmayınca, böyle itham havasında bir söz söylenir.

 

 

 

Şimdi Peygamber Efendimiz'in ümmetine karşı sevgisini, onu korumak istemesini, ümmetine şefaat etmesini biliyoruz:

 

 

(Lekad câeküm rasûlün min enfüsiküm azîz, aleyhi mâ anittüm harîsun aleyküm bil-mü'minîne raûfün rahîm) [And olsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere karşı son derece re'fetli, şefkatli ve merhametlidir.] buyrulmuştur.

 

Kendi nâmına da daha iyi kulluk yapayım diye, böyle bir endişe yapmış olabilir. Bu sûrelerin mânâlarına bakarak gayretlenmiş, telâşlanmış olabilir. Çünkü meselâ, Hûd Sûresi'nde:

 

 

(Festakım kemâ ümirte ve men tâbe meake) "Sen de, sana tâbî olan yanındaki insanlar da, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun!" diye Allah-u Teàlâ Hazretleri emrediyor. Emrolunduğu gibi dosdoğru olunca, bir şeyi en güzel yapmağa çalışmak için, tabii Allah'ın en sevgili kulları gayrete gelirler.

 

Hûd Sûresi'nde peygamber kıssaları var, her ayeti kıymetli, ama "Emrolunduğun sen gibi dosdoğru ol ve sana tâbî olan senin yanındaki ashàbın da böyle olsunlar!" denildiği için, özellikle bu ayet-i kerime çok önemli.

 

 

 

Sonra Vâkıa Sûresi. Vâkıa Sûresi'nde de insanların üç sınıf olduğu; işte çok yüksek evliyâ, mukarreb kullar; sonra ashàb-ı yemîn, mü'minler; ondan sonra bir de ashàb-ı şimâl, kâfirler, günahkârlar, cehennemlikler olduğu bildiriliyor ve onların azabları anlatılıyor.

 

Tabii, ordan da bu ihtiyarlaması, saçının sakalının ağarması, ümmetini cehennemden korumak, cennete girmelerini sağlamak için gayreti, telâşı artmış oluyor.

 

(Vel-mürselât) Sonra Mürselât Sûresi. Yine burda ahiretle, cennetle, cehennemle ilgili; ordaki insanların ne durumlarla karşılaşacağını anlatan ayetler var. Meselâ:

 

 

 

 

(Veylün yevme izin lil-mükezzibîn) "Allah'ın âyetlerini yalanlayanlar, onlara karşı gelenlerin vay hâline! O zaman orada ne azablar, cezâlar çekecekler." diye...

 

Sonra Amme yetesâelûn Sûresi... Tabii burada da en sonunda;

 

 

 

(Feyeklül-kâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.) "Kâfirler âhirette, 'Ah, keşke toprak olaydım da, günahları işlemeseydim! Annem beni doğurmasaydı da, insan olmasaydım da, keşke toprak olsaydım da, o kusurları işlemeseydim, âhirette bu cezâya çarpılmasaydım!' diyecekler ama, iş işten geçmiş olacak." Ondan dolayı.

 

(İzeş-şemsü küvvirat) Tabii bu da kıyametin korkularını, tehlikelerini, sahnelerini anlatan bir sûre...

 

İşte bu sûreler ve bunların içindeki mânâlar dolayısıyla Peygamber SAS Efendimiz telaşlandığından, gayretlendiğinden, sabahlara kadar ayakları şişecek kadar ibadet ettiğinden, böyle buyurmuş.

 

Rasûlullah SAS habîbullah iken bu kadar telaşlanır, gayretlenir, ihtimam ederse, ibadete gayret ederse; bizim gibi her nefes alışverişinde nice nice kusurları, hataları olan insanların, o hatalarını affettirmek için, elbette çok daha fazla gayret etmesi lâzım! Hatalarını düşünüp, Cenàb-ı Hak'tan affını dilemesi lâzım!..

 

Burada bizim için çok büyük ikâz var, ibret var.

 

 

 

Biz maalesef, Kur'an-ı Kerim okuyoruz ama, nasıl okuyoruz bilmem!.. Kur'an-ı Kerim'i okuyoruz, ondan sonra yine kimse bildiğinden şaşmıyor! Günahlardan uzaklaşmıyor ve çeşitli kusurları âdet haline getirmiş, işlemeye devam ediyor. Yâni Kur'an-ı Kerim'den öğüt almıyor, hâlini düzeltmiyor. Zâten okurken de âyetleri anlamıyor.

 

Onun için ben kardeşlerime sonunda pişman olup da, ah vah etmesinler diye, "Aman Kur'an-ı Kerimi okuyun, her gün okuyun! Çoluk çocuğunuza da okutun! Evde akşamları bir kaç âyet, bir kaç âyet, "Şu âyet-i kerimenin mânası, şu kelimenin mânâsı nedir?" diyerek okuyun! Çoluk çocuk da bilsin, herkes kendini derlesin toparlasın.

 

Dışarıda, insanın imanına kasdeden bir sürü tehlikeler var. İmansız giderse ne olur, âhirette ne gibi cezâlara çarptırılır? Onları çoluk çocuğumuza, eşimize, dostumuza, yakınlarımıza anlatabilmemiz lâzım! Bunları anlatmasak, o zaman iyi müslümanlık olmuyor.

 

Rasûlullah Efendimiz bu sûreleri okuyarak telaşlanmışsa, saçı sakalı ağarmışsa; bizim artık sabahtan akşama, akşamdan sabaha ağlamamız lâzım! İnsafa gelmemiz lâzım, iyi kul olmaya çalışmamız lâzım!

 

Allah gaflet uykusundan uyanan, iyi kul olmaya yönelen, Cenàb-ı Hakk'ın rızasına uygun yaşayan müslümanlardan eylesin cümlemizi...

 

 

 

b. Şehidler ve Ümmetin Eminleri

 

 

 

Diğer bir hadis-i şerif, Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

 

 

 

RE 306/7(Şühedâullàhi fil-ardı ümenâullàhi alâ halkıhî kutilû ev mâtû.) Ahmed ibn-i Hanbel RA, Hambelî mezhebinin imamı, aynı zamanda büyük hadis âlimi; o rivâyet buyurmuş bu hadis-i şerifi. Peygamber Efendimiz SAS buyuruyor ki:

 

(Şühedâullàhi fil-ard) "Yeryüzünde Allah'ın şehidleri, (ümenâullàhi alâ halkıhî) halkının üzerine mürşid olarak görevlendirdiği ve halkı, müslümanları kendilerine emânet ettiği kimselerdir."

 

(Kutilû ev mâtû) Yâni bunlar şehid sıfatıyla anılıyor. "Ama ister harbde öldürülmüş olsunlar, isterse kendi ecelleriyle yatak odalarında öldürülmüş olsunlar." Yâni biz sadece sanıyoruz ki, harbde öldürülen şehiddir Ama bunlar yataklarında ölse bile, yine şehid sayacak Cenàb-ı Hak. Allah'ın şehidleri bunlar. (Şühedâullàh) Allah'ın şehidleri. (Fil-ard) Yeryüzünde şehidlik mertebesi verdiği mübarekler demek.

 

 

 

Biliyorsunuz Arapça'da arz, ard yâni dat harfi Türkçeye geçerken bâzen d ile geçmiştir, bazen ze ile kalmıştır. Meslâ; kadı dediğimiz zaman, kadı efendi yâni hâkim efendi; d ile geçmiş yâni dad harfi ama aynı kökten kazıye kelimesi kazıye-i muhàkeme diye veyahut kaza diye hepimizin bildiği bir kelime. Kaza diye ze ile geçmiş.

 

Burada da (fil-ard) yeryüzünde, arzda. Arz yâni yerküre demek. Şimdi dünya kelimesi Arapça'da yeryüzü mânâsına kullanılmaz. Dünya kelimesi şu anda yaşamakta olduğumuz bu hayat, âhiretin mukabili olarak kullanılır. İki hayat var: Birisi el-hayatüd-dünyâ, yaşadığımız şu hayat... İkincisi el-hayatul-âhireh, yâni öldükten sonra gideceğimiz âhiret âlemi.

 

Dünya kelimesini sonradan biz yerküre mânâsına kullanmışız. Arapça'da hiç kullanılmaz. Arapça'da yerküre kasdedildiği zaman arz denir. (Fil-ard) Yeryüzünde.

 

 

 

(Şühedâullàhi fil-ard) "Yeryüzünde yaşayan yâni bu dünya üzerinde yaşayan, dünyada bulunan insanların arasındaki şehidler, Allah'ın şehidleri kimlerdir?.. (Ümenâullàhi alâ halkıhî) Halkı üzerine Allah'ın emin kimse diye, görevli olarak tayin ettiği emin kimselerdir."

 

Peygamber Efendimiz de emindi, biliyorsunuz. Onun sıfatı, Muhammed el-Emîn sıfatıydı. Ondan sonra da Peygamber Efendimiz gibi, Peygamber Efendimiz'in emri üzerine, yolu üzerine, insanları Kur'an'a çağıran, İslâm'a çağıran, ümmet-i Muhammedi korumaya gayret eden, yanlışlardan döndürmeye gayret eden, doğru yola gelsinler diye nasihat eden kimseler kimlerdir?..

 

İşte onlar ümmetin emniyet edildiği, emânet edildiği, havale edildiği, teslim edildiği kimselerdir. Allah: "Ben sizi görevlendirdim. Siz ümmet-i Muhammed'e nezâret edin; onları koruyun, kollayın! Hatâlarını söyleyin, doğru yollara çekin, yanlış yollara kaymalarına engel olun, gayretli olun!" buyurmuş. İşte böyle kimseler şehidleridir. Yâni bir bakıma mürşid-i kâmiller, evliyâullah, irşad vazifesiyle görevli kimseler demek. Tabii bu anlatıma göre, bu hadisin anlaşılmasına göre.

 

 

 

Allah'ın emin kulları, (alâ halkıhî) ama kullarını kendisine emanet ettiği, teslim ettiği emin kullar. Kullar kendisine emânet verilmiş kullar demek. (Kutilû) Onlar bir islâmî savaşta cihad ederken öldürülmüş, yâni şehid edilmiş olsalar; (ev mâtû) yahut da kendi ecelleriyle ölmüş olsalar... Tabii hepsi ecelle oluyor. Kendi yatağında veya hastanede, veya yolda yürürken diyelim ki kalp krizinden ölmüş bile olsa; isterse öyle ölsün, isterse savaşta öldürülsün. Savaşta öldürülmese bile şehiddir.

 

Çünkü bu şeref bu, bu kıymet, bu rütbe niye veriliyor bu kullara?.. Çünkü onlar ümmet-i Muhammedi korumak istiyorlar. Ümmet-i Muhammedi cennete götürecek yolları anlatıyorlar, oraya çekmeğe çalışıyorlar. Cehenneme götürecek yollardan korumağa çalışıyorlar. Tehlikeleri haber veriyorlar, "Yapmayın, etmeyin!" diye nasihat ediyorlar. Halka Peygamber Efendimiz'in arzusu üzerine, çalışması tarzında, o minval üzere, o yolda faydalı olma çalışmaları yapıyorlar. İşte asıl şehidler bunlardır.

 

 

 

Tabii şehid çok önemli bir kişi, Allah yolunda canını vermiş. Ama her ölen şehid midir? İslâmî bir harbde, karşı tarafla çarpışırken ölmüş olan herkes şehid midir?.. Biz bilmeyiz, işin esrarını Allah bilir. Kulun kalbindeki imanı Allah bilir. Ama eğer Allah rızası için çarpışmamışsa, şehid değildir.

 

Biz zâhire göre, "Bu şehiddir." diye hükmederiz ama, aslını, kökünü, esrârını Cenàb-ı Hak bilir ve ona şehid rütbesini vermez. Hatta âhirette:

 

"--Ben şehidim yâ Rabbi! Senin yolunda yapılan savaşa katıldım da, düşmanlar tarafından öldürüldüm." dese bile, bazı kimselere, Et-Tergîb vet-Terhîb isimli hadis kitabında ve daha başka kitaplarda kaynaklarda geçiyor ki, Cenàb-ı Hak buyuruyor ki mahkeme-i kübrâ da onları hesaba çekerken:

 

"--Seni yalancı seni!.. (Kezebte) Yalan söyledin sen, hiç öyle yapmadın. Şu sebeple, bu sebeple çarpıştın." diyecek.

 

Kimisi ganimet için çarpışıyor, kimisi ne kahraman desinler diye çarpışıyor, kimisi kin için, intikam için çarpışıyor. Halbuki Hazret-i Ali RA Efendimiz, öldürmek üzere olduğu bir kâfiri öldürmemiş. Kendisine ölüm ânında can havliyle, ters bir iş yapınca, kızdırınca kendisini, hemen üzerinden kalkmış. Adam sormuş:

 

"--Niye kalktın? Beni tam öldürecek duruma getirmiştin, kılıcı da kaldırmıştın..."

 

Demiş:

 

"--Şu âna kadar Allah rızası için savaşıyordum, seni onun için öldürecektim. Ama, şimdi kızdım sana; kendi kızgınlığımla öldürürsem, Allah rızası için olmayacak. Onun için bıraktım." demiş.

 

Öyle deyince, adam da insâfa gelmiş, müslüman olmuş.

 

 

 

Yâni Allah rızası için çarpışan şehid oluyor. Allah rızası için olmayınca, niyet kötü olunca, maksat başka olunca, bu dereceyi alamıyor. Ama savaşta bile ölmese, niyeti Allah'ın dinine yardım etmek, müslümanları korumak, kollamak olunca; Allah'ın, müslümanları kendisine emânet ettiği, âlim-i hakîkî, vâsıl-ı ilallâh, erenlerden olunca, o zaman şehid oluyor. Allah'ın asıl şehidleri onlar oluyor.

 

Onlar aynı zamanda, yaşarken de Cenàb-ı Hakk'ın varlığına, birliğine de şâhidlik de ediyorlar. Zâten yüzlerine baktığınız zaman, Allah'ı hatırlıyorsunuz, mübarek insan... Zaten haline baktığın zaman, için eriyor, kalbin değişiyor. Hatta niceleri tevbekâr oluyor; böyle mübarekleri gördükleri zaman, günahları bırakıyorlar, kabahatleri, kusurları bırakıyorlar, iyi kul olmaya yöneliyorlar.

 

Neden?.. İşte onların o feyzinden, o mübarekliğinden, o cevherinin kıymetinden oluyor. Onun için, yeryüzünde Allah'ın varlığını birliğini anlatan şâhidler de oluyor, bir taraftan da şehidler oluyor. "İster savaşta öldürülsün, ister evde ölsün, yatağında ölsün, gene şehiddir." denmesinden, bizim anladığımız mânâda şehidlik kasdediliyor ama...

 

 

 

Şehidlere niçin bu şâhid olmak mânâsına gelen kökten gelen bu isim verilmiş? Onlar Allah'ın varlığına, birliğine şehâdet ettikleri için, gösterdikleri için, onun için çarpıştıklarından, Allah'ın güzel sıfatlarının şâhidleri olduklarından...

 

Burada da tabii erenler, evliyâullah, insanlara ma'rifetullahı öğretiyor. Ne demek?.. Allah'ı tanıtıyor. Allah'ın kudretini, kuvvetini, hesâbını, ikâbını, azâbını, muhabbetullahı, aşkullahı anlatıyor. Çok önemli! Onun için yeryüzünde Allah'ın şâhidleridir. Şehidleridir aynı zamanda... Her iki mânâ da üzerlerine gelir. Hem o yönden, hem bu yönden Allah'ın mübârek kullarıdır.

 

Allah öyle kimseleri arttırsın, gayret kuvvet versin, korusun... Ümmet-i Muhammede güzel hizmet eden insanlara, çok büyük imkânlar ihsan eylesin... Ümmet-i Muhammedin kötülüğünü isteyenlere de fırsat vermesin... Müslümanları ayaklarının kaymasından, yanlış yerlere gitmelerinden, kafalarının bozulmasından, kalblerinin kararmasından korusun...

 

 

 

c. Kara ve Deniz Şehidi

 

 

 

Şehid sözü açılmışken bir hadis-i şerifi daha ekleyelim:

 

 

 

RE 306/8(Şehîdül-berri yuğferu lehû küllü zenbin illed-deynü vel-emânetü ve şehîdül-bahri yuğferu lehû küllü zenbin ved-deynü vel-emânetü) İlginç bulacağınızı umduğum bir mânâ var bu hadis-i şerifte, duymamışsanız hayret edeceksiniz:

 

(Şehîdül-berr) "Karada çarpışırken şehid olan kimse." Ber kara demek; berr u bahır kara ve deniz demek. Yâni, "Toprakta, arâzide şehid olan kimse; (yuğferu lehû küllü zembin) bunun bütün günahları bağışlanır. (İlled-deynü vel-emânetü) Üzerinde birisine borcu varsa, o kalır; sahibi âhirette o borcu gelip isteyecek. Ve birisi emânet bırakmışsa, "Şu şeyler sende emânet kalsın." dedi. Emâneti sonradan iade edecekti, edemedi, şehid oldu. O sorulur.

 

Yâni emânet hâriç, borç hâriç, bütün günahları bağışlanır. Ahirette onları da ödeyecektir, ötekileri de ödeyecek. Karadaki şehitler.

 

 

 

Amma şehîdül-bahr, denizdeki şehidlere gelince; (Yuğferu lehû küllü zenbin) Bu mübareklerin hem bütün günahları affolacak; (ved-deynü vel-emânetü) borcu da, yanındaki emânetleri de afv u mağfiret olacak.

 

Yâni denizdeki şehidin mertebesi, denizdeki savaşta şehid olanın mertebesi, karadaki şehid olandan biraz daha yüksek... İkisinin de mertebesi çok yüksek olmasına rağmen, biraz daha imtiyazlı. Bu neden böyle oluyor?.. Çünkü denizler çok önemli... Çünkü müslümanın denizlere yönelmesi lâzım!.. Bu bir teşviktir.

 

Peygamber SAS Efendimiz niye çocuklarınıza, "Yüzmeyi öğretin, okumayı, yazmayı öğretin! Bir de silah atmayı öğretin!" buyurdu. Yüzmeyle beraber okumayı, yazmayı, silah atmayı beraber niye tavsiye buyurdu. Her yönden hazırlıklı olsunlar müslümanlar. Her şeye kabiliyetli olsunlar diye...

 

Yüzmek, su, deniz, denizlerde faaliyetler çok önemli olduğundan dolayı bu hadis-i şerif. Burada da denizde şehid olanın ecrinin, sevabının daha fazla olacağı bildiriliyor.

 

 

 

Demek ki, müslümanların tâ başından beri ne yapması gerekiyordu?.. Deniz savaşlarına ve deniz savaşlarında kullanılacak cihazlara, âletlere vasıtalara, gemilere ve sâireye çok önem vermesi gerekiyor idi. Eğer bu yapılmamışsa, müslümanların hatasıdır, kusurudur, telâfi edilmesi gerekir. Müslümanların denizcilikte en ileri toplum olması lâzım! Çünkü Peygamber SAS Efendimiz öyle buyurmuş.

 

İşte hadis-i şerifleri tam okusak, o zaman tam okuyunca Allah'ın rızasını kazanmak için, Peygamber Efendimiz'in şefaatine ermek için neler yapmamız gerektiğini çok iyi öğreneceğiz.

 

Bizim gibi üç yanı denizlerle çevrilmiş olan bir ülkenin, denizcilikte dünyada birinci gelmesi lâzımdı. Çünkü bu hadis-i şerifler var. Hepimizin yüzme bilmesi gerekirdi; çünkü Peygamber Efendimiz çocukları yüzme bilerek yetiştirmeyi tavsiye buyuruyor.

 

 

 

Avustralya'da benim dikkatimi çektiği için, sohbetlerimde sizlere nakletmiştim: Okullarda, mekteplerde çocuklara verilen derslerin arasında, mecburi olarak yüzme dersi de var. Ve yüzmeye çok önem veriyorlar. Yüzmenin çeşitlerinden sekiz-on çeşidini yazıyor. Çocuk bunların sahasında başarılı olursa, başarılı oluyor; başarılı olmadığında da ikmâle kalıyor. Yâni şöyle yüzmeyi beceriyor ama, sırtüstü yüzmeyi bilemiyor, kurbağalamayı bilemiyor. Hepsini öğretmek için, hepsini sıralamışlar, derse koymuşlar.

 

Demek ki, çocuklarını yüzme bilen insanlar olarak yetiştiriyorlar. Bizim de öyle yapmamız lâzım! Biz de çocuklarımızı her yönden hazırlıklı yetiştirmeliyiz.

 

 

 

Sonra burada bir şeye dikkat ediyorum; kadın, erkek, yaşlı, genç, herkes çok güzel vücudunu koruyor, idman yapıyor, çalıştırıyor. Bakıyorum böyle yürüyüşlerine, lastik gibi, gayet sağlam yürüyüşlüler. Kadınlar bile bir yere bastıklarında, yer titriyor neredeyse... Çünkü gevşek değiller, çalışıyorlar.

 

Biz de bedenimize bakmalıyız, beden eğitimi yapmalıyız, idman yapmalıyız. Alıştırmalıyız kendimizi. Çocuklarımıza yüzmeyi öğretmeliyiz, dağcılığı öğretmeliyiz, havacılığı öğretmeliyiz!

 

Benim deniz ehliyetim var, kaptanlık belgem var, kara ehliyetim var... Şimdi imkân olsa, bunların hepsini arttırır, bir de pilot olmak için, bir de deniz altında dalgıçlık için bunların hepsine giderim. Neden?.. Bunların hepsi bir çeşit hazırlıktır, hünerdir. İnsanın hüneri ne kadar çok olursa, hizmeti o kadar güzel olur.

 

 

 

Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim, hayatınıza şöyle bir nazar eyleyin, yaptıklarınıza bakın!.. Vücudunuzu koruyor musunuz, yoksa sigarayla içerisini kurum mu dolduruyorsunuz, zifir mi dolduruyorsunuz?.. İdmanlarınızı yapıyor musunuz, yoksa her tarafınızdan ağrılar mı geliyor, çatırtılar mı geliyor yürürken?.. Camilere gidiyor musunuz, gitmiyor musunuz?.. Yürüyor musunuz, yürümüyor musunuz?.. Oruçları tutuyor musunuz?.. Artık bunların hepsine dikkat edin!..

 

Hayatınızı yeniden Rasûlüllah SAS Efendimiz'in güzel tavsiyelerine göre düzenleyin! Çünkü bakıyorum, Efendimiz'in tavsiyelerinin bazılarını, müslüman olmayan ülkeler daha güzel uyguluyorlar da, müslüman olan ülkelerde hiç bu uygulamalardan eser yok!

 

Allah hepimizin gözünü açsın, uyandırsın... Güzel müslüman eylesin, güzel insan eylesin... İnsan-ı kâmil eylesin... Sevdiği kul olarak yaşatsın, sevdiği güzel işleri yapmayı nasib eylesin... Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı cümlenize, cümlemize nasib eylesin...

 

Aziz ve sevgili izleyiciler ve dinleyiciler, esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

 

 

 

19. 05. 2000 - AVUSTRALYA

 

Kaynak : http://esadcosan.awa...ma/c000519.html

SE
20.01.2011 23:14
#46

Vefatından sonra da bizlere ışık tutan Merhum Es'ad Coşan Hocaefendiden, istifade etmek duasıyla.

BI
22.01.2011 11:32
#47

Selamlar... Merhumun "Hacı Bektaş-i Veli Makâlât" adlı çalışmasını nereden bulabiliriz. Kitap olarak basıldı mı? Yahut internet üzerinden e-kitap şeklinde bulunabilir mi? Eğer elinde olan varsa, özel mesaj gönderirse çok sevinirim. Muhabbetle...

MU
22.01.2011 12:09
#48

Merhumun "Hacı Bektaş-i Veli Makâlât" adlı çalışması kitap olarak basılmıştır. Kütüphanelerde de mevcuttur bu kitap. Aşağıdaki linkten Mahmud hocanın bütün kitaplarının e-kitap versiyonunu indirip okuyabilirsiniz. Hacı Bektaş-i Veli kitabı da bulunmaktadır.

 

http://www.darkita...rar

BI
22.01.2011 13:40
#49

Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun...

NE
16.02.2011 22:40
#50

"Nefsi cok farkli seylere benzetmisler. Kimisi ac bir kopege benzetmis. Ben de haciyatmaza benzetiyorum (!). Nefsi yendim dersin, umitlenirsin, elini kaldirdin mi dimdik tekrar kalkar ayaga. Sen onu devirdim zannedersin , oh cekersin rahatlarsin amma elini ustunden cektin mi o pat yine kalkar ayaga. Kisi nefsini devirdigini zannedip rahatlamamali, devamli ve surekli nefsiyle mucadele icinde olmali."

KA
18.02.2011 11:58
#51

- Kainatın teminatı iyi insanlardır.

- Kendinin aleyhinde bile olsa Haktan yana ol.

 

Cuma sohbetleri.. Mahmut Esad Coşan (K.S)

KA
15.03.2011 16:42
#52

Millet sadece sıla-i rahimi akrabayı ziyaret edip el öpmek zannediyor, sıla-i rahim aynı zamanda akrabalara karşı kesenin ağzını açmaktır.

 

Mahmud Esad Coşan (k.s) Hadis sohbetleri

NA
21.03.2011 21:53
#53

  • Hepimiz kendimizin bağrı yanık aşıklarıyız.

  • Müslümanın en önemli vasfı; kınayanın kınamasından korkmamasıdır.

 

Mahmut Esad Coşan

KA
21.03.2011 22:15
#54

“Tasavvuf Hâlık’a itaat, mahlûka şefkattir.”…

 

Allah ondan razı olsun , Mekanı pûr Nûr olSun , Rabbim Merhametiyle muamaleye eyleye inşallah.

MU
07.06.2011 05:27
#55

Ne acaip adamlar!...

Doğdukları ândan tutun da ta ki vefat edecekleri an'a dek ne acaip adamlar!...

Allah azze ve celle; hizmetlerini, irşadlarını, sırlarını, yakînleri, iyilik, güzellik ve hoşluklarını artırsın...

NE
23.02.2014 21:47
#56

... "Efendimiz buyuruyor ki: Bu ummetin evveli, kuvvetli imanlari ve gozu tok (mustagni) halleriyle, ahirete ragbet edip de dunyaya aldirmamalari dolayisiyla cehennemden kurtulacak, necat bulacaklardir. Bu ummetin sonu da, cimriliklerinden ve tuğl-i emel sahibi olmalarindan dolayi helak olacaklardir.

 

Tuğl-i emel'i herkes bilmez. Nedir peki? Ölümü uzakta sanmak tuğl-i emel'dir. Geriye atmaya Arapca'da "tesvif" denir. Tugl-i emel, tesvife sebep oldugu icin kotudur. "Ilerde cok yasayacagim" diyen adam hazirliksiz ölür. Aksama ciktin mi sabaha cikmayi dusunmeyeceksin. Abdestini alip namazini kilacaksin. Hayirli isleri ertelemeyeceksin."