İLAHİYAT VE MEDRESE
Bugünün İlahiyat fakültelerini hem müfredat hem de zihniyet açısından medrese ile kıyas eder misiniz?
Evvela şunu ifade edeyim ki bu gün medrese ve İlahiyatlar birbirilerinin alternatifi değildirler. Bunun için karşılaştırma yerine genel bir değerlendirme yapmak daha isabetli olur kanaatimce. Medreselerin de İlahiyatların da kendilerine has meziyet ve eksiklikleri var. İkisi de mevcut halleriyle ihtiyaçlara tam anlamıyla cevap verememekteler. Ancak iki müesseseyi ıslah edip her ikisinde var olan meziyetleri bir araya getirerek ideal İslâmî bir eğitim ve öğretim gerçekleştirilebilir. Medreselerde âlet ilimlerine ayrı bir önem gösterilmektedir… Bununla birlikte Fıkıh, Hadis, Tefsir, Siyer vb. İslâmî ilimler de okutulmaktadır. Fakat istisnalar bir tarafa konacak olursa İslâmî ilimlerdeki tedrisatın yeterli olduğu söylenemez.
İSLÂM ÂLEMİNDE MEDRESE MEZUNLARI GİBİSİ YOK
Mezkûr problemlere rağmen bu mülahazada kayda değer olan nokta ve altı çizilmesi gereken husus, medrese mezunlarının aklî ve naklî ilimlerde nitelikli bir alt yapıya sahip olduklarıdır. İslâm âleminde medrese mezunları gibi ilmi altyapıya ve zihnî melekeye sahip öğrenci yok denecek kadar azdır. Medrese mezunları bu altyapıya sahip olarak medreseden ayrılmaktadırlar. Ancak bu vasıflara sahip olarak mezun olsalar da medresenin malum şartlarından ve müfredattaki eksikliklerden dolayı günümüz âlimlerinde bulunması gereken birçok nitelikten yoksundurlar.
ÇAĞDAŞ FİKRÎ AKIMLARA YABANCILAR
Medreselerde sadece klâsik tarzdaki âlet ve şeriat ilimleriyle iktifa edildiğinden dolayı öğrenciler, çağa ve çağdaş fikrî akımlara tamamen yabancı kalmaktadır. Bu nedenle müktesebatlarını pratize edip topluma sunamamaktadırlar. Bunun yanı sıra muhalif fikirler ve akımlarla karşılaştıklarında etkilenip sarsılabiliyorlar. Medrese ehli bugün bir modernist veya oryantalist tarafından ya da onların dili ve yöntemiyle yazılan kitap ve makaleleri anlamakta zorlanıyor. Çünkü farklı bir zihniyete ait bir dil kullanılmaktadır. Bu dil İslâm’ın yerleşik dinî ıstılahlarla değil, başka bir dünyada doğup gelişen terimlerle anlatmaktadır. Medrese mensupları bu dilin nerden, niçin geldiğini ve neyi hedeflediğini bilmemektedir.
TERFSİR VE HADİS’TEN SÖZ EDİYORDU AMA ANLAYAMADIM
Başımdan geçen bir olayı aktarmak istiyorum: Ben medresede talebeyken elime bir akademik dergi geçmişti. Bu ilk defa elime aldığım akademik bir yayındı. Dergideki makalelerin başlıklarını gördüğümde anlayacağımı sanarak makaleleri okumaya başladım. Ancak makaleleri okuduğumda anlayamamıştım. Bu yazılar bir İbn Abidin, bir İmam Nevevi bir Beyzavi’nin yazdığı tarzda yazılmamıştı. Hâlbuki dergideki makaleler, medresede okuduğum Fıkıh, Hadis ve Tefsir’e ilişkin konulardan bahsetmekteydi. Neden anlamadığımı bilmiyordum. Hata bende miydi? Medresede mi? Yoksa makalelerde kullanılan ecnebîi dil ve metotta mıydı? Karar verememiştim… Şaşırıp kalmıştım.
TÜREDİ RİVAYETLER VE ANLATIMLAR VAR
Müslim’in aktardığı bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmaktadır: “Bir zaman gelecek bazı kimseler ne sizin ne de babalarınızın duyduğu şeyleri rivayet edecekler.”
يحدثونكم بما لا تسمعون أنتم ولا آباؤكم
Bu Hadis’te rivayet ile ilgili müstakbel türedi tehlikelere karşı dikkat çekilmektedir. Hadis bu temel anlamın yanı sıra zihnimde şöyle bir çağrışım da yaptı: Türedi rivayetler olduğu gibi türedi anlatımlar da olabilir. Birincisine karşı müteyakkız olmak gerektiği gibi ikincisine karşı da müteyakkız olmak lazım. Mamafih bu dile karşı ilgisiz kalamayız. Zira ilim erbabının dünyadaki problemlerden ve iddialardan haberdar olması lazım. Elbette bunu başarmak kolay değil… Dolayısıyla bunun için en az bir Batı dilini ve Batı’daki zihnî yapıyı bilmek lazım. Var olanı inkâr edemediğimize göre anlamak gerekir. Sonuçta bunlar birer realitedir. Sözün hülasası genel olarak medrese ehlinin fikren olgunlaşmaya ihtiyacı vardır. Bütün olumsuzluklara rağmen medrese sistemi büyük ürünler vermiş ve vermektedir. Bediüzzaman, Mustafa Sabri, Elmalılı gibi âlimlerin çıkışı medrese adına ümit vericidir.
MEDRESE VE TASAVVUF
Medrese tedrisin yanı sıra irfanî geleneği de beraberinde taşımaktadır. Medreseler, sadece ilim öğretmez; Medrese sisteminde tasavvuf çok etkindir… Tasavvuf ehli olmayan hocaların bile tavır ve tutumları tasavvuf izleri taşımaktadır.
Medreseler için problem teşkil eden bazı hususlar büyük ölçüde İlahiyat fakültelerinde yoktur. Yazılı ve sözlü ifadede problemleri yok. Bu da büyük bir meziyettir. Örneğin İSAM’dan çıkan İslâm Ansiklopedisi uluslararası standartlarda bir eserdir. Bu da İlahiyatın bir ürünüdür. Ehli tarafından takdir edilmesi gereken bir eserdir.
İLAHİYATTA İSLÂMÎ İLİM DEĞİL İSLÂMÎ KÜLTÜR VERİLİYOR.
Ancak İlahiyatların da medreseler gibi azımsanmayacak eksiklikleri bulunmaktadır. Her şeyden önce İlahiyatların müfredat ve metod problemi var. Ezcümle dört yıl Arapça ve İslâmî ilimler okutulduğu halde öğrenciler, Arapça İslâmî kaynakları ya anlamıyor ya da anlamakta sıkıntı yaşıyorlar. Dört yıllık İlahiyat eğitimine dört yıllık İmam-Hatip Lisesini de eklersek sekiz, daha önceki sisteme göre de yedi yıl eklersek on bir yıl oluyor. Öğrenciler sekiz yılda veya on bir yılda Arapça öğrenemiyor, İslâmî kaynakları rahat anlayamıyorsa burada büyük bir problemin olduğu izahtan varestedir. Dolayısıyla İlahiyatta İslâmî ilim değil İslâmî kültür veriliyor. İlim ve kültür de ayrı şeyler tabi…