
Alman politikacı, ressam, yazar, asker, siyasi önder.
20 Nisan 1889 tarihinde doğup 30 Nisan 1945 tarihinde öldü.
Üçüncü Alman Hükümranlık (Reich) devrinin Başbuğu (Fuhrer).
Ressamlıkta başarısızlığa uğrayıp politika hayatına atıldı.
Avusturya'dan ayrılıp Almanya'ya geldi ve orduya katıldı.
Birinci Cihan Harbi'nde Osmanlı müttefiki olan Almanya'da asker olarak savaştı ve mağlubiyeti yaşadı.
Bir Hristiyan geleneği olarak Yahudiler Avrupa'da o devirlerde gettolarda yaşarlardı ve uzun senelerdir Yahudiler için bir tehcir düşünülmekteydi.
O devirlerde de örgütler oldukça revaçtaydı ve özellikle Marksistlerin ve Yahudilerin tehlikesi vurgulanmaktaydı.
30 yıl savaşlarında büyük bir mağlubiyet alan Almanlar dünya savaşında da yenilince artık halkta büyük bir eziklik duygusu yayılmaya başlamıştı.
Halkın gözü bir kurtarıcı aramaktaydı. Bu adam Hitler oldu. Bana on yıl verin Almanya'yı tanınmaz hale getireceğim dedi ve sözünde de büyük oranda durdu. Halk, ulus, millet anlamlarını kendi içinde barındıran volk sözü artık revaç bulmuştu. Volk Hitler'e güvendi.
Ama ondan evvel başta Hitler başarısız bir darbe girişiminde bulunup hapse girdi ve orada Mein Kampf (Kavgam) kitabını yazdı ki hükümranlığı devrinde evli çiftlere hediye olarak verilebilecek konuma kadar gelen bir kitap olmuştu. Her Alman'ın evinde bulunurdu.
Hapisten çıktıktan sonra kapanan partisini tekrar açtı ve ardından seçimlere katıldı. Seçimleri kazandı ve Şansölye oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanı ölünce o makamı da kendi üzerine aldı. Ve seneler içinde diktatörlüğü pekişti. 1936 senesinde katılımcı demokrasi uygulayarak volk'a şu soruyu sordu, "meclisteki nazilerin şuanki yönetimini onaylıyor musunuz?", referandum sonucu %99 çıktı ve halkın büyük desteğini alarak özgüveni pekişti.
Kim ne derse desin halk Adolf Hitler'e aşıktı, ona umut bağlamıştı ve inanıyordu. Ülkeyi kısa bir süre içinde muazzam bir şekilde kalkındırdı. Ekonomik açıdan uçurdu, güvenlik açıdan uçurdu, modernlik, gelişmişlik, vs. açıdan inanılmaz yerlere getirdi. Fakat ırkçılık gereği olarak da Marksistleri, Yahudileri, Çingeneleri ve tüm muhaliflerini de tasfiye etti, memleketteki 30 partiyi de kapattı.

İkinci Cihan Harbi başladığında müttefiki Mussolini'li İtalya, tarafsız İspanya ve düşmanı İngiltere haricinde tüm Avrupa'yı istila etti. İngiltere'ye Amerika'dan yardım eden gemileri vurarak İngiltere'nin dayanıksızlaşıp kendiliğinden düşmesini bekledi. Bir yandan da İsmet Paşa'lı Türkiye'den destek bekledi çünkü Türkiye'yi müttefiki olarak görüyordu. Sovyetlerin batısını işgal etti. Kuzey Afrika'da işgallerde bulundu Rommel ile. Kafkaslarda da Müslüman Nazi birlikleri bulunuyordu.
Bu esnada Türkiye Almanya ve Sovyetler arasında bir denge politikası sürdürüyordu. Türkiye'deki Türkçüler ile Marksistlerin özgüvenleri de arkalarında bulunan Almanya ve Sovyetlerden geliyordu.
O devirlerde Türk hükûmetinde ırkçı söylemler gelişti bu Nazi etkisiyle. Bundan güven alan devrin ünlü ırkçısı Nihal Atsız Marksist olan Sabahattin Ali'ye yazılı saldırılarda bulundu. Bir yandan da Moskof diyerek Nazım Hikmet'i eleştiriyordu. Ünlü bir edebiyatçı olan Nihal Atsız bir Mustafa Kemal muhalifi ve İslam'a saygılı olan Türkçü Dr. Rıza Nur'un manevi evladıydı. Nihal Atsız Adolf Hitler'in kendisine hediye ettiği bir alet ile kafatası ölçerek kimin ne kadar Türk olduğunu açıklardı insanlara. O devrin İslamcıları da henüz cesaret bulup ortaya çıkamadıklarından milliyetçi kanatta barınırlardı fakat ırkçı kanata mesafeliydiler ki daha sonra Türkeş bu Türkçü kanattan ayrılarak Türk-İslam sentezi ile yeni bir yol geliştirmişti.

Alman iletişim şifresi kırıldı ve İngiltere'ye yardım sağlanabildi. Türkiye bir türlü Almanya'nın yanında yer alıp da Sovyetlere saldırmadı. Amerika Avrupa'ya çıktı. Ve Alman askerleri de Rus soğuğunda Napolyon gibi şaşkoloz gibi kalakaldı. Böylece Almanya 30 yıl savaşları ve birinci cihan harbi gibi yeniden büyük bir mağlubiyet aldı.
Almanya yeniliyor gibi olunca İsmet Paşa son dakikada savaş sonunda galiplerin karşısında olmamak için Almanya'ya savaş ilan etti fakat zaten kısa bir süre sonra savaş da bitmişti. Sovyetler Berlin'e girdi. Hitler yeraltında intihar etti. Naziler Nurenberg mahkemelerinde yargılandılar. Berlin'in batısı demokratlara doğusu komünistlere kaldı. Çok sonra Berlin duvarı yıkıldı ve Almanya birleşti. Bugün Almanya anca kendine gelebilmiştir.
Almanya yenilince Türkiye'de Hitler tarafından desteklenen Türkçü-ırkçı kanada dava açıldı ve mahkemelerde yargılandılar. Tabutluklarda işkence gördüler. 7 Eylül 1944'te Turancılar Davası başladı. Suçlama hükûmeti devirmek için gizli bir örgüt kurmaktı. Örgütün adı iddiaya göre Gürem idi.
Ziya Özkaynak adlı bir sanık 7.080 üyesi olduğunu söylediği örgütün amacını şöyle tarif etmişti:
“Irkçı ve Turancı bir hükümet kurmak lazımdır. Bugünkü hükümet hiçbir şey başaramıyor. Biz hükümeti ele almak için gizli bir teşkilat kurduk. Atatürk’e muhalif bir doktorun idaresindeyiz. Birçok subaylar cemiyetimize dahildir. Muhafız Alayı ve Sarıkışla subaylarını elde ederek bu kuvvetlerle merkezden ani bir darbe-i hükümet yapacağız. Ecnebi bir hükümetle temastayız. Bize silahla yardım edecek. Doğru Büyük Millet Meclisi’ne giderek evvela mebusları tevkif edip, iktidarı alacağız!”
Ecnevi devlet Nazi Almanyası idi. O tarihlerde Turancı diye bilinen bazı kişiler Almanya'ya geziler yapıyordu, Nuri Demirağ isimli işadamının Nazilerle Turancılar arasındaki para trafiğini yürüttüğü söyleniyordu. Ancak sanıklar tüm iddiaları reddetti. Gürem'e dair ifadelerinin işkence altında alındığını söylediler. İddialarına göre tabutluklara konmuş, günlerce aç susuz bırakılmış ve dövülmüştü.
Savaş galiplerince Naziler yargılanırken, İnönü'nün akıllı manevrası ile son dakikada Almanya'ya savaş açan Türkiye de Türkçü-Turancı-ırkçıları yargılıyordu.
Savaş sonrası ise senelerce dünya çapında büyük bir karalama kampanyaları, propogandaları, filmleri, reklamları aldı başını gitti. Bir Yahudi Soykırımı yalanı uyduruldu tıpkı Ermeni Soykırımı yalanı gibi. Halbuki Türkler nasıl Ermenileri, Süryanileri, Rumları Anadolu'dan tehcir ettiyse ve soykırım yapmadıysa Hitler de Yahudilerin hepsini tehcir etmiş ve onları çalıştırmıştı. Gettolar ise Hitler Almanyası öncesi zaten yüzyıllardır Hristiyan Avrupa geleneği olarak mevcuttu. Yani Yahudiler zaten dört duvar arasında gettolarda yaşıyorlardı. Gaz odaları diye atılan yalanlar artık ortadadır. Gaz odaları ölü yakma yerlerinden ibarettir ve gaz odası tezi kanıtlanamamıştır. Ayrıca Hitler'in bir tane Yahudi Soykırımına dair emri kanıtlanamamıştır çünkü böyle bir şey yoktur. Diktatörlüğü elbette aşikardır, o bir diktatördür ve 31 partili Almanya'nın 30'unu kapatmıştır, kapatmadığı da zaten kendi partisi olan nazi partisidir. Savaş ve kamplarda elbette Yahudiler ölmüştür fakat soykırım hiç yapılmamıştır, sadece tehcir yapılmıştır. Fakat Sovyetlerde ve Çin'de yüz milyonlarca insan öldürülmüştür.
Yahudi Soykırımı Yalanı uluslararası arenada herkesin çıkarına olduğu için gayet iyi tutmuştur. Tüm filmler yenilenlerin aleyhinde çekilmiştir. Ve siyonizmin eliyle büyük bir beyin yıkama propogandası yürütülmüş ve başarılı olmuştur. Sonuçta tarihi yenenler yazar ve öyle de olmuştur. Yahudi Soykırımı Yalanı gibi bugün Ermeni Tehcirini de Soykırım diye yutturmaya çalışıyorlar.

Normandiya Çıkarması ile başlayan süreç
Japonların Pearl Harbor saldırısı Birleşik Devletler Pasifik filosunu saf dışı bıraktı fakat Birleşik Devletler'i savaşın dışında tutamadı. Aksine, başka hiçbir şeyin yapamayacağı şekilde bu ulusu birleştirdi, bütün kaynaklarını ve enerjisini savaşa bağladı, geniş üretim kapasitesini en üst noktaya ulaştırdı, halkına zafere kadar bitmek bilmeyen savaşma isteğini uyandırdı.
Ama bu Amerikalılar için 1941 Aralık ayında durum tehlikeliydi ve gelecek o an için umutsuz görünüyordu. Çünkü hırpalanmış müttefikler (Amerika, İngiltere, Sovyet Rusya) her tarafta savunma halindeydi, mihver devletleri (Almanya, İtalya, Japonya) her tarafta zafer kazanmıştı. Hitler, İberya yarımadası dışında bütün Avrupa'ya egemendi ve kuvvetli orduları Sovyet Rusya'nın içerilerine doğru yüzlerce mil ilerlemişti. Bu devlet de çökmek üzere görünüyordu. İtalya Akdeniz'e hakimdi. Japonlar da Çin'in büyük bir bölümünü boyunduruk altına almıştı. Hatta İkinci Cihan Harbi 1939'da başlamış birkaç yıl evvel başlar doğuda fakat Avrupa eksenli tarih anlayışı Cihan Harbini Avrupa Harbi ile başlatır; halbuki bu Cihan Harbidir.
İngiltere ile Rusya hâlâ mihver devletlere karşı dayanıyorlardı. İngiltere aldığı darbelerin etkisi altındaydı, havadan sürekli saldırıya uğruyordu ve açlık tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Rusya ise belini doğrultamayacak şekilde yenilmiş idi.
1941 Aralık ayında, Almanya'nın Kafkasya veya Kuzey Afrika'dan doğuya doğru ilerlemesi, Japonya'nın Çin ve Burma'yı çiğneyerek Batı'ya yürümesi ve böylece iki mihver devletinin Hindistan'da birleşerek kürenin dörtte üçünü ayakları altına almaları artık imkânsız değil, hemen hemen muhtemel görünüyordu.
Birleşmiş Milletler'de kırk kadar devlet bir araya gelmişti, bunlar arasında Amerika, İngiltere, Rusya, Çin, Hindistan ve İngiliz dominyonları gibi dünyanın en büyük, en kalabalık ve kuvvetli devletleri bulunuyordu.
Daha savaşın hemen başlarında, Pearl Harbor'dan evvel, müttefikler iki temel karar almışlardı: Birincisi Almanya'nın yenilmesinde birinci derecede mühimdi. Nedeni basitti: Japonya bekleyebilir fakat Almanya bekleyemezdi. Amerika, Japonya'yı yenmek için kuvvetlerini toplasaydı ki, birçok Amerikalı böyle olması gerektiğini düşünüyordu, bu arada Almanya hem Rusya, hem de İngiltere'yi saf dışı bırakabilir ve bu durum Amerika'yı dünyanın dörtte üçüne karşı yalnız başına savaşmaya zorlayabilirdi. Fakat Rusya ve İngiltere kurtarılabilir ve Almanya yenilirse o vakit, Japonya zafer kazanmış müttefiklerin birleşik gücü karşısında mutlaka çökerdi ki nitekim öyle de oldu. Bu planı uygulayıp başarıya ulaştılar. İkinci karar ise müttefik ordularını tek bir kumanda yönetiminde toplamaktı.
1944 baharına doğru istila için hazırlıklar tamamlandı.
Çıkarmanın yapılacağı yer Normandiya sahili olarak tespit edilmişti. Haritaları koydum, oradan görebilirsiniz. Fransa'nın İngiltere'ye bakan kıyısıdır Normandiya. Bu sahilin doğu kısmı İngilizlere, batı kısmı Amerikalılara ayrılmıştı. Müttefikler kara, deniz ve hava askeri olarak üç milyona yaklaşan güçlü bir ordu toplamışlardı.
6 Haziran sabahı erkenden istila donanması sahile yanaştı ve müthiş sualtı engellerini yararak müttefikler askeri sahile yığdılar. Esas saldırının Pas de Calais bölgesinden geleceğini tahmin eden Almanlar gafil avlandılar.
İstila günü biterken müttefikler, Atlantik duvarını yarmış ve 120.000 kişilik bir gücü karaya çıkartıp, paraşütçülerle bağlantı kurmak üzere içeriye ilerlemek için çalışıyorlardı. Bir hafta içinde sahile 300.000'den fazla asker ve 100.000 ton levazım çıkardılar ve yetmiş mil uzunlukta ve beş ila on beş mil derinlikte bir bölgeye hâkim oldular. Ve sonraki ay içerisinde müttefikler Normandiya Savaşı'nı kazandılar. Batıda Amerikalılar güney yolunun kapısı olan Saint-Lô'yu aldılar.
Şimdi Almanlara sayıca üstün olan İngiliz ve Amerikan hava kuvvetleri, Alman savunma hattını yarmaya ve bütün Kuzey Fransa üzerine yelpaze gibi yayılmaya hazırdılar. 25 Temmuz'da Normandiya çarpışması bitti, Fransa çarpışması başladı. 23 Ağustos'ta Paris'i aldılar. 11 Eylül'de de Amerikalılar Almanya'ya girmişti.
Almanlar ve Japonlar yayılarak ortada buluşacakken, bu hedef suya düşmüştü ve şimdi Amerikalılar, İngilizler ile Sovyet Rusya yayılarak ortada buluşmaya doğru yaklaşmışlardı. Nitekim en sonunda Almanya'da buluşacaklardı. Berlin'e gireceklerdi. Hitler yeraltında intihar edecek ve ardından Almanya'yı böleceklerdi: Batı ve Doğu Almanya olarak, batıyı Amerikalılar, doğuyu komünistler yöneteceklerdi.
Hitler ölmeden evvel umutsuz son bir girişimle, kalan bütün kuvvetlerini batı cephesine sürmeye karar verdi. Bu, müttefik ordularını ikiye parçalamak ve hatta Paris'e geri götürmek amacını güden büyük bir saldırıydı. On gün içinde Almanlar, önce Amerikan savunma hatlarını çiğnemiş, Bastogne'deki garnizonu kuşatmış ve Ardennes üzerinden Meuse nehrine doğru elli mil ilerlemişti. Bir ara, tam bir yarılma gerçekleşecekti fakat Amerikalılar çabuk toparlandı. Saldırı durdurulup geri püskürtüldü. Ocak ayı ortalarına doğru, Almanlar bütün kazançlarını kaybettiler ve şansa bel bağlamış olan bu son saldırı onlara 120.000 adamla yüzlerce tank ve uçağa mâl oldu.
Ondan sonra Ruslar, kendilerini, Viyana ve Berlin kapılarına götürecek olan büyük kış saldırılarına geçtikleri zaman, müttefikler Ren'i geçmeye ve Hitler'i batıdan sıkıştırmaya hazırlandılar. Ruslar, doğu ve güneyden; Amerikalılar ve İngilizler batıdan sıkıştırıp ve İtalya'daki Almanlar silahlarını yere aterken Wehrmacht parçalanıp dağılmaya başladı. 25 Nisan'da Ruslarla Amerikalılar Elbe nehri üzerinde buluştular ve birbirinden iki bin mil uzakta, biri Normandiya sahilinden, diğeri Dinyeper kıyılarından hereket etmiş olan iki ordu, Almanya'yı ikiye böldü.











