Bediüzzaman Said Nursi (k.s)

Başlatan: kvp111 Tarih: 19.08.2009 22:30 Cevap: 74

KV
19.08.2009 22:30
#1

Bediüzzaman Said Nursi hakkında her kafadan bir ses çıkıyor...bende açıkçası kendisi hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim...fakat özellikle dindar hırıstıyanlar tabiri ve ahir zamanda dindar hırıstıyanlarında cennette gidebileceğini söyledğini duyuyorum...bu doğrumudur?doğruysa ne maksatla böyle bir söz söyledi?ehli sünnet hakkında ne düşünür?bugunkü fetullah gülen cemaatiyle gerçekten alakası var mıdır?ve bazı nurcularda gözüme çarpan mubalaga nedendir??bu konuda gerçekten tarafsız bilgiler sunarsanız sevinirm...

YA
19.08.2009 23:10
#2

Bugünkü Gülen cemaati hocalarını üstadlarından epey öne aldıklarından nurcu diyemeyiz.Fetullahçı derler halk arasında ki,doğrudur da.

Nurcular,Said Nursi ekolünden çıkmayan,elinden dilinden risale düşürmeyen,gülen'i seven,sayan ama aşırıya kaçmayan güruh.

Hülasa,topyekün nurcu dediğimiz güruhun çoğu gülen bağlısı,azı da saf nurcu.(Okuyucu derler bu güruha)

 

Gülen cemaati sevgi-saygı-hürmet konusunda aşırıya kaçıyor mu?

İstisnalar kaideyi bozmaz diye eklersek bu güruhu pek yakından tanıdığım hasebiyle söyleyebilirim ki evet.

Selametle.

AL
19.08.2009 23:49
#3

kvp111 Gönüldaşın endişelerini paylaşıyorum.

Birşey daha ekleyeyim. İnşallah güzel bir tartışma zemini doğar.

 

FARKETTİM Kİ NUR RİSALELERİNDE VERİLEN HÜKÜMLER YAHUT GÖRÜŞLERİN ÇOĞU KAYNAKSIZ. NAKİL SÖZ KONUSU DEĞİL. EĞER SAİD NURSİ FİKİR ADAMIYSA TAMAM ANCAK ALİM KİŞİLİĞİ ORATADA OLDUĞU İÇİN 4 KAYNAKTAN BİRİNE BAŞVURMAK ZORUNDA. YOKSA GÜVENİLİRLİĞİNİ KAYBEDER. HİÇBİR VELİYE BAĞLI OLMADIĞINI HATTA ZAMAN TARİKAT ZAMANI DEĞİL İMANI KURTARMAK ZAMANI DEDİĞİNİ DE DUYMUŞTUM.

 

Ayrıca, Büyük Veli Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin onun için YAZACAĞIN KİTAPLARI YAKARIM dediğini, velinin, said nursinin birkaç ayetin abced hesabı hatasından ötürü uyarıldığında biraz ağır karşılık verdiğini ve Büyük Veliyi Nur Risalelerine hükümetle bir olup saldırdığını nurcu bir sitede okumuştum.

 

Ne derece doğru bilemem. Bilenler anlatsın...

KU
20.08.2009 00:24
#4

Düşününüz ki bir dairede bir dolu insan vardır fakat herkesin fikri bazı konularda başkadır ama yanlış değildir.

Fakat hepsi aynı kapıdan çıkar en nihayetinde.

Fethullah cı Nurcu diye nitelemeleri herzman yersiz buldum.Burada şunu hatırlatmak isterim.

Bulunduğumuz formda zaten yazmaktadır.

Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:

 

"Üstad", diye sormuş "Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."

 

N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:

 

"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiştir.

 

Burada önemli olan budur,Şu başıdönen, serzenişde olan dünyada,kendimize bir rehber edinmemiz şarttır,Elbette ki Efendimiz (s.a.v) önderimizdir lakin,bir yol göstericiye her daim ihtiyaç içersindeyiz.Doğru olanı bulup,bir an olsun ayağımızn kaymaması için buna ruhumuz açtır.Fethullah cı, Nurcu tabirleri yersizdir, sadece onlarda ALlah yolundadır, ellerinden gelenide Hak yolunda yapmaktadırlar.Benimseyip gidilir ya da gidilmez elbetteki mümkündür ,mabutlaştırmaya gerekde yoktur.Bazıları sevgilerinde aşırıya gittikleri için tabirleri yanlış kullanmış olabilirler ama arkadaşımında dediği gibi istisnalar kaideyi bozmaz.

AL
20.08.2009 00:59
#5

Kurşunkalem Gönüldaş, esselam...

Rehber herşeyin %90'ı dır. Klavuz-karga atasözü de malum...

Bu kadar basit olamaz.

Amaç aynı yol farklı klişesi de bence artık bayatladı.

Sözüm meclisten dışar said nursi için demiyorum. Onunla ilgili henüz muhasebemi tamamladım ancak yukarıda yazdıklarım doğruysa kaleminin kırılması gerekir.

Sevgili Üstad Büyük Doğu'larda sıkça yer vermiş Said Nursiye. Ortada garip bir mesele var. Bir taraftan fen yobazlarına verdiği cevaplar harika... Özellikle Said Nursi bağlılarının konuya dahil olup yukarıda bahsi geçen mevzularda bizi bilgilendirmesini beklerim.

Hayırlısı olsun...

HA
20.08.2009 01:10
#6

alim bir zattır diye Allah için saygı duyarım said nursi'ye. tenkid etmem sözkonusu olamaz. lakin bu zatın arkasından gelen, yolundan yürüdüklerini söyleyen , hatta kendi aralarında okuyucu yazıcı diye guruplara ayrılmış malüm bu topluluk yürüdükleri yol alacalı bulacalı olmasına rağmen çoğuzaman renk vermeyip inceden inceden aheste aheste sözüm ona islamı yeryüzünde hakim kılma davasındadırlar bunlarda!!!!

 

dinler arası dialok bunlardan çıkmıştır mesela....ılımlı islam, layt müslümanlık!! ne şiş yansın ne kebap tarzında

sentezleri gırla!!

mesela bir dönem 1 papaz 1 haham 1 sözüm ona imam, bir dinler bahçesi kurup , bahçeyede 1 köprü ekleyip haşa sırat köprüsü .....o köprüdende el ele güle oynaya geçtikleri oldu bu malümbu gürühun...

kaldıki zaman gazetesinde hoca sıfatı ile fetva veren ahmet şahin, bir dönem gazetedeki köşe yazısında EHLİ KİTAB İLE AMENTDE İTTİFAKIMIZ VAR.... EFENDİMİZİ KABUL VE TASDİK BİR KEMAL BERTEBESİDİR. ŞART DEĞİDİR diye fikir beyan etmiştir. KELİME-İ ŞEHADET TEKİ MUHAMMEDEN RASULÜLLAHI BİR KEMAL BERTEBESİ SAYMIŞ VE TAKILIP KALINMAMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEMİŞTİR. yahudi ve hırıstiyanlardan bahsediyor amcam dikkatinizi çekerim!! yani bir bakıma onlarında cennete giriceğini söylüyor.... diyalokcuyuzya acıtmayalım mantalitesi olsa gerek ..... yada dünyası ugruna ahiretini satanlarmı!!!! ne diyelim. yada kim kimin düdüğünü öttürüyor oma bakalım! (amcamın daha sonra kendi yazısını çok sonra tekzip etmeside yok değil.)

Ü.
20.08.2009 02:12
#7

Selamlar

 

Sevgili kvp 111 arkadasim... Benden sana tavsiye, her kafadan ses cikanlara kulak vermeyin bence. Bu yurek isidir, insanlarin samimiyetiyle alakali bir konudur. Acizane diger tavsiyem birkac kitap edinmeniz, bir takim seyleri kendiniz gormenizdir. Sahsen Fethullahci tabiri cok cirkin. Muhammed Fethullah Gulen de bu ifadeden hosnut degildir.

 

Insanlara takili kalmanin bazi kotu sonuclari olabiliyor, hosgorusuzluk ve anlayissizlik gibi. Bir insan karsisindakinin insan oldugunu unutmamali, ne olursa ve kim olursa olsun. Ve ben anlamiyorum nedir bu insanlarin cizdigi kalin kirmizi cizgiler? Mevlana'nin ve Yunus Emre'nin "Gel" demesi hosgoru ve diyalogun ta kendisi degil midir?

 

Dunya artik kucuk bir koy. Kapali bir kutu olmanin hic bir anlami yok. Ben Finlandiya'daysam, bazi insanlarin akil almaz ozverisindendir. Buradakiler ya da diger ulkedeki gonul insanlari enayi mi? Dertleri ne yani hic dusundunuz mu? Kolay degil. Hic kolay degil.

 

Sevmek zorunda degilsiniz. Tarafi olmak zorunda hic degilsiniz. Ama hic olmazsa lutfen adinin hurmetine sozlerinize biraz dikkat edin.

 

Son olarak belirtmek isterim ki buna benzer basliklar defalarca acildi, kilitlendi. Bence daha fazla kurcalamamak gerekir. Burda onemli olan birilerinin kaleminin kirilmasi falan olark da gormeyin lutfen. Bazi seylere de katilmiyor degilim. Hakli gordugum taraflar var, ama uzulerek soyluyorum ifadeler o kadar icimi acitiyor ki katildigim kisimlari vurgulamak istemiyorum...

 

Yanlis anlasilmamam duasiyla.

AL
20.08.2009 02:29
#8

Sevgili Ü.Y Gönüldaş, ben bu başlığın önemli bir zemin hazırlayacağına inanıyorum. İlmi açıdan iyi bir fotoğraf çekilebilir. Bu başlıkta sizin de kırılmanıza neden olan Fetullah Gülen meselesi değil, Üstadı Said Nursi meselesi konuşuluyor. İnşallah başlık konu dışına çıkıp Fetullah Gülen polemiğine dönmez. Hakkınız kaldıysa helal ediniz. Selametle...

CI
20.08.2009 04:16
#9
FARKETTİM Kİ NUR RİSALELERİNDE VERİLEN HÜKÜMLER YAHUT GÖRÜŞLERİN ÇOĞU KAYNAKSIZ. NAKİL SÖZ KONUSU DEĞİL. EĞER SAİD NURSİ FİKİR ADAMIYSA TAMAM ANCAK ALİM KİŞİLİĞİ ORATADA OLDUĞU İÇİN 4 KAYNAKTAN BİRİNE BAŞVURMAK ZORUNDA. YOKSA GÜVENİLİRLİĞİNİ KAYBEDER. HİÇBİR VELİYE BAĞLI OLMADIĞINI HATTA ZAMAN TARİKAT ZAMANI DEĞİL İMANI KURTARMAK ZAMANI DEDİĞİNİ DE DUYMUŞTUM.

 

Efendim, Nur Risaleleri, Bediüzzaman'a aittir. Kur'an'ı Kerim'in hikmetini, sırlarını arayıp, onları, şuurlara idrak ve telkin etme amacını güder. Bunu, kendi ilmiyle yapar. Kendisine, "Bediüzzaman" dedirten ilimle... Tefsirde nakil, veyahut kaynak gösterme metodu kullanılmaz. Bu iş makale yazmaktan farklıdır. Risale'i Nur'daki ilmi izahların şuur kaynağı, kimdir diye sorarsanız, gene kendisidir, Bediüzzaman'dır. İlim kaynağı nedir diye sorarsanız, Kur'an'ı Kerim'dir. Tefsir alimleri, diğer ilim büyüklerinin birikimlerini, olgunlaşma çağlarında alırlar. Onları kendi şuurlarında eritirler. Tefsirlerinde (şu) şöyle demiş, diyerek Kur'ani hakikatlerin ispat cephesini (beşer)e dayandırmazlar, ispat cephesi sürekli olarak Kur'anı Kerim'in kendisidir. Bediüzzaman'da, Risale'i Nur'larda Kur'ani hakikatlerinin sırlarını ve azametlerini izah ederken, ispat dayanağını Kur'an olarak almıştır. Bütün tefsirlerde bu böyledir.

 

Ayrıca, Büyük Veli Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin onun için YAZACAĞIN KİTAPLARI YAKARIM dediğini, velinin, said nursinin birkaç ayetin abced hesabı hatasından ötürü uyarıldığında biraz ağır karşılık verdiğini ve Büyük Veliyi Nur Risalelerine hükümetle bir olup saldırdığını nurcu bir sitede okumuştum

 

Korkunç bir iftira... Hem Bediüzzaman, hem Abdulhakim Arvasi'yi yalan kıskacına alan, korkunç bir iftira...

Biz izahı yok, bir kaynağı yok, bir insaf sinirine bağlı değil. Haşyetle susmaktan başka yol yok...

 

Ayriyeten Bediüzzaman'ın ebced hesapları, dayandığı temeller ve mana gayeleri ile Şua'lar adlı eserinde mevcuttur, okumak serbesttir. İnternet okudum, şundan duydum, diye bir şiar, şiar değil, mazeret de değil, sadece zavallı bir cehalet bahanesidir. İdrak için okumak, doğrudan doğru müessirin kendi eserini okumak, ve onu, kendi eserinden tanımak şarttır, boyun borcudur... Arap bir yazarın güzel bir sözü: Bizi anlamak isteyen bizi okusun! Ben inanıyorum ki sadece on dakikasını herhangi bir Risale'i Nur'u okumaya tahsis edene, gerçek bütün çıplaklığı ve haşmetiyle gözlerinin önünde arz'ı endam edecektir.

 

 

Gülen cemaati hakkında şu veya bu kanaate sahip olabilirsiniz. Bu yapılanmanın faaliyetlerini baz alarak, kimi yargılara varmanız, onları bir hüküm çemberinde zapt etmeniz mümkün olabilir. Çünkü ana mihrakını hareketten, faaliyetten, (oluşturma)dan alan bir yapılanmadır. Faaliyetlerini teşhis ederek şu veya bu kanaate varmakta hürsünüz. Fakat bu oluşumun, yapılanmanın, faaliyet manzumesinin bağlı olduğu fikir kökü nedir? Bediüzzaman Hz.leri mi? Hayır. Nur cemaatiyle Gülen cemaatini birbirine karıştıranların, ikisini aynı kovuktan fışkırma veyahut birini diğerinin kaynaklığını teşkil ettiğini zanneden kolaycıların büyük yanılgısı, bu noktadan, bu peşin kabulden ileri gelmektedir. Gülen cemaati için, aksiyon mihraklı bir oluşum demiştik. Nur cemaati ise, saf yapısı itibariyle bir ilim, tefekkür yuvasıdır. Orası, İslamı ilimle, hikmetle şuurlara ve ruhlara telkin etme fabrikasıdır. Madem hüküm, amele nispetle verilir, o zaman Nur cemaati diyince aklımıza ilim ve hikmet gelmelidir. Nur cemaatini teşhis etmeye, anlamaya çalışan bir kafa, onun yapısındaki ilim, hikmet ve iman manzumesini heceleyemiyorsa, vardığı neticenin hiçbir hükmü yoktur

 

Şu soruyu soralım: Sakın, aksiyon mihraklı olarak tabir ettiğimiz (Gülen) cemaatinin fikir kökü, güdücü unsuru Bediüzzaman, yani Nur cemaati olmasın. Sakın bu yapılanmanın mimarı, o zat olmasın? Benim bu soruya cevabım şudur: asla ve kata. Bu önerme, muhaldir, abestir. Bizzat Necip Fazıl'ın kendisinden öğrendiğimiz fikir-aksiyon bağını düşünelim. Bu bağı takip ve tahlil edip, Nur-Gülen arasındaki münasebete bir ölçüt olarak uygularsak, bir çıkmaza, tezat olmasa bile mutlak surette bir uygunsuzluğa rastlayacağız. Nedir bir fikir ve ruh mihrakının aksiyonlaşma mimarisi. Bir aksiyonla, faaliyet manzumesiyle, onu harekete geçiren, mimarisini teşkil eden odak arasındaki münasebet... İlkin şunu ifade etmeliyiz: bir fikir sisteminin kendi içinde tamamlığa erip aksiyonlaşması, aynı kafanın, aynı mihrakın güdümünde olmasına bağlıdır... Yani, fikir-ruh sistemini oluşturanla, onun aksiyon ve eşya-hadiseler üzerindeki rolünü tayin edenin, aynı kişi olması gerekir... Nasıl ki bir cihaz oluşturan mühendis, o cihazın işleyiş sahasını ve teknik niteliklerini kendisi tayin eder... Eğer böyle olmazsa, bir fikir-ruh mimarisinin aksiyon cephesiyle, onun ana unsurları arasında bir ayrılık oluşur. Ve aksiyon, fikre ihanet etmiş, en azından onu yanlış bir sahada, yanlış bir şekilde kullanmış olur... Bütün bunlar bize gösterir ki, Gülen cemaatinin faaliyet manzumesini, dünya görüşü amentüsünü oluşturan, Bediüzzaman Hz.'leri değildir. Çünkü Bediüüzaman'ın aksiyon ve faaliyet mimarisi, ilim ve hikmet temelli iman mihrakıdır. Bu zatın herhangi bir eserini okuyan şuur hemen anlar ki, bu adam bütün gücüyle, bütün irfanı ve bütün istidadıyla insanları Allah'a yaklaştırma, onları Kur'ani hakikatlere döndürme çabasındadır. Hem, yaşadığı hayatın tevazuluğuna, çektiği çilelerin büyüklüğüne, bunlara mukabil sebatının genişliğine, mücadele azminin çevikliğine bakan idrak hemen anlar ki, bu adam dünya ötesi, maddi menfaat ötesi, mantığın pratik faydasının çok ötesi bir gayenin hizmetindedir. Madem mihrak budur, o zaman bu mihrakın tezahürü de buna uygun olsa gerektir. Yani, bu adamın ardından giden, bu adamın dünya görüşüne müsavi bir görüş üzere olmalıdır... Bunlar, kimdir diye soracak olursanız, ilk dönem Nurcularıdır, derim. O şakirtler, o Kur'an hizmetkarları, o çilekeşler... Başkası değil...Nasıl ki bizler İslamiyet'in ana dokusunu, onun iktisat olsun, cemiyet ahvali olsun, yönetim düsturu olsun, bütün cephelerini temsil eden en eksiksiz ve tam modeli olarak Asr'ı Saadeti alıyoruz, nasıl ki ondan başka bütün çağlardaki İslami bütünlüğü, o çağın yanlış, hiç olmazsa eksik bir modeli olarak görüyorsak, ve İslamiyet'in Asr'ı saadetteki yapısını değil de, sonraki dönemlerdeki halini baz alarak onu küçültmeye çalışanlara karşı ille de Asrı saadet, Asr'ı saadet diye diretiyor isek, aynı şekilde esas Nurcuları, ilk dönem şakirtleri olarak almak zorundayız... Onlar, bizzat Bediüzzaman'ın etrafında halkalanmışlardır, gayeleri, faaliyetleri çok açık ve nettir. Risale'i Nurlar'dan emdikleri ilim ve tefekkür sütü, dünya görüşlerinden, yürüyüşlerine kadar her şeylerini bir intizamın altına almıştır...

 

Gülen cemaati, kendi bünyelerinde Risale'i Nur'ları okuyor, onları idrak etmeye çalışıyor olabilirler. Ama bu demek değildir ki, onların mütehassısı Risale'i Nur'dur. Madem onlar, doğrudan Nur şakirleri değillerdir, o zaman bütün açıklığıyla idrak etmemiz lazım gelir ki, onların şu veya bu hareketlerinin sorumlusu Bediüzzaman Hz.'leri değildir. Çünkü bu yapının işleyiş felsefesinin amentüsünü o oluşturmamıştır. Bediüzzaman'ın mücadelesi sadece bir grup, bir hizipten müteşekkil değildir. O, bütün dünyaya hitap eder, bütün ümmete hizmet eder. Çünkü, kendini Kur'an hizmetkarı olarak addeder, mücadelesini bu düstur üzerine inşa eder. Demek ki o, ilim ve tefekkür gibi birbirine yaslanan iki dağın arasından çıkıp, dünya ovasını sulamak üzere akan bir nehirdir... Birileri şu veya bu, doğru veya yanlış, bir amaçla gelip o ırmaktan bir kol açmış, bir kanal açmış, o nehirden taşıdığı su ile şu veya bu gaye mecrasını sulamış, bundan, hiç nehir sorumlu tutulur mu?... Bu hangi insafa ve mantığa uygun düşer?... Nasıl ki İBDA adlı oluşum da Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'sunu şiar edindiklerini söylüyor, buna rağmen hiçte onunla bağdaşmayan bir aksiyon yolunu tutuyorlar, ve bizler BD'yi anlamış olarak onların yanlışlıklarından Büyük Doğu'yu münezzeh görüyorsak, aynı şeyi Nur cemaati ile Gülen cemaati arasında da görmeliyiz... Bizim bu insaflı ve hakkaniyete uygun görüşümüzün zemininde, Büyük Doğu'yu okuyup anlamış olduğumuz yatar. O zaman Nur'u anlamanın, ve diğer oluşumlarla arasındaki münasebeti heceleyebilmenin tek yolu da Risale'i Nur'ları irdeleyici bir kafayla okumaktan geçer...

 

Buraya kadar ifade ettiklerimizi hülasalandıralım: Gülen cemaatini yoğuran, Risale'i Nur değildir. O zaman Gülen cemaatinin şu veya bu faaliyetinin sorumlusu da Bedüzzaman değildir. Birileri çıkıp, Gülen ile Bediüzzaman arasında bir münasebet kurarsa, buradan hareketle Bediüzzaman'a çamur atarsa, ona, içimizdeki fikir namusunun bir tezahürü olarak gücümüzün yettiği en büyük cevabı vermeliyiz.

YA
20.08.2009 08:54
#10
Buraya kadar ifade ettiklerimizi hülasalandıralım: Gülen cemaatini yoğuran, Risale'i Nur değildir. O zaman Gülen cemaatinin şu veya bu faaliyetinin sorumlusu da Bedüzzaman değildir. Birileri çıkıp, Dinler Arası Diyalog güruhu ile Bediüzzaman arasında bir münasebet kurarsa, buradan hareketle Bediüzzaman'a çamur atarsa, ona, içimizdeki fikir namusunun bir tezahürü olarak gücümüzün yettiği en büyük cevabı vermeliyiz.

Eyvallah birader dillendirmek istediğimizi çok güzel açıklamışsın.

Selametle.

MU
20.08.2009 09:35
#11
Gülen cemaati, kendi bünyelerinde Risale'i Nur'ları okuyor, onları idrak etmeye çalışıyor olabilirler. Ama bu demek değildir ki, onların mütehassısı Risale'i Nur'dur. Madem onlar, doğrudan Nur şakirleri değillerdir, o zaman bütün açıklığıyla idrak etmemiz lazım gelir ki, onların şu veya bu hareketlerinin sorumlusu Bediüzzaman Hz.'leri değildir. Çünkü bu yapının işleyiş felsefesinin amentüsünü o oluşturmamıştır. Bediüzzaman'ın mücadelesi sadece bir grup, bir hizipten müteşekkil değildir. O, bütün dünyaya hitap eder, bütün ümmete hizmet eder. Çünkü, kendini Kur'an hizmetkarı olarak addeder, mücadelesini bu düstur üzerine inşa eder. Demek ki o, ilim ve tefekkür gibi birbirine yaslanan iki dağın arasından çıkıp, dünya ovasını sulamak üzere akan bir nehirdir... Birileri şu veya bu, doğru veya yanlış, bir amaçla gelip o ırmaktan bir kol açmış, bir kanal açmış, o nehirden taşıdığı su ile şu veya bu gaye mecrasını sulamış, bundan, hiç nehir sorumlu tutulur mu?... Bu hangi insafa ve mantığa uygun düşer?... Nasıl ki İBDA adlı oluşum da Necip Fazıl'ın Büyük Doğu'sunu şiar edindiklerini söylüyor, buna rağmen hiçte onunla bağdaşmayan bir aksiyon yolunu tutuyorlar, ve bizler BD'yi anlamış olarak onların yanlışlıklarından Büyük Doğu'yu münezzeh görüyorsak, aynı şeyi Nur cemaati ile Gülen cemaati arasında da görmeliyiz... Bizim bu insaflı ve hakkaniyete uygun görüşümüzün zemininde, Büyük Doğu'yu okuyup anlamış olduğumuz yatar. O zaman Nur'u anlamanın, ve diğer oluşumlarla arasındaki münasebeti heceleyebilmenin tek yolu da Risale'i Nur'ları irdeleyici bir kafayla okumaktan geçer...

 

Buraya kadar ifade ettiklerimizi hülasalandıralım: Gülen cemaatini yoğuran, Risale'i Nur değildir. O zaman Gülen cemaatinin şu veya bu faaliyetinin sorumlusu da Bedüzzaman değildir. Birileri çıkıp, Dinler Arası Diyalog güruhu ile Bediüzzaman arasında bir münasebet kurarsa, buradan hareketle Bediüzzaman'a çamur atarsa, ona, içimizdeki fikir namusunun bir tezahürü olarak gücümüzün yettiği en büyük cevabı vermeliyiz.

 

Bir tarafta Bediüzzaman Said Nursi ve Gülen Cemaati

Öte tarafta Necip Fazıl Kısakürek ve İBDA-C oluşumu..

 

Gerçekten şaşırtıcı bir kıyaslama..

 

Gülen Cemaatinin Risale-i Nur'u okuyup anlamadığını, anlayamadığını, irdelemediklerini, idrak etmeye çalışıyor olabilirliklerini sizin o muhteşem tespitleriniz ile öğrenmiş bulunmaktayız.. Bir de sizden ricam bu iddialarınızı müşahhas olarak bize ifade ederseniz fazlasiyle memnun oluruz..

 

Ayrıca şu linkte de Dinler Arası Diyaloğa karşı çıkan güruhun idrak edebileceği keyfiyyette Üstad Bediüzzamanın Diyalog çerçevesinde düşünceleri ve yaptıkları sistematik olarak belirtilmekte..

 

Faydalanılması ve idrak edilebilmesi niyyet ve ümidiyle..

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage....le&aid=9846

YA
20.08.2009 10:22
#12
Bir tarafta Bediüzzaman Said Nursi ve Gülen Cemaati

Öte tarafta Necip Fazıl Kısakürek ve İBDA-C oluşumu..

 

Gerçekten şaşırtıcı bir kıyaslama..

 

Gülen Cemaatinin Risale-i Nur'u okuyup anlamadığını, anlayamadığını, irdelemediklerini, idrak etmeye çalışıyor olabilirliklerini sizin o muhteşem tespitleriniz ile öğrenmiş bulunmaktayız.. Bir de sizden ricam bu iddialarınızı müşahhas olarak bize ifade ederseniz fazlasiyle memnun oluruz..

 

Ayrıca şu linkte de Dinler Arası Diyaloğa karşı çıkan güruhun idrak edebileceği keyfiyyette Üstad Bediüzzamanın Diyalog çerçevesinde düşünceleri ve yaptıkları sistematik olarak belirtilmekte..

 

Faydalanılması ve idrak edilebilmesi niyyet ve ümidiyle..

http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage....le&aid=9846

Pek tabii bir misal.

Gülen cemaati tam anlamıyla Said Nursi yolunda gidiyor diyebilir miyiz? Hayır.Gülen yolunda gidiyor diyebiliriz.Gülen belki bir zamanlar sadece bir vasıta idi.Ama artık ekol.Gerçek nurcularla gülen cemaatini ayırd edelim diyoruz.

Meseleye yönetimin de sıcak bakmadığı bir Gülen tartışmasına çekmeden nihayet versek de Said Nursi (H.z) hakkında konuşsak daha verimli olacak inşallah.

 

Ali NFK kardeşim;

Bediüzzaman tefsir yazmıştır,tefsir de ispat gayesi yoktur,alimin ilmi vardır.Said Nursi h.z rüyasında Peygamberimizden (S.A.V) bu konuda işaret aldığını söylemiştir.Bu da sanırım kafidir.

Fıkıh,İlmihal vb sahada eser verseydi o zaman masdar arardık.

Selametle.

KV
20.08.2009 12:06
#13

herkese teşekkür ediyorum...fakat bazı arkadaşlar gülen cemaatiyle ilgili yorum yapıyor...o cemaat hakkındaki fikrim bellidir o konuda bir açıklamaya ihtiyacım yok...benm gülen cemaati derken kastım yani bediüzzamandan aldıkları hakkaten diyalog mu yoksa bediüzzamanda öyle bişey yok mu sorusuydu...bu dindar hırıstıyan meselesi filan kafamı karıştıran...mübalagadan kastım nur talebesi olan arkadaşlarındı...müctehid filan diyenler varda şaşırtıcı açıkçası...genel kanaatim şu bilemiyorum ne kadar doğru...bediüzzaman ayrı gülen ayrı...fakat bediüzzamanın risalelerde kullandığı değişik dil onu anlamamazı zorlaştırıyor anlatmak istediği başkadır heralde...

AL
20.08.2009 12:51
#14

Sevgili Cihat gönüldaş, muhattabınız ben değilim. Zira beni de son derece rahatsız eden, ortalıkta doşan ve kaynağı belli olmayan sözleri buraya taşıdım. Başka birşey değil...

 

Şu kaynak ve nur risaleleri meselesi... Ben biliyum ki Said Nursi, amel konularına pek girmemiş, iman ve imanın korunması konularında yoğunlaşmıştır. Zamanında açılan Diş Dolgusu başlığında zannedersem Sevgili Adıdeğmez Gönüldaş, Risale-i Nurlardaki hükmü belirtmişti. Orada Said Nursi, ''içime şöyle doğdu ki...'' diyerek başka mezhebe uyulması lazım gelmediğini söylemişti. Aynı şekilde müziğin haramlığı konusunda da zamanında okuduğum bir yazısında kısmi haramlık belirtmiş ve bunu bir nakle bağlamamıştı. Benim kısmım bukadardır. Ve iki hükümde de kaynak isterim!..

 

Son olarak, Abdülhakim Arvasi Hazretleri'nin ''Yazacağın kitapları yakarım'' sözünü nakleden Hüseyin Hilmi Işık'tan duyan bir öğrencisidir. Verdiğim söz gereği bir öğrencisi diyorum... Zira o iki grup arasında fitne yaratmamak için bu konuyu sürekli kapatıyor. Neyse önemlisi Hüseyin Hilmi Işık'ın bu sözü söylemesidir. Asıl kaynak o dur ve zaten kendisinin Nur Risalelerin soğukluğu buna dayanır.

 

Said Nursi'nin Ulu Hakan'a saldırmasını da açıklamak gerekir. Zannedersem bir pişmanlık yazısı kaleme almıştı. Orada ki durumu da öğrenmek isterdim.

 

Gene bir mesele; Cemalletin Afgani... Zamanında edindiğim Risale programında Cemallettin Afgani ismini arayarak ne fikir beyan ettiğini merak etmiştim. Orada Said Nursi (aynı program bende yok o yüzden hangi kitabında geçiyor söyliyemeyerceğim) Afganiye siyasette selefim diyor. Bunu bulmak pek zor değil. sorularlaislamiyet.com da da okumuştum bu meseleyi...

 

Ayrıca merak ediyorum, yanıtlanmamış; Said Nursi Tasavvuf İlminde hangi makamda hangi sıfatta?

 

Ben bir tarafın sözcüsü olarak konuşmuyorum. Tek isteğim tüm söylenenlerin zeminine oturmasıdır.

 

Selametle...

KV
20.08.2009 13:09
#15

Aziz, sıddık Risale-i Nur şakirtleri kardeşlerim,

Risale-i Nur şakirtlerinin zayıf kısımlarına zarar veren, hatıra gelmeyen, ihtiyar bir zat tarafından bir itiraz münasebetiyle ve o gibi itirazların esasını kesecek bir hakikati beyan etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi bunu tekrar ediyorum.

 

Hem mucib-i taaccüp, hem medar-ı teessüftür ki, ehl-i hakikat, ittifaktaki fevkalade kuvveti zayi ettikleri ve ziya' ile mağlûp oldukları halde, ehl-i nifak ve dalâlet, meşrebine zıt olduğu halde ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken, doksan ehl-i hakikati mağlûp ediyorlar. Ve en ziyade medar-ı taaccüp ve medâr-ı hayret şudur ki:

En ziyade muavenet ve teşvik beklediğimiz ve onlar da, o yardıma İslamiyetçe ve meslekçe ve vazife-i diniyece mükellef oldukları bize yardımı yapmayıp, bilâkis, yanlış anlamasına binaen, Risale-i Nur'un hizmetine fütur verecek bir tarzda, mevki-i içtimaiyelerinin ehemmiyetine istinaden itiraz etmişler. Bir hakikate dair beyanata itiraz etmişler.

Ben bilmiyorum, hangi meseledir, hangi ayete dairdir. Olsa olsa, gayet mahrem kısmından olan Birinci Şua namında, İşârât-ı Kur'aniyeden bir meseleye dair olacaktır. Bu aciz kardeşiniz, hem o eski dost zâta, hem ehl-i dikkate ve sizlere beyan ediyorum ki: Kur'an-ı Mucizü'l-Beyânın feyziyle, Yeni Said, hakaik-i imaniyeye dair o derece mantıkça ve hakikatçe bürhanlar zikrediyor ki, değil Müslüman uleması, belki en muannid Avrupa filozoflarını da teslime mecbur ediyor ve etmektedir.

Amma, Risale-i Nur'un kıymet ve ehemmiyetine işari ve remzî bir tarzda, Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzamın (k.s.) ihbârâtı nev'inden, Kur'an-ı Mucizü'l-Beyânın dahi bu zamanda bir mucize-i manevisi olan Risale-i Nur'a nazar-ı dikkati celb etmesine mana-yı işârî tabakasından rumuz ve imaları, i'câzının şe'nindendir ve o lisan-ı gaybın, belagat-ı mucizekârânesinin muktezasıdır.

Evet, Eskişehir Hapishanesinde, dehşetli bir zamanda ve kudsi bir teselliye pek çok muhtaç olduğumuz hengâmda, manevi bir ihtarla, "Risale-i Nur'un makbuliyetine dâir eski evliyalardan şahit getiriyorsun. Halbuki 62. sırrıyla en ziyade bu meselede söz sahibi Kur'andır. Acaba, Risale-i Nur'u, Kur'an kabul eder mi? Ona ne nazarla bakıyor?" denildi. O acip sual karşısında bulundum.

Ben de Kur'an'dan istimdat eyledim. Birden, otuz üç ayetin mana-yı sarîhinin teferruatı nev'indeki tabakattan, mana-yı işârî tabakasında ve o mana-yı işârî külliyetinde dahil bir ferdi Risale-i Nur olduğunu ve duhulüne, medâr-ı imtiyazına bir kuvvetli karine bulunmasını, bir saat zarfında hissettim ve bir kısmı, bir derece izah ve bir kısmı mücmelen gördüm. Kanaatimde hiçbir şek ve şüphe ve vehim ve vesvese kalmadı. Ben de, ehl-i imanın imanını, Risale-i Nur'la muhafaza niyetiyle o kat'î kanaatimi yazdım ve has kardeşlerime mahrem tutulmak şartıyla verdim.

Ve o risalede, biz demiyoruz ki, "ayetin mana-yı sarîhi budur;" ta hocalar "Fihi nazarun" desin.

Hem dememişiz ki, "Mânâ-yı işârînin külliyeti budur." Belki diyoruz ki, mana-yı sarîhinin tahtında müteaddit tabakalar var; bir tabakası da, mana-yı işârî ve remzîdir. Ve o mana-yı işârî de, bir küllîdir; her asırda cüz'iyatları var. Risale-i Nur dahi bu asırda o mana-yı işârî tabakasının külliyetinden bir ferttir. Ve o ferdin kasten bir medar-ı nazar olduğuna ve ehemmiyetli bir vazife göreceğine, eskiden beri ulema beyninde câri bir düstur-u cifrî ve riyaziyle karineler, belki hüccetler gösterilmişken, Kur'an'ın ayetine veya sarahatine değil incitmek, belki i'câz ve belağatine hizmet ediyor. Bu nevi işârât-ı gaybiyeye itiraz edilmez. Ehl-i hakikatın, nihayetsiz işârât-ı Kur'aniyeden had ve hesaba gelmeyen istihracatlarını inkâr edemeyen, bunu da inkâr etmemeli ve edemez.

Amma, benim gibi ehemmiyetsiz bir adamın elinde böyle ehemmiyetli bir eserin zuhur etmesini istiğrab ve istib'ad edip itiraz eden zat, eğer buğday tanesi kadar çam çekirdeğinden dağ gibi çam ağacını halk eylemek azamet ve kudret-i İlahiyeye delil olduğunu düşünse, elbette bizim gibi acz-i mutlak, fakr-ı mutlakta ve böyle ihtiyac-ı şedit zamanında böyle bir eserin zuhuru, "vüs'at-i rahmet-i İlahiyeye delildir" demeye mecbur olur.

Ben, sizi ve muterizleri Risale-i Nur'un şeref ve haysiyetiyle temin ediyorum ki, bu işaretler ve evliyanın imalı haberleri, remizleri beni daima şükre ve hamde ve kusurlarımdan istiğfara sevk etmiş. Hiçbir vakitte, hiçbir dakika, nefs-i emmareme medar-ı fahir ve gurur olacak bir enaniyet ve benlik vermediğini, size bu yirmi sene hayatımın göz önünde tereşşuhatıyla ispat ediyorum.

Evet, bu hakikatle berebar, insan kusurlardan, nisyandan, sehivden hâli değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde hatalar da olmuş. Fakat, Kur'an'ın hurufât-ı kudsiyesinin yerine, beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla, yeni hat altında, tahrifkârâne, ehl-i dalâletin tevilât-ı fâsideleri âyâtın sarâhatini incitmelerine bakmıyor gibi; biçare, mazlum bir adamın, kardeşlerinin imanını kuvvetleştirmek için, bir nükte-i i'câziyeyi beyan ettiği için, hizmet-i imaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette değil öyle zatlar, belki zerre miktarı insafı bulunan itiraz edemez.

Benim şahsım için mucib-i hayrettir ki, o itiraz eden zat, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim'in (k.s.) tilmizi ve en ziyade merbut olduğum İmam-ı Rabbânî (r.a.)'ın bir talebesi olduğu halde, herkesten ziyade kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lazım iken, maatteessüf, ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zayıf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir senet hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik. O ihtiyar zattan, çabuk bu su-i tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını, hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz.

Bunu da ilâveten beyan ediyorum:

Bu zamanda, gayet kuvvetli ve hakikatli milyonlar fedakarları bulunan meşrepler, meslekler bu dehşetli dalâlet hücumuna karşı zahiren mağlubiyete düştükleri halde, benim gibi yarım ümmî ve kimsesiz, mütemadiyen tarassut altında, karakol karşısında ve müthiş, müteaddit cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, elbette dalâlete karşı galibane mukavemet eden ve milyonlar efradı bulunan mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sahip değildir. O eser, onun hüneri olamaz ve onunla iftihar edemez. Belki, doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakimin bu zamanda bir mucize-i maneviyesi, rahmet-i ilâhiye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşıyla beraber o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'un öyle parçaları var ki, bazı altı saatte, bazı iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yeminle temin ediyorum ki, Eski Said'in kuvve-i hafızası beraber olmak şartıyla, o on dakikalık işi, on saatte fikrimle yapamıyorum. O bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum. Ve o altı saatlik risale olan Otuzuncu Sözü, ne ben, ne de en müdakkik dindar filozoflar, altı günde o tahkikatı yapamaz. Ve hâkezâ...

Demek, biz müflis olduğumuz halde, gayet zengin bir mücevherat dükkânının dellalı ve birer hizmetçisi olmuşuz. Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle, bu hizmette halisane, muhlisâne bizi ve umum Risale-i Nur şakirtlerini daim muvaffak eylesin. Amin. (Kastamonu Lâhikası)

 

62."Yaş ve kuru ne varsa ap açık bir kitapta yazılmıştır." En'âm Sûresi: 6:5.

 

Said Nursî

 

burda geçen ihtiyar...abdülhakim arvasi hazretleridir..ALİNFK arkadaşın anlatıığı olay da şu...

 

said nursi efendi hazretlerinin de yanında bulunuyor bir ara bilirsiniz pek hocalarıyla arası yok...bir başka said var bu ikisi efendi hazretlerine bir tefsir hazırladık diye geliorlar...

 

Efendi Hazretleri de diyorki:bunda yeni şeyler varsa ben bunu yakarım

yok zaten bilinen şeylerse şöhret olur...velhasıl izin vermiyor...diğer said kabul ediyor...said nursi kabul etmiyor çekiyor gidiyor...anlattığı olay doğrudur...burda mesele said nursinin büyük alim olup olmadığı değil,benim burdaki şüphelerim ehli sünnetin içinde bulunup bulunmadığı,yoksa zaten benim üstadım değil ve olamaz...onun bilgisi kesbi değil vehbidir...ilham dinde senet eğildir sadece kişinin kendisini bağlar...ona diş dolgusunda mezhep taklidine gerek yok diye ilham geldiyse kendini bağlar...bizleri değil...

20.08.2009 13:11
#16
Bediüzzaman Said Nursi hakkında her kafadan bir ses çıkıyor...bende açıkçası kendisi hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim...fakat özellikle dindar hırıstıyanlar tabiri ve ahir zamanda dindar hırıstıyanlarında cennette gidebileceğini söyledğini duyuyorum...bu doğrumudur?doğruysa ne maksatla böyle bir söz söyledi?ehli sünnet hakkında ne düşünür?bugunkü fetullah gülen cemaatiyle gerçekten alakası var mıdır?ve bazı nurcularda gözüme çarpan mubalaga nedendir??bu konuda gerçekten tarafsız bilgiler sunarsanız sevinirm...

 

''Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:

 

Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

 

Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa’da, Rusya’daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:

 

O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

 

On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ’nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa’ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum.

Eğer o felâketi gören zâlimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.

 

Eğer o felâketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın mânevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medâr-ı şeref yapar, sevdirir''

 

Kvp111 kardeşim, yukarıdaki alıntı Kastamonu Lahikası'ından. İşte buradaki ifadelere dayanılarak Hristiyanların cennete gidileceği iddia ediliyor. Ha birde iddia edenlerin alıntı olarak kullandığı yazıyı buradkiyle karşılaştırmak gerekir. Çünkü muazzam yanlışlıklar çıkabiliyor. Üstad ve Amerika başlığında Üstaddan alıntı yaptıklarını söyleyen birtakım kişiler, bu alıntıya bakarak üstadı eleştiriyorlar güya. Ama o başlığı incelersen bu iddianın büyük bir yalan olduğu aşikardır. Çünkü üstaddan yaptıkları alıntıda açık bir hilelik yaptıkları çok belli. Aynı vaziyet burada da olabilir. O birtakım kişilerin alıntı yaptığı yazı sende vardır diye düşünüyorum. Onu burada verirsen karşılaştırma olanağımız olur.

 

Kürt teali cemiyeti yüzünden de eleştirilir Said Nursi mesela. Ama bu cemiyet yüzünden Atıf Hoca'da yargılandı ve herhangi sabit bir suçu bulunamadı devrin din düşmanları tarafından. Aynı suçlama Said Nursi için de yapılır. Ama bu suçlamalar bizi hiçbir netiçeye götürmez. Bu türden suçlamaların kaynaklarını Ulusalcı kesimden alabilirsiniz. Yahu bunlar A.Gül'ün ve Erdoğan'ın yahudi olduğunu bile yazdırdılar ona buna. Çok dikkat etmeliyiz, çok... Fasıkların getirdikleri haberleri ince bir elekten geçirelim ve oyuna gelmeyelim. Tartışma seyrinde giderse faydalı olur.

 

Ali NFK kardeşimin Afgani sorusu da ayrı bir iddia tabi... Ama Said Nursi'nin kitaplarına şöyle baksanız dahi, Rabbani'den, Şahı Nakşibendi'den bolca faydalandığını görürsünüz.

BU
20.08.2009 16:49
#17

Yine ve yeniden ci, cı, cu, cü gibi eklerin çokca kullanıldığı ve bilmeden konuşmak, görmeden hüküm vermek türünden ''nakarat'' haline gelmiş, kısır ve gereksiz bir döngü haline getirilmiş malum konulardan birisi daha...

 

Buraya yazmak gerek, evet hem de yeniden ve yeni bir şeyler yazmak. Ömür yeterse, sonraya kalsın inşallah.

DE
20.08.2009 17:29
#18

İnternetten okunan yazılar iyice elden geçirilmeli ve eğer mümkünse internetten değil de güvendiğimiz kaynakların,yazarların, yayınevlerinin kitaplarından faydalanmalı param yok alamıyorum diyenlere her ilde kütüphaneler var içleri de kitap dolu ve bir kere kayıt oluyorsunuz kitapları alıp okuyup teslim ediyorsunuz yada kütüphanede sessizce inceliyorsunuz.

 

kvp111 kardeşim insan bilmediğinin düşmanıdır düsturuyla öncelikle Sait Nursi hz. tanımanı ve bu konuda Üstad bolca sayfa ayırdığı "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserini öncelikle okumanı tavsiye ederim, çünkü Said Nursi Hz. için yazılan kitapların çoğu taraflı yazılmıştır, yani onu sevenler ve sevmeyenler her iki tarafta kendince anlatmıştır, Üstad ise onlardan farklı olarak tarafsız, sade ve açıkca herşeyini yazmışmıştır.

 

sonrasında o alıntıların asıllarını kitaplardan bulalım, bu konuda herkes elinden geleni yapar bu başlıkta tartışmadan konuya açıklık getirelim.

Yine kitabım yok dersen bende e- kitapları var, külliyatı onları gönderebilirim.

 

selametle kal...

AL
20.08.2009 18:55
#19

Sevgili büyükdoğu Gönüldaş, yine ve her zamanki gibi meseleyi örtücü tavır sergiliyor. Halbuki bir Büyük Doğu mümini olarak konuyu Ehl-i Sünnet çerçevesinde ele alıp biz şüphe ve korku besleyenleri tatmin etmesi gerekir...

 

Derinden Gönüldaş'a da Abdülhakim Arvasi Hazretlerine Üstad vasıtası ile sevgi beslemenin yanında Büyük Veli'nin neden Büyük olduğunu öğrenmesini, Veli'yi iyice tanımasını tavsiye ederim. Eğer zamanın İrşad Kutbu'na bir saldırganlık söz konusu ise durum çok vahim.

 

Tekrar soruyorum, Said Nursi'nin bağlı olduğu irşad zinciri hangisidir?

Büyük Veli Beyazid-i Bestami Hazretleri Tasavvuf ilminde kendi başına iş yapanlar için Şeyhi olmıyanın şeyhi şeytandır der! Burası çok mühim... Düğüm de burada...

KV
20.08.2009 19:13
#20

arkadaşlar anlaşıldı ki burdan pek bir şey çıkmayacak..sevenler durumu yanlış anlayıp savunacak sevmeyenler de üstlerine gidicek..benim hatamdı...uzamasına gerek yok...ben bazı araştırmalar yaptım emin olamadım birisi çıkar bekledğim şeyi söyler mi dedim ama hayır değişen bişey yok...bu konudaki son hükmüm şudur said nursi gençlik zamanında hatalar yapmıştır..siyasatte selefim diyor afgani için...siyasetten sonra tövbe etmiştir..dini bakımdan bir üstadı yoktur bu bir eksiktir...ama kitaplarına bakarsak ehli sünnetin doğru yol olduğunu söyler...ilhamla elde etmiştir bilgilerini...ilham dinde senet değildir bizi bağlamaz..bu ölçü imamı rabbaninendir..hata yaptığı için kötü gözle bakılmaz...ama o böyle yaptı diye uymak olmaz dinin 4 kaynağı vardır ve bellidir...kitaplarında doğru veya yanlış bilgiler olabilir şahsen kendisine hüsnüzan etmeyi doğru buluyorum...ama onu üstad olarak kabul edemem...bu devrin irşat kutbu Abdülhakim Arvasidir ben böyle olduğuna kalbimle inanıyorum...isteyen başka türlü inanabilir..bazı nur talebelerinin aşırıya kaçan övgüleri de gereksizdir yanlıştır...müctehiddi filan falan...said nursi bilgilerini ilhamla alan(içinde yanlış bilgi ve doğrularda olabilir) bu yol için birşeyler yapmış,yapmaya çalışmış biridir...onu ne abartmalıyız ne de batırmalıyız kanaatindeyim...Allah doğru yola ulaştırsın hepimizi...

BA
20.08.2009 19:42
#21

Selam ile...

 

Arvasi Hz. kutuptur.

 

Bizler Büyük Doğu bağlıları olarak Son Devrin Din mazlumları eserine itibar ederiz.

 

Arvasi Hz. ile Bediüzzaman 'ın yazışma ve diyaloglarına sükut ederiz.

 

Biliriz ki haklı bellidir.

 

Said Nursi mübarek hakkında da günahkar halimizle kelam etmeyiz.

 

***

 

Nazım Kıbrisi Hz.nin Nur Risalesi okuma zamanı geçmiştir dediği malum...

 

Aynı Zatın Bediüzzaman'ın ruhaniyeti ile halleştiği ve kendisine Fatiha istediği de malum...

 

***

 

 

 

Tefekkür...

CI
20.08.2009 21:09
#22

Buradan pek bir şey çıkmayacağı görüşüne üzülerek, ben de katılyıorum. Çünkü ilim yok, eser yok, bunlara mukabil bol bol rivayet var, mesnetsiz itham var, ilmin kendisi yok, dedikodusu var... Böyle bir münakaşa zemininde değil ilmi ve mühim bir meseleyi, gündelik, hurda bir mevzu bile halletmek imkânsızdır. Kahramanlar, kendi eserlerinden, kendi fikirlerinden konuşturulmuyor, onların hesabına, bir perde ardına gizlenerek fısıltıyla, (sufle)vari konuşuluyor. Böyle olunca, bu topraklarda yetişen iki büyük alim, karşı karşıya getirilmiş olunuyor. Birleştikleri milyon sayıda ve hayati önemde mevzular, bir köşede mahzun kalıyor. O milyon mevzuların ehemmiyetine hayatiyetine nazire yapıyorcasına, küçük, mesnetsiz ve hiçbir eserde yeri olmayan, tamamiyle malumatsızlıktan kaynaklanan rivayetler revaca çıkıyor, tahribatın (adem)den sadır olduğu gerçeğiyle, o küçük ve mesnetsiz rivayet, o koca hikmet yapısını yerle bir ediyor... Ağlasak yeridir...

 

 

Bediüzzaman'ın mürşidi kimdir diye soru var, bu soruyu soran da, bu sorudan türlü ithamlar peydahlayan da, açıp Risale'i Nur'lardan birini okusa, Bediüzzaman'ın mürşit olarak Hz. Ali (R.A)'a bağlı olduğunu, ilmi ve kalbi cihetten ona yakın olduğunu bedahetle görecektir. Şua'lar'ı açıp baksa, görecek ki, Bediüzzaman, Risale-i Nur'ları kendi hesabından çıkarıp Hz. Ali (R.A)'a dayandıracak kadar, hatta yaptığı ebced hesaplarıyla bunu ispatlayacak kadar, ve hatta kendisi için (Ben Hz.Ali (R.A)'ın manevi evladıyım) diyecek kadar büyük bir iddia ve aşkta olduğunu görecektir.

 

 

Bir soru üzerine, Bediüzzaman'ın Mektubat adlı eserinden, tasavvuf ile ilgili kısmı aşağıya alıyorum.

 

 

 

Beşinci Mektup

 

 

Silsile-i Nakşî’nin kahramanı ve bir güneşi olan İmam'ı Rabbani (R.A) Mektubatında demiş ki: "Hakaik-i İmaniyeden bir meselenin inkişafını, binler ezvak ve mavacid ve keremata tercih ederim."

 

 

Hem demiş ki: "Bütün tariklerin nokta-i müntehası, hakaiki imaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."

 

 

Hem demiş ki: "Velayet üç kısımdır: Biri velayet-i suğra ki, meşhur velayettir, biri velayet-i vusta, biri velayet-i kübradır.Velayet-i kübra ise: veraset-i nübüvvet yoluyla, tasavvuf berzahına girmeden, doğrudan doğruya hakikata yol açmaktır."

 

 

Hem demiş ki: "Tarik'i Nakşide iki kadad süluk edilir." Yani: "Hakaik-i imaniyeye sağlam bir surette itikad etmek ve feraiz-i diniyeyi imtisal etmekle olur. Bu iki cenahta kusur varsa, o yoldan gidilmez." öyle ise Tarik-i Nakşî’nin üç perdesi var:

 

 

Birisi ve en birincisi ve en büyüğü: Doğrudan doğruya hakaik-i imaniyeye hizmettir ki, İmam-Rabbani de (R.A) ahir zamanda ona süluk etmiştir.

 

 

İkincisi: Feraiz-i diniyeye ve sünnet-i seniyyeye tarikat perdesi altında hizmettir.

 

 

Üçüncüsü: Tasavvuf yoliyle emraz-ı kalbiyenin izalesine çalışmak, kalb ayağıyla ona süluk etmektir. Birincisi farz, ikincisi vacib, bu üçüncüsü de sünnet hükmündedir.

 

 

Madem hakikat böyledir; ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdulkadir-i Geylani (R.A) ve İmam-ı Rabbani (R.A) gibi zatlar bu zamanada olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i imaniyenin ve akaid-i İslamiye'nin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünki: Saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız cennete gidilmez, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayama, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslamiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut; ta kırk seneye kadar bir seyr-ü süluk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenab'ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lakayd kalmak, elbette kar-ı akıl değil...

 

 

İşte, otuzüç adet Sözler, böyle Kur'ani bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Madem hakikat budur; esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasip ilaç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz hey'eti İslamiyeye en nafi bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Bilirsiniz ki: eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet fenden ve ilimden gelse, izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak birinden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünki; Öyleler kendilerini beğeniyorlar, hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab'ı Hak şu zamanda icaz'ı Kur'an'ın manevi lemeatından olan malum Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hasiyetini vermiş tasavvurundayım.

AL
20.08.2009 21:35
#23

Ben yalnızca şahsım adına diyebilirim ki bu ''dedi-koduların'' bu başlık altında değerlendirip muhasebesinin yapılmasına sevindim. Sevgili Üstad Hazretlerinin çok kıymet verdiği Said Nursi hakkında böyle iddealerın temizlenmesi bütün hücreleriyle Üstadın Mukaddes davasına yönelmiş beni tabi ki memnun kılıyor. İçimdeki sıkıntılarımı ve tezatlarımı gideriyor.

 

Sevgili Cihat Gönüldaş'a iyi niyetimi anlayamamasından ötürü kullandığı sert ve gereksiz üslubuna rağmen paylaştığı değerli bilgilerden ötürü müteşekkirim. Allah razı olsun...

 

Bütün gayesi Büyük Doğu davasını içinde tam manasıyla ''tamam'' etmek olan cahil, tartışma konusu meseleleri ve kişileri yine Büyük Doğu Mümin Kardeşleri vasıtasıyla kendi zeminlerine oturtmak ister...

 

Selametle...

NU
20.08.2009 22:45
#24
herkese teşekkür ediyorum...fakat bazı arkadaşlar gülen cemaatiyle ilgili yorum yapıyor...o cemaat hakkındaki fikrim bellidir o konuda bir açıklamaya ihtiyacım yok...benm gülen cemaati derken kastım yani bediüzzamandan aldıkları hakkaten diyalog mu yoksa bediüzzamanda öyle bişey yok mu sorusuydu...bu dindar hırıstıyan meselesi filan kafamı karıştıran...mübalagadan kastım nur talebesi olan arkadaşlarındı...müctehid filan diyenler varda şaşırtıcı açıkçası...genel kanaatim şu bilemiyorum ne kadar doğru...bediüzzaman ayrı gülen ayrı...fakat bediüzzamanın risalelerde kullandığı değişik dil onu anlamamazı zorlaştırıyor anlatmak istediği başkadır heralde...
Risale-i Nur Külliyatında konuyla ilgili bir bölüm,

 

“Hatta hadis-i sahihle, âhir zamanda İsevilerin hakiki dindarları ehl-i Kur’ân’la ittifak edip müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi, şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimi ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakiki dindar ruhanileri medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve niza etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar”

 

Diyaloğu, değişik ırk ve kültürlerden, farklı inanç ve kanaatlerden, insanların bir araya gelerek, birbirleriyle iletişim kurması şeklinde tarif edersek, Efendimizin “Size içimizdeki azınlıkları emanet ediyorum; onlar hakkında Allah’tan korkun ve kendilerine adaletle davranın” hadisini de bakarak, aslında çok zararlı birşey olmadğını söyleyebilirim. Ancak burada mefhumlara verilen anlam çok önemli.

Dinler birbirleriyle diyaloğa giremezler, Dine mensub olan insanların birbirleriyle karsılıklı görüsmesi, olarak ele alabiliriz. Zamanında aşırıya giden durumlar olmuş olabilir, bunları tasvip etmek bize yakışmaz.

NU
20.08.2009 22:53
#25
Tekrar soruyorum, Said Nursi'nin bağlı olduğu irşad zinciri hangisidir?

Büyük Veli Beyazid-i Bestami Hazretleri Tasavvuf ilminde kendi başına iş yapanlar için Şeyhi olmıyanın şeyhi şeytandır der! Burası çok mühim... Düğüm de burada...

Efendim konuyla ilgili, Bundan otuz sene evvel, Eski Said'in gafil kafasına müthiş tokatlar indi, -1- Ölüm kesin bir gerçektir. kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol aradı, bir hâlâskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. Gavs-ı Âzam olan Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın Fütuhu'l-Gayb namındaki kitabıyla tefe'ül etti. Tefe'ülde şu çıktı:

 

-2- Sen dârü'l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara.

 

Aciptir ki, o vakit ben Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir.

 

İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara."

 

Ben dedim: "Sen tabibim ol." Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum.

 

Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim.

 

Sonra İmam-ı Rabbânî'nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. Hâlis bir tefe'ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat'ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman'a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said'in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî'den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.

"

Üstad Necip Fazıl bu bölümünden iktibas yaptıktan sonra, -Son Devrin Din Mazlumları eserinde- diyor ki;

Artık Abdülkadir Geylani Hazretleri,olgunluk devresinin başında Said Nursi'nin ruhaniyet yoliyle bir nevi yetiştiricis ve geliştiricisidir.

AL
20.08.2009 23:33
#26

Peki nasıl olur da Gavs-ül Azam Abdülkadir Gylani aazretlerinin yoliyle Hazreti Ali'den feyz alan biri Efgani gibi bir sapığa siyasette selefim der? Bu da genç Said devresinde mi yoksa?

CI
20.08.2009 23:33
#27

Burada, Bediüzzaman’ın ilim metoduna ve ana yapısına yöneltilen bir telakkiyi izah etmek istiyorum, naçizane…

 

Denilmiş ki, Bediüzzaman’ın ilmi kesbi değil, vehbidir. Bu tanımdan murat, Bediüzzaman’ın ilim çizgisinin ve tefsir metodunun kaynağındaki (ilhami) yapıya işaret etmek, böylece bu kaynaktan fışkıran hikmet ve ispat tecellilerinin sahihliğini bir nevi test etmektir… Bundan çıkan neticeyle, Bediüzzaman’daki ilmin nakli olmadığı, şahsi olduğu ön kabulüyle, kendisinin umumi planda söz sahibi olamayacağı fikri hissettirilmiştir. Bu, korkunç bir yanılgıdır. Sebebi, birkaç izahı gerektirir, kısaca hülasalandırmak istiyorum:

 

Bediüzzaman, Kur’ani hakikatlerin tefsirinde olsun, diğer bütün meselelerin izahında olsun, vardığı telakkilerin kaynağının ilahi olduğunu, hemen her yerde, bizzat kendisi ifade etmektedir. Bediüzzaman, acaba bundan ne murat etmiştir, niçin ilim mimarisinin temelini, kendi şahsından izale ederek, ilahi bir noktaya bağlamıştır, düşünmek lazım.

 

Birincisi: Bediüzzaman Hz’leri, gerek Risale’i Nur’ların yazılış, gerek tamamlanış evrelerinde, ifade edilen bütün hakikatlerin sahibini, doğrudan Kur’an’ı Kerim’e bağlamaktadır. Demektedir ki: İşte Risaleler ortada, onlardaki ilim ve hikmet bütünlüğü, verdiği hüccetlerle müminin ufkun açıcı, imanını ziyadeleştirci ve doyurucu, İslam düşmanı filozofları ise kepaze edici gücü ve tesiri de ortada… Risale’i Nur’ların hikmet ve ilim cephelerinin istidad noktası aranacaksa, bu Said değildir. Çünkü o, sadece kendi şahsıyla böyle bir eser oluşturmak iktidarında ve istidadında değildir. Ortada bir hüner varsa, o hünerin sahibi Said değildir. Said, sadece Allah’ın kendisine yüklediği vazifeyi, bu hüner vasıtasıyla yerine getirmiş. Ortada bir eser var ise de, bu eserin müessiri gene Said değildir, çünkü gene o, şahsi ilmi ve ferasetiyle böyle bir eseri vücuda getirecek meziyette değildir. Ortada bir cihaz var ise, bu cihazın mütehassısı Said değildir, Said, sadece o cihazın Müslümanlara menfaat getirmesine vesile olucu klavuz hükmündedir. Yani, Saiddeki bütün meziyetlerin sahibi, Allah’tır. Bediüzzaman, her fırsatta, ilk olarak (kalbe ihtar oldu ki) derken, buna işaret etmek istemektedir. Benden bir mahsül sadır oluyorsa, o mahsülün tohumunu atan Rab’dır, demek istiyor. Kendi şahsi aklını her zaman küçümsüyor, ilahi bir şevke hizmet eden aklını ise, belirleyici kılıyor…

 

İkincisi: Materyalist, madde mihraklı sistemler dışında, dünyada ilahi ve hakiki olanı arayıcı kaç tane sistem ve yol varsa, hepsinde (ilham), belirleyici bir unsur olarak, vardır. İlahi tesir vardır. Batı, buna sezgi diyor. Biz ne diyeceğiz? Basiret mi, üstün akıl mı, kalp gözü mü?.. Bütün tasavvuf büyükleri, bilhassa İmam’ı Rabbani (R.A) ve Gazali (R.A), bu mefhumun ehemmiyetine dikkat çekiyorlar. Akli hükümlerin tek başlarına hakikati bulamayacaklarını, aklın ancak çetin bir muhasebeyle kendisini aştığı takdirde, geçerli ve muteber olacağını beyan ediyorlar. Bediüzzaman’ın farkı, vardığı neticelerin ahirinde değil evvelinde, bu ilahi yardımdan istifade ettiğini beyan etmesidir.

 

Bu noktadan sonra eğer denilse ki; Bediüüzaman, Allah’ın kuluna şah damarından daha yakın olduğu gerçeğiyle, esasında her müminin sahip olması gerektiği, temini için tefekkür, teslimiyet ve sadakatle amel etmesi gerektiği o makamı, senet kabul ediyor, öyle beyan ediyor. Bunun, bir aldatış olmadığı, daha doğrusu şahsi telakkilerini geçerli ve muteber kılmak amacıyla, o büyük makamı kullanmadığı ne malum? Biz nerden bileceğiz ki, Bediüzzaman’ın (kalbe ihtar oldu ki) diye başlayan tefsirlerinin, ilahi ilhama ihanet etmediğini, onunla uyuşmadığını, sahih veya boş olmadığını?...Bu sorunun cevabı, Risale’i Nur’un kendisidir. Çünkü, Bediüzzaman, (kalbe ihtar oldu ki) diye başlayan tefsirlerini ve izahlarını, bu dayanağın büyüklüğünü kullanarak ve ona güvenerek boş bırakmıyor. Arkasını tefekkürle getiriyor, kâinatı bir laboratuar hükmüne geçirip, ilahi bilginin kalbine üflediği hakikat nurunun ışığında, tefekkürle, teslimiyetle ve samimiyetle arıyor… ilmi keşfine, Kâinattan Hâlıkını Soran Bir Seyyahın Müşahedatı ... Düsturuyla başlaması bize bunu göstermiyor mu? Peki, bu, tam olarak, aklın, kendisiyle bir muhasebeye girişip, kendisini devirerek üstün akıla geçişinden başka bir şey midir?

 

 

Bediüzzaman eserinde nakil kullanmamış olabilir, çünkü tefsirde bu metot doğrudan kullanılmaz, bunu ilk mesajımda beyan etmiştim. Ama şu var ki, kendisi, İslam alimlerinin tümünü, şevk ve hayranlıkla okumuştur. Daha çocukken dahi, kitapları ezberleyecek raddede okuması, bunu ispat ediyor. Hem eserinin çok yerinde İmam’ı Rabbani’nin olsun, İmam’ı Gazzali’nin olsun fikirlerinden ve müşahedelerinden istifade ediyor…

 

Ali NFK kardeşim, benim derdim senin şahsınla değil. Şu var ki, bir mesele hakkında mesnetsiz rivayetlerin ve belirsiz ithamların, ilmin ve hakikatin önüne geçerek onları perdeleyişleri, beni derinden etkiliyor, çok kızıyorum. Düşününüz ki bir adam ömrünü İslam uğruna büyük çilelere göğüs gererek geçiriyor. Hayatının her anını, hatta uyurken bile, Allah'ı arayışın o çileli tefekkürüyle geçiriyor. Belki o kahramanların bir ömür katlandıkları cefaya bizler on dakika kadar bile tahammül gösterecek ferasette değiliz. Ama kalkıp kuru bir on dakika içinde, o büyük birikimleri çamura buluyoruz. Yazılarımda, tenkitlerimin gayrıihtiyari olarak senin üzerinde toplanışından, onların umumiyetini ifade etmediğimden ötürü senden özür diliyorum. Hakkını helal eyle...

 

Hamiş: Efgani ve Abduh üzerine bir inceleme hazırlama düşüncesindeyim şu sıralar. İnşallah son sorunun cevabını, tafsilatıyla orada beyan edeceğim.

AL
20.08.2009 23:37
#28

Hakkım helaldir değerli Gönüldaş...

 

Hamiş: Efgani ve Abduh üzerine bir inceleme hazırlama düşüncesindeyim şu sıralar. İnşallah son sorunun cevabını, tafsilatıyla orada beyan edeceğim.

 

Bekliyorum...

Tüm gönüldaşlara hayırlı geceler.

Ramazanda Allah sabır ve kuvvet versin.

Selametle...

ME
21.08.2009 02:28
#29

'Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:

 

Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

 

 

Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa’da, Rusya’daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:

 

O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

 

On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır.

 

bu kısmı ben mi yanlış anlıyorum 15 yaşın üstünde olanlar nasıl oluyo da Cehennemden kurtuluyor.

 

Aslında mesele AliNfk kardeşimizin dediği gibi bu söylemler Ehli Sünnete uyuyor mu uymuyor mu? Yoksa bu sözü Said Nursi söylerse doğru başkası söylerse yanlış böyle bir mantık olmaz. Said Nursi'yi bi kenara koyun desemki a şahsı "zamanımızda Hristiyanların azizleri Cennete gidebilir" dedi. Ne dersiniz heralde çoğunluk bu kişiyi küfürle itham eder en azından saçmalıyor der ama Said Nursi dedi dersem söylenen doğru mu yanlış mı buna bakılmaksızın savunmaya geçiyosunuz. Abduh ve Afgani'nin sapık hatta mason olduklarını hepimiz biliyoruz Said Nursi açık açık selefimdir yazıyor.

 

Abdulhamid Han hakkında ilk yazılı bildiriyi yayınlıyor ve İngilizler tarafından bastırılan Volkan gazetesinde mütemadiyen Abdulhamid Han aleyhinde yazıyor. Şimdi bana o eski Said filan gibi mantıksız bi açıklama yapmayın Açık günahın tövbeside açıktan olur, aleyhte bulun bulun sonrada bi özür dahi dileme sadece o eski said di diye geçiştir yani ben şimdi televizyona çıksam bi hoca hakkında yalancıdır, faiz yer, hırsızdır gibi aslı olmayan sözler söylesem yıllar sonrada o eski mehmet di desem bu yeterlimidir. Olması gereken aynı şekilde televizyona çıkıp ben yalan söyledim, iftira ettim dememdir.

 

(Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emirlere itaat edin!) [Nisa 59]

 

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:

(Siyah başlı habeşli bir köle de olsa emirinize itaat edin!) [buhari]

 

(Emirinizin beğenmediğiniz işlerine sabredin! Çünkü cemaatten bir karış ayrılan [itaatsizlik eden, fitne çıkaran] cahiliye ölümü ile [yani imansız] ölmüş olur.) [buhari]

 

Peygamber efendimiz, dine riayet etmeyen, şeytan gibi emirlerin geleceği zamanlar olacağını bildirince, Eshab-ı kiramdan Hazret-i Huzeyfe, (Ya Resulallah o zamana yetiştirsem ne yapayım?) diye sordu. Resulullah buyurdu ki: (Sırtına vurup malını alsa da, emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [buhari]

 

Hadika’da ve Redd-ül-muhtar’da (Emire isyan etmek fitnedir. Zalim olan emire de itaat vaciptir. Berika’da ise, (Emirin dine uymayan emirlerine fitneye sebep olmamak için karşı gelmemelidir!) deniyor. Yine bu kitaplardaki hadis-i şerifte, (Fitne çıkarana Allah lanet etsin) buyuruluyor.

 

Emirine isyan edenin sevaplarının tamamı gider.) [beyheki]

 

(Sultan, yeryüzünde Allah’ın gölgesidir. [Onun emirlerini tatbik eden kimsedir] Ona ikram eden ikram görür, ona ihanet eden de ihanete maruz kalır.) [Taberani]

 

(Malını zorla alsa da emirin sözünü dinle ve ona itaat et!) [buhari]

 

(Elleri kesik, sakat bir köle olsa da, emirinize itaat edin!) [Müslim]

 

Arkadaşlar bi şeyleri yanlış anlamayın ben evliyaların ayağının altındaki toz olamam ve hiç bir evliyayı tenkit haddime değildir.Said Nursi İslamı yaymak için dağ bayır gezmiş, bir sürü çileler çekmiş, hapislerde yatmış,hayatını İslam yoluna vakfetmiş, Allah razı olsun ama malesef diğer taraftan Ehli sünnete ters düşen hatalı yönleride var....

 

 

 

 

"Efendimizin “Size içimizdeki azınlıkları emanet ediyorum; onlar hakkında Allah’tan korkun ve kendilerine adaletle davranın” hadisini de bakarak, aslında çok zararlı birşey olmadğını söyleyebilirim. Ancak burada mefhumlara verilen anlam çok önemli."

 

Hadis i şerifte bildirildiği gibi içinizdeki buyruluyor benim burdan anladığım (benim anladığımla olmaz ama Hadis i şerifin açıklamasını bulamadım) zimmi kafir yani Darül islamda islamiyetin büyüklüğünü kabul etmiş kafirdir ki öte yandan sevin, görüşün filanda denmiyor hakkını koruyunuz, adaletle davranınız deniyor eğer İslamın gayri müslimlere nasıl baktığını öğrenmek İstiyosanız İmam-ı Rabbanî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed Farûkî Serhendî k.s Hazretlerinin Mektubat eserinin 163. ve 165. mektuplarını okuyabilirsiniz. Şimdi buraya Gayri müslimler hakkında ki hadisi şerifleri, Ayet i Kerimeleri yazsam çok yeter tutar.

CI
21.08.2009 05:17
#30

Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Kastamonu Lahikası'nda 2. Cihan Harbinde zarar gören bazı masumlar hakkında yazdığı mektuba dair bir izahattır.

 

Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki:

Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nispeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiçbir haberim yokken, Avrupa'da, Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:

O musibet-i semaviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı mâneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum.

Eğer o felâketi gören zâlimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.

Eğer o felâketi çekenler mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-i beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın mânevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki, o musibeti onlar hakkında medâr-ı şeref yapar, sevdirir.

 

 

Evvela Müellif RAın bu mektubunu anlamak için bu mektubla alakalı bazı esasatı bilmek lazımdır.

 

1- İslamiyeti duyduğu halde kabul etmeyen ve musibet-i ammeye yani o harb-i umumiye sebebiyet veren kimseler kafir olup, ebedi cehennemde kalırlar.

2- İslamiyeti duyduğu halde kabul etmeyen ve musibet-i ammeye yani o harb-i umumiye sebebiyet vermeyen musibetzede kimselerde kafir olup ebedi cehennemde kalırlar. Ancak musibet-i ammeye sebebiyet veren diğer kafirler gibi Cehennemde azabları şiddetli olmaz. Belki o musibet onlar hakkında bir nevi rahmet olur. O da cehennemdeki çekecekleri azabın daha hafif olmasıdır.

3- Cumhur-u ulemaya göre kafirlerin bulüğ çağına ermeyen ve musibette vefat eden masum çocukları ise, Cennete girip Cennete layık çocuklar suretinde kalacaklardır. Hem böyle bir musibette öldükleri için ahiret şehidi olup daha ziyade bir mükafata mahzar olacaklardır.

4- Ehl-i Fetret; İslamiyeti duymayan ve bilmeyen kimselerdir. İmam Maturidiye göre ehl-i fetret küfre girmezse yani Allahın zatını inkar etmezse ve usul-i imanide bulunsa yani aklı ile Allahı bulsa, ehl-i necattır (kurtuluş ehlidir). Eğer küfre girse yani Allahın zatını inkar etse ve usul-i imanide bulunmazsa ehl-i necat olamaz. Cehennemde ebedi kalır. Ancak musibet-i ammeye düçar olduğu için eser-i rahmet olarak Cehennemde azabı hafifletilir. İmam-ı Eşarîye göre ehl-i fetret küfre girse ve usl-i imanide bulunmazsa bile ehl-i necattır. Ayrıca harbe sebebiyet vermediği ve harbe taraftar olmadığı ve o harbde perişan olduğu için ahiret şehidi sayılır.

5- O musibet-i uumiyyede mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-ı beşeriye için ve esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler;

 

a - Eğer kafir iseler, bunlar ebedi cenennemde kalırlar. Ancak istirahat-i beşeriyeyi temin ve din-i mübin-i İslama inanmadıkları halde esasat-ı diniyeyi ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza ettikleri için diğer kafirler gibi azabları şiddetli olmaz. Belki o musibetler onlar hakkında bir nevi rahmet olur. O da cehennemde çekecekleri azabın daha hafif olmasıdır ve bu onlar için bir şereftir ve bu cihet, bu musibeti onlara sevdirir.

 

b - Eğer bunlar ehl-i fetret iseler, yani islamiyeti duymayan ve bilmeyen kimseler iseler, İmam-ı Maturîdiye göre bu kimseler akıllarıyla Allahı bulmuşlarsa ehl-i necattırlar. Eğer akıllarıyla Allahı bulamamışlarsa ehl-i necat değillerdir. Cehennemde ebedî kalırlar. Ancak istirahat-ı beşeriyeyi temin ve esasat-ı diniyeyi, mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza ettileri için eser-i rahmet olarak Cehennemdeki azabları hafifletilir.

 

İmam-ı Eşarîye göre ise bu kimseler küfre girse ve usul-i imanide bulunmazsa bile ehl-i necattırlar. Ayrıca istirahat-ı beşeriyeyi temin ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza ettikleri için ahiret şehidi sayılırlar.

 

c - Eğer bunlar din-i mübin-i islamı duyan ve istirahat-ı beşeriyeyi temin ve mukaddesat-ı semaviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza eden ehl-i iman kimseler ise bunlar ehl-i Cennettirler ve ahiret şehidi sayılırlar.

 

6- Yukarıdaki mektubda geçen ehl-i fetretten murad; İkinci Cihan Harbinde İslamiyeti duymayan kimselerdir. Din-i Mübin-i İslamı duyan herkes mesuldürler. Bu zamanda ise duymayan hemen hemen yok gibidir, pek nadirdir.

 

7- Ehl-i Fetretin ehl-i necat olabilmesi için, din-i hakikiyi işitmemiş olması lazım geldiği gibi, semavî vahyinde tahrifine çalışmaması lazımdır. Din-i Hakkı tahrif edenler, ehl-i fetret olamazlar.

 

Bu yedi esas Kuran, Hadis ve ulemanın tahkikatıyla sabit olmakla beraber, Üstad Bediüzzamanın kendiside pek çok terde hususan 26. Mektubun 4. Mebhasında Muhammedun Rasulullah demeyen kimsenin, ehl-i necat olmasının muhal olduğunu tasrih etmiştir. Binaenaleyh, Üstad Bediüzzamanın bu tür mektubları, bu esaslara göre mana edilmelidir.

(alıntıdır)

 

Şimdi kardeşim. Hristiyan tabirini duyunca böyle panik oldun. Ben sana desem, Amazon ormanlarının tam ortasında bir kabile var, bu kabiledeki fertler, tarihleri boyunca dış alemle temasta bulunmamışlardır. Tek bir kitap okumamışlardır, hiçbir İslami mesajı duymamışlardır. Zaman geldi, bu kabile, Allah düşmanı komünistlerce tecavüze uğradı. Hepsi katledildi. Bu kabiledeki onbeş yaşından küçük çocuklar, rüşt çağına girmedikleri için, cennete girerler. On beş yaşından büyük olup da, inkar çukuruna saplanmayarak, çok iptidai de olsa Allah'ın birliğine gönülleriyle meyledenler ve İslam'ın tahribine bulaşmayanlar (mazlum ve masumdan kasıt budur) Allah'ın inayetiyle cehennem azabından kurtulurlar. Çünkü Allah, adalet sahibidir. desem, gene aynı tepkiyi gösterecek misin, amazon ormanlarının ortasındaki kabilelerle ikinci dünya savaşındaki İslamiyetin çağrısını alamamış Hristiyanların arasında bir fark olmadığını, her ikisinin de ehli fetret olduğunu kabul edecek misin, bunun üzerine tefekküre dalacak mısın?...

BU
21.08.2009 09:00
#31
Sevgili büyükdoğu Gönüldaş, yine ve her zamanki gibi meseleyi örtücü tavır sergiliyor. Halbuki bir Büyük Doğu mümini olarak konuyu Ehl-i Sünnet çerçevesinde ele alıp biz şüphe ve korku besleyenleri tatmin etmesi gerekir...

 

Derinden Gönüldaş'a da Abdülhakim Arvasi Hazretlerine Üstad vasıtası ile sevgi beslemenin yanında Büyük Veli'nin neden Büyük olduğunu öğrenmesini, Veli'yi iyice tanımasını tavsiye ederim. Eğer zamanın İrşad Kutbu'na bir saldırganlık söz konusu ise durum çok vahim.

 

Tekrar soruyorum, Said Nursi'nin bağlı olduğu irşad zinciri hangisidir?

Büyük Veli Beyazid-i Bestami Hazretleri Tasavvuf ilminde kendi başına iş yapanlar için Şeyhi olmıyanın şeyhi şeytandır der! Burası çok mühim... Düğüm de burada...

 

Bu tartışma hakkında ne hüküm verdim, ne kaynak gösterdim, ne yorum yaptım. İnşallah sonra yazacağım diyerek gittim ve yazacağım anı bekledim.

 

Ali NFK kardeşim de, beni töhmet altında bırakarak meseleyi örtücü bir tavır sergilediğimi ifade etmiş. Yani, ben bu zamana yazdıklarımla konuları hep oldu-bittiye getirmiş oluyorum sana göre. Üzerine alınıp, ismimi yazmaktaki amacını da anlayabilmiş değilim. Etiketçi tipitipleri kasetmiştim amma lakin sen... Neyse..

 

Bu çok ciddi bir itham ve iddiadır Ali NFK.

 

Bana ikide bir Abdülhakim Arvasi Hz.lerinden, Üstad'tan dem vurup, sanki ben bu iki zat hakkında yanlış şeyler söylüyor ve düşünüyorum gibi bir intiba uyandırma güzel kardeşim. Her tartışmaya aynı kişi ve aynı kişilerin varlığı üzerinden başka başka şeyler deyip ve bununda buraya yansıtıp söz edilmesi/laf konuşulması cidden ilginç bir durum oluşturmaya başladı.

 

Bu sanal denilen ortam değiştirmesin ve başkalaştırmasın bizleri. Doğal olalım ve zorlamayla falan ekstra birisi olamayacağımızın farkında olalım biraz. Büyülenmeyelim Ali NFK, büyülenmeyelim güzel kardeşim. Neyse, bu başka bir şey.

 

İkinci itiraz ve red meselesine gelince: Bu Büyük Doğu mü'minliği de nereden çıktı? Çıkmadık bir bu kalmıştı her halde, buda geldi tam olduk sanırım. Büyük Doğu mü'minliği (!) Yahu bu nasıl bir ifadedir Allah aşkına?

 

Bizim iman-itaat konusunda bir sıkıntımız mı var? Kullanmış olduğun Büyük Doğu mü'mini ifadesini sadece mü'min olmaya çalışan birisi olarak ciddiye almıyor ve bunun bir gafletin tezahürü olduğunu söylüyorum sana.

 

 

Burada ehl-i sünnete uygunsuz bir söylem ve eylemde olan bir Allah'ın kulu olamaz, olmaz. Varsada bilgi eksikliğinden, ilgisizce etkilenmelerden ve arayış içinde bulunmaktan olabilir.

 

Bediüzzaman konusuna gelince; daha öncede tartışıldı ve herkes kendince bir şeyler şöyledi. Kimisi Risale-i Nur'ları okuduğu ve bildiği için konuştu, kimisi bu bilen ve konuşanlardan duyduklarını konuştu, kimisi bunların ikisini de bilmeyenlerin/tanımayanların sözlerine kulak vererek konuştu, kimisi google efendiyi aracı kıldı, kimisi gazete küpürlerini afişe etti vs. vs.

 

Bediüzzaman'ın kim olduğu veya olmadığını anlamak ve görmek için, Üstad'ın onun hakkındaki sözleri bile kafi gelir. Onun iman adamlığı, iman kahramanlığını tartışmak ve ucuz beyanlarda bulunmak ondan bir şeyler eksiltmez. O, bizim için küfrün karşıtı ve yıldırıcısı olmuştur. Böyle olmayada devam edecektir.

 

Nice Prof'lar, alimler, ulemalar da tartıştı ve tartışıyor aynı meseleyi. Herkes bir şeyler diyor, bir şeyler iddia ediyor.

 

Benim şimdilik ve sadece diyeceğim şudur:

 

Toplumun kahir ekseriyetince bilindiği ve yine toplumun kahir ekseriyetince benimsendiği/muhabbet duyduğu kişi ve oluşumlar hakkında nefsi tatmin etmek için kullanılan tabirler çokta etik ve makul değildir.

 

Araştırırız, tahlil ederiz, defalarca mukayese ederiz, ölçeriz, deneriz... Fakat ithamla, şuncu ve buncu gibi klasik etiketlemelerle, müslüman kardaşının kalbini incitmekle, hiddetle ve gelişigüzel yorumlar yapmakla olmaz bu işler.

 

Benim demek ve müdahil olmak istediğim kısım burası. İrşad, tebliğ, kutup, diyalog, ehl-i kitap Hristiyanları vs. gibi hususları tartışacak ve enine-boyuna yorumlayacak bilgim de yok zaten.

 

Benim için tek ve kalıcı ölçü: Allah (c.c) ve Resulü'dür (s.a.s); yani yüce Allah'ın tek ilah, Hz.Peygamber efendimizinde O'nun (c.c) kulu ve son peygamberi olduğuna şehadettir/tasdiktir.

 

İlaveten: Allah (c.c) bize, Eski Bişr-i Hafi/Yeni Bişr-i Hafi, Eski Said/Yeni Said, Eski Necip Fazıl/Yeni Necip Fazıl devrelerini nasip etsin.

AL
21.08.2009 12:32
#32

Yine ve yeniden ci, cı, cu, cü gibi eklerin çokca kullanıldığı ve bilmeden konuşmak, görmeden hüküm vermek türünden ''nakarat'' haline gelmiş, kısır ve gereksiz bir döngü haline getirilmiş malum konulardan birisi daha...

 

Kişilerin muhasebesinde (Mesela Mehmet Akif) yaptığınız yorumlardan ötürü ve yukarıdaki yorumunuza tam da denk bir üslub kullandığınızdan ötürü söylemiştim. Töhmet... Kuru laf gibi geldi söyledikleriniz. Sizi aşağılatacak hiçbir şey yok iken bu şiddet celal ancak saldırganlık savunma mekanizmasıyle açıklanır.

 

Bana ikide bir Abdülhakim Arvasi Hz.lerinden, Üstad'tan dem vurup...

 

Size mi?.. Muhattabım siz değildiniz. Birdaha okuyun.

 

Doğallık meselesi daha doğrusu yapmacık olduğum iması kullanmış olduğunuz kuru töhmet lafını ne güzel doldurmuş... Anlaşılan o ki anlayamadığım başka bir hesabınız da var yoksa bu kadar yoruma ne gerek...

 

Evet, Büyük Doğu Mümini... Kendini yalnız Büyük Doğu ideolocyasına bağlamış bir müslüman için şaşılacak bir tabir değil. Sizi de öyle sanmıştım ancak yanılmışım. Sizler hiç çekinmeden başka grubun, cemaatin, şunun bunun bağlılık sıfatlarını kullanıyorsunuz da şeref madalyası size ağır gelmiş... Anlayışsızlığınıza pes!.. Ettiğiniz lafların hiçbirini düşünmemiştim. İman ve itaatle ne alaskı var Allah aşkına!.. Üstadın derin mümin diye tabir ettiği ve cemiyetinde yani Büyük Doğu cemiyetinde görmek istediği mümin tipi... Anlatmak istediğim buydu ama görüyorum ki siz bundan rahatsız oldunuz. Neyse...

 

Benim demek ve müdahil olmak istediğim kısım burası. İrşad, tebliğ, kutup, diyalog, ehl-i kitap Hristiyanları vs. gibi hususları tartışacak ve enine-boyuna yorumlayacak bilgim de yok zaten.

 

Ben bilenden cevap istemiştim zaten. Aman bu da konu mu, kim ne anlatacak tavrınıza bir göndermeyle sizi muhattab almıştım. Sizin ondan bundan duyma dediğinizin etkisi son derece büyüktür zira ithamlar çok ağırıdır. Bu başlık açılınca için şüpheler barındıran ben sevindim. Üstadımın da sevdiği ve kitap yazdığı birini bir Büyük Doğu Mümini olarak kalbimde taşımamam yahut hiç olmassa muhasebesini yapmamam düşünülemez.

 

Ve sizi son kez muhattab alarak söylüyorum ki yorumunuzla midemi bulandırdınız!.. Nefret kustunuz!..

 

Konu büyükdoğu-Ali NFK olmadığı için tartışmayı üzerimize çekmemek adına bir daha yorum yapmayacağım.

 

Selametle...

NU
21.08.2009 13:03
#33
Peki nasıl olur da Gavs-ül Azam Abdülkadir Gylani aazretlerinin yoliyle Hazreti Ali'den feyz alan biri Efgani gibi bir sapığa siyasette selefim der? Bu da genç Said devresinde mi yoksa?

 

 

Efendim,Bediüzzaman bu sözü söylediğinde Eski Said devresini yaşıyordu.

KV
21.08.2009 14:10
#34

şimdi öncelikle cihata teşekkür ediyorum...birde kendisine anlamadığım şu noktayı sormak istiyorum...

 

On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.

 

şimdi sıkıntım burda başlıyor...şimdi burda demiyorki haberleri yok,fetret derecesinde ve din-i Muhammediye bir lakaytlık perdesi gelmiş...yani burda sanki benim anladığım haberleri yok demek değil bu...islamiyetin yayılışında anlatılışında bir sıkıntı var,yani islam dünyası fakirleşti,iyi şekilde anlatamıyor gibi mesela...Hazret-i İsa ya gelince Hazret-i İsa nın dini hakikisi hükmetmeyecektir...Hazret-i İsa Müslümanlıkla hükmedecektir...buyrun hadisler...

 

(İsa, benim dinim üzerine gelir.) [İ. Ahmed]

 

(İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe]

 

(İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu Davud]

 

(İsa benim dinim üzerine gelir, Deccalı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ.Ahmed]

 

 

dolayısıyla İslamiyetle omuz omuza gelme gibi bir durum yoktur...zaten islamiyetle hükmedecektir...dolayısıyla böyle bir anlayıştan doğan şu çıkarım Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. yanlış olur...gene de göremediğim bir nokta varsa cihatı memnuniyetle dinlerim...

BU
21.08.2009 15:22
#35

Ağzına ve niyetine sağlık, sana yakışan şeyleri yazmışsın Ali NFK. Bana ağır gelen ne şeref madalyası var, ne de mide bulandıran bir üslubum. Fakat sende, sana ait olmayan şeylerin olduğu kesin..

AL
21.08.2009 15:37
#36

İyi peki...

UR
21.08.2009 21:51
#37

arkadaşlar merhaba

epeydir bir konuda fikrinizi sormak istiyordum nasip olmadı..

kitapçıdan bir kur an tercemesi aldım..

burada geçen cümleler beni mest etti..

bunları herkesin anlayabilmesi için yeniden yorumlayıp bi kaç cilt halinde bastırmak istiyorum.

ne buyurursunuz??

benden de bişeyler katayım olaya diyorum..

sizce uygun mudur??

YA
21.08.2009 23:11
#38

Birader tefsir mi yazmak istiyorsun?

Benden de birşeyler katayım olaya diyenler yüzünden zaten başımız ağrıyor yapma gözünü seveyim.Kuran yorumlayabilecek ilmi bilgin var mı?

Birçok alim bu yetkiyi kendinde bulamazken bu ne cüret?

AL
21.08.2009 23:27
#39

Şaka heralde :/

KV
22.08.2009 00:12
#40
arkadaşlar merhaba

epeydir bir konuda fikrinizi sormak istiyordum nasip olmadı..

kitapçıdan bir kur an tercemesi aldım..

burada geçen cümleler beni mest etti..

bunları herkesin anlayabilmesi için yeniden yorumlayıp bi kaç cilt halinde bastırmak istiyorum.

ne buyurursunuz??

benden de bişeyler katayım olaya diyorum..

sizce uygun mudur??

 

olur arkadaş yap bi tane bakalım şöyle sende zaten var o kapasite görüyorum ben,yoksa bende de mi var sen yap bi de ben yazıyım senden sonra...kat bişeyler sende şu dine bazı eksik noktalar var zaten haşa...arkadaşım ne dediğinin farkında mısın ya...töbe töbe..şunu anlamak lazım bu devirde kimse kur'an dan direk olarak dinini öğrenemez bunu diyince de kur'an düşmanı oluyoruz ya neyse...hadislerden bile öğrenemez...onu müctehidler sahabiler yapmış koymuş...herşey ortada biz ilmihal kitaplarını anlayabilirsek ne ala...dinin 4 kaynağı vardır hanefi mezhebinde...bizde onun en son halini görebiliyoruz...şu devirde en yüksek bir alimin yapabileceği bazı olayları diğerlerine benzetmektir o kadar...tavrım sana karşı değil bu düşünceyedir Allah hepimizi böyle düşüncelerden korusun...vesselam

HA
22.08.2009 00:32
#41
arkadaşlar merhaba

epeydir bir konuda fikrinizi sormak istiyordum nasip olmadı..

kitapçıdan bir kur an tercemesi aldım..

burada geçen cümleler beni mest etti..

bunları herkesin anlayabilmesi için yeniden yorumlayıp bi kaç cilt halinde bastırmak istiyorum.

ne buyurursunuz??

benden de bişeyler katayım olaya diyorum..

sizce uygun mudur??

a merhaba kafadan kontak arkadaşım hayırlı kuran olsun- tercemeniz -.....bastırın bastırın cilt cilt bastırın , parayı veren düdüğü çalarya hani, sizinkide o misal. e bizde zaten burda hoşaf soğutuyoruz , sizin yorumladığınız tercemenizi okur

okur mest oluruz bizde!!!

CI
22.08.2009 01:08
#42
şimdi öncelikle cihata teşekkür ediyorum...birde kendisine anlamadığım şu noktayı sormak istiyorum... On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. şimdi sıkıntım burda başlıyor...şimdi burda demiyorki haberleri yok,fetret derecesinde ve din-i Muhammediye bir lakaytlık perdesi gelmiş...yani burda sanki benim anladığım haberleri yok demek değil bu...islamiyetin yayılışında anlatılışında bir sıkıntı var,yani islam dünyası fakirleşti,iyi şekilde anlatamıyor gibi mesela...Hazret-i İsa ya gelince Hazret-i İsa nın dini hakikisi hükmetmeyecektir...Hazret-i İsa Müslümanlıkla hükmedecektir...buyrun hadisler... (İsa, benim dinim üzerine gelir.) [İ. Ahmed] (İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak [Hıristiyanlığı kaldıracak], domuzu öldürecek [domuz etini yasaklayacak], İslamdan başka şeyi yasaklayacaktır.) [buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Ebi Şeybe] (İsa inince İslamiyet ile hükmedecektir. O zaman Allahü teâlâ, Müslümanlardan başka herkesi helak edecektir.) [Ebu Davud] (İsa benim dinim üzerine gelir, Deccalı öldürür, sonra kıyamet kopar.) [İ.Ahmed] dolayısıyla İslamiyetle omuz omuza gelme gibi bir durum yoktur...zaten islamiyetle hükmedecektir...dolayısıyla böyle bir anlayıştan doğan şu çıkarım Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. yanlış olur...gene de göremediğim bir nokta varsa cihatı memnuniyetle dinlerim...

 

 

Efendim bir dakika. Daha meram anlaşılmamışken, billurlaşmamışken hadislerin senet hükümlerini sermeyin. Önce hesap kesinleşsin, senetler ondan sonra arz-ı endam etsin, hakikat muteberleşsin. Mutabakatımız çok defa bu yüzden ziyan oluyor. Herkes, senetlerin muteberliklerinde hemfikirdir. Herkes onları kabul ediyor. Yani mihrak belli Fakat işin hesap kısmında lüzumsuz heyecanlar, yanlış-eksik maksatlandırmalar meselelere musallat oluyor.

 

Şimdi, Hz. İsa, bizim dinimizce Hak Peygamberdir. Gönlümüzdeki yeri diğer peygamberlerle aynıdır. Belki uğradığı zulüm ve küfür taarruzundan ötürü onu daha çok severiz. Şimdi, madem bizim inancımızda o Hak peygamberdir, madem Hz. Âdemden başlayıp Kâinatın Efendisine (s.av) kadar uzanan rahmet silsilesinin bir evresidir, o zaman onun getirdiği dinin (tahrif olmamış) saf hali de, Haktır. O halde onun saf haline inananlar, kurtuluşa ermişlerdendir. Tıpkı diğer Peygamberlere riayet eden diğer topluluklar gibi. İslam tebliğ olunca, diğer peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler, İslamiyette tamamlanmış olup, din bütünlüğe erdiği için, tedavülden kalkmışlardır.

 

Bunu şöyle düşünelim. Bir zincir İlk halkası Hz. Âdem (a.s)... Şimdi bu tek halka, kendi içinde bir bütündür. Ta ki ikinci halka ona ekleninceye, böylece iki halkalı bir zincir oluncaya kadar İkinci halka eklendiği vakit,(Hz. Şit (a.s)) birinci halkayı ihata ve harici tesirlerden ihya ettiği için, artık tedavülde olan odur. Halkalar birbirine eklene eklene, Kainatın efendisine kadar geliyor O, kendinden evvelki bütün peygamberlerin getirdiklerini ihya ediyor, tamamlıyor, ve dinimiz eksiksiz haliyle insanlığı kurtarmak için Kainatın Efendisi tarafından yayılmaya başlanıyor Anlamamız gerekir ki, Hz. Ademden (a.s) başlayıp Peygamberler Peygamberinde nihayete ve kemale eren bu nur zinciri içindeki her halka, İslamdır. Çünkü her bir halka, kendi zatı içindeki keyfiyetiyle değil, kendisine kadar gelen, ve kendisinden sonra da uzayan halkaların oluşturduğu zincir bütünlüğüyle değerlendirilir, ve ona nispetle bir hükme bağlanılır.

 

33- "Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de.

40- Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız ve onlar Bize döndürülecekler. (Meryem Suresi)

 

Nihai hüküm: Hz. İsanın da, diğer peygamberlerin de, hak dinleri İslamdır. Tahrif edilmiş sistemler bizi alakadar etmiyor. Eğer Avrupada Hz. İsaya (a.s) bağlı olup, Kainatın Efendisinin gelişinden, onun, Hz. İsa ve diğer peygamberlerin halka halka ilerlettikleri nur zincirini tamamladığından habersiz olanlar varsa, yani İslamiyetin son ve eksiksiz halinden bihaber olanlar varsa, bunlar ehli fetrettirler. Bediüzzamanın, Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanlar tabirinden kasıt ve mana budur, belki bunun daha ilmi ve daha deruni bir izahıdır.

 

 

Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek.

 

Yukarda, peygamberlerin oluşturduğu nur zincirini (bütünlüğünü) tarif ederken, bütün peygamberlerin kendilerine kadar gelen emanetin üzerinde tamamlayıcı-ıslah edici hüviyetinden bahsetmiştik. Kendilerinden sonra gelen peygamberlere kadar da böyle olduğunu, nihayet Kâinatın Efendisiyle nihai tamamlığa erdiğini de söylemiştik. Bunu bir merdivenin basamakları şeklinde de düşünebiliriz. İlk basamak, Hz. Adem (a.s), bir sonraki basamağa kadar, en üst basamaktır. Ondan sonraki basamak geldiğinde, (Hz.Şit), artık son basamak odur, en üst basamak da Böyle basamak basamak giderek Hz. İsadan da geçerek, Kainatın Efendisine (s.a.v) geliriz. Artık o, son basamaktır. Bütün basamaklar, onu çıkan yüksekliğin memurudurlar

 

"Doğrusu Allah katında din, İslam'dır. O kitap verilenlerin ayrılığa düşmesi ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastandır. Her kim de Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki Allah, hesabı çabuk görendir (Al'i İmran)

 

Hz. İsanın dini hakikisi zaten İslamiyettir. Bunu anlayalım artık. (İslamiyetle omuz omuza gelecek) bu manayı verir. Hz. İsanın tebliğinden sonra, Kainatın Efendisinden bihaber olanlar, hala Hz. İsanın getirdiği tebliğ bütünlüğünde kalmış olanladır. Merdivenin en üst basamağı Kainatın Efendisidir, onlar ise, yani ehli fetret olan hristiyanlar, merdivenin bir alt basamağında mahsur kalmış olanlardır. Yanlış, veya farklı bir merdivende olanlar değil Bediüzzaman'ın dediği gibi, ahir zamanda Hz. İsa'nın din-i hakikisi hükmettiğinde, yani tahrif edilmiş yapısından çıkıp, İslamiyete yol açan yapısı revaca çıktığında, merdivenin bir alt basamağında mahsur kalmış mazlumlar yükselecek, İslama, yani Kainat'ın Efendisi'nin tebliğ ettiği dine yaklaşacak, kendini onda eritecektir. (omuz omuza) gelecek diye ifade edilen manayı, bu minvalde aramalıyız, diye düşünüyorum. Vesselam.

KV
22.08.2009 02:48
#43

evet bediüzzamanla ilgili hüsnüzanımda burdan kaynaklanıyordu..onun ifade dili biraz farklı olduğu için onun tabirlerinin başka manaya gelebileceğini düşünüyordum...çünkü bir taraftan doğru yol ehl-i sünnet diyen biri,bunları bu maksatla söylemeliydi...cihat kardeşim eğer senin anlattığın gibiyse durum hiçbir problem yok...teşekkür ederim..Allah razı olsun...

SI
22.08.2009 03:12
#44
fakat özellikle dindar hırıstıyanlar tabiri ve ahir zamanda dindar hırıstıyanlarında cennette gidebileceğini söyledğini duyuyorum...bu doğrumudur?doğruysa ne maksatla böyle bir söz söyledi

 

 

İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz. Bediuzzaman Said Nursi / Mektubat

NU
22.08.2009 22:51
#45
arkadaşlar merhaba

epeydir bir konuda fikrinizi sormak istiyordum nasip olmadı..

kitapçıdan bir kur an tercemesi aldım..

burada geçen cümleler beni mest etti..

bunları herkesin anlayabilmesi için yeniden yorumlayıp bi kaç cilt halinde bastırmak istiyorum.

ne buyurursunuz??

benden de bişeyler katayım olaya diyorum..

sizce uygun mudur??

Siz ciddi misiniz?

Eğer ciddiyseniz, zinhar vazgeçmenizi öneririm.

UR
24.08.2009 01:52
#46
Siz ciddi misiniz?

Eğer ciddiyseniz, zinhar vazgeçmenizi öneririm.

 

yahu kardeşim.

arapçayı hasbel kader sökmüş her insan, evvel asıl olandan ziyade kafasına göre takılmıyor mu memlekette??

kafasına göre takılanlara takılan insanlar milyonları bulmuyor mu?

şimdi her bilgi ihtiyaçtan doğuyor.

eğer benim nüveyi bulmak gibi bir derdim yoksa ne yapayım gerçeği..?

ihtiyaç olarak hissetmiyorum demek ki gerçeği..

gerçeği naapiim?

kuran da tecüme ederim.

parti de kurarım.

adam da toplarım.. (orijinalinde ''adam toplamak'' çok kaba ama.. karşı taraf bi adam toplayabildi-gerçek müslümanlar ise etrafımda birleşti.. cümlesinden izinle bu tanımlamadan istifade ettim..)

UR
24.08.2009 01:59
#47

bi de şuna acaip kılım haberiniz olsun..

''zırva tevil götürmez'' iken. aslında şöyle demiş te olabilir. böyle demiş te olabilir diye hayra yormak adına kıvırmayın arkadaşım..

su geldi teyemmüm bozuldu.

yarın demir kralı ferruh beyle avrupa seyahatine çıkıciym.

ilk günkü tazeliğini koruyan hristiyanları bulup az da onlarla takılacağım.

ne diye gam gasavet çekeyim ki..

olmadı ''buda nın öğretileri'' de doğruyu söylüyor. bi de ona bakarım gerekirse..

AD
24.08.2009 02:59
#48

Cihat kardeşim; denilecek birşey bırakmamışsın.

İnşallah, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin şefaatlerine nail olman temennisi ile...

Allah senden razı olsun.

 

 

"Bir müddetten beridir, Büyük Doğu sahifelerinde Bedi'üz-zaman veya Said-ül Nursî diye anılan muhterem bir din adamına ait muhtelif parçalar görmektesiniz. Din incelikleri ve İslam büyükleriyle alakalı insanlar, bu namda bir zatı ve onun Nur risalesi isimli eser bütününü uzaktan tanırlar. Nice sahte şeyh ve kalpazan alimin ortalığı kapladığı ve müdafasız safdilleri avladığı bir hengâmede, emin hüviyet ve şahsiyetlerden başka kimseyi bağrına basmayan, bu hususta gayet ince tefrik ölçülerine malik bulunan ve bilhassa din işinde en basit ayar ve kıraat düşkünlüğüne bile tahammül etmeyen Büyük Doğu, onun yazılarını tereddütsüzce sütunlarına geçirerek kendisine itimadını zımnen ilân etmiş bulunuyor. Şimdi davamız, kendilerinin de bize karşı izhar buyurdukları mütekabil ve müstesna itimat hissiyle, gayeler arasındaki birlik ve beraberlik tespitiyle gerçek bir saadet kazanırken, dünya çapındaki mefkûremizin her sahayı birden kucaklayıcı, geniş ve aktif münevverler kalabalığına Said-ül Nursi Hazretleri'ni daha yakından tanıtmak lüzumunu duyuyor, ve bu mümtaz şahsiyetin hayat ve eserini birkaç yazı içinde çerçevelemekle, davamıza en nazik hizmetlerden birini gördüğümüze inanıyoruz."

 

Profesör Ş.Ü (Üstad Necip Fazıl Kısakürek; Büyükdoğu Dergilerinden)

24.08.2009 10:46
#49
yahu kardeşim.

arapçayı hasbel kader sökmüş her insan, evvel asıl olandan ziyade kafasına göre takılmıyor mu memlekette??

kafasına göre takılanlara takılan insanlar milyonları bulmuyor mu?

şimdi her bilgi ihtiyaçtan doğuyor.

eğer benim nüveyi bulmak gibi bir derdim yoksa ne yapayım gerçeği..?

ihtiyaç olarak hissetmiyorum demek ki gerçeği..

gerçeği naapiim?

kuran da tecüme ederim.

parti de kurarım.

adam da toplarım.. (orijinalinde ''adam toplamak'' çok kaba ama.. karşı taraf bi adam toplayabildi-gerçek müslümanlar ise etrafımda birleşti.. cümlesinden izinle bu tanımlamadan istifade ettim..)

 

Kuran tercümesinden sonra, Kuran'ın yorumu da gerek. Hani sen günümüze göre yorumlarsan makbule geçer. Üstad eserinin bir yerinde bu lisanda deve adımının 72 şekilde ifade edildiğini söylüyordu. E sen de bunlardan en uygununu seçersin artık. Ah canım, şu şıdur desen arkana toplarsın meşrep benzerliğinde adamları. Hakikat aramıyorlar, ihtiyaç üzre bina ediyorlar nüvelerini. Herkesin ihtiyacı başka başka olunca tabi, senin yazdıklarından kendilerine göre de bir şeyler bulurlar. Ama dikkat et, arzın üzerinde el arama... Cisim ile ifade edilemeyene don dikme... Gerçeği ne yapalım biz. Olsun, sen yine de gayba inan. Bilinmeyen alem belki işine yaramaz ama, olsun inan. Elektiriğin ışığı yakması, bunun nasıl olduğu önemli değil, benim onun aydınlığından faydalanmam önemli, diyorsun bir anlamda. Aman dikkat et, elektirik çarpar.Kuran tercümesinde hangi aklı kullanacaksın, tabi buda önemli. Hani kalbinin bir köşesinde zerre kadar bir karalık varsa, o da tercümeye girer de... Yok, yok sen önce tuvalet temizle, ciğer sat işte ne bileyim git birinden dayak ye sonra da o tercüme işine başlarsın. Çünkü belki o zaman kalbindeki o lekeyi temizlersin de tercüme işi kolayına gelir. Eşyanın ardındaki gerçeği de isteyecem senden ama, nafile anlaşılan... Çünkü ihtiyaç dışı bir saha oluyor herhalde. Aklının hakimiyeti altındaki saha da önemli, hani ne kadar alanı ihata ediyor. Çağlar üstü bir kitaba bir çember, dar bir çember gerekiyor anlaşılan. Kardeş, madem bu kadar iyisin tercümede, o halde şunu da öğrenmek istiyorum; Kuran mahluk mu? Soru ihtiyaç üzerine ise çevaplarsınız artık.

Ben bunları boşluğa yazdım, kimse üzerine alınmasın. Nazire bu, nazire...

UR
24.08.2009 12:02
#50
Kuran tercümesinden sonra, Kuran'ın yorumu da gerek. Hani sen günümüze göre yorumlarsan makbule geçer. Üstad eserinin bir yerinde bu lisanda deve adımının 72 şekilde ifade edildiğini söylüyordu. E sen de bunlardan en uygununu seçersin artık. Ah canım, şu şıdur desen arkana toplarsın meşrep benzerliğinde adamları. Hakikat aramıyorlar, ihtiyaç üzre bina ediyorlar nüvelerini. Herkesin ihtiyacı başka başka olunca tabi, senin yazdıklarından kendilerine göre de bir şeyler bulurlar. Ama dikkat et, arzın üzerinde el arama... Cisim ile ifade edilemeyene don dikme... Gerçeği ne yapalım biz. Olsun, sen yine de gayba inan. Bilinmeyen alem belki işine yaramaz ama, olsun inan. Elektiriğin ışığı yakması, bunun nasıl olduğu önemli değil, benim onun aydınlığından faydalanmam önemli, diyorsun bir anlamda. Aman dikkat et, elektirik çarpar.Kuran tercümesinde hangi aklı kullanacaksın, tabi buda önemli. Hani kalbinin bir köşesinde zerre kadar bir karalık varsa, o da tercümeye girer de... Yok, yok sen önce tuvalet temizle, ciğer sat işte ne bileyim git birinden dayak ye sonra da o tercüme işine başlarsın. Çünkü belki o zaman kalbindeki o lekeyi temizlersin de tercüme işi kolayına gelir. Eşyanın ardındaki gerçeği de isteyecem senden ama, nafile anlaşılan... Çünkü ihtiyaç dışı bir saha oluyor herhalde. Aklının hakimiyeti altındaki saha da önemli, hani ne kadar alanı ihata ediyor. Çağlar üstü bir kitaba bir çember, dar bir çember gerekiyor anlaşılan. Kardeş, madem bu kadar iyisin tercümede, o halde şunu da öğrenmek istiyorum; Kuran mahluk mu? Soru ihtiyaç üzerine ise çevaplarsınız artık.

Ben bunları boşluğa yazdım, kimse üzerine alınmasın. Nazire bu, nazire...

tövbe haşa kuran'a mahluk diyenler oldu geçmişte.

şimdi benim sıkıntım da burada başlıyor...

öyle süslü cümleler yazmalıyım ki arada da 'kuran mahluktur' gibi zehirleri çaktırmadan enjekte edeyim..

yukarıdaki yazdığım yazının ana fikri baba fikri yoktur. bir iddia içermez..

sadece işaret parmağımla biryerleri gösteriyorum.. o kadar..

kardeş konu başlığı altına yazmışken mahmut şevket paşanın hareket ordusu istanbula yürümeden evvel selanikte bir konuşması var.. kayıtlı..

bi dinle..

mesele m.şevket paşa değil.

taşları yerine oturt beyninde.

selam ve dua ile...

24.08.2009 14:07
#51

Kuran mahlukturu enjekte ederken, hristiyanların cennete gideceğini de araya sıkıştıracaksın herhalde. E madem Said Nursi yapıyor, sen niye yapamayasın, değil mi ama? Hem sonra Mustafa İslamoğlu'da yaptı bu işi, tabiki sende yapabilirsin. Hadi bakalım sıva kolları, giriş işe... Bir saniye bile durman zaman israfı olur. Mesela günümüze uymayan ahkam ayetlerini çıkarıver tercümenden. Bunun için İlhan Selçuk ve Özdemir İnce'den yararlanabilirsin de... Hani Said Nursi'den özenti olarak giriştin bu işe ama, aslında ate olan birtakım şahısların ahkam ayetlerini katleden yorumlarını daha çağdaş bir anlayışa gedirebilirsin... Mesela dün şapka kunun bilmem neyiydi... Hani şapka kanunu destekler bir ayet bulur musun? Anlaşılan Said Nursi senin yöntemini kullandı, ya da sen onun yöntemini esas alıyorsun. Al bakalım ne çıkacak...

Ha bu arada şunu da ıskalamayalım da, bu tercüme işinde Nursi'nin hangi fikirlerinden faydalanaksın? Onu da öğrenelimki, bu naylon iddian boşa gitmesin. Yoksa sen naylonlaşırsın. Ben uyarayım dedim...

 

Doğrusu merak ediyorum tercümenini...

NU
24.08.2009 14:38
#52
yahu kardeşim.

arapçayı hasbel kader sökmüş her insan, evvel asıl olandan ziyade kafasına göre takılmıyor mu memlekette??

kafasına göre takılanlara takılan insanlar milyonları bulmuyor mu?

şimdi her bilgi ihtiyaçtan doğuyor.

eğer benim nüveyi bulmak gibi bir derdim yoksa ne yapayım gerçeği..?

ihtiyaç olarak hissetmiyorum demek ki gerçeği..

gerçeği naapiim?

kuran da tecüme ederim.

parti de kurarım.

adam da toplarım.. (orijinalinde ''adam toplamak'' çok kaba ama.. karşı taraf bi adam toplayabildi-gerçek müslümanlar ise etrafımda birleşti.. cümlesinden izinle bu tanımlamadan istifade ettim..)

Evet,bulunuyor. Sizde "o insanlar" kervanına katılmak niyetindesiniz galiba. Arapçayı bilmek ayrı, Kuran tercümesi ayrı.

UR
24.08.2009 16:00
#53
Kuran mahlukturu enjekte ederken, hristiyanların cennete gideceğini de araya sıkıştıracaksın herhalde. E madem Said Nursi yapıyor, sen niye yapamayasın, değil mi ama? Hem sonra Mustafa İslamoğlu'da yaptı bu işi, tabiki sende yapabilirsin. Hadi bakalım sıva kolları, giriş işe... Bir saniye bile durman zaman israfı olur. Mesela günümüze uymayan ahkam ayetlerini çıkarıver tercümenden. Bunun için İlhan Selçuk ve Özdemir İnce'den yararlanabilirsin de... Hani Said Nursi'den özenti olarak giriştin bu işe ama, aslında ate olan birtakım şahısların ahkam ayetlerini katleden yorumlarını daha çağdaş bir anlayışa gedirebilirsin... Mesela dün şapka kunun bilmem neyiydi... Hani şapka kanunu destekler bir ayet bulur musun? Anlaşılan Said Nursi senin yöntemini kullandı, ya da sen onun yöntemini esas alıyorsun. Al bakalım ne çıkacak...

Ha bu arada şunu da ıskalamayalım da, bu tercüme işinde Nursi'nin hangi fikirlerinden faydalanaksın? Onu da öğrenelimki, bu naylon iddian boşa gitmesin. Yoksa sen naylonlaşırsın. Ben uyarayım dedim...

 

Doğrusu merak ediyorum tercümenini...

şu sponsor işini bi halledersem çekil önümden.

CI
24.08.2009 21:08
#54
Kuran mahlukturu enjekte ederken, hristiyanların cennete gideceğini de araya sıkıştıracaksın herhalde. E madem Said Nursi yapıyor, sen niye yapamayasın, değil mi ama? Hem sonra Mustafa İslamoğlu'da yaptı bu işi, tabiki sende yapabilirsin. Hadi bakalım sıva kolları, giriş işe... Bir saniye bile durman zaman israfı olur. Mesela günümüze uymayan ahkam ayetlerini çıkarıver tercümenden. Bunun için İlhan Selçuk ve Özdemir İnce'den yararlanabilirsin de... Hani Said Nursi'den özenti olarak giriştin bu işe ama, aslında ate olan birtakım şahısların ahkam ayetlerini katleden yorumlarını daha çağdaş bir anlayışa gedirebilirsin... Mesela dün şapka kunun bilmem neyiydi... Hani şapka kanunu destekler bir ayet bulur musun? Anlaşılan Said Nursi senin yöntemini kullandı, ya da sen onun yöntemini esas alıyorsun. Al bakalım ne çıkacak...

Ha bu arada şunu da ıskalamayalım da, bu tercüme işinde Nursi'nin hangi fikirlerinden faydalanaksın? Onu da öğrenelimki, bu naylon iddian boşa gitmesin. Yoksa sen naylonlaşırsın. Ben uyarayım dedim...

 

Doğrusu merak ediyorum tercümenini...

 

 

Bu son münakaşanıza karışmak istemezdim, fakat Hacegan kardeşim, şu satır aralarındaki tenkit çıbanlarını anlayabilmiş değilim. Said Nursi'nin yaptığı iş tercüme değil, tefsirdir. Burada, urungualp'ın dile getirdiği şeyleri tenkit edebilirsin, ki bana kalırsa bu boşunadır. Nasıl ki kendini dünyanın sahibi sayan, veya başka mecnunevi bir isteği beyan eden çocuk tenkit edilmez, belki sıkletinin hafifliğiyle murad ettiğini söylediği şey arasındaki hesaba gelmez farktan ötürü gülünür, en fazla merhamet edilir. Açık açık söylüyorum. Bediüzzaman'a dair izahını istediğin bir nokta varsa, bunu açıkça ifade etmeni isterim, hakikatin namusu ve ehemmiyeti hesabına...

24.08.2009 22:10
#55
Bu son münakaşanıza karışmak istemezdim, fakat Hacegan kardeşim, şu satır aralarındaki tenkit çıbanlarını anlayabilmiş değilim. Said Nursi'nin yaptığı iş tercüme değil, tefsirdir. Burada, urungualp'ın dile getirdiği şeyleri tenkit edebilirsin, ki bana kalırsa bu boşunadır. Nasıl ki kendini dünyanın sahibi sayan, veya başka mecnunevi bir isteği beyan eden çocuk tenkit edilmez, belki sıkletinin hafifliğiyle murad ettiğini söylediği şey arasındaki hesaba gelmez farktan ötürü gülünür, en fazla merhamet edilir. Açık açık söylüyorum. Bediüzzaman'a dair izahını istediğin bir nokta varsa, bunu açıkça ifade etmeni isterim, hakikatin namusu ve ehemmiyeti hesabına...

 

Cihat kardeşim, arkadaş tercüme yağacağından değil de, Said Nursi'yi benimsemediğinden o yapıyorsa bende yaparım, şeklinde aklınca birşeyler diyor.

1)''Kuran mahlukturu enjekte ederken, hristiyanların cennete gideceğini de araya sıkıştıracaksın herhalde.''

Adamın niyetinin ne olduğunu yazdım.

2) ''E madem Said Nursi yapıyor, sen niye yapamayasın, değil mi ama?''

Onu bu niyete götüren köşe taşını belirttim.

3)''Hem sonra Mustafa İslamoğlu'da yaptı bu işi, tabiki sende yapabilirsin.''

Bu işi yapanların çok olduğunu, pekala onun da yapabileceğini belirttim. Yaparsa nasıl olur, o ayrı mesele...

4) ''Mesela günümüze uymayan ahkam ayetlerini çıkarıver tercümenden. Bunun için İlhan Selçuk ve Özdemir İnce'den yararlanabilirsin de... Hani Said Nursi'den özenti olarak giriştin bu işe ama, aslında ate olan birtakım şahısların ahkam ayetlerini katleden yorumlarını daha çağdaş bir anlayışa gedirebilirsin... ''

Burada da Said Nursi'de hata arayacağına, daha kolay sahalara yönlerdirmeye çalışıyorum arkadaşı. E malum, Allah dostuna savaş açmak, Allah'a savaş açmak gibidir. Arkadaşı atelerin üzerine salarak böylesi bir felaketten uzak tutmaya çalışıyorum.

5) ''Anlaşılan Said Nursi senin yöntemini kullandı, ya da sen onun yöntemini esas alıyorsun. Al bakalım ne çıkacak...''

Bütün uyarılarımıza rağmen bunu yaparsan, yani tercüme işini... Sen de onun gibi tercüme yap bakalım, senin ki nasıl olacak... Böylece iftiran ortaya çıkacak.

6)''Ha bu arada şunu da ıskalamayalım da, bu tercüme işinde Nursi'nin hangi fikirlerinden faydalanaksın? Onu da öğrenelimki, bu naylon iddian boşa gitmesin. Yoksa sen naylonlaşırsın. Ben uyarayım dedim...''

Aslında işin özeti bu cümlede... Adamın iddiasının naylon olduğunu söylüyoruz zaten. Ama bu kinayeli eleştirini hangi fikri yapıya dayandırıyorsun veya Said Nursi'nin hangi fikirlerine kızdın da böyle saçmaladın, demek istiyoruz şahısa... Vereceği cevaplarla adam boşa çıkacak...

 

Said Nursi'nin tefsir yaptığını çok iyi biliyorum. Arkadaş tercüme ile tefsirin farkına varamamış. Bizde arkadaşın dilinden konuştuk.

 

Bediüzzaman'a dair aklıma takılan bir husus yoktur. Ayrıça Cihat kardeşim, Said Nursi hakkındaki açıklamaların benim de kabulum.

 

Selametle...

CI
24.08.2009 22:30
#56

Tamam abi. Benim yanlış-eksik anlamamdan sadır olmuş mesele... Hakkını helal et. Arkadaşın meramını tam olarak anlayamadım. Zira beyanları çok muallak... Ama dediğim gibi, kendini dünyanın fettahı sayan çocuk medarı tenkit olamaz. Kainatı yakmak istediğini söylese de aynı şekilde... Selamlarımla...

PI
15.04.2010 02:01
#57

Üstad Necip Fazıl, Bediüzzaman Said Nursi için Son Devrin Din Mazlumları isimli eserinde Hazretleri ve o bir kahramandı sözlerini kullanıyor. Bir de Bediüzzaman Said Nursi diye baska bir eseri var biliyorsunuz. Bu eserler o mübarek zata nasıl bakılması gerektigini zaten ortaya döküyor. Said Nursi Hazretlerini Üstad Necip Fazılın ziyareti de yazılıdır. Orada Said Nursi, Üstad'a biz aynı ağacın farklı dallarıyız fakat hizmet ettigimiz kaynak aynıdır der. "Kendisiyle görüştüm" bölümünün son paragrafında Üstad şöyle der: "benim kendisinde takdir ettigim tek nokta küfre karşı mücadelesi ve düşman kutuplar üzerindeki iştirakimizdi. İslami kemal davası ayrı mesele..." Risale-i nurlar hakkındaki kıymet hükmü de mevcuttur aynı eserde. Burada merak edilip sorulan soruların cevapları öz olarak yine orada mevcuttur.

BU
15.04.2010 09:29
#58

Yanlış hatırlamıyorsam ve efsane değilse; merhum Üstad Bediüzzaman'ın Büyük Doğu dergisinin çıkarılmasında sıkıntı olduğu bir dönemde yorganını satıp, parasını Büyük Doğu'ya yetiştirin dediği de malumdur.

 

Mazhar Osman der ki: Eğer bu adam deliyse, İstanbul'da akıllı adam yoktur.

 

Yani; Bediüzzaman her halde ve her haliyle Bediüzzamandır. (rahmet onunla olsun)

FA
15.04.2010 14:19
#59

"...Halbuki ilim sahipleri için çare aşikar.

 

Yalnız bu mevzuda Şafii mezhebinin hükmüne uymak,

 

bu mezhepte ağız içi yıkaması farz değil,

 

sünnet olduğundan suyun dişe teması zaruretinden kurtulmak:

 

buna mukabil de yine Şafii mezhebinin abdest bozucu şartlar içinde Hanefi mezhebinden farklı noktaları,

 

yani zorlukları da ilave ederek, bir imkanın sadece kolayına gitmiş olmakla kalmamak…

 

Bu fark nikahı düşen kadın cildine en küçük temasın namaz abdestini bozacağı keyfiyetidir.

 

Halbuki Hanefi mezhebinde yardım alacak olan her Hanefi,

 

her iki mezhebin de abdest bozucu şartlarını üst üste ekleyerek amel edecek,

 

her iki mezhebi de zorluklarıyla bir arada tatbik kılacak

 

ve mezheplerin yalnız kolaylıklarını birleştirip hiçbirine uymamak gibi bir hatadan salim kılacaktır.

 

Bu son derece nazik meseleyi Müslümanlar arasında bilenler azdır..."

 

 

"Said Nursi'nin kendi şahsi eserine Kur'andan hüküm ve haber çıkarması,

 

o kadar sevdiği ve bağlı olduğu şeriate aykırıdır."

 

 

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4055

KV
16.04.2010 00:13
#60

"şeriate aykırıdır" diyen kim sayın arkadaşım,kaynak göstermeni rica ediyorum isimle beraber?

16.04.2010 03:43
#61

Ölülerimizin arkasından konuşmayalım n'olur? Bu memlekete,dine üstün hizmetleri olan bir velinin arkasından konuştuklarınız çok yakışıksız...Hatasıyla sevabıyla hakkın rahmetine kavuşmuş..Hataları,yanlışları olabilir.Teşhir ve tenkid te edebi aşıyoruz...

FA
16.04.2010 12:04
#62
"şeriate aykırıdır" diyen kim sayın arkadaşım,kaynak göstermeni rica ediyorum isimle beraber?

 

Efendim,

 

1. Kaynak : Son Devrin Din Mazlumları

 

2. İsim : Necip Fazıl Kısakürek

 

3. Sualleriniz tevcih buyurmadan evvel,

 

sizin de bizzat gayret etmeniz icabetmez mi ?

FA
16.04.2010 12:15
#63

(Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli olanınızdır.) [Darimi]

 

(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lal, İbni Asakir]

 

(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.

Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Darimi]

 

(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan korkuyorum.) [İ.Ahmed]

 

(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar.

Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [buhari]

 

(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hâkim]

 

(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hâkim]

 

(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır.

Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.) [buhari]

 

Doğruyu söylememenin, ilmini gizlemenin vebali de çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

 

(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin!

Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]

 

(İlmini gizleyene kıyamette ateşten bir gem vurulur.) [Hakim]

 

(İlmini [bildiğini] gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her şey lanet eder.) [Darimi]

 

(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir;

çünkü Allahü teâlâ, "bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberani]

 

Ölülerimizin arkasından konuşmayalım n'olur? Bu memlekete,dine üstün hizmetleri olan bir velinin arkasından konuştuklarınız çok yakışıksız...Hatasıyla sevabıyla hakkın rahmetine kavuşmuş..Hataları,yanlışları olabilir.Teşhir ve tenkid te edebi aşıyoruz...

 

Efendim,

 

İrşada ehil olan ile olmıyanın tefriki icabetmez mi ?

 

 

{ "...Fıkıhtan haberi olmayıp, diş dolgu ve kaplamasını zaruret sanarak yaraya benzetenler.

 

Ki bu ilmi bir benzetme değildir..." }

16.04.2010 22:42
#64
(Fetva vermeye en cüretli olanınız, Ateşe [girmeye] en cüretli olanınızdır.) [Darimi]

 

(Bilmeden fetva verene, yer ve gökteki melekler lanet eder.) [İbni Lal, İbni Asakir]

 

(Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.

Kötülerin en kötüsü kötü âlimlerdir. İyilerin en iyisi de iyi âlimlerdir.) [Darimi]

 

(Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan korkuyorum.) [İ.Ahmed]

 

(Ahir zamanda, âlim ve ilim azalır, cahillik artar.

Cahil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.) [buhari]

 

(Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hâkim]

 

(Ehli olmadan yanlış fetva veren, hainlik etmiş olur.) [Ebu Davud, Hâkim]

 

(Allahü teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır.

Âlim kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.) [buhari]

 

Doğruyu söylememenin, ilmini gizlemenin vebali de çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

 

(Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin!

Doğruyu bilip de, gücü yeterken bildirmeyene, Allah lanet etsin!) [Deylemi]

 

(İlmini gizleyene kıyamette ateşten bir gem vurulur.) [Hakim]

 

(İlmini [bildiğini] gizleyene, denizdeki balıktan, gökteki kuşa kadar her şey lanet eder.) [Darimi]

 

(Âlimin bildiğini söylememesi, cahilin de bilmediğini sormaması helal değildir;

çünkü Allahü teâlâ, "bilmiyorsanız, ilim ehline sorun" buyuruyor.) [Taberani]

 

 

 

Efendim,

 

İrşada ehil olan ile olmıyanın tefriki icabetmez mi ?

 

 

{ "...Fıkıhtan haberi olmayıp, diş dolgu ve kaplamasını zaruret sanarak yaraya benzetenler.

 

Ki bu ilmi bir benzetme değildir..." }

 

 

Tefrik icab eder elbette ancak bu bizim haddimize değil.Siz gereken paylaşmı yapıp delil olarak linki de verdiniz.Münakaşa uzadığında hoş olmayan bir tablo çıkıyor ortaya...

ME
17.04.2010 00:36
#65

Said Nursi'yi insafsızca eleştirmek ne kolay buradan,oturduğumuz yerden.Oysa O yaptıklarını "oturduğu yerden" yapmadı.Yaptıklarını ve çektiklerini merak edenler belgeseline rahatlıkla ulaşıp izleyebilir ki eleştirmeden önce mutlaka izlenmesi gerekli diye düşünüyorum.

 

Son Peygamber(sav) ile kapanan peygaberlik zincirinin arkasından gelen yol göstericiler -ki Bediüzzaman da bunlardan biridir- sade beşerdirler ve hata yapabilirler.Hatası günahı olmuştur bilinmez ama bu devirde Allah için samimi bir kelime söyleyene dahi sıcak durmak gerekirken,Müslümanlar arasında hem de bu memleketin çıkardığı öz evlatları arasında ihtilaf çıkarmayı körükleyici laflar etmenin vebali nedir bilmiyorum.Bildiğim,bu,Yahudi tarafından,ehl-i küfür tarafından yapılmak istenen şeyin ta kendisidir.Buna çanak tutmak büyük bir vebaldir,hele hele diş dolgusundan,aslı astarı belli olmayan duyumlardan,bilmem neden sanki bu Zatların ve peşinden gidenlerin yanlış yolda olduğunu ima eder gibi yapmak insafsızlıktır.

 

Said Nursi,Seyyid Abdulhakim Arvasi,Süleyman Efendi,Fethullah Gülen vs. kategorileri,kulvarları ve belki takvaları farklı da olsa yolları bir.Bize de "bir" olmak lazım gelir.Allah yoluna bir kelime söyliyenin kölesi olmak lazım gelir.İhtilaf değil,itilaf lazım gelir.

KV
17.04.2010 16:32
#66
Efendim,

 

1. Kaynak : Son Devrin Din Mazlumları

 

2. İsim : Necip Fazıl Kısakürek

 

3. Sualleriniz tevcih buyurmadan evvel,

 

sizin de bizzat gayret etmeniz icabetmez mi ?

 

dediğiniz gibi birşeyle karşılaşmadım o kitapta lütfen sayfa numarasını da söylerseniz benim için daha açık olur,önemli bi mevzu..araştırmadan soru soruyo değilim,ama bilmediğimiz şeylerde olabilir,madem biliyorsunuz buyrun lütfedin...

FA
18.04.2010 21:29
#67
dediğiniz gibi birşeyle karşılaşmadım o kitapta lütfen sayfa numarasını da söylerseniz...

 

Sahife: 233

 

Satır: 23-24-25

 

( 25. Basım Şubat 2007 )

 

{ 1969 senesindeki ilk basımında mevcut değil;

 

tüm basımları tetkik etmemiş olduğum için,

 

Üstadın, o ibareyi hangi seneden itibaren

 

ilave etmiş olduğundan haberdar değilim. }

PI
19.04.2010 01:16
#68

Siz o parag. icindeki kısmı yanlış anlamışsınız. Zannımca o söz teferruata ve amele dairdir. yani iman meselesi degildir. Yoksa Said Nursi Hz. hakkında kıymet hükmü kitapta neyse odur.

AC
19.04.2010 14:02
#69

Kitap şu an elimde yok, internete o kısmı koymuşlar, işin ilginci o kısım parantez içinde, parantezden önce ve sonraki kısımların üstü çizilmiş o kısmı internete koyanlar tarafından. Bunda art niyet aranır, aranması gerekir böyle bir şey yapanlarda. Bir yazının bir yerinden cımbızla çeker gibi bir cümleyi çekip almak vicdansızlıktır.

06.07.2011 19:06
#70

Bu iddiayı daha önce işitmemiştim. Üzerinden bir yılı aşkın süre geçmiş fakat net bir bilgi verilmemiş. Bahis mevzuu cümle o basımda hakikaten mevcut mudur? Yalan mı, hakikat mi?

 

Ben Son Devrin Din Mazlumları'nı okudum, 8. Basım'da (Şubat 1988) böyle bir cümle yok. Şahsen zerre kadar ihtimal vermemekle beraber, doğru ise, o cümle kim tarafından hangi vesika ile o basıma eklenmiştir?

 

Bu ihtilafın ehilleri tarafından giderilmesi mümkün müdür?

KI
09.11.2011 20:58
#71

Ne Üstad Hazretlerini ne de Hocaefendi yi tam anlamıyla tanımadan, kulaktan duyma söylemlerle safderun bir şekilde onları acımasızca eleştirmenin büyük bir zulüm olduğunu düşünüyorum. İnsanlar çağının alimlerini bilmelidir. Gönül insanlarını anlamak gerçekten çok zordur. Şunu unutmamalı: Allah Rasulü (sav) Miraçtan dönerken ümmetine şu müjdeyle seslenmiştir: "Allaha şirk koşmayan affedilebilir." Dikkat edin burada imanın altı şartı ya da islamın beş şartı yoktur.

09.11.2011 23:54
#72

Sayın kızılsakal, açık yazınız ve neye isnat ettiğinizi belirtiniz. Allah'a şirk koşmak nedir, kimler şirk koşmuştur ve affedilebilirler listesine dahil olanlardan kimleri kasdediyorsunuz?

 

Kuran'ın bir ayetinin dahi inkarı dahi küfür değil midir? Kafir şekilde ölen nasıl affedilebilir? Ve son olarak, bunun mevzu ile, üstat ve hocaefendi ile alakası nedir?

10.11.2011 13:44
#73

Şunu unutmamalı: Allah Rasulü (sav) Miraçtan dönerken ümmetine şu müjdeyle seslenmiştir: "Allaha şirk koşmayan affedilebilir." Dikkat edin burada imanın altı şartı ya da islamın beş şartı yoktur.

 

Allah'ın birliğine inanmak' ifadesini kabullenmeyen affedilebilr demek!.. Hayret!..

Bir yaşıma daha mı girdim, ne!?

 

Hayır yani, benim başka bir korkum var a dostlar! Şimdi bu 'kızıl' arkadaş, Kutsal Kitabımızda İslamın ve İmanın şartlarını, ara başlıklarla ve rakamların gösterdiği maddeler halinde okuyamayınca, e haliyle böyle bir fikre mıhlanması düşündürüyor beni, iyi mi?!

 

Ne komik, ne komik!..

10.11.2011 22:41
#74

Bu arada..

 

Sualim hala cevapsız.. Bu denli mühim bir iddia ortaya atılıyor, üzerinden bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen, Necip Fazıl adına yayın yapılan bir forumda herhangi bir cevap verilmiyor. Allah kendisinden razı olsun, reyhan rumuzlu adminimiz vardı eskiden. Kalmadımı mı bu işe ehil kimsecikler?