Abimizdir, lordumuzdur, ustamızdır ama bu kadarını o mükemmeliyetçi mizacıyla bağdaştıramadım. Anlayın dostlar.. Boru değil trradomir'den bahsediyoruz. Hani mesela deseler ki o mahut hareketi bir başkası yaptı, inanırım. İnanmam değil. Ama Rado böyle şey yapar mıydı, böyle bir hareketi yapmaya o her biri bir altın kıymetinde parmakcağızları teşebbüs eder miydi? İnanasım gelmiyor, anlayın beni. Tamam ara sıra kola neyin gazlı içecekler içtikten sonra boğazından öyle bir ses çıkarırdı ki, oturduğumuz mekanda sanırsınız zelzele oluyor. Ama son ifşası beni hayretlere gark etti. O değil, ben türlü türlü hastalığa düçar olmadığıma seviniyorum. O elleri çamaşır suyuyla yıkasan kar etmezdi. Rabbim muhafaza etmiş bizleri..
'Halini ifşa etme, senin için yaptığım iyilikleri başkalarına sakkın sakkın sakın ha söyleme' demiştim. 'Her gün benim verdiğim bir lokma havyarla yaşadığını, benim Halk Ekmek'ten alıp sana verdiğim simitleri satarak maişet temin etmeye çalıştığını; sarayımın eşiğini şapır şupur öperek, her aşağıya inişimde elime ayağıma sarılarak benden himmet dilenmekten vazgeçemediğini sakın ha kimseye çaktırma, bak tevazu ve hicabımdan pancara dönerim sonra' demiştim. 'İhsanın hası gizli olandır, kimse senin gibi karavana bir adama yardım ettiğimi bilmesin; bak duyulursa melametim ortaya çıkar, herkes derviş meşrebimi öğrenir' deyu seni protez kafana girmez diye bir değil iki değil, tam on sekiz milyar kere ikaz etmiştim. Hay kara kuru kafana lamalar okyanuslar dolusu tükürsün, gelip bunları burada bizi izleyen yetmiş milyonun önünde itiraf edesin diye mi ben sana bu hassasiyetimi anlattım. Basmacı adam olsa, Fenerbahçe adam olsa sen maymun olamazsın (çok kızgınım sarı-lacivert renkli sıpalara bu aralar). Rezil adam, sen değil misin benim pamuk gibi, mevzun ve maharetkâr ellerimi leş gibi gözyaşlarınla ve pitonlar misali uzayan burun suyunla her görüşmemizde kaybeden. Allah sizi inandırsın ki (kendiliğinizden inanmazsınız zaten hazirun bozuntuları sizi), bu ajanlık hülyalısı ellerime sarılıp ağlamaya başladığında ellerimi kaybediyorum. O iğrenç çamur deryasında, o mikrop yatağı salya bulamacında ellerim; kendilerini bulup çekemeyeceğim derecede tahakkümümden çıkıyor. Bir de şu herif sanki Babil hükümdarı Nabukatnezar devrinden kopup gelmiş bir hortlak sanki azizan, Allah buna bir kemik vermiş ki adam insan değil, organik matkap mübarek. Sarılana dek dünyanın en yüce sanat eserlerinden bile daha bedii bir şekle sahip olan narin ellerim, bu iskeletorun sarılmasından insanüstü bir gayret, hatta hamiyet ile onları kurtardıktan sonra İstiklal Harbi sonrasının Yunan tahribine uğramış Anadolu yolları gibi çukurlu, yıpranmış, yamuk yumuk bir hal alıyor. Yani efendim, deliler gibi kıskandığı ellerimi kendine benzetiyor desem yalan olmaz. Yaa, işte erenler, yumurtaya can veren yüce Rabbim neler halkediyor, bakın da görün. Beslendiği çanağa tükürür gibi şimdi gelmiş, benim steril ellerime laf söylüyor. Heyhat, en sevdiğim yemeklerin içinde bulunduğu tencerelere, başkaları yemesin de sırf bana kalsın diye tükürdüğüm vakiidir ama; beslendiği çanağa tükürmek rezilliğini deyim manasıyla gerçekleştiren ilk tanıdık da bu velinimetine ihanet eden haindir. Yıkıl!
Bir de, - madem ki sırrım fâş oldu, artık bunları anlatmamda beis yok - kendim kola içerken bu garibe de ısmarlarım. Sonra ağlar, üzülür, yazıktır; hem garibana himmet sevaptır. Her neyse, kola'yı içtiğimde, gönlümün içindeki sevda bülbülü dile gelir ve en hissî perdeden, hayata ve aşka dair hikmetli nameler terennüm etmeye başlar. Anlayan arifâna öyle güzel şeyler söyler ki, sadece o bülbülümün tedrisatından geçen bir kimse ilmin ve irfanın künhüne vakıf olur, kainatın zerrelerindeki tüm esrarı şıppadanak çözüverir. Dünyanın en tatlı musikisinden daha da güzel olan ol sevda bülbülümün efsunkâr ötüşlerini, bu rezil adam çok afedersiniz g ile başlayan o insani zaaf ile açıklama teşebbüsünde bulunmuş sanki. Yahu akıl var mantık var azizan, ben hiç o işi yapar mıyım? Ayy, ne kadar iyraanç. Besicisinin gözünü oymaya çalışan bu kara Ahıska kargası utanmadan yalan da söylüyor. İhsanlarımla şerefyâb olma bahtiyarlığına henüz eremediği halde şükretmekten geri durmayan görünmez nâm veliahdıma bakıp da ibret alacağın yerde, uzun dalga radyoları gibi cızırdıyorsun yahu. Sen nasıl bi şeysin birader? (Oğlum bittin sen, bundan sonra koladan önce soğan da tüketip daima burnuna müteveccih oturacağım, benden günah gitti!)
Gelmiş burada çatlak ellerine, kendi üretimim olan ve eşi benzeri bulunmayan cilâdan sürüp sürmediğimin muhabbetini yapıyor. Rezil adam! Sen buna layık olabildin mi de zımpara kağıdı getirsem, boya-badana yaptırsam yine de kurtaramayacağım o el adını verdiğin, üstü kıldan brokoli kafasına dönmüş iskelet parçalarına kendi cilamdan ihsan etmemi bekliyorsun? Daha çok beklersin. Hem belki senin hor gördüğün o iksirdedir senin şifan, ne biliyorsun? Adama iyilik de yaramıyor yahu.
O diil de, seni sevmeyen ölsün be ajanım. Allah en gecinden versin tabi, o ayrı. Ahaha.