











" aYh nholUyo yHEa " şeklinde yazıyolar emo mudurlar memo mudurlar neyse. Dövesim geliyor.
Güzel bir noktaya temas etmişsiniz. Bu ne yazık ki bir dert şu an benim gözümde. Geçen yıl üniversitede çıkan bir dergi de Türkçemizi katleden bu yabancı Türkçe karışımı melez kelimeleri kullanarak açılan işyerlerinin isimleri yazıyordu. Bana çok komik gelmişti bunlar. Örneğin; Derwish Döner... Dervish kardeşimiz alınmasın ama :)
Dervish o ne kelime. Süpermiş. Ben de bu başlıktan için sorayım aYh nholUyo yHEa burda. :) Ne yalan söyleyeyim forumlarda gezen bu tür şeylere karşıyım. Ama bizim sitede görünce bana o kadar acaip gelmedi. Hatta belki de site yöneticilerimiz bu konuda bir duruş sergileyebilir, bir kampanya bile başlatabilirler. Türkçe'yi Doğru kullanmaya dair. Sitenin anasayfasında da çarpıcı ve dikkat çekici bir blok, buton veya link ile Türkçe kampanyasına aleni destek istenebilir. Türkçe'nin meziyetlerinden tutun da akla gelen ve işin esasını oluşturan herşeyi ihtiva eden uzun boyutlu bir kampanya başlatılabilir. Nitekim sitemiz üstad üzerine kurulu, Türkçe'yi de en iyi kullananlardan birisi de kendisi ise bize de Türkçe konusunda annemize gösterdiğimiz saygı kadar dilimize saygı göstermek ve ona sahip çıkmak düşer.
Malumunuz Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun Türkçe üzerine kapsamlı çalışmaları var. Bye Bye Türkçe eserini hasseten tavsiye ediyorum. ayrıca ön hazırlık olması babında ufak bir arama ile internetten elde ettiğim özetin özeti diyebileceğim bu metini iktibas ediyorum. istifadenize..
Öz Türkçe” sözü, sahte sağ, sahte sol çatışmasının yoğun olduğu yıllarda yıprandı; iki tarafın da elli yıl süren bağnazlığı, dar görüş ve saplantıları, Türkçe sevgisi ve merakı yerine ona ipe sapa gelmez bir acayip “sağ-sol” siyaseti karıştırmaları Türkçe’ye zarar verdi; Türkçe’nin ikiye bölünüp iki parçasının da eritilmesine zemin hazırlamış oldu.”
BÖL VE YÖNET
Biliyorsunuz, 1950’lerden başlayarak, birçok üçüncü dünya ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de, ‘Büyük Amca’mız birer “sahte sağ” ve sahte “sol” yaratarak hakiki solcuları da, gerçek milliyetçileri de ezmiş, bu iki görüşü, felsefeyi birer kelimeye (“sol” = “anti-faşist”; “sağ” = anti-komünist”) indirgeyerek milleti ikiye bölmüş, gençleri birbirine kırdırmıştı. Bu bölünme Türkçe’ye de bulaştı: Türkçe severler, dilciler, edebiyatcılar bile ikiye bölündü. “Eski Türkçe”, “ Türkçe” yerine icat edilen iki laf, “Osmanlıca” ve “Öz Türkçe” kullanılır oldu. “Sağcı”ları “Osmanlıca”, “solcu”ları da “Öz Türkçe”ci idiler. Halbuki iki laf da yanlıştı.
“OSMANLICA” NE DEMEK ?
800 - 900 yıllarından başlayarak, Türklerin Müslüman olmasıyla Türkçe’ye bazı Arapça, Farsça kelimeler girmiş, ama Arapların fethettiği Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin yerli halkları eski dillerini kaybedip Araplaştıkları halde, Türkistan ve sonra bugünkü Türkiye’de Türkler hep Türk kalmışlar, yani Türkçelerini korumuşlardı. (…) Asya Türklerinin binlerce yıllık çok derin ve üstün bir kültürü, uygarlığı vardı. Osmanlı’dan önceki o devir Selçuklu gibi Türk devletlerinde de, Osmanlı döneminde de “Eski Türkçe” diyebileceğimiz aynı dil vardı. Peki “Osmanlıca” lafı nereden çıktı? (Allah Allah, Selçuklulara, hatta daha öncekilere de mi “Osmanlı” diyeceğiz yani?) Bu adın İngilizler tarafından XIX. Yüzyıl sonunda takıldığı rivayet edilir. (Üzerine basarak söyleyelim: “Eski Türkçe”nin sadeleştirilmesi, şanlı Osmanlı atalarımıza yöneltilen düşmanlıkla karıştırılmamalıdır. Ona düşmanlık, babana, dedene, kendine düşmanlıktır. Ayrıca unutmayalım ki, Selçuklular, sonra Osmanlılar olmasaydı bugün Türkiye’de ne Türk, ne de Türkçe olurdu.)
YA “ÖZ TÜRKÇE ”?
“Öz Türkçe” sözü de yanlış. Her dil de, halkın gündelik dili ile hukuk dili, tıp dili, bilim dili, felsefe, hatta kısmen edebiyat dili arasında fark olur. Özellikle çoğu Batı dilinde, bu “üst dili” sadeleştirmek, halk diline yaklaştırmak mümkün değildir. Çünkü öyle dillerin (hele İngilizce’nin) fazla bir geçmişi olmayıp ileri düzey terimleri Latince ve eski Yunanca’dan türetilmiştir; kendilerinin kök dilinden türetme kuralları yok veya kalmamıştır (Roma İmparatorluğu etkisi). Türkçe ise en az on bin yıllık bir Avrasya dili (öbüt kıtalara da taşmış); belki de en eski dil. Matematik gibi olan kuralları, terim üretme yetenekleri binlerce yıldır yaşıyor. Bu kuralları iyi bilen herkes her devirde, her dal, her meslek için gerekecek yeni kavramlara karşılık terimleri türetebilir, o konuda eğitimi olmayan her hangi bir kişi de, aşağı yukarı ne ifade edildiği hakkında bir fikir sahibi olabilir. Bu kurallar Türkçe’nin her lehçesinde de, en eski Asya Türkçe’sinde de, günün halk Türkçesinde de mevcuttur. O halde bu şekilde türetilen terimlere “Kök Türkçe” dememiz daha uygundur. (Ve işbu adı burada şimdi öneriyorum). “Kök Hücre” diyelim; zaten “Öz Türkçe” sözü, sahte sağ, sahte sol çatışmasının yoğun olduğu yıllarda yıprandı; iki tarafın da elli yıl süren bağnazlığı, dar görüş ve saplantıları Türkçe sevgisi ve merakı yerine ona ipe sapa gelmez bir acayip “sağ-sol” siyaseti karıştırmaları Türkçe’ye zarar verdi; Türkçe’nin ikiye bölünüp iki parçasının da eritilmesine zemin hazırlamış oldu.”
“Atatürk döneminde ulusal hamleler yapılırken, yeni bilim/teknik terimleri kesinlikle Batı dillerinden alınmayacak, “Kök Türkçe”den türetilecek, bu suretle sair Avrasya Türk lehçeleri, ve (o da zaten “Kök Türkçe” olan) halk dilimizde de yeniden bütünleşme sağlayacaktı. İşte Atatürk’ün Dil İnkılabı aslında bu idi.” (Aydınlık Dergisi, 29 Mayıs 2005, sayı 932, sayfa 56)
TASFİYECİLİKTEN DOĞAN BOŞLUĞA İNGİLİZCE BOZUNTUSU
TARZANCA SÖZCÜKLER HÜCÜM ETTİ
Gaye bin yıldır halk diline kadar girmiş, bazısı manevi manalar da taşıyan sözcükleri tasfiye etmek, “Eski Türkçe”ye “Osmanlıca” diyerek bizi tarihimize, atalarımıza yabancılaştırmak, Türk Dünyası’nın o zamana dek mevcut olan ortak Türkçe’sini, ortak edebiyatımızı bertaraf etmek değildi, ama 1950’ler ve sonrası, bilim/tekniği (kök) Türkçe’yle yapma gayesinden uzaklaştığı gibi, mevcut eski Türkçe kelimelerin, halk diline ve edebiyatımıza iyice yerleşmiş olanlarının bile tasfiyesi yoluna gidildi. Oluşan boşluğu vaktiyle “Anglomanlıca” adını taktığımız İngilizce bozuntusu, “Tarzanca” sözcükler hücum etti. Bunlar halk diline, edebiyat, basın-yayın diline sokulmak istendi. Ne eski Türkçe, ne Türkçe! Yerine “Anglomanlıca” Bilim/teknik/tıp dilinde de aynı tutum sergilendi; eski Türkçe mevcut terimlerden vazgeçildiği gibi, kök Türkçe’den terim türetme yerine “Tarzanca” ile eğitimle derinden desteklenen yabancı, “Anglomanlıca” salatası yeğlendi.
TÜRKÇE KONUSUNDAKİ İLKELERİMİZİ SIRALIYALIM:
1. Eski aydın diliyle, halk diliyle, tarihi ve günümüz Avrasya lehçeleri ile Türkçe bir bütündür. Tümüyle kullanılmalı ve öğretilmelidir. Türkçe’nin bütünü etrafında tüm aydınlarımız birleşmeli, Türkçe, tarihimizle geleceğimiz arasında, hem de Avrasya coğrafyasındaki Türk halkları arasında yeniden köprü olmalıdır.
2. Türkçe’nin bölünmesine ve tasfiyesine hayır, zenginleştirmeye evet.
3. Kavramların “eski”, “yeni” yeni Türkçe karşılıkları dururken, “Anglomanlıca”, “Tarzanca” laflar kullanmayacağız. Örneğin, “teferruat” ve “ayrıntı” dururken “detay” deme züppeliği de ne oluyormuş?
4. Yeni kavramlara karşılıklar, binlerce yıllık ve halk diliyle de bağdaşıl olan “Kök Türkçe”nin matematik gibi terim türetme kurallarıyla karşılanacak; bu kuralları okulda herkes iyi öğrenecek. “Kavram”ları Türkçe başka türlü (ve çoğu kez Batı dillerinden daha uygun ve güzel) ifade ederiz.
5. Bin yıldır kullandığımız, bazılarını Arapça, Farsça köklerden Türklerin türettiği, çoğu halk diline kadar girmiş “Eski Türkçe” sözcükleri tasfiye etmemeli, onları da kullanmalı ve öğretmeliyiz ki geçmişimizle, atalarımızla, edebiyatımızla bağlarımız kopmasın.
6. Eşanlamlılar hakkında ilke: Her dilde eşanlamlı gibi başlayan kelimeler zamanla anlam kaymasına uğrar; her birisi biraz değişik anlama gelmeye başlar. Bu dili zenginleştirir. (Laf, söz; kelime, sözcük, bilim, ilim ikililerindeki gibi.) Ayrıca her kelimenin üstünde tarih ve kültür birikimini yansıtan bir “çağrışım bulutlu” vardır.Tüm bu sebeplerden “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” tüm sözcükleri korumalı ve kullanmalıyız. Türkçe’de “münakaşa”, müzakere”, “münazara” birbirine yakın ama önemli değişik anlamlara gelir. Bunları atıp, yerine sadece, kendisi de çok güzel bir “Kök Türkçe” sözcük olan “tartışma”yı koyarsanız dili fakirleştirir, yaratılan boşluğu “Tarzanca” kelimeler dolmasına yol açarsınız.
7. Eski-yeni her türlü güzel Türkçe’si dururken İngilizce bozuntusu laf paralamanın kökeninde yabancı dille (genelde şimdi “Tarzanca”) eğitim yatıyor. Bu sömürge, bu misyoner okulu türü eğitim çocuklara aşağılık duygusu aşılarken, bir yandan da düşünme kabiliyetini körletmekte, ulusal bilinci de yıpratmaktadır.
8. Garip İngilizcemsi dükkan, işyeri, şirket, renkli, allı pullu,”magazin” türü dergi/mecmua adları salgınının da kökünde aynı aşağılık duygusunu, sömürge ruhunu ve tabii yabancı dille eğitimi bulabilirsiniz. İlkemiz, yabancı dille eğitime hayır, mesleğe göre gerekebilecek yabancı dilleri ayrıca, yabancı dil derslerinde, yabancı dil öğretme uzmanı öğretmenlerle öğretmeye “evet” olacaktır. (Atatürk’ün milli eğitim ilkesi de buydu.)
9. Her düzeyde okullarımızda “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” hepsi çok iyi öğretilecek, son on yıl öncesine kadar olduğu gibi binlerce yıllık edebiyatımızın tümü okutulacak. Gençler, 40-50 yıl önceki bir yazıyı anlamakta zorluk çekmeyecek. Nerede görülmüş? Atatürk’ün “Büyük Nutku”nu bile “sadeleştiriyoruz” bahanesiyle tercüme edip anlamını bile kasten değiştiriyor; üstelik ruhunu, üslubunu, gücünü yok diyorlar… Herkes, yazar nasıl yazdıysa aynen öylesini okuyup anlayacak. Yoksa, zaten ne edebiyat kalır, ne yazar.” (Aydınlık Dergisi, 932,933, 5/12 Haziran 2005 sayıları)
Bütün bunları okuyup değerlendirdikten sonra bir kanıya varıyorsunuz. Söylenenler, saptamalar doğru. “Eski Türkçe”, “Kök Türkçe” yaklaşımı bana ters gelmiyor. Cıvıklaşmaya başlayan kültür emperyalizmine ve her türlüsüne karşı tavır almaktan başka çıkışımız olmadığı gerçeği bir kez daha doğrulatıyor kendini. Dilimizi yabancı sözcüklerden ayıklarken, yüzyılların süzgecinden geçerek gelen, çoğu değişime uğramış, dilimizde farklı söylem kazanmış Arapça ve Farsça kökenli sözcüklere eskisi gibi itici bakmamayı öğreneceğim ilkin! Hele hele Türkçe’sini bulamadığım, ya da oturmayan sözcüklerin yerine “eski Türkçe”den alacağım kelimeleri kullanmaya çalışacağım. Kültür emperyalizminin öne çıkardığı Batı dillerinden sözcük yerleşmesine karşı dilimi korumayı sürdüreceğim.
İyice biliyoruz ki, dilimizi koruyup geliştirmek yurdumuzun ulusumuzun geleceği ile bağlantılıdır. Emperyalizme karşı direnmek ve ulusal dirliği güçlendirmek dilimize yapılacak katkıların en büyüğüdür.
(ve Cemil Meriç'in ''KAMUS NAMUSTUR!''u ile noktalayalım.)
Değerli noktalar... Paylaşmaya ve okumaya devam...
SİNANOĞLU SÖZLERİ
"...GENÇLER, Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin. Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ile maneviyati dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokuNUR!''
ÖNÜMÜZDE IKI YOL VAR: YA UYANIP, KENDIMIZE GELIP DILIMIZI KORUYACAGIZ YA DA IKI NESIL SONRA TÜRKIYE DIYE BIR ÜLKE VE TÜRKÇE DIYE BIR DIL KALMAYACAGINI KABUL EDECEGIZ. SEÇIM SIZIN…
"...Ben baktım, Türk Bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerceveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim, dedim ki:
Gideceğim ve orada söz sahibi olacağim, ondan sonra gelip o namussuzlarla burda uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nin efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim. Ve işte bizi gönderdiler..."
forum başlığını görünce çok sevdiğim ve anlamlı bir şiiri paylaşmadan geçemeyeceğim....
Karamanoğlu Mehmet Beyi Arıyorum
Göreniniz, bileniniz, Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı:
Bu günden sonra, divanda, dergâhta,Bârgâhta, mecliste, meydanda
Türkçeden başka dil konuşulmaya diye
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şasırdım merak ettim,
Dolandığımız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, Radyo sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna
Şaşıranınız var mı?
Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun, damping olduğuna
Kananınız var mı?
İlan tahtasının illboard, sayı tablosunun skorboard,
Bilgi alışının rifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğrasın hobby olduğuna
Güleniniz var mı?
...
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişindewelcome çıkışında goodbye
Okuyanınız var mı?
...
İş hanımızın plaza, bedestenimizin galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye
Gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye
Ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks,
Üç katlı komşu evini ripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye
Koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk
Diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye
Konuşanınız var mı?
....
Toprağımızı, bayrağımızı,
İnancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığına, talan edildiğine,
Özün el diline özendiğine,
İçi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi,
Ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi,
Ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor,
Dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum,
Göreniniz, bileniniz,
Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı ...
Hayal meyal hatırlayıp da,
Sahip çıkanınız var mı?
Dilimizi aşındıran, kültürümüzü manevi değerlerimizi erozyona uğrutan sözde uygarlık olan batılılaşma hastalığının etkileridir bütün bunlar.
Osmanlıca, Öztürkçe Derken…
Türkçe konsunda da milleti böldüler. Türkçe’ye meraklı olanların bile kafasını karıştırdılar.
Biri “Öz Türkçe” tutturmuş öbürü “Osmanlıca”. Bu kargaşada sonra birileri (“Cemiyet” üyesi) çıkar. “Canım işte, resmi dili İngilizce yapalım da herkes rahat etsin,” deyiverir. Behey gafilan! Türkçe ile ilgileniyorum zannederken, bu millete, hem de Dünya Türklüğü’nün istikbaline ne büyük kötülük ettiğinizin farkında mısınız?
“Osmanlıca” sözünü geçen asır İngilizler icat etti. Her dilde devletin idare dili, hukuk dili, ayrıca tıp dili, bilim dili ile halkın köydeki, kentteki gündelik dili arasında büyük mesafe vardır. Bu eğitimle kapatılamaz mı?
Ey Türkçesevenler (yani vatanseverler, Türk kimliğini sevenler)!
Şu ilkelerde kesinkes birleşmeliyiz:
*Birinci İlke: Osmanlıca, Öz Türkçe diye bir ayrım kabul edilemez. İkisi de Türkçe’dir. Türkçe’nin her lehçesine, her düzeydekine, eskisine, yenisine sıkı sarılalım.
*İkinci ilke: Tasfiyeciliğe “Hayır”, zenginleştirmeye “Evet”
*Üçüncü ilke: Her yeni kavrama, her bilim/teknik dalına Türkçe terimler, Türkçe’nin matematik gibi keskin ve kudretli olan kurallarına göre türetilecek, türetilmiş olanlar kullanılacaktır. /Bu, aynı zamanda Atatürk milliyetçiliğinin de temel ilkesidir./
Türk vatanseverleri/yurtseverleri, Türk ve Atatürk milliyetçileri/ ulusçuları:
*Türkçe’ye sahip çıkmak, Türkiye’ye, Türk kimliğine, kültürüne, Türklüğe sahip çıkmak demektir!
Birbirimize düşmekten vazgeçeceğiz ve birilerinin İngiliz atıyla Üsküdar’a geçmesine izin vermeyeceğiz!
Avrupa’ya Çok Şey Öğrettik
Açın bakın: Ortaçağ sonunda bu Avrupa’ya, bu kara, cahil, yobaz, temizlikten haberi olmayan, vebadan kırılan perişan Avrupa’ya bilimleri öğreten Türkler’dir! Matematiğin birçok dalını icat eden Türk matematikçileridir. Birçok, bir tane değil. Uluğ Bey’i bilirsiniz, “logaritma”, “algoritma” lâf ve kavramlarının “El Harezmi”, yani “Harezmli”den geldiğini bilir misiniz? Batı’nın kitapları yazıyor, ama bir türlü “Türk” diyemiyor; dili varmaz. “Arap matematikçisi El Harezmi” diyor da, sonra ekliyor: “Özbekistanlı’dır, yani Türkistanlı. İnsaf artık. (Biz bu Batı’dan mı medet umuyoruz?)
Batı’ya cebiri de, kimyayı da, gökbilimini de, ruhbilimi de biz öğrettik. Kendimizi, tarihimizden, atalarımızdan aldığımız manevi güçle, ileriye bakarak toparladığımız zaman Batı’ya, dünyaya, gene çok şey öğretiriz.
Öbürleri teknoloji geliştirir, sonra binbir dalavereyle insanları gittikçe daha perişan, daha fakir köleler haline sokarlar. Bizim tarihimizden gelen bir de “gönül” tarafımız var, insanlık tarafımız var. Batı’ya kaç kere öğrettik, yine unuttular, yine öğretmek bize düşüyor. Onun için biz en az onlar kadar ve daha üstün duruma geleceğiz; gelmememiz için hiçbir sebep yok. Önümüzde de büyük imkanlar var; sadece kafayı toparlamak, aşağılık duygusundan kurtulmak lazım. Bunu yaptığımız zaman bu Batı’ya, “bu teknolojiler, bu gelişmelerle insanlık için nasıl çalışılır ve bütün insanlık için faydalı hale getirilir”i de gene biz öğreteceğiz; onlar yapamaz bu işi.
Bize Düşen İşler Çok
Bizim için durup dinlenmek, yıkılmak yoktur! Biz önce kendimi toparlayacağız bir, ikincisi Türk dünyasının toparlanmasına yardımcı olacağız. Ondan sonra şu İslam Dünyası’na yardımcı olalım; Batı’nın köleliğinden kurtulmalılar. Onların da şu aşağılık duygusundan, Batı’nın oyunlarından kurtulmalarına destek olmalıyız. Diyelim o da oldu; ondan sonra Batı’nın insanını bir daha yetiştir, bizim işimiz çok. Türk gençliği, üniversiteli gençlik sınıfta yok, laboratuarda yok, araştırmada yok, düşünmede yok, hepsi kantinde. Kantinde ne yapıyorlar? Vatan mı kurtarıyorlar? Hayır; oturmuşlar duvara bakıyorlar ,saatlerce. Dedim bunlar nasıl vakit buluyorlar? Bu gençliğe bu kadar iş düşerken, önüne bu kadar hedef çıkmışken, gençlik nasıl oluyor da saatlerce kantinde aylak aylak oturup duvara bakıyor? Nasıl vakit buluyorlar? Hayret!
Oktay Sinanoğlu/"Hedef Türkiye" eserinden