Atatürkün sevdiği rakılar
Konumuza Tekel İdaresinin kuruluş dönemiyle başlamamızın daha doğru olacağına inanıyorum. Çünkü, Tekel İdaresi, geleneksel rakımızın karakteristik özelliklerinin oluşmasını sağlamış, bu kuruluşun üstün çabaları sayesinde bütün özelliklerini koruyarak günümüze kadar gelebilmiştir. Bugün de aynı çabalar Mey İçki Sanayi tarafından büyük bir hassasiyetle sürdürülmektedir.
Tekel İdaresinin kuruluş öyküsüne gelince. 1 Haziran l926 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Mart l926 günlü ve 790 sayılı yasanın 30. maddesi ile 22 sayılı Men-i Müskirat Yasası (Alkollü içkileri yasaklayan kanun) tümüyle yürürlükten kaldırılmış oldu. (Bilindiği gibi, Ulusal Kurtuluş Savaşımız sırasında her türlü alkollü içki üretimini ve tüketimi yasaklanmıştı.) Böylece, her türlü alkol ve alkollü içkilerin devlet tekeline bırakan bu yasa, Tekel İdaresine iki yıl içinde alkollü içki üretim tesisleri kurma görevini vermişti. 1 Haziran l932 tarihinden itibaren de, değişik alanlara, ayrı ayrı müesseseler halinde faaliyette bulunan İnhisar İdareleri 1980 sayılı yasanın 2. maddesi uyarınca bir Genel Müdürlük altında birleştirildi. İşte, Tekel Genel Müdürlüğünün kısa geçmişi böyle.
O yıllara Alâ ve Aliyülâlâ rakılar imzasını atmıştır. Örneğin, Hususi ve Fevkalâde Hususi rakı âliyülâlâ rakılardır. Ve bunların etiketleri altın varak olup taş baskıdır. O yıllarda rakı şişelerinin ölçüleri 10, 15, 25, 50 ve l00 cl. idi. Küçük hacimli 10 ve 15 cl.lik şişeler daha sonraki yıllarda Sağlık Bakanlığının ısrarlı talepleri üzerine üretimden kaldırıldı. 1955 yılında da standart hacimlerde 35, 50 ve 70 cl.lik şişeler kullanılmaya başlandı. Daha sonraki yıllarda 50 cl.lik şişeler de piyasadan kaldırıldı. Ancak, 5 cl.lik minyatür şişe rakılar devreye sokuldu. Bu arada Âlâ İstanbul Rakısı ve Âlâ Boğaziçi Rakısı rakı tutkunlarının beğenisine sunuldu. Âlâ Boğaziçi Rakısı yaş üzüm suması ve çeşme anasonundan üretiliyordu. Bunları Âlâ Nazilli ve Âlâ Aydın rakıları takip etti. Ulu Önder Atatürkün bu Âlâ ve Aliyülâlâ rakılardan içmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Tekel Genel Müdürlüğü yasal olarak yapılanmaya başladığı yıllarda, Hikmet Feridun Es, Bir Şişenin Tarihi başlıklı ilginç yazısında dönemin Hanım, Keyif, Baküs, Dem ve Âlem rakılarından bahsetmiştir. O dönemin rakılarından biri Ruh ve diğeri de Jale rakısıdır. Dönemin diğer kaliteli rakıları ise, Stafilina (düz etiket), Stafilina (horoz amblemli), Bahçe, Üzüm Kızı, Harika, Ankara, Memur, Bilecik ve Dimitrikopulo rakılarıdır. Bu rakıların hepsi özel sektör tarafından üretilir.
O dönemde kaliteli rakı üretimi için çekirdeksiz kuru üzüm ve Çeşmede yetiştirilen anason tercihen kullanılıyordu. Özel sektör rakı üreticileri daha sonraki yıllarda ürettikleri rakının sumasını yasa gereği Tekel Genel Müdürlüğünden almaya başladılar. O dönemde Tekel Genel Müdürlüğü yasaların verdiği yetki çerçevesinden özel rakı imalathanelerinin ürünlerini üretiminden tüketimine (satışına) kadar denetlemeye başlamış, bu sıkı denetim sayesinde geleneksel rakımızın karakteristik yapısı ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda da geleneksel içkimiz Avrupa Konseyi Yüksek Alkollü İçkiler Komitesi tarafından Türk Rakısı olarak tescil edilmiştir.
Yukarıda sözünü ettiğim rakılardan Bilecik ve Dimitrikopulo rakıları Atatürkün en sevdiği rakılardan ikisidir. Pek tabii ki bir üçüncüsü de Atatürke maledilen Efsanevi etiketli Kulüp Rakısıdır. İçki kültürümüzde büyük değişim ve gelişimler yaşanmış olmasına rağmen, Kulüp Rakısının etiketinde hiçbir değişim olmamıştır. Olmamalıdır da İki kişi vardır efsanevi etikette. Bu iki kişi kim olabilirdi ki? Ayrıca, Ulu Önder Atatürk dahil, kimlere benzetilmedi ki? Tekel Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ekber Yeşilyurt, 1980li yılların başlarında efsanevi ekiteki çizen (grafik sanatımızın piri ) İhap Hulusi Hocaya saygı ziyaretine gidiyor. Sohbet sohbeti açıyor, sohbet gönülleri açıyor ve sıra geliyor efsanevi etikete. Lebonun (bugünkü Markizin) her akşamki müdavimlerinden biri olan İhap Hulusi, Ahmet Haşim, Mithat Cemal, Orhan Seyfi, Yahya Kemal, Yusuf Ziya Ortaç ile rakılarını yudumlarken, o doyumsuz anı bir tablo ile ölümsüzleştirmek istemiş. İhap Hulusinin dile getirdiklerine göre, resimdekilerden biri İhap Hulusi, diğeri ise, devrin önde gelen edebiyatçı ve şahsiyetleriyle çok iyi diyaloğu olan, şair ve fikir adamı Fazıl Ahmet Aytaç beydir. Ancak, bu açıklamaya rağmen bugün hâlâ efsanevi etiketteki kişilerin kim olduğu merak ediliyor.
Atatürkün hizmetkârı Cemal Granda, Atatürkün sevdiği rakıyı bir ifadesinde şöyle dile getirir. Atatürk o gece çok neşeliydi. Boğaz dönüşü Marmarada ikinci bir gezinti daha yapıldı. Sabaha kadar içildi. Hepsini hesaplamıştım; üç şişe bira ve yarım kilo (50 cl.) Dimitrikopulo rakısı (üç kadeh de fazlası vardı). İşte bütün milletin ve benim de merak ettiğim içki miktarı bu kadardı.
Atatürkün sevdiği bir diğer rakı olan Bilecik rakısı altın madalyalı bir rakıdır. 1930lu yıllarda Fransada düzenlenen bir içki yarışmasında almıştır altın madalyasını ve 80Xl00 berat diplomasını. O yıllarda Cumhuriyet Almanağının birinde yer alan Bilecik Rakısının, Medhüsenasına lüzum görülmeyen (Övgüye gerek duyulmayan), Fevkalâde Bilecik Rakısı ilanı oldukça iddialıdır. Ayrıca, Mideyi bozmaz! Başı ağrıtmaz! Susatmaz! Halis üzümden çekilmiş ve uzun müddet dinlendirilmiş, rakıları en iyisi Bilecik Rakısıdır ilanı ise, oldukça ilginçtir. Bilecik rakısının imalathanesi Galata Mumhane Caddesi 67 numarada bulunuyor. Adı, aile Bilecikli olduğu için Bilecik Rakısı. Üreticisi ise, İstepan Berberyan. İstepan bey her sabah imalathaneye gelir, imbiklerin içini beyaz bir mendille silermiş, en ufak bir toza, pisliğe tahammülü yokmuş. O kadar işine titiz biriymiş yani.
Ulu Önder Atatürkün sevdiği rakılar hakkında dile getirebileceğim bilgiler bunlar. Pek tabii ki sadece bunlarla sınırlı değil
Vefa Zat (Eskilerden)