Bak o yarışmayı hatırlattığın iyi oldu, Trradomir.
II. şiir/nesir yarışmasıydı… Esasında bu siteye üye olup çıkmıştım… Sonra belki de bir sene kadar girmedim siteye. Günlerden bir gündü… Google’ye ‘Necip Fazıl Kısakürek’ yazdım, birden karşıma ‘Nazım Hükmet Ran’ çıktı. Aşağılara doğru fareyi gezdirdim ve bir forum sitesinin linkine tıkladım. Bu Necip Fazıl ile ilgili bir forum sitesiydi. Siteyi şöyle bir dolaşmaya başladım… O vakit, ikincisi yapılan şiir/nesir yarışmasını gördüm. Kendi kendime, ‘ben bu yarışmaya mutlaka katılmalıyım’ dedim. Bunun için de siteye üye olmam gerekiyordu. Gerekli bilgileri yazıyorum, mail adresime sıra geldiğinde ise bir uyarı yazısı ile karşılaşıyorum. Ben meğer bu siteye bir sene önce, yani 2007 yılında üye olmuşum. Sonra nasıl olduysa oldu, orasını hatırlamıyorum, bir şekilde şifreyi elde ettim ve bu sitedeki serüvenim başlamış oldu… (Bu arada buraya nasıl başladığımızı da anlatmış olduk)
Buradaki ilk ismim ‘Özkan’dı. Sonra ‘2.Şiir/Nesir’ yarışmasında derece yaptım, söz konusu kitapları aldım. İstediğim kitaplar şunlardı: Veliler Ordusundan 333, Reşahat, Başbuğ Velilerden 33. Bu kitapların da etkisi ile buradaki ismimi değiştirdim. İsmim ‘Hacegan’ oldu. Sonra, o zaman ki psikolojik durumumun getirdiği sebeplerden olacak, ismimi ‘zalim’ yaptım. Sonra bu ismi hep kapattım, siteye başka bir isimle üye oldum. Yeni ismim ‘Azizim Hüdayim’ oldu. Kısa bir süre sonra Reyhan hanımdan rica ettim de ‘Hacegan’na tekrar kavuştum. İşte o günden beri de devam ediyoruz.
Neyse, bu ara bilgilerden sonra tekrar mevzua kaldığı yerden devam edelim.
Nihayet yarışmaya katılıverdim. Daha önceden yazdığım ama hiçbir yerde yayınlanmamış şiiri, yarışmanın kurallarına tam vakıf olmadan, yarışmaya katmak istedim. İşte o şiir:
Hiciv
Çıkardık gayri baltalarımızı mahzenden;
Dizilin dehlizde irili ufaklı, sefil düzenden!
Kavramlar pazara çıkmış, irfan tozlu rafta;
Uygarlık ininde mahpus İslam, irtica yafta!
Beyninde tırnak izleri, kan fıçısı cemiyet;
Hikmeti tepeledik, tam tekmil medeniyet!
Kafatası beşeriyetin, kızgın, buharlı kazan;
Çepeçevre hisar içinde beyin, ateşte kızan!
Kaynıyor fokur fokur, cidarlarını çatlatarak;
Ne varsa hepsine berhava, aklı patlatarak!
Bir çıban ki, kızıl kıyamet fışkıran cerahat;
Yekûn hattına dayanmış yara, beşer rahat!
Damar damar akmış agora sahasına irin;
Hayvana, nebata, insana bulaştı eli kirin!
Suda erimiş şeker gibi ahlaka ayarlı damak;
Suda öbek öbek yağ arası etik ipte hamak!
Hayat mayat raddesinde mıhlı bilge kafa;
Abece hututunda felsefe satar mankafa!
Balık ummandan kaçtı, kuş kanat bıraktı;
Nebat el ayak kuşandı; sularda ateş yaktı!
Karada cins cins canlılar, denizde taştılar;
Eteklerini topladı adalar ve bu işe şaştılar!
Kamer sünger olmuş, okyanusları çekmiş;
Şems buzdağına düşmüş, yere ateş ekmiş!
Bulutlarda feveran, kan kırmızı yağıyorlar;
Ovalar, dağlar, yerden yıldırım çakıyorlar!
Pespaye kitaplık sahtekâr, anlatır maval;
Hakikat diye bellettiler yıllar yılı martaval!
İdrake prangalar bağlandı, hür dünyada;
Zanlarını mutlak irade sandılar, rüyada!
Harflerde herze, rakamlarda ters mantık;
Safsata rahlesinde esasa yer, simli sandık!
İrfan neydi? İrfan: Damarlardan akan kan;
Mihrak noktasına, dörtnala koşan safkan!
Anlamaz! Kaldırımlar lisanından anlatsan;
Anlamaz, kirli pabuçlarını çil çil parlatsan!
Yavuz hırsız şarlatan, ocak sahibini horlar;
Savulun, hey arsızlar, bre hey köftehorlar!
Bu şiiri sayfaya yazdık... NFK -FAN’dan uyarı geldi: Selamlar,
‘’Yarışma; Üstad'ın bir yönünü ve ondaki bir özelliği, daha derli toplu bir ifadeyle onun kişiliğiyle, veya bir fikir/edebiyat adamlığı kimliğiyle gerçekleştirdiği aksiyonla ilgili tüm konuları ihtiva ediyor. Yarışmanın asıl öznesi, en azından görünen öznesi Üstad olmak zorundadır ve Üstad'ın özne olduğu her yazı yarışma kapsamına dahildir. "Davası" dendiğinde hem fazla geniş bir yelpazede ürünler ortaya çıkmasına zemin hazırlanmış olur, hem de hoşnut olunması mümkün olmayan muhtevadaki eserler de işin içerisine girebilir. İşe bu kadar geniş bir perspektifle bakarsak neredeyse tüm yazılar bir şekilde konu dahilinde kabul edilebilir. Üstad'ın dava adamlığı yarışma kapsamına dahildir ve bu anlatılırken onun davası ekseninde birşeyler yazma imkanına da sahipsiniz. Yalnız "O da küfre karşı savaşmıştı, ben de küfrü yeren bir şiir yazıyorum" benzeri düşüncelerden hareketle eklediğiniz yazılar yarışma konusunun kapsamı haricinde kalır.
Birden fazla yazıyla yarışmaya katılabilirsiniz, yalnız derece durumu sözkonusu olursa yalnızca en yüksek puanı alan yazınız değerlendirilir.
Saygı ve selamlarımla’’
Anladım ki bu şiir olmayacak. Başka arayışlara geçtim. Zaten yukarıdaki şiirde kafiyeleri tutturduk, ama hece ölçüsü yok. O zamana kadar yazdığım şiirlerin hiçbirisinde hece ölçüsü yoktu. İtaraf ediyorum... O güne kadar şiirlerde hece ölçüsünden haberim yoktu. Yazıyordum öyle işte, ne hece ölçüsü ne bir şey! Kafiye tutsun yeter, diyordum. Bu eksikliğimi fark edince ‘bir daha şiir filan yazmayacağım!’ dedim kendi kendime... Baktım ben böyle kurallara uygun bir şiir yazamayacağım, dahası şiirler birlikte mevzuu tutturamayacağım, bari bir nesir yazayım dedim.
İşte o yazı:
‘’Efendim
Bir kitap arıyorum, bir kitap!.. Zaman ve mekân mefhumuyla perçinlenmiş beşeriyet zarını, bir lahzacık da olsa, delen bir kitap...
Edirne çöl, ben bedevi, kitap arıyorum. Nihayet bir kitapçıda buldum hikmetler deryasından pırıltıları.
Bu kitabın değeri?..
22 YTL.
Sen 20 YTL ver!
Artık dayanamıyorum! Yeşilli meşilli cüzdanıma davrandım bir hamlede...
Adam seslendi:
Sen asker misin?
Evet...
15 YTL versen yeterli!
Tarih: 23.10.2006. Günün misilsiz değeri ise, Ramazan Bayramına denk gelmesi...
Bayram akşamı yemekten sonra koğuşuma çekildim ve elimde Üstat Necip Fazıl'ın 'Çöle İnen Nur' adlı o müthiş eseri, yatağa uzandım. Okudukça açıldım, açıldıkça okudum.
'Başlangıç' başlığı altında Üstat Necip Fazıl, şöyle yazmaktadır:
O akıl budalaları ki, gözün nasıl gördüğünü anlamadan gördüğü şeylere inanırlar, fakat görmediklerine inanmazlar, gözlük üstüne gözlük takarlar ve üstelik görüneni bile göremezler; işte onlar, ellerinde birer istiklal pertavsızı taşırlar, eşya ve hadiselerin posalarını hep onunla incelerler ve hiçbir şey bulamazlar...
Müthiş...
Şu dünya pazarında beni evirip çeviren sahte oluşlardan boğulur gibi oluyorum. Dünya ne, sanat ne, dava ne, mukaddesat ne? İlim, edebiyat, şair, şiir, yazar, roman, hikaye... Devlet, millet, fert, cemiyet... Felsefe, ideoloji, nizam...
İnsan neye hamal?
Tipi bulunamayan kuyular misali, kılçık kılçık beynime batan cımbızlar hüviyetinde sualler? Kanıyor, kanıyor da tırnaklarımın beynimde çizdiği oluklarda, ama neye?..
Yıllardır ezberlediğim posalar, şimdi ruhumu diş diş kemiren kubur fareleri.
Aman efendim! Penceremde helezon gibi dönen bu sahte hayattan, hakikatin eteklerine çağırdın beni. Zaman ve mekan taassubunu delip, vakıalara temizden de temiz bir zaviyeden bakmama sebep oldun.
Benim güzel sebebim.’’
Evet, bu yazıyla yarışmaya girmiş olduk. Bu yazının yarışmada dereceye gireceğini de pek sanmıyorum...
Bir akşam... Başımı yatağa koydum,tavanı bakıyorum... Bende bir duygu patlamasıki, sormayın!!! Bunu hemen yazıya dökmeliyim... Kalktım gece vakti, bilgisayarı açtım ve yazmaya başladım... Kelimeler birbiri ardına dizilip geliyor... İş bunları heceye ve ölçüye sokmak... Önüme dökülen taslağı, elimizden geldiği kadarıyla bir düzene sokmaya çalıştım... İşte o şiir:
Üstat Fazıl
Aman üstat! Bu ne dünya, ne dünya?
Hayat dediği zanla
insan güya,
Gülüp oynar, sanki mesut bir rüya;
Ruhlar dipsiz kuyuya, beşer aya…
Kandillere katran
dır gece çile;
Beyin zarında çatlak, büyük hile…
Ense köküne
balyoz darbesiyle,
Beyninin yırtıkları
ve nafile…
Zamanın pençesinde üstat asi,
Çivi çaktı, bakışıyla Arvasi;
Öksüz kalmış davaya eşsiz vasi,
Çatlasın
Babıâli
ve hamasi!
Mukaddes yüke hamal
üstat Fazıl;
Kahpe düşman: Artık çizil ve yazıl!
Yekûnu tırmaladı onda akıl;
Kaba softa
çekemez asla tek kıl!
Aman efendim aman,
sana bendim;
Sana bağlı, sana mıhlı
kemendim!
Ejderha gecelerde,
mühürlendim;
Fikriyat cümbüşünde nur
yüklendim!
Tamam dedim, ben bu şiirle yarışmaya katılmalıyım...
Nihayet sonuçlar açıklandı ve bu şiir dereceye girdi, 3. Oldu. Büyük bir sevinç yaşamıştım. Hani şöyle düşünmedim de değil: Zavallı üye... Çok uğraştı derece için... Bunun yazdıklarından bir şey olmaz, uğraşlarına puan verelim de derece yapsın!!!
Bu arada şiirlerime de bir nizam getirmiş oldum... Daha çok eksiklerim var tabi. Kabul...
Reyhan hanım benimle irtibata geçti, istediğim kitapları gönderdi... Kendisne ne kadar teşekkür edersem edeyim, azdır.
O aldığım kitapları arkadaşlara verdim, okusunlar diye... Tabiki ilk önce ben okudum... Hacegan ismimin bircik sebepleri kitaplar...
O yarışmamın benim için, şiirlerim için, bu sitedeki devamlılığım için büyük anlamı vardı... Yani o yarışma olmasaydı, bu sitede olmayacaktım belki de...
İşte Trradomir, böyle... Bir ara seninle yaptığım polimikleri de anlatırım... Seni her defasında nasıl yendiğimden bahisle, bir şeyler yazarım... Sen 5 gün ceza aldın, ben 2 gün... NFK-FAN çok adaletli davranmıştı. O zaman ben yeni olduğum halde, sana daha çok ceza vermişti, benim daha haklı olduğumu ima etmişti...