Mecelle

Başlatan: Muvazene Tarih: 03.05.2008 12:03 Cevap: 5

MU
03.05.2008 12:03
#1

Osmanlı Devleti zamânında, Ahmed Cevdet Paşa Başkanlığındaki ilmî bir heyet tarafından, İslâm Hukûkuna bağlı kalınarak hazırlanan ve asıl ismi Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye olan meşhur kânun. Mecelle, lügatte; içinde hikmet bulunan sahife, ciltlenmiş kitap, dergi vs. mânâlarına gelir. 1877 yılında Abdülhamîd Han zamânında tatbik edilmeye başlanmış, 1926’da yürürlükten kaldırılmıştır. Mecelle, 1851 maddeden meydana gelmiş bir kânun olup, İslâm devletlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış, bugünkü mânâsıyla medenî hukûkun ve hukuk usûlünün birçok bölümünü ihtivâ etmektedir.

Osmanlı Devleti, kurulduğu târihten îtibâren İslâm Hukûku esaslarına bağlı kalınarak idâre olunmuştur. Gerek amme hukûku ve gerekse özel hukuk sahalarında, bunun dışına çıkılmamıştır. İslâmiyetin bildirdiği ilâhî kurallardan hiç ayrılınmamıştır. Osmanlı Devleti, asırlarca süren idarî, askerî ve iktisâdî üstünlüğünü, İslâmiyete bağlı kalmasına ve tam tatbik etmesine borçludur. Bu kurallara bağlılıkta gevşeklik başgösterince, devletin yükselmesi durmuş, ilimde, fende, askerlikte daha evvel gösterilen başarılar, yok olmuş, bir duraklama ve gerileme devri başlamıştır.

Devletin her bakımdan yara alması, Tanzimat hareketinden sonra daha çok olmuştur. İslâm dînine yabancı kalan, Avrupa kültürü tesiri altında yetişen ve kurtuluşu batılılaşmakta görenler başta M. Reşid Paşa olmak üzere, Fuad ve Âli Paşalar, Avrupaî tarzda bir takım yenilik hareketlerine giriştiler. Bu yenilik fikrini, devletin idare edildiği kânunlarda da göstermeye kalkıştılar. Bunlardan bilhassa Âli Paşa, Fransa’da Birinci Napolyon zamanında (1804) tedvin edilmiş olan Fransız Medenî Kânunu’nun tercüme edilerek, Osmanlı Devletinde de tatbik edilmesi fikrini ileri sürüyordu. Buna mukâbil Ahmed Cevdet Paşa ve bâzı ileri gelen ilim adamları İslâm hukukunun zengin ve işlenmiş bir dalı olan Hanefî fıkhının kânunlaştırılması tezini müdâfaa ediyorlardı. Bu ikinci fikir gâlip geldi ve tahakkuk ettirilmesi için, “Mecelle Cemiyeti” adıyla ilmi bir heyet toplandı. Başına Cevdet Paşa reis yapıldı. Memleketin en kıymetli İslâm bilginlerinin (fakihlerin) iştirak ettiği bu cemiyet, Osmanlı Devletinin tanzimat devrinde en mühim içtimaî, sosyal hâdiselerinden birini teşkil eden ve Türk fikir hayâtının ölmez ve muhteşem âbidesi olan Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’yi meydana koydu.

Mecelle ve Ahmed Cevdet Paşa: Mecelle, bir heyet tarafından telif edilmiştir. Bu bakımdan onu sâdece Ahmed Cevdet Paşanın eseri olarak göstermek yanlıştır.

Cevdet Paşa zamânında, medenî hukuk sahasında iki zıt fikir vardı:

1) İslâm Hukuk (fıkıh) kâidelerinin bir kânun metin hâline getirilmesi,

2) Fransız medenî kânununun tercüme edilerek kabul edilmesi.

O zamanlar İstanbul’da en tesirli ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. O ve onun entrikalarına kapılanlar ikinci fikrin tatbikat sahasına konulmasını temin etmek için var güçleriyle çalışıyorlardı. Fakat, birinci teze taraftar olanların başında bulunan Ahmed Cevdet Paşanın ve diğerlerinin gayretleriyle, İslâm fıkıh kitaplarından, zamânın icaplarına uyan meselelerin Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye adıyla asrî bir kânun şeklinde yazılması fikri kabul edildi. Ahmed Cevdet Paşa, bu işi yapacak ilmî cemiyete reis seçildi. Paşa’nın yazdığına göre, frenk hayranları, câhil softalar, ecnebî kışkırtmalarına âlet olanlar, bu hayırlı işi baltalamak için çok dalevereler çevirmişlerdir. Nihâyet Mecelle, 1868’de neşrolundu. Ahmed Cevdet Paşa çetin bir mücâdeleden gâlip çıkmıştı. Aşağıdaki satırlar onun bu esnâdaki hissiyatını ifâde etmektedir:

“Avrupa kıtasında en evvel tedvin olunan kânunnâme, Roma Kânunnâmesi’dir ki, Kostantiniye (İstanbul) şehrinde ilmî bir cemiyet tarafından tertip ve tedvin olunmuştu. Avrupa kânunnâmelerinin esasıdır ve her tarafta meşhur ve mûteberdir. Fakat Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’ye benzemez. Aralarında pekçok fark vardır. Çünkü o, beş altı kânun bilen zat tarafından yapılmıştı, bu ise beş altı fakih (İslâm Hukûkunu bilen) zat tarafından, Allahü teâlânın koymuş olduğu yüce İslâm dîninden alınmıştır. Avrupa hukukçularından olan ve bu defâ Mecelle’yi mütâlaa ve Roma kânunlarıyla mukâyese eden ve her ikisine de sâdece birer insan eseri nazarıyla bakan bir zat dedi ki: “Dünyâda, ilmî bir cemiyet vasıtasıyla iki defâ kânun yapıldı. İkisi de İstanbul’da oldu. İkincisi; tertibi, düzeni ve içindeki meselelerin hüsn-i temsil ve irtibatı dolayısıyla evvelkinden çok üstün ve müreccahtır. Aralarındaki fark da, insanın o asırdan bu asra kadar medeniyet âleminde kaç adım atmış olduğuna bir ölçüdür.” (Târih-i Osmanî Mec. No. 47, s. 284)

Mecelle’nin hazırlanmasında hizmeti olan kimseler:

1) Filibeli Halil Efendi,

2) Seyfeddin İsmail Efendi,

3) Şirvanizâde Seyyid Ahmed Hulûsi Efendi,

4) Ahmed Hilmi Efendi,

5) Bağdatlı Muhammed Emin Efendi,

6) İbn-i Âbidinzâde Alâeddin Efendi,

7) Gerdankıran Ömer Hulûsi Efendi,

8) Şeyhülislâm Kara Halil Efendi,

9) İsa Ruhî Efendi,

10) Yunus Vehbi Efendi,

11) Abdüllatif Şükrü Efendi,

12) Ahmed Hâlid Efendi,

13) Karinâbadlı Ömer Hilmi Efendi,

14) Abdüssettar Efendidir.

Bu zevatın bâzıları Ahmed Cevdet Paşa ile birlikte bugünkü Mecelle’nin hazırlanmasında cidden değerli mesâi sarfetmiş, bâzılarıysa daha az çalışmışlardır.

Mecelle’nin yazılması esnâsında pekçok fıkıh kitaplarına ve fetvâ mecmualarına mürâcaat olunmuştur. Bu kitapların adları, merhûm Ebü’l-Ulâ Mardin’in Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Paşa ünvanlı eserinin 167’nci sayfasında ve Kayseri eski müftüsü Mes’ûd Efendinin Mir’at-ı Mecelle kitabında yazılıdır.

İslâm Hukûku denilince birçok kimsenin hatırına Mecelle gelirse de, İslâm Hukûkunun tamâmı Mecelle’den ibâret değildir. Mecelle, yalnız Hanefî mezhebinin muâmelâta âit hükümlerini ihtivâ etmektedir. İslâm Hukûku denilince, Hanefî mezhebi ile birlikte diğer üç mezhebin hükümleri de anlaşılır. Bu hâliyle İslâm Hukûku, dünyâda benzeri hiç bulunmayan bir hukuk deryâsıdır. Bilâhare Mecelle’nin eksik bahislerinin tamamlandığı söylenmişse de şu ana kadar ortaya çıkmamıştır.

Mecelle yazılmadan önce, asırlar boyunca bütün İslâm memleketlerinde ve bu arada Osmanlı Devletinde uygulanmış olan İslâm Hukûkunun bâzı hükümleri, Mecelle ile her an herkesin mürâcaat edip, kolaylıkla anlayıp tatbik edebileceği sâde maddeler hâline getirilmiş ve bu durum büyük bir hizmet olmuştur.

Mecelle’nin içindeki konular:

Mecelle, İslâm medenî kânununun akitler ve borçlar kânunu ile sivil muhâkeme usûlünü içine alan bir kânunnâmedir. Bu, Osmanlı Medenî Kânunu olmak üzere 17 Eylül 1876 (26 Şâban 1293) târihinde îlân olunmuştur.

Mecelle kitâbında, bir başlangıç ile on altı kısım vardır. Hepsi bin sekiz yüz elli bir (1851) maddedir.

Başlangıç, Fıkıh Temel bilgileri olup, yüz birden dört yüz üçüncü maddeye kadardır.

İkinci kısım, Kirâ bilgileri olup, altı yüz on birinci maddeye kadardır.

Üçüncü kısım, Kefil Olmak bilgileridir. Altı yüz yetmiş ikinci maddeye kadardır.

Dördüncü kısım Havâle bilgisi, yedi yüzüncü maddeye kadardır.

Beşinci kısım, Rehin olup, yedi yüz altmış birinci maddeye kadardır.

Altıncı kısım, Emânet’tir. Sekiz yüz otuz ikinci maddeye kadardır.

Yedinci kısım, Hibe bağışlamaktır. Sekiz yüz sekseninci maddeye kadardır.

Sekizinci kısım, Gasb ve Zarar’dır. Dokuz yüz kırkıncı maddeye kadardır.

Dokuzuncu kısım, Hicr ve İkrâh’dır. Bin kırk dördüncü maddeye kadardır.

Onuncu kısım, Şirketler ve Sosyal Bilgiler’dir. Bin dört yüz kırk sekizinci maddeye kadardır.

On birinci kısım, Vekâlet’tir. Bin beş yüz otuzuncu maddeye kadardır.

On ikinci kısım, Sulh ve Afv’dır. Bin beş yüz yetmiş birinci maddeye kadardır.

On üçüncü kısım, İkrâr’dır. Bin altı yüz on ikinci maddeye kadardır.

On dördüncü kısım, Da’va’dır. Bin altı yüz yetmiş beşinci maddeye kadardır.

On beşinci kısım, İsbât ve Yemin’dir. Bin yedi yüz seksen üçüncü maddeye kadardır.

On altıncı kısım, Hâkimlik’tir. Bin sekiz yüz elli birinci maddeye kadardır.

İktisâdî ve Ticârî İlimler Dergisinin 1969 da basılmış, yirmi üçüncü sayısında, profesör Dr. Yılmaz Altuğ diyor ki: “İsrail Devletinin hukûku, memleketin târihi gelişimini aksettirir hâldedir. Temel medenî kânun, Osmanlı Devleti zamânından kalma Mecelle’dir. Mecelle, Filistin’in İngiliz idâresine geçtiğinde, aynen bırakılmış, sonra 1948’de İsrail Devleti kurulunca değiştirilmemiştir.”

Mecelle, Osmanlı Devletinin resmî kânunnâmelerinden biriydi. 1918’den sonra Osmanlı Devletinden ayrılan memleketlerde, daha sonra buralarda kurulmuş olan devletlerde (yeni kânuna tâbi olarak) Mecelle hükümleri cârî kalmıştır. Bu ülkelerde Mecelle, modern lâik mahkemelerce medenî kânun olarak tatbik edilegelmiştir. Nihâyet Lübnan’da (1932), Suriye’de (1949) ve Irak’ta (1953) Mecelle’nin yerini yeni medenî kânunnâmeler almıştır. Daha önce 1878’de Osmanlı Devletinden ayrılmış olan Kıbrıs’ta ve İsrail ile Ürdün’de hâlâ medenî hukûkun esâsını, Mecelle teşkil etmektedir.

Türkiye’de 1926 yılında, Mecelle ile birlikte bütün İslâm Hukuku ve şer’i mahkemeler kaldırılmıştır. Aynı şey, 1928’de de Arnavutluk’ta yapılmıştır. Bosna ve Hersek’te de yalnız şuf’a müessesesi muhâfaza edilmiş olmakla birlikte Mecelle kaldırılmış, İslâm Hukûku bâzı bakımlardan ahvâl-i şahsiyye (statut personnel) vasiyet ve vakıf gibi konularda Müslümanlara uygulanmaya devâm etmiştir. Bütün bunlara normal mahkemelerde bakılmıştır.

Mecelle cemiyeti, vakitsiz kapatılmış olduğundan, bu mühim eser de tamamlanamamıştır. Medenî kânunun mühim konularından olan evlenme, boşanma, gaib, mefkud, vakıf, vasiyet, miras mevzuları Mecelle’de eksik kalmıştır. Yalnız bu konular fıkıh kitablarında geniş olarak yazılmıştır. Her meselenin dindeki hükümleri açıklanmıştır.

Mecelle’nin yazılış tarzı: Mecelle’nin üslûbu bir kânun kitabı olarak şâheserdir. Fesâhet ve belâgatla yazılmıştır. Bilhassa başındaki 99 fıkıh kâidesinin çoğu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler hâlinde girmiştir. Bunlarda Ahmed Cevdet Paşanın akıcı ve düzgün ifâdesi hissedilmektedir. Fakat o devrin Türkçesi hakkında ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle’yi kolayca anlayamazlar.

Mecelle’nin başındaki küllî (genel) kâidelerin çoğu, İslâm fakihlerinden İbn-i Nüceym’in Eşbah ve’n-Nezâir adlı eseriyle Mecâmı Şerhi’nden alınmıştır.

Mecelle’nin şerhleri: Mecelle’nin çeşitli lisanlarda şerhleri, açıklamaları kaleme alınmıştır. Bunlardan, Osmanlıca olarak yazılmış Ali Haydar Efendinin Dürerül-Hukkâm ve Hacı Reşid Paşanın Rûhul-Mecelle, Kayseri Müftüsü Mes’ud Efendinin Arapça olarak yazdığı Mir’atül-Mecelle ve Fransız G. Snopian’ın Code Civil Ottoman adındaki eserler meşhur olanlarındandır. Bunları okuyan garp bilginleri, İslâm Hukûkuna ve İslâmiyetteki sosyal bilgilerin inceliğine ve çokluğuna hayran kalmaktadırlar.

acpzi0.jpg

Ahmed Cevdet Paşa (*

Fotoğraf Kaynak)

ÇA
23.05.2008 23:50
#2

[keşke yine uygulansa: Bildiğim kadarıyla mecelleye göre bir konuda susmak o konuyu kabullenmek anlamına geliyor.bende sevdiğim insana Seni seviyorum dediğimden beri o susuyor.yani mecelleye göre kabulleniyor.ama bunu hiçbir zaman ondan duymadım.Herkes hayata kendi penceresinden bakar bu da öyle birşey.Mecelleyi paylaştığın için teşekkürler.İNŞAALLAH bütün hayırlı duaların kabul olur...

CI
31.05.2008 08:34
#3

Bilgiler için teşekkürler...

 

Yazıyı okuyunca hemen aklıma bir kitap geldi :unsure:

 

 

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci ve Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil hocalarımızın "Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle" isimli kitabı var.

Ben kitabı satın aldım. Ama daha okuma sırası gelmedi.

Aşağıda kitabın arka kapak yazısı;

 

Ahmed Cevdet Paşa Tanzimat devrinin en önemli devlet ve ilim adamlarından biri...

 

İlber Ortaylı'nın tabiriyle "Medresenin son güneşi"...

 

Şeyhülislâmlığın eşiğine kadar yükselmiş, her İlimde âlim, her fende mahir, tarihimizin son medar-ı iftiharlarından... Hayatını ve emsalsiz eseri Mecelle'yi anlatan bu eseri okurken; aynı zamanda devrin medrese hayatını ve ilmî seviyesini; Tanzimat'ın Osmanlı Devleti'ne getirdiği ikilik ve çatışmaları; ıslahatın millî bünyeye uygun cereyan etmesi için Cevdet Paşa'nın verdiği çetin mücadeleyi; ve ilim âlemine kazandırdığı ölümsüz eserleri bulacaksınız. İşte Mecelle'nin ilk yüz maddesinin de hoş bir üslupla açıklandığı bu kitapta her yönüyle AHMED CEVDET PAŞA...

 

Ne demişler:

Adem oldur ki ayağın çekîcek dünyadan. Zikrıt bil-hayr içre güzel adı kala.

 

-----

 

Diye geçiyor kitabın tanıtımında. İnşallah okuyacağım, kitaplığımda sırasını bekliyor.

IL
07.09.2008 15:14
#4

Malumunuz Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye; Osmanlı'nın 'medeni hukuk' sahasında, son devirde yaptığı çok kıymetli bir çalışmadır.Mecelle; Ahmed Cevdet Paşa gibi ilim ehli zatların bulunduğu bir heyet tarafından hazırlanmış ve medeni hukuk sahasında büyük bir hizmet görmüştür.Bu mevzuuyla ilgili Cile54'ün tavsiye ettiği kitabı naçizane bende tavsiye ederim.Kitapta ayrıca Mecelle'nin ilk yüz maddesi (külli kaideler) de mevcut bulunmaktadır.

 

Sitemizde hukuk ihtisası gören arkadaşlarımız varsa Mecelle üzerinde kafa yormalarını ve bu ilmi hazineden istifade etmelerini naçizane tavsiye ederim.

 

...

“Hatası zâhir olan zanna itibar yoktur*”

 

*Bir zannın hatalı olduğu açıksa, ona itibar edilemez. O zan muteber olmadığından, o zanna dayanılarak yapılan şeylere de itibar olunmaz. İnsanlar hakkında kötü düşünceler beslemek, onları bir şeylerle suçlamak herhangi bir delile dayanmadığı sürece hatalıdır. Çünkü hüsn ü zan esastır. “Tevehhüme itibar yoktur” kuralı da benzer bir hüküm getirmektedir. Yani delile dayanmayan ihtimale itibar edilmez.

VA
08.09.2008 01:15
#5

Erol Güngör'ün ''İslâm'ın Bugünkü Meseleleri'' adlı kıymetli kitabında ''Mecelle'' ile alakalı kıymetli tespit ve mülahazalarını verelim. Bize Batı'nın ilmi dışında ki pisliklerinden biri olarak bulaşan, Kur'an daki bazı farzları hiçe sayan (Miras gibi) İsviçre Medeni Kanununu bize zorla empoze eden zihniyetin tahakkümü hala üzerimizde ve nedense bunu biz müslümanlar önüne kemik atılan köpekler gibi hazmetmişiz. Bize inkilap adı altında ne süfliler ulvi gösterilmedi ki!

 

Mecelle'nin mükemmel bir sistem olduğunu Üstad da ifade ediyor ve bir yerde Cemil Meriç'in yazdığını da okumuştum. Aşağıda bu hakikati Erol Güngör de belirtiyor. İslâm düşmanlığı gütmeyen bazı aydınlarımız bunu kanunlar çerçevesinde böyle dile getiriyorlar.

 

''İslâm hukukunun yeni ihtiyaçlara cevap verecek bir gelişme gösteremediği çağlar, İslâm cemiyetinin bir bütün olarak Batı'daki gelişmelere ayak uydurmakta büyük güçlük çektiği çağlardır. Yukarıdaki düşüncenin mantığını tâkip edecek olursak, İslâm hukukunun geri kaldığı dönem, değişmelerin dışarıdan geldiği ve eskiden hiç görülmeyen bir sürat kazandığı dönemdir. Âile, mirâs, vakıf gibi konularda eski hâkimiyetini koruyan İslâm hukukunun ticaret, borçlar, ceza hukuku sahalarında, aynı zamanda usûl hukuku konusunda yerini Batılı hukuk sistemlerine terk etmesi, bütün bu sâhaların İslâm cemiyetinin tâkip edemediği, ancak peşinden yetişmeye çalıştığı birtakım süratli değişmelere uğraması yüzündendir. Nitekim hukukî değişmenin sürati ile siyasî, idarî, teknolojik ve iktisadî değişmenin hızı birbirine paralel olarak gitgide artmış, son elli yılda en yüksek seviyesine varmış bulunuyor.

 

Meseleyi bu açıdan ele alınca, İslâm hukukunun yetersizliği hakkındaki iddiâların yanlış olduğunu kolayca söyleyebiliriz. İslâm hukuku modern (yeni) hayatın imkanlarından özü itibâriyle mahrum değildir; onun dayandığı esaslardan bugünkü hayat için hüküm çıkarmanın imkânsız olduğu söylenemez. Nitekim bunun en güzel örneğini 1876 tarihli ''Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye'' vermiş bulunuyor. Tanzimat'tan sonra Türk devleti modernleşme hareketleri içinde hukuki bünyesinde birtakım değişikliklere lüzum gördüğü zaman, ''hem mehâkim-i şer'iyyede mûteber ve mer'î ve hem de mecâlis-i nizamiyede hukuk dâvâları için kanun vaz'ından müstağni'' olmak için hem modern ihtiyaçları karşılayan, hem İslâm hukukuna dayanan eserlerin yazılmasına karar verilmiş, bu kararın biraz gecikme ile ortaya çıkan mahsulü de meşhur ''Mecelle'' olmuştu. Mecelle'nin alışagelmiş şer'î tedvinlerinden (codifaction) farklı olarak, Batı'daki kanunlar gibi maddeleştirilmiş esaslara dayandığı görülüyor; yâni o, İslâm hukukunun kendi geleneği içinde ortaya çıkmaktan ziyâde modern hukuk sistemlerine intibâk etmek zarûreti ile doğmuştur. Fakat bu intibâk gayretinin başarı ile sonuçlanmadığını kimse iddiâ edemez. ''Mecelle'' mükemmel bir kanun mecmuasıdır ve onu tertipleyen heyetin reisliğine getirilen Ahmet Cevdet Paşa dünyanın büyük hukukçuları arasında haklı yerini almıştır. ''

 

Erol Güngör, İslâm'ın Bugünkü Meseleleri, Ötüken Neşriyat 2005, Sayfa: 87, 88