Yenilerde okuduğum, içinden çıkamadığımız girdaptan bir kesit misali, buruk bir kalble ve tüm fikredebilme gücümüzle halimizin kalbimize sitemini yansıtan aşağıdaki ufak yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.
Gönle Sitem
Sana yıldız rütbesi verildi. Niçin ihanet ettin? Sana yüksek bir mevki verildi. Niçin gözün gayra kaydı? Sana bir neslin mihmandan olma vazifesi bahşedildi. Niçin kıymetini idrak edemedin? Sana gökyüzünde yürüme dersi verildi. Niçin hayat yolunu bir sırat bilmedin?
Sana nefsi boyunduruğa almanın yüce payesi gösterildi. Niçin körlük rolü yaptın; kör ve sağır gibi davrandın?
Sana aşkın kanatlarıyla aşılacak menzil gösterildi. Niçin yol ve yön değiştirdin ve o kanatlan fena dilberlerine doğru açtın? Sana sevda şarabı takdim edildi. Niçin çölde serap aradın? Ve kum dolu çanağı, bengisu kadehi diye diktin? Sana fanilerin ızdırabı öğretildi. Onların çirkin yüzü gösterildi. Niçin kendini aldatma iklimine ittin ve gaflet perdesini gözüne sütre diye çektin? Sana duanın sırlı gücü öğretildi. Şarkılara meftun oldun, dünyevi besteler sardı seni. Çöl şarkıları tüketti, bitirdi özündeki gücü. Sana ilahi lütuflar ülkesi işaret edildi. Gayyalara meftun gözlerle baktın.
Gönlüm sen ne divane imişsin! Ah gönül sen ne mecnun imişsin! Ah gönül sen ne bedbaht imişsin! Bir Amme Cüzü’nü basit bir şekerlemeye değiştin. Bir lokma, bir öpme, bir dane, bir bakma ile battın. Zira harama nazar ettin. Sana ait olmayan mala el uzattın. Yasaklar çizgisini aştın.
Ah gönül niçin kendine yazık ettin? Niçin cenneti şu fani diyara tercih ettin? Cemalullah’ı bir fani güzele değiştin. Bir an-ı seyyalesi cennete denk lezzet veren Rü’yetullah’ı seyretme yerine fani mahbubların çehrelerinde bittin tükendin.
Şimdi fırsat varken; yol yakınken dön! Sana senden yakın olana. Seni senden daha iyi tanıyana. Senin duygularına göre bir âlem yaratana. Sana bütün dostlarından daha şefkatli, enis ve sırdaş olana. Zira O’dur asıl dönülecek olan sevgili. Zira O’dur asıl teslim olunacak Tabib-i Ezeli. Cemil-i Sermedi, Kudret-i Layezali...
Mehmet Erdoğan