Ramazan Anıları :)

Başlatan: kevser Tarih: 04.09.2008 00:15 Cevap: 57

KE
04.09.2008 00:15
#1

Ramazan hatıralarınızı NFK-FAN'larla paylaşmak ister misiniz?:)

 

Hadise bu Ramazan'ın ilk sahurunda gerçekleşti.

Bekar öğretmen ve öğrencilerle beraber kalıyorum...

Arkadaşları, sahur hazırlamaları için kaldırmaya çalışıyorum ama kimse kalkmıyor.

Eğer ben de uyursam sahura kimse kalkamayacak demektir.

Arkadaşların saatlerini birer saat ileri aldım saat 04.15 gibi oldu.

Birine çağrı bıraktım.

Arkadaş saate bakar bakmaz hemen fırladı ve diğer arkadaşları da kaldırdı.

15 dk. da çok ihtişamlı bir sofra hazırladılar.

Tabii ki ben bununla da yetinmedim.

Telefonumdan da 10 dk. önce ezan okuttum.

Ve herkes şokta.

Arkadaşlar dişlerini fırçaladıktan sonra işin aslını öğrendiler ve sabah namazına kadar muhabbet ettik.

Mustafa .B., Çorlu - Tekirdağ (ZAMAN-03.09.2008)

KE
04.09.2008 14:05
#2

1989'da 5 öğrenci arkadaş iftara davetliydik, apartmanı bulduğumuzda ezanlar okunuyordu.

Kayseri ahalisinin cömert iftar sofralarının hayaliyle telaşla asansöre doluştuk.

'Asansör dört kişilik' yazısını biz içeri beş kişi girip asansör düğmesine bastığımızda anlamıştık.

Asansör zemine indi, ışıklar söndü.

Cep telefonu yok, sesimizi duyuracak hiçbir şey yok!

Bekliyoruz ama koridorlardaki tüm yemek kokuları asansörün içine doluyor.

Yaklaşık 40 dakika sonra ayak sesleri geldiğinde gol atmış taraftar coşkusuyla dar alanda geniş coşkulu sarılmalar yaptık.

Gelen baston ve ayak sürünme sesi yaşlı bir amcanın bize doğru geldiğinin habercisiydi.

Hep bir ağızdan: "Help help, amca! Amca! Biz asansörde kaldık yardım eder misin?" diye bağırdık.

İki üç tekrarla anlaştıktan sonra amca kısa ve net şu cevapla bizi rahatlattı:

"Ben teraviye anca yetişiyom! Sizi başkası gurtarsın!"

Aytekin Kılınç, Kayseri (ZAMAN-04.09.2008)

KE
07.09.2008 22:00
#3

Sağ olasın Ragıp abi

 

Ragıp adlı bir abi öğrencileri misafir etmek istemiş

. Bir aracıyla iftara davet etti. Onu tanımıyorduk.

İftardan yarım saat önce heykelin önünde buluşacaktık.

Biz 4 arkadaş heykelin önünde buluşup Ragı Abimiz'i beklemeye başladık.

Tam bu sırada önümüzde bir araba durdu ve içerideki 3 abi bizi çağırdı.

Hemen arabaya doluştuk. İftarımızı harika bir maklubeyle yaptık. Sıra tanışma faslına geldi.

Önce biz kendimizi tanıttık sıra abilere gelmişti. Ragıp Abi'yle tanışmak için bekliyorduk.

Ama hiçbirinin adı Ragıp değildi! Meğerse bize iftar yaptıran abiler bizi değil başka bir grubu davet etmişler, bizi yol kenarında görünce de aceleyle davet ettikleri grup sanıp almışlar.

Daha sonra öğrendik ki gerçek Ragıp Abi de biz diye bu abilerin çağırdığı grubu götürmüş.

Yani kime niyet kime kısmet!

Serkan Turan/UŞAK (ZAMAN-07.09.2008)

KE
08.09.2008 12:02
#4

Sene 1999, yer Kıbrıs. Evde, yemek yapma sırası bende.

Her gün bezelye-makarnadan bıktığımız için ablamdan tarifini aldığım biber dolmasını yapacağım.

Kuş üzümü de aldım ki lezzet katsın. Neyse, dolmayı yiyeni ter basıyor! Ama dolmaya hiç acı atmamıştım. Arkadaşlardan Mahmut "Şu kuş üzümlerini yemeyin arkadaşlar!" dedi "Bunlar galiba çekilmemiş karabiber topları!" Alışveriş yaparken kuş üzümü yerine yanlışlıkla çekilmemiş karabiber almıştım!

Fatih İspirli, Lefkoşa (ZAMAN-08.09.2008)

KE
09.09.2008 14:19
#5

Hızır mı, Sabahattin mi?

 

Bir gün bir iftara giderken arkadan "Hamzaa" diye bir ses duydum.

Devam ettik, ama yine "Hamzaa!" diye bağıran dilenci diyebileceğimiz biri yanıma geldi.

"Ben Hamza değilim." dedim.

Koltuğunun altından bir poşet çıkardı, içi para doluydu bana, "Kaç kişisiniz?" dedi. "20 filan dedim."

"Al bakalım şu 20 kişilik iftar parasını!"dedi. "Hayır, alamam" dedim; ama ısrarla parayı elime tutuşturdu

"Acelemiz var. Size mutlaka teşekkür etmek istiyorum. Neredesiniz?" dedim.

Israr edince "Halde 1 numaradayım, Sabahattin!" dedi. Gittiğimiz evde anlattık.

Abinin biri, "Ben yıllardır haldeyim; ne Sabahattin diye birini duydum ne de 1 numaradaki arkadaşın adı Sabahattin!" dedi.

Münib A. Yılmaz (ZAMAN-09.09.2008)

KE
09.09.2008 14:22
#6

Bisküvici Ramazan

 

Oğlum 4 yaşına kadar kendi yatağında uyumuyordu.

Onu alıştırmak için bir yöntem bulmuştum. Ramazan ayındaydık.

Yatağında uyursa Ramazan'ın gece gelip yastıının altına yiyecek bir şeyler koyacağını söyledim.

O da kabul etti. Bir gün bisküvi, bir gün çikolata koydum. Öylece yatağında uyumaya alıştı.

O seneden beri bu, bizde gelenek haline geldi.

Şimdi oğlum 7 yaşında hâlâ yiyecekleri Ramazan'ın getirdiğini sanıyor.

Bu yiyecekler bazen bayram adıyla da geliyor. Oğullarım Ömer ve Kerem, bu uygulamadan çok memnunlar. Hülya Özbilici (ZAMAN-09.09.2008)

KE
10.09.2008 12:53
#7

İkramlar sekmez!

 

9 yaşındaki oğlumla umredeyiz. Mübarek Kâbe karşımızda. İkindi sonrası acıkırız diye yanıma bisküvi almıştım. Tam yemeyi düşünürken Afrikalı 3 yaşlarında sevimli bir çocuk yanımıza geldi.

Ne vereyim diye düşünürken aklıma bisküvi geldi, 'Bizim çocuk da aç' fikri daha oluşmadan "Olsun, Allah kerim!" fikri hakim oldu ve bisküviyi çocuğa verdim.

Verdim, daha bisküvi elimden ayrılmadan bir poşet hurma kucağıma atılıverdi.

Saniyeler içinde oldu yani. Eğer hasislik yapıp vermeseydim ve o poşet kucağıma o halde düşseydi kendimi çok kötü hissederdim. Rabb'ime şükürler olsun.

M. Aydın (ZAMAN-10.09.2008)

KE
10.09.2008 12:55
#8

İyilik yapan ne bulur?

 

İki yıl önceydi. Akrabalarımı ziyaret için eski mahalleye otobüsle gidiyordum. Eve varmamıza 5 dakika kala ezan okundu.

Yanımdaki çikolatayı yemeyi düşünürken küçük bir çocuk ağlamaya başladı.

Çikolatayı görmüştü. Hemen ona verdim. Otobüsten indiğim anda adamın biri çikolata dağıtıyordu.

Hem de benim verdiğimin aynısından. İftarımı onunla açtım?

M. Selim Alkan (ZAMAN-10.09.2008)

BU
10.09.2008 13:05
#9

MaşAllah Kevser kardeşim, Zaman gazetesinin n-f-k.com temsilcisi gibi olmuşsun smile.gif Ramazan hem ruh, hem sofra, hem de anı bakımından gerçekten bereketliymiş. Cidden güzel ve hoş anılar. Eyvallah.

BU
10.09.2008 13:09
#10
Sene 1999, yer Kıbrıs. Evde, yemek yapma sırası bende.

Her gün bezelye-makarnadan bıktığımız için ablamdan tarifini aldığım biber dolmasını yapacağım.

Kuş üzümü de aldım ki lezzet katsın. Neyse, dolmayı yiyeni ter basıyor! Ama dolmaya hiç acı atmamıştım. Arkadaşlardan Mahmut "Şu kuş üzümlerini yemeyin arkadaşlar!" dedi "Bunlar galiba çekilmemiş karabiber topları!" Alışveriş yaparken kuş üzümü yerine yanlışlıkla çekilmemiş karabiber almıştım!

Fatih İspirli, Lefkoşa (ZAMAN-08.09.2008)

 

Bilhassa bunu tuttum. Bir Gaziantep'li olarak Yemek ve Acı arasındaki kaçınılmaz birlikteliği es geçemem. Lakin çekilmemiş karabiber tohumları benim bile ilgi alanıma girmez/girmesin Allah muhafaza smile.gif

KE
10.09.2008 17:41
#11
MaşAllah Kevser kardeşim, Zaman gazetesinin n-f-k.com temsilcisi gibi olmuşsun :) Ramazan hem ruh, hem sofra, hem de anı bakımından gerçekten bereketliymiş. Cidden güzel ve hoş anılar. Eyvallah.

...

 

ALİ

EVET KARDEŞİM SADECE BU BÖLÜM İÇİN GAZETEDEN ÖZEL KOMİSYON ALIYORUM :D

 

KARDEŞİM ŞAKA Bİ YANA ELİMDEN GELDİĞİ KADAR OKUDUKLARIMI SİTEDEKİ KARDEŞLERİMLE PAYLAŞMAYA ÇALIŞIYORUM.İNŞALLAH FAYDALI Bİ KONU OLUR

 

SELAM VE DUAYLA................

 

İMZA : ZAMAN GAZETESİ N-F-K.COM GENEL YAYIN MÜDÜRÜ KEVSER :D ''EKREM DUMANLI ABİBİNİN KULAKLARI ÇINLASIN :D ''

KE
11.09.2008 04:54
#12

Eşimle aynı evde iftar etmişiz, haberim yok

Eşim ve ben öğretmeniz. Ramazan geldiğinde bizleri farklı bir heyecan sarar.

Çünkü veli ziyaretleri için biçilmiş bir kaftandır Ramazan. İkimizinde yoğunluğu artar bu mübarek ayda....

Çoğu iftarda beraber olamayız. Zira herkes kendi öğrencisini ziyarettedir.

Yine bir gün veli ziyaretinde, velimle muhabbet ederken diğer odadan çocuk sesleri gelmekte.

Velim dayanamayıp dışarı çıktı ve çocuğu "Ne şirinsin." diye severek bizim bulunduğumuz odaya getirdi.

Ne göreyim gelen 10 aylık oğlum Suat Mert. Meğer eşimle aynı eve iftara gelmişiz.

Bu da Ramazanın birleştiriciliği olsa gerek...

Serkan Tunalı, Bursa (ZAMAN-11.09.2008)

KE
11.09.2008 04:57
#13

Fakirin dürümü

 

Ben Tacikistan'li öğrenciyim. Olay İTÜ'de öğrenci olduğum zamanlarda gerçekleşti. Ramazan'ın ilk günü, dersler bitti eve gideceğim, iftar zamanı da yaklaşıyor.

Durakta bekliyorum ama otobüs bir türlü gelmiyor.

Açlıktan başım dönüyor. Durakta bir yer buldum oturdum, başımı dizlerimin üstündeki çantama koydum otobüs gelince duyarım düşüncesi ile öylece uyuyakalmışım.

Uyandığımda etraf karanlıktı. Eve gidersem akşam namazı kaçar, yemek için param da yok.

Ne yapacağımı düşünürken yanıma bir adam yaklaştı, saç sakal karışmış, elbiseleri de yırtıktı.

Önce korktum sonra yüzüne bakınca kötü niyetli olmadığını anladım.

Elinde dürüm ve meyve suyu vardı, bana uzattı almadım.

Çöpten topladığını düşündüm ama dürümcüyü gösterdi ve kendisi için de çantasından çıkarttı.

Beraber yedik ama adam hiç konuşmadı. Ya çöpçüydü ya da evsiz barksız biri.

Anlamadım. Ama anladığım tek şey insanlığı çok iyi bildiği, birçok zengin ama kimseye hayrı olmayan insandan daha insan biri olduğuydu.

Bir insana sırf fakir ya da kötü görünümlü olduğu için önyargılı olmamamız gerektiğini anladım.

İnsanların içindeki insanlığı görebilmeyi anladım.

Bahram Karaev (ZAMAN-11.09.2008)

KE
11.09.2008 05:00
#14

Çamurda sahur

 

Yıl 1998, Urfa Akcakale Savas Hudut Karakolun'da çavuş olarak askerliğimi yaparken, bir sahur vakti 15 km'lik sorumluluk alanımızdaki pusu kurduğumuz mevzilere karakolun zırhlısı ile nöbetçi arkadaşlara yemek dağıtmak için araç şoförü ile yola çıkmıştım.

Sis vardı ve yağmur yağıyordu.

Mevziler camur, arkadaşlar lastik çizmeli ve 4 saatlerinin geçmesini ayakta yağmurluklar ve pançolarıyla bekliyorlardı.

İlk azıklarını alan arkadaşlar yanlarında bulunan bir futbol topu büyüklüğündeki taşların üzerine oturarak (çamura batmamak için) yemeklerini yemeye başlamışlardı bile.

Ben bu manzarayı görünce duygulanıp hüngür hüngür ağlamaya başladım.

İnşallah Rabb'im o arkadaşların oruçlarını fazlasıyla kabul etmiştir...

Mehmet Kusanc, Ibbenbüren, Almanya (ZAMAN-11.09.2008 :) )

BU
11.09.2008 09:55
#15

Ekrem Abi'den Genel Yayın Yönetmen'liğini almak ha biggrin.gif Vereceği ilk tepki işte budur: smile.gif Aman kalsın orada; işini mükemmel yapıyor ve yapmayada devam edecektir inşallah. Malum işinden başka her şeyi yapan medyacılık oynayanları görüyoruz..

 

Seni de n-f-k.com'un Zaman temsilcisi sayalım gitsin. O kadarı da olur her halde kardeş biggrin.gif

KE
11.09.2008 13:46
#16
Ekrem Abi'den Genel Yayın Yönetmen'liğini almak ha :D , vereceği ilk tepki işte budur: :) Aman kalsın orada; işini mükemmel yapıyor ve yapmayada devam edecektir inşallah. Malum işinden başka her şeyi yapan medyacılık oynayanları görüyoruz..

 

Seni de n-f-k.com'un Zaman temsilcisi sayalım gitsin. O kadarı da olur her halde kardeş :D

...

 

ALİ

 

ah kardeşim ah bence bu büyük bi sorululuk.... hissediyorum sitede ala insanlar var onların zaten layıkıyla temsil ettiklerini düşünüyorum aro :D

 

SELAM VE DUAYLA.........

PO
11.09.2008 21:30
#17

Karabiber toplarına ve ""Ben teraviye anca yetişiyom! Sizi başkası gurtarsın!" a bayıldım.. :) Hepsi çok güzel..Allah razı olsun kevser

PO
11.09.2008 22:03
#18

Bir Ramazan akşamı Bedestenli Ahmet Ağa'nın evine çok misafir gelmiş. İftar anında ev çatırdamaya başlayınca misafirlerden biri;

"Aman Ağa! Galiba çatıda bir sakatlık var. Sakın bir kaza olmasın" der.

Ahmet Ağa:

"Efendim, çatı mübarek günü tesbih ediyor!.." cevabını verince misafir şöyle der:

"Aman Ağa! Tesbih ederken cezbeye gelip de secdeye kapanmaz inşaALLAH."

 

 

______________________________________________

 

SARAYDA İFTAR

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül‘e tembih etti:

- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et.

Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi. Harun Reşid şaşırdı:

- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin..

- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz. Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum. Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi. Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış.

 

______________________________________________

 

Adamın biri ramazan günü erik yiyormuş. Bunu gören adam:

- Yahu, Müslüman olan böyle oruç yer mi? demiş.

Adam:

- Hayır oruçluyum, cevabını verince adam, avurdunun şişliğini işaret ederek:

- Ağzındaki nedir? diye sormuş.

Adam:

- Eriktir, demiş, iftara kadar yumuşasın diye ağzımda tutuyorum :)

 

 

______________________________________________

 

Çömlek Hesabı

Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar, Hoca. Bir avuç taş doldurur çömleğin içine Hoca'nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye.

 

Bir zaman sonra arkadaşları: "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar Hoca'ya. Hoca'da: "Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin." der ve evinin yolunu tutar.

 

Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar... Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına Hoca. "Arkadaşlar, bugün, Ramazan'ın kırk beşi" der.

 

Hoca'nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:

 

"Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan'ın kırk beşi olur mu?" diye itiraz eder.

 

Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle: "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın yüz yirmi beşi!"der.

 

______________________________________________

 

 

İki kafadar Ramazanda kadı kıyafetine girip köy köy dolaşmaya ve birkaç basit soru sorup, cevap veremeyen köylüleri falakaya yatırarak para kazanmaya başlamışlar. Kadı Efendinin bu durumdan haberi olunca bunları yakalatmış ve;

 

"Bu sabah namazının, bu öğle namazının, bu ikindi namazının, bu akşam namazının, bu yatsı namazının" diyerek kırk sopa attırıp salıvermiş.

 

İki kafadar köyden uzaklaşınca birisi:

 

"Tabanlarım sızlıyor, şurada oturup biraz dinlenelim." deyince diğeri:

 

"Yürü, yürü! Dinlenmenin sırası mı şimdi? Kadı Efendi teravih namazını unuttu. Eğer hatırlarsa vay halimize."

 

______________________________________________

 

Zinnuni mısri k.s hazretleri bir ramazan bayram sabahı insanların sevinçle bayram ettiklerini görünce

yanındaki talebesine derki..

Ey evlad bunlar bayram ederler lakin bilmezlerki aceb orucları hak katında kabul oldumu..

işte asıl bayram o zamandır

gel biz halimize ağlayalım bir köşede der..

 

filistin3ey5fk5.jpg

 

Bunlarda bizden efendim..Sizinkilerden biraz farklı olarak nükte tarzında..

KE
11.09.2008 23:03
#19
Karabiber toplarına ve ""Ben teraviye anca yetişiyom! Sizi başkası gurtarsın!" a bayıldım.. :) Hepsi çok güzel..Allah razı olsun kevser

senden de allah razı olsun kardeşim...

sen de bizlerle paylaşımda bulunduğun için teşekkür ederim varsa daha zevkle okumak isterim :D :D

BA
12.09.2008 02:21
#20

Ben biraz eziğim bu konuda pek öyle başıma gelen ilginç bi anı yok. Ama ben size şöyle özetliyim ramazan anılarımı :)

 

Ezan okunur sonra duamı ederim veee yerim , yerim , yerim , yerim, ohh be der nefes aldıktan sonra bidaha yerim :D :D

KE
12.09.2008 04:38
#21

Bittiğim an!

 

Adana'dayız. İftar davetine gitmek için otobüsteydik. Sıcaktan nefes alamıyoruz.

Otobüsün bir camı var ki sıkışmış açılmıyor. Gencin biri zorluyordu, "Çekil bakayım bu benim işim!" dedim.

Ne kadar zorladıysam ııh, açamadım! Az sonra bir bayan geldi.

"Camı açar mısınız?" dedi. Ben "Açılmıyor, çok zorladık!" deyip son kez denedim.

Olmadı. Kadın "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek camı açıverdi!

O an nefsimin yönlendirmesiyle güya bir izah cümlesi sarf ettim, "Oruçluyuz ya, ondan açamadık herhalde!" dedim. Hanım, "Ben de oruçluyum!" demez mi? O an çok utandım.

Ekrem Yılmaz (ZAMAN-12.09.2008)

KE
12.09.2008 04:40
#22

Boyalı iftar

 

Öğrenciyiz. Ankara Polatlı'da bir ablada iftardayız.

Ablamızın leziz yemeklerini yedikten sonra gitmek için kapıya yöneldik.

Kapıyı açınca da şoke olduk. Ayakkabılarda bir değişiklik vardı.

Bütün ayakkabılar pırıl pırıl boyanmıştı.

Biz yemekteyken ablamız bizim toz içindeki ayakkabılarımızı boyamıştı.

İnce ve şefkatli ablamızdan Rabb'im ebeden razı olsun

. Nurhan Kandemir (ZAMAN -12.09.2008)

KE
12.09.2008 04:43
#23

Ramazan çadırı gibi!

 

Yakınımızdaki yurtta öğrenciler kalıyordu. Biz de 15 öğrenciyi iftara davet etmiştik ama son anda arayıp gelemeyeceklerini söylediler! O kadar yemek hazırlanmıştı.

Yurdun idarecisini arayıp, 'bari yeni bir ekip oluştursanız' diye rica ettik, "Mümkün değil, yurtta şu an hiç öğrenci yok!" dediler. Hanım, "Bey, koş sokaktan kim rastgelirse iftara davet et." Dedi.

Öyle yaptık, 15-20 kişi iftar sofrasındayken zil çaldı.

Aa, gelemeyeceğiz diyen gençler "ayıp oldu" deyip gelmişler.

Az sonra ikinci zil, bu grup da yurt müdürünün "Abimize ayıp oldu."

ekibi! Olduk mu evde 50 kişi! Ama Rabb'im bereketini veriyor, o yemek herkese yetti, neşe içinde bir iftar geçti. Recep İmre (ZAMAN-12.09.2008)

KE
12.09.2008 04:45
#24

Çorbadan sonra tatlı

 

Konya'nın Seydişehir ilçesinde Hasan abimiz bizi iftar yemeğine davet etmişti.

Önce çorbalar geldi. Sonra da tatlılar.

Hepimiz şoktayız. Mecburen yedik. Daha sonra pilav ve türlü daha sonra da börekler ve dolmalar geldi.

Şokumuz devam ediyor. Meğer buralarda âdet böyleymiş...

Tabi daha sonraki iftarlara hazırlıklı gittik...

Muzaffer Artık, Mardin (ZAMAN-12.09.2008)

PO
12.09.2008 15:21
#25

:) :D Son ikiye çok güldüm Allah razı olsun kevser..Devam et kardeşim lütfen.. :D

KE
12.09.2008 17:11
#26
:) :D Son ikiye çok güldüm Allah razı olsun kevser..Devam et kardeşim lütfen.. :D

teşekkür ederim postmortem kardeşim :D

selam ve duayla...........

KE
13.09.2008 05:12
#27

Onurlu mü'min

 

On yıl önce Ağrı'da arkadaşlarla aramızda para toplayıp, ihtiyaç sahibi ailelere gıda yardımında bulunuyorduk.

Bir Ramazan akşamı harap bir viranenin kapısını çaldık ve el arabası ile çalışıp 6 kardeşine bakmaya çalışan 20 yaşlarında akranımız olan bir gence yardım etmek istediğimizi söyledik.

Genç kaşlarını çattı ve bir yandan lastik ayakkabısını ayağına takarken bir yandan da;

"Şu ileride bir ev göstereyim size, onlar çok perişan oraya verin kolinizi!" dedi

ve tüm ısrarımıza rağmen yardımı almadı. Evlerinde iftar ve sahur için sadece peynir ve zeytin vardı ama komşusuna yolluyordu götürdüklerimizi. Başkentte yaşıyorum.

210 dairesi olan ve zevk için araba koleksiyonu yapanları biliyorum. Acaba nasıl uyuyorlardır?

Savaş Tanır, Ankara (ZAMAN-13.09.2008)

KE
13.09.2008 05:14
#28

Yalnızlık ne zor!

 

1998 yılında öğrenciydim. Birkaç arkadaşla bir sitede kalıyorduk. Hemen her gün bir yerlere davetliydik.

Ancak o gün benim derslerim dolayısıyla davete icabet edememiş ve iftara az kala ancak eve yetişebilmiştim. Hemen kendime bir şeyler hazırladım. Sofra başında ezanı beklerken oturduğumuz sitede herkesin sofra başındaki şen şakrak hâlleri bende derin bir hüzne yol açtı. O an ne kadar yalnız olduğumu hissetmiştim.

Ezan okunmasına karşın lokmalar boğazımdan geçmiyordu.

Ahmet Turan Alkan'ın kitabında geçen cümlenin hakikatina o an varmıştım:

"Dünyada hiçbir insan iftar sofrasında yalnız kalan insan kadar yalnız değildir!"

Semih Genel, Ankara (ZAMAN-13.09.2008)

KE
13.09.2008 05:15
#29

Niyet halis olsun

 

Ramazan'ın ilk haftasıydı. Öğrencilerimizi ilçemize bağlı bir beldeye iftara götürmek için hazırlık yapıyorduk ama mevcut bütçemiz yetmemişti.

Eşim ek para bulmak için ayrılmıştı. Aradan on dakika geçmeden hayırsever bir vatandaş yanımıza gelip öğrenciler için maddi destek yapmak istediğini söyledi.

Bize 50 YTL para bıraktı gitti. Bizim ihtiyacımız ise sadece 10 YTL idi! Öğrencilerimiz için ekstra ikram imkânı doğmuştu. Niyet halis olduktan sonra Yüce Rabb'im hiçbir kulunu yarı yolda bırakmıyor.

Hatice Çin (ZAMAN-13.09.2008)

KE
13.09.2008 05:17
#30

Emr-i vaki...

 

Bayrama birkaç gün vardı. Bazı arkadaşlar memleketlerine gitmiş, evde de yiyecek bir şey kalmamıştı. 3 kişiydik. İftara çok az kala Mustafa kardeşin aklına bir şey geldi.

"Bugün bazı arkadaşlar Ömer abiye iftara gidiyor. Biz de gidelim!" dedi. Ev yakındı.

Tam ezan okunurken kapının önündeydik. Mustafa abi Ömer abiye "Abi biz bu akşam burada mıyız?!" dedi. Ömer abi de gülümseyerek "Bu saatten sonra nereye gideceksiniz, buyurun!" dedi.

O kadar sevindik ki anlatamam. Rabb'im böyle insanların sayısını artırsın.

Fikret Subaşı, Van (ZAMAN-13.09.2008)

KE
14.09.2008 13:24
#31

Bey eve de bekleriz!

 

Bir öğrenci yurdunda idareci olarak görev yapıyordum. Yurt yeni bittiği ve öğrencilerin garip kalmaması için fazla mesai harcamam gerekiyordu. Ramazan'da eve iftarlara gidemiyordum.

Bir gün telefon çaldı eşim,"Bir gün bize de iftara gelir misin?" diye davet etti!

Ben de "Bu daveti programıma alıyorum. Gününü size bildireceğim!" deyip ahizeyi kapattım.

Mehmet Koçibar (ZAMAN-14.09.2008)

KE
14.09.2008 13:27
#32

Yesevi'nin diyarında

 

Özbek komşumuz Kurbaneke'deki iftarı unutamam.

Mustafa Coşkun'la gittiğimizde sofrayı görünce büyük bir şok yaşadık

Dastarhan (uzun yemek masası) tamamen doluydu.

İstisnasız 20 çeşit yemek olan masanın üzeri görünmüyordu!

Arada namazları kıldık, yeniden sofraya davet edildik. 2 -2,5 saat yemek, çay, tatlı faslı sürdü.

Ayrılırken de elimize iki büyük çanta verdiler.

Meğer yemek esnasında neye çok güzel olmuş dediysek âdetmiş onları paket yapmışlar! Diş kirası bu olsa gerek!

Eyüp Yıldırım (ZAMAN-14.09.2008)

KE
14.09.2008 13:28
#33

Davete en güzel icabet

 

İftarımızı bütün işçilerle kardeşçe aynı masada açıyorduk.

İşyerinde kaçak olarak ve zor şartlarda çalışan iki Romen Hıristiyan genç de vardı.

Bir gün bu iki genci de iftarda bizimle aynı masada yemek yemeleri için davet ettik.

O gün iftar saatinde gözlerimiz gençleri aradı. Ama gelmemişlerdi.

Tam suizan ediyorduk ki, ikisi de kapıda göründüler.

Bayramlık diyebileceğimiz elbiselerini giymiş, sakal tıraşı olmuş ve saçlarını güzelce taramış bir şekilde masaya oturdular. Hepimiz çok duygulanmıştık.

Yaptığımız davetin ve bu davete icabetin güzelliğini unutamam.

Mustafa Cuma Yılmaz (ZAMAN-14.09.2008)

PO
14.09.2008 22:54
#34

"Bir gün telefon çaldı eşim,"Bir gün bize de iftara gelir misin?" diye davet etti!" :D

Yüce Rabbimin ne büyük bir lütfu Ramazan ayı bizler için..Ne kadar şükretsek azdır..Şu yazılanlar ve dahası beni çok duygulandırıyor ve aklıma hep üniversitedeki arkadaşlarımı getiriyor.. :) Ramazanda misafir ağırlamak ayrı bir zevk veriyor insana..

Dolu dolu bir Ramazan geçirmemiz dileğiyle, yolu da yarıladık..

Çok sağol kevser :D

KE
14.09.2008 23:00
#35
"Bir gün telefon çaldı eşim,"Bir gün bize de iftara gelir misin?" diye davet etti!" :D

Yüce Rabbimin ne büyük bir lütfu Ramazan ayı bizler için..Ne kadar şükretsek azdır..Şu yazılanlar ve dahası beni çok duygulandırıyor ve aklıma hep üniversitedeki arkadaşlarımı getiriyor.. :) Ramazanda misafir ağırlamak ayrı bir zevk veriyor insana..

Dolu dolu bir Ramazan geçirmemiz dileğiyle, yolu da yarıladık..

Çok sağol kevser :D

 

DUANA AMİN DEMEMEK ELDE DEĞİL :D RAMAZAN AYI KARDEŞLİĞİN DOSTLUĞUN ARTTIĞI BİR AY... ALLAH BAŞKA Bİ AYDA ALMAMIZ MÜMKÜN OLMAYACAK TATLAR VERİYO İNSANA ....İNSAN AYRI Bİ RUH HALETİ İÇİNE GİRİYO...

 

SELAMETLE KARDEŞİM ÖZLETME KENDİNİ :D

 

SELAM VE DUAYLA..............

KE
15.09.2008 04:43
#36

Yarın da bekliyoruz

 

Geçen hafta, Türkiye Belediyeler Birliği faaliyeti çerçevesinde Brüksel'de idim.

Gece otelin oda servisinden sahur yapabilmek için kahvaltılık istedim.

07.00'den önce mümkün değil dediler.

Bana karşıdaki bakkalı tarif ettiler! Bakkal Pakistanlı idi ve ona sahur için bir şeyler baktığımı söyledim.

Nereli olduğumu sordu. Türkiye deyince "Kardaş!" diye seslendi.

Pakistanlı Muhammed Ebrar, "Saat 4'te gelebilir misin?

Gelirsen sana sahurluk pizza ve çay hazırlayacağım." dedi.

Gittim lakin dükkâna değil de evlerine davet etti. Üst kata çıktık.

Abisi Nawaz ve yengesi mutfakta yemek hazırlıyorlardı.

Pakistan sofrasından zengin çeşitlerle hep birlikte sahur yaptık.

Sohbet ettik. Ayrılırken çok teşekkür ettim. Onlar ise "Asıl biz Allah'a sahurda bize misafir gönderdiği için çok teşekkür ederiz." dediler. Ve eklediler; "Yarın da bekliyoruz!"

Atilla Kırbaş, Amasya (ZAMAN-15.09.2008)

KE
15.09.2008 04:45
#37

Kuyruklu kuru ekmek!

 

1988'deydi. ODTÜ'de öğrenciydim. Halley kuyruklu yıldızını teleskopla görebilmek için bir arkadaşla okulda kalmıştım.

İftar için meğer sadece yurtta kalan öğrencileri içeri alıyorlarmış.

Tüm cafe'ler de kapalıydı. Resmen aç kalmıştık. Hava bulutlu olduğundan Halley'i de göremedik.

Bir cafe'nin bahçesinde masa üzerinde kuru bir ekmek parçası buldum ve iftarı onunla yaptım.

Hayatımda yediğim en lezzetli ekmekti:)

Erkut Negis (ZAMAN-15.09.2008)

KE
15.09.2008 04:47
#38

Temizlik timi!

 

Bir abinin evine 5 kişi iftara gitmiştik. Tencereleri bitirmek için (!) çok uğraştıksa da nafile!

Hemen hemen her yemek arttı.

Bitiremeyince, ev sahibi abimiz "Sahura gelin o zaman bitirin" esprisi yaptı.

Bekârlığın da verdiği cesaretle gecenin 3'ünde kapıya vardık!

Zemin kattaki evin kapısında Mehmet Emin hocamız gözlerini ovuşturuyor. 'Hayrola' dedi, "Yemekleri bitirmeye geldik!" dedim. Çok şaşırdı. Sonra, "Espri yapmıştım. Geleceğinizi sanmıyordum!" dedi.

İçeri geçtik, bir güzel sünnetledik!

Osman Akçay, Muğla (ZAMAN-15.09.2008)

KE
15.09.2008 04:49
#39

Durakta kala kaldık

 

Yurtta kaldığımız için iftarlara topluca davet ediliyorduk. Kimsede para yok.

Yol paraları bende emanet. Otobüs durağına geldik ki, paralar yok. Evde unutmuşum.

Öyle kötü oldum ki. En az 10 kişiyiz.

İçimden Allah'ım n'olur yardım et diye dua ederken yaşlı bir teyze yanıma sokuldu ve "Oğlum benim de senin gibi bir torunum var.

Bu parayı ona verecektim ama bayramda gelemeyecek" dedi.

Yok falan dedim ama bu senin dedi. O parayla tüm yol masraflarını karşıladık.

Rabb'ime binlerce kez şükürler olsun, darda kalanı çaresiz bırakmıyor.

A. Salih Yüksel (ZAMAN-15.09.2008)

KE
16.09.2008 04:29
#40

Teksas'ta hüzünlü iftar

 

Teksas'ta müstakbel ev arkadaşlarım, aylardır gelmek için vize alamıyorlar ama Ramazan geliyor!

İçimde iftar için mutlaka bir yerlere davet edileceğime dair bir ümit var. İlk gün işten çıkıp eve döndüm.

Büyük bir hüzün kapladı içimi. Ne arayan var, ne soran. Anladım ki yapayalnız iftar edeceğim.

Çıktım sokaklara ağlaya ağlaya yürüyerek akşamı bekledim. İftarda yapayalnız birkaç lokma attım ağzıma.

İki gün sonra telefonumda "Sesli mesajınız var" uyarısı belirdi, sesli mesaj merkezini aradım.

"Ayşe, bu akşam bize arkadaşlar geliyor, sen de gel. Beraber orucumuzu açalım"!

Gönderilme tarihine baktım, iki gün öncesi! Meğer Suzan Abla davet etmiş de telefon şebekesinin azizliğine gelmişiz. Anlaşılan kaderde bu hissiyatı yaşamak varmış.

Ayşe Demir (ZAMAN-16.09.2008)

KE
16.09.2008 04:30
#41

Kesin evliya

 

8 Eylül günü hayırsever bir insanın evine iftara gitmiştik. Evden çıkarken baktık ki 12 kişilik gruptan biri benim 2 kişinin ayakkabısı çalınmış.

Abimiz kaç numara ayakkabı giydiğimi sordu ve önüme bir çift ayakkabı koydu.

Bir baktım ki, o gün bir ayakkabıcıda gündüz beğendiğim bir ayakkabının aynısı.

Tabii geri iade için çok ısrar ettim ama abimiz kabul etmedi ve bana hediye etti.

Ahmet Karataş (ZAMAN-16.09.2008)

KE
16.09.2008 04:33
#42

Gözyaşıyla dinlenen ezan-ı Muhammedi

 

1950 yılının bahar ayları. Hıfzımı yeni tamamladım.

Burdur Ulucamii'nde Ramazan ayı münasebetiyle ikindi namazını müteakip mukabele okuyoruz.

O zamanlar ezan-ı Muhammedi'yi aslıyla okumak yasaktı.

"Tanrı uludur" falan diye söylemek mecburdu.

Cesaret edip eski usul okuyanlar hapse atılırdı. Halk, bu durumdan çok üzgündü.

Bazıları okunan yeni ezanın uygun olmadığını düşünür, camiye gitmezdi.

O gün ikindi ezanı yeni usul okundu. Cemaat sünneti kılıyordu.

Biz mukabele okuyan hafızlar, müezzin mahfelinde müezzin yardımcılarıyız.

İçeriye iki adam girdi. Doğru müezzin Ali Efendi'ye yaklaşıp kulağına bir şeyler söylediler.

Ali Efendi'nin gözleri birden parladı. Heyecanlandı. Etrafına şöyle bir bakındı.

Az sonra ayağa kalkarak coşku içinde gürledi.

"Allah-u Ekber, Allah-u Ekber!" O an cemaat içinden camları titreden tiz bir ses, "Allaaah!" diye haykırmaz mı, Ali Efendi'nin boğazı düğümlendi. Sesi çıkmaz oldu.

Hıçkırmaya başladı. Cemaat karıştı.

Birbirine sarılanlar, ağlaşanlar, bugünleri de gördük diye el açıp dua edenler.

Şaşkınlık bir iki dakika kadar sürdü. Sonra herkes kendini topladı.

Yeniden kamet getirilerek namaz eda edildi.

Öyle sanıyorum ki, o gün pek çoğunun mutluluk gözyaşı namaz bitimine kadar dinmedi.

Halkın ve Hakk'ın isteğini yerine getirenler, baş tacı edilir, sırt çevirenler ise daima kaybeder.

Hakkı Söyler (ZAMAN-16.09.2008)

 

 

16 Eylül

KE
17.09.2008 13:36
#43

Mum ışığında sahur

 

Konya'da ailemden ayrı geçirdiğim ilk Ramazan'ımdı. Ev arkadaşlarımızdan Nurcan ablamız ilk sahuru hazırlamaya gönüllü oldu.

Sahura uyandığımızda muazzam bir sofrayla karşılaştık.

Nurcan ablamız, mumları yakmış, odayı süslemiş, hepimize ufak hediyeler almıştı.

Fonda Esma-ül Hüsna... Benim için büyük bir sürprizdi. İnce düşünülmüş, ince bir yüreğin bir eseriydi.

O zaman anladım ki; artık yeni bir ailem olmuştu.

Afiyet, şaşkınlık ve biraz da gözyaşıyla sahurumuzu yaptık.

Canım ablam, canım arkadaşlarım sizi hiç unutmayacağım.

Halime Arslan (ZAMAN-17.09.2008)

KE
17.09.2008 13:39
#44

Tevafuğun böylesi

 

Hadise, bu Ramazan'da başımıza geldi. Çankaya'da iftara gidiyorduk.

Yolda yürürken arkadan gelen bir araba arkadaşlarımızdan birine çarptı.

Şoför arabadan indi.

"Bir şey var mı? Varsa hemen hastaneye götürelim." dedi.

Arkadaş sert bir üslupla iyi olduğunu ama biraz dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Şoför "Hakkınızı helal edin." dedi ve gitti. İftar edeceğimiz eve ulaşınca bir de ne görelim?

O şoför de orada oturuyor. Meğer o da aynı yere iftara gidiyormuş.

Tevafuku ikiye katlayan da şu ki: Biz masanın birine sığmayınca bir kişiyi diğer masaya vermek durumunda kaldık ve çarpan arkadaşla çarpılan yan yana iftar etti.

Rabbim denk getiriyor işte...

A. Kerim Oğuz (ZAMAN-17.09.2008)

KE
17.09.2008 13:41
#45

Tatar ailede ilk sahur

 

1995'te Başkurdistan'da üniversite okurken Rusça pratik yapmak amacıyla çevre köylere ailelerin yanına gitme imkanımız oluştu.

Biz üç arkadaş trenle bir köye gittik. Ben askeriyeden emekli Tatar Marat Kalimüllin ailesine düşmüştüm.

Ben tarzanca oruç tutacağımı söylemiştim. Evin hanımı müthiş yemekler yapmıştı.

Bütün aile kalkmıştı. Oruç nedir nasıl tutulur anlatmaya çalıştım.

Emekli Marat abi ertesi gün sahurda niyetlendi. Hayatının ilk orucunu tutuyordu.

Sabahları öğlene kadar iyiydi. Yalnız akşama doğru Marat abi fenalaştı. İftarı zor yaptı.

Akşam teravih namazına gittik, ilk defa teravih namazı kıldı.

İsmail Işık (ZAMAN-17.09.2008)

KE
17.09.2008 13:42
#46

Cennete gitmek için

 

Almanya'ya ilk geldiğimizde (1966) ezan seslerinden mahrum oruç açmak bize garip gelmişti.

Biraz olsun memleket havası oluşması için babam iftar olunca kâğıt poşeti şişiriP patlatır ve "Orucunuzu açabilirsiniz, top atıldı!" derdi. Allah (cc) rahmet eylesin dedem de bize önce 1 saat oruç tutturur ve akşam olunca orucumuzu bizden "satın alırdı". Sonraki yıllarda oruç tutabilme yaşımıza gelince ilk orucumuzu açmadan bizi sırtına alır, odanın içinde dolanır ve, "Orucu tutarsanız böyle kuşlar gibi cennete gireceksiniz." derdi. Bu yöntemi ben de kendi çocuklarımda uyguladım ve benim babam da rahmetli dedemin yaptığı gibi benim çocuklarımı sırtına alıp odada dolaştırdı.

 

Meral Karahan (ZAMAN-17.09.2008)

KE
18.09.2008 11:10
#47

Zihni Amca...

 

Geçen akşam iki arkadaşım iftar vakti bavullarıyla yolda kalınca bizim arkadaşlardan biriyle buluşup iftarı beraber yapmayı kararlaştırmışlar.

Ancak karşı taraf yemeğe dalıp aramayı unutunca bizimkiler kalakalmış. Araştırdığımda "Medine fukaraları gibi'' durakta oturduklarını öğrendim. Hâlâ oruç açmamışlardı. Bizi tanıyan Zihni Amcamıza durumu anlatıp 'Benim söylediğimi bilmesinler' diye de tenbihledim. Hızır gibi yetişen amcamız onları hemen evine davet etmiş. O sırada 'Zihni Amcanın evinin yakın'lığını konuşmakta olan bizimkiler hepten şaşırmışlar. 'Bu adam ermiş!', 'Tam Sır Kapısı'na yazılacak olay!', 'Yok yok. Zaman'a kesin yazarız artık bunu!' yorumlarını duymalıydınız! (Hâlâ bilmiyorlar, Zaman(ı) gelince öğrenecekler:)

 

Hacer, Aydın (18.09.2008)

KE
18.09.2008 11:11
#48

Timur'un filleri

 

Başkurdistan'da 7 kişi gerçekten sofranın "hakkını veren" bir ekiptik! Bir gün bir öğretmenin evine iftara gittik. Yemekler sofraya büyük tencerelerle geliyordu.

Ev sahibi de çaktırmadan gülüyordu. Hayırdır abi deyince anlattı. Bir önceki akşam başka bir öğretmen abi 10 kişilik yemek hazırlamış davet etmiş ama kimse gelmemiş. Yenge söylenmeye başlamış yemekler kalacak diye. Abinin aklına bizim ekip gelmiş ama sadece üçümüze ulaşabilmiş. On kişilik yemeği yemişler, hâlâ mutfağa doğru bakıyorlarmış! Ertesi gün yenge bizim abinin eşini uyarıyormuş: "Aman gardaş, 3 kişi 10 kişilik yemeği yedi, ona göre hazırlan!" demiş. Yemeklerin neden büyük tencerelerle geldiğini o zaman anladık. Adımız Timur un fillerine çıktı!

 

İsmail Işık (ZAMAN-18.09.2008)

KE
18.09.2008 11:12
#49

Suyla iftar

 

Liseden 2 arkadaşla Adana iftar çadırına gidelim dedik. Tam ezan vakti 'yer kalmadı' denildi.

Aç kalmıştık. Öylece başımız yerde, gözler buğulu, karnımızı suyla doyurmak için camiye gidiyorduk ki, bir pikap kornasına basa basa geliyordu. Pikapta kasalarla lahmacun vardı! Benim güzel Rabbim, zor durumda kalan kullarına bir hayırsever vesilesiyle iftarımızı yapmayı nasip eyledi.

 

Oktay Akbulut (ZAMAN-18.09.2008)

KE
20.09.2008 22:19
#50

İstemiyordum ama...

 

14 yaşındayım. Annem evimize ablaları davet etmişti. Onlarla birlikte iftar yapacaktık. Aslında ilk başta hiç de istememiştim.

Ama eve geldiler. Liseli ve üniversiteli ablalar Türkiye'nin dört bir yanından gelmişlerdi. Muşlusu, Mardinlisi, o kadar güzel bir ortamdı ki. Hayatımda geçirdiğim en güzel iftardı. Onlara hizmet etmek o kadar zevkliydi ki. Allah'ım herkese böyle bereketli sofralar nasip etsin.

 

Dilek Şirin, İzmir (ZAMAN-20.09.2008)

KE
20.09.2008 22:20
#51

Hak geçti mi acaba?

 

Orta-3 dönemiydi. Dershanemiz Elazığ'ın çarşı içinde olduğundan vitrinleri göre göre gidiyorduk.

Bir kırtasiyenin vitrininde Kur'an'lar teşhir ediliyordu. Ben de geçerken o vitrin önünde durur, ilk sayfayı okur öyle giderdim. Hatta son günler yaklaştıkça iki yüzünü de okurdum! Ama çocuk aklı işte "Acaba hak geçti mi?" diye de çok düşünürdüm.

 

Mehmet Uğurlu (ZAMAN-20.09.2008)

KE
20.09.2008 22:22
#52

Gençler tutmaz ki!

 

1994 yılı Ramazanında üç arkadaşla birlikte eğitimci olarak Bulgaristan'da bulunmakta idim.

Şubat ayına kadar çok acil ve hızlı bir eğitim süreci ile yetenekli çocuklar hiç olmazsa bir teravih kıldıracak kadar zaruri bilgi ve eğitim verdik. Sonra da erkek öğrencileri kendi köylerindeki camilerde vazife yapmaları için gönderdik. Bir gece saat 24 sularında arkadaşlarla 120 km ötedeki Türk köyüne öğrencimizin ailesine gitmeye karar verdik. Sahur vaktinde köye ulaştık. Hemen her ev uyanıktı. Tamam dedik herkes sahura kalkmış. Sonradan anladık ki o saat ineklerin sağılma saati imiş. Nedense bir hareket yoktu. Biz Ramazan, oruç falan konuşurken ninenin aklına geldi, "Yoksa siz oruç mu tutacaksınız?" dedi. "Evet" deyince, "Ama siz çok gençsiniz" demesinler mi? Sonra konuşurken anladık ki evde sadece dede ve nine oruç tutuyormuş. Köyde de öyle imiş. Sahur kültürü olmayan bu evde sadece süt içip geri döndük.

 

Karani Demir, İstanbul (ZAMAN-20.09.2008)

KE
20.09.2008 22:25
#53
Hak geçti mi acaba?

 

Orta-3 dönemiydi. Dershanemiz Elazığ'ın çarşı içinde olduğundan vitrinleri göre göre gidiyorduk.

Bir kırtasiyenin vitrininde Kur'an'lar teşhir ediliyordu. Ben de geçerken o vitrin önünde durur, ilk sayfayı okur öyle giderdim. Hatta son günler yaklaştıkça iki yüzünü de okurdum! Ama çocuk aklı işte "Acaba hak geçti mi?" diye de çok düşünürdüm.

 

Mehmet Uğurlu (ZAMAN-20.09.2008)

 

BU HATIRAYI OKUYUNCA O KADAR ÇOK ŞAŞIRDIM Kİ.....YARABBİ BU NE İNCE Bİ FİKİRLİLİK .........DEMEK HALA ARAMIZDA BÖYLE YAŞAYABİLEN İNSANLAR DA VARMIŞ......

 

SELAM VE DUAYLA...........

MI
22.09.2008 19:14
#54

Köfteci X'in Sevgi Çemberi

 

Siz de benim gibi, bir köfteci dükkanın camında 'Köfteci X'in Sevgi Çemberine Hoşgeldiniz' yazısını, daha münasibi mottosunu okusaydınız bugün sizler de güzel bir Ramazan anısı ister istemez yaşayacaktınız.Yaa efendim 'sevgi çemberi...'Sipariş veriyorsun akabinde köftelerle beraber sevgi çemberi de geliyor.Hem de müesseseden.Gözünü sevdiğimin yurdum insanı...Rekabet deyip duruyorlar, alın size rekabetin kralı.Küreselleşen dünyada toplam kalite anlayışını kendine düstur edinmiş bir köfteci.Memnun oldum ustam seni tanıdığıma.Yalnız dükkanın ismini yazmadım, meccanen reklam yakışmaz diye.Ajansakta etik nedir biliriz hani.Seni arayan zaten bulur köftecilerin kralı, köftecilerin en Peter Drucker'i..

 

-tamamdoğruyukardakianılarlaboyölçüşemezamayinedeanıanıdırbeğeninyadabeğenmeyin-

KE
22.09.2008 19:39
#55

SEVGİLİMİTAJANI KARDEŞİMPAYLAŞIMINİÇİNTEŞEKKÜREDERİM.GERÇEKTENÇOKETKİLEYİCİBİRANIYDIİNANINTÜYLER

İMDİKENDİKENOLDU!!!!

PAYLAŞIMLARININDEVAMINIBEKLERİZTÜMSİTESAKİNLERİOLARAK...........

SELAMVEDUAYLA............

KE
25.09.2008 15:39
#56

Dişte kiralar yüksek!

Üniversiteli arkadaşlarla birlikte, geçen perşembe iftara gittik. Bu seferki biraz farklı oldu. Zeytinburnu'nda gittiğimiz Hacı Abi ve ailesi bize çok güzel bir iftar hazırlamıştı.

8 kişi idik. Yedik içtik filan. Tam çıkarken bir de ne olsun? Abi hepimize 50'şer lira diş kirası vermez mi!. Öyle sevindik ki! Bu kadar iftara gittim. İlk kez böyle şey gördüm yani. Çıkışta hepimizin ortak fikri "Yeniden iftara Hacı Abimiz'e gidelim!" oldu.

Orhan Han, Zeytinburnu (ZAMAN-25.09.2008)

KE
25.09.2008 15:41
#57

Oruç başa vurunca

Yıl 1970, yaşım 11. Ramazan'ın ilk günleri. Arkadaşlarla Çiğli'de sinemaya gidiyoruz. Oruçluyum. 'Beş dakika ara' verildiğinde hemen bir gevrek yanında da Cincibir gazoz alıp karnımı doyuruyorum.

Arkadaşım "Sen oruçlu musun?" diye soruyor. Ben de evet diyorum. Soruyu birkaç defa daha tekrar etti. Gevrek ve gazoz bittikten sonra bu kez, "Yav, hani sen oruçluydun!' dediğinde ben hâlâ "oruçluyum" diyorum ama, "Madem oruçlusun niye gevreği yedin!' dediğinde aklım başıma geldi.

İsmail Meydi (ZAMAN-25.09.2008)