Bunlar üstattan
"Öz yurdunda garipsin
Öz vatanında parya"
Budoğrultuda sevdiğim bir yazıyı paylaşmak isterim;
Git Anana Selâm Söyle!
Emri yapmamak suçtur, emri tanımamak ise, emri verene isyandır. Buyruğu çarpıtarak, “ Bizden istenen budur” demek ise emir sahibine iftiradır.
İşte, Yüce Türk Milleti, din adına ahkâm kesenleri bu şablona oturtup ayarını tespit eder.
Bir de halka hizmet ettiğini iddia eden menfaatperestler var; oysaki halka hizmeti ancak ve ancak devlet yapar. Devlet de bu işi atadığı memurları vasıtasıyla yürütür ve onlara da bu hizmetlerinden dolayı belirli bir ücret öder. Burada memur devlet adına halka, kendi adına da kazancına hizmet etmektedir. Devlet ise bunu, çoğunlukla, karşılık beklemeden yapar.
Bunun dışında, halka hizmet ettiğini söyleyenler, şarlatandan başka bir şey değillerdir.
Kamu hizmeti gördüğünü, halka hizmet ettiğini, en çok, iddia edenlerin başında da televizyoncular ve basın mensupları gelmektedir.
Şimdi, bunlara sormak lâzım, kazancınız olmazsa bu işi yapar mısınız? Yapmazsınız, o hâlde siz halka değil cebinize hizmet ediyorsunuz; hem de bu işi, çoğu kez, halkın bağrına hançer soka soka yapıyorsunuz.
Neymiş efendim, sorumlu gazeteciymiş, sen kalk, program yapıp, para kazanmak için, güzel bir zillinin görünmez bir yerine gizli kamera tak, gıcık aldığın adamın başına musallat et; sonra da, sorumlu gazeteci olduğunu ve halka hizmet ettiğini, gururlanarak söyle, öyle mi? Aslında senin yaptığın bu işin halk, arasına, bir adı var; ben bu adı yumuşatarak söyleyeyim: Evet bu yapılan, bir nevi, çöpçatanlıktır!
Ayrıca bu gurupta, senaryo yazıp konu mankeni kullanarak program yapanlar olduğu gibi, kendi fikrindeki bir şahsı konuk edip çanak sorular sorarak o fikrin propagandasını yapan silahşorlar de var.
Medya mensupları içinde, devlet, millete ve inanca en çok zararı dokunanlar ise YKK (Yara Kaşıma Kulübü) üyeleridir.
Şanlı Ordumuzun, Kuzey Irak’a Kara Harekâtı yaptığı akşam, YKK’nın baş danışmanı Mehmet Ali Birant bir üniversitenin salonuna “kurukları” toplamış, sözüm ona, program yapıyordu. Söz alanları, mahirane, öyle bir yönlendirdi ki işin şekli; devlete, millete, dine- imana, Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na hakaret etme müsabakasına dönüştü!
Bu adamın hazım cihazı tersinden çalıştığından her programından kötü tötü kokular gelmektedir. Oluşan pisliği örtmek için ne kediler gibi zahmet çekiyor ne de onu domuz misali ortada bırakıyor. “Herkes düşüncesini serbestçe açıklamalı” gibi hazır pislik örtme kapakları var onları kullanıyor ve kuruklara diyor ki, “ Çocuklar tartışmaktan korkmayın, her şeyi, evet, her şeyi tartışabilirsiniz, herkes düşüncesini açıkça söyleyebilir.”
Evet, söyleyebilir, söyleyemezse, ne yapar yapar, ona senin istediklerini söyletir, sonra dinler ve kanıt olarak kullanırsın. Ancak, şunu unutma ki okuduğun haberleri dinleyenlerin, yaptığın programları izleyenlerin içlerinden geçenler de senin yedi sülâlene yeter!
Ülkemde eli değneksiz gezen, bazı, televizyon muhabirleri, sanıkları savcıdan önce sorgulama hakkının kendilerine ait olduğuna öylesine kendilerini kaptırmışlar ki, deme gitsin!
Bunun tipik bir örneğini televizyonda izlemiştik, olay şuydu:
Adapazarı’nda, bazı kişilerin bir araya gelerek toplu ibadet ettikleri yer basılmış, suç aleti olarak tespih, takke, takunya ele geçirilmişti. Sanıklar güvenlik güçlerince minibüse götürülürken bir televizyon muhabiri, sorgulama görevini yerine getirmek için bir zanlıya yaklaşıp mikrofonu dayadı:
—Beyefendi, toplu hâlde zikir yaparken suçüstü yakalandınız, bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Polislerin kollarına girerek götürdükleri sanık sertçe yüzüne baktı!
Acar muhabir:
—Evet, sizi dinliyoruz?
Yaşlı adam başını iki yana salladı.
Muhabir sorgulama görevine devamla:
—Bir şey söylemeyecek misiniz?
Minibüsün yanına gelmişlerdi, yaşlı sanık otoya bindi, kapı açıktı.
Muhabir:
—Bir şey söyleyin!
Yaşı adam:
-Ne söyle’yim oğul, git anana selâm söyle, dedi.
Kalın sağlıkla….
Muhlis AYDIN